Soykırım

Aralık 15, 2018

Çerkeslerin Adige Vadisi'nde son direniş girişimleri, Kafkas tarihinde asla unutulmayacak olan bir olaydır. 7 Mayıs'dan 11 Mayıs 1864 tarihine kadar dört gün içinde Ruslar, bir avuç Çerkes tarafından yenilgiye ugratılmışlardır. Nihayet Rusların kuvvetli bataryalarının ateşi altında bu Çerkeslerin hemen hemen tamamı ölmüştür.

Bu facia, Rusya'nın genıişslemesine karşı Kafkasya'nın açmış olduğu ve yüzyıllaca devam etmiş olan mücadelesinin birçok ve heyecanlı safhalarının sonuncusudur (Adige savunucularının ölümü ile birlikte Çerkes milleti düştü, mahfoldu veya şuraya, buraya dağıldı). Bunun üstüne Kafkas genel valisi olan, Grandük Michel, kardeşi olan Çar'a 2 Haziran 1864 tarihinde aşağıdaki telgrafı gönderdi:

''Haşmetmehap ; 
Kafkasya'daki şerefli savaşın kesin sonuca varmasından dolayı majestemizi tebrike muvaffak olmakla bahtiyarım. İtaat altına alınmamış tek bir kabile kalmamıştır. Bugün askeri birliklerin huzuru ile yüce Tanrı'ya şükran makamında ruhani bir ayin düzenlenmiştir.''

Çerkesistan'ın işgalinin son anlarını, Ed. Dulaurier'in Revu des Deux Mondes'daki bir etüde göre tasfir ettik.

''Liberal'' Çar II. Alexandr'in kardeşi Grandük Michel, son savaşdan hemen sonra Çar tarafından da sevinç ile onaylanmış ve imzalanmış bir kararname çıkardı. Kararname, bütün Adigelere vadiyi bir ay içinde boşaltmalarını emrediyor, aksi taktirde haklarında savaş esiri muamelesi yapılacağını beyan ediyordu. Bu emre uyuldu ve Çerkeslerin %80'den fazlası, askerlerin kılıçları böğürlerinde oldugu halde Osmanlı İmparatorluğunun Avrupa'daki topraklarına, Anadolu'ya, Kıbrıs'a ve Osmanli İmparatorluğu'nun diğer bölgelerine iltica ettiler. Yalnız Rus zabitlerinin nezareti altında Karadeniz limanlarindan karaya çıkarılmış Çerkesleri hesaba katan resmi istatistiklere göre 1864 yılının ilk yarısında Trabzon, Samsun ve Sinop'a çıkarılan Çerkeslerin sayısı 260.000 kişiydi. Resmi belgeler, 1858 yılından, 1861 yılına kadar 308.000 Çerkes'in göç ettiğinden bahsetmektedir.

Büyük göçten önce göç etmiş, sonradan kaçmış, yolda ölmüş olanlar hesaba katılacak olursa, vatanlarını terketmek zorunda kalmış olan Çerkes ve diğer Kafkasyalıların sayısı en az yarım milyon olarak tahmin edilmektedir. Kayıklara bindirilmiş, ağaç dallarından yapılmış kulube evlere yerleştirilmiş, ekseriya yiyecek ve içecekten mahrum, kötü hava şartlarına ve kötü davranışlara maruz kalmış olan göçmenlerin çektikleri ızdırapları ve bunlardan ne kadarı ölmüş olduğunu tahmin etmek güç değildir. Birçok yerde memleketlerini terketmek zorunda kalmış olan bu insanların yarısı açlıktan veya hastalıktan ölmüşlerdir.

Elisée Reclus'ün Çerkes göçmenler hakkında vermiş oldugu rakam, doğru degildir. Gerçekten daha önceki yıllardaki (1859 yılından 1864 yılına kadar) göçmenler dahil olmak üzere, 1864 yılında 507.000 Çerkes göç etmiştir. Göçmenlerin gerçek miktarı, 750.000'den fazla tahmin edilmektedir. 1865 yılında 30.000 kişilik Çeçen, Dağistanli, Çerkes ve Oset, Kuzey Kafkasya'yı terk etmiş ve bu göçmenler tarafından bırakılmış olan topraklar, Kazaklara daığıtılmıştır.

Wassan-Giray Cabağı-Kafkas-Rus Çatısması

“Tarih” denilince herkesin algıladığı “şey” hemen hemen aynı. Yani “savaş”. Çünkü savaş, çok az farkla herkese aynı acıyı verir. İnsan belleği genellikle mutluluğu korumada tembeldir. Ama acıyı kolay kolay unutamaz. Onun için “tarih” denilince acı veren savaş akla gelmektedir. Yine “tarih” denilince akla gelen bir başka “şey” de maalesef geçmiş zamandır. Daha doğru bir deyimle “tarih” dünü çağrıştırmaktadır. Oysa “tarih” bir bakıma ne savaştır ne de geçmiş zamandır. “Tarih” yazıdır. Bugündür. Yarındır ve geçmiş zamandır.

Kısaca tarih, bir ulusun coğrafi bir mekanda dünü, bugünü ve yarınını bir zaman dilimi içinde sorgulayan, yargılayan ve sonuca bağlayan bilim dalıdır. Bu anlamda çoğu ulusun tarihinde unutulmaz acı günler mevcuttur. Ancak bu acı günleri unutamamayı, yeni acılara kaynaklık eden bir mesele haline getirmemeye özen gösterilmezse acılar bitmez. Tarihi olayları kan davası haline getirirseniz yeni kan davalarına zemin hazırlamış olursunuz. Belki de bilerek veya bilmeyerek yaptığımız kişisel tepkilerimizle geçmişe benzin taşıyoruz. Oysa geçmişin sorgulanması benzer acıların tekrarını önlemek için olmalıdır.

Gerçektir, Çerkes Halkı’nın da tarihinde acı günler vardır. Ama “en acılı gün bizimkidir” yaklaşımı gerçekçi olmaz. Ancak tarihin kaydettiği acının da acısı olaylardan biri sayabiliriz Çerkes Halk Katliamı ve Sürgününü. Bu olay “Göç ve Sürgün gibi kavram sözcüklerle anlatılamayacak kadar utanç vericidir. Çünkü insanlık tarihinde böylesine eşit olmayan bir uygulamanın mevcudiyeti yok denilecek kadar azdır. Hiçbir gerekçe bu katliam ve sürgünü bir savaş esprisi içinde gösteremez. Zira sayısal ve teknolojik bakımından o günün Çerkes Halkı ile kıyaslanamayacak kadar üstün bir gücün karşısında durmanın adı, en basit tanımıyla “SAVUNMA” dahi olamaz. Sadece yaşayan birinin canını saldırgandan kurtarabilmesi için gösterdiği doğal tepki olabilir. Onun içindir ki bu işgal ve yok ediş eylemi hiçbir savaş kuralına uygun değildi. O bakımdan bu tarihsel dram tüm insanlık aleminin ortak acısı olmalıdır. Bu ve benzeri olayların sorgulanması, yargılanması ve düzeltilmesi ise insanlık camiasının yüz akı olacaktır.

İşte her yılın 21 Mayıs’ında anma törenleri ile Çerkes Halkının yapmak istediği şey bu tarihsel katliam ve sürgünü tüm dünyaya hatırlatmaktır.

2002 yılının 21 Mayıs’ında başta Ata Yurdu Kuzey Kafkasya’da olmak üzere Çerkesler yaşadığı her yerde bu olayın anısına anma ve hatırlatma toplantıları yaparak çağrısını tekrarlamıştır.

Rusya Federasyonu cumhuriyetlerinden Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde de yukarıda sözü edilen anma ve hatırlatma toplantıları gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyetin başkenti Nalçık’taki anma ve hatırlatma toplantısına başta Cumhurbaşkanı olmak üzere kalabalık halk yığınları ile birlikte cumhuriyetin en yetkili organ temsilcileri katılmıştır. Sürgün anısına yapılacak olan anıtın yerinde bulunan anıt taşın önünde yapılan yas töreni sürgünde ölenler için okunan dua ile başlamıştır.

Kabardey – Balkar Cumhuriyeti Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürü Hasan Dumanov kendi incelemesine dayanarak yaptığı açıklamada Adıge sürgününün dünyanın en dramatik olaylarından biri olduğunu belirterek, “Bu gün 40’ı aşkın ülkede yaşayan Adıgelerin nüfusunun birkaç milyonu aştığını biliyoruz, ne yazık ki üç cumhuriyetimizde yaklaşık 750 bin Adıge yaşamaktadır.” demiştir.

Kabardey – Balkar Cumhuriyeti Parlamentosu Halklar Arası İlişkiler Dairesi’nin ortak başkanı Boris Giliev; “Nüfusun onda dokuzunu kaybedip ayakta kalabilecek halk az bulunur. Demografik ve biyolojik kurallara karşın ayakta kalan, kendi kültürünü, dilini ve geleneklerini savunabilen sayılı halklardandır Adıge Halkı...” demiştir,

Yayın ve Bilgi Bakanlığı Bakan Yardımcısı Nikolay Lapin; “Rus – Kafkas savaşlarında, her iki tarafta en önemli ve yetişkin bireylerden çok kayıp vermiştir.” demiştir, Adıge Xase (Çerkes Derneği) Başkanı Hafıtse Muhammed ise, olaylardan iki sonuç çıkarttığını belirterek; “Eğer güçlü bir komşunuz varsa, onunla barış içinde yaşamak ilkeniz olmalıdır. İkinci sonuç ise; ırkçılığı kaldırmalıyız, agresif milliyetçiliğin bize dokunmaması için dua ediyorum ve ben halkları barıştıran mantıklı yurtseverliğe inanıyorum” demiştir.

Törenin sonuna doğru, Cumhuriyet yöneticileri, Kurumlar ve Cumhuriyeti oluşturan halkların temsilcileri anıt taşına çiçekler koymuşlardır. Aynı saatte Abhazya Meydanı’nda ise, 40-50 kişinin katılımı ile yapılan alternatif anma töreni sürdürülmüştür.

Nalçık 2002 / 21 Mayıs Ali Çurey / Musa Eldarov

Giriş: Şüphesiz ki 19. yüzyılın en ağır soykırımı; 1800’lü yıllarda Çarlık Rusya’sının Çerkes ulusuna karşı uyguladığı soykırımdır. Yahudilerin yakılarak öldürülmesinin yada Ermeni soykırımının çoğu insan tarafından bilinmesine rağmen Çerkes soykırımı özellikle yakın tarihte bütünüyle unutulmuştur. Asağıda geçen yazısında Antero Leitzinger “Bu olayı, sadece ayırmak olarak değil, özellikle 1856 ve 1956 yılları arasında büyük meblağlara ulaşan, Sovyet Rusya’nın yıkılışına ve hatta günümüze kadar devam eden müslüman ve hrıstiyan insanlardan oluşmuş bir topluma uygulanmış planlı bir soykırım olarak ele almalıyız” diyor. Bu makale “Turkistan News” gazetesinde ingilizce olarak yayınlanmıştır".

Çerkes Soykırımı 
Antero Leitzinger

Münih (Munchen) Üniversitesi'nde profesör olan Karl Friedrich Neumann 1839 yılında “Rusya ve Çerkesya” (Russland und die Tscherkessen Sayı 19, 1840) isimli kitabını yazmıştır. Bu kitabında Rusya’nın 1828 yılında İran’lı hrıstiyanları nasıl Ermenistan’a yerleştirdiğini anlatan yazar, aslında sözü edilen bu önemli konuyu 1834 yılında zaten kaleme almıştı. (sayfa 68-69)

Neumann, tüm Kafkasya’nın yakın süre içerisinde Rusya’nın egemenliği altına alınmasını sağlayacak bu derin politikanın farkına varmıştı. Ama Avrupalı güçler, Avrupalılardan çok Türk, Fars ve Hindularin kaderini belirleyecek bu adıma müdahale etmekten kaçındılar. (sayfa 129-130)

Neumann ırkçı değildi, ama kesinlikle sömürgeciliği savunan, güneydeki ülkelerle bağlantılı bir Rus yandaşıydı.

Charles Darwin yahut Herbert Spencer daha görüşlerini bile sunmadan yıllar önce Darwin görüşü yaklaşımları mevcuttu. Bu, anti Ermeni duyarlılığından öte, tipik bir 19.yüzyıl Alman düşüncesi gibi gözüküyordu. Neumann bunu önsözündeki ilk cümlelerle kanıtlıyor: “Avrupa toplumu, Dünya’nın hükümdarı olarak seçilmiştir” "Neumann, Çerkeslerin cesaretine saygı göstermesine rağmen, onların Rusya tarafindan yıkımını önceden sezmişti. Çünkü modern Dünya’da kahraman,cömert ve “uygar olmayan” insanlar için yer yoktu. Neumann toplam Çerkeslerin sayısını Kabardey ve Abhazları da dahil etmek üzere 1,5 milyon insan yada 300 bin aile olarak tahmin etti. (sayfa 67) Ruslar tarafindan ileri sürülen 300 bin Çerkes görüşüde, Çerkesler tarafindan ileri sürülen 4 milyon Çerkes görüşüde abartı ihtiva etmektedir.

Neumann Çerkesleri 10 kabileye ayırmıştır: Natukhaç, Şapsığ, Abadzeh, Bjeduğ, Ubıh, Hatıkuey, Kemırguey , Abzekh, Besleney, Kabardey. Bu 10 kabile eski İsviçre’de oldugu gibi birbirlerinden ayrı yaşıyor, şehirlerin meselelerinin çözülmesinde ortak demokratik çoğunluğun oylarıyla karara varıyorlardı. Prensleri yalnızca askeri komutan gibi görülüyor ve hiçbir özel ayrıcalıkları bulunmuyordu. Kadınlar herhangi bir doğu ülkesindeki kadınlara göre çok daha özgürdüler. Herhangi bir yazılmış anayasaları yoktu ve ölüm cezaları sözkonusu değildi.

Çerkeslerin birçoğu müslümandı ama içlerinde hristiyan, putperest insanlarda mevcuttu ve hepsi birbirinin görüşüne saygılıydı. Rusların savaş mahkumları köle olarak kullanılıyordu. Ama eğer bu mahkumlar Polonya ırkından geliyorsa durum çok farklı oluyor, mahkumlar misafir gibi ağırlanıyordu. Bu yüzden Polonyalılar Ruslar için asker topluyor ve böylece birçok fırsata ulaşmış oluyorlardı. (sayfa 123) O sıralarda kendini Polonyalı ilan eden utanma duygusuna sahip olmayan birçok Rus vardı. Çerkesler kendi aile üyelerini köle olarak Türkiye ve İran’a göndermeye ve bazı Çerkeslerde kendi istekleriyle gitmeye başladılar. Birçoğu zengin ve özgür şekilde geri dönüyordu. (sayfa 124) Bu olay 1960 lardaki Türkiye’den göç eden Gasbeiter göçmenlerinin durumuna benzetilebilir. O yıllarda Romanya’da ve Rusya’da da kölelik olgusunun mevcut olduğunu iyice hatırlayabiliyoruz.

Çerkesler, “ Özgürlük Bildirisi” adı altında Avrupa mahkemelerine yapılan temyiz başvurularıyla Rusya’ya karşı 40 yıldır savaşıyor : “ Ama şu an, Avrupa’da yayınlanan tüm haritalarda topraklarımızın Rus imparatorluğunun bir parçası olarak gösterilmesine en derin utancımızla şahit oluyoruz... yani sonunda Rusya, Çerkeslerin, Rusya’nin kölesi oldugunu tüm Batiya bildiriyor.. İğrenç haydutlar..” (sayfa 140,141)

Savaş, Soçi’de uluslararası bir Çerkes hükümetinin kurulmasına kadar 20 yıl boyunca sürdü. 1862 yılında Neumann’in önceden söylediği gibi Rusya son saldırısına başladı. Birçok Çerkes yurdundan kovuldu ve evleri imha edildi.

Kemal H. Karpat’ın “ 1830-1914 yılları arası Osmanli nüfusu” kitabında yazdığına göre Osmanlı İmparatorluğu, 1862 yılından başlayarak 20.yüzyılın ilk yıllarına kadar Ruslar tarafından anayurtlarından zorla sürgün edilen 3 milyondan daha fazla Kafkasyalı insanın ( Tüm Çerkesler ) hedefi olmuştur. (sayfa 27)

Selahadin Bey ise, 1867 yılında Kafkasya ve Kırım'dan toplam 1.008.000 mülteciden ilk başta 595.000 inin, daha sonra 500.000 inin 1879 da ve diğer 500.000 mültecinin de 1914'e kadar balkanlara (sayfa 27) yerleştirildiginden bahsediyor. (sayfa 29) İçlerinde Tatar, Kırımlı, Çeçen ve başka müslüman insanlar olmasına rağmen bu insanların büyük çoğunlugu şüphesiz Çerkesdi. Birçok Çerkes sürgün yolunda can verdi.

Neumann’in tahminine göre 1,5 milyon Çerkes, Rusların 1/30 ine , Çeklerin 1/3 ine veya Slovakların 3/4 üne tekabül ediyor. (sayfa 66) Neumann’a göre Dünya’da 2 milyondan fazla Ermeni vardı. (sayfa 69) 1989’daki Sovyetler Birliği nüfus sayımına göre Rusların sayısı 145 milyona yükseldi. Yani bu rakamın 1/30 5 milyon insana karşılık geliyor. 10 milyon Çek ve 5 milyon Slovak’ın bulunduğunu gözönüne alırsak “3 milyondan daha fazla Çerkes olması gerekir” kanısına varıyoruz. Geçmişte yaşanmış çetin savaşlara rağmen yalnızca Ermenistan’da 3 milyon kadar Ermeni var. 2 milyon Ermeni’de diger ülkelerde yasiyor. 150 yil içerisinde Çek, Slovak ve Ermeni nüfusunun iki katına çıktığını hatta Rus nüfusunun üç kat arttiğını görüyoruz ; peki ya milyonlarca kaybolan Çerkesler nerede?

Britannica Ansiklopedisi ( Cambridge 1911) 11. basımında, Ermeni nüfusunu herbir imparatorluğa bir milyon Ermeni insana karşılık gelecek şekilde Rusya ve Türkiye’ye eşit olarak bölüyor ve Rusya’daki Çerkes nüfusunu 216.950 (bu rakama Abhazlar,vb de dahildir.) olarak hesaplıyor. Sonuca baglayacak olursak; 1,5 milyon Çerkesin katliami ve sınırdışı edilmesi söz konusudur.

Bu felaket, 1915 yılında Ermenilerin maruz kaldığı yıkımdan kesinlikle daha korkunç. Peki, bu kasten yapılan bir eylem miydi? Evet. Ideolojik bir düşüncenin ürünü müydü? Evet. 19. yüzyıldaki Orta Doğu’nun söz konusu fethi, hristiyan koloniliği ve müslümanların Avrupa’dan atılmasi sadece Almanlar tarafindan değil birçok Avrupalı tarafindan da yerine getirilmesi gereken tarihi bir zorunluluk olarak görülüyordu. Rusya Kırım ve Kafkasya’daki katliamları ve sınırdışı etmeleriyle özellikle 1862-1864 yılları arasında “Etnik temizliği” sağlıyordu. Bu müddet boyunca, Mikhail Katkov gibi slav milliyetçileri Rus Halkını, imparatorluk hırsları (“üçüncü Roma”) ve stratejik çıkarları (“sıcak denizlere ulaşma isteği”) gibi ulusçul mazaretlerle hazırladılar. Kafkasya ve Balkanlar arasında acımasız ölüm çemberi oluşturuldu. Balkanlara yerleştirilen Çerkes mülteciler, Ermeni devrimcileri tarafindan da kışkırtılan “Bulgar zulmüne” maruz kaldılar.

Balkan savaşlarından sonra müslüman mülteciler Anadolu’ya sığınmaya çalışıyor ama böylece bölgeden terör, savaş eksik olmuyordu. Bunlar, Rusya tarafından istismar edilen parayla tutulmuş birçok masum Ermenilerdi. 1915 yılındaki katliam, aynen 1850 yıllarında Kırım Savaşında olduğu gibi, Türkiye adına aracılıkları engellemeye çalışan, özellikle müslüman olmayan insanların önyargısını kanıtlayıcı korkunç haberler bekleyen Avrupalılar için kocaman bir buzdağının en iyi görünen tarafıydı.

Bu bir soykırım mıydı? Bu tanımlamamıza göre değişir tabiki. Bu olayı; ayırmaktan öte, özellikle 1856 ve 1956 yılları arasında büyük meblağlara ulaşan, Sovyet Rusya’nın yıkılışına ve hatta günümüze kadar devam eden müslüman ve hristiyan insanlardan olusmuş bir topluma uygulanmış planlı bir soykırım olarak ele almalıyız.

Antero Leitzinger

The Circassian Genocide 
The Eurasian Politician

Eğer Adige halkı bu insanlık dışı sürgünü ve soykırımı yaşamamış olsaydı bugün Kafkasya'daki Adige sayısı 18 000 000' un üzerinde olacaktı.

Alman bilimadamı ve etnograf F.Kanits'in yazdığına göre, Osmanlı topraklarından Kıbrıs adasına yerleştirilmek üzere gemilerle götürülen 2100 kişiden 1300'ü daha denizdeyken hayatım kaybetmiştir. Öyleki, denize atılan ve daha sonra suyun üzerine vurmuş olan bu cesetleri izleyerek geminin izlediği rotayı rahatlıkta görebilirdiniz.

Batum Şehri çevresinde karaya çıkan ve bu civara yerleşen kafiledeki 22 000 kişiden sağ kalanların sayışı 7000'dir. Yine Samsun şehri çevresine yerleşen 30 000 kişilik bir başka kafileden sağ kalanların sayısı 100 kişidir.

A.P.Berge'in yazdığına göre Samsun ve Trabzon çevresine getirilen göçmenlerden ortalama olarak her gün 180 ile 250 arasında insan yaşamım yitirmektedir ve bu insanların durumu gerçekten yürek yaralayıcıdır.

1860 yılında Psij bölgesindeki Rus orduları komutanı Yevdokimov savaşın kısa sürede bitirilmesini ve Kafkasya'nın işgalini sağlayacak bir plan hazırlamıştı. Bu plana göre Adigelerin topraklarından sürülmeleri ve onlardan boşalacak bölgelere kazak köylerinin yerleştirilmeleri düşünülüyor, buna karşılık işgal edilen topraklardan sürülen Adigelerin Psij bölgesine göç ettirilmeleri veya Osmanlı topraklarına gönderilmeleri öngörülüyordu.

Bu politikanın başlangıcı olarak, daha fazla direnç gösteren halklar arasından seçilen 10 000 kişinin Osmanlı topraklarına sürülmesine karar verildi 
ve bu karar uygulamaya konuldu.

1860 yılında Osmanlıya gönderilmek üzere bölgelerinden sürülerek Karadeniz kıyısına indirilen Adigelerin sayısı hızla artmaya başladı.Osmanlıların bu kadar insanı topraklarına kabul etmemesi ihtimalinden endişe eden Rus Çarı ve onun Kafkasya'daki generalleri, bu ihtimali ortadan kaldıracak bir anlaşma yapmak üzere Terek bölgesi idaresinden sorumlu olan Loris Melikov'u görevlendirerek İstanbul'a gönderdiler.

Loris Melikov üstlendiği görev gereği sürgün edilen insan sayısı ne olursa olsun geri çevrilmeyeceklerine dair Osmanlılarla gizli görüşmeler ve anlaşmalar yaptı.

1871 yılında çıkan Vsemirniy puteşestvennik (Dünya gezgini) gazetesinin yazdığına göre bu sürgün esnasında yollara düşürülen her üç Çerkeş'ten ikisi yaşamım yitirmiştir. Savaşta görev almış olan bir Rus görevli bizzat Şahit olduklarım daha sonra şöyle anlatmaktadır: "İnsanın tüylerini diken diken eden bir sahne hiç gözlerimin önünden gitmiyor: pek çoğu çocuk,kadın ve yaşlı insanlardan oluşan cesetler ortalığa dağılmış bir haldeydi ve bu cesetlerin çoğunu köpekler parçalamışlardı.

insanlar açlık ve hastalıktan o kadar bitkin düşmüşlerdi ki çoğu yaşarken köpeklere yem olmama gayreti içerisinde can derdine düşmüştü. Sağ kalanlar ölenleri düşünecek ve mezar kazıp onları gömebilecek durumda değillerdi. Onları bekleyen son da bundan pek farklı değildi".

Sürgün edilen Adigelerden 8500 aile 1872 yılında Kafkasya'ya geri dönüş talebi ile başvuruda bulundu. Bu Aileler geri döndürüldükleri takdirde her nereye yerleştirilirlerse kabul edeceklerini beyan ediyorlardı.

Fakat bu başvurular Rus Çarına ulaştığında başvuru dilekçelerinin üzerine şu notu düştü Çar : "geri dönüş söz konuşu bile edilmemelidir". Oysa o tarihlerde Adigelerin sürüldükleri topraklar, Psij bölgesindeki topraklar ve daha pek çok yer hala bomboş duruyordu.

Sürgün konusunda Y. Abramov çok doğru bir tespit ile şöyle yazmıştır : "Hiç şüphesiz Rus idarecileri Adigeleri bölgeden çıkartarak Osmanlıya göndermek için ellerinden geleni yapmışlar,onların ülkeden gidişlerini kolaylaştırmak için pek çok faaliyette ve vaatlerde bulunmuşlardır. Bunun yanı sıra bölgede aynı amaca hizmet için bulunan Osmanlı elçilerinin çalışmalarına da göz yummuşlar bu faaliyetlerin engellenmesi yönünde hiçbir çaba göstermemişlerdir"

Rusların açık faaliyetlerinin yanı sıra, Rus çarı adına bölgede gizli faaliyet gösteren bir kısım insan da Adigelerin göçe ikna edilmeleri konusunda ellerinden geleni yapmışlar, bu amaca hizmet için yoğun çaba içerisinde olmuşlardır. Örneğin şapsığlar arasında oldukça büyük itibarı olan İshak Efendi bu tür örtülü faaliyetlerde bulunan insanlardan birisidir.

Yine Natuhaçlar arasında bu tür bir ileri gelene tüm Natuhaçları Osmanlıya göç etmeye ikna etmesi karşılığında iki bin altın vaat edildiği bilinmektedir.

Osmanlıda orduya girmenin Şartı evli veya aile sahibi olmamaktı. Bu nedenle bir kısım insanlar çaresizlik içerisinde eşlerini konaklara hizmetçi çocuklarım evlatlık vererek, onların açlıktan ve yokluktan ölümünü önlemeye çalışıyorlar kendileri de gidip orduya yazılıyorlardı.

Sürgün gelinen Osmanlı kıyılarında ölümler o kadarartmıştı ki artık cesetler gömülmez olmuştu. Ekmek insan sayışma göre dağıtıldığı için ölüleri yerleştirildikleri korunaklardan çıkartmıyorlar, ölüler ile sağlar bir arada yatıyorlardı.

1858-1863 yılları arasında sadece Karadeniz'in doğusundaki limanlardan sürgün edilen insan sayısı yaklaşık 500 000 kişidir. Diğer bölgelerden ve diğer  limanlardan çıkış yapan insan sayışı konusunda bir bilgi olmamakla birlikte bu sayının da daha az olmadığı tahmin edilmektedir.

Prof Halim MAMBET. KBR üniversitesi tarih bilimleri doktoru.

Soykırım Nedir?

Aralık 14, 2018

"Soykırım" (Genocide) sözcüğü, ilk kez Raphael Lemkin tarafından 1943 yılında eski Yunanca genos (soy veya kabile) ve Latince cide (öldürmek) kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Avrupa Yahudilerinin yok edilmesi dahil, Nazilerin uyguladığı sistematik katliam politikalarını tanımlamaya çalışan Lemkin, soykırım kavramını "ulusal toplulukları yok etmek amacıyla, topluluğun yaşaması için gerekli temelleri yıkılmasını hedefleyen çeşitli etkinliklerin koordineli planı" için önermiştir.

Lemkin'e göre "kitlesel katliam" Nazilerin sistemli katliam politikalarını tanımlamakta yetersizdi, çünkü bu kavram suçun işlenmesine ilişkin, savaşın uygulamasından bağımsız olarak sadece "ırksal, ulusal veya dini" nedenlere dayalı saikleri göz önüne almıyordu. Savaş suçları ile kez 1907'de Lahey Sözleşmesi'nde tanımlandı, fakat soykırım suçu ayrı bir tanım gerektiriyordu, çünkü bu "sadece savaş kurallarına karşı bir suç değil, fakat sadece ilgili kişi veya ulus ötesinde tüm insanlığı etkileyen bir suç"tu.

Lemkin'in çalışmasından bir yıl sonra, Nuremberg'de kurulan Ulsulararası Askeri Mahkeme, üst düzey Nazileri "insanlığa karşı suç" işlemekle yargıladı. İddianamede "soykırım" sözcüğü yasal olarak değil, betimleyici bir sözcük olarak yer aldı. Nuremberg Davalarında, Nazi savaş suçlularının hem kendi, hem de diğer uluslara yönelik katliamları için kullanılan "insanlığa karşı suç" ilkesinin kapsamı daraltılmıştı. Bu suç sadece uluslararası çatışmalarda işlenen suçları kapsayacak şekilde tanımlanmıştı.

Uluslararası Askeri Mahkeme Tüzüğü insanlığa karşı suçları "savaştan önce veya savaş sırasında sivil nüfusa uygulanan katliam, imha, köleleştirme, sürme ve diğer insanlık dışı eylemler; veya suçun işlendiği ülkenin yasalarına uygun olup olmadığına bakılmaksızın Mahkeme'nin yargı alanına giren herhangi bir suçu işlemek içim siyasi, ırksal ve dini nedenlerle zulmetmek" olarak tanımladı. İnsanlığa karşı suçlar tanımı, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni kuran Roma Statüsü'nün hazırlanması sürecinde daha rafine edildi.

9 Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme'yi kabul etti. Bu sözleşme ile "soykırım", üye devletlerin "engellemesi ve suçu işleyenleri cezalandırması" gereken uluslararası bir suç olarak tanımladı.Sözleşmeye göre, "ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur:

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi,
b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi,
c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirmek,
d) Grup içinde doğumları engellemek amacıyla tedbirler almak,
e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletmek.

Sınır Tanımayan Doktorlar (Medecins Sans Frontieres) örgütü eski başkanı Alain Destexhe, soykırımı diğer bütün suçlardan ayıran özelliğin arkasındaki niyet (saik) olduğunu vurgular. Destexhe'ye göre "Soykırım insanlığa karşı işlenen bütün diğer suçlardan çok farklı ölçekte bir suçtur. Soykırım hedef seçilen grubun tüm olarak yok edilmesi niyetini içerir. Bu nedenle soykırım insanlığa karşı işlenen en ağır ve en büyük suçtur."

2002 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) kuruldu ve Roma Statüsü Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne, soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar, savaş suçları ve saldırı suçuna ilişkin yargılama yetkisi tanıdı.

Soykırım insanlığa karşı işlenen en ağır ve en büyük suç olduğu için, bu suçu işleyenler suçlarını inkar etmek için çok çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Israel Charny* inkar taktiklerini aşağıdaki şekilde özetlemektedir:

1. İstatistikleri sorgula ve küçümse.
2. Gerçekleri dile getirenlerin niyetlerine saldır.
3. Ölümlerin kasıtlı olmadığını iddia et.
4. Kurbanların garabetini/yabancılığını vurgula.
5. Ölümleri kabileler arası çatışma ile meşrulaştır.
6. Ölümlerden "kontrol edilemeyen" güçleri sorumlu tut.
7. "Barış sürecinden" çekilebilecek olan soykırımcıları kışkırtmaktan kaçın.
8. Mevcut ekonomik çıkarlar için inkarı meşrulaştır.
9. Kubranlara iyi muamele edildiğini iddia et.
10. Bütün olanların soykırım tanımına girmediğini iddia et.
11. Kurbanları suçla.

Soykırım dünyadaki en önemli insan hakları sorunudur. Gelecekte yeni soykırımların gerçekleşmesini engellemek için geçmişte gerçekleşen soykırımların tanınması ve soykırıma uğrayan halkların haklarına saygı duyulması ve haklarının iadesi gereklidir. Geçmişteki suçların tanınması soykırımı engelleyecek ve durduracak siyasi iradenin oluşturulması için zorunludur.

* Israel Charny, "Templates for Gross Denial of a Known Genocide: A Manual", The Encyclopedia of Genocide, Cilt 1, ABC-CLIO, 1999, s. 168.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Değerli büyüğümüz Yismeyl Özdemir Özbay'a Allah'tan Rahmet ailesine ve camiamıza baş sağlığı dileriz. https://t.co/568Ue3bIPa
RT @profdrhalukkoc: Rusya Fed.Ank B.elçisi Aleksey Yerhov;1820-1870 yıllarında her türlü eziyet,baskı ve zorla topraklarından sürdükleri Ka…
https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı