Apoletsiz Kumandan

Ocak 03, 2010

Çerkez Ethem ismi tarihimizde bir hainin adı olarak anılır. Peki, Milli Mücadele dönemindeki yararları Mustafa Kemal tarafından defaen vurgulanan Kuva-yı Seyyare Kumandanı gerçekten bir hain mi yoksa bir kahraman mı?

Tarih yanlış anlaşılmaların dışında belki başka türlü bir değerlendirmeyi gerekli kılıyor. Milli Mücadele tarihimizin kimi anları da böyle bir iç tartışmanın ya da yeniden değerlendirmenin gerekli olduğu durumları saklıyor içinde. Çerkez Ethem olayı belki de yeniden bir gözden geçirme; bir ilk durak olarak görülebilir... Çerkez Ethem; Kuva-yı Seyyare olarak adlandırılan milis güçlerinin kumandanı. Adı Milli Mücadele ile birlikte anılan bir halk kahramanı. İlk TBMM'den kahramanlık beratı almış bir asker. Peki, sonradan Yunanlılar'a sığınmış bir hain diyebilir miyiz ona? Mustafa Kemal'in bir dönem için sağ kolu olan bu ele avuca sığmaz Çerkez'in sayısız yararları da yazıldı, savaş zamanı Yunanlılar'ın safına geçme gerekçeleri de... Kuva-yı Seyyare Birlikleri olarak adlandırılan güçlerin komutanı Çerkez Ethem kimdi? Kurtuluş Savaşı döneminde sayısız yararlılıklar göstermiş olan Çerkez Ethem neden işgalci Yunanlıların safına geçmişti?
 
AİLECEK KUVVACI
 
Ethem Bey; Büyük Çerkez Sürgünü'nde Kafkasya'nın Şapsığ yöresinden göç ederek Bandırma'ya yerleşen bir Çerkez Adıge ailesinin beş çocuğunun en küçüğüydü. İkinci Meşrutiyet ilanından önce Dr. Nazım Bey'in Yakup Ağa takma adıyla kurduğu İttihat ve Terakki'ye girmiş ve muhitinde tanınan bir isim haline gelmiş olan babası Ali Bey'in gözdesi; "Çakır"ı... Balkan Savaşları'na katılarak yaralanmış, Birinci Dünya Savaşı'nda Sencer Eşref Bey'in yönetimindeki Teşkilat-ı Mahsusa'da çalışmış, Dr.Hanakhe Reşit Bey'in (Diyarbakır Valisi) ve Aşharuva Rauf (Orbay) Bey'in emrinde Irak ve İran'da görev yaparken yaralanarak Bandırma'ya dönmüş ve mütareke devresinin başlangıcında adı İzmir yöresinde bazı 'nahoş' olaylara karışmıştı. Ethem Bey'in en büyük abisi İlyas'la üçüncü ağabeyi Nuri, Rum "şakilerle"girdikleri çatışmada ölmüş; ikinci büyük ağabeyi Reşit Bey ise Harbiye'yi 1901'de, en küçük ağabeyi Tevfik bey ise 1902'de bitirerek piyade subayı olmuşlardı. Yani ailenin savaş koşullarında Milli Mücadele'den yana tavır koyduğu ve yöre halkının anlatımı ve resmi kaynaklardan edinilen bilgiye göre de işgal güçlerine karşı savaştıkları bir gerçek. Ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beyler, İttihat ve Terakki'ye Resneli Niyazi Bey'in, bir diğer ağabeyi Reşit bey de Teşkilat-ı Mahsusa'ya Teşkilat Reisi Eşref Sencer Kuşçubaşı tavsiyesiyle alınmışlar. Hatta Reşit Bey 1919'da Meclisi Mebusan'a Saruhan (şimdiki Manisa) Milletvekili olarak katılmış hatta 1. TBMM'ye geçmiş. Ağabeyleri Reşit ve Yüzbaşı Tevfik Bey'lerle birlikte Bursa ve Balıkesir yöresindeki Kafkas göçmenleri arasından topladığı gönüllülerle önce Ayvalık, sonra da Akhisar ve Salihli yörelerinde Yunanlılar'a karşı savaştı. Örgütçü yeteneğiyle diğer bazı çeteleri de tasfiye edip kendi güçlerine katarak Yunanlılar'a karşı sağlam bir cephe oluşturdu. Yunan ilerlemesinin "Milen Hattı" üzerinde durdurulması gibi çok zor bir görevin üstesinden geldi... Rauf Bey'in-Orbay- Çerkez Ethem'e ilişkin düşüncesi ise şöyle: "Savaşın ilk yıllarında Irak'ta İran sınırında görev ile bulunduğum sırada bu zat da (Ethem) yanında sekiz-on arkadaşıyla gelip gönüllü olarak kuvvetlerime katılmış, ben de kendisini yerlilerden jandarma teşkili ve ulaştırma hatlarının korunması için görevlendirmiştim! Bu sırada İran ve Kürt aşiretleriyle olan çarpışmalarda hizmet ve yararlılığı görülmüştür!"
 

EKMEĞİN HASMI

Halide Edip Adıvar'ın Çerkez Ethem'e ilişkin gözlemi oldukça ilginç: "Bir gün, karargâhta Mustafa Kemal Paşa'ya raporlar götürüyordum. Birden bire bir sürü silahlı adamın ortasında buldum kendimi. Bunlar Ethem'in adamlarıydı. Paşa'nın karşısında sandalyedeydi. Kalktı elimi öptü. Normalden uzun boyluydu, hiç eti olmayan kudretli vücudu canlı bir iskelete benziyordu. Tam Çerkez yapısıydı. Geniş omuzlar, ince bel, uzun bacak ve kollar, kocaman sarışın bir kafa, kısa bir burun ve gayet solgun gözler. O orada herkesi gölgede bırakıyordu!" Ethem Bey ise 1962'de yayımlanan Yeni Dünya gazetesindeki anılarında kendisini şöyle anlatır: Ben kimim? Ben emlak ve arazi sahibi, mesut ve müreffeh yaşayan ve aynı zamanda "ekmeğin hasmı" denecek denecek kadar cömert bir ailenin evladıyım. Merhum babam Ali Bey malikânesinin bulunduğu Bursa vilayetinde şeref ve haysiyeti ile tanınmış bir kimse idi. Ben, babamın çok sevdiği en küçük oğlu, ağabeyimin de evlatlarına tercih ettiği bir kardeş idim!" Askerlikle ilişkisini çok zaman şöyle anılarında vurgulamış: "Zabit ya da erkân-ı harp değilim!"

 
Dağlarda ateşler yanıyordu... Çerkez Ethem ismi yurt sathında duyulmaya başlamıştı... Yunanlılar'a karşı çarpışan güçlere, yeni biri isim buldular: Kuva-yı Seyyare

Çerkez Ethem'in ortaya koyduğu "savunma biçimi"nin yani Kuva-yı Seyyare'nin nasıl bir şey olduğunu, ne anlama geldiğini anlatmadan önce biraz daha geriye, İzmir'in 15 Mayıs 1919'da Yunanlılar tarafından işgaline kadar uzanmamız gerekecek. Çünkü işgal planının en önemli parçası da böylece tamamlanacak belki de. İngiltere'nin o dönemde Gladeston'a hazırlattığı Büyük Britanya İmparatorluğu fikrinin kilidi de bir anlamda açılmış olacaktı.

Yani Yunan saldırısı çok uluslu bir işgalin de kapısını aralıyordu. Yunanlılar önce İzmir'e girmişler ardından Aydın'ı almışlar ama büyük bir mukavemetle geri püskürtülmüşler, toparlanıp yeniden saldırıya geçmeye hazırlanmışlardı. İşte tam o günlerde Yunan Ordu Komiseri Zafirepulos bir açıklama yaptı: "Her an artan bir Türk mukavemeti karşısındayız. Mukavemet, halkı devlete rağmen teşkilatlandıran mahalli şahsiyetlerden geliyor." "Halkı devletine karşı teşkilatlandıran mahalli şahsiyetler..." İşte Çerkez Ethem'in sahne alışı ve adından çok sık söz ettirmesi için ümit bağlanmış bir insan olarak öne çıkması, böyle olağanüstü bir döneme rastlamakta. Bir soruyu yinelemekte yarar var: "Böyle bir insan nasıl olmuştur da vatan müdafaasında önemli görevler üstlenip ardından ihanete sürüklenebilmiştir?" Bu sorunun yanıtlanması gerekmektedir çünkü, ne Çerkez Ethem olayını ne de Milli Mücadele döneminin belli bir safha ve kişisini, 'teslimiyet' koşulları içindeki vatanın genel durumunu anlamadan yorumlamak ya da değerlendirmek mümkün olamayacaktı.

MONDROS MÜTAREKESİ

Mondros Mütarekesi imzalanmış, 'teslimiyet' tescillenmişti. Vatan savunmasının bir halk kalkışmasında olduğunu düşünen Ethem, mütareke şartlarına karşı duyduğu tepkiyi Sadrazam Damat Ferit Paşa'ya yazdığı mektupla gösterecekti: "Sen Osmanlı Paşası mısın İngiliz Amiralin hizmetkârı mı?" Ege'nin bu gözünü budaktan sakınmayan sivri dilli ismi sorunun ardını beklemeyecek düzenli ordunun henüz dahli olmaksızın Salihli Cephesi'ni oluşturacaktı.

KUVA-YI SEYYARE

Bir im atıp Çerkez Ethem'in savaş koşullarında oluşturduğu milis gücün niteliklerine bir göz atalım. Çerkez Ethem, Yörük Ali Efe'den Demirci Efe'ye Sökeli Efe'den hapishanede ömür çürüten mahkûmlara kadar herkesi bir çemberin etrafına topladı ve sıkı bir konuşma yaptı: ".. Emperyalist ülkelerin maşası olan Yunan ordusu vatanımızı kirli çizmeleriyle ezmek istemektedir. Vatan ve millet şimdi bizleri göreve çağırıyor. Teşkilat-ı Mahsusa, düzenli ordu kurulana kadar Yunan ordusunun durdurulmasını istiyor." Kısa bir sessizlik olur ve ardından Demirci Efe oturduğu yerden doğrulup seslendi: "Bizim hayatımız haksızlıklara karşı mücadeleyle ve namusumuz için savaşmakla geçti. İzmir'de bir genç gazeteci Yunan'a tek başına karşı koymuş, Yunan sancaktarını yere serdikten sonra "Bu daha ilk kurşun!" diye bağırmış! Bundan sonraki kurşunları sıkmak da bizim boynumuzun borcudur!" İşte Kuva-yı Seyyare'nin temelleri böyle atılıyordu. Çerkez Ethem uzaklara baktı ve konuştu: "Ecel yiğidin içinde yatar!"

Milli Mücadele'nin sıcak anlarından birinde Manisa'daki matbaasını Ankara'ya taşıması istenen Çerkez Ethem'e bir telgraf ulaşır; "Muhterem kardeşim Ethem Bey; artık mesleğimiz sosyal demokrattır. Vatanın savunmasını cümle aleme anlatacak bir matbuatın varlığı elzemdir. Gereğini yapacağınızı biliyorum. Muhterem yoldaşıma selamlar! M.Kemal"

Düzenli birliklerin yenilgisinden sonra 'lüzum görüldüğü üzre'; Bolu, Düzce, Adapazarı, Anzavur ve Yozgat(Çapanoğlu) isyanlarını yine bu Kuva-yı Seyyare bastırmıştı. Durum Söylev'de belirtildiği üzre aynen şöyle idi; "İsyanların müthiş olan ve aylarca devam eden boğucu dalgaları Ankara'daki karargahımızın duvarlarına çarpıyordu!" Bu durumda Ankara'ya götürülen ve Meclis kürsüsüne davet edilen Ethem kendisine sonradan yönelecek husumetin kapısını burada aralıyordu belki de; "Şimdi görünüyor ve siz de itiraf buyuruyorsunuz ki Orta Anadolu'da ve bir köşede hiçbir ecnebi ya da İstanbul hükümeti ile irtibatı kalmayan Yozgat İsyanı'nın söndürmekte acizsiniz. Bidayetten beri hala kavrayamadığımız veyahutta şahsi ve daha emniyetsiz şeylerle meşgul oluyorsunuz. Ve belki de Heyet-i Temsiliye ve Ankara Hükümeti namına yaptığınız tamimlere, tebliğlere, konferanslarla her şey olup bitiverecek sandınız ve aldandınız, af buyurunuz. Bu serzenişten muradım, bu gafletler tekerrür etmesin, temenni yatına mebnidir. Ben bu kalan isyan meselesini emriniz üzerine uhdeme alıyorum. Ve sizleri bu gaileden kurtaracağını ümide ediyorum!" Mustafa Kemal bu delişmen Kuvvacı'yı her daim desteklemiş ve hatta İsmet İnönü de 'düzenli ordunun rütbesini kendi belirlemiş bir subayı olarak görmek istediği' Ethem Bey'in Kuvayı Seyyare'sinin dağıtılmasını ve veya başka türlü istihdam edilmesine karşı çıkmıştı. Ama bir zaman sonra Yozgat İsyanı'nın sorumlusu olarak ucu Mustafa Kemal, Fevzi Çakmak, İsmet İnönü ve Vali Yahya Bey'e dayanan eleştirisi yine herkesi rahatsız etmiş, ilk çelişki burada doğmuştu. Ethem eleştirilerine "bu gafletler tekerrür etmesin!" niyetiyle devam etmiş ama bu tutumu tepki toplamaktan başka bir işe yaramamıştı. Yüklendiği herkes 'hasmıydı'artık… M.Kemal ilk çatışmalarını daha sonra 'Söylev'de şöyle dillendirecektir;"Asarak cezalandırmamızı istediği Vali Yahya Bey bizce takdir olunmuş bir kişiydi. Ethem Bey kendisini cezalandırarak nüfuzunu kazanmak istiyordu!" Bir diğer sürtüşme ise Çorum dolaylarında bulunup kendisinin güç toplamasına engel olmak isteyen Refet Bele ile yaşamış, düzenli ordunun üst kademesiyle Çerkez Ehem'in Kuva-yı Seyyaresi 'güç gösterilerinin' ardında gizli bir çatışmayı da o zor şartlarda başlatmıştı. Tabiri caizse kılıçlar çekilmiş karşı karşıya gelinmişti. Kuva-yı Seyyare'nin gittikçe yükselen popülaritesi Yozgat çatışmasının ardından Ankara'ya dönüşte iyice su yüzüne çıkmış, Ethem daha da ağır konuşmuştu; "Ankara'ya gelirsem Meclis Reis'ini Meclis'in önünde asacağım!" Bu söylediklerinin altını yıllar sonra yayınlanan Anılar'ında çizer Çerkez Ethem; "İsteseydim her şeyi ele geçirebilirdim. Buna kim engel olabilirdi ki!" Eşraftandı, köylüleri toparlamıştı, hala bir yola girememiş olan düzenli ordudan erken hareket etmiş hem Yunanlıları durdurmuş hem de İç Ayaklanmaları bastırmış hatta dönemin en büyük yardımcı askeri gücü olan Sovyetlerin övgüsünü kazanmıştı. Kurduğu birliğin adı Yeşil Ordu'yla anılmaya başlanmıştı ve kendisinin bir 'Bolşevik'olduğu da dedikodular arasındaydı. Oysa Ethem Bey çok farklı bir yerde durduğunu söylüyordu; "Vatanın kurtuluşu dışında hiçbir beklentim yok. Söyledikleri şeyin ne olduğuna dair ne bir bilgim ne de değerlendirecek zamanım var!" Her ne kadar Kazım Karabekir; "Kafkasya'nın Karadeniz sahilindeki Yeşilordu, Kızılordu'nun taht-ı idaresine girmiştir!"dese de.

KILIÇLAR ÇEKİLİYOR

Mustafa Kemal'le yolları vatan savunmasının hilafsız pozisyonlarında kesişse de Çerkez Ethem'in ani çıkışları, Kuva-yı Milliye'nin ve düzenli ordunun yerine kendisini koymayı hedeflediği varsayılan görüntüsü, kuvvet komutanlarıyla sürekli ters düşen 'strateji anlayışı' , son olarak da Bolşevik olarak görülmesi Çerkez Ethem'in "övgüden" çok "yergiye" uğramasına yol açacaktı. Buna 'güçlerinin ekonomisini' yürütebilmek için halktan zulmederek topladığı paralar!!!" dedikodusu da eklenince durum içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Çerkes Ethem dedikoduları duymuş!!! rahatsızlığını açık açık belirtmektedir: "Beni ihanetle suçlayanlara soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevziide, esasen savunduğum bir cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?"

Kaynak: Takvim

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı