Üzerinden kara bulutların hiç eksik olmadığı, Ortadoğu'dan sonra dünyanın en çalkantılı bölgesi...

Sahip olduğu zenginlikler dolayısıyla emperyalistlerin her dönem ilgi gösterdiği Kafkasya, patlamalarla, sıcak çatışmalarla anılıyor.

Daima dünyanın gündeminin ilk sıralarında yer alıyor.

7-8 Ağustos 2008 gecesi...

"Anayasal düzeni tesis etmek" gerekçesiyle Gürcü ordusu, 15 yıldır de facto biçimde bağımsız olan özerk bölgelere karşı bombardımana girişti.

Savaş sonrası, Abhazya ve Güney Osetya'nın tanınmasıyla Kafkasya'da yeni bir dönem başladı.

Başlayan yeni dönemi, önümüzdeki yıllar içerisinde Doğu Karadeniz'deki politik gelişmelere ortak olacağı belirtilen Abhazya'nın seçimler öncesi / sonrası durumu ve Türkiye'ye bakışını şimdiye kadar dört ülke tarafından tanınan Abhazya'nın milletvekili Soner Gogua ile konuştuk.

14 Ağustos 1992 tarihinde Gürcistan ile Abhazya arasında yaşanan çatışmalar sırasında Tiflis'e karşı mücadele vermek üzere Abhazya ya giden ilk gönüllü grubunda yer alan 1971 Sakarya doğumlu Soner Gogua, savaşın başından sonuna kadar aktif mücadelede yer aldı.

Savaş sonrası Gagra'da Vali yardımcılığı görevinde bulunan Gogua, 3 sene önce yapılan Parlamento seçimlerinde milletvekili seçildi.

Gogua, halen Sochum San. ve Tic. Odası Türkiye Ticaret Bölüm Başkanlığı ve Abhazya Parlamentosunda Yurt Dışındaki Soydaşlar ile ilgili Komisyon başkanlığını yürütüyor.

Türkiye'nin Abhazya'yı tanıyacağına inanıyorum

Türkiye'nin bölgede izlediği politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Son dönemde Türkiye'nin Kafkasya politikasının değiştiğini görüyoruz. Özellikle savaş sonrasında Başbakan Erdoğan'ın Moskova ziyareti, ardından yüksek tonajlı Amerikan Savaş gemilerinin Boğazlar'dan geçişine izin verilmemesi gibi birçok konuda ortaya koyduğu tavır, Türkiye'nin dik duruşunu ve bölge barışı için çabalarını göstermektedir. Ama özellikle Ahmet Davutoğlu'nun geldiği dönemden sonra Kafkasya'ya gerçekten farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmaya başlandı. Bunu sadece orada değil Ermenistan ve Azerbaycan konusunda da gördük. Özellikle Ünal Çeviköz'ün ( Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı idi) ziyaretinde artık problemin tek tarafının Gürcistan olmadığı ve Abhazya ile ilişkilerin geliştirilmesi, diyalog ortamının oluşturulması gerektiği ortaya çıktı. Ünal Çeviköz'ün ziyaretinde bunların yanı sıra ayrıca her iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, uçak seferlerinin başlatılması gibi konular gündeme geldi. Aynı şekilde biz de Türkiye ziyaretlerimizde dışişleri yetkilileri ve parlamenterlerle bu konuları konuşuyor, önümüzdeki dönemde yapılabilecek ortak projeleri tartışıyoruz.

Ankara'nın savaş sonrası tutumunu...

Olumlu buluyoruz. Türkiye'nin Gürcistan'a bakış açısı; hepimizin bildiği gibi Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü temel alan bir bakıştır. Ama son dönemde bunun çok dile getirildiğini görmüyoruz. Osetya ve Abhazya haricindeki bölgede tabii ki Gürcistan'ın toprak bütünlüğü korunmalıdır. Ama özellikle Avrupa ülkelerinin yapmış olduğu açıklamalarla Türkiye'nin açıklamalarını karşılaştırdığımızda Ankara'nın daha olumlu, daha barışçıl bir politika izlediğini görebiliyoruz.

Komşularımızla ilişkilerimizi geliştireceğiz

Abhazya'nın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Ülkemizi güzel günler beklemektedir. Başlamış olduğumuz maraton uzun bir maraton. Bağımsızlığımızın tanınma süreci, uzun bir süreç. Bizim komşularla geliştireceğimiz ikili ilişkiler önümüzdeki yıl içerisinde gelişecektir. Gelecek yıl Türkiye ile ortak pek çok ekonomik proje gerçekleştirilebileceğine inanıyorum. Bu ekonomik projelerin ardından geliştirilecek sosyal ve kültürel ilişkilerden sonra nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti'nin Abhazya'nın bağımsızlığını tanımasının gerçekleşeceğine inanıyorum. Bunu dile getirdiğimde, bazı insanlar bunun mümkün olmadığı yorumunu yapıyorlar ama birkaç yıl önce de Rusya'nın Abhazya'yı tanımayacağı söyleniyordu. Çeçenistan başta olmak üzere Rusya'nın Kafkasya'daki bazı problemleri dolayısıyla böyle bir şeyin olamayacağı söyleniyordu ama bugünkü gelişmeleri hep beraber görüyoruz. İleriki tarihlerde Türkiye'nin de Kafkasya politikalarının değişeceğine ve nihai olarak tarih boyunca Türklerin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun arkasında olmuş Kafkasların ve onların da bir parçası olan Abhazya'nın bağımsızlığını tanıyacağına inanıyorum.

Şimdiye kadar kaç ülke Abhazya'yı tanıdı?

Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Pasifik ada devleti olan Nauru Cumhuriyeti'nin de tanımasıyla birlikte, Abhazya Cumhuriyeti'ni tanıyan ülkelerin sayısı dört oldu. Abhazya Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilk tanıyan Rusya Federasyonu oldu; ardından Nikaragua, daha sonra da Venezuela tanıdı.

Nasıl bir süreç sizi bekliyor?

Abhazya'nın komşusu olan diğer devletlerin de tarihine bakarsak tanınma sürecinin gerçekten uzun bir süreç olduğunu görebiliriz. SSCB'nin kurulduğu dönemde de SSCB tanınma meselesini uzun bir süre yaşamıştı. Ama sonunda tanınmak zorunda kalındı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kardeşi KKTC'yi, Azerbaycan, Pakistan gibi ülkelere bile tanıtmak mümkün olmadı. Bir dönem Avrupa'nın sömürgesi olan bazı Arap ülkelerinin tarihlerine baktığımızda çoğunluğunun uzun bir süre tanınmadığını ama zamanla onların da tanındığını görüyoruz. Bunlardan biri de Cezayir'dir. Cezayir, Fransa'dan bağımsızlığını ilan ettiğinde uzun bir dönem Türkiye tarafından da tanınmadı. Hatta bu durum, Arap âleminde uzun bir dönem bir sorun teşkil etti. Ama Cezayir nihayetinde tanındı. Küçücük bildiğimiz Abhazya'mızın kısa dönemde BM içerisindeki dört ülke tarafından tanınmasını da biz dışişlerimizin bir başarısı olarak görüyoruz.

Gelecek yıl önemli gelişmeler yaşanabilir

KKTC ile Abhazya benzetmesine nasıl bakıyorsunuz, Kuzey Kıbrıs'ın yaşadığı süreci Abhazya da yaşar mı, sizce?

Tabii her ülkenin kendi tarihi, kendi coğrafyası, kendi ortamı var. Abhazya'yı Karabağ ile Kıbrıs'la ya da başka bir yerle karşılaştırmak doğru olmaz. Biz de en azından çok eski tarihlerden beri kendi topraklarımızda özgür olarak yaşadık. KKTC ile son dönemlerde ilişkilerimiz son derece iyi. Sizlerin de yakın takip ettiğinizi düşünüyorum; Sayın Talat Abhazya'yı iki kere ziyaret etti. Bu ziyaretlerin ikisi de resmi düzeydeydi. İlk ziyaretinde parlamenterlerimizle ve dışişleri bakanımızla görüştüler. İkinci ziyaretlerinde de ekonomik bir platforma katılmak için gelmişlerdi.

Evet, Kuzey Kıbrıs'la bizim benzer yönlerimiz var. Kıbrıs'ta da bir diaspora meselesi var. Rumların geriye dönüşü, oradaki mal ve arazilerinin geri alınması söz konusu... KKTC'nin Türkiye ile olan ilişkileriyle Abhazya'nın Rusya ile olan ilişkileri arasında birtakım benzerlikler var. Ama benim için oradaki politikaların çok farklı bir yönü var tabii ki. Bildiğiniz gibi şu an Kıbrıs'ta her iki tarafın birleşip ortak bir devlet kurması olasılığından bahsediliyor. Bu bir ihtimaldir. Şu an Kıbrıs'ta her iki tarafın birleşip ortak bir devlet kurması olasılığından bahsediliyor. Bu bir ihtimaldir. Bu birleşme olmadığı takdirde KKTC'nin tanınması konusunda değişik bir politika benimsenmesi söz konusu. Bu koşulda Türkiye de dış politikasını değiştirebilir. Bu durumda Türkiye'nin hem Abhazya ile ilişkileri, özellikle de Rusya ile olan ilişkileri çok önemli olacaktır. Bu açıdan dışişleri heyetimiz, Kuzey Kıbrıs'ı geçenlerde ziyaret etti. Şubat-Mart ayı içerisinde Rus parlamenterlerin de bulunduğu bir heyet Kıbrıs'ı ziyaret edecek. Bölgedeki politikalar her zaman hızlı bir şekilde değişebilir. Bu ihtimallere her zaman hazır olmamız lazım.

Abhazya kendi başına ayakta durabilecek mi?

Kesinlikle. Abhazya 8600 kilometre kare bir toprak üzerine kurulan bir devlet ve 350 bin nüfusa sahiptir. Bu nüfus eğer kendi kendine bırakılırsa ve sadece Türkiye tarafından ambargo kalkarsa, kendi imkânlarımızla ülkemizi kalkındırmamız mümkün.

Abhazya'nın gelir kaynağı nedir?

En başta gelir kaynağımız turizm. Bir ülke düşünün ki, daha sıkıntılı günlerinde bile bir buçuk milyon turist çekebilmiş. Ki bunların çoğunluğunu da Rus turistler oluşturuyor. Turizm, diğer ekonomik alanları da canlandıran bir sektör. Hem turizm potansiyeli açısından, hem bölgenin Rusya pazarına yakınlığı açısından hem de gelişen Rusya-Türkiye ilişkileri arasında bir köprü vazifesi görmesi açısından Abhazya'nın kendi imkânları var. Petrol kaynakları, orman ürünlerimiz, kömür işletmelerimizle Abhazya çok zengin bir potansiyele sahip. Bu potansiyeli hem Türkiye'ye hem Rusya'ya satmak sözkonusu. Bu açıdan Abhazya ekonomisinin çok hızlı bir şekilde kalkındığını beraberce göreceğiz.

Söz turizmden açılmışken, Türk turist Abhazya'ya hangi yolla gidebilir?

Çok girişli çıkışlı vize alınarak Rusya üzerinden gelinebiliyor. Türkiye ile Abhazya arasında direkt uçuş seferleri yok. Turistler genellikle Rusya üzerinden geliyor Abhazya'ya.

Abhazya devlet yapısını oluşturabildi mi?

SSCB'nin dağılması sonrasındaki yeni gelişen sistem, ardından 1991-92 senesinde başlayan Gürcistan'la savaş ve savaştan sonra devam eden ambargo gerçekten Abhazya'nın yakın tarihinin sıkı dönemleriydi. Ama bu dönemde bile Abhazlar hem devlet yapılarını, hem de demokratikleşme sürecinde gerekli olan adımları atmayı ve kurumları kurmayı başarabilmişlerdir. Bugün tüm parlamentosuyla, hükümetiyle ve muhalefetiyle, tüm kurumlarıyla 12 Aralık'ta yapılan seçimle de Abhazya'nın gerçekten doğru yolda olduğunu göstermiştir. 250 bin nüfusluk Abhazya'da halkın yüzde yetmiş üçünün seçimlere katılmış olması, yirmi iki ayrı ülkeden doksan sekiz uluslararası gözlemcilerin de katılımıyla beş başkan adayıyla seçimlere girilmiş olması Abhazya'nın demokratikleşme sürecinde doğru yolda olduğunu göstermektedir.

Güvenlik sorunu anlaşmalarla çözüldü

Güvenlik endişesi taşıyor musunuz?

Rusya bugün Abhazya'nın bir numaralı stratejik ortağıdır. Rusya ile yapılan güvenlik anlaşmalarıyla Abhazya'nın en önemli sorunlarından biri olan güvenlik problemi bugün için çözülmüştür. Güvenlik problemini çözemeyen bir ülkede ne ekonominin yapılanması, ne üretimin kalkınması ne de nüfusun çoğalması gibi problemler çözülebilir. Bu açıdan Abhazlar olarak bizim ilk etapta güvenlik problemini çözmemiz çok önemliydi. Ağustos ayında yaşanan Osetya olaylarında Rusya'nın haklı ve yerinde müdahalesi ve ardından Abhazya Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını tanınması sonrası yapılan anlaşmalarla bugün Abhazya'ya yapılacak en ufak bir saldırı Rusya'ya yapılmış sayılacak ve Rusya'ya müdahale hakkı doğacaktır. Rusya kilit anlaşmalarla Abhazya'nın bağımsızlığını garanti altına almıştır.

Bunun karşılığında Rusya'ya ne verildi?

Bunun karşılığına Abhazya, Rusya'ya topraklarında askeri üs kurma izni vermiştir. Bu askeri üssün açılmasından sonra yapılan anlaşmayla da Abhazya ve Gürcistan sınırı Abhaz ve Rus askerlerle birlikte korunmuştur. Bu anlaşma sadece Abhazya ile Gürcistan sınırı için geçerlidir, Rusya Abhazya sınırı için geçerli değildir. Geçenlerde yaptığımız bir anlaşmayla deniz sınırını da bu anlaşmaya dâhil ettik.

Niçin?

Son dönemlerde Türkiye'den çıkıp Abhazya'ya gelmekte olan ticaret gemilerine Gürcistan'ın müdahalelerinden dolayı bu kararı almak zorunda kaldık. Bu olay Abhazya'nın bütçesine büyük oranda zarar verdiği gibi Türkiye'nin de prestijine zarar vermektedir. Bunun haricinde Rusya ile aramızda yapılması gereken daha çok anlaşma var önümüzde. Çünkü bağımsızlığımızın tanınma kararı Ağustos olayları yüzünden biraz da aceleye geldi. Oysa çifte vatandaşlık anlaşması, ortak gümrük geçişlerinin rahatlatılması ve bankacılık sistemi gibi birçok konuda anlaşma yapılması gerekiyor. Bu anlaşmaların ardından Rusya'dan yatırımcılar gelip ekonomimizin kalkınmasına yardımı olacaktır. Tabii sadece askeri ve politik anlaşmalar değil, Rusya ile beraber takip ettiğimiz bölgenin barış ve istikrarını yakından ilgilendiren ortak bir takım ekonomik projelerimiz de var.

Moskova ile yapmayı planladığınız ortak projeler nelerdir?

Bunlardan bir tanesi havayolunun kullanımı. Rusya'nın güneyinde şu an hem alan olarak, hem altyapı olarak en sağlam havaalanı Sohum bölgesinde bulunmaktadır. Sohum bölgesindeki bu havaalanı, Türkiye'deki yap-işlet-devret modeliyle yirmi seneliğine Rus şirketlerine vererek en kısa zamanda önümüzdeki yaza kadar Moskova- Sohum uçak seferlerini başlatarak hizmete girecektir.

Niçin yap-işlet-devret modeli?

Yeni yapılanan Abhazya ekonomisi şu an gerekli altyapıyı oluşturacak maddi güce sahip değil. Çünkü ülkenin eğitimden sağlık alanına kadar bütün alanlarda yatırıma ihtiyacı var. Bu anlamda dış yatırım olarak Rusya'nın yatırımı önemlidir. Daha da en önemlisi Abhazya henüz birçok ülke tarafından tanınmadığından dolayı Abhazya'nın kendi uçuş kodu bulunmaması. Rus şirketlerine verilen bu yap-işlet-devret sistemiyle Rusya'nın hava kodunu kullanarak Sohum-Moskova seferlerine başlamamız mümkün olacak. Bunun harici demiryolunun Rusya ile ortak kullanımı vardır. 2014 senesinde, Abhazya'nın hemen yanındaki komşu ülkede kış olimpiyatları gerçekleştirilecek ki Rusya buna çok önem vermektedir. Kendi imajlarını dünyaya gösterebilmek için gerçekten üzerine titredikleri bir projedir. Ama bu projede tüm bölgede inşaat sektörü hızlı bir şekilde gelişecektir

Şu anda Gürcistan ile herhangi bir ilişkiniz var mı?

Şu an itibariyle ilişkiler kesik durumda. Gürcistan'la yeniden görüşmelerin başlayabilmesi için iki ülke arasında saldırmazlık paktının imzalanması gerekiyor. Bu anlaşma imzalanmadan ne göçmenlerin Abhazya'ya geri dönüşü ne de diğer sosyal-ekonomik projelerin görüşülmesi mümkün değil.

Kaynak: Milli Gazete

Direnen Abhazya

Temmuz 21, 2008

ABHAZYA:
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği Konseyi gibi uluslararası örgütler Abhazya’yı Gürcistan’ın bir parçası olarak tanıyor. Ancak 1993’ta bağımsızlığını ilan eden Abhazya’da nüfusun büyük bölümü ülkeyi egemen bir devlet olarak kabul ediyor. Abhazya sınırları içinde kalan Yukarı Kodori Vadisi ise Gürcistan yönetiminin kontrolü altındadır. Burada Gürcistan hükümetinin desteğiyle kurulan “Abhazya Özerk Cumhuriyeti Hükümeti” bulunmaktadır.

Abhazya Cumhuriyeti’nin başkenti: Sohum
Devlet Başkanı:Sergey Bagapş
Başbakan:Aleksandr Ankuab
Parlamenter Sayısı:35
Dil:Abhazca ve Rusça
Din: Hıristiyan Ortodoks ve Müslüman
Para Birimi:Rus Rublesi
Nüfusu: 350 bin. Kilometrekareye 29 kişi düşmektedir.
Yüzölçümü: 8 bin 600 kilometrekare. 240 kilometre sahil şeridi.
Yaşayan halklar: Abhazlar, Ruslar, Ermeniler ve Türkler
Sınırlar: Batıda Psou Nehri (Rusya Federasyonu Krasnodar eyaleti), doğuda İngur Nehri (Gürcistan), kuzeyde Kafkas Dağladı (Karaçay-Çerkesk Cumhuriyeti), güneyde Karadeniz. 

Tanrı dünyayı yarattıktan sonra ülkelerin dağılımını yapmak için bütün halkların temsilcilerini huzurunda toplanmasını buyurmuş! Ama Abhaz, o gün misafiri geldiği için Tanrı’nın huzuruna çıkamamış! Geç saatte toplantıya yerine giden Abhaz’a Tanrı, “Abhaz nerelerdesin, herkes ülkesini belirledi, bütün topraklar dağıldı. Sana toprak kalmadı” demiş! Bunun üzerine Abhaz, “Misafirim vardı, onu bırakıp gelemezdim” diye konuşmuş! Tanrı ise “Madem misafire bu kadar önem veriyorsun ben de seni topraksız bırakmam. Dünyada kendim için ayırdığım küçük bir toprak parçası vardı. Orası da senin ülken olsun” karşılığını vermiş! İşte Abhazya, bu efsanedeki gibi Tanrı’nın kendine saklayacağı kadar güzel ve etkileyici bir coğrafya...

2008 Ekonomik Forumu için İstanbul Dostluk Kulübü’nün davetlisi olarak Abhazya’ya gidenlerin çoğu bu efsaneyi düşünürken uçak, Karadeniz üzerinden Soçi’ye inmeye başladı. Dağların yeşiliyle denizin mavisinin dans ettiği bu coğrafyaya 1.5 saatlik bir yolculukla ulaşılıyor. Rusya’nın Soçi Havaalanı ise zamanda yolculuk yapmış hissi yaratıyor. Bu köhne ve küçük havaalanında işler yavaş ilerliyor. Çalışanların görev aşk ve aşırı disiplin işlemlerin uzamasına yolaçıyor. Rusya’nın resmen tanımadığı Abhazya’ya girenlerin pasaportlarına yalnızca çıkış mührü vuruluyor. Soçi'deki sınır kapısından çıktıktan sonra artık nereye gittiğiniz Rusları pek ilgilendirmiyor! Çünkü Abhaz sınırından geçenlerin pasaportuna bir giriş mührü bile vurulmuyor! Burada birkez daha anlaşılıyor ki, her ne kadar devletlerin yöneticileri uluslararası toplantılarda, ekranlarda bağımsızlık konusunda büyük büyük laflar etseler de, tanınmayan sınırlarda işler şaşırtıcı biçimde farklı yürüyor.

Karadeniz kıyısında Akdeniz

Türk heyeti bir köprüden Abhazya tarafına yürüyerek geçiyor ve 1990’lardaki Gürcü-Abhaz savaşı döneminde adı sıkça duyulan Gagra’ya doğru yol alıyor. Yolun sağındaki mavilik Akdeniz’deki bir sahil beldesini anımsatıyor. Çevrede palmiyeler, okaliptuslar, manolyalar, turunç ağaçları... Yolun solunda yükselen tepeler ise Karadeniz’e özgü gür ormanlar, kızılçamlar, meşeler, göknarlarla süslü... Çevredeki muhteşem görüntü coğrafya kitaplarındaki bilgilerle çelişiyor. Abhazya’da geçirdiğimiz 5 gün boyunca her kentte aynı manzarayla karşılaşmak, özellikle portakal bahçelerini görmek insanı şaşırtıyor. Bir an için Abhazya'ya “Kaf Dağı'nın ardındaki masal ülkesi” denildiği akla geliyor.

Zamanın tanığı saat!

Soçi'ye yarım saat uzaklıktaki Gagra Abhazya’nın önemli bir kenti. Yol üstünde kocaman bir saat, Alice Harikalar Diyarı’ndaki olağandan farklı boyutlardaki eşyalar gibi dikkat çekiyor. 1902’de Fransa'dan parça parça taşınan ve Abhazya’da birleştirilen bu saat ahşap bir binanın üzerinde tarihin eski zamanlarının tanığı gibi duruyor. O görkemli saatin bulunduğu bina artık Gagripş Restaruant olarak kullanılıyor. Bir tek çivi kullanılmadan inşa edilen bina Çarlık Rusyası’na, Abhazya’nın kuruluşuna ve kim bilir daha nice önemli anlara tanıklık etmiş! Taş ve ahşap işçciliğinin muhteşem uyumu üzerine inşa edilen binaya iki yanını palmiyelerin süslediği geniş ve yüksek taş merdivenlerden çıkılıyor. Büyük avizelerin bulunduğu geniş salonunda kimler dans etmişti acaba? 1864’teki Abhaz sürgününden 30 yıl sonra inşa edilen binanın yerinde acaba daha önce ne vardı? Tarihleri boyunca sürekli mücadele vermek zorunda kalan Abhazlar da bu binada dans etmiş miydi? Yansa bile küllerinden yeniden doğmak için mücadele eden Zümrüd-ü Anka kuşu gibi… 

Her yıkımın ardından diriliş

5 bin yıllık kültürel birikimin ardından 8. yüzyılda kurulan Abhaz Krallığı 11. yüzyılda Moğol istilasıyla yıkılmış. Bölge daha sonra Araplar, Persler ve Bizanslıların istilalarına uğramış. 1555’te Osmanlı, 1810’da da Rusya’nın kontrolüne geçen Abhazlar 19. yüzyılda en büyük direnişlerini Ruslar’a karşı başlatmışlar. 1864’te sona eren savaş, Abhazlar için büyük bir yıkım olmuş. Nüfusun yüzde 70’i sürgün edilmiş. Karadeniz’de binlerce kişinin ölümüne yol açan sürgünün duraklarından biri de Osmanlı olmuş. Türkiye’de yaşayan Kafkas kökenlilerin dedeleri de bu tarihlerde Türkiye’ye ulaşmış. 1917 Ekim Devrimi’nin ardından Abhazlar, 1921’de yeniden devletlerine kavuşmuşlar. Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti o dönemde kurulmuş. Ancak Stalin’in göreve gelmesiyle birlikte Abhazya, özerk cumhuriyet statüsüne düşürülerek Gürcistan’a bağlanmış. Bu tarihten itibaren yıllarca yanyana yaşayan Gürcüler ile Abhazlar arasındaki kavga başlamış. 1990’lara kadar süren kavga, bu tarihten sonra savaşa dönüşmüş. Bağımsızlığını ilan eden Abhazya’ya Gürcistan’ın müdahalesi sert olmuş. 1993’e kadar süren savaşta 10 binden fazla kişi ölmüş. Savaşın ardından yeniden ayağa kalkmaya çalışan Abhazya’yı bugüne kadar hiçbir ülke tanımıyor.

Ülkeyi 15 yıllık dönemde en çok ekonomik ambargo vuruyor. Yani Abhazlar bir kez daha küllerinden doğmaya çalışıyor. Başkent Sohum’da adım başı savaşın izlerini taşıyan binalar görülüyor. Her biri delik deşik. Abhazlar bir yandan karınlarını doyurmaya çabalarken, diğer yandan da bu binaları restore etmeyi hedefliyor. 

Yeni bir umut

Bu yıl Kosova’nın bağımsızlığının tanınmasının ardından Rusya Devlet Başkanı Putin’in 16 Nisan’daki açıklamaları Abhazya için yeniden bir umut olarak değerlendiriliyor. Rus devlet yöneticilerinin açıklamaları Gürcistan’la yeniden gerginlik başlatmış. Ancak bu kez Avrupa ülkeleri ve Gürcistan’ın en yakın müttefiki ABD, Abhazya’ya karşı ilgisiz kalmıyor. AB büyükelçileri, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza peşpeşe Abhazya’ya ziyaretler düzenliyor. Rus yöneticiler ise öncelikle Abhazya’ya karşı yıllardır uyguladıkları ambargoyu kaldırıyorlar, ardında da peşpeşe destek açıklamaları yapıyorlar. Son olarak başkent Sohum’da temsilicilik açmaya karar verdiklerini söylüyorlar. 

Bağımsızlık hakkımız

Abhazya Parlamento Başkanı Nugzar Aşuba da Abhazya’da son dönemde yaşanan gelişmeleri, bağımsızlık mücadelelerini, AB ve ABD’li yöneticilerle yaptıkları görüşmeleri ve Türkiye’den dileklerini Cumhuriyet’e anlattı:

- Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi Abhazya’yı da cesaretlendirdi. Bu aşamada bir gelişme kaydedildi mi?

Kosova’nın bağımsızlığının Abhazya’yı etkileyeceğini beklemiyorduk. Ama Kosova, Abhazya için bir örnektir. Abhazya’nın tanınması konusunu gündeme getirdi. Ancak Kosova bağımsız olsa da bağımlı olsa da bağımsızlık bizim hakkımızdır.

- Kosova’nın bağımsızlığının ardından Rusya’nın daha yakın ilgisi oldu. Rusya dışında diğer ülkelerden de böyle bir ilgi gördünüz mü?

Rus yetkililer, Kosova’nın tanınmasının ardından Abhazya için bazı işlemlerin halledileceğini açıkladılar. Ancak bunu açık açık söylemediler. Avrupa ülkeleri ve ABD’li yetkililer Abhazya’ya yeteri kadar önem vermiyorlar.

-AB ülkeleri büyükelçilerinin ziyaretlerinde yaklaşımlar nasıldı?

Son zamanlarda çok sık görüşüyoruz. Solana da burayı ziyaret etti. O bizi anlamaya, tanımaya geldi. Dünyada bizim hakkımızda konuşuluyor. Ziyaret ederek bizi kendileri anlamak istediler. Avrupa, ABD bizim yeniden Gürcistan’la konuşmamızı istiyor. Solana’nın ilk sorularından biri, “Gürcülerle yeniden irtibata geçecek misiniz” oldu. Kendi şartlarımızı koyduk. Kodori bölgesinin boşaltılması ilk şartımız. İkinci şart olarak ateşkes anlaşması yapmamız gerek. Gürcistan bu şartlara uyarsa biz de görüşmeye hazırız. Biz her girişimde, her insanla kendi haklarımız hakkında konuşuyoruz. Bizim hakkımız şudur. Biz kendi devletimizi kuruyoruz. Biz kimseye bağlanmak istemiyoruz. Biz ne Gürcistan’a ne Rusya’ya ne Türkiye’ye bağlanmak istiyoruz. Biz herkesle iyi komşu olmak istiyoruz.

- Türkiye Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı. Abhazya’ya karşı tavrını nasıl buluyorsunuz?

Türk yetkililerinin yerinde olsam ben de Kosova’nın bağımsızlığını tanırdım. Onları anlayabiliyorum. Kıbrıs Türkleri’ni, Karabağlılar’ı da destekliyorum.

-Peki ya Abhazya’ya karşı tavırları?

Ben Türk politikacıları hakkında konuşmak istemiyorum. Bu onların tercihi.

-Türkiye Devleti’nden bir beklentiniz var mı?

Beklentimiz değil dileklerimiz var. Türk politikacıları bizi komşu olarak bilmeliler. Bizim ülkemizden çok kişi Türkiye’de yaşıyor. Büyük bir diasporamız var. Türkiye'yle güzel bir komşuluk ilişkimizin olması gerekiyor. Sadece şunu anlamıyorum. Türk politikacıları deniz yoluna niye izin vermiyorlar. Türk politikacılar 3 milyonluk Gürcistan’dan izin mi alıyorlar? Peki Türkiye’de 10 milyon Abhaz, Çerkes, Kafkas kökenli yaşıyor. Kendi ülkelerinde yaşayan bu halkların taleplerini niye dikkate almıyorlar?

Yollar açılsın

-Türkiye’deki Abhazlar, Çerkezler hükümete baskı yapmakta yetersiz kalmıyor mu?

Diasporamız orada çok aktif çalışıyor. Onlar Türkiye’de yaşıyorlar ve oranın kurallarına göre hareket ediyorlar tabi ki. Oradaki diasporadan da dileklerim var. Türk politikacılar sorunları çözmedikleri zaman Avrupa’yla beraber sorunların çözülmesi için girişimde bulunabilirler. Mesela Abhazya’ya gelmek için Rusya konsolosluğu üzerinden gelmenize, önce Soçi’ye gitmenize ne gerek var ki. Oraya para vermenize gerek yok. Samsun, İstanbul, Trabzon’dan gemiye binerek buraya gelebilmeniz gerek. Eğer bu yola biri karşı çıkıyorsa bu insan haklarına karşı bir durumdur. Kıyımızın olduğu Karadeniz’den biz geçemiyoruz. 

-Türkiye’deki Abhazlar’a ve Abhazlar dışındaki Türk vatandaşlarına son olarak söylemek istediğiniz var mı?

Türkiye komşu bir devletimiz. Biz demokratik bir ülke olan Türkiye'nin herkesle eşit şekilde iletişim kurmasını bekliyoruz. Eskiden güzel bir tarihimiz olduğunu da unutmasınlar.

Cumhuriyet Gazetesi I. Bölüm – 17 Temmuz 2008

Vuruldu ama yıkılmadı
Savaştan sonra başkent Sohum yeniden ayağa kalkmak için mücadele verirken, Ana meydandaki eski emniyet binası, üzerindeki kurşun izleriyle savaş anıtı gibi yükseliyor

Başkent Sohum yeniden ayağa kalkmak için mücadele veriyor. Kentte savaşın izleri halen görülüyor. Ana meydandaki eski emniyet binası, üzerindeki kurşun izleriyle savaş anıtı gibi yükseliyor. Caddelerdeki mağazalar, küçük bir beldedeki dükkânları anımsatıyor. Sohum et kombinası, şekerleme, süt, ayakkabı, tekstil ve kimyasal madde fabrikaları eski günleri özlüyor. Modernizasyon için her biri yatırımcı bekliyor. Ülkenin dört bir yanındaki meyve bahçelerinde üretim son sürat devam ediyor ama ürünlerin değerlendirileceği sanayi tesisi bulunmuyor. Sadece birkaç şarap ve meyve suyu tesisi faaliyete devam edebiliyor. Bu nedenle Abhazlar gelirlerinin büyük bölümünü turizmden sağlıyor. Ancak burada da potansiyelin çok küçük bir bölümü değerlendiriliyor. Abhazya’nın 350 bin olan nüfusu yaz dönemlerinde 1 milyonu aşıyor. Sadece 18 bin yatak bulunması nedeniyle birçok kişi evlerini pansiyon olarak değerlendiriyor. 

Abhazlar, siyasi gerginlikten çok, ekonomik sorunlardan yakınıyor. Türkiye kökenli milletvekili Soner Gogua da yeni neslin Gürcistan’a karşı kızgınlığının bitmemesinin nedeninin şu anki siyasi krizler olmadığını belirterek şu tespitte bulundu: “Eğer savaşın bittiği zamanlarda Gürcistan ve Bağımsız Devletler Topluluğu Abhazya’ya bu ambargoyu uygulamamış olsaydı şu an yeni yetişen nesiller Gürcistan’a çok farklı bakarlardı. Çünkü işin içine ekonomi girince bazı şeyler zamanla ister istemez unutuluyor. Ama bugüne kadar Gürcistan’la yapılan savaş unutulmadı. Çünkü savaştan sonra da yıllarca ambargo uygulandı. Her dışarıya çıkamayan, ekonomik anlamda kendi ihtiyacını karşılayamayan bunun sebebinin ambargo, dolayısıyla savaş ve Gürcistan olduğunu hatırladı. Eğer o dönemde ambargo kaldırılmış olsa siyasi problemler çözülmeden evvel Gürcistan’la, Rusya’yla ve diğer ülkelerle yapılacak ekonomik programlar yapılmış olsa, belki olaylara biraz daha olumlu yaklaşım olabilirdi.”

Soçi olimpiyatların umudu

Türkiye heyetinde katılımcı sayısı az da olsa Abhazların forumdan büyük beklentileri vardı. Konuşmacıların büyük bölümü 2014 yılında Soçi’de yapılacak kış olimpiyatlarının bölge için sağlayacağı fırsatları işaret etti. Cumhurbaşkanı Sergey Bagapş da konuşmasında bu süreçte havayolları, demiryolları ve karayollarının kullanılmasının çok önemli olduğuna dikkat çekerek Abhazya’dan geçen demiryolu hattının Türkiye’ye kadar açılması projesinin önemine değindi.

2000 yılından bu yana Abhazya ekonomisinin kat ettiği mesafeyi anlatan Bagapş, vergi oranlarının yüzde 30, dış ticaretin yüzde 37 oranında arttığını anlattı. Dış yatırımı cazip hale getirmek için bütün girişimleri yapmaya hazır olduklarını ifade eden Bagapş, Rusya Federasyonu’ndan gelen yabancı yatırımcı sayısının yetersiz olduğunu belirterek katılımcı diğer ülkelere de çağrıda bulundu. Rusya Federasyonu Ticaret ve Sanayi Odası yöneticisi de Abhazya’yla ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi için kararlar aldıklarını vurguladı.

Diğer bütün katılımcılar da Abhazya’daki yatırım olanaklarından yararlanmak için fırsat kolladıklarını, ilişkilerin geliştirilmesi için girişimlerde bulunacaklarını söylediler. Forum için hazırlanan dosyada da meyve yetiştiriciliğinden hayvancılığa, çiçek seracılığından tavukçuluğa, turizmden inşaata, ulaşımdan hizmet, enerjiden lojistik sektörüne kadar yatırımların dikkate alınması gerektiği teklifler sıralandı.

Ekonominin kaptanları

Abhazya’da hangi alana baksanız kadınlar çalışıyor. Bütün restoranlarda, otellerde, mağazalarda, bahçelerde, devlet dairelerinde hep kadınlar. Çalışan erkek görmek o kadar zor ki. Ülke ekonomisini kadınlar sırtlamış. Bu nedenle olsa ülkenin Ekonomi Bakanı da genç ve güzel bir kadın Kristina Ozgan. Ozgan, konuşmasında bütçenin yüzde 30, turizm gelirlerinin de yüzde 25 oranında arttığını anlattı, doğal güzelliklerin, tıbbi amaçlı doğal kaynak çamurlarının Abhazya’yı daha cazip hale getirdiğini söyledi. 

Taşımacılık sektörünün de ülke ekonomisinin can damarlarından biri olduğunu vurgulayan Ozgan, tarım ve sanayideki çöküşün nedenini ekonomik ambargo olarak açıkladı. Ozgan, röportajımızda da kısa bir süre önce kalkan ambargonun ekonomiyi rahatlatacağını belirtirken, Rusya Federasyonu’nun yapılacak yatırımlara garantör olduğunu anımsattı. 

Ambargo kalktı gümrük sistemine geçildi

Ambargonun kalkmasının ardından kısa süre içinde Rusya Federasyonu’yla ortak gümrük sistemine geçme kararı aldıklarını vurgulayan Ozgan, “Gümrüklerin sıfırlanması ve çifte vergilendirmenin kaldırılması söz konusu. Bu bize çok büyük bir perspektif açacak. Bütün bunlar yatırımcının önünde en büyük engel olan maliyeti düşürecek” dedi. Ozgan, ülkenin en büyük işgücü olan kadınların istihdamına da büyük önem veriyor. 

Bakanlık, Kadın Girişimciler Derneği’yle ortak projeler yürütüyor, kadınlara kredi kolaylıkları sağlıyor, meslek kursları düzenliyor. Bakan Ozgan, “Yasalarda kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık var mı” sorumuza ise “Burada kadın erkek her zaman eşit konumda olduğu için pozitif ayrımcılığa gerek kalmıyor” diye yanıt verdi.

HER ALANDA ONLAR Abhazya’da her alanda kadınlar çalışıyor. Bütün yük kadınların üzerinde. Belki de bu nedenle Ekonomi Bakanı da bir kadın. Bakan Kristina Ozgan da ülkenin genel ekonomik sorunlarının çözümünün yanı sıra çalışan kadınların haklarının korunmasına da büyük önem veriyor.

Erkeklerden daha hızlılar...

Ekonomik forumun asıl amacı her ne kadar Abhazya’daki yatırım olanaklarını tanıtmak olsa da bir yandan da bölgedeki girişimcilerin birbiriyle iletişim kurmalarını, ortak iş yapmalarını da hedefliyor. Ancak burada da kadınlar erkeklerden daha hızlı davranıyor. Ekonomi Bakanı Kristina Ozgan, Kadın Girişimciler Derneği Başkanı Yulya Gumba, Türkiye heyeti başkanı ve İstanbul Dostluk Kulubü Başkanı Handan Demiröz ile kadın girişimciler hemen bir araya geldiler ve yapılabilecekler üzerine konuştular. 

Demiröz, kadınların öncü olmasını, “Dünyanın her yerinde kadınlar her zaman küçük parçalardan bir bütün oluşturmaya daha yetenekliler. Burada da her şey küçük parçalar gibi. Bir sistem oluşmuş değil. Bir şeyleri bir araya getirmemiz gerekiyor. Bu alanda da kadınlar daha becerikli zaten. Dolayısıyla kadınlardan daha umutluyum” diye değerlendirdi. Demiröz, Abhazya’nın sadece Çerkezler için değil iş dünyasında belli bir birikime sahip olanlar ya da yeni pazar arayışında olan Türkiyeli girişimciler için de bir cazibe merkezi olmaya başladığını söyledi.

Yulya Gumba da heyecanla Abhazya’da yatırım yapmak isteyen kadınlara önerilerde bulundu ve yardım teklif etti. Yatırım yapmak isteyenlere danışmanlık hizmeti veren, aynı zamanda uluslararası ticaret yapan işkadını Zümran Özdilek ise görüşmelerin ardından hemen projeler hazırladı. Şirketi adına iki proje geliştirmeyi hedefleyen Özdilek, şunları anlattı:

“Turizm ciddi bir potansiyel. Buraya yapılacak her türlü turizm yatırımının size artı olacağını görüyorsunuz. Ayrıca otel yapmak değil, buradaki her türlü yan sanayi, hizmet sektörü, buna bağlı olarak saf malzeme ihracatı konusunda da ciddi açıklar var. Bunlar hakkında mutlaka bir şeyler yapacağım. Yulya Gumba, görüşmemiz sırasında burada matbu evrak yapacak bir yerin olmadığını, olan yerin de çok küçük olduğunu ve çok az adetlerin çok yüksek meblağlara bastırıldığını söyledi. İleriki dönemde burada bir matbaa kurabiliriz.”

Abhaz kökenli Türkiyeli işkadını Gülnur Kap da Abhazya’yı ziyaretlerinin nedeninin öncelikle duygusal olduğunu ancak forumun ardından yatırım planları yaptıklarını söyledi. Ağaç sektöründe faaliyet gösteren bir şirkette çalışan Kap, bu alanın yanı sıra Abhazya’nın en büyük pazarlarından olan inşaat sektöründe yatırım için araştırma yaptıklarını anlattı. Kap, kadınların işdünyasında çok güçlü bir yeri olduğunu işaret ederken “İnşaat alanında yapacağımız çalışmalarda kadınlar teknik eleman olarak ya da ofis bölümlerinde çalışabilir. Ama burada erkekler için de iş alanları yaratmak gerek. Kadınlar zaten çalışıyor, biraz da erkekleri çalıştıralım” diye konuştu.

Cumhuriyet Gazetesi II. Bölüm – 18 Temmuz 2008

Sürgünden Geriye Dönüş
Tarihçilere göre 10 Temmuz 1864’e kadar yaklaşık 1 milyon Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Bu zorlu yolculuk sırasında on binlerce kişi de gemilerde yaşamını yitirdi. Birbirinden trajik öykülerin yaşandığı sürgünün ardından Kafkas halkları için hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

Uzun yıllar süren Kafkas-Rus savaşları Kafkas halklarının yenilgisiyle sonuçlandı. 1859’daki Paris Konferansı’yla Rusya, Kafkasya’da istediğini yapabilme hakkı kazandı. Bundan sonraki yıllar Kafkas halkları için daha da zorlu geçti. 1864 yılına kadar süren savaşlarda on binlerce kişi öldü. 21 Mayıs 1864’te ise Rusya kalan Çerkeslerin Osmanlı topraklarına sürgün edilmesini kararlaştırdı. Tarihçilere göre 10 Temmuz 1864’e kadar yaklaşık 1 milyon Çerkes, gemilerle Osmanlı limanlarına taşındı. Bu zorlu yolculuk sırasında on binlerce kişi de gemilerde yaşamını yitirdi, cesetleri Karadeniz’e atıldı. Karadeniz’e küsen Çerkesler de yıllarca bu denizden çıkan balıkları yemedi. Birbirinden trajik öykülerin yaşandığı sürgünün ardından Kafkas halkları için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. 

‘Anavatanlarını hep özlediler’

Sürgün edilenlerin bir bölümü Karadeniz’den güneye doğru giderek Suriye ve Ürdün’e yerleşti, bir bölümü de Osmanlı’nın iskân politikası gereği başta Sakarya, Düzce, Eskişehir, Kayseri olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanına yerleştirildi. Türkiye’de yaşayan Abhazlar, çok değil birkaç kuşak öncesi bu acıları yaşadı. Dedelerinin, ninelerinin Abhazya üzerine anlattıkları hikâyelerle büyüdüler. Her zaman bulundukları devlete bağlılıklarıyla bilinen Abhazlar, yüreklerinin bir yerindeki anavatan sevgisini hiçbir zaman kaybetmediler. 

Türk milliyetçisi yapılanmaların içinde bulunan Abhazlar bile bir gün anavatanı görme isteğinden vazgeçmediler. 

1990’lı yılların başındaki Gürcistan-Abhazya savaşında ülkenin zor durumda olduğunu öğrendiklerinde bir kez daha harekete geçtiler. Birçok Abhaz genci savaşa katıldı, bir kısmı yaşamını yitirdi, bir kısmı yaralandı. Şimdi sert çatışmaların olduğu yerlerde, Abhaz gençlerinin fotoğrafları bulunuyor, önlerinde her zaman şaraplar ve taze çiçeklerle...

‘Dedemin dedesi burada’

75 yaşındaki Nazım Akoyba da Abhazya’ya geri dönenler arasında. İnegöl’de yaşarken 15 yıl önce Abhazya’ya yerleşme kararı alan Akoyba, “Dedelerimin dedesi burada. Toprağımız burası bizim. Buraya geldikten sonra bize bir ev verildi. Burada sağlığıma kavuştum, evlendim” dedi. Düzce’de yaşarken savaşın bitmesinin ardından Abhazya’ya yerleşen Ramazan Kapba da bunun nedenini “5 yaşındayken bile Abhazya’yı bilirdim. Burada her adımda dedelerimi hissediyorum” diye açıkladı.

1992 yılında Abhazya’da savaşa katılan Tayfun Çelik ise Tkuarçal bölgesinde kömür madeni işletiyor. İstanbul’da yaşarken savaşmak için Abhazya’ya giden Çelik, şunları söyledi: “Savaş çıkmasaydı da zaten Abhazya’ya gelmeyi düşünüyordum. Dolayısıyla savaş çıktı bir mecburiyet oldu. Savaş sonrasında da burada kaldık. Evlendim. Çocuklarım ise İstanbul’da yaşıyor. Ben sürekli gidip geliyorum. Çocuklarım da yazları, ara tatillerde gelip gidiyorlar. Abhazya’da yaşamayı kanıksayan birinin sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum. Özellikle Türkiye’den gelenlerin bir kere Türkçeleri oluyor, burada Abhazcaları oluyor ve ister istemez Rusça öğreniyorlar. Dolayısıyla bu üç dili bilenler Abhazya’da sadece bu özellikleriyle bile, turizm olduğu için bu konuda istihdam edilebilir. Üniversitede İngilizce öğrenme şansınız da var. Buraya geldiğim için mutluyum. Yoksa dünyanın herhangi bir yerinde de bir şeyler yapardım ama Abhazya’yı seviyorum.”

Anavatanda anadil sorunu

Abhazya’da artık savaş bitti, yeni bir mücadele dönemi başladı. Savaşın yıkımıyla, ekonomik ambargoyla mücadele için de dinamik bir nüfus gerekiyordu. Ancak sürgünler nedeniyle Abhaz nüfusu Türkiye’deki diyasporadan daha az hale geldi. Ülke nüfusu 350 binken bunun yaklaşık 50 binini Ermeniler, 100 binini Ruslar oluştururken Abhaz nüfusu 200 binlerde kaldı. 1950’li yıllarda Gürcistan, ülkede Abhazca konuşulmasını yasakladı, Abhaz isimlerini değiştirdi. Bir nesil kendi anavatanında kendi dilini gizlice konuşarak yaşadı. 

Abhazların yurtlarına dönmesi için çalışmalara hız verildi

Bir kısmı Gürcüleşti, bir bölümü Rus etkisinde kaldı. Kültürel değerlerini de yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Abhazlar, bağımsızlıklarını ilan etmelerinin ardından ekonomik kalkınmanın yanı sıra külterel kalkınma hamlesi başlattı. Önce bölge isimleri yeniden Abhazca oldu, yönetimin birçok kademesinde anadilde konuşulması sağlandı. 

Ardından geri dönüş programları uygulanarak dünyanın dört bir yanına dağılmış Abhazların anavatanlarına dönmesi için çalışma yürürlüğe kondu. 

Abhaz yasalarına “Nerede doğmuş ya da yaşamış olursa olsun Abhaz ve Abazin kökenliler Abhazya vatandaşı sayılır” maddesi eklendi. Bu programın yürütülmesi için de Geri Dönüş Komitesi oluşturuldu. Komitenin çalışmaları sonucunda savaş sonrasında Türkiye’den yaklaşık 200 kişi Abhazya’ya yerleşti. Abhaz ya da Abazin kökenli olduklarını şahitlerle kanıtlamaları, fotoğraflarını vermeleri ve gerekli anketleri doldurmaları Abhazya vatandaşlığına geçmeleri için yetti. Geri Dönüş Komitesi Başkanı Anzor Mukba, Abhazya’ya dönenlere sağladıkları olanakları şöyle anlattı:

“Geldiklerinde karşılıyoruz, konaklama problemlerini çözüyoruz. Kendi başına konut temin edenlere tamirat yardımı yapıyoruz. Evlenmek isteyenlerin düğünlerine yardımcı oluyoruz. Çocukları olanlara yardım yapıyoruz. Birinci, ikinci, üçüncü çocuğa farklı oranlarda yardımlar yapılıyor. Çocukların ilkokuldan üniversiteye kadar olan eğitimlerine madden yardımlar sağlıyoruz. Sağlık problemleriyle karşılaşanları burada tedavi sağlanabiliyorsa burada, gerekirse yurtdışına gönderilmesine yardımcısı oluyoruz. Ekonomik açıdan sıkıntıya düşen herkese yardımcı oluyoruz. Herkese iş imkânı sağlamaya çalışıyoruz. Geçen yıllarda iş bulmak zordu. Artık bu sorunları aşmaya başladık. Türkiye’den Suriye’den gelip iş bulamayan kimse kalmadı.”

Bizi ayıran deniz...

Abhazya 2008 Ekonomik Forumu için Pitsunda’daki Şamyitavaya Roşa Oteli’nin konferans salonunda toplanan birçok katılımcı da “barış için en önemli aracın ticaret” olduğu konusunda hemfikir. Bu nedenle Türkiye’nin de buradaki barış sürecine ticaret aracılığıyla katkı vermesini bekliyorlar. Devlet yöneticileri, uluslararası stratejiler gereği siyasi ilişki kurmaktan çekinen ve Gürcistan’a her anlamda destek olan Türkiye’nin Abhazya’ya da en azından yatırım yaparak katkıda bulunmasını istiyor. 

Bu dilekler, forum organizasyonunu İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yapması nedeniyle daha da büyük umutlara dönüştü. Forum için yaklaşık 80 yatırımcı kayıt yaptırdı. Ancak foruma 10 gün kala İTO yönetiminin kurulunun organizasyonun iptal olduğunu açıklaması, Abhazya tarafından hayal kırıklığı yarattı. Resmi olarak herhangi bir açıklama yapılmasa da iptal kararının Gürcistan’ın baskısı sonucu direkt Dışişleri Bakanlığı’nın İTO yöneticilerini aramasından kaynaklandığı söylendi. İTO yöneticileri de bu iddialar karşısında sessiz kaldı. Rusya’dan Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan, Karadeniz’e kıyısı olan birçok ülkeden, Bulgaristan’dan ve hatta Almanya’dan çok sayıda yatırımcının katıldığı foruma Türkiye heyetinin katılmayacak olmasını kabullenmeyen İstanbul Dostluk Kulubü organizasyonu üstlendi. Son anda yapılan çalışmalarla Türkiye’den 20 yatırımcı forumda yer aldı. 

‘Abhazya ekonomisini uçururuz’

Abhaz yöneticiler, resmi açıklamalarda “Bu durumu anlayışla karşılarız” deselerde, bire bir konuşmalarda bu tavrın mantığını çözememekten yakındılar. “Bâkir bir pazar ve birçok yatırım olanağı bulunan Abhazya’ya Türk işadamlarının gitmesinin Türkiye’ye nasıl bir zararı olabilirdi? Ticaret odası gibi bir sivil toplum örgütünün organizasyonunda ne gibi bir sakınca vardı” sorularını sormaktan kendilerini alamadılar. Bir Abhaz yöneticinin “Biz ne kadar Türkiye’yle iletişim kurmaya çalışsak da Türkiye bizi Rusya’nın kucağına doğru itiyor” şeklindeki açıklaması, Türk politikasını sorgulamaya yol açtı. Foruma davetli olarak katılan İTO Yönetim Kurulu Üyesi Şaban Dişli ise forumun kapanışında yaptığı konuşmayla bir nebze de olsa Abhazların gönlünü aldı:

“Bizler buraya Karadeniz’in diğer kıyısından geldik. Karadeniz’in beri tarafından, iç bölgelerinden ve hatta Almanya’dan gelen işadamları ve sayısız dostumuz şu an buradalar. Her şeyden önce şunu söyleyebilirim ki bu kadar yüksek katılım herhangi bir rekabete konu olmamalı, çünkü Abhazya’da herkese yetecek kadar yatırım olanağı var. Bu anlamda da işbirliği yapmalıyız. Karadeniz bizi ayıran deniz olmasın, bizi birleştiren deniz olsun. İTO 276 bini aktif olmak üzere 350 bin üyeye sahip bir kurum. Abhazya nüfusundan daha fazla. Dolayısıyla bizler buradan geriye döndüğümüzde burada yaşadıklarımızı ve buradaki ekonomik imkânları aktaracağız. Umarım ki burada bulunan öteki dostlarımızla birlikte önümüzdeki yıllarda büyük işbirlikleri gerçekleştirir, Abhazya ekonomisini deyim yerindeyse uçururuz.”

Cumhuriyet Gazetesi III. Bölüm – 19 Temmuz 2008

İçimizdeki uzak ülke

Tanınma mücadelesi veren Abhazlar ve diğer bölge halklarıyla birlikte ülkemizde yaşayan Kafkas kökenlilerin nüfusu 1 milyona yaklaşıyor

Türkiye’den Abhazya’ya 2 saatlik bir uçak yolculuğuyla ulaşılabiliyor. Bu komşu ülkeyle ilgili son dönemlerde hemen hemen her gün gazetelerde irili ufaklı haberler çıkıyor. Genelde yabancı ajanslar kaynaklı bu haberlerde Gürcistan’ın “ayrılıkçı bölgesi” diye nitelense de Abhazya, devletleşmeyi tamamlamasının ardından tanınma mücadelesi veriyor. Türkiye’de de binlerce Abhaz yaşıyor. Diğer bölge halklarıyla birlikte Türkiye’deki Kafkas kökenlilerin nüfusu 1 milyona yaklaşıyor. Ancak yine de Türkiye’de birçok insan Abhazya’dan söz edildiğinde “Orası neresi” diye sorabiliyor. Üniversite mezunları bile Güney Amerika’daki devletlerde, Afrika’daki birçok ülkede, binlerce kilometre uzaklıktaki coğrafyalarda neler olup bittiğini yakından takip etmesine karşın Abhazya konusunda fikir sahibi olmadıklarını söylüyor. Hatta birçoğu bu ülkeyi Çeçenistan’la bile karıştırıyor.

Türkiye ve Türk halkı bu kadar kayıtsız kalmasına karşın resmi söylemlerinde “Abhazya’yı tanımadıklarını” söyleyen Batı ülkelerinin yöneticileri ilgilerini bu ülkeden esirgemiyor. 

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD’den heyetler peş peşe Abhazya’yı ziyaret ediyor. Rusya, temsilcilik açmayı bile gündeme getiriyor. Rus Barış Gücü askerleri bölgede faaliyet yürütüyor. Ülke nüfusunun yüzde 95’i yurtdışına çıkabilmek için aynı zamanda Rus pasaportu taşıyor. Bu ülkede yapılan seçimlerde de oy kullanabilen Abhazlar, günlük yaşamlarında bile genelde Rusça konuşuyor. 

Türkiyeli milletvekili

Abhaz Parlamentosu’nda Türkiye’den iki kişi de milletvekili olarak bulunuyor. Bunlardan biri üniversite eğitimi için Abhazya’ya giden ve Gürcistan’la savaş çıkınca geri dönmeyen Soner Gogua. Savaşa katılan Gogua, bu sırada evlenerek Abhazya’ya kesin olarak yerleşmiş. 

Savaş sonrasında ağaç sektöründe birtakım işler yapan Gogua, geçen seçimlerde de milletvekili seçilerek Meclis’e girmiş. Talih Hötiş’le birlikte Meclis’te iki Türkiyeli milletvekili olarak faaliyet gösteren Gogua bir yandan da Yurtdışındaki Soydaşlarla İlişkiler Komitesi Başkanı.


Göçün tek nedeni ekonomik

- Geri dönen aile sayısının az olmasını neye bağlıyorsunuz?

S.G - Dünyadaki göç tarihlerine bakarsak insanlar bir yerden bir yere göç ederken sıkıntılı bölgelerden sıkıntısız bölgelere göç etmişlerdir. Olay kesinlikle ekonomik mesele. Eğer siz bir ülkeden bir ülkeye insanları göç ettirmek istemiyorsanız ekonomik problemleri çözmeniz gerekir. Çünkü insan ne kadar vatan millet duygusu içerirse içersin geldikten sonra cebindeki birikimini üç, altı ay sonra yitirdikten sonra o ülkede para kazanamıyorsa, kendini geçindiremiyorsa, çocuklarına bakamıyorsa orada tutanamayacaktır. O açıdan da ülkenin ekonomik durumu, gelişmesi çok önemli. Abhazya’nın sıkıntıları belli. Ekonomimizin gelişmesiyle beraber geriye dönüşümüzün de gelişeceğini düşünüyorum. Bunun sinyallerini almaya başladık. 

- Gelecek kaygısı en büyük sorun galiba. Özellikle çocuklar için. Dönen ailelerin çocukları için özel bir program var mı?

S.G - Tek mesele ekonomi değil tabi. Gelen insanların uyum sağlamaları, adapte olmaları, diyasporadaki propaganda çalışmalarına bütün olarak bakıldığında sonuç alınabilir. Bunları uzun yıllardır dile getirmeye çalışıyorduk. Bu sene parlamentoya girmemizle birlikte sesimizi daha yüksek çıkarma olanağı bulduk. İlk defa hükümeti bu konuda bir devlet programı olması konusunda ikna ettik. Geriye dönüşle alakalı bir devlet programı hazırlanması kararı alındı. 

- Uyum sorunu yaşanıyor mu?

S.G - Yaşanıyor tabii ki. Yaşanmaması mümkün değil. Çok uzun yıllar geçmiş aradan. Bırakın 150 yıllık geçmişi, savaş sonrası Abhazya’dan Rusya’ya 30-40 bin kişi göç etti ekonomik sebeplerden dolayı. Savaş sonrası insanlar geçim derdine düştüklerinden dolayı Rusya Federasyonu başta olmak üzere birçok yere gitmek zorunda kaldılar. Oradaki insanların bile dönüşü bugün problem. Aynı dili konuşmaları, aynı kültürde büyümüş, çok yakın mesafede bulunmalarına rağmen. Onun için uyum konusunda mutlaka sıkıntı yaşanıyor, yaşanacaktır da. Onun için bunun profesyonelce çözümlenmesi gerek. Yapılacak olan bu devlet programı için biz bütün bu teklifleri verdik.

- Buradaki Abhazlar Ortodoks, dönenler ise Müslüman. Bu sorun yaratıyor mu?

S.G - Abhazlar hiçbir dönem kendi aralarında dini konularda birbirleriyle savaşmamışlardır. Bu konuda belki de bulunduğumuz coğrafyadaki en demokratik insanlardır. Mesela Abhazların en kalabalık sülalerine baktığımızda bir kısmının Hıristiyan, bir kısmının Müslüman, bir kısmının da Ateist olduğunu görürüz. Ama bunlar kendi aralarında bunu hiçbir problem yapmadan, kendi aralarında beraberce yaşayabilmişler. O açıdan ben bunu bir problem olarak görmüyorum. 

SONER GOGUA ÜLKEMİZE GÖÇ EDEN ABHAZLARLA İLGİLİ SORULARIMIZI YANITLADI

Türkiye Abhazların sütannesi

Milletvekili Soner Gogua, Abhazya’daki son gelişmeler ve Türkiye’den göç edenlerle ilgili sorularımızı şöyle yanıtladı:

- Kosova’nın bağımsızlığının ilanı Abhazya’nın bağımsızlığının tanınmasını yeniden gündeme getirdi. Bundan sonraki süreç için planlar nedir?

S.G - Tanınmayla ilgili olarak belli bir program vardı zaten. Bundan 3 ay önce Sayın Cumhurbaşkanı hepimizi toparlayarak Kosova’nın tanınmasının ardından yeni bir çalışma sürecine girmemiz gerektiğini söyledi. Diyasporaya yönelik çalışmalar için beni ve milletvekilimiz Talih Bey’i görevlendirdi. 

- Bu program sadece Türkiye’yi mi kapsıyor?

S.G - Hayır. Suriye’ye de ziyaret yapıldı. Önümüzdeki günlerde bir ziyaret daha yapılacak. Ürdün’le görüşmelerimiz var. Avrupa’yla sıkı ilişkiler içinde çalışıyoruz. Orada bir enformasyon merkezi kurduk. 

‘Türkiye’deki Abhazlarla birlikte hareket ediyoruz’

-Avrupa’da da Türkiye’den giden Abhazlarla mı görüşüyorsunuz sadece?

S.G - Onlar aracılığıyla orada yaşayan diğer halklarla da görüşüyoruz. Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de ve birçok Avrupa ülkesinde Türkiye’den giden çok sayıda Abhaz var. Onlarla birlikte hareket ediyoruz. Buradaki amaç, Abhazya’nın sürekli gündemde olması, tartışılır durumda olması. İddia ediyoruz ki, tanınmak için Kosova’dan daha sağlam dayanaklarımız var. Hem tarihsel hem de politik olarak. Abhazya açısından da Avrupa’nın benzer bir yaklaşım göstermesini istiyoruz. 

- Abhazya’nın Rusya’nın küresel politikalarının değişebilme olasılıklarını göz önüne alarak bir B planı var mı?

S.G - Mutlaka planlar vardır. Direkt olarak bir şey söyleyemem sadece kendi fikrimi söyleyebilirim. Abhazya her türlü politikayı yakından takip ediyor. Şu an itibarıyla Abhazya ile Rusya’nın ilişkilerinin en iyi olduğu dönem. Ama nihayetinde ülkeler arası ilişkileri sevgi saygı değil, çıkarlar üzerine kurulu politikalar belirler. Bugün itibarıyla, uzun bir vadede baktığımızda yaptığımız analizlerde bölgesel anlamda Rusya’yla bizim çıkarlarımız uyuşuyor. Biz de bundan yararlanmak istiyoruz. Ancak ilerisi için biz yine Avrupa’yla da Amerika’yla da komşu olan Türkiye’yle de çalışmalarımıza devam edeceğiz.

‘Rusya Abhazya’yı kaybetmeyi göze alamaz’

- Eğer Gürcistan’ın NATO üyeliğinden önce Abhazya’yı tanımazsa Rusya’nın geri adım atma gibi bir durumu söz konusu olabilir mi?

S.G - Bence mümkün değil. Bugün itibarıyla Rusya’nın stratejik anlamda Abhazya gibi bir ülkeyi kaybetmesi demek Rusya dış politikasının bitmesi demek. Daha önce bunu Irak’ta, Gürcistan’da, Ukrayna’da her bölgede yaşadı. Olaylardan sonra Rusya dış politikasını değiştirmeye başladı zaten. Daha önce çok pasif politikası vardı. Baktı ki bu pasif politikaların karşısında karşı güçler bu dengeleri bozarak halen çalışmalara devam ettiler. 

- Bu süreçte Kosova’nın bağımsızlığını hemen tanıyan Türkiye ise Gürcistan’la sıcak ilişkiler kurarken, Abhazya’ya karşı kayıtsız.

S.G - Türkiye kökenli bir insan olarak belki de en çok bundan sıkıntı duyan insanların başında geliyorum. Çünkü ister istemez bütün ilişkilerimiz, bağlarımız Türkiye’yle alakalı. Türk halkına, devletine bizim başka bir şekilde bakmamız da söz konusu olamaz. Ben her zaman şuna benzetmişimdir Türkiye’yle olan ilişkileri. Türkiye Devleti ve zamanın Osmanlı İmparatorluğu bize sütanneliği yapmıştır aslında. Bu ülkenin en sıkıntılı günlerinde bizim insanlarımıza kucak açan bir devletin bugünkü yaptıklarını anlamış olmak mümkün değil. 

Kafkasya bölgesiyle ilgili Türkiye’nin bir dış politikası olduğuna inanmıyorum. Sadece NATO’nun, Amerika’nın politikalarının gerektirdiğini yapıyorlar. 

Bunun da uzun vadeli Türkiye’nin çıkarlarına ek bir getiri sağlayacağını düşünmüyorum.

‘Güven ortamı şart’

- Türkiye’den somut beklentiler nelerdir?

S.G - İlk adım güven ortamı sağlanması lazım. Ben burada daha önceden bulunan biri olarak şunu çok iyi biliyorum, savaştan önce buradaki insanların Türkiye’ye bakışını biliyordum. Ama maalesef bu ortam değişti. Savaştan önce bakış açısı çok olumluydu. Ama olumsuzlaştı. Bunda buradaki insanlarımızın hiçbir suçu yok. Tamamen Türkiye’nin dış politikasından kaynaklanan bir durum. Maddi, manevi, askeri anlamda Gürcistan’a çok büyük yardımlar yapıyor. 

Abhazya’ya Kızılay aracılığıyla bile en ufak bir yardım gelmedi. En basitinden bir sivil toplum örgütüyle bile bir destek gelmedi. Bir ticaret odasıyla yapılacak bir organizasyon bile engellendi. Karşılıklı güveni kaybettik. İşte bu anlamda Türkiye gerçekten Kafkasya bölgesini kaybetmek istemiyorsa, çünkü Abhazya Kafkasya’nın anahtarıdır, tüm Kuzey Kafkasya’daki dost ve kardeş halklarımız savaş zamanında da bunu göstermişlerdir. Kafkasya bölgesinde daha aktif rol oynamak istiyorsa kesinlikle bu güven ortamını sağlaması lazım. Bunun ilk adımı her iki taraf için de hatta diğer komşu ülkeler için de uygun olacak proje Türkiye ile Abhazya arasındaki gemi seferlerinin başlamasıdır. İnsanların birbirleriyle buluşması, görüşmesidir. 

-Türkiye’deki Abhazların tavrını pasif buluyor musunuz?

S.G - Onu çok ayrıntılı söylemek zor olur benim için. Uzun yıllardır Abhazya’da yaşayan biri olmamama rağmen ilişkilerim, bağlantılarım çok sıkı. Ama örgütlenmelerde eksiklikler var. Daha iyi lobi çalışmaları yapabilirdik. Eğer 15 yıldan sonra halen gelen giden insan sayısıyla Türkiye’yle ilişkiler de kötü durumdaysak demek ki bazı şeyleri doğru yapamamışız. 

Cumhuriyet Gazetesi IV. Bölüm – 20 Temmuz 2008

Rus İmparatorluğu’nun dağılmasından sonraki 1917-1921 olaylarını anımsatan ve çoğu örnekte tekrarı gibi görünen Sovyet sonrası dönem, Abhaz-Gürcü ilişkilerinin, Kafkasya’yı bir bütün olarak dâhil etmeden, sadece bu iki ülke tarafından çözülemeyeceğini açık olarak ortaya koymaktadır.

Aynı zamanda, bugün tüm Kafkasya’nın, enerji kaynakları için mücadelenin ve Türkiye ile Rusya, İran ile Batı arasındaki şiddetli jeopolitik ve stratejik uyumsuzlukların bir arenası haline döndüğü aşikârdır. Rusya’nın bu anahtar bölgede belirgin bir şekilde zayıflaması, Çeçenistan’daki savaşın ve Abhazya’da devam eden ambargonun bir sonucudur. Boru hattı için veya Hazar petrollerinin iletim güzergâhı için verilen mücadele, politik gelişmelere tesiri zayıflatmamakta ve Kafkas insanını savaş ve barış arasında bir bıçak sırtına koymaktadır.

Bu dengesiz durumda, komşu ülkeler ve güçler kendi sorumluluklarında alanlar, yeni ittifaklar ve Birleşmiş Milletler, OSCE ve NATO şemsiyesi altında hem bölgesel, hem de uluslararası birlikler kurmaya çalışıyorlar. Yüzyıllar boyunca, bölgeyi kendilerine ait gören İran, Türkiye veya Rusya, Kafkasya’nın tümüne veya parçalarına, ya değişimli olarak ya da eş zamanlı olarak sahip olmuşlardır. Böylece, Türkiye, Kafkasya’nın önemli bir kısmını geniş Türk eyaleti Turan’ın bir parçası olarak görmektedir. İran ise bazı Kafkas ülkelerinin geleceğini kendi ile beraber belirli Orta Asya ülkelerini içeren bir ittifak içinde görmektedir. Herşeye rağmen, çoğunlukla petrol nedeniyle halen Transkafkasya’da ("Transkafkasya", Rusya’nın Türkiye ve İran ile savaşlarının sonucu olarak kullanılan bir Rus terimidir.) hak taleplerini yayan Rusya, güney cenahında neler olduğunu geç fark etmiş ve Kuzey Kafkasya’ya bir göz atmak zorunda kalmıştır.

Açık uyuşmazlık içindeki güçler dağılımı, patlamaya hazır Kafkasya bölgesinde erken bir barışın sağlanmasını muhtemel olmaktan çıkartıyor. Abhazya ve Gürcistan arasındaki resmi ilişkilere ve gelecekteki vaziyete bakıldığında, gidilecek yolun bir KafkasyaKonfederasyonu çerçevesinde olacağı görünür.

Saygın bir Sovyetolojist olan A. Avtorkhanov SSCB’nin dağılışından hemen önce şu uyarıyı ve tavsiyeyi vermiştir:

Kafkasyalılar anlamalıdırlar ki kendi aralarında savaştıkları sürece hiçbir zaman özgür veya bağımsız olamayacaklar. Dış dünyanın gözünde böyle bir bölge özgürlüğü hak etmez, tersine güçlü bir devletin ve silahlı güçlerinin devamlı işgali altında olmalıdır. Kafkasya’daki tüm otonom bölgelere önerim; Dağlı Cumhuriyeti adı altında zaten varolmuş olan tek bir cumhuriyette birleşmeleridir. Çok dilli özelliğimize rağmen, ortak tarihsel, sosyal, kültürel ve jeopolitik mirasımızın bakış açısıyla, dış dünya bize genel bir ulusal isim vermiştir. Ruslar “Kafkas Dağlıları” demiş, batıda ise “Çerkesler” olarak tanınmışızdır. Hiç bir zaman ırksal farklılıklar veya dinsel sürtüşmeler ile anılmadık. [1]

Kafkasya Konfederasyonu idealinin orijini 1917 sonbaharına dayanır ve mütakiben 1918′de geliştirilmiştir. Kafkas birliği, 1917′de Vladikavkaz’da ilk Dağlılar Kongresi’nde ilan edildi. T. Çermoyev (Çeçen), R. Kaplanov (Kumuk), P. Kotsev (Kabardey), V. Cabağı (İnguş), ve diğerleri başkanlığındaki kongrede, “Kuzey Kafkasya’nın ve Dağıstan’nın Birleşik Dağlılar Birliği” resmi olarak kuruldu. Abhazlar da bu birliğin tam üyesi oldular. Abhazya’yı temsilen S. Ashkhatsava’ın bulunduğu bir Dağlı Hükümeti Kasım 1917′de oluşturuldu. [2]

Bu önemli olayın arifesinde, 8 Kasım 1917′de, Abhazya Halk Kongresi’nde, ilk parlamento, “Abhaz Halk Konseyi” (AHK) seçildi ve şu hayati belgeler onaylandı: “Abhaz Halkları Kongresi Deklerasyonu” ve “Abhaz Halk Konseyi Anayasası". İlginçtir ki 19 Kasım 1917′de Abhaz parlementosu temsilcisi, ilk Gürcü parlementosunun (Gürcü Halk Konseyi) Tiflis’deki açılışına şu mesajı göndermiştir: “Mutluyum ki Abhaz Halk Konseyi tarafından gönderilen içten tebrikleri iletmenin büyük onuru benim talihime düşmüştür. Abhaz Halkı, Birleşik Dağlılar Birliği’nin bir parçası olarak, Gürcistan’ın ulusal kaderini tayin etmekteki bu ilk adımını kutlar… Kuzeydeki kardeşleri ile bir birlik kurmuş bulunan Abhaz halkı, bu sebeple yakın bir gelecekte soylu Gürcü halkı ile birlikte tüm Kafkas halklarının ortak birliğine katılacağına inanmıştır. Gelecekteki bu birlikte, Abhaz halkı kendisini Birleşik Dağlı Birliği’nin tam üyesi olarak görmektedir.” [3]

Bununla birlikte, Kuzey Kafkasya emigrasyonunun göze çarpan kişilerinden Emir-Khassan’a göre, bu dönemde, Güney Kafkasya’nın Kuzey Kafkasya’dan izole edilmesini ve “Transkafkasya Federasyonu” oluşumunu tetikleyen bir takım hatalar yapılmıştı. Emir-Khassan’nın gözlemlerine göre:

İlk devrim periyodunda bile görünmeye başlayan farklılıklar göze çarpmaya başlamıştı. Dar bir ulusal egoizm gelişti. Kafkasyalı devlet adamlarının zihni tamamiyle her biri komşularının ne yaptıklarını göz önünde tutmadan sadece kendi hudutlarını oluşturan ve gözeten ayrı uluslar kurmaya odaklanmıştı. [4]

Kuzey Kafkasya’daki durum, sivil savaşın mermametsizliğinin artması ve Terek Sovyet Cumhuriyeti’nin Mart 1918′de kurulmasıyla, çabucak kötüleşti. Buna rağmen, önceki ilk Dağlılar Kongresi, halen -bir yıl içerisinde Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığının duyurulmasına öncülük eden- “ulusal ideolojinin anahatları” nın izini sürüyordu. Batum’da toplanan, Almanya, Türkiye (Osmanlı-çevirenin notu), Transkafkasya Cumhuriyeti ile Kuzey Kafkasya ve Dağıstan dağlılarının katıldığı ilk barış konferansının dakikaları açıkca göstermişti. [5] Aynı gün, Transkafkasya Cumhuriyeti’nin ve Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’nin bağımsızlıkları ve Rusya’dan ayrıldıkları duyuruldu. Cumhuriyet; Dağıstan, Çeçen-İnguşetya, Osetya, Kaberdey, Karaçay-Balkarya, Abhazya ve Adığey’i içeriyordu. Kapsadığı alan, neredeyse 6,5 milyonluk nüfusuyla, Karadenizden Hazar denizine kadar uzatılmış olarak 260,000 kilometrekare idi. [6]

Abhaz Halk Konseyi’nden temsilciler, A. Şervaşidze (Çaçba), T. Marshaniya, S. Basariya ve diğerleri Türk hükümetine başvurarak, Batum konferansında, “Abhazya’nın Transkafkasya halklarıyla aynı gruba dâhil edilmeyi istemediğini, kendisini Türkiye’nin koruması altında ayrı bir devlet olarak kurulması gereken Kuzey Kafkasya birliği ile birlikte konumlandırdığını” deklare etti. [7]

Daha sonra bu, Stalinist baskı yılları süresince, özellikle 1937-1941 yıllarında, Kafkasya Konfederasyonu’na sempati duyan Abhaz entelektüellerini pratikte yok etmek için bahane edildi. [8]

Uluslararası düzeyde tanınan 1918 Dağlı Cumhuriyeti’nin sınırları, 19. yüzyılda dağlıların ulusal özgürlük düşüncesince kapsanan ve Şamil’in önderliğinde gelişen pan-Kafkas bölgenin sınırlarıyla tam olarak çakışıyordu. Şamil’in 1859′da silah bırakmak zorunda kalmasından sonra, Wubıkhlar, Adıgeler ve Abhazlar, çarizm ile adil olmayan mücadelelerine bir beş yıl daha devam ettiler. Bu durum, Rus ve Gürcü güçlerinin, tarihsel Abhaz toprağı olan Krasnaya Polyana’da yaptıkları bir geçit töreni ile son buldu. Bu tören Kafkas savaşının (1817-1864) sonunu belirlemiş oldu. Tarihçi Ali Sultan, bu yıllardaki trajik olaylar ile ilgili şu yorumları yapmıştır:

Rus emperyalizminin zaptettiği hiçbir bölgede, Kuzey Kafkasya’da yapıldığı gibi bir yıkım üretilmemiştir. Yıllar süren saldırgan savaşın bir sonucu olarak, burada antik zamanlardan beri varolmuş yerel unsurlar yeryüzünden yok olmuş, otokton kabilelerin yerleştiği bölgeler değiştirilmiş, geçmişin anıtları ve antik medeniyet yok edilmiştir. Birçok kez, tüm etnik birimler kökünden sökülmüş ve bilinmezliğe gönderilmiştir… Kafkasya’nın batı bölgeleri, özellikle Batı Adıgey ve Abhazya kötü darbe almıştır: Nüfusları, 19. yüzyılın ikinci yarısında zamanın Osmanlı topraklarına sığınmak durumda kalan geniş çaplı bir emigrasyon haline getirilmiştir. [9]

Burada şunu belirtmek uygun olacaktır. 9 Mayıs 1984′de Amerikan kongresi, Kuzey Kafkasya halklarının bağımsızlık deklerasyonunun 66. yıldönümünü işaret eden bir kutlama mesajı onayladı. Kötü birşeylerin habercisi olan bu günde, kongre üyesi Robert Roy, Kafkas Dağlı Cumhuriyeti’nin 11 Mayıs 1918 duyurusunun yıldönümüne ilişkin olarak Temsilciler Meclisine hitap etti. Kongre dökümanı ayrıca, “Kuzey Kafkasya’nın ezilen halklarının bağımsızlık mücadelesiyle ilgili kısa bir tarihsel not” içermektedir…[10]

Transkafkasya Demokratik Federal Cumhuriyeti, Dağlı Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra dağıldı ve aynı gün, 26 Mayıs 1918′de Türkiye’nin ultimatomuna mütaakiben Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi. (Azerbaycan Cumhuriyeti 27 Mayıs’da ve Ermeni Cumhuriyeti 28 Mayıs’da ilan edildi.) Kafkasya’nın tarihindeki bu döneme “Kafkas Mayısı” adı verildi ve bu bağlamdaki bir başka beyannamede şöyle deniyor: “Bolşevizmin anti-nasyonel fırtınası Rusya’yı kasıp kavurmaya başlayınca, sağlıklı ulusal devletleşme fikri Kafkasya’da galip oldu.” [11]

Gürcistan’ın bağımsızlık fikri, cumhuriyetin kuruluş gününde (26 Mayıs 1918) benimsendi ancak Gürcistan’ın hudutları tanımlanmadı. Ön hazırlık niteliğinde olan hudutlar, 28 Mayıs 1918′de Tiflis’e gönderilen gizli bir mektupta belirtilen “Almanya, Gürcistan’a sınırlarını koruması için destek olacaktır.” ibaresini sağlama almak için her türlü çabayı sarfetmeyi üstlenen ve konuya çok derin ilgisi olan biri olan Alman General Von Lossow tarafından çizilmiştir. [12]

Bununla birlikte, Gürcistan’ın müttefiki ve aynı zamanda Kafkasya Konfederasyonu’nun bir destekçisi olan von Lossow bile Abhazya’nın Sohumi bölgesinin geçici olarak Gürcistan’a (yani Alman etki alanına) ilhak edilmesini, Türkiye’nin müdahil olmasını engelleme koşulu ile ön görmüştür. Bu mektuba getirdiği yorumlarında, Gürcistan’ın seçkin kişilerinden biri olan uluslararası avukat Z. Avalow şöyle yazmıştır:

Bu mektupdaki kuşku gariptir: Sohumi bölgesi (Gagra dâhil olmak üzere), Kafkasya’da ayrı bir devlet kuran Gürcistan’ın bir parçası olmalıdır. Ancak, Gürcistan’ın dâhil edildiği Kafkas halklarının kurduğu bir konfederasyonda, Sohum bölgesindeki popülasyona Kafkas ülkeleri arasındaki konumunu belirlemesi için izin verilmelidir. Başka bir deyişle; bu durumda Abhaz nüfusu, Gürcistan ile birleşme, Birleşik Dağlılara katılma veya ayrı bir devlet-eyalet olarak Kafkasya Konfederasyonu’na katılma şeçeneklerine sahip olmalıdır. Transkafkasya Birliği’nin gerekliliğini ortadan kaldıran koşulların kesin olarak rastladığı bu zamanda, Kafkasya’nın politik birliğine ne kadar önem verildiği buradan açıkca görülmektedir. [13]

Böylelikle Abhazya, Gürcistan’ın 29 Mayıs’da bağımsızlığını ilan ettiğinde Gürcistan dışında idi. Çünkü Abhazya, 11 Mayıs 1918′den beri, maalesef yalnız bir sene süren, Kafkas Dağlıları Cumhuriyeti’nin bir parçasıydı.

Abhazya ile varılan uzlaşmanın 17-19 Haziran 1918 tarihi kadar erken ihlal edilmesiyle, Alman askeri güçleri tarafından desteklenen Gürcistan Cumhuriyeti askerleri Sohumi’ye çıktılar ve hemen hemen ülkeyi zaptettiler. Denikin’in silah arkadaşı olan General A. S. Lukomskki, bu bağlamda şunları yazmıştır: “Alman desteğinin avantajı ile beraber, Gürcistan Abhazya’yi, Abhaz nüfusun isteklerine rağmen, zaptetmiştir… [14] Bu zamana kadar, Abhazya son derece zor bir durumdaydı. Çünkü Kuzey Kafkasya’daki acımasız sivil savaş nedeniyle neredeyse tamamen Dağlı hükümetinin gerçek desteğinden mahrum kaldı. Buna rağmen, Dağlı Cumhuriyeti hükümeti Gürcistan’ın Abhazya’yı istilasını kınadı. Böylece, Haziran 1918′de Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti dış işleri bakanı (Haydar Bammat), Gürcü hükümeti ile beraber Almanya’nın Kafkasya’daki diplomatik temsilcisi Schulenburg’a Alman askerlerinin Sohumi baskını ve “Abhazya’daki Gürcü birliklerinin varlığı” ile ilgili bir protesto notası göndermiştir. [15]

Birkaç ay sonra, Ağustos 1918′de, Dağlı hükümeti cumhurbaşkanı T. Çermoyev, düzenli Alman askeri birimleri tarafından desteklenen Gürcü askerlerinin Abhazya’yı zaptetmesini tekrar protesto etti. Aynı zamanda, Gürcistan ile soy bakımından ve uzun süreli ortak yararları ile bağı olan Kuzey Kafkas halklarının, “konfederasyon da dâhil olmak üzere mümkün olan en sıkı bağları” sürdürmelerinin yoluna çıkacak hiçbir politik kargaşaya izin vermeyeceklerini belirten bir uyarı verdi. Ve mütaakiben şunu belirtti:

Hükümetim tarafınca, Federal Kafkasya Dağlıları Birliği Cumhuriyeti’ni oluşturan parçalardan biri olan Abhazya ile ilgili politikalarınızdan dolayı en sert biçimde sizi protesto ediyorum ve Gürcü hükümetinin bu politikaları sonucu doğabilecek olası ciddi karışıklıkları önlemek amacıyla; hükümetim, Gürcü askerlerinin, sivil görevlilerin ve ajanların Abhazya’dan geri çekilmesini uygun görmektedir. [16]

Bu dönemde, Haziran-Ağustos 1918 tarihlerinde, Aleksandr Shervashidze, Tatash Marshaniya, Simon Basariya ve diğer etkin Abhazlar, ataları 19. yüzyılda Rus-Kafkas savaşının bir sonucu olarak anayurtlarını terk etmek zorunda bırakılmış olan Türkiye’de yaşayan Abhaz muhacirlerine başvurdular. Abhaz halkı ve parlamento üyeleri, Gürcistan’ın zor kullanan hareket şeklini, Dağlı Devleti’ne silahlı bir müdehale olarak görüyorlardı. Gürcü Cumhuriyeti hükümeti cumhurbaşkanı Noi Zhordania, Kuzey Kafkasya temsilcilerinin Gürcistan’a ultimatom verdiği zamanı anımsadı: “Abhazya bizimdir, defolun!” [17] Türkler dönüşlerinde Suhumi’yi hayal ediyorlardı ve Çeçenlerin yardımıyla “Abhazya’yı Gürcülerden korumayı” planlıyorlardı. [18]

27 Haziran 1918 akşamı, Türkiye’den bir Abhaz silahlı gücü Kodor nehri yakınlarına çıktı. Türkiye bu çatışmaya resmi düzeyde dâhil değildi, çıkartma yapan birlik esasen Dağlı Cumhuriyeti’nin bir silahlı gücüydü. Bununla beraber, Alman kaynakları, Dağlı hükümetinin halen Abhazya ve Suhumi limanıyla ilgili taleplerini sürdürdüklerini biliyordu. Bu nedenle, bu birkaç aylık sürede, Abhaz muhacirlerin sahil çıkartmaları şaşırtıcı değildir. Bu istekler temel olarak bu bölgedeki Alman politik çıkarlarıyla uyuşmazlığa dayanıyordu.

Dağlı Cumhuriyeti, Gürcistan tarafından zaptedilmesine rağmen, Abhazya’yı halen kendi devletinin bir parçası saymaya devam etti. Böylece, Paris Barış Konferansı için tasarlanan, renkli bir etnografik ve politik bir Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti haritası, 1919′da Lozan’da bulunan Dağlı delegasyonunun (Dağlı delegasyonuna dâhil olarak bir Abhazya temsilcisi de konferansa katıldı. [19] ) emri ile Fransızca olarak hazırlandı. Bu harita üzerinde, hem Abhazya hem de Güney Osetya, Gürcistan’ın değil, Dağlı devletinin içerisinde gösterilmişti. [20]

Bu zaman içinde Kafkasya’da bulunan Carl Erich Bechhofer, Gürcü hükümetinin politikasını şu şekilde tanımlamıştı:

“Özgür ve Bağımsız Sosyal-Demoktarik Gürcü Devleti", hafızamda her zaman, hem dış bölgelerin zaptedilmesi anlamında hem de ülke içindeki bürokratik zorbalık anlamında, emperyalist “küçük ulus” a bir örnek olarak kalacaktır. Şövenizmi bütün sınırları aşmıştır. [21]

Ayrıca, Gürcü politikacı Z. Avalov bu zamandaki durumu kesin bir şekilde tanımlamıştır:

1921 başlarında Gürcistan, hükümetinde Seçmen Topluluğu adı altında basit bir parti organizasyonuna sahipti… 1918-1921 yıllarında, Sosyal-demokrat diktatörlük, başka bir değişle sağ kanat Marksizm şeklinde bulunan Gürcü demokrasisi, Gürcistan’daki Sovyet diktatörlüğünün zaferine bir hazırlık idi. [22]

“Dağlı Hükümeti", 1921′de Kafkasya’da Sovyet gücünün tesis edilmesiyle göç etmeye mecbur edildi. 1920′lerde ve 1930′larda Kafkasya Dağlı Cumhuriyeti temsilcileri, Prag, Paris ve Varşova’da, “Vol’nye Gortsy", “Gortsy Kavkaza", “Severnyi Kavkaz” vb. dergilerini yayınladılar. Bu dönem boyunca, politik emigrasyonlar, Kafkasya’nın gelecekteki ulusal devlet yapısı hakkında devasa miktarda araştırmalar yaptılar. Bu sıkıştıran problem üzerine, büyük miktarlarda makaleler, tavsiyeler, kitaplar yayımladılar ve 14 Temmuz 1934′de Brüksel’in Kuzey Kafkasya, Gürcistan ve Azerbaycan ulusal temsilcileri büyük politik öneme sahip olan “Kafkasya Konfederasyonu Paktı” nı, Ermenistan’ a bir yer ayırarak imzaladılar. [23]

Tüm diplomatik faaliyetlerin idari gövdesini oluşturan, Kafkasya Bağımsızlık Komitesi ve Kafkasya Konfederasyonu Konseyi aynı zamanda oluşturuldu. Kafkasya Konfederasyonu egemenliği elinde tutan ancak, ortak gümrük sınırları, ortak savunma ve dış ilişkiler gibi birçok bağ ile birbirine bağlanan devletlerin ittifakına sahip olacaktı. Kafkas Konfederasyonu Paktı, “taktiksel-stratejik bir dökuman” olarak adlandırıldı. [24] Polonya dergisi “Vostok” 1934′de şu yorumu yaptı: “Bağımsız ve birleşik bir Kafkasya, askeri çatışmaların kaynağına bir son verecek ve genel dengeyi koruyacak önemli bir unsur olacaktır".

Kafkasya Konfederasyonu’nu savunan konuşmalar yapan ancak federal temelli bir “Kafkas topluluğu” na karşı olan seçkin politik kişiler, kesin olarak bunu kusurlu bir model olarak görüyorlardı. Bu bağlamda, B. Bilatti şöyle yazmıştır:

Bir federasyon zorlama ile ayakta duramaz… Federal bir bağ ancak maddesel ve ruhsal olarak eşit değerler arasında güçlenebilir, aksi takdirde güçlünün zayıfı içine çekmeye çalıştığı bir kafes, bir kılıf haline dönüşür. Büyük ulusların süper-güç tutkusu, insanoğlunun doğasından türeyen organik bir olgudur ve bu nedenle, küçük ve büyük ulusların birlikte yaşaması, başlangıçta bu birliktelik gönüllü bile olsa, çatışmayla bitmesi muhtemeldir. Bu, büyük uluslarla birlikte birlik kuran tüm küçük ulusların yazgısı olmuştur. Büyük olan ya diğerini absorbe eder ya da güçlerini toplayarak kendini bu bağlardan kurtarır… [25]

Kafkasya birliği konusu birçok kez gündeme gelmiştir, ancak SSCB’nin yıkılışının arifesinde, Gürcü-Abhaz farklılıkları en yüksek noktasına ulaştığında ve 15-16 Temmuz 1989′da çatışmaya dönüştüğünde tekrar açığa çıkmıştır. Bu çatışmalar, Kuzey Kafkasya uluslarının ve Abhazya’nın yer aldığı acele bir birleşmenin olumsuz arkaplanıdır. Bu hareketin kuruluşunun temelleri, 25 Ağustos 1989′da Abhazya’nın başkenti Sohum’da, 1917 Birleşik Dağlı Halklar Birliği’ne benzerlik gösteren, Kafkas Dağlı Halklar Birliği’ni (KDHB) meydana getiren, ilk Kafkas Dağlıları kongresinde atılmıştır.

13-14 Ekim 1990′da Nalçik’deki (Kaberdey-Balkar) KDHB’nin ikinci kongresi hayati öneme sahip bir safhaydı. Akabinde, Kuzey Kafkasya ve Abhazya’da oluşan yeni durumun yapısı için bir program yürütmek amacıyla, bir sürelik uygulamalı çalışmanın yolda olduğu duyuruldu. Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti devletinin 11 Mayıs 1918′deki ilanında olduğu gibi Kafkas halklarının birliğine özel bir önem verildi. [26]

Bu kongreyi önemli olaylar takip etti. SCCB’nin çökmesinden sonra Rusya Federasyonu dağılmanın sinyallerini verdi ve küçük imparatorluklar “birlik cumhuriyetleri” sorgulandı. Çeçen halkının azmi, bağımsız bir Çeçen Cumhuriyeti’nin ilanı ve 1991′de yeni bir cumhurbaşkanın seçilmesi, Kafkas dağlılarının eylemlerini yeni bir seviyeye yükseltti. Üçüncü KDHB kongresi Çeçenya’daki politik kargaşa bağlamında, Sohumi’de gerçekleştirildi. (1-2 Kasım 1991). Kongreye tam yetkili, Abaza, Abhaz, Avar, Adığe, Dargin, Kaberdey, Lak, Oset (Kuzey ve Güney), Çerkes, Çeçen ve Şapsığ temsilcileri katıldılar. Ayrıca, Gürcistan’ın toplumsal ve politik hareketlerinin temsilcileri de hazır bulundular. Bir Gürcü parlementeri konuşmasında, tüm Kafkasya’yı “tek bir yumruk” oluşturmak için birleşmeye çağırdı. [27]

KDHB, vekillerin teklifi üzerine Kafkas Dağlı Halklar Konfederasyonu’na (KDHK) dönüştürüldü ve kısa bir süre sonra 1992′de, Grozni’de adı Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) olarak tekrar değiştirildi. Aşağıda vurgulanan deklerasyon KDHK’nın üçüncü kongresinde hazırlandı:

Tüm aşamaların başlangıcında, Kafkas otonom cumhuriyetleri ve oblastları (Sovyet literatüründe bir idari bölge), büyük olasılıkla kendilerini bağımsız birer devlet olarak ilan edecekler ve kendi iradelerinin bu yansımasından sonra tüm ihtimallerde; Çeçenistan, Dağıstan, Gürcistan, Kabardey, Karaçay-Balkarya, Abhazya, Adıgey ve diğerlerinin eşit üyeler olarak katılabileceği yeni bir ittifakı -Kafkasya Konfederasyonu’nu- oluşturmak için birleşmeye başlayacaklar. [28]

Üçüncü kongrede bir antlaşma imzalandı ve “Kafkas Dağlı Halklarının Konfedere Birliği Deklerasyonu” kabul edildi. Bir Kafkas Parlamentosu, İhtilaf Mahkemesi, Savunma Komitesi, Kafkas Halkları Komitesi ve merkezi Sohumi’de olacak konfederasyon için diğer yapıların oluşturulmasına yönelik kararlar alındı.

Gürcü-Abhaz savaşı sırasında bile, Nisan 1993′de Londra’da, Kuzey Kafkasya’nın problemleri hakkındaki konferansda, Abhazya temsilcileri Kafkasya Konfederasyonu için de bir plan öne sürdüler. [29]

Mevcut koşullarda, konfederasyon formundaki bağımsız Kafkas devletlerinin bu şekildeki birliği özel bir öneme sahip hale gelmektedir. 1934′de bile, Emir Khassan makalesinde (Kafkas Konfederasyonu); Kafkasya’nın özgürleştirilmesinin ve bağımsızlığını sürdürebilmesinin, sadece Kafkas halklarının tam bir birliği tarafından sağlanacağını vurguluyordu. [30]

Bugün çok açıktır ki, Kafkasyalılar sadece kendileri, kurdukları birlik içinde ve uluslarası toplumun desteğiyle, can sıkıcı sorunlarını halledebilecek ve Kuzey-Güney Kafkasyadaki uyuşmazlıkları çözebileceklerdirler. Bu gibi bir programı yürütmek için Kafkasyalılar arası bir barış gücü de gerekmektedir. Mevcut durumda, bir “Kafkas evi” kurmak gerekli görülmekte ve Azeri akademisyen R. Aliev’in doğru olarak gözlemlediği gibi, “halklar arası uzlaşma kavramı” [31] bu süreçte geçerli olmalıdır.

Elbette bugün, Kafkasya’daki tüm devletlerin ve uluslarının bir konfederasyon kurmak için ivedilikle birleşmelerini öne sürmek, aralarındaki politik, bölgesel, dini farklılıklar ve tek bir birleştirici ideolojinin eksikliği bakımından ütopik olabilir. [32] Buna rağmen, bu aşamada, örneğin üç ülkenin: Abhazya-Gürcistan-Çeçenya’nın oluşturacağı bir konfederasyonun çekirdeğinin yaratılabilmesi oldukça mümkün görünmektedir. Ne yazıktırki, Kafkasya Konfederasyonu dünya toplumu için büyük bir öneme sahipken, doğasındaki problemler arkaplana çekilecek olan bu modelde Gürcü akademisyenler “Gürcü merkeziyetçiliği"ne bir tehdit görmektedirler.

Daha sonra, Inguşetya, Dağıstan, Osetya (Kuzey ve Güney), Azerbaycan, Dağlık Karabağ, Ermenistan, Acaristan, Kaberdey, Karacay-Balkarya, Çerkesya, Adıgey, vd. Abhazya-Gürcistan-Çeçenistan üçgenine katılabilir ve Kafkasya halkları arasındaki bir konfederasyon fikrine çok büyük popülarite kazandırabilirler. Kafkas ülkeleri arasındaki konfedere birlik içindeki devletlerin resmi ilişkilerindeki, dikey değil yatay yapı, temel sorunu çözebilir: Birlikte ya da ayrı. Sadece Abhazya ve Gürcistan değil, tüm Kafkas devletlerinin bu tür bir konfederasyondaki karşılıklı ilişkilerinde, aynı anda hem birlikte hem de ayrı olacakları görülmektedir. Şüphesiz ki, mevcut durumda gerekli olan, varolan güvensizliklerin üstesinden gelmek ve Kafkas halkları arasında güvene, eşitliğe dayalı ilişkiler kurmaktır. Uzun vadede, Kafkas Konfederasyonu’nun kendini bir federasyona dönüştüreceği kuvvetle muhtemeldir, ancak bu barışcıl ve acısız olacaktır. Buna rağmen, günümüzde, Kafkasya’da federal ilişkiler öne sürmek; durumu güçleştirmek, baskı ve güç kullanma yoluna gitmek anlamınagelmektedir ki, bu hiçbir zaman Kafkasya’nın istikrarına ve barışın sağlanmasına öncülük edemez. Kısmi bir özgürlük olamaz: Kafkasya yalnız bir bütün olarak özgür olabilir.

Stanislav Lakoba

Gürcüler ve Abhazlar. Barışın Yerleşmesi için Bir Araştırma © Vrije Üniversitesi Brüksel, Ağustos 1998

  1. Gazeta: Kavkaz (Sukhum), 1990, no. 1.
  2. Soyuz obedinennykh gortsev Severnogo Kavkaza i Dagestana (1917-1918), Gorskaya respublika (1918-1920). Dokumenty i materialy, Makhachkala, 1994, p. 4-5, 134.
  3. TsGVIA RF, f. 1300, op. 1, d. 130, l . 135 ob.
  4. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 2, p. 11.
  5. Dokumenty i materialy po vneshney politike Zakavkaz’ya i Gruzii, Tiflis, 1919, p. 312-313.
  6. Ahmet Hazir Hizal, Kuzey Kafkasya (hurriet ve istiklal davasi) (Ankara, Orkun Basimevi, 1961), p. 143.
  7. Istoriya Abkhazii, Sukhum, 1991, p. 291.
  8. R. Clogg, “Documents from the KGB archive in Sukhum, Abkhazia in the Stalin years", Central Asian Survey, 1995, 14(1), pp. 181-188.
  9. Severnyi Kavkaz, 1935, no. 9, p. 16.
  10. US Congress Bulletin, 9 May 1984, 2nd Session, sitting 98, vol. 130, no. 59 (in English).
  11. Severnyi Kavkaz, 1937, no. 37, p. 13.
  12. Z. Avalov, Nezavisimost’ Gruzii v mezhdunarodnoi politike 1918-1921, Paris, 1924; New York, 1982, p. 68.
  13. Ibid., p. 68-69.
  14. Arkhiv russkoi revolyutsii, Berlin, 1922, Vol. 3(5-6), p. 114.
  15. Soyuz ob’edinennykh gortsev, op.cit., p. 132.
  16. Ibid., p. 133-135.
  17. N. Zhordania, My Life, Stanford, 1968, p. 98.
  18. G . Avetisyan, ‘K voprosu o “Kavkazskom dome” i pantyurkistskikh ustremleniyakh’, in: Alexei Malashenko, Bruno Coppieters, Dmitri Trenin (eds.), Etnicheskie i regional’nye konflikty v Evrazii, vol. 1, Moscow, 1997, p. 140.
  19. Soyuz obyedinennykh gortsev, op.cit., p. 197.
  20. S. Kiladze, ‘Edinstvo Kavkaza: popytka vykhoda iz krizisa’, Tbilisskii meridian, 1997, no. 1, 20-22.
  21. C .E. Bechhofer, In Denikin’s Russia and the Caucasus. 1919-1920, London, 1921, p. 14.
  22. Z. Avalov, Nezavisimost’ Gruzii v mezhdunarodnoi politike 1918-1921, Paris, 1924, p. XI-XIV.
  23. Severnyi Kavkaz, 1935, no. 9, p. 11.
  24. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 8, p. 26.
  25. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 8, p. 13-14.
  26. Edinenie (Sukhum) 1991, no. 1; Kavkaz, 1990, no. 1.
  27. Abkhazia, 1991, no. 51, 1st issue, December.
  28. Abkhazia, 1991, no. 51, 2nd issue, December.
  29. See Central Asian Survey (1995), 14(1), p. 103.
  30. Severnyi Kavkaz, 1934, no. 2, p. 12.
  31. R. Aliev, ‘"Kavkazskii dom": vzglyad iz Azerbaidzhana’, in: Alexei Malashenko, Bruno Coppieters, Dmitri Trenin (eds.), Etnicheskie i regional’nye konflikty v Evrazii, vol. 1, op.cit., p. 162.
  32. Ibid., p. 168.

Kaynak;  Kafkasya Forumu (Çeviri: Sencer Busun)

Genel  Durum

Birkaç tartışmalı husus üzerinde uzlaşıya varılmasının ardından, Rusya’nın Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) katılımına ilişkin uzun ve zorlu müzakere süreci sonunda tamamlandı. Rusya, geride Gürcistan’ın itirazlarını yegane engel olarak bırakarak, 2006’da Amerika Birleşik Devletleri ve 2010’da Avrupa Birliği’yle anlaşma imzalamıştı. Rusya ve Gürcistan Abhazya’nın siyasi durumuna ilişkin, bu iki ülkenin bir mutabakata varmasını engelleyen ve Rusya’nın DTÖ üyeliğini geciktiren taban tabana zıt görüşlere sahip.  Sonunda, etkin uluslararası çabalar ve İsviçre’nin aracılığıyla uzlaşıya vardılar.  Kasım 2011’de Rusya ve Gürcistan nihayet gümrük yönetimi ve ticari izleme mekanizmasına ilişkin bir anlaşma taslağı imzaladılar.

Abhazya’da ise, Rusya’nın DTÖ üyeliği Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan bu anlaşmaya kadar açıkça gündemde değildi ve bu olayın hiçbir kademesinde tartışma konusu olmamıştı. Fakat bu bilginin medyada yer bulmasıyla birlikte, bu meseleye karşı gelişen ani ilgi, zaman zaman hararetli kamuoyu tartışmalarında da kendine yer buldu.

Birçok insan öfke içindeydi, fakat bunun nedeni Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan anlaşma değildi çünkü bu durum Abhazya’ya komşu iki egemen devlete imtiyaz yaratıyordu. Bizatihi Rusya’nın ufuktaki DTÖ üyeliği, stratejik bir ortağın oyunu belirli kurallara göre oynayan bir ülkeler topluluğuna üye olması nedeniyle, Abhazya’da genel olarak olumlu karşılandı. Ayrıca DTÖ üyeliğinin arkasındaki maksat olan Rus ekonomisinin büyümesinin, Abhaz ekonomisi üzerinde de olumlu etki sağlaması muhtemeldir.

Aslında toplumun büyük kısmında bilhassa öfke yaratan hususlar şunlardı;

1.  Anlaşma Gürcistan’ın inisiyatifinde imzalandı;

2.  Rusya, Abhaz kanadı ile ön müzakerede bulunmadı;

3.  Abhazya Cumhuriyeti toprakları belgede “önceden belirlenmiş ticaret koridoru” olarak adlandırılıyor;

4. Anlaşma uluslararası gözlemcilere, Abhazya’ya gelen transit yükleri inceleme ve damgalama (etiketleme) yetkisi veriyor;

5. Gürcü yetkililere, Rus-Abhaz sınırındaki tüm ekonomik ve ticari ilişkilerin tam, ayrıntılı istatistikî istihbaratına erişim izni veriliyor.

Bu olaya gösterilen ilgi, Gürcü yetkili ve uzmanların bu anlaşmaya ithafen yaptıkları “Gürcü diplomasisinin zaferi” [1] ve “kaybedilen bölgelerin kontrolünün yeniden kazanıldığı ” gibi süregelen beyanatlarıyla birlikte de artış gösterdi. Abhaz yönetiminin bu anlaşmaya mahsus herhangi bir resmi metne, hatta içeriğine ilişkin kesin bir bilgiye sahip olmadığı gerçeği bile bu durumda bir işe yaramadı. Abhazya’da  “Rusya bize ihanet etti”, “DTÖ için bizi feda etti" şeklindeki yorumlar gittikçe daha sıklıkla dile getirilmeye başlandı. Abhaz hükümetinden, Abhaz bağımsızlığını korumak için “etkin eylemde” bulunma çağrıları yapıldı. [2]

Anlaşma metninin elde olmayışı, büyük spekülasyonların fitilini ateşledi. Bu spekülasyonlar arasında, anlaşma uyarınca, Gürcü gümrük ve sınır yetkililerinin sınırın Abhaz tarafında, liman ve havaalanında konumlandırılacağı iddiası yer alıyordu. Bunun da ötesinde, yetkililerin gözlemleme yetkisinin yanısıra sınırdan geçişi engelleme yetkisi de olacaktı. Tüm bunlar, anlaşmanın resmi metnine sahip olmayan Abhazya Dışişleri Bakanlığı’nı, Abhazya bölgesinde yabancı gözlemciler de dahil olmak üzere herhangi bir gözlemcinin varlığının kanuna aykırı olacağına dair bir açıklama yapmaya itti. Rusya Başkanı Dimitry Medvedev de, DTÖ’ye girmek için Ağustos 2008’den beri mevcut olan siyasi gerçekliklerini değiştirmek gibi bir bedel ödemeyecekleri yönünde bir açıklama yaptı: “Eğer DTÖ üyeliği yaftası altında, siyasi şartlarımızı değiştirmek gibi bir duruma zorlanırsak, buna kesinlikle karşı çıkarız. Bu bizim DTÖ için bile olsa ödeyemeyeceğimiz bir bedeldir.” [3]

Muhtemel Kaygılar

Abhazya’daki kamuoyu tartışmaları, Rusya’nın DTÖ üyeliğinin ülke üzerindeki siyasi etkilerinin yanı sıra durumun ekonomik açısına da yoğunlaşmış durumda. Abhazya ekonomisi küçük bir ekonomidir. ( Gayri safi yurtiçi hasılası yaklaşık olarak 800 milyon USD’dir) Bu nedenle dış pazarlara açık ve bağımlıdır. (Ülkenin dış ticaret hacmi 400 milyon USD’nin üzerindedir) [4]

Rusya, ekonomik ve jeopolitik nedenlerden ötürü Abhazya’nın en büyük ticari partneridir. Abhazya’nın toplam ihraç ve ithal mallarının çok büyük bir kısmı Rusya-Abhazya sınırını Psou Nehri üzerinden geçiyor. Bu nedenle, Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan bu anlaşmaya göre oluşturulan bu yeni işleyiş bir şekilde Abhazya’nın dış ticaret akımını büyük çoğunluğunu etkileyecek.

Abhazya’nın Rusya’nın DTÖ üyeliğinden olumlu ya da olumsuz şekilde etkileneceğini söylemek için henüz erken. Nakit değer üzerinden fayda ve maliyet analizi yapmak cesur bir yorum olacaktır. Bir tek şey kesindir ki, Abhazya kısa zamanda DTÖ üyesi ülkelerle çevrilmiş olacak. Bunun ötesinde, Abhazya’nın kısa ya da orta dönemde bu örgütün üyesi olması muhtemel olmasa da, Sohum kabul etmese de oyunu yeni kurallarına göre oynamak durumunda kalacak.

Bu yeni düzenlemelerin Abhazya için olası riski nedir? Birinci risk, Gürcistan hükümeti de dahil olmak üzere,  Rusya-Abhaz sınırındaki ticaret cirosu ve özellikle de mal tedarikçilerinin yapısı ile ilgili detaylı bilginin sunumu ile ilgilidir. Abhazya’nın ithal malları ile ilgili bilgiler şu an için bile saklanmamaktadır. Gürcistan Dışişleri Bakanı Sergi Kapanadze de bu durumu “…bu türden bir istatistikî veri hiçbir önem arz etmiyor.  Bu türden bir bilgiyi bugün de elde etmek zor değildir.” şeklinde teyit ediyor. Mallara yönelik elektronik mühür ve GPS takibi gereksiniminde de fazla bir değişiklik olmayacak.

Abhazya’nın riski, aralarında uluslararası şirketlerin de bulunduğu birçok ciddi şirketin,  Gürcistan’ın doğrudan ya da dolaylı bir şekilde baskı ve müeyyide uygulaması kaygısıyla, Abhazya ile ticarete gönülsüz yaklaşma olasılığıdır. Bu durum hem reel ekonomi hem de finansal sektör temsilcilerini (ticari bankalar, yatırım şirketleri vs.) etki altında bırakır. Ancak bazı eleştirmenler tarafından, Gürcü-Rus anlaşmasının uygulanmasının başlı başına Abhazya’nın ekonomisine müeyyidelerle aynı ölçüde zarar vereceğine yönelik dile getirilen kuruntular, korku tellallığından başka bir şey değildir.

Anlaşmanın uygulanması öncelikle, aracıların anlaşmadan kısmen muaf tutulma olasılığından dolayı,  Abhazya için alım-satım işlemlerinde gecikmelere ve ithal mallarının fiyatlarında artışa sebebiyet verebilir. Böylece, Abhazya dış ticaretinde yeni aktörler ortaya çıkabilir ve mevcut aktörlerden bazılarını yerlerinden edebilirler.

İkinci olarak Rusya-Gürcistan anlaşmasının uygulanması,  “bavul ticareti” ve “küçük spekülatörler” olarak anılan yasadışı ya da kısmen yasal bir zeminde faaliyet gösteren yerli ekonomik aktörlere de darbe indirebilir. Rusya’nın DTÖ üyeliği, sınırlardaki şartların yasallaştırılmasını da kapsayacaktır.  Abhazya’dan ihraç edilen ürünlerin nitelikleri ve malların taşıma koşullarına yönelik şartlar sıkılaştırılacaktır. Gümrük belgelerinin tamamı da zorunlu kılınacaktır.

Üçüncü olarak, Gürcistan’ın Abhazya üzerindeki iddiası göz önüne alınırsa, Gürcistan DTÖ kapsamında bulunan çeşitli anlaşmazlık çözüm mekanizmalarını, itirazlarını dile getirmek için kullanabilir. Gürcistan,  “işgal altındaki topraklar” ile ilgili kanununa istinaden, Tiflis’ten yasal izin almaksızın Abhazya ile işbirliğinde bulunan ülkeler ve devletler hakkında şikayet sunabilir.  Bu durum da vergi ve gümrük vergisi ödemelerinin Gürcistan hazinesine yapılması taleplerine yol açabilir.  Halihazırda bulunan bu talepler, Gürcistan’ın reel baskı mekanizmalarına sahip olmaması nedeniyle şu an için büyük oranda semboliktir.

İyimser Bir Senaryo

Ufuktaki olası zorluklara rağmen olayı dramatize etmemeliyiz. Bu tartışmalı anlaşmanın imzalanması ve Rusya’nın DTÖ üyeliği;  Rusya’nın “Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının tanındığı” Başkanlık Kararnamesini ya da Abhazya ve Rusya arasında imzalanmış olan ekonomik meseleleri de içeren anlaşmaları yürürlükten kaldırmaz. DTÖ’nün yetki alanı, Abhazya ve Rusya arasındaki siyasi ve hukuki ilişkileri kapsamıyor. Rusya Abhazya’nın bağımsızlığını tanımıştır. Sonuç olarak DTÖ üyeliğini müteakiben, bağımsız bir ülke olarak Abhazya’yla olan ekonomik ve ticari ilişkileri gelişmeye devam edecektir.

Şunu da göz önünde bulundurmalıyız ki, Rusya ve Gürcistan arasında imzalanan anlaşma yalnızca kara sınırları boyunca gerçekleşen mal hareketi ile ilgilidir. Bunun anlamı da, deniz ve hava sınırlarının İsviçreli gözlemcilerin denetim alanının dışında kalacağıdır. Bu nedenle Gürcü yönetiminin deniz yoluyla ithalat ve ihracat yapan şirketler hakkındaki bilgilere erişimi olmayacaktır. Eğer Rusya ile kara sınırında sorun çıkarsa, ithalat imkan dahilinde deniz yoluna hatta hava yoluna kaydırılabilir.

Gürcistan’ın taleplerinin yarattığı riziko nedeniyle Abhazya ile sınır ötesi ticareti yapma konusunda isteksizlik gösteren birçok büyük şirket, Abhazya sınırındaki ithalatçı ve ihracatçıların değişmesine neden olabilir.  Bu durum da, Gürcü hükümetinin öfkesine ya da müeyyidelerine aldırmayan Abhaz girişimciler ya da şirketler için teşvik edici bir eyleme dönüşebilir.

Rusya’nın DTÖ üyeliğinin Abhazya için bir olası olumlu etkisi daha vardır.  Rusya’nın DTÖ üyeliği sonrasında planlanan dış ticarette liberalleşme,  ithal vergilerinin ve kotalarının azaltılması ya da kaldırılması Rusya’dan ithal edilen bazı malların fiyatlarının düşmesine yol açabilir. Bu mallar Abhaz pazarına Rus-Abhaz sınırından girdikleri için, Abhaz tüketiciler için çok daha ucuz olacaktır.

Uluslararası gözlemcilerle ilgili de iyimser bir bakış açısı mevcuttur. Bazı uzmanlar bu durumun, Rus gümrüğünün işleyişinin daha şeffaf olmasını, görevi kötüye kullanma vakalarının azalmasını ve Rus-Abhaz sınırında yolsuzluk ve kaçakçılığın kapsamının daralmasını sağlayabileceğine inanıyorlar. Abhaz-Rus sınırının dışarıdan gözlemlenmesi Abhazya’nın uluslararası kamuoyuna; Tiflis’teki resmi yönetim tarafından “işgal edilmiş toprak”  ya da “kara delik” olarak adlandırılmasının aksine,  güçlü bir şekilde geliştiğini ve şeffaf ve medeni bir şekilde ticaret yaptığını kanıtlamasına izin verecektir.

Sonuç

DTÖ coğrafi olarak genişliyor. Abhazya’nın geride kaldığı bu süreçte, gittikçe daha fazla ülke oyunu belirli kurallara göre oynamaya başlıyor. En önemli ticari partnerleri olan Türkiye ve Rusya şu an DTÖ üyesi. Bu da demek oluyor ki, Abhazya bu ülkelerle ticareti geliştirmek istiyorsa er ya da geç bu örgütün bazı kurallarını kabul etmek durumunda. Dış ticaret mevzuatını bu yabancı partnerleriyle uyumlu hale getirmek için ciddi bir şekilde çalışması gerekiyor. Her şeyden önce,  Abhaz ulusal ekonomisini çağa ayak uydurabilir hale getirmek, uluslararası rekabet gücünü arttırmak ve ihracatı küresel marketlere yaymak için geniş çaplı bir program başlatılmalıdır. Bu noktada “DTÖ faktörü” büyük fayda sağlayacaktır.

[1] Gürcistan Devlet Başkanı Mikhail Saakashvili’nin Tarım Bakanı Zara Goroziya ile 3 Kasım’da Kvareli’de (Kuzeydoğu Gürcistan) gerçekleştirdiği bir toplantıdan edinilen enformasyon

[2] 7 Kasım 2011 tarihli “The Abkhaz Popular Forum” ulusal partisi konuşması

[3] Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev’in 4 Ağustos 2011’deki beyanatı

[4] Abhazya Cumhuriyeti Devlet İstatistik Kurumu’nun resmi verileri

[5] Sergi Kapanadze’nin 9 Ağustos 2011’de verdiği röportaj (www.civil.ge)

 Kaynak: International Alert

Caucasus Dialogues:  Perspectives From the Region

17 Aralık 2011

Rusça Versiyonu: Беслана Барателия: Россия и ВТО: проекция на экономику Абхазии 

Çeviri: Dilek Soykuvvet

kafkasyaforumu.org

Beş yıl önce gerçekleştirdiğim ziyaretten beri, Abhazya’nın akıbetinden endişe duyuyorum.  Karlı dağları, Fransız Rivierası ile yarışacak güzellikteki vadileri ve denizi ile astropikal ve turunç kokulu bir cennet olan Abhazya, politik açıdan bakacak olursak aynı zamanda bağımsızlığı Rusya hariç kimse tarafından tanınmayan üvey bir evlattır.

Dünya’da Abhazya hakkında bilgi sahibi kaç kişi vardır? Belki daha çok Kosova karşıtı bir tutum üzerinden de olsa Kosova ile karşılaştırılabilir.  Nasıl ki Rusya bağımsız bir Kosova’yı tanımakta isteksiz davranıyorsa, Batı da Abhazya’yı tanımayacaktır. 200.000 civarında Abhaz, Rusya ve Gürcistan arasında çok zor bir durumda kaldı.

Abhazya, Rusya İmparatorluğu’na 19. yy’ın başlarında katılmış olan antik bir krallıktır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, bağımsız Gürcistan’ın bir parçası haline geldi. 1990’ların başlarında Gürcistan ile yaptıkları savaşın sonunda ise bağımsızlığını ilan etti. 2008’de gerçekleşen Rusya-Gürcistan Savaşı’ndan sonra, Rusya Abhazya’yı bağımsız bir bölge olarak tanıdı ve Gürcistan’a karşı askeri koruma altına aldı. Fakat Beyaz Rusya da dahil olmak üzere, eski Sovyet ülkeleri bile Abhazya’yı tanımadı.

Ve şimdi, tekrar ziyaret ettiğimde anlıyorum ki; bu ülke bir eşkiyanın kötü bakışlarına değil, bir insanın suretine sahiptir. Abhazya’nın sorunu, bağımsızlığını ilan etme nedenlerine kulak verecek ya da “bağımsızlığı tanınmayan” devletinin demokratik ilkelerini değerlendirecek uluslar arası kamuoyunu sağlayamamaktır.

Abhaz politikacılar, Gürcistan’la yeniden bir araya gelmek hususundaki her türlü fikre karşı duruyorlar. Stalin rejimi altında ülkelerinin maruz kaldığı vahşi “Gürcüleştirme” politikası, Tiflis’in küstahlığı ve dillerine uygulanan yasak hatırlarına geliyor. Abhazya hiçbir koşulda, tekrar Gürcü egemenliği altına girmeyecektir. Gürcistan ile yapılan savaş binlerce Gürcü’nün mülteci olmasına neden oldu ve bu sorun hala çözülmemekle beraber, çözülmesi de muhtemel görülmüyor. Peki ne yapılabilir? Abhazya’yı tekrar Gürcü egemenliğine girmeye zorlamak veya Abhazya’yı tanımamakta ısrar ederek hiçbir sorun yokmuş gibi davranmak mı?

Abhaz-Gürcü Savaşı’nda Kremlin’in rolünün belirsizliğine karşın; Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin’in taraf seçme konusunda kararsız kalmasıyla beraber eski Sovyet ülkeleri Abhazya’yı kuşatma emri verince, Rusya en sonunda Gürcistan’a olan düşmanlığının da etkisiyle, ülkeyi gözetimi altına aldı. Burada Rus ordusunun varlığı oldukça belirgindir. Sahilde yürüdüğünüz zaman, Rus savaş gemilerini görebilirsiniz. Tüm uluslar arası bağlantılar Rusya vasıtasıyla gerçekleşiyor.

Peki Abhazya’nin şu anki durumu nedir? Rusya tarafından yavaş yavaş tüketilen, kendisine göz dikilmiş bir toprak parçası mı yoksa acil tedbir veçhile Rusya ile yakın ittifakı kabul etmiş bağımsız bir ülke mi? Bence ikisi de değil. İnsanlar, Rusya tarafından yönetilmeye razı olmayacak kadar bağımsızlıklarına düşkün olmakla beraber, bağımsızlıkları üzerinde sağladığı garanti için Rusya’ya gerçekten minnettarlar.

Abhazya şu an başka bir kritik dönemden daha geçiyor. Cumhurbaşkanı Seygey Bagapş, Mayıs ayında Moskova’da beklenmedik bir şekilde vefat etti. Çoğu komplo teorisinin aksine, Bagapş’ı kukla olarak nitelendiremeyiz. Sadece Abhazya değil, Çeçenistan ve Kuzey Kafkasya’da siyasi karışıklık yaşanan diğer bölgelerin de Moskova ile olan ilişkileri her zaman için karmaşıktır. Şamil Basayev, Abhazya’nın Gürcistan’dan bağımsızlığı kazanması için çok şey yapmıştır ve bu hem Moskova hem de Tiflis’tın hatırında olan bir gerçektir.

Abhazya’da başkanlık seçimleri 26 Ağustos’ta yapılacak. Özgür ve adil olacağı vadediliyor. Bir sonraki cumhurbaşkanı olması muhtemel olan cumhurbaşkanı vekili Aleksander Ankvab ile Abhazya’nın kalkınma konusundaki beklentileri hakkında konuştum.

Ankvab Rus yanlısı tutumunu saklamıyor. Rusya-Gürcistan savaşından sonra nihayet yastığının altında Kalaşnikof’la uyumaktan vazgeçtiğini söylüyor. Mevcut başbakan Sergey Şamba gibi diğer politikacılar da Moskova’ya yakın isimler. Fakat bu Rus yanlısı görüşler çeşitlilik gösterebiliyor. Bence Rusya zayıf bir halkadan ziyade güçlü bir Abhaz cumhurbaşkanı istiyor. Fakat Moskova’dan gelen sinyaller oldukça karmaşık. Abhazya, Rusya’yı tehditten ziyade müttefik konumunda tutacak politikalar geliştirmek için politik dirayete ve ustalığa ihtiyaç duymaktadır. Ankvab Batı ile ilişkiye geçmenin kritik bir önem taşıdığını vurgularken, “bağımsızlığı tanıma olmaksızın dayanışma” fikrine şiddetle karşı çıkıyor. Avrupa’nın, Abhaz öğrencilerin Batılı değerleri daha iyi özümseyebilecekleri Avrupa üniversitelerine girişlerini neden sınırladığını anlamıyorum. Eğer Abhazya Gürcistan egemenliği altına girmeyecekse, Abhazya’nın politik gelişimini engellemek ve yeniden Rus egemenliği altına girmeye mecbur bırakmak ne ölçüde akıllıcadır?

Halen Gürcistan Savaşı’nda kaybettiklerinin sarsıntısını yaşayan ve ülkenin yaşamsal öneme sahip tarımsal altyapısını yavaş yavaş eski haline getirmeye çalışan Abhazların, Dünya’dan dışlanmış gibi hissetmemelerini sağlamak için mümkün olan her şey yapılmalıdır.

Abhazya asla yok edilemez. Yaşama güçleri, espri anlayışları ve dini derinlikleriyle Abhazlar, jeopolitik durum aleyhlerine dönse bile, bu durumun kendi hatalarından kaynaklanmayacağının farkındalar.

Gürcistan henüz Abhazya’nın bağımsızlığını kabullenmemiş olsa da; Gürcüler kalkınma yolunda Batılı bir politika kullanma kararlarının kuzeydeki dev komşusunun tahammülünü nasıl zorladığını gayet iyi biliyorlar. Bu doğanın ve politikanın kanunudur ki büyük balık, daha önce kendinden daha küçük bir balığı avlamış olan küçük balığı yutmak için zaman kollamaktadır. Bu ilkel politik Darwinizm’den kurtulabilir miyiz? Sadece Abhazya’nın Avrupa’ya doğru kademeli yaklaşımı, Gürcistan’la uzlaşmasını kolaylaştırabilir.

Victor Erofeyev
21 Temmuz 2011 / The New York Times

 
Çeviri: Dilek Soykuvvet
Alıntı: kafkasyaforumu.org
* Victor Erofeyev Rus yazar ve televizyon sunucusudur. Makale Rusçadan “The International Herald Tribune” tarafından İngilizceye çevrilmiştir.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı