Koşulların Kafkasya’dan doğal olarak oldukça farklı olduğu Diasporada yöntemlerimiz durumu iyileştirebilmek için gereklidir. Genel olumsuz tabloya rağmen, diaspora toplumunun çabaları ile durumun tersine çevirebilecek etkenler olduğunu düşünüyorum. Bu olumlu etkenleri aşağıdaki gibi sıralayabilirim:

— Halen hatırı sayılır miktarda ana dil yetisine sahip konuşmacılar bulunmaktadır.
— Dilin canlandırılması anlamında ulusal ve uluslararası yeni finansal kaynak olasılıkları vardır.
— Diasporada genç nüfusun ana dilini öğrenme motivasyonu vardır. Genç Kafkasların birçoğu vasat ve hatta bazen vasatın üzerinde bir düzeyde ana dil yetisine aile içindeki iletişim yoluyla sahip olduğunun altı çizilmelidir.
— Kafkas anavatanından entellektüel, teknik ve finansal destek sağlanabilmektedir. Tüm bunlar durumun dramatik olmakla birlikte umutsuz olmadığını göstermekte ve finansal destekle birlikte sürekli çabalar olumsuz durumu iyileştirebilecektir. Her şeyden önce, Türk hükümetinin etnik azınlıkların dilleriyle ilgili olarak yeni yürürlüğe koyduğu fırsatlardan maksimum düzeyde faydalanılması gerekmektedir. Durumu iyileştirme amacıyla gerçekleştirilebilecek somut önlemler arasında aşağıdakiler sayılabilir.
— Pazar günlerine has anadil okulların (Moskova da işlevsel olan okullar gibi) ve hatta resmi eğitim programıyla ana dil ve edebiyatı eğitimini birleştiren geniş kapsamlı özel okulların açılması.
— TV de ilginç ana dil programlarının yaratılması
— Ana dilin öğretmensiz öğrenilmesine olanak sağlayabilecek bilgisayar programlarının geliştirilmesi.
— Ana dilde resmi dile paralel Internet sitelerinin tasarlanması
— Kafkasya’ya öncelikle gençlerin yoğunlaştırılmış dil kursları alacağı, ana dil ortamının yaşama koşullarını öğrenecekleri eğitsel turların düzenlenmesi.

Kesin olan şudur ki, hem Kafkasya, hem de Diaspora’da bilimsel araştırma yapmak dil kaybı tehlikesinin gerçek dinamiklerini ortaya çıkarmak ve olumsuz eğilimleri bertaraf etmek açısından önemlidir.

Buna ek olarak, Abhaz ve Adıge dillerinin tarih ve folklorunun belgelenmesinin önemini vurgulanmakta fayda vardır. Bu anlamda birçok çaba gösterilmiş olmakla birlikte, bu çabalar daha organize ve sistematik bir karakter kazanmalıdır. Diasporada kişisel arşivlerin, el yazmalarının, kitapların, gazetelerin, dergilerin, kaset ve videoların ve diğer dokümanların toplanıp saklanacağı, sergileneceği ve yayımlanacağı müzeler açılması düşünülebilinir.

Bunlar diasporada özellikle genç kesimde dil yetisini kabul edilebilir bir düzeye çekmeye ve dil inkârı sürecini yavaşlatmaya yarayacak bazı olası önlemlerdir. Bu hedeflere ulaşabilmek için diaspora toplumu, Türk hükümetinin sağladığı finansal, eğitsel, ve diğer olanaklardan, azınlık dillerinin ve kültürlerinin desteklenmesi için yaratılan uluslar arası fonlardan faydalanmalı ve son olarak ta Kafkasya’daki devlet ve özel kurumlarla işbirliği içerisinde finansal, teknik, ve entelektüel kaynaklarını diasporada ana dil programlarının geliştirilmesi için seferber etmelidir.

Alfabe

Çok kısa olarak değinmek istediğim son konu, Abhaz ve Adıgeler’in ortak kullanabileceği bir alfabe oluşturulması sorunudur. Bu tür bir alfabenin, Kiril yazımına mı yoksa Latin alfabesine mi dayalı bir alfabe olması gerektiği çokça tartışılan bir konu olmuştur.

Türkiye’deki Batı-Kafkas toplumunun sayısını göz önünde bulundurarak, birçok meslektaşım gibi ben de bu tür ortak bir Latin temelli alfabenin Türk alfabesine dayandırılması gerektiğine inanıyorum. Ben, Abhaz ve Adıgelerin ortak kullanımı için bu tür bir Latinleştirilmiş Türkçe temelli bir sistem hazırladım ve yayına hazırlıyorum. Bazı diğer versiyonlar George Hewit ve Dr. Moica Howlig tarafından önerilmiştir. Ayrıca Kafkasya’da Latin temelli Türk yazımına uygun olmayan alfabeler yaratmaya yönelik çabalar da mevcuttur. Ancak bunlar benim kişisel olarak desteklemediğim çabalardır.

Diaspora toplumu içinde tüm Abhaz ve Adıgeler için tek tip bir alfabe oluşturulmasının işlevselliği hakkında ateşli tartışmalar gerçekleşmektedir. Aslında, Abhaz ve Adıgeler gibi birbirlerine çok yakın kültürlerin birliğinin gelişmesine ve Kafkasya ile diaspora arasında iletişimi kolaylaştıracak olması anlamında ortak bir Latin temelli alfabe oldukça anlamlı gözükürken, böyle bir amacın gerçekleşmesi bir çok güçlüğü beraberinde getirecek, bazı finansal sonuçlar doğuracak, köklü bir edebi geleneğin varlığına zarar verebilecek ve kuşaklar arasında istenmeyen bir iletişim boşluğu yaratabilecektir.

Cahit Aslan’ın* sayımlarındaki verilere göre Adana’daki Abhaz-Adıge toplumundaki 1766 denekten %63’ü Latin temelli bir sistemin desteklerken sadece %31.8’i Kiril temelli bir sistemi desteklemektedir. Bu çelişkiyi çözmede tasarlanabilecek bir öneri olarak Moldova örneğinde olduğu gibi, hem Kafkasya’da hem de diasporada birbirine paralel alfabelerin getirilmesini öneriyorum. Zaman Latin temelli bir alfabenin Kiril alfabesiyle girdiği mücadeleyi kazanıp kazanmayacağını gösterecektir.

1 Temmuz 2006 tarihinde Ankara’da,
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonuyla gerçekleştirilen “Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adıge-Abhaz dillerinin Konumu” konulu uluslararası konferans

Konuşmacı: Dr. VIACHESLAV CHIRIKBA Leiden Üniversitesi Hollanda

Diller Ülkesi Kafkasya

Aralık 28, 2018

Karadeniz'den Hazar Denizi'ne kadar Kafkas Dağları boyunca uzanan Kuzey Kafkasya, yüzyıllardan beri kendinden "Diller Ülkesi" olarak bahsettirmiştir. Bu bölgede yaşayan irili ufaklı birçok halk değişik dil ailelerine mensupturlar. Savunma gerekçesiyle dağlık bölgelere çekilen küçük halk toplulukları uzun yıllar kendi ana dillerini korumayı başarmışlardır. 

Yaklaşık 125.000 kilometrekare olan bu topraklarda 50'yi aşkın dil ve 100'den fazla lehçe konuşuluyor. Bu bölgede yaşayan halklar Kafkas folklorunu, gelenek ve görenekleri paylaşırlar. Güneyinde Gürcistan, Ermenistan ve Azerbeycan, Kuzeyinde ise Rusya'nın yeraldığı bu bölgede 9 cumhuriyet bulunmaktadır. Bunlar Abhazya, Adigey, Karaçay-Çerkes, Kuzey Osetya, Güney Osetya, İnguşetya, Kabardey-Balkar, Çeçenistan, Dağıstan'dır. Abhazya ve Çeçenya bağımsızlığını ilan ederken Güney Osetya Gürcistan'ın diğerleri ise Rusya Federasyonu'nun bünyesinde bulunuyor. 

Kuzey Kafkasya'da 17. yüzyıl sonrasında yerleştirilen Slav kökenli Rus ve Kazakların dışında kalan halkların konuştuğu çok sayıda dil esas olarak üç grupta toplanır: 

Bölgenin 3000 yıllık aydınlık tarihi boyunca burada yaşadığı bilinen yerli halklar olan Avar, Lezgi, Dargi, Lak, Tabasaran, Çeçen-İnguş, Adige-Karbardey, Abhaz-Abaza halklarının dilleri Kafkas Dil Grubu'nu oluşturur. 

Bölgeye M.Ö. 7. yüzyılda gelen İskit, Alan ve daha sonra Sarmatların bakiyesi olan Osetler ve Tatlar Hint-Avrupa(Iron)Dil Grubu'ndandır. 10. yüzyılda bölgeye yerleşen Kumuk, Karaçay, Malkar ve Nogaylar ise Türk-Kıpçak halklarından olup Ural-Altay Dil Grubu içinde yeralırlar. 19. yüzyılın sonlarından itibaren başlatılan zorla göç politikası sonucu bölgede nüfus dengesi Rusya lehine dönmüştür. Şimdi Kuzey Kafkasya'da ana dili Slav dillerinden Rusça olan azımsanamayacak bir nüfus vardır.

Kaynak: www.kafkas.org.tr

Dil Üzerine

Aralık 28, 2018

Fonetiği Yok Sayılarak Dil'e Kelime Eklenebilirmi?
Bu gün dilimizin gelişmesi ve kullandığımız sözcük sayısındaki artış tamamen rusça kelimelerle olmaktadır. Diğer dillerden gelen kelimelerin de dilimize katılması yine rusçadan dolayıdır. 

Zaman içerisinde yeni koşullar ve yeni gelişmelerle birlikte , daha önceleri kullanılmayan ve gerek görülmeyen pek çok sözcüğe gereksinim duyulmakta ve dolayısıyla bu ihtiyaca cevap verecek yeni sözcükleri yaratamadığımız için diğer dillerden alarak bunları kendi dilimize monte etmekteyiz.

Bu günkü sözlükleri alın bakın; hukuksal, bilimsel belgeleri ve hatta gazete tekstlerini inceleyin, Rusça sözcüklerin ne kadar çok olduğunu göreceksiniz. 

Bu gibi yeni sözcüklere gereksinim doğan durumlarda dil o yabancı sözcüğü alıp kendi fonetik yapısına göre şekillendirerek bir ayrım yapmaksızın kendi sözcük gurubu içerisine dahil eder. Böylece gerek ifade,gerekse yazım esnasında ortaya çıkan uyumsuzluk ortadan kalkmış olur. 

Adige dilinin yazılı dil olmadığı dönemlerden gelip dilimize giren ve adige fonetiğine uygun olarak söylenegelen rusça sözcükler söylendiği şekilde yazılmış ve dilimize yerleşmiştir.( k|ert|of -- rusçası kartoşka , pıçene - rusçası peçene , k|enfet - rusçası kanfet vb. )

zaman zaman da pek çok sözcük dilimize olduğu gibi girmiştir fakat bu tür değişmeden gelen kelimeler dilimize ve onun fonetik yapısına uygun düştükleri için halkın lisanında bir değişikliğe uğramadan olduğu gibi kabul görmüştür.

Adige dili 1963 yılına kadar belirttiğim şekilde bir sorun olmaksızın doğal gelişimine devam ederken ve herşey kendi doğal seyri içerisinde gelişirken sonraları dayatılan bazı kurallar nedeni ile sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Çünkü dilimize giren rusça sözcüklerin Adige dilinde söylenegelen şekli ile yazılmasından vazgeçilerek

dilimiz yazıya döküldükten sora eklenen sözcüklerin aynen rusçada söylenildiği biçimi ile yazılması fikri benimsenmiştir... İşte sorun burada çıkmaktadır. 

Bu gün siz dilinizde olmayan bir rusça sözcüğü alıp onu kendi dilinizin fonetiğine uyarlayarak kullanamıyorsunuz,kullansanız da redaktörlerden geçiremiyorsunuz ve onlar kullandığınız bu sözcüğün rusçada yazıldığı gibi olması gereğini dayatıyorlar size. 

Sözcüklerin adige fonetiğine uygun olarak söylenildiği gibi yazılmasına izin verilmiyor 

bu sadece yazın dili olmadan önce dilimize girmiş sözcükler için geçerli bir kural olarak dayatılıyor, dolayısıyla burada sorun daha da karmaşık ve içerisinden çıkılamaz bir hale dönüşüyor.

Çünkü kelimelerin tek tek hangi dönemde ve hangi tarihte dilimize girdiğini belirleme imkanınız yok, kendi doğal süreci içerisinde bir kısım kelimeler değişerek,bir kısım kelimeler hiç değişmeksizin dilimize uygun şekli ile kabul görmüş ve yerleşmiş durumda.

Dilin kendi fonetiğini ve yapısını yok sayarak dilbilgisi kuralı koyabilirmisiniz,kaldıki bunu yapsanız dahi sizce doğru bir işmidir ? 

Zaten bu şekilde alıp dilinize yamadığınız sözcükler iğreti bir şekilde kurduğunuz cümlenin içerisinde sırıtmakta ve yapısını da bozmaktadır. 

fonetik uyumsuzluğu nedeni ile bazı rusça sözcükler Adige dilinde yabancı gibi durmakta ve hiç bir şekilde bu kelimeler dilimize malolmamaktadır. 

Eğer bir kelimeyi o dilin fonetiği içerisinde biçimlendirip uyarlamamışsanız asla o sözcüğü o dilin yapısına monte edemezsiniz; eğer ısrarla bunu yapmaya kalkışırsanız zamanla dilinizi dışarıdan aldığınız o yabancı sözcüklerden ibaret hale getirirsiniz ki artık bunun ne kadarı sizin anadilinizdir orasını siz takdir edin. 

Sözcüklerin rusçada olageldiği şekilde yazılması gerektiğinde ısrar edenlere sormak istiyorum : Neden dışarıdan pek çok sözcük almış olan ruslar kendi dillerine dışarıdan giren sözcükleri büyük bir titizlikle kendi dil yapılarına uygun hale getiriyorlar ? 

Onlar bu kadar titiz davranırlarken biz neden diğer hatalı yöntemde ısrar ediyoruz? 

Bu tür bir yaklaşım pek çok yazarı zor durumda bırakıyor. çünkü öyle sözcükler var ki bizim sözlüklerimizde yok.Bu alanda çalışanlar oluşan boşluğu dolduramamamışlar

Şimdi o yabancı sözcüğü kullanmak zorunda kaldığınızda eğer o sözcüğü kendi dilinizin yapısına uygun biçimde kullanmağa kalkarsanız engelleniyorsunuz. 

Alıp o kelimeyi olduğu gibi kullandığınızda dilinize uymadığını,kurduğunuz cümlenin içerisinde bir eklenti gibi sırıttığını görüyor,yaptığınızı yazdığınızı siz kendiniz dahi benimsemiyorsunuz. 

Bir dilden sözcük almak ve onu kendi dil yapısına uyarlamak o sözcüğü yaratan dil ve halk için bir hakaret veya aşağılama anlamı taşımadığına göre, veya bu işin arkasında bir politik neden olmadığına göre yapılan bu yanlışta neden bu kadar ısrar ediliyor anlayabilmiş değilim. Nedir bu konudaki bu dayatmanın sebebi? 

Dil bir akarsu gibidir; ne kadar gür ve güçlü ise o halka getireceği iyi şeyler de o kadar fazladır. 

Dilimizin Rusçadan gelen sözcükler üzerinde kendi yapısal kurallarını işletmesine, 

fonetik biçimlendirmesini yapmasına engel olarak bu akarsuyun önünü kesmeye çalışanlar ne yapmak istiyorlar ? 

Bence artık bu hatalı yöntemden vazgeçelim eğer yeni sözcüklerin yerine biz kendimiz bir şey koyabiliyorsak onu yapalım,eğer bu olmuyorsa sözcüğü eskiden olduğu gibi halkın kabul edip kullandığı biçimi ile kabul edip dilimize alalım. 

Kaldıki bu gün kural haline getirilmek istenen biçimi ile hiç değişmeden rusçadan dilimize girmiş pek çok sözcük te vardır , fakat bu sözcükler (tetrad , statya , pioner , futbol , sovyet , rifme , sosyalizm vb.) dilimizin fonetiğine uygun olduğu için halkın dilinde bu şekilde kabul görmüş ve yerleşmiştir buna da bir itirazım yok.Yeterki dayatılmış kurallar içerisine hapsetmeyelim dilimizi. 

Eğer aksi yönde ısrar edilir ve yapılan bu yanlışa devam edilirse günün birinde çok büyük bir kısmı rusça kelimelerden oluşan bir lisanı konuşuyor olacağız ki böylesi bir dilin ne kadar "Adige dili" olacağı konusunu sizlerin takdirine bırakıyorum. 

NALO Zaur - Kök ve gövde isimli kitabından.

Çeviri:Ergün YILDIZ

Dil Bilim ve Dil

Aralık 28, 2018

Genel Dil Bilime Dair 

20.yy. başından itibaren dil bilim alanında yapılan çalışmalar, bu bilim dalında önemli mesafelerin alınmasına yol açmıştır. Kuşkusuz bu çalışmaların en önemlisi, SAUSURE ve sonrasında onun takipçileri tarafından yapılana çalışmalardır. Bu çalışmalar, dil bilimin alt bilim dallarında branşlaşmasını sağlamış ve daha da önemlisi dil bilim çalışmaları; Gösterge Bilim, Anlam Bilim ve Yapısalcılık gibi yeni bilim dallarınında doğmasına ön ayak olmuştur.

Sausure'cü Dil Bilim; tespitleri, öngörüleri, önerileri ve metodolojik yaklaşımları bakımından önemli bir bütün sunuyor olsa da araştırma konuları özellikle Hint-Avrupa dilleridir. Bu, diğer diller için geçerli olacak tespitleri –ne yazık ki- içerecek sonuçlar doğurmamaktadır. Esasen Sausure'ün kendisi de nesnel dil bilim, öznel dil bilime göre araştırılan dilde önemli tespitler yapmakta yetersiz kalacağını, söz konusu dili bilen bilimcinin yapmış olduğu öznel dil bilimin dilin bilimsel ele alınmasında başat olduğunu ve gramerin de bu dil bilim çalışmalarıyla ancak bir değer ifade edebileceğini belirtmiştir. 

Sausure'ci dil bilimin öne sürdüğü ve genel konsensüs gören kimi tespitler: «Dil durumunun rastlantısal olduğu, göstergelerin nedensiz olduğu ve olsa olsa görece nedenleri taşıyabileceği, kavramın anlatımı için dilin dizgeleştirilen bir düzenek olamayacağı, bir kökün anlamlı bir sözcük olamayacağı ve çekim oluşturamayacağı vb.» kesinlemeleri Adığece de geçerli olacak tespitler gibi gözükmemektedir.


Adığe Diline Dair 

Genel olarak bu dil tek ses köklü, kökü, ön eki ve son eki ile birlikte tam ekli, tam dizgili göreceli olarak çok sesten oluşan ve telaffuz zenginliği olan –dolayısıyla güçlü olan- bir dildir. 

Kök, önek, sonek durumları, aynı seslerin yer değiştirmeceli olarak üstlendikleri roller olup, bu sesler dilin alfabesini oluşturan seslerdir. Alfabedeki seslerin çaprazlanması ve eklemlenmesi dilin ihtiyacı olan sözcükleri meydana getirmektedir.

Bu her bir ses bir anlam imidir ve bu anlam eylemseldir. Neredeyse her bir ses bir fiildir, yarı fiildir veya yardımcı fiildir. Başka bir deyişle bu dil, tek sesli göstergelerden oluşur ve göstergelerin dizisel eklemlenmesi başka göstergeleri oluşturur. Böyle bir eklemleme olanağı, çok geniş bir gösterge-sözcük kapasitesini dilin hizmetine sunar.

Bu tek seslerin kök olması ve bununla bir fiil bir eylem olması, bunların bir ilk ses -ya da ilk sesin devamı- olduğu düşüncesini çağrıştırır. Ancak burada, bu seslerin çıkarılmış ilk sesler olduğu iddiası değildir söz konusu olan; nitekim bu dil lehçeleri olan bir dildir. Dil değişir. Ne var ki, bu dilin orijinal bir dil olduğu kendi kuralları içerisinde gelişim olanağı gösterdiği ve bu olanağa bu gün de sahip olduğu düşünüle bilinir. 

Bu dilde yazılmış orfografik-dizisel bir sözlük, 90 bin maddeli ve yaklaşık 300 bin kelime kapasitesindedir. Bu kelimelerin anlamlarının ifade edilmesi halindeki anlam çoğunluğunu düşününüz. Bu dili konuşan toplumun, kendi sosyal yaşamında tüm her şeyi anlamlandırarak bir göstergeler imparatorluğu yaratmış olmasının alt yapısı kendi dili olsa gerektir. 

Bu dil, 1800'lerin başına kadar gelişmiş olduğu şekilde kalmış olan bir dildir. O tarihten sonra geçen 200 yıl özellikle son yüzyıl üretimin, anlam çoğalmasının, dilin gelişiminin ve modernizasyonla birlikte dilsel gösterge üretmenin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dil, bu gelişmelerden nasibini almamıştır. 


SONUÇ NİYETİNE

Dil bilimin 20. Yy.'da gelişimi ve başka bilim dallarına yaptığı katkılara rağmen, araştırma dışı kalmış alanları bakımından henüz alacağı pek çok mesafe ve edineceği yeni görme biçimleri mevcuttur ve girmiş olduğumuz yüzyılda kendisini beklemektedir. Bu meyanda Adığe dili de, öznel dil bilimsel yaklaşım ile kendi dil bilimcilerini bu dili bilenler arasında beklemektedir. Bir ikincil ve tali dil durumuyla kendi mekanında, bilim-felsefe ve pazardan uzak tutulan bu dil, haksız muameleye tabidir. Şu anda kendisine giydirilmeye çalışılmış olan dil bilgisinin (gramerin) uymadığı açıktır. Uyumsuzluk nedeni, dilin kendisinden kaynaklanmamaktadır; farklılıktadır. Dil bilimi doğrultusunda grameri de kendisini gösterecektir. 

Yukarıdaki bölümde yapı ve parametlerine dair kısaca değindiğimiz bu dilin, dil bilim çalışmaları yapılması ve felsefece kullanımının bir insanlık görevi olduğunu söylemek abartı gibi gelmemelidir. Bu dil latince ve eski Yunanca eş değerinde, eskiliğinde ve ondan da öte (!) olabilir. Eski Yunanca için «tek rasyonel dildi» diyen Heideger'e yaşayan bir rasyonel dili gösterebilmek gerekirdi. 

Tek sesli göstergelerden oluşmuş olan bu dilde, bu tek seslerin bir eylemi imlemesi; bir tavrın, bir davranışın, bir hareketin, bir enerji biçiminin ilk seslendirilişini akla getirmektedir. Dil, ilk sesler ile ilgili ip uçları verecek ses özelliklerindedir adeta. Ve bu, ses ve söz arketiplerinin bulgulanmasının olanak dahilinde olduğunu düşündürtmektedir. Eski Yunanca da «Arke» sözcüğünün hem «İlk» hem de «Enerji» anlamına geliyor olması da ilginçtir. Bu dil, araştırılmasını yalnız dil bilimcilerden ve mevcut dil bilimsel yaklaşımlardan değil, arkeolojik yaklaşımlardan da beklemektedir. 

Birinci bölümde verdiğimiz Adığece yazılar, dildeki uyuma, dilin oluşumuna dair köklerle ilgili düşünceye, dilin felsefeye yatkınlığına ve dilin kendi felsefesine dair çok açık «İde»'ler verebilmektedir. Birinci bölümdeki metinler incelendiğinde; felsefenin, başlangıcından itibaren oluşumunda ve sonraki zamanlarda izlemiş olduğu süreçte oluşmuş olan kilometre taşlarının ve felsefe akımlarının «öz'ünün» bu dilin kendisinde yattığını görmek; bu dilin adeta bir «felsefe sağlaması» niteliğinde olabileceğini çıkarsamak mümkün gibi durmaktadır.

O halde bu dil, dili bilen kendi felsefecilerini de beklemektedir.

Evet, 21. Yüzyıl kendisinden beklenen şeyleri karşılayabilecek, gerçekleştirebilecek gibi durmaktadır. Bu enformatik çağ, insan arşivlerini de ortaya çıkarabilecek gibidir. Daha şimdiden insanın kendi «İçkin» fonksiyonunun (düşünme) arşiv kapılarını aralamış gibidir; beyin araştırmaları, bilgide soyut olagelen çok şeyi somuta dönüştürmekte, yeni gerçekleri serimlemektedir. Insanın aşkın (transandantal) fonksiyonun (konuşma) arşivi de dildir. Insan için konuşmanın «kendini aşkınlık» olduğunu, PSAL'E (PSE-L'E) den daha somut ne gösterebilir. Bu şekilde eklemlenmiş bir dil, bu arşivin en güzel örneğidir.

Ama arşive kalkmasın bu dil ve bu ilk sesler, «son sesler» (!) olmasın.

Bu yazı geç kalmış bir erken yazıdır.

Geç kalmış bir yazıdır, çünkü: ...

Erken bir yazıdır, çünkü: henüz...

-İleri gittiğimi düşünüyorsunuz!- ... 

Bir adım daha atıyorum ve duyacak kulaklara sesleniyorum:

Kaynak: Nart Dergisi

Kafkasya ve Türkiye
Kafkasya tarihin eski dönemlerinden beri birçok halkın bir arada yaşadığı, kendine özgü tarihi-etnografik yapısı olan bir bölgedir. Azeriler, Gürcüler, Ermeniler gibi nüfusu milyonlarla sayılan büyük halkların yanında, Dağıstan’da olduğu gibi nüfusları birkaç bini geçmeyen halklar da yaşamaktadır.

Öncelikle ‘Kafkasya’da konuşulan diller’ ve ‘Kafkas dilleri’ ayrımına dikkat etmek gerekir. ‘Kafkas dilleri’ terimi sadece, dünya dilleri içinde ayrı bir dil ailesi kabul edilen, Kafkasya’nın yerli halklarının konuştuğu diller için kullanılır. 

Kafkasya’da konuşulan diller değişik dil ailelerine aittir. Bunlardan en büyüğü Hint-Avrupa Dil Ailesi’dir: İran Grubu (Osetçe, Tatça, Talışça, Kürtçe) Ermenice, Rusça ve Ukraynaca

Altay Dil Ailesi (Azerice, Kumukça, Nogayca, Karaçay-Balkarca). Türkçe Kafkasya’da yaşayan Türkiye asıllı Rumlar (Urum) ve Stavropol’de yaşayan Türkmenler (Truhmen) tarafından da konuşulmaktadır. 

KAFKAS DİLLERİ

Kafkas dilleri, sadece Kafkasya’da bulunan ve diyaspora mensupları dışında dünyada başka hiçbir yerinde konuşanı olmayan, eski ve yalıtılmış bir dil grubudur. Kafkas dilleri için ‘İber-Kafkas Dilleri’ terimi de kullanılır. Bir dönem ‘Yafetik Diller’ ve ‘Paleokafkas Dilleri’ terimleri de kullanılmış, fakat kabul görmemiştir.

19.-20. yüzyıllarda bazı dilbilimciler Kafkas dillerinin genetik birliği tezini ileri sürmüşlerse de, bugün dilbilimcilerin görüşüne göre tüm Kafkas dillerini ortak bir kökene bağlamak güçtür. Bazı dilbilimciler de Kafkas dilleriyle, eskiden Ortadoğu ve Anadolu’da konuşulan Hatti, Sümer ve Hurri-Urartu dilleri arasında ilişki kurmaya çalışmışlardır; bazıları da Bask diliyle köken bakımından yakınlık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu konuda kanıtlanmış bir tez ve genel olarak kabul edilmiş bir görüş yoktur. 


Kafkas dilleri üç grupta toplanır:
I. Nah-Dağıstan Dilleri
a. Nah (Vaynah) Dilleri: Çeçen, İnguş, Bats (Batsbiy)
b. Dağıstan dilleri: Avar-Andi-Dido (veya Tsez), Dargi-Lak, Lezgi 

II. Kartvel (Güney Kafkas Veya İber) Dilleri: Gürcü, Megrel-Laz , Svan)
III. Abhaz-Adığe (Kuzeybatı Kafkas) Dilleri: Adığe, Abhaz-Abaza, Ubıh)

Kafkas dilleriyle ilgili terminoloji ve sınıflandırma, Rusların Kafkas halklarına verdiği adlara ve özellikle Sovyetler döneminde kurulan idari bölgelerin adlarına göre oluşturulmuştur. Buna göre 40 civarında Kafkas dili vardır. Ancak bu sayı tartışmalıdır ve gerçekte daha azdır, çünkü aynı dilin lehçeleri ayrı diller olarak kabul edilmiştir. Kafkas dillerini Rusya Federasyonu’nda 4.5 milyondan fazla kişi konuşmaktadır.

Eskiden beri yazısı ve yazılı edebiyat geleneği olan tek Kafkas dili Gürcücedir (M.S. 5. yy). Yaygınlaşmayan alfabe denemelerini saymazsak, diğer Kafkas dilleri yakın bir zamanda, 1920-30’larda yazılı hale gelmiştir; alfabeleri Kiril alfabesini esas alır. 30’dan fazla Kafkas dili olmasına karşın Rusya Federasyonu’nda bunlardan ancak 8’i yazı ve edebiyat diline sahiptir: Abaza, Adığe, Çeçen, Avar, Lak, Dargi, Lezgi ve Tabasaran dilleri. Ancak Adığecenin iki lehçesi ayrı diller kabul edildiği ve İnguşça da Çeçenceden ayrı sayıldığı için resmi rakam 10’dur. Bu dillerde basın, yayın, radyo, televizyon ve sınırlı eğitim hakkı tanınmıştır. 

Gürcistan’da konuşulan Svanca ve Megrelce ile Türkiye’de konuşulan Lazcanın resmen kabul edilmiş yazı ve edebiyat dili, yayın ve eğitim hakkı yoktur. 


ABHAZ-ADIĞE (KUZEYBATI KAFKAS) DİLLERİ


Adığe, Abhaz-Abaza ve Ubıh dilleri bu grupta yer alır. ‘Kuzeybatı Kafkas’ veya ‘Abasg-Kerket’ dilleri olarak da adlandırır. Önceki Rusya ve Batı literatüründe ‘Adığece’ için daha çok ‘Çerkesçe’ terimi kullanılır. Çerkes adı bugün, özellikle Türkiye’de diğer Kafkas halklarını da kapsayacak biçimde kullanıldığından, dille ilgili olarak Adığece terimini kullanmak daha uygun görünüyor.

Sovyetler döneminde siyasi düşüncelerle yapılan dil sınıflandırması terminoloji konusunda karışıklık yaratıyor. Adığeler, Sovyetler Birliği kurulurken ayrı idari birimler içinde bırakıldılar: Adığey Özerk Bölgesi, Şapsığ Ulusal Bölgesi, Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti. Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’te kaldırıldı. İlk yıllarda adları, sınırları ve statüleri sık sık değişen bu idari birimler bugün Rusya Federasyonu’na bağlı üç cumhuriyet olarak varlığını sürdürüyor: Adığey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar. 

Adığelerle ilgili etnik ve dilbilimsel tanımlar bu idari birimler esas alınarak yapıldı. Tarihteki Adığelerin torunları olan ‘Adığey’, ‘Çerkes’ ve ‘Kabardey’ halkları ortaya çıktı. Her biri için ayrı tarih, yazı ve edebiyat oluşturuldu. Aynı şekilde Abhazya’da yaşayan Abhazlarla Karaçay-Çerkes’teki Abazalar ayrı halklar ve dilleri de ayrı diller kabul edildi. 

Bugün de esas alınan bu sınıflandırmaya göre Abhaz-Adığe dil öbeği beş dilden oluşmaktadır: Adığey, Kabardey, Abhaz, Abaza ve Ubıh dilleri. Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde konuşulan dil aynı olduğu için sık sık ‘Kabardey-Çerkes dili’ terimi de kullanılır. Adığeyce ve Kabardey-Çerkesçe ‘Adığe dilleri’ veya ‘Çerkes dilleri’ olarak adlandırılır. 

Kafkasya’da Ubıh kalmadığı ve artık ölü dil olduğu için Ubıhça Sovyet ve Rusya dilbilim araştırmalarında fazla yer almaz ve bazen bu sınıflandırmaya dahil edilmez.

Dilbilim ölçülerine göre yapılan ve dünyada genel olarak kabul edilen sınıflandırmaya göre ise Adığece iki lehçeden oluşan tek bir dildir. Kafkasya’nın kuzeybatısında yaşayan Adığe boylarının (Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ, Çemguy, Hatukay v.d..) konuştuğu lehçe ‘Batı Adığe’ lehçesidir ve Adığey Cumhuriyeti’nin devlet dilidir. Daha doğuda yaşayan Kabardey ve Besleneylerin konuştuğu lehçe ise ‘Doğu Adığe’ (veya ‘Kabardey’) lehçesidir; Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde diğer dillerle birlikte devlet dilidir. 

Abhazya’da konuşulan Abhazca ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde konuşulan Abazaca da aynı dilin lehçeleridir. Yazı dili olmayan Ubıhça dışında Abhaz-Adığe dilleri yazılı dillerdir. Sovyetler döneminde yaratılan bu ayrımdan dolayı her birinin iki alfabesi ve iki edebiyat dili vardır.

Adığece, Abhaz-Abazaca ve Ubıhçanın bugün artık var olmayan ortak Batı Kafkas dilinden türediği kabul edilir. Ubıhça, Abhaz-Abazaca ve Adığece arasında ara konumda bulunur; bu Ubıhların coğrafi olarak Abhazlarla Adığeler arasında bulunmalarıyla açıklanır. Karşılaştırma sonuçlarına göre Abhaz-Abaza ve Adığe dillerinin yaklaşık ayrılma tarihi M.Ö. 2000 olarak tahmin ediyor (J.C.Catford). Bu karşılaştırmalarda iki dil arasında bulunan ortak kelime (cognate) oranı % 28’dir.

ADIĞECE

19. yüzyıl ortalarında Batı Adığelerinin nüfusu 700-750 bin arası, Doğu Adığeleri ise 55 bin (1885 yılında 25 bin Besleney, 30 bin Kabardey) civarında tahmin ediliyor. 1864’te biten Kafkas-Rus Savaşı sonunda Adığelerin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Türkiye, Ürdün, Suriye, Mısır ve İsrail’de bulunan Adığe diyasporası Kafkasya’dan 4-5 kat fazla nüfusa sahiptir; Suriye’de 40 bin (Smeets 1984: 53), Ürdün’de 30 bin (Smeets, ibid.), İsrail’de 3 bin (Catford 1986: 240). 

1989 SSCB sayımına göre:
Adığey Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 122.9 bin, 
Krasnodar Eyaleti’ne bağlı Tuapse ve Lazarevsk ilçelerinde 10 bin (Şapsığ), 
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde 386.055, 
Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 50.764 Adığe yaşamaktadır 
(Toplam 569.719; kendi cumhuriyetinin sınırları dışında yaşayanlar buna dahil değildir). 
Bunlardan Adığey’de % 85.2’si, Kabardey-Balkar’da % 97.6’sı, Karaçay-Çerkes’te % 
91.5’i Adığeceyi anadili olarak kabul etmektedir.

Dünyada en büyük nüfus Türkiye’dedir. 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına büyük çoğunluğu Adığe olmak üzere 1-1,5 milyon Kafkasyalının yerleştiği biliniyor. Türkiye sınırları dışında kalanları, o dönemdeki yoğun savaşlar ve hastalıklar nedeniyle olan nüfus kaybını ve nüfus artış hızını göz önüne alarak bugün için yaklaşık 2-3 milyon gibi bir tahminde bulunulabilir. 

Ç'ahe (Aşağı) olarak adlandırılan Abzeh, Natuhay, Şapsığ, Çemguy, Hatukay, Bjeduğ, Mahoş v.d. boylar ağız farklılıklarıyla Batı Adığe lehçesini konuşuyorlardı. Doğuda yaşayan ve Şhağ (Yukarı) olarak adlandırılan Kabardeyler ve Besleneyler ise Doğu Adığe lehçesini konuşuyorlardı. Sayıca az olan Adığe boyları daha büyük olanlara karıştılar. Hem Çarlık zamanında hem de Sovyetler döneminde uygulanan iskan politikasıyla Kafkasya’da da Adığecenin ağızları saflıklarını yitirdiler. Bugün, özellikle diyasporada mensup olunan boy ile konuşulan lehçe veya ağız her zaman örtüşmemektedir. 

Batı Adığe Lehçesinin Abzeh, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ olmak üzere dört temel ağzı vardır

Abzeh. Sürgün öncesi Kafkasya’da ve bugün diyasporada konuşulan en yaygın Batı Adığe ağzı, nüfusları itibarıyla Abzehlerin konuştuğu ağızdır. Kafkasya’da ise Abzeh ağzı konuşan tek köy Adığey Cumhuriyeti’nde bulunan Şovgenovski’dir.

Şapsığların sayısı da Abzehlere yakındır. Hemen hemen aynı bölgelerde, birçok köyde de karışık olarak yaşamaktadırlar. Şapsığların tarihi topraklarının büyük bölümü bugünkü Adığey Cumhuriyeti’nin sınırları dışında kalmıştır. Adığey’deki küçük bir grup dışında Şapsığlar bugün Krasnodar Eyaleti’nin Tuapse ve Lazarevsk ilçelerine bağlı köylerde yaşıyorlar (yaklaşık 10 bin). 1924’te kurulan Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’de kaldırılarak Lazarevsk ilçesine (rayon) dönüştürüldü. Adığey Cumhuriyeti’nin dışında kaldıklarından anadillerinde eğitim ve yayın hakkından yararlanamıyorlar. 

Bjeduğ ve Çemguy ağızlarını konuşanların sayısı Kafkasya’daki nüfuslarıyla ters orantılı olarak Türkiye’de ve diğer ülkelerde nispeten azdır. Çemguylar diyasporadaki en küçük Adığe topluluğudur. Bilecik-Bozüyük’te üç (Alibeydüzü, Akçapınar, Akpınar), Düzce’de bir (Köprübaşı) köyleri vardır. Adığey Cumhuriyeti’nin Adığe nüfusunun çoğunluğunu Bjeduğlar ve Çemguylar oluşturur. Kafkasya’da kalmadığı için Adığe lehçebiliminde adları geçmeyen Hatukaylar ise birkaç köy dışında Kayseri-Pınarbaşı’nda yaşarlar (18 köy).

Doğu Adığe (Kabardey) Lehçesi Kabardey lehçesi Adığe-Abhaz dilleri içinde 45 ünsüzle en basit fonetik sisteme sahip olan dildir. Yaklaşık 13-14. yüzyıllarda ortak Adığe dilinden ayrıldığı düşünülüyor. Besleneylerin konuştuğu Adığece Kabardeycenin bir ağzı sayılmaktadır ve Batı lehçesine daha yakındır.

Rusya Federasyonu’nun Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde, Adığey Cumhuriyeti’nin Hodz, Koşehabl ve Bleçepsın köylerinde, Kuzey Osetya’nın Mozdok bölgesinde (Hıristiyan Kabardeyler) ve Stavropol Eyaleti’nin bazı köylerinde yaşayan Kabardeyler tarafından konuşulur. Diasporada ise en başta Türkiye, Suriye ve Ürdün’de.

Türkiye’de Kabardeylerin en yoğun yaşadığı bölge, esas olarak Kayseri ve kısmen Sivas-Göksun’u da içine alan Uzunyayla’dır. Kabardeyler Türkiye’deki Adığeler içinde dillerini en iyi koruyan gruptur. 

Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim
1800’lerin başlarında ilk Adığe alfabeleri yapılmaya başlandı. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yazı, dar bir aydın çevresinde sınırlı kaldı. İlk önce Arap harflerini esas alan alfabeler kullanıldı. Batı lehçesi için 1918’den 1927 yılına kadar Arap alfabesi, 1927’den 1938’e kadar Latin alfabesi kullanıldı. 1938’den itibaren de Kiril-Rus alfabesine geçildi. Doğu lehçesi (Kabardeyce) için Latin alfabesi 1923’te yapıldı,. 1924’te N.F.Yakovlev tarafından geliştirildi ve 1936’ya kadar kullanıldı. 1936’dan itibaren Rus alfabesinin harfleri esas alınarak hazırlanan Kiril alfabesine geçildi. Çok sayıdaki ünsüzü karşılamak için iki-üç harften oluşan kombinezonlar yaratıldı veya işaretler kullanıldı. 

Batı Adığe lehçesi için yazı ve edebiyat dili, fonetik olarak en temiz kabul edilen Çemguy ağzı üzerine kurulmuştur. Kabardey lehçesi içinse Büyük Kabardey ağzı esas alınmıştır.

Son yıllarda anadile ilginin artmasıyla Adığe alfabelerinde değişiklik yapılması, Latin alfabesine geçiş konuları tartışılmaya başlandı. 90’ların başında 10 kadar Adığe alfabesi teklifi yapıldı. Son yıllarda tek bir Adığe alfabesi için çalışmalar yapılıyor. 1999 yılı sonunda dilbilimci akademisyen Muhadin Kumahov tarafından üç cumhuriyetin ilgili makamlarına tek Adığe alfabesi projesi sunuldu. Ancak bugüne kadar bu konuda bir karar alınmadı.

Dolayısıyla, Türkiye’de açılacak Adığece kurslarda, yazı dili haline gelmiş bu iki lehçenin esas alınması gerekiyor. Batı lehçesinde yazı dili için Çemguy ağzı esas alındığından, konuşan sayısı bakımından Türkiye’de ve Kafkasya’da oran tersine olsa da Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ ve Hatukay ağızlarını konuşanlar bu kurslarda ‘Çemguy’a tâbi olacaklar. Kabardey lehçesi için durum daha basit. Batı lehçesindeki kadar belirgin ağız farklılıkları olmadığından, Türkiye’deki tüm Kabardeyler ve Besleneyler küçük bir çabayla yazı diline geçiş yapabilirler.

Kafkasya’da Durum
1979-1989 yıllarında, kentleşme, turizmin gelişmesi ve 60-70’li yıllarda ‘ulusların kaynaşması’ sloganı altında yürütülen Rusçanın yaygınlaştırılması politikası sonucunda anadili öğretimi kesintiye uğradı. Rusça baskın dil konumuna gelmeye başladı. Adığece mecburi ders olarak sadece köy okullarında haftada iki saat okutulmaya başlandı. 1980’lerin sonunda ‘Adığece bilmek gereksiz’ düşüncesi yerleşti. Dile bu ilgisizlik aydınların tepkisini doğurdu ve yayın organlarında anadilin önemi ve rolü üzerine uzun tartışmalar yaşandı. 1990’ların başında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti egemenlik kazanınca devlet dilinin seçimi problemi nedeniyle dil yasasının hazırlanması gergin geçen birkaç yıl aldı. 16 Ocak 1995’te K.B.C. başkanı V.Kokov “Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Halklarının Dilleri Yasasını”imzaladı. Yasaya göre 3 dil - Adığece (Kabardeyce)- Balkarca ve Rusça- ‘devlet dili’ statüsü kazandı. Yasa, cumhuriyette yaşayan diğer halkların dillerinin de korunup geliştirilmesine imkan veriyor.

Rusya Federasyonu Anayasası’nın 3. maddesi Rusçayı RF’nin devlet dili olarak tespit etmekle beraber ‘cumhuriyetlere kendi devlet dillerini tesis etme’ hakkını veriyor. Bu diller devletin iktidar organlarında, yerel yönetim organlarında, cumhuriyetin devlet kurumlarında Rusçayla birlikte kullanılıyor. ‘Herkesin anadilini serbestçe kullanma; iletişim, eğitim, öğrenim ve sanat dilini özgürce seçme’ hakkı cumhuriyetlerin anayasalarında güvence altına alınmıştır. ‘Adığey Cumhuriyeti’nde eşit haklara sahip diller Adığeyce ve Rusçadır’ (A.C.Anayasası, M.5). ‘Kabardey-Balkar Cumhuriyeti topraklarında devlet dilleri Kabardeyce, Balkarca ve Rusçadır’ (K.B.C. Anayasası, M.76). ‘Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde devlet dilleri Abazaca, Karaçayca, Nogayca, Rusça ve Çerkesçedir’ (K.Ç.C. Anayasası, M.11). 

Üç Çerkes cumhuriyetinde ulusal okullarda anadili ve edebiyatı derslerinin sınıflara göre dozajı şöyledir.

1-4. sınıflarda haftada 6 saat, 
5-7. sınıflarda 4 saat, 
8-11 (lise) 3 saat.

Ulusal olmayan okullarda haftada iki saat Adığece dersi vardır. Bir dönem matematik v.d. derslerin Adığece okutulması uygulaması başlamış, fakat daha sonra kaldırılmıştır.

Yüksek öğrenim kurumlarında eğitim Rusça yapılıyor. Adığecenin devlet dili statüsü kazanmasına bağlı olarak bu dilde de eğitim yapılması planlanıyor. Ancak bu fikir öğrenciler ve öğretmenlerin çoğu tarafından iyimser karşılanmıyor. Birçok kişi yüksek öğrenim kurumlarında anadilde eğitim yapılmasının eğitimin kalitesini ve düzeyini düşüreceğini düşünüyor. 


ABHAZ-ABAZACA

Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ diye bir ayrım vardır ve literatüre de bu şekilde yerleşmiştir. ‘Abhaz’, Abhazya’da yaşayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir. Kuzey Kafkasya’da Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayanlar ise ‘Abaza’ (Rusçada Abazin) olarak adlandırılır. Abazalar geçmiş yüzyıllarda iki grup halinde Abhazya’dan kuzeye geçip yerleşmişlerdir. 13.-14. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’ya yerleşen ilk grup, dilbilim literatüründe Tapanta olarak anılan Aşuvalardır. Adığeler (Kabardeyler) Aşuvaları Bashağ, aynı bölgede yaşayan Nogaylar ise Altı Kesek Abaza olarak adlandırırlar.

Diğer grup ise dağlık bölgelerde yaşayan ve bu nedenle Aşharuva (veya Şkaravo) (‘dağlılar’) olarak adlandırılan Abazalardır. Aşuvalardan üç dört yüzyıl sonra Kuzey Kafkasya’nın düzlüklerine inerek yerleşmişlerdir. Adığeler Aşharuvaları Kuşha Jane olarak adlandırır. 
Bu isim karmaşasından dolayı, özellikle dille ilgili olarak ‘Abhaz-Abaza’ terimini kullanmak en uygunu görünüyor.

Abhaz-Abazaca, Adığece ve Ubıhça ile aynı kökten bir Kuzeybatı Kafkas dilidir. 19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde de 40-50 bin kişi tarafından konuşuluyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus Savaşı sonucunda nüfusun çoğu Osmanlı topraklarına yerleşmek zorunda kaldı. 1885’de Kuzey Kafkasya’da yaklaşık 10 bin Abaza (Aşuva ve Aşharuva), 1897 Rusya genel sayımına göre de Abhazya’da 58.697 Abhaz (Apsuva) kalmıştı. 1989 SSCB sayımına göre Abhazya’da 104 bin Abhaz, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş birkaç köy vardır. Türkiye’de ise, kesin sayı bilinmemekle birlikte, 100-150 bin kişi olduğu tahmin ediliyor. Ürdün ve Suriye’deki Çerkes diyasporası içinde de Abhaz-Abazalar vardır.

Lehçe ve Ağızlar
Yukarıda belirtildiği gibi, yaşanan tarihi süreç sonunda ortaya çıkan Kuzey Kafkasya’da Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva, Abhazya’da Apsuva gruplarına bağlı olarak dil de üç temel lehçeden oluşmaktadır. Kafkasya’da artık konuşulmayan, fakat Türkiye’de hâlâ yaşayan lehçe ve ağızlar ise henüz tamamen incelenmemiştir. Bu konuda bir çalışmayı Hollanda Leiden Üniversitesi’nden Abhaz dilbilimci Prof. V.Çirikba yürütüyor. 

Çirikba’ya göre Abhaz-Abaza dili beş lehçeden oluşuyor. Abhazya’da Bzıb, Abjua; Kuzey Kafkasya’da Aşharuva ve Aşuva (Tapanta); bunlara ilaveten beşincisi, Çirikba’nın üzerinde çalıştığı ‘Sadz’ lehçesi bugün sadece Türkiye’de konuşuluyor (Adapazarı-Düzce). Sadz lehçesini konuşanlar gibi dağlık Abhazya’nın Ahçıpsu, Pshu, Tsabal ağızlarını konuşanlar da 19. yüzyıl ortalarında tamamıyla Osmanlı topraklarına sürgün edildiklerinden, bu ağızlar da sadece Türkiye’de konuşuluyor. 

Sovyetler döneminde Abhazya’da konuşulan Abjua ve Bzıb lehçeleri (Abjua esas alınarak) ‘Abhazca’ ve Kuzey Kafkasya’da konuşulan Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva lehçeleri (Tapanta esas alınarak) ‘Abazaca’ olarak ayrı yazı ve edebiyat dili haline getirildiler. Bugünkü Rusya dilbilimine göre de Abhazca ve Abazaca yakın akraba iki ayrı dil kabul edilirler. Dünya dilbilimcilerinin çoğu tarafından ise aynı dilin lehçeleri olarak görülürler. Ortak gramer yapılarını ve temel sözcük dağarcıklarını korumuşlardır. J.C.Catford’un yaptığı karşılaştırmaya göre iki lehçe arasındaki eş asıllı veya ortak kelime (cognate) oranı % 80’dir.

Abhazlar dillerini Apsuşüa (veya Apsuva bızşüa) olarak adlandırırlar. Kuzeybatı Abhazya’da (Gudauta bölgesi) Bzıb ve güneydoğuda (Oçamçira bölgesi) Abjua lehçesi konuşulur. Abhazya’da artık kaybolmuş olan diğer lehçe ve ağızlar (Sadz, Tsvücı, Ahçıpsu, Pshu, Aybga, Tsabal, Guma ve Abjaqua) Türkiye’de hâlâ yaşamaktadır. (10 civarında Sadz köyü var). Türkiye’de Abhazlar yoğun olarak Sakarya, Düzce, Bolu, Bursa-İnegöl, Bilecik-Bozüyük ve Eskişehir’de yaşarlar. Diğer illerde de tek köyler vardır. 

Kafkasya’da ‘Abaza’ olarak adlandırılan Aşuva ve Aşharuva grubu ise Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde ve Türkiye’nin Adana, Kayseri, Sivas, Tokat, Çorum, Samsun, Eskişehir, Bilecik illerinde yaşarlar.

Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim

Abhazca için ilk alfabe 1862 yılında dilbilimci P.K.Uslar tarafından Rus harfleri temelinde hazırlandı;bu alfabeyle birlikte edebiyat dili oluşmaya başladı. Cochua’nın 1909’daki uyarlamasına kadar Abhaz alfabesi birkaç kez değişti. Cochua’nın uyarlaması 20 yıl kullanıldı ve bu alfabeyle dini hikayeler (1912) ve ilk okuma kitabı (1920) basıldı.

Yakovlev tarafından Latin temelli bir alfabe yapıldı ve bu ‘ortak Abhaz alfabesi’ SSCB’nin ‘genç yazılı dilleri Latinleştirme’ politikasının parçası olarak 1928’de kullanıma girdi. Bu dönemde edebiyat dili Bzıb lehçesinden Abjua’ya geçti. Aslında Abjua daha az karmaşık olmamasına rağmen o zamanın belli başlı yazarlarının lehçesiydi.

1936-1938 yıllarında Latin temelli alfabeler yerlerini genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazca, Stalin ve Beria’nın Abhazya’yı Gürcüleştirme politikasının sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953’de Beria ve Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat 1940’ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954’den itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. Bu alfabe, bazıları Uslar’ın alfabesinden alınmış 14 Kiril olmayan karakter barındırıyor. Bu durum yazı makinesi, bilgisayar ve matbaadan yararlanmada sorun yarattığı gibi, bazı fonolojik özelliklerin gösterilmesinde tutarsızlıkları olduğu için eleştiriliyor. Yapılan küçük değişikliklerle bugün hâlâ kullanılıyor. Sayıları Abhazya’dakinden fazla olan Türkiyeli Abhazlarla iletişim ve evrenselliği açısından Latin temelli bir alfabe için sürekli öneriler yapılıyor.

Abazaca (Tapanta) için 1847’de Elburgan’da doğan ve İstanbul’da eğitim gören Umar Meker’in Arap temelli bir alfabe ve ders kitabı hazırladığı, okulda çocuklara eğitim verdiği biliniyor. Ancak bu alfabe ve kitap günümüze kadar ulaşmadı. Genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak hazırlandı, 1938’de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle değiştirildi. 

Abhaz-Abazaca için Türkiye’de açılacak kurslarla ilgili sorunlar ve yöntemler konusunda şunlar söylenebilir: Türkiye’de her iki yazı dilinin (Abhaz ve Abaza) konuşanları vardır. Abhazcanın ağızları bakımından Abhazya ile Türkiye arasında yine tersine bir durum söz konusudur; yazı diline esas olan Abjua’yı konuşanlar Türkiye’de olmadığı gibi (veya çok az), Türkiye’de konuşulan ağızlar da Abhazya’da yoktur. Ancak bu ağızlar arasında büyük farklılıklar olmadığı için problem olacağını sanmıyorum.

Abazaca için ise Türkiye’dekiler açısından şans sayılabilecek bir durum söz konusu: Kafkasya’da (Karaçay-Çerkes’te), lehçeleri yazı diline esas alınan Aşuvaların (Tapanta) sayısı Aşharuvalardan oldukça fazladır; Türkiye’de ise tam tersi, Abaza grubunu çoğunlukla Aşharuvalar oluşturuyor. Ve Aşharuva lehçesi Abhazcaya daha yakın olduğundan açılacak Abhazca kurslar hepsine hitap edebilir.

Adığece veya Abhazca kurslarda öğretimin Latin alfabesiyle mi Kiril alfabesiyle mi olması gerektiği tartışılıyor. Latin alfabesi hem dünyadaki yaygınlığı, hem Türkiye’de kullanılıyor olması, hem de Kiril alfabesine göre kolaylığı bakımından elbette daha avantajlıdır. Mevcut Kiril alfabelerindeki problemler –üçlü, hatta dörtlü harf kombinezonları, farklı okunuşların ayrı harfler kabul edilmesi, iki lehçedeki aynı sesin farklı harflerle yazılması v.b.- ayrı bir konu. Ancak 70 küsur yıldır bu diller Kafkasya’da yazı ve edebiyat dili olarak kullanılıyor ve her türlü materyaliyle azımsanmayacak bir birikim var. Kiril alfabesini öğrenmeden bütün bu birikime ulaşmak mümkün değil. Latin alfabesiyle Adığece ve Abhazca öğretmek her şeye sıfırdan başlamak olur ve ancak birbirimize mektup yazmaya yarar. Yine de, gerektiğinde kullanmak üzere standart bir Latin alfabesinin kabul edilmesi gerekir. Tamamen Latin’e geçiş, bu ancak Kafkasya’daki cumhuriyetlerde kabul edilirse mümkündür. Rusya Kiril alfabesini bırakıp Latin’e geçmediği sürece o da çok zor görünüyor.

KAYNAKLAR
- Chirikba, A. Viacheslav; “Common West Caucasian”, Leiden Ün., Hollanda, 1996.
- Adığebze Pselhalhe – Slovar Kabardino-Çerkesskogo Yazıka, Moskova, 1999.
- Genko A.N.; “Abazinski Yazık”, Moskova, 1955.
- Berzeg, E.Sefer; “Adige-Çerkes Alfabesinin Tarihçesi”, Ankara,1969.
- “Kafkas Dilleri”, Sürgünde Kafkasya – Kültür Eğitim Dizisi 2, Kafkas Kültür Derneği, İstanbul, 1990.

Murat Papşu

Çerkes Dilleri

Aralık 28, 2018

Çerkes Dilleri Kafkasya’nın Sesi 

Çerkesler ve Abazalar sadece anayurtlarını değil, dillerini kaybetme tehlikesini de yaşadılar. 

Rivayete göre padişah, Kafkasya’ya birini göndermiş. Adam döndükten sonra huzura çıkıp gördüklerini, öğrendiklerini anlatmış. Padişah ‘‘Çerkeslerin dili nasıldır’’ diye sorunca, adam çakıl taşıyla dolu bir torba çıkarmış ve sallayarak ‘‘işte bu sese benzer bir dildir’’ demiş. Çerkeslerin ‘‘kuş dili’’ konuştukları da Anadolu’da halk arasında inanılan bir başka rivayet. Bu hikayelerin ortaya çıkmasında kuşkusuz Çerkesçenin, diğer Kafkas dilleri gibi telaffuzu zor, çok sayıda sese sahip olmasının payı var. 

Çerkesce, dünya dilleri içinde ayrı bir aile sayılan Kafkas Dilleri içinde yer alır; akraba dilleri Abazaca ve Ubıhça ile birlikte Kuzeybatı Kafkas grubunu oluşturur. Bu üç dilin yaklaşık üç bin yıl önce tek bir Kuzeybatı Kafkas dilinden ayrıldığı kabul edilir. Dil yapıları ve mantığı çok benzer olmasına, ortak kökenli çok sayıda sözcüğü paylaşmalarına rağmen karşılıklı anlaşılır diller değillerdir. Kuzeybatı Kafkas dillerinin fonetik zenginlik bakımından dünya dilleri arasında önemli bir yeri var. Az sayıdaki ünlünün yanında ünsüz bakımından son derece zengin dillerdir. Örneğin Çerkesçede 8 ünlüye karşılık 50’ye yakın ünsüz var. Abazacada 6 ünlüye karşılık 56 ünsüz, Ubıhçada ise 2 ünlüye karşılık 80 ünsüz bulunur. 

Bu üç dil arasında Ubıhçanın varlığı trajik şekilde son buldu. Ubıhlar 1864’e kadar Soçi ve çevresinde yaşıyorlardı. O zaman da hemen hepsi iki dilliydi; Abzehlerin veya Abaza Sadzların dilini de konuşuyorlardı. Hem uğradıkları nüfus kaybı, hem de sürgünden sonra diğer Çerkeslerle karışık yerleşmeleri Ubıhçanın gerilemesine yol açtı. Öyle ki, 1970’lerde bu dili konuşanlar bir grup yaşlıdan ibaretti. Ubıhçayı anadili olarak konuşan son kişinin, Manyaslı Tevfik Esenç’in 1992’de ölümüyle Ubıhça da ölü diller arasına katıldı. 

Savaştan ve sürgünden önce, Kafkasya’da bu üç dili konuşanların sayısı bir milyondan fazlaydı. Bugün Kafkasya’da Çerkesçeyi yaklaşık 600 bin, Abazacayı 150 bin kişi konuşuyor. Kafkasya’dan dört beş kat fazla nüfusun yaşadığı Türkiye başta olmak üzere diğer ülkelerde bu dilleri konuşanların sayısı hakkında kesin bilgi yok. 


Çerkesçe 

Çerkesler dillerini ‘‘Adığebze’’ olarak adlandırır. Esas olarak iki lehçen oluşur. Batı Çerkeslerinin (Abzeh, Şapsığ, Çemguy, Bjeduğ, Hatukay vd.) konuştuğu lehçe ‘‘Batı Adığe’’ (Ç’ahe); Doğu Çerkeslerinin (Kabardey ve Besleney) konuştuğu lehçe ‘‘Doğu Adığe’’ (Şhağ) lehçesi. Sovyetler döneminde bu iki lehçe ayrı diller gibi gösterilmiş, her biri için ayrı alfabe yapılmıştı. Batı lehçesi Adığey Cumhuriyeri’nde, Doğu lehçesi de Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde devlet dili. 

Yazı dili olmayan Ubıhça dışında Çerkesçe ve Abazaca yazılı diller. Çerkesçe için Kafkasya’da 1800’lerin başından itibaren yapılan alfabeler sınırlı çevrede kaldı. 1918’de Arap harflerine dayalı bir alfabe hazırlandı. 1927’den itibaren Latin, 1930’ların sonundan itibaren de bugün kullanılan Kiril temelli alfabe yürürlüğe girdi. 

Osmanlı döneminde Çerkesler için ilk alfabe İstanbul’da 1897 yılında Ahmet Cavit Paşa tarafından Arap harfleriyle hazırlandı. Bu alfabeyle ‘‘Ğuaze’’ adında bir gazete çıkarıldı, edebi ve dini kitaplar yayımlandı. Çerkesler Osmanlı’da Latin alfabesini benimseyen ilk Müslüman halktı. 1919’da Latin esaslı yeni bir alfabe yapıldı (Çerkes Elifbası). Bugün Türkiye’de Çerkesçenin tüm lehçe ve ağızları konuşuluyor. 


Abazaca 

Abazalar dillerini ‘‘Apsuşüa’’ olarak adlanrır. Üç lehçesi vardır. Abhazya’da yaşayanların konuştuğu ‘‘Apsuva’’ ile Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde konuşulan ‘‘Aşuva’’ ve ‘‘Aşharuva’’ lehçeleri. Apsuva lehçesi Abhazya’da devlet dilidir. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde devlet dili olarak tanınan beş dilden biri olan Abazacanın yazı dili için Aşuva lehçesi esas alınmıştır. Abazacanın tüm lehçe ve ağızları Türkiye’de konuşulmaktadır. Sadz, Tsabal, Ahçıpsu gibi ağızlar ise sadece Türkiye’de kullanılıyor. 

Abhazya’da Abazaca için ilk alfabe 1862’de Rus harfleri esas alınarak hazırlandı. Cochua’nın 1919’daki alfabe uyarlamasını Yakovlev tarafından hazırlanan Latin temelli alfabe izledi ve 1928’de kullanıma girdi. Daha sonra Stalin ve Beria’nın Abhazya’yı Gürcüleştirme politikası nedeniyle Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. 1954’ten itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. İstanbul’da Çerkesçe ve Abazacanın alfabe birliğini sağlamaya dönük Abazaca alfabe Mustafa Butba tarafından 1919’da hazırlandı (Çerkes Elifba Apsışola).
ATLAS, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi, ''Çerkesler, Kafkasya’daki Çerkesya, Anadolu’daki Kafkasya'', Sayı 120, Mart 2003,

Murat Papşu

Adığe, anavatanı Kuzeybatı Kafkasya olan ve 19. yüzyılın ikinci yarısında uğradıkları sürgün sonucu bugün nüfusunun büyük çoğunluğu anavatanının dısında(Türkiye, Ürdün, Suriye, İsrail vd. ülkelerde) yasayan halkın kendine verdiği addır. Yasadıkları ülkelerde ve ilgili literatürde daha çok ‘Çerkes’ olarak bilinirler. Türkiye’de ‘Çerkes’ sık sık diğer Kafkas halklarını da kapsayacak sekilde kullanıldığından ve ‘Adığece’ dilbilim literatüründe yerlesmis bir terim olduğundan, yazı ve alfabeyi konu alan bu yazıda Çerkesçe yerine ‘Adığece’ demeyi tercih ettim.

Adığece Kafkas Dilleri’nin Kuzeybatı (Abhaz-Adığe) grubuna ait bir dildir. Abazaca ve bugün artık ölü dil olan Ubıhça bu grupta yer alan diğer akraba dillerdir. Adığeler 19. yüzyıl ortalarına kadar korunan toplum ve yerlesim yapılarına göre Natuhay, Abzeh, Sapsığ, Bjeduğ, Çemguy, Hatukay, Mamheğ, Mahos, Besleney ve Kabardey boylarından olusuyordu. Ubıhların çoğunluğu, farklı dilleri olmasına rağmen Adığece de konusuyordu.

Bu boy adları yerlesimlerine bağlı olarak lehçeleri ve ağızları da isaret etmektedir. Bilindiği gibi, aynı dili konusan ve coğrafi olarak birbirinden uzaklasan toplulukların dilleri zaman içinde farklılasır; farklı ağızlar, lehçeler, hatta diller ortaya çıkar. Uzaklığa büyük doğal engelleri de ekleyebileceğimiz Kafkasya’da Adığece için bu durum söyle gelismistir: 13.-14. yüzyıllarda, tarihi olaylara bağlı olarak Adığelerin bir kısmı batıdan doğuya doğru ilerleyerek merkezi Kafkasya’ya yerlesmis ve bugün Kabardey ve Besleney olarak bilinen topluluklar ortaya çıkmıstır. Dolayısıyla Adığeler, Doğu veya Yukarı Adığe (Shağ) ve Batı veya Asağı Adığe (Ç’ahe) olarak ikiye ayrılmıstır. 

Adığece de buna bağlı olarak iki lehçeden olusmaktadır: Abzeh, Bjeduğ, Çemguy ve Sapsığ ağızlarından olusan Batı Adığe lehçesi; Baksan, Terek (Cılahsteney), Kuban, Kuban-Zelençuk, Malka (Balk) ve Besleney ağızlarından olusan Doğu Adığe veya Kabardey lehçesi (Besleneyler Kabardeylerden ayrı bir boy sayılmalarına rağmen dilleri Kabardey lehçesinin bir ağzı kabul edilmektedir).

1922 yılında Batı Adığe topraklarının küçük bir kısmında, Sapsığları dısarıda bırakan “Çerkes (Adıgey) Özerk Bölgesi” (bugünkü Adıgey Cumhuriyeti), Kabardey ve Besleneylerin yasadığı bölgelerde de Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar özerk bölgeleri (bugün ikisi de cumhuriyet) kuruldu.1 Adığeceyle ilgili terminolojik karısıklık da bundan sonra basladı. Bu üç idari birimde yasayan Adığeler üç ayrı milliyetmis gibi (Adıgeyler, Çerkesler ve Kabardeyler) kabul edilmeye baslandı. Adığecenin iki lehçesi de ‘Adıgey dili’ ve ‘Kabardey-Çerkes dili’ olarak iki ayrı dil kabul edildi; alfabe ve edebiyat ikisi için ayrı ayrı olusturuldu. Rusya’da bugün hala geçerli olan bu sınıflandırmaya göre Kuzeybatı (Abhaz-Adığe) dil grubu bes dilden olusmaktadır: Adıgeyce, Kabardey-Çerkesçe (veya sadece Kabardeyce), Abhazca, Abazince ve Ubıhça. Ubıhça, 1860’lardan itibaren Kafkasya’da konusanı kalmadığı ve bugün artık ölü dil olduğu için çoğu Sovyet/Rus dilbilimci tarafından bu listeye dahil edilmez.

Abazaca da Adığeceyle aynı kaderi paylasarak Abhazca ve Abazince diye ayrılmıstır. Sonuç olarak, yasanan bu tarihi süreç sonucunda Adığece küçük farklılıkları olan iki alfabeye sahip olmustur.

İlgili kaynakların, özellikle dille ilgili olanların çoğu Rusça olduğu için bu terminoloji Türkçeye de aktarıldı. Bu yapılırken bir de Adıgey’de konusulan Batı lehçesi (‘Adıgey dili’) ‘Adığece’ olarak tercüme edildi ve ortaya “Adığece ve Kabardeyce” gibi gariplikler çıktı.

Kafkasya’da İlk Alfabe Çalısmaları
Eskiden beri yazısı ve yazılı edebiyat geleneği olan tek Kafkas dili, ilk edebi örnekleri MS 5. yüzyıla ait olan Gürcücedir. Yaygınlasmayan alfabe denemeleri sayılmazsa, diğer Kafkas dilleri yakın bir zamanda, 1920-30’lu yıllarda yazılı hale gelmistir; alfabeleri Kiril alfabesini esas almaktadır. Otuzdan fazla Kafkas dili olmasına karsın Rusya Federasyonu’nda bunlardan ancak onu yazı ve edebiyat diline sahiptir; Adıgey-Kabardey, Abhaz-Abazin, Çeçen-İngus gibi aynı dilin lehçeleri de bu sayıya dahildir.

17. yüzyılda Evliya Çelebi, 18. ve 19. yüzyıllarda N.Vitsen, Filipp İ. Stralenberg ve İ.A. Güldenstedt, P.S.Pallas, G.Y.Klaprot gibi gezgin ve arastırmacılar Adığece kayıtlar yaptılar. Fakat bunları ilk alfabe denemeleri saymak mümkün değildir. Adığece için ilk alfabe denemeleri 1800’lerin baslarında yapılmaya baslandı. Sultan Adil-Girey’in aktardığına göre “Çerkesya’nın büyük sairi ve mükemmel oryantalist Natauk Seretluk 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, uzun yıllar uğrasarak hazırladığı alfabeyi ve grameri din adamlarının baskısıyla atese atıp yakmak zorunda kaldı.” 2

1829 yılında Petersburg’ta, Çarın hassa birliği içinde kurulan Kabardey Süvari Bölüğü’nde görev yapan Adığelerin eğitimi için Petersburg Üniversitesi’nde öğretmen olan Rus subayı İ. Gratsilevski Kiril-Rus harfleri temelinde “Çerkes alfabesi”ni hazırladı. Gratsilevski’nin öğrencileri aralarında bu alfabeyle yazısıyorlardı.3 Bu girisim, Petersburg’taki bu birlikte bulunan ilk Adığe aydınlanmacılarından Sora Bekmırza Noguma’ya (1794 (1801?)-1844) ve Sultan Han-Girey’e (1808-1842) de ilham verdi. Sora Noguma 1840 yılında Rus alfabesinden aldığı 33 ve Alman alfabesinden aldığı h harfiyle 34 harflik bir alfabe hazırladı. Ancak Adığecenin altmısa yakın sesini karsılamak için diakritiklere (harflerin üzerine konan isaretler) basvurmak zorunda kaldı ve harf sayısı pratikte 49 oldu. Bu alfabenin basılması için hükümete yaptığı basvuru kabul edilmedi. Noguma daha sonra, 1843 yılında din adamlarının baskısıyla Arap harflerini esas alarak bazı eklemelerle bir alfabe daha hazırladı. Fakat bu alfabe de Adığece için yetersiz kaldı ve kullanıslı olmadı. Noguma’nın hazırladığı iki alfabenin tarihleri konusunda bilgiler çeliskilidir. Bazı kaynaklar önce Arap harfli alfabeyi, sonra Rus harflerini esas alan alfabeyihazırladığını belirtmektedir.4

Sultan Han-Girey de ‘Seretluk ve Noguma’nın tecrübelerine kendi tecrübesini ekleyerek’ Rus harflerini esas alan yeni bir Adığe alfabesi hazırladı. Han-Girey’in notları bugüne ulasmadığı için alfabesi hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Yine Han-Girey’in aktardığına göre “1820’lerde Sapsığ Muhammed Efendi Adığece bir alfabe hazırladı, fakat din adamlarının bağnazlığı yüzünden bu girisim basarıya ulasmadı.”5

Bir alfabe denemesi de 1840 yılında Leonti Lyulye yaptı. Alfabesini hazırladığı Rusça Çerkesçe sözlükte uyguladı.6 Fakat P.Uslar’ın tespitine göre, dilbilimci olmayan Lyulye’nin alfabesi Adığecenin seslerini tam olarak karsılamıyordu; nitekim kullanım alanı da bulamadı.Bu ilk örnekleri izleyerek 19. yüzyılın ikinci yarısında da çalısmalar devam etti. Arap harflerini esas alan alfabe geleneğini Abzeh Vumar Bersey devam ettirdi. 1853 yılında ‘Çerkes Dili Okuma Kitabı’nı ve 1858’de ‘Adığe Dili Grameri’ni yayınladı.7 

Bersey’in alfabesi 28 Arapça, 4 Farsça harften ve Adığecenin seslerini karsılamak için kendisinin yarattığı 14 özel isaretten olusuyordu. Ünlüler ise alta ve üste konulan isaretlerle (esre ve ötre) karsılanıyordu.8

1854’de British Philological Society tarafından basılan “A Dictionary of the Circassian Language” adlı çalısmasında L.Löwe, her iki lehçe için yanında Latin karsılıklarını da vererek Arap alfabesi kullandı.

1878 yılında Hacıbek Ançok, Bersey’in alfabesinde değisiklikler yaparak daha basit ve kullanıslı bir alfabe hazırladı. Alfabe 68 harften, bütün harfler de tek isaretten olusuyordu. Ançok kendi alfabesiyle sözlü Adığe edebiyatından çok sayıda eser derledi.9

Ancak Arap harflerini esas alan alfabelerin problemi çözmediği görüldü ve arayıslar devam etti. 1862 yılında P.Uslar Nalçik’e gelerek Vumar Bersey ile birlikte Rus harflerini esas alan bir alfabe hazırladı. Nalçik Kabardey Okulu’nda öğretmen olan Kazi Hatohsoko’nun (Atajukin) hazırladığı, çoğu Rus alfabesinden alınan 44 harften olusan alfabe 1865 yılında basıldı.

1881 yılında sair Bekmırza Pas’e Arap alfabesinden uyarladığı kendi alfabesiyle Adığece eserler yazmaya basladı. 1890’larda ünlü Kafkasolog L.G.Lopatinski reforme ettiği Kiril-Rus alfabesi temelinde bir Adığe alfabesi hazırladı. Ayrıca ‘Kısa Kabardey Grameri’ ve ‘Rusça- Kabardeyce Sözlük’ yazdı. Onun etkisiyle 1906 yılında Pago Tambiy de kendi alfabesini ve okuma kitabını hazırladı. 20. yüzyıl baslarında Arap harflerini esas alarak alfabe denemeleri yapan Mejid Fanziy, Hasan Yelberd, Nuriy Tsağo ve Talustan Seretloko’nun da adlarını sayabiliriz.10

Çarlığın son döneminde Adığe halkının içinde bulunduğu tarihi kosullar, takdire değer bütün bu çabalara rağmen yazının eğitim ve aydınlanma aracı olmasına izin vermedi. 1920 yılında yapılan nüfus sayımına göre okuma yazma bilmeyen Adığelerin oranı % 90’ın üzerindeydi.11

Osmanlı’da İlk Alfabe Çalısmaları
Hemen hemen aynı dönemlerde İstanbul’da da alfabe çalısmaları yapılıyordu. İlk alfabe denemesi 1897 yılında Tharhet Ahmet Cavit Pasa tarafından yapıldı. Ahmet Cavit Pasa Arap harfleriyle hazırladığı Adığe alfabesini İstanbul’da tas baskıyla bastırarak halk edebiyatından derlemeler yapmaya basladı. Daha sonra Ahmet Cavit Pasa’nın baskanı olduğu Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti (1908-1923) tarafından İstanbul’da çıkarılan ‘Ğuaze’ (Rehber) adlı gazetede bu alfabeyle yazılar yayınlandı, edebi ve dini kitaplar basıldı. Mesrutiyet döneminde alfabenin iki yeni baskısı daha yapıldı. (“Adıge Yani Çerkes Lisanının Söylenisi Yazılısı” (Adıghe Bzeguim Yivuaçve Yitxaçve), Osmanlı İktisad Kütüphanesi, İstanbul, 1327).12 Özellikle 1908-1920 arasında Osmanlı Çerkes aydınlarının alfabe olusturmak için yoğun çalısmalar yaptıkları bilinmektedir. Ahmet Cavit Pasa’dan sonra bilinen ilk çalısmayı İstanbul’da doktor Mehmet Ali Pçehatluk yaptı. Ancak tarihler konusunda yine karısıklık vardır. Adıgeyli dilbilimci Uçujuk Zekoh, Pçehatluk’un 1902’de Arap harflerini, 1904’te de Latin harflerini esas alan iki alfabe hazırladığını yazmaktadır. Mahomed İsayev ise Pçehatluk’un 1908’de Arap harfleriyle Adığe alfabesi hazırladığını, aynı yıl bu alfabeyle okuma ve ders kitapları bastığını belirtmektedir. Fakat Pheçatluk’un Latin harfleriyle Osmanlıca açıklamalı olarak hazırladığı ‘Adığe Alfib’in Çerkes Teavün Cemiyeti Alfabe Komisyonu tarafından Ğuaze gazetesinin 9 Haziran 1327 (1910) tarihli 12. sayısında ilan edilen karar uyarınca 1912’de (1329) yayınlandığı bilinmektedir.13

Bilinen diğer çalısmalar sunlardır:
Adıge Alfabesi - 1909 yılında Yusuf Suat Neğuç ve Ahmet Nuri Tsağo tarafından hazırlandı.

Çerkes Elifbası. Hürriyet Matbaası, İstanbul, 1331 (1915). Otuz bir sayfadan olusan ve Arap harflerini esas alan alfabenin yazarı Adighe Zauil (‘Adığe Savasçısı’) olarak görünmektedir. Bir grup tarafından hazırlandığı tahmin edilmektedir.

Çerkes Elifba Apsısola (Abhazca ile Çerkes Alfabesi). İstanbul, 1335 (1919). Edebiyat öğretmeni Mustafa Butba’nın Adığece ile Abazacanın alfabe birliğini sağlamaya yönelik bir çalısmasıdır. Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti ile Simali Kafkasya Cemiyeti tarafından yaygınlastırılmaya çalısılmıstır.

Çerkes Elifbası-Cerqes Eelfıb. Blenav Batuk Harun, Simali Kafkas Cemiyeti Yayını, İstanbul, 1334 (1918). 35 harften olusan alfabe Latin harflerini esas almaktadır. Birinci Dünya Savası’ndan sonraki karısık dönem bu alfabelerin kullanımına ve kültürel faaliyetlerin gelismesine imkan vermedi. Yine de bu İstanbul’da Adığece ders kitapları, edebi eserler bastırıldı ve bunlar Kafkasya’ya da gönderildi.

Adıge Alfabe (Çerkes Alfabesi), Ahmediyye Matbaası, İstanbul, 1337 (1921) (2. baskı). İbrahim Hıdzetl tarafından Arap harfleriyle hazırlanan bu alfabe Kafkasya’da da birkaç yıl kullanıldı.

Çerkeslerin yasadığı Suriye, Ürdün, Mısır gibi ülkelerde de çoğunlukla İstanbul’da öğrenim görmüs, Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti çevresinden aydınlar tarafından alfabeler hazırlandı. Mısır ordusunda pasa olan ve 30 yıldan fazla Avrupa’da görev yapan Muhamed Kemal Huaj, emekli olduktan sonra Suriye’de bir Çerkes köyüne yerlesti. 1910 yılında Arap harflerini esas alan bir alfabe hazırladı ve kendi parasıyla Adığece eğitim veren bir okul açtı.14

Suriye’de kullanılan diğer bir alfabe, Çerkes Teavün Cemiyeti’nin ve Simali Kafkasya Cemiyeti’nin çalısmalarına katılmıs aydınlardan Harun Bateko tarafından hazırlandı. (Elifba vel Serkesiyye, Sam, 1929). Latin esaslı bu alfabeyle Kuneytra Çerkes Okulu’nda Adığece eğitim verildi. Çesitli eserler ve ‘Marg’ (dua, Tanrı’ya yakarıs) adlı bir gazete yayınlandı (1928-1931). Bu çalısmalar aralıklı olarak İkinci Dünya Savası’na kadar sürdü. Yine bu dönemde sair ve yazar Ömer Hilmi Tsey Latin harflerine dayanan yeni bir alfabe yayınladı, fakat bu da uygulama alanı bulamadı. (Adighe Txibze (Adığe Alfabe Kitabı), Halep, 1926). İkinci Dünya Savası yıllarında Kafkasya’yı terk etmek zorunda kalarak Ürdün’e yerlesen yazar Saban Kube burada yeni bir alfabe hazırladı (Adighe Alfibe, Sam-Amman, 1952). Esas olarak Kafkasya’daki Kiril esaslı Adığe alfabesi sisteminin Latin harflerine uyarlanmasıyla meydana getirilen bu alfabeyle Ürdün, Suriye, Lübnan, Fransa ve ABD’de Kube’nin bazı eserleri basıldı, takvimler, muhtıralar yayınlandı. Türkiye’de de bu alfabeyle Sefer Berzeg tarafından ‘Vatan Düsüncesi’ adlı Adığe siirlerinden seçmeler basıldı. (Ankara, 1967). 

Adığe yazısının yaratılmasına yönelik bu çalısmalarda hangi lehçenin veya ağzın esas alınacağına dair bir tartısmaya tanık olmuyoruz. Öyle anlasılıyor ki, çabalar bütün lehçelerin ve ağızların kullanabileceği ortak bir alfabe yapmaya yönelik olmustur. Ancak Osmanlı’da yapılan çalısmalar, bu konuyla uğrasan kisilerin kökeni itibarıyla daha çok Batı Adığe lehçesini esas almaktadır.

Sovyetler Birliği Döneminde Yapılan Çalısmalar ve Bugünkü Alfabe
19. yüzyılda ve 20. yüzyılın baslarında yapılan bu alfabe denemeleri, ne yazık ki Çerkeslerin iki imparatorluğun ordularının saflarında sayısız savaslara katılmak zorunda kaldığı talihsiz bir döneme denk geldi. Yazı dar bir aydın çevresinde sınırlı kaldı ve yapılan çalısmalar tarihe mal oldu.

Osmanlı ve Rusya imparatorluklarının 1920’li yıllarda içinde bulundukları tarihi dönemeç, bu iki devlette yasayan Çerkeslerin ve dolayısıyla dillerinin de kaderini belirledi. Kafkasya’ya öğretmenler ve ders kitapları gönderen, çalısmalarıyla İstanbul’u Çerkeslerin kültürel merkezi yapmaya baslayan Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti, Balkan ve Kurtulus savaslarında kadrolarının çoğunu kaybetti. 1923’te yeni kurulan rejimle birlikte bütün çalısmalara nokta kondu.

Kafkasya’da Çarlığın yıkılıp 1922’de Sovyetler Birliği’nin kurulmasından sonra, SSCB’nin milliyetler politikası çerçevesinde yazısı olmayan halklar için alfabe olusturma çalısmaları basladı. Batı Adığe ve Kabardey lehçelerinin ayrı diller olarak ayrıstırılması da esas olarak bu dönemde basladı. Ayrı idari birimlerde yasayan iki Adığe grubu için çalısmalar ayrı ayrı yürütüldü.

Alfabenin ve yazı dilinin olusmasını üç döneme ayırmak mümkündür. İlk dönemde Arap harflerini esas alan alfabeler kullanıldı. Daha sonra Latin, en son da Kiril-Rus alfabesine geçildi.

Batı lehçesi için Arap harflerine dayalı ilk alfabe Ahmed Bekuh tarafından hazırlandı. 1918’de Yekaterinodar’da (bugünkü Krasnodar) tas baskıyla basılan bu alfabeyle ilk ulusal gazete olan ‘Krasnaya Kuban’ (‘Kızıl Kuban’) (1918), daha sonra da ‘Sovyetskaya Kuban’ (1920), ‘Adığe Mak’ (‘Adığe Sesi’) (1923) ve ‘Adığe Psevuç’ (‘Adığe Yasamı’) (1926) gazeteleri yayınlandı. Bekuh’un 1927 yılına kadar kullanılan alfabesiyle yazının ilk on yılında Adığece çok sayıda yayın basıldı.15 

Grafik olarak birbirine çok benzeyen harflerin bolluğu, sesli harflerin olmaması Arap grafiğine dayalı Adığe alfabesinin kullanımını zorlastırıyordu. N.Yakovlev ve Davut Ashamaf tarafından hazırlanan Latin Adığe alfabesi taslağı 1924’te teklif edildi. Bir yıl sonra kurulan komisyon taslağı kabul etti ve 1927 yılından itibaren, 10 yıl kullanılacak Latin alfabesine geçildi. Ancak Latin alfabesinin 25 harfiyle Adığecenin seslerini karsılamak yine sorun oldu; alfabeye farklı isaretler ve harf bilesimleri eklendi.

Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar özerk bölgelerinde yasayan Adığeler (Kabardeyler) için süreç biraz farklı oldu. Kabardey toplumu alfabe konusunda ikiyebölündü. Bazıları Rus harflerinin esas alınmasını, dini eğitim alanlar da Arap alfabesini savunuyordu. İlk önce, 1917 yılında Talustan Seretloko’nun G.Lopatinski’nin alfabesine dayanarak hazırladığı alfabe kabul edildi, fakat tartısmalar bitmedi. Latin alfabelerine geçis döneminde, Kabardey lehçesi için Adığe alfabesini 1923 yılında B.Huran hazırladı. Bu alfabe 1924’te N.F.Yakovlev tarafından gelistirildi ve kullanıma girdi.16

Üçüncü dönemde, Rus alfabesinin harfleri esas alınarak hazırlanan ve bugün de kullanılan alfabelere geçildi. Bunun politik kaygılarla yapıldığına dair birçok yorum vardır. Resmi gerekçe ise Kiril alfabesinin kullanıldığı ortamda Latin alfabesinin teknik sorunlar (daktilo, matbaa kullanımı vb.) yaratmasıydı. Sonuçta Latin alfabesinden de vazgeçildi ve 1936 yılında Kabardey-Balkar’da ve Çerkes Özerk Bölgesi’nde Tuta Borıkuey tarafından düzenlenen Kiril alfabesine geçildi. Adıgey bunun için iki yıl daha bekledi. Batı Adığe lehçesi için alfabeyi Rus dilbilimci Prof. N.Yakovlev ve Adığe Davut Ashamaf birlikte hazırladı. Çok sayıdaki ünsüzü karsılamak için yine iki veya üç harflik kombinazonlar yaratıldı veya isaretler kullanıldı.17

1990’lı yıllarda Kafkasya’da Adığe alfabelerini birlestirmek için teklifler yapıldı. 1999 yılı sonunda dilbilimci Muhadin Kumaho tarafından Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar cumhuriyetlerinin ilgili makamlarına tek Adığe alfabesi projesi sunuldu, ancak bugüne kadar bu konuda bir karar alınmadı. Türkiye’de ise yüz yıl önceki aynı süreç tekrarlandı. Latin harflerini esas alan çok sayıda alfabe projesi ortaya atıldı. Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun aldığı kararla, 2006 yılında baslayan Adığece kurslarda mevcut Kiril-Adığe alfabesinin kullanılması kabul edildi.

Dipnotlar:
1 Obrazovaniye SSSR (SSCB’nin Kurulusu), http://www.hi-edu.ru/x-books/xbook010/01/index.html?012.htm
2 Tharkaho, Yunus, “Sovremennıye Adıgskiye Alfavitı” (Çağdas Adığe Alfabeleri), Nartski Epos i Kavkazskoye Yazıkoznaniye- The Nart Epic and Caucasology (Nart Destanı ve Kafkas Dilciliği), VI. Uluslararası Avrupa Kafkasologları Kollokyumu, s.261-266, Maykop-RF, 1994.
3 Zekoh, Uçujuk, S.; Kratkiy kurs adıgeyskoy grammatiki I (Kısa Adıgeyce Grameri Kursu I), Maykop, 1993, s. 26-27.
4 Hatali S.Vurıs, Adığebzem yi thıde (Adığecenin Tarihi), Nalçik, 2000, s. 205-206// Han-Girey S., Zapiski o Çerkesii (Çerkesya Notları), Elbrus Yayınevi, Nalçik, 1992, s.95-96/İsayev M.İ.,Yazıkovoye stroitelstvo v SSSR (SSCB’de Dil Yapılanması–SSCB Halklarının Yazılarının Olusturulması Süreci), Moskova, 1979, s. 183-184.
5 Han Girey, a.g.e.
6 Lyulye L., Slovar russko-çerkesskiy ili adıgeyskiy, s kratkoy grammatikoy sego poslednogo. Odessa, 1846.
7 Berseyev, Umar H., “Bukvar çerkesskogo yazıka”, Tiflis, 1853; Grammatika adıgeyskogo yazıka”, 1858.
8 Zekoh, U.S.; Kratkiy kurs …, s. 28.
9 A.g.e, s. 28.
10 Hatali, a.g.e., s. 242-249.
11 İsayev M.İ., a.g.e., s. 187.
12 Berzeg, E.Sefer; Adige-Çerkes Alfabesinin Tarihçesi, Ankara, 1969, s.6.
13 Zekoh, a.g.e., s. 28; İsayev, a.g.e., s.186; Berzeg, a.g.e., s. 16.
14 İsayev M.İ., a.g.e., s. 187.
15 Zekoh, U.S.; Kratkiy kurs …, s. 29.
16 İsayev M.İ., a.g.e., s. 190-191.
17 Hatali, a.g.e., s. 265-266.

Kaynakça:
Apajev M.L., Problemı kabardinskoy leksiki (Kabardey Söz Varlığı Problemleri), Nalçik, 1992.
Ashamaf D.A., İstoriya çerkesskih alfavitov (Çerkes Alfabeleri Tarihi), Zap. Sev.-Kavkazskogo krayevogo gorskogo Nİİ, T. 2, Rostov na Donu, 1929.
Berzeg, E.Sefer; Adige-Çerkes Alfabesinin Tarihçesi, Ankara, 1969
Hatali S.V., Adığebzem yi thıde (Adığecenin Tarihi), Nalçik, 2000.
Hatanov A.A., İz istorii adıgeyskih alfavitov (Adıgey Alfabeleri Tarihinden), Uçenıye zapiskiAdıgeyskogo Nİİ, T. 5, 1966.
İsayev M.İ., Yazıkovoye stroitelstvo v SSSR (SSCB’de Dil Yapılanması – SSCB HalklarınınYazılarının Olusturulması Süreci), Moskova, 1979.
Nart, İki Aylık Düsün ve Kültür Dergisi Sayı 51, Eylül-Ekim 2006

Murat Papşu

Dil kaybı tehlikesi çeşitli şekillerde karşımıza çıkar. Genellikle, belli bir dil, bu dili konuşan sadece birkaç kişi kaldığı zaman yok olma tehlikesi altındadır. Örneğin, günümüzde Avrupa ve Asya’da 90 kadar dil, bu dilleri konuşan sadece birkaç yaşlı insan kaldığı için yok olmak üzeredir. Başka bir durum ise, bir dilin halen birçok konuşmacısı olmasına rağmen bu konuşmacıların kendi ana dillerini konuşmayı ve kendilerinden sonra gelen nesillere aktarmaya bırakmaları ve başka bir dilde konuşmayı tercih etmeleridir.

Batı-Kafkas dillerine dil kaybı anlamında nasıl yaklaşılmalıdır. Hepimiz Ubıh dilinin trajik sonunu biliyoruz. Ubıhça dilini son konuşucusu Tevfik Esenç 88 yaşında 7 Ekim 1992 senesinde Türkiye’nin batısındaki Hacı Osman Köyü’nde hayatını kaybetmiştir. Tesadüfi olarak, Tevfik Esenç ile tanışıp 1 gün süresince birlikte çalışma şansına sahip olmuştum.

Kafkasya’da Ubıh’ın kardeş dilleri olan Kabardeyce ve Doğu Çerkescenin gelecekte var olma olasılığı anlamında daha “şanslı” olduklarını söyleyebiliriz. Kabardeyce, Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde de 2002 nüfus sayımına göre nüfusun %55.32 si ni oluşturan 498.702 ve ayrıca Karaçay - Çerkesk Cumhuriyetinde nüfusun %11.28’ini oluşturan 49.591 kişi tarafından konuşulmaktadır. Adıgelerin küçük bir azınlığı oluşturduğu Adıge Cumhuriyeti’nde konuşulan Adıgece (nüfusun % 24.1'ini oluşturan 108.115 kişi) bu anlamda daha az güvenli bir gelecek arz etmekte ve Rus dilinin büyük (nüfusun %64.48’i) baskısı altında kalmaktadır. Karaçay-Çerkesk’te 32.346 kişi tarafından konuşulan (cumhuriyet nüfusunun %7.6’sı ) Abazacanın durumu da hem Kabardeyce hem de Rusçanın etkileri sebebiyle güven telkin edici değildir (cumhuriyetin %33.65’iRus’tur)

Abhaz dillerinin durumu daha da dramatik bir durum arz etmektedir. Abhazca ülkenin resmi dili olmakla beraber Abhaz kreşleri, okulları, üniversite kursları, Abhaz TV si, radyosu ve basın yayın organı olduğu için bu durum çelişkili gözükmektedir. Ancak, Abhazcanın asıl sorunu bu dili konuşanların şehirlerdeki sayılarını yetersizliği ve Rusçanın ülke genelinde lingua-franca (ortak dil) olarak benimsenmiş olmasıdır. Rusça Abhazca üzerinde büyük bir baskı teşkil etmekte, sokakları, şehirleri, pazarları domine etmekte ve bürokrasinin, hükümetlerin, parlamentonun, okulların, basının ve iş dünyasının dili olarak kabul görmektedir. Son yıllarda, Abhazcanın prestijinin ve ebeveynlerde çocuklarına ana dili öğretme konusundaki bilincin dikkat çekici bir şekilde yükselmesine rağmen, Rusça kentsel bölgelerde halen son derece etkilidir ve bu da anadile yönelik olumlu eğilimleri etkisiz hale getirmekte, Abhaz genç nesillerinin dil yetisi kazanmasının olumsuz yönde etkilemektedir. Çoğu Abhaz kentli aile Abhazca konuşma yetisine sahip olmakla beraber Rusça konuşmayı tercih etmektedirler.

Birçok Abhaz ailesinin çocuklarını Abhaz okullarına gönderdikleri ve bu okullarda birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar eğitim dilinin Abhazca olduğu doğrudur. Rusça konuşan Abhaz kentli ailelerinin çocukları ana dillerini, seçimsiz olarak, okulda öğrenmektedirler ve bu yöntemin sonuçları oldukça başarılıdır. Ancak öğretim dilinin Abhazcadan Rusçaya dönüştüğü dördüncü sınıfta bu durum tamamen değişmektedir. Abhazya’da eğitim süresince Abhazca eğitim veren hiç bir okul bulunmamaktadır. Dördüncü sınıftan itibaren öğrenciler kendi ana dillerini eğitim süreçlerinde kullanmayı bırakmakta bunun yerine ana dil ve edebiyat haftada bir ya da iki derse indirgenmekte ve Rusçaya bir dönüş yaşanmaktadır.

Bir diğer olumsuz etken kırsal kesimlerdeki istenmeyen ekonomik durumdan ötürü birçok Abhaz’ın köylerini terk edip şehirlere taşınmak zorunda olması ve Rusça konuşmaya zorlanmalarıdır. Köylerden gelen ve kendilerini Rusçanın konuşulduğu şehirlerde yetersiz hisseden Abhazlar çocuklarına iyi Rusça öğretmeye çalışmakta ve örneğin Rus okullarına göndermektedirler. Bu durum Abhazcanın durumunu ve işlevsel kullanımını olumsuz olarak etkilemektedir. Abhaz köylerinde Abhazcanın halen tek dil olarak kullanılmasına rağmen, ailelerin çalıştığı yerlerde Rus eğitim sistemi ve her an el altında olan televizyon Rusçanın kırsal bölgelere de girmesini sağlamaktadır.

Bu alarm veren durum, Abhaz toplumu için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu noktada özellikle belirtmek isterim ki, Abhazya’daki diğer etnik grupları –Ruslar, Ermenİler, Gürcüler ve diğerleri- Abhazca konuşmaya zorlamanın herhangi bir yolu yoktur. Ancak en büyük sorun kentli Abhazlar'ı kendi dillerini konuşmaya ve aynı zamanda çocuklarına öğretmeye motive etmektir. Sanırım tarif edilen durum Abhazcanın kardeş dillerine oranla daha büyük bir tehlike altında olduğunu işaret etmektedir. Kesin olan şudur ki, negatif akımları bertaraf edip eğitim ve bürokrasiyi de içen bir çerçevede Abhazca tam işlevsel bir hale dönüştürülüp, geleceği yeni nesillere emanet edilmek üzere güvence altına alınmalıdır.

1 Temmuz 2006 tarihinde Ankara’da, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonuyla gerçekleştirilen “Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adıge-Abhaz dillerinin Konumu” konulu uluslararası konferans

Konuşmacı: Dr. VIACHESLAV CHIRIKBA Leiden Üniversitesi Hollanda

Абэ – Abe :Müslüman din adamlarının üzerlerine örttükleri pelerin biçiminde örtü.

Агъэн – Ağen : Bir tür Adige atı.

Алаушын – Alawuşın : Sevimsiz,antipatik insan.

АркъанкIэш – Arqank’eş :Yabani at avcılığı için eğitilmiş at. (arqan : kement)

Аршав – Arşav : Beyazımsı ve gümüşi bir tür metal çeşidi.

Арщын – Arşın : 71 santimetre uzunluğunda ölçü birimi.

Арыщ –Arışş : Dağlarda ve yamaçlarda gezmek için özel olarak yapılmış devrilmeyen bir tür çoban arabası.(bu arabanın tekerleri devrilmemesi için alçak ve geniş olurmuş)

Ачэтыр – Açetır : Bir tür Adige atı.

Ашэмыкъу – Aşemıqu : Dağda veya yolculukta yemek yaparken kazanın takılması için kurulan üçlü çatı.

Базыкъ – Bazıq : Şişman iri yapılı insan.

Батхъэ – Bathke : Yırtılmış,parçalanmış harap.

Бэгъудан – Beğudan : Sarı bir sığır türü 

Бэжэкъ – Bejeq : birbirini keser şekilde çapraz olarak dizilmiş. 

Бэкъулауш – Bequlawuş : İki insanın birlikte tutarak bir şey taşıması.

Бэрэздж – Berezc : Hristiyanların dinleri gereği et yemedikleri gün.

Hazırlayan : K’eref X’asanbiy

Çev: Ergün YILDIZ

Adığece ile ilgili çalışmalarım başlangıçta; Adığecenin fiil çekimleri kapsamında idi. Bu çalışmalarım sırasında Adığeceye ait fiillerin kendine has yapısı olduğunu, bugüne kadar Adığe dilinin konuşma kalıplarının çözülemediğini anladım. Konunun önemi nedeni ile Adığecenin grameri ile ilgili çalışmalara başladım.

Adığecenin gramerini çözmek için; Adığecenin seslerini, belirteçlerini, konuşma kalıplarını ve Adığecenin oluşum şeklini araştırmaya yönlendim.

Uzun süren çalışmalarım neticesinde Adığecede; altı grup fiil bulunduğunu tespit ettim. Bu altı grup fiilin nasıl oluştuğunu ve çekim kalıplarının ne şekilde olduğunu açıklığa kavuşturdum. Adığeceye ait fiil çekim kalıpları; Adığecenin tüm lehçelerinde aynı esaslarda ve aynı şekilde kullanılmaktadır. Adığecenin fiil çekim kalıplarında lehçeler arasındaki farklılık yoktur. Adığecede lehçe farklılığı; bazı seslerin, lehçelere göre farklı telaffuz edilmesidir. Kalıp bozukluğuna dayalı, az sayıda farklı söyleniş tarzları varsa da, bu farklılıklar istisnai durumlardır. Bunlar Adığecenin kalıplarının bilinmemesinden kaynaklıdır. Kitapta bu hususlarla ilgili zaman zaman açıklamalar yapılmıştır.

Adığece gramer kitabında Adığecenin grameri ile ilgili; aşağıda belirtilen hususlar işlenmiş ve açıklığa kavuşturulmuştur:

1- Kitapta; Adığeceye ait altı grup fiilin, bütün formatlarını içeren fiil çekimleri yapılmıştır.

2- Adığecede bulunan harfler, sesler, belirteçler… mastarlar; detayları ile kitapta tanıtılmıştır.

3- Adığecenin sözlük ve harf dilinden ziyade; Adığeceyi oluşturan; belirteç eki, adıl eki ve eylem mastarları gibi öğeleri belirten eklere ait seslerin diziliminden oluştuğu hususu kitapta detaylar verilerek işlenmiştir.

4- Ayrıca Adığecenin çekim dili olması nedeniyle, birçok adıl ekinin fiil çekimlerinde sıkıştığını, bu nevi sıkışıklığın bulunduğu çekimlerde sıkışık adılların vurgulu sesler ile telaffuz edildiği; örnekler verilerek kitapta açıklanmıştır.

5- Adığeceyi oluşturan öğelere ait birçok sesin; çevrilme, kaynaşma gibi özellikleri olduğu örnekler verilerek kitapta gösterilmiştir.

6- Kitap; konusu itibarı ile Adığecenin tümünü inceleme işlevinde olduğundan, Adığe dilinin tüm kalıpları bu çalışmada incelenmiştir.

7- Adığecede adılların bükülme, çevrilme ve kaynaşma gibi özellikleri nedeniyle 8 veya 10 harfin (üç veya dört öğeye ait ekin) tek hecede telaffuz edildiği; bu nevi seslerin kaynaşık tarzı nedeniyle yayılı ve vurgulu okunduğu; örnekler verilerek belirtilmiştir.

8- Bütün bu hususlar göz önünde alındığında; Adığeceye ait iyi bir yazı sistemini oluşturmak için; Adığeceyi oluşturan seslere ait özelliklerin bilinmesi ve dikkate alınması gerektiğini; seslerin harflendirilmesi hususunda sadece fonetik tahlilin yeterli olmadığı kitapta işlenen konulardandır.

Adığecenin bu özellikleri nedeniyle, Adığece; okuyup, yazmayı öğrenmek ve öğretmek için, öncelikle Adığeceyi oluşturan bu seslerin özelikleri ve Adığecenin kalıpları hakkında; ön eğitimin verilmesi gerektiğini, burada tekrardan belirteyim.

Adığece girift bir yapıda görünmesine rağmen, konuşma kalıplarının sistematiği incelendiğinde; Adığecenin ifade gücü yüksek bir program dili olduğu görülür.

Latin ve Kiril alfabeleri ile ilgili mülahazaların yapıldığı bugünkü süreçte; Adığece gramer kitabında Latin esaslı alfabe kullanmama neden olarak; aşağıda arz ettiğim iki hususun etkili olduğunu belirteyim:

Bilimsel nitelikte ve bu kapsamda bir çalışmayı eğitim gördüğüm, Latin alfabesi ile daha sağlıklı bir şekilde yapabileceğim hususu; bu çalışmamın, Latin alfabesi ile yapmama neden olan etkenlerden birincisidir.

Kitabın Türkiye’deki okuyucu kitlesine yönelik olması nedenlerimin ikincisidir. Türkiye’deki okuyucu kitlesinin Latin alfabesi ile hazırlanmış bir çalışmayı, daha iyi inceleyebileceklerini düşünmem nedeniyle bu kitabı Latin esaslı alfabe ile hazırladım.

Esasen, Adığe dilinin çözülmesi ve gramerinin yapılması amacını taşıyan bu çalışmanın, hangi alfabe ile yapıldığı hususu önemli değildir. Önemli olan; Adığe dilinin çözülebilmiş ve gramerin yazılabilmiş olmasıdır. Zira grameri çözülmeden Adığecenin doğru bir şekilde harflendirilemeyeceğini ve yazılamayacağını bu vesile ile tekrar belirtelim.

Adığece gramer kitabının Türkiye’deki okuyucu kitlesine yönelik olması bağlamında kitaptaki konular; Adığece ve Türkçe bilen insanların örnekleri kolayca anlayabileceği tarzda, Türkçe açıklamalar detaylı şekilde verilerek hazırlanmıştır. Kitaptaki Adığece ifadelerin tümünün karşısında; Türkçe tercümesi bire bir yapılmıştır.

Yine bu bağlamda; kitapta kullanılan Latin harfleri, Türkçede kullanılan 29 harfin ses (fonetik) işlevi esas alınarak, Türkçe’de kullanılan harflere ait seslerin sentezlenmesinden oluşturulmuştur. Bu prensip nedeniyle alfabe oluşturulurken, Türkçede kullanılan 29 harf; aynı ses özelliği korunarak Adığe alfabesine aynen alınmıştır.

Adığecenin yapısı tam olarak çözüldükten sonra; Kafkasya’daki Adığelere yönelik Kiril alfabesiyle Adığecenin gramerini hazırlamak nispeten basit bir çalışma ile mümkün olur.

Bu arada kitabın; daha basit, öğretime yönelik olması hususundaki beklentilerin olduğunu müşahede ettim. Bu nevi istekler tarafıma da iletildi. Konu ile ilgili olması nedeni ile aşağıdaki açıklamaları sunmak isterim:

Adığece okuma yazma eğitimde kullanılacak kitapların; yanlışsız ve çelişki ihtiva etmeyen nitelikte hazırlanabilmesi için; Adığeceye ait konuşma kalıplarının tespiti ve bilinmesi gerekir. Bu bilgiler muvacehesinde Adığecede kullanılacak alfabe hazırlanıp geliştirildikten sonra; öğretime yönelik Adığece kitaplar hazırlanabilir. Bir başka ifade ile Adığece gramer kitabı; Adığece okuma kitabının bilimsel dayanağıdır. Bu nedenle Adığece dilbilgisi kitabı; Adığece öğretim kitabından önce hazırlanmıştır.

Adığece öğretim kitaplarının hazırlanması bağlamında arz ettiği önem nedeniyle; Adığecenin grameri ile ilgili çalışmalar; kitabın 1. baskısına ait çalışmalarla sınırlı kalmamıştır. İlk baskıda temas edilen bazı seslerin harflendirilmeleri ile ilgili fonetik düzeltmeleri de yaparak, daha geniş kapsamlı bir çalışmayı ihtiva eden, Adığeceye ait gramer kitabının; 2. baskısının hazırlanmasına halen devam edilmektedir. 2009 yılının ilk yarısında basımının yapılabileceğini düşünüyorum.

Adığecenin daha düzgün şekilde yazılabileceği ve konuşulabileceği günler dileği ile esenlikler dilerim.

Not: e-posta adresine yazarak yazara ulaşabilir ve kitabı “ücretsiz” edinebilirsiniz.

Muammer Erdoğan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Jıneps Gazetesi

Page 1 of 3

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery