Yapımcılar Hakkında:

Mutaz Jankot 13 yıldır profesyonel bir yönetmen olarak çalışan bir film yapımcısı ve film yönetmenidir. O şimdiye kadar 40'dan fazla film yapmış ve Kahire Film Festivali, Fas Film Festivali, Tunus Film Festivali, Montpelier Film Festivali gibi uluslararası film festivallerinde 6 uluslararası ödül almıştır.

Ashraf Jankot bir film yapımcısı ve o 16 yıldır bu alanda. O da 6 yıl El Cezire kanalında Grafik Bölümü başkanlığı yaptı.

HOME(Anavatan) Filmi nedir?

HOME(Anavatan), geniş film dünyasının çok farklı bir türü. O bir belgesel değil. Bize gerçekten şaşkınlık ve hayranlık verecek “Sözsüz bir sinema filmi”. Uluslar arası alanda sadece 6 film bu şekilde ve bu tarzda oluşturulmuş ve çekilmiştir. Umuyoruz bu 7. si olarak kabul edilir.

Kaç dakikalık bir film? Nerede çekildi ve Niçin?

Film 89 dakika.”1 saat 29 dakika”. Film Kuzey Kafkasya’da ki 3 ülkenin 103 bölgesinde çekildi.  ”Adıge Cumhuriyeti, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti ve Abhazya Cumhuriyeti”. Filmi çekmede ki amaç kendimize şunu sormak: “Biz Çerkesler her yerdeyiz” basit bir soru “Biz Anavatanımızı mı kaybettik?”

Dünyada ki bütün Çerkesler “Diaspora ve aynı zamanda Kafkasya’da kiler” bu filmde vatanımızı daha önce hiç görmedikleri gibi görecekler, Güzel manzaralarını kastediyorum. Daha önce hiç görülmemiş hiç çekim yapılmamış birçok bölgede film çekimlerini yaptık. O görüntüler anavatanımızın bir cennet olduğunu gösteriyor. Tamam, o zaman gidelim görelim ve keşfedelim diyeceksiniz :)

Aynı zaman da filmde anavatanımızın farklı yanları da var. Sadece güzellikler değil. Savaş ve Ölüm gibi… İnsanlar izlediklerinden dolayı şoka uğrayacak.

Benim bazı yakın arkadaşlarım filmi izledi. Film hakkında onlardan gördüğüm bazı izlenimleri aktarabilirim. Onlardan bazıları izlediklerinden dolayı ağladı. Bu yüzden bana göre film sizin derinden duygularınıza dokunabilir. Ve bence ilk adım olarak bu iyi.

Milyonlarca Çerkes 1864den beri diasporada yaşıyor Nesiller geçti yeni nesiller anavatanın nasıl bir yer olduğunu görmediler, bizden alınanın ne olduğunu orada neler olduğunu bilmiyor. Filmin yollarımızı Anavatanımızla tekrar bağlayan derin bir çağrısı var.

“O sözsüz bir film” diyerekten ne kastediyorsunuz?

HOME(Anavatan) Filminin çok farklı bir hikâyesi var. Filmin izleyecek olan herkese kişisel mesajı var. Filmi Çerkesce Türkçe Arapça ya da Rusça çekmek ya da politik görüşler ekleyerek çekmek önemli değil. HOME(Anavatan) filmi izleyecek olanların kalplerine derin çağrışımlarla konuşacak ve Anavatanı anlatacak. Bu yüzden biz Çerkesler kendimizi soracağız neden oradan uzakta yaşıyoruz? Biz anavatanımızı mı kaybettik? Kaybetmediysek anavatanımız için bir şeyler yapacak mıyız?

Film Çerkes halkının muhteşem heyecanını ve Çerkes halkının acısını gösterecek. HOME Filmi Çerkesya’ya kendisi hakkında konuşması için fırsat vermeye çalışan samimi bir film. O güzelliği& savaşı, ölümü&yaşamı, aşkı& büyük kişisel fedakârlıkları anlatan bir hikâye. Bunların hepsini orkestra eşliğinde Çerkes müzikleriyle ve müthiş sinematik görüntüleri ile size sunacak… Filme hiçbir düşünce koymadık. Haydi, sadece izleyelim ve görelim Anavatanımız bize ne anlatmak istiyor.

Ekranda alt yazı ve ya seslendirme olmadan insanlar Filmi nasıl anlayacak?

Bence anlayacaklardır, çünkü düşünce çok basit. Orijinal düşüncesi sana bir şeyler anlatmaya çalışan bir resim tablosuna benziyor bu. Yapman gereken sadece derinlemesine bakmak ve sana anlatılanı anlamaya çalışmak.

Biz Kafkasya’ya kendisini anlatması için izin vermek istedik. “İyi yanları ve kötü yanları.”Biz kendi düşüncelerimizi bir anlatı ve ya alt yazısı şeklinde filme koymak istemedik. Çünkü fikirler önemli değil. Biz Kafkasya’nın bize anlatmak istediklerini duymak ve görmek istedik.

Filmi çekimlerini yapmak için ilk defa Anavatana gittiğimde sadece vatanın güzelliklerine vurgu yapmayı planlıyordum fakat daha sonra fikrim değişti çünkü kendimi buraya ait hissettim. Üzgündüm. Orada yaşamıyordum. Benim Büyük dedelerim bu vatanı kurtarmak için öldü. Anavatanım için bir şeyler yapmalıyım dedim. Sadece vatanın güzelliklerini gösteremem. Dünyanın duyması ve anlaması için daha derinden şeyler göstermeliydim. Dünyanın duyması gereken büyük bir mesaj var. Bilinçsizce kendime şu soruları sormaya başladım; “Ben Anavatanı mı kaybettim?” “Onlar anavatanımı benden aldılar mı?"

Bu sorular önem kazandı ve oradan da bir filme dönüştü. Sizi Anavatanda ruhsal bir seyahate çıkartacak (deneyim yaşatacak) bir film yaptık. Ve bu deneyim bizi derinden etkileyecek ve bize mutluluğu, mutsuzluğu, aşkı, kaybetmeyi, kazanmayı, iyiyi, kötüyü ve umutlarımızı hissettirecek.

Kaç insan Filmin kendilerine ne anlatmaya çalıştığını anlayacak?

Bence Çerkesler Kafkasya’yı çok iyi biliyorlar, Anavatanın onlara anlatmak istediğini çok kolay ve hızlı bir şekilde anlayacaklar ve belki Kafkasya’dan uzak Kafkasya ile ilgisi olmayan az da olsa bazı Çerkesler olabilir. Bundan sonra(filmi izledikten sonra)  kökenlerini öğrenmek için, nereden geldiklerini öğrenmek için ve anavatanlarını öğrenmek için onlar kendilerine sorular sorup cevaplar aramaya başlayacaklar. Çünkü kim anavatanını geçmişini inkâr ederse o kişiler utanç içinde ölecektir.  

Bu film sadece Çerkesler için mi?

Hayır, sadece Çerkesler için değil. O herkesin duyması gereken uluslararası mesaj içeren bir film. Film yayınlandıktan sonra Amerika’da ki Avrupa’da ki ve Asya’da ki Film Festivallerine katılacağız ama ne bir yarış için ne de bir ödül için. Orada, bir noktada Film Çerkes’lerinin sesini yüksek sesle dile getireceğini ve Dünyanın bizi anlamaya ve dinlemeye başlatabileceğini umuyoruz. Bu yüzden projenin her yere ulaşması için tüm Çerkes’lerin desteğine ihtiyacımız var.

Yani bu Film Çerkesya (Çerkes Anavatanı) hakkında herkese bir fikir mi verecek? Ve Teaserlarda (Fragmanlar da) korkunç dehşet verici filmin içinden bazı sahneler gördük bu konuda ne diyeceksiniz?

Biz bu Filmi sadece fikir vermek için yapmadık… Hayır… Biz bu filmi bir mesaj vermek için yaptık. Evet, Yerli Çerkes’lerin (Anavatandakilerin) anavatanı elde tutmak için kaybetmemek için yaptıklarını gösteren bazı korkunç(dehşet verici) sahneler var.  Biz Filmin her yerinde tekrar tekrar soruyoruz. “Biz anavatanımızı mı kaybettik”

İkici Teaser (Fragman )dan karelerde Lenin Meydanı, kargalar, yıkılmış binalar ve Abhazya’daki savaş gibi bazı şeyler biraz ürkütücü olabilir. Ama diğer yandan Kafkasya’nın doğallığı gibi kareler var ve bunlar fon müziğiyle harika olacaktır.

Bu film size AŞKI ve ACIYI, SAVAŞI ve GÜZELLİKLERİ, UMUTLARI ve KEDERİ, KAZANMAYI ve KAYBETMEYİ vb. anlatacak.

Yani filmi izleyenler Anavatanın her iki yönünü de izleyecekler.

Yani bize neyi göstereceksiniz? Korkunç ve Tahrip olmuş Kafkasya’yı mı?

Hayır,  sadece mahvolmuş ve dehşet veren Kafkasya’yı göstermeyeceğiz. Siz anavatanın tam manasıyla nasıl bir yer olduğunu göreceksiniz.  Orada neler olduğunu neler yaşandığını göstereceksiniz. Fakat herkesin yapabileceği tipik yoldan değil, Eğer Kafkasya’yı anlatan bir film yapacaksan bu doğru değil. Hayır.  Çok yaratıcı bir yöntem olan sinema diliyle “Resim Dili” olmalı bu.

Filmin gösterimini nasıl yapmayı planlıyorsunuz? DVD ya da sinema salonları yardımıyla mı? Belki internete yükleme yaparsınız?  Kısacası nasıl olacak?

HOME (Anavatan) filminin yayılımı ile yakında bütün bilgileri bir web sitesinde yayınlayacağız.  Gösterimi nasıl olacak filmi nasıl satın alabileceğiniz ile ilgili, tüm bilgileri.

HOME(Anavatan) filminde Çerkesce konuşan kahramanlar var mı?

Evet, filmde Çerkes kahramanlar var ama onlar konuşmuyor. Bu Çerkesler birçok şeye maruz kalıyorlar ve onlar anlamanız için size birçok şey gösterecek. Tekrardan filmi izlerken ağlayan yakın arkadaşlarıma dönecek olursam onlar bana Anavatan için bir şey yapmadıklarından dolayı kendilerini çok kötü hissettiklerini söylediler ve “Keşke orada yaşasak ve ya yaşamak için tekrar oraya dönebilsek.” dediler

Aynı zamanda yerlerde(manzaralar) “filmin içindeki bölgeler” de filmin kahramanlarından. Onlar olayları yönetecek ve daha önce anlatılmamış hikâyeleri anlatacak film içinde ki karakterlerden.

HOME(Anavatan) filmi bizi hep içimizde yankılanan o saf, katıksız Çerkes düşünde bir yolculuğa çıkartıyor. Bu öyle bir yolculuk ki hiç sona ermesini istemeyeceksiniz…

Rus Expert yayın kuruluşunun KBC başkanı Kanokov ile yaptığı geniş röportajı okuyacaksınız. Röportaj, terörizm sorunu toprak problemi ve halklar arası ilişkiler, ekonomik meseleler gibi pek çok güncel konuyu içeriyor. E.Y.

Röportaj: Nikolay Protsenko
Çeviri : E. Yıldız

Biz, kimsenin oyun sahası haline gelmeyeceğiz.

KBC’de şu anda olan bitenler Kuzey Kafkasya’yı yeniden canlandırmaya çalışanlar için pek çok dersler içeriyor.

Cumhuriyette terörizmin tırmanması, sadece ekonomiyi geliştirmekle sorunların çözülemeyeceği gerçeğini cumhuriyetin başındaki kişiye de kavratmış görünüyor.

2010 yılında, cumhuriyette durum güvenlik açısından kötüye gidiyor.

Kavkaz Uzel haber ajansının verdiği rakamlara göre, geçen yıl içinde güvenlik görevlilerinden 23 kişi öldürüldü, 35 kişi de bu saldırılarda yaralandı.

Nalçik hipodromunun bombalanması, Baksan hidroelektrik santralinin bombalanması gibi olayları dahi bir kenara koysanız, güvenlik açısından eldeki verilerin vahameti açısından kıyaslanabileceği bölgedeki tek cumhuriyet Dağıstan cumhuriyetidir.

Terörizmin en çok tırmanış gösterdiği dönem, Kanokov’un ikinci kez göreve başlayacağı zamana denk geldi.

Fakat o ikinci dönem görevine başladıktan sonra da olayların arkası kesilmedi.

Yılın sonlarında cumhuriyette çok tanınan birkaç insan öldürüldü. Üstelik tüm cinayetlerin işleniş biçimi birbirinin aynı idi.

Kasım ayının sonlarında “Elbruz teleferik” yatırım firmasının finans müdürü Yusuf Tawuçenov, aralık ayının 15’inde cumhuriyetin müftüsü Anas Pşihaçev ve yeni yıla üç gün kala da tanınmış etnograf ve bilimadamı Aslan Tsipinov öldürüldü.

Yine aynı günler içerisinde Stavropol’dan bölgeye avlanmaya gelen 7 avcı öldürüldü.

(2005 olaylarını saymazsak) Bu cumhuriyette hiçbir zaman böylesine kanlı bir dönem söz konusu olmamıştı ve bir yıl öncesinde bu gün gelinen durumu hiç kimse hayal bile edemezdi.

Oysa ekonomik krizin her tarafı sardığı 2009 döneminde bile, cumhuriyet tüm Rusya’nın en başarılı bölgeleri arasında yer almış, bu durum Ekspert reyting ajansının anketleriyle de belirlenerek duyurulmuştu.

Bu şu anlama geliyordu o zaman, Kuzey Kafkasya bölgesinde yatırımcıların ekonomik kayıplara uğrama riskinin olmadığı tek bölge KBC idi.

Sadece makroekonomik verilere bakmaksızın konuyu bütün yönleri ile ele aldığınızda cumhuriyette bu gün yaşananların sebepleri anlaşılabilir hale geliyor.

Bu gün KBC’deki durum, diğer Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri için de bir ölçü olabilecek özellikler taşıyor.

Diğer bir deyişle, sadece ekonomik açıdan sorunlara yaklaşmanın bütün meseleleri çözmek için yeterli olmadığı bu örnekte net bir şekilde görülebiliyor.

Ekonominin dışında halklar arasındaki ilişkiler, din ve geleneğe bağlı inanışlar, toprak sorunları, klan ilişkileri de ayrı ayrı ele alınması gereken problemler olarak ortaya çıkıyor sorunların çözümünde.

Cumhuriyetin başkanının ikinci görev döneminde ilgilenmesi gereken sorunlar, yukarıda da söylediğimiz gibi sadece ekonomik problemlerden ibaret değil.

Aksi halde diğer problemler zaman içerisinde baş edilemez bir biçimde kontrolden çıkabilir.

TERÖRİZMİN BAŞLANGICI

Soru : Bir yıl önce sizinle röportaj yaptığımızda, terörizm konusunda konuşmamak üzere anlaşmıştık. Çünkü o dönemde bunun için bir neden yoktu ve en önemli problem cumhuriyetin ekonomisini yeniden ayağa kaldırabilmekti.

Fakat bu gün, bir yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz bir noktadayız.

Cumhuriyetin müftüsü öldürüldü, 7 tane avcı öldürüldü. Bize söyler misiniz, şu anda cumhuriyetteki gerçek durum nedir?

1 Mayıs tarihinden başlamak üzere, cumhuriyette meydana gelen bombalama olaylarının ve cinayetlerin planlanmış özel bir amacı olmadığına inanmıyorum ben. Cumhuriyetteki durumu birileri özellikle bozmaya çalışıyordu, aynı tarihler benim de ikinci dönemimin yaklaştığı zamana denk geldi.

Bir yıl önce kim bize söyleyebilirdi Moskova’da Manej meydanında yaşanan olayların olabileceğini veya kim söyleyebilirdi bir yıl içerisinde RF halkları arasındaki ilişkilerin bu kadar hızlı bozulabileceğini.

Demek ki birileri RF’da durumu de stabilize etmek için özellikle çalışıyorlar.

Ben bu olaylarda Rusya’da ve cumhuriyetimizde istikrarı bozmak isteyen yabancı güçlerin parmağı olduğunu düşünüyorum.

Elbette bu durumda da anlaşılması güç noktalar var, tabii ki Moskova’da olan bitenle cumhuriyetimizde olan olayları direkt olarak birbiri ile ilişkilendirmiyorum.

Fakat bütün bunlardan benim çıkarttığım sonuç, tüm ülkedeki durumu ve halkların arasındaki ilişkileri bozmak için birilerinin özel çaba gösterdikleri yönündedir.

Şimdiye kadar barış içerisinde yaşayan KBC,bu amaç için seçilmiş görünüyor ve yapılan her şey cumhuriyette huzuru bozmak için  yapılıyor.

Peki, Stavropol’dan gelmiş avcıların özel bir amaç için öldürüldüğünü söyleyebilmek için ne tür bir dayanağınız var elinizde?

Bu tür bir amaç olması ihtimalini hiçbir şekilde göz ardı etmiyorum.

O avcılar hiçbir zaman KBC’ne avlanmak için gelmediler bu güne kadar, gelmek gibi bir niyetleri olduğunu da sanmıyorum.

Onlar sürekli Stavropol bölgesinin Mineralovodski ilçesindeki alanlarda avlanan kişilerdi, üstelik her gidişlerinde de nerede olacaklarına dair ailelerini önceden bilgilendirirlerdi. Fakat bu kez, birisi onları özellikle buraya davet etti. Üstelik en güvenliksiz bölgeye en karışık zamanda geldiler.

Biz insanları özellikle uyarıyoruz Baksan bölgesinde avlanmaya gitmemeleri konusunda. Ben kendim dahi gitmem bu koşullarda, fakat bunlar geldiler ve o cinayetin kurbanları oldular.

İşte bu nedenle, avcıların öldürülmesi ile Manej meydanında olan olayları birbiri ile ilişkilendiriyorum. Birilerinin halklar arasında çatışma çıkartmak istediğini düşünüyorum açıkçası.

Yıl içerisinde cumhuriyetin içişleri bakanı değiştirildi. Bununla ilgili olarak ne söylemek istersiniz?

Bunu talep edenlerden birisi de benim, şimdi olmayan kişinin arkasından onun kötü çalıştığını, başarısız olduğunu söylemek istemiyorum ama, nisan ayından bu yana olaylarda gözle görülür bir tırmanış varsa, stratejik önemi olan yerler korunamamışsa demek ki görevini tam olarak yapmamış.

Baksan’daki santralin basılması olayından sonra, cumhuriyetin kritik tesislerinin yeterli korunmasının sağlanmadığı anlaşılınca, sadece içişleri bakan yardımcısının değil, içişleri bakanının da görevden el çektirilmesi gerektiğini ben Medvedev’e söyledim bu konu ile ilgili toplantıda.

Aynı toplantıda RF içişleri bakanı Raşid Nurgaliyev’de vardı ki o daha sonra bizim talebimize uygun davranarak içişleri bakanını görevden aldı.

Biz, yeni içişleri bakanının bu tür terör olayları ile daha aktif mücadele edecek birisi olmasını talep ettik ve onun üzerine bize operasyonel tecrübesi olan ve aynı zamanda Afganistan savaşı gazisi olan şimdiki içişleri bakanı gönderildi.

Yeni içişleri bakanının güvenlik organlarındaki disiplini sağlamak üzere yaptığı çalışmalardan, bizde önümüzdeki dönem içerisinde onun duruma hakim olacağı ve gidişatı kontrol altına alabileceği kanaati oluştu.

Tabii ki bunun için de bir zaman gerekiyor. Önümüzde birçok problem olduğu için tam olarak bir süre veremiyorum, ama bu yıl içerisinde durumun kontrol altına alınabileceğini düşünüyorum.

Terörist faaliyetleri önlemek için cumhuriyetin başkanı olarak sizin elinizde ne tür olanaklar var. Siz kendiniz ne yapabilirsiniz?

Öncelikle söylemek isterim ki benim görev dönemimde terörist faaliyetlerde bir azalma oldu. Fakat öte yandan insanların yaşamına direkt etki eden faaliyetlerde bir artış söz konusu.

Bunu çözmek için ne gibi imkanlarım var derseniz; benim yapabileceklerim güvenlik güçlerinin daha iyi çalışmalarını sağlamaya çalışmak ve sivil toplum örgütlerini meseleye sahip çıkmaya yönlendirmektir. 

Şu anda biz, tüm bölgelerde yaşlıların, gençlerin, entelektüellerin ve bölge sakinlerinin dahil olacakları komiteler oluşturmaya çalışıyoruz.

Terörizmin ve ekstremizmin bize getireceği felaketleri insanlara daha iyi anlatmak ve halkın desteğini arkamıza almak zorundayız.

Problemlerin çok olduğu bölgelerde özel çalışmalar yürüteceğiz, hepsinden fazla da Baksan bölgesinde.

Mesela niçin Baksan bölgesinde bu tür terörist faaliyetler daha çok oluyor?

Burada ekonomik kaynakların fazla oluşundan kaynaklanıyor olmalı.

Mesela siz yeni işletmelerin büyük bir kısmını bu bölgede kurdunuz.

Bütün nedenin ekonomik olduğunu zannetmiyorum, başkaca sebepleri de olabilir bunun. Mesela 2005 yılındaki Nalçik olaylarında, bu tür faaliyetlere karışanların büyük bir kısmı öldürüldü.

Fakat o dönemde Baksan ve Oshamahue (Elbrus) bölgelerindeki cemaatler o olaylara karışmadılar. Dolayısıyla bu bölgelerdeki kadrolar varlığını devam ettirdi bu güne kadar.

Evet, ekonomik durumun da önemli bir rolü var bazı meselelerde. Fakat konuya öyle yaklaştığımızda bahsetmemiz gereken dini ekstremizm değil, hırsızlık, eşkiyalık ve çeteciliktir. Bu tür gruplar dini sadece bir araç olarak kullanarak maddi çıkar peşinde koşuyorlar.

Sizden önce görev yapan Koko Valera, 1992 yılında olağanüstü durum ilan ederek halklar arasındaki sürtüşmeyi güç ile bastırdı ve duruma hakim oldu. 

Eğer gerek olursa siz bu şekilde  sert önlemler alabilecek misiniz?

Bu hiç tereddütsüz çok doğru bir adımdı.

Eğer ben yönetici olarak görev yaptığım süre içerisinde 1992 yılındaki gibi bir durum ortaya çıkarda 100 – 200 adam bir araya gelip ayrı bir cumhuriyet kurmaya kalkışırlarsa, hiç tereddütsüz gereken en sert kararı alırım.

İnsanların çiğneyemeyecekleri bazı kesin sınırlar vardır. Eğer biz çok gelişmiş bir ekonomisi ve demokrasisi olan bir ülkede yaşıyor olsaydık, belki bu tür aşırılıkları görmezden gelebilirdik.

Bu gün Dağıstan, Çeçenya ve İnguşetya’nın yanı sıra KBC’i bölgede en zayıf nokta olarak görüldü. Bunun nedenleri var elbette, hala çözemediğimiz problemlerden bir tanesi halklar arasındaki ilişkilerdir ve bu sorun kullanılarak cumhuriyette huzursuzluk yaratılabilir. Eğer bu tür bir sorun ortaya çıkarsa, yönetimin gerek gördüğünde sert kararlar da alabilmesi gerektiğini düşünüyorum.

EKONOMiK DURUM

2010 yılında yürütülen çalışmalarla bağlantılı olarak, cumhuriyetin önündeki ekonomik açıdan stratejik adımların atılmasını, görev döneminizin tümünü kapsayacak şekilde mi planlıyorsunuz, yoksa yıllık planlama mı düşünüyorsunuz?

Bizim büyük planlarımız var. Ben hiçbir zaman anlamsız ve sonuçsuz işlere saplanıp kalmadım, zaten öyle bir durumda bu makamı işgal etmenin de bir manası yok.

Kanaatimce önümüzdeki görev süresi, amaçlarımızı gerçekleştirmek için yeterli bir zaman.

Biz yeniden ekonomik canlanmayı sağlayacağız, işletmelerin faaliyetlerini büyütmelerine ve inovasyon konusuna özel önem vereceğiz.

Bölge valisi Hloponin’in bu konudaki desteği ve çabası, başarılı olacağımız konusundaki ümidimizi daha da artırıyor.

Bu gün en önemli sorunumuz kredi kaynaklarının temininde yaşanan sıkıntıdır. İnovasyon projelerine kaynak bulmakta zorlanıyoruz, çünkü Rus firmalarını cumhuriyette yatırıma ikna etmek oldukça zorlaştı.

Bizim ekonomik kaynaklarımızın gelişimi bu projeleri hayata geçirmek için yeterli değil.

Bu nedenle, yeni yatırım projelerinin Kuzey Kafkasya federal bölge merkezinden desteklenmesi için çalışmalar yapıldı ve bu amaçla 50 milyar rublelik bir kaynak ayrıldı federal bütçeden, bu doğru bir adımdır.

Bu yatırım programı dış ekonomik kalkınma bankasının kontrolünde finanse edilecek ve federal bölge merkezinden onaylanacak. O nedenle ekonomik yatırım projelerinin detaylı bir şekilde en kısa sürede hazırlanarak sunulması için hükümete talimat verdim.

2011 yılı sanıyorum bu projelerin hazırlanması ile geçecek. Ben bizzat bu yatırımlara kaynak sağlayacak bankalarla görüştüm, tahmini olarak hangi bankanın ne kadar kaynak sağlayabileceği konusunu netleştirmek için.

Eğer iyi bir çalışma yürütebilirsek önümüzdeki yıl 10-20 milyar ruble civarında bir yatırım kaynağı sağlayabileceğiz. Şu anda bile elimizde uygulamaya hazır çok güzel projeler var.

Madem öyle, kuzey Kafkasya federal bölgesi stratejik kalkınma planının üretim yatırımları içerisinde KBC niçin sadece tek bir proje ile yer alıyor.

Diğer alanlarda da cumhuriyetin proje sayısı oldukça az görünüyor.

Ben bu konuyu çok da önemli görmüyorum, doğrusunu söylemek gerekirse.

Biz bu plana aklımıza esen her projeyi “mutlaka uygulanması gereken projeler” olarak ekletmedik.

Strateji stratejidir, gelişmenin temel çizgisini belirleyen budur, dolayısıyla her alanda proje ekleyebilirsiniz eğer istiyorsanız.

Ben hemen şimdi size çimento fabrikası, otomobil fabrikası ve benzer kaç tane istiyorsanız proje sıralayabilirim, fakat bunu kim gerçekleştirecek ?

Ben ekonomi ve kalkınma bakanlığıma da  söylüyorum getirip önüme 300 milyar rublelik yatırım projelerini koydukları zaman; bu yatırımı kim yapacak ?

Küçük ölçekli hidroelektrik santralleri için şu anda ben size 100 milyar rublelik yatırım sıralayabilirim. Fakat ekonomik planlara baktığınızda bu alana yatırım yapanlar ancak 20 yılda koydukları parayı geri kazanabilecekler.

Hiçbir yatırımcı, hatta “Rus Hidro” devlet kuruluşu dahi böylesi bir yatırıma girmez, büyük devlet şirketleri de biliyorlar para saymasını.

Bu işin nasıl döndüğü konusunda bilgi sahibiyim ve ben bu nedenle anlıyorum ki ekonomi ve kalkınma bakanlığının gösterdiği uzun vadeli projeler bu kalkınma planına girecek projeler değil.

Bunun yerine, gerçekten uygulanabilirliği olan projeler hazırlamak gerektiğini düşünüyorum.

Bizim şu anda kimya sektöründe bir projemiz var 12 milyar ruble değerinde.

Bu kuruluş polietilen teraftalat üretecek ve şu anda RF yatırım bankasından kredi almak üzere.

Bu proje ayrıca Birleşik Rusya Partisi kalkınma projeleri arasında da yer alıyor. Yine aynı şekilde 5 milyar ruble maliyetli modern kümes hayvanı üretim ve kesim tesisi projemiz var. Bunun gibi bir çok başka proje var  elimizde.

Biz her yıl onlarca işyeri açıyoruz, bunların arasında en son açtığımız alçı panelleri, kartonpiyer, zemin döşeme taşları üreten 4 milyar ruble değerindeki tesisi söyleyebilirim.

Cumhuriyetin federal bütçeden sağladığı yardımın oranını % 50’den aşağıya çekmeye çalışıyoruz bu yıl.

Kuzey Kafkasya federal bölgesinde bunun bir benzerini daha bulamazsınız.

Bunun nasıl yaptık peki, biz her yıl yeni işyerleri açıyoruz, vergiyi doğru dürüst topluyoruz, idari kontrolü gerektirdiği şekilde yapıyoruz.

Tabii bunlardan pek fazla bahsedilmiyor.

Rosneft’in üretim tesislerini KBC yerine Çeçenistan’da kurmaya karar vermesine nasıl bakıyorsunuz, bunun cumhuriyetiniz için büyük bir kayıp olduğunu düşünüyor musunuz?

Cumhuriyetimizden bu fabrikayı aldıkları haberi yayıldığında da söylemiştim ben.

Petrol çıkartıldığı yerde işlenir, ekolojimizi bozmasından başka ne bekliyoruz biz bu fabrikadan.

Açıkçası biz bu tesise asılmıyoruz. Çeçenistan’da kurulması için aldıkları kararı da yerinde buluyorum. Bizim cumhuriyetimiz doğası ve yeraltı kaynaklarının  temizliği nedeniyle kaplıcalar ve doğal kaynaklar bölgesi, o nedenle burada petrol işleme tesisi açılmasını doğru bulmuyorum.

Ben hammaddesi Dzelique ve Baksan bölgelerinde mevcut olmasına rağmen burada çimento fabrikası kurulmasına izin vermedim. Ben gördüm çimento fabrikalarının bulundukları yerlerde neden oldukları ekolojik felaketleri.

Öylesi bir üretimi burada yapmaktansa çimentoyu satın almayı tercih ederim.

Biz Nalçik şehrini kirleten bir metalürji tesisine sahibiz ve bunu da şehir dışına taşımak gerektiğini düşünüyorum, fakat KBC’de bütün cumhuriyetin ekolojik dengesini bozacak etkileyecek nitelikte tek bir tesis bulamazsınız.

Size ait olan Sindika holding ne gibi faaliyetler gösteriyor KBC ekonomisinin canlandırılması konusunda?

Benim makamımı kullanarak kazanç sağladığımı iddia etmemeleri için, şirketin faaliyetlerinin çok sosyal projelerde yer almak, hayır işleri yapmak ve cumhuriyetin ihtiyaç duyduğu fakat geri dönüşü uzun zaman alan projeleri üstlenmekten öteye taşınmasını istemiyorum.

Hayır işlerine her yıl 300 ila 500 milyon ruble civarında para harcıyorum. Buna Nalçik spor kulübünün finanse edilmesi de dahildir.

Bunların dışında başka yatırımcılara cazip gelmeyen ve yatırımcı bulamadığımız bazı projeleri biz kendimiz üstleniyoruz. Buna bir örnek Nalçik’te geçen yıl faaliyete geçen büyük alışveriş merkezidir. Yine buna benzer bir Aquapark ve buz pateni pisti yapmak ihtiyacı var Nalçik şehrinde, sanırım bunu da bizim holdingin üstlenmesini isteyeceğim.

….

HALKLAR ARASI İLİŞKİLER

Köyler arası toprak sorununa nasıl bakıyorsunuz, bu konu cumhuriyette halklar arasındaki ilişkileri bozan önemli bir etken.

Bu mesele çok dikkatli ele alınması gereken bir mesele.

Ben en başından beri şunu söylüyorum; 131 numaralı federal yasayı merkezde hazırlandığı şekli ile aynen KBC’de uygulamaya kalkışırsanız, bu halklar arasındaki ilişkileri bozar, geçmişten bu güne devam eden ve köyler arası arazilerin kullanılmasında mevcut olan geleneksel uygulamaya ters düşer.

Cumhuriyetimizde üç farklı etnik grup yaşıyor çoğunluk nüfus olarak. Bunlardan Ruslar iki bölgede, Adığeler beş bölgede, ve Balkarlar üç bölgede yaşıyorlar yoğun olarak.

Fakat dağlık bölgelerde yaşayan insan sayısı ile ovalarda yaşayan insan sayısı aynı değil. Örneğin Elbrus bölgesinin tüm nüfusu 30 000 kişiden oluşuyor ve üstelik bunların da bir kısmı hala ovalardaki yerleşim alanlarına göç ediyorlar.

Oysa aşağılara inildiğinde nüfus yoğun ve toprak yetersiz durumda.

Bu bölgelerde çoğunlukla Balkarlar ve Adığeler yaşıyorlar. Cumhuriyetimiz zaten toprakları yetersiz bir bölge, 900 000 civarında nüfusu olan cumhuriyetin tüm toprakları 12.500 kilometrekare.

Anlaşılacağı üzere, dağlarda tarım yapılmıyor topraklar sürülmüyor.

Sovyet döneminde bu durum göz önüne alınarak, otlaklar cumhuriyetteki kolhoz ve Sovhozların eşit kullanabileceği şekilde paylaştırılmıştı, uzun yıllar da bu uygulama böyle devam etti.

Şimdi, söz gelimi biz 131. federal yasaya göre toprakları paylaştırırsak, 1000 kişiden başka insan yaşamayan bir köye 30 000 hektar arazi düşüyor.

Böylesi bir paylaşım ovalarda yaşayanların ayaklanması demektir.

Görülen o ki dağlarda yaşayanlar yasadan istifade ile bu arazileri ele geçirip onu cumhuriyetin diğer insanlarına kiralayacaklar.

Böylesi bir paylaşım adil midir sorarım size?

Anlıyorsunuz değil mi ne istediklerini. Şimdi bir kısım insan yasayı uygulayın ve bu arazileri bize verin diye diretiyorlar. Diğer bir kısım ise, köşeye çekilmiş bizim böylesi bir yanlış yapmamızı bekliyorlar tetikte. Ama aynı insanlar omuzlarında yamçıları başlarında kalpakları ile Manej meydanında miting yapamıyorlar.

Peki sizce bunun çözüm yolu nedir ?

Doğrusu şudur; cumhuriyetin otlakları devletin arazileri olarak kalmalıdır.

Bu topraklar, ihtiyaçları oranında bölgelere adil bir şekilde devlet tarafından verilmeli ve kullandırılmalıdır.

Eğer verimli bir biçimde amaca uygun kullanılıyorsa bu arazilerden biz kira falan da almayız.

Fakat bu iş artık politik bir araç haline getirildi. İnsanlar yaşadıkları bölgelerde sınırlar çizmeye başladılar. Balkarlar kendi sınırlarının Nalçik şehrinin ortasına kadar, Adığeler sınırlarının Gürcistan sınırına kadar olduğunu iddia ediyorlar.

Devletin görevi adil karar almaktır. Ben bu meseleyi RF başkanlık idaresine defalarca götürdüm ve tartıştım. Moskova’da idarecilerin kendilerine de, eğer yasa bu şekilde uygulanmak istenirse bunu imzalamayacağımı bildirdim.

Bunun üzerine anayasa mahkemesi de bu konuda bize destek vererek, uzlaştırma komisyonları vasıtasıyla soruna daha önce olduğu gibi adil bir çözüm bulmamız yönünde karar aldı.

Biz de bu sorunun çözümü için bir çalışma grafiği hazırladık ve RF başkanlık danışmanı Vladislav Surkov ile irtibat halinde adil bir yasa çıkartmaya  ve soruna çözüm bulmaya çalışıyoruz.

Bu federal bir yasa mı olacak?

Hayır yerel bir yasa.

Şu anda cumhuriyetteki üç halktan eşit sayıda temsilcilerin ve eşit eş başkanların olduğu bir uzlaştırma komitesi kurduk ve soruna çözüm bulmaya çalışıyorlar, fakat biraz da uzadı açıkçası bu mesele.

Bir süre daha bekleyip, bir çözüm bulamazlarsa devlet başkanlığı danışma kuruluna konuyu götüreceğim ve orada bir çözüm bulacağız bu meseleye, bu da son ve nihai çözüm olacak.

Başka türlü söylersek, bu sorunu yasaya uygun olarak çözebileceğinize siz kendiniz inanıyor musunuz?

  1. yasa çıkmamış olsaydı böyle bir sorun da çıkmayacaktı ortaya.

Uzun zamandır geçerli olan bir uzlaşma vardı bölgeler arasında, bu yasa pek çok eksiklik içeriyor bizim açımızdan.

Çünkü Rusya’nın her bölgesinde durum aynı değil, yasa hazırlanırken bölgemizde uzun süredir mevcut olan uzlaşmanın göz önünde bulundurulması gerekirdi.

30 000 insanın cumhuriyetin yarısını ele geçirmeye ve kendi menfaatleri yönünde bu yasayı kullanmaya çalışması, bizi de ister istemez yasanın gerçek amacını sorgulamak zorunda bırakıyor.

RF anayasasına uymadığımızı iddia ederek bizi suçlamaya kalkışıyor, kötülemeye çalışıyorlar. Fakat bizim “yumurtadan tüy çıkartan” dostlarımız!  olduğunu hiç unutmamamız gerekiyor.

Sözgelimi Balkarlar bu kadar gürültü çıkarttılar, kremline yakın noktada ve başka yerlerde mitingler yaptılar. Artık onların yüzüne ve vicdanına kalmış.

Dağlara sıkıştırıldıklarını iddia ediyorlar, mezarlarının bile ellerinden alındığını iddia ediyorlar, hayvanlarını otlatamaz, sınır çizilen yoldan öte yana geçiremez olduklarını söylüyorlar.

Gözünü kırpmadan böylesi yalanları söyleyebilenlere karşı ne yapılabilir ki ?

Hiç kimse, hiçbir yerde hiçbir sınır çizmiş değil, herkes istediği şekilde toprağı kullanıyor ve kimse kimseyi sınırlamıyor, şu anda gerçek durum budur.

Nalçik şehrinde miting düzenleyecek olsalar bunu yapabilirler mi?

Bununla ilgili federal yasalar vardır, miting veya toplantı yapacak olan gider ilgili birimlere başvuruda bulunur yasaların öngördüğü şekilde.

Yakın zaman önce Balkarlar Nalçikte miting yaptılar zaten ve hiç kimse de onlara engel olmadı.

İnsanlar art niyetsiz olarak bir sorunlarını dile getiriyorlarsa yönetim onlara elinden gelen her yardımı yapar, sorunlarını çözmeye çalışır.

Yakın zaman önce Elbrusta kaybolan üç kişi ile ilgili olarak görüşmek üzere akrabaları geldiler.

Bizzat ben kendilerini kabul ettim ve iki saat görüştüm onlarla,

Beni istemiyorlar, benimle görüşmek ilişki kurmak istemiyorlar, sorunu çözmek de istemiyorlar aslında. Ama Moskova’ya gidip oralarda sağa sola dilekçeler vermek, kendilerini bir yerlerde pazarlamak istiyorlar. Asıl amaçları bu.

Ama ne ben, ne de cumhuriyetin diğer idarecileri böylesi adamların boynumuza ipi takıp bizi ortalıklarda dolaştırmalarına izin vermeyeceğiz. Bu cumhuriyetin insanları da hepsi aptal değil, aramızda gerçeği gören pek çok akıllı insanlar da var.

Balkar halkının liderlerinden olan, Duma milletvekili ve akademisyen Zalihanov’un faaliyetleri hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Biz onu, Moskova’da bizi aşağılasın, cumhuriyeti kötülesin ve cumhuriyetin yurttaşlarını birbirine düşürsün diye seçmedik.

Ama o bizleri kötüledi, kendisini aşağıladı faaliyetleri ile halkların arasındaki barışı bozdu. O nedenle biz onun bu faaliyetlerinin çok katı bir şekilde karşısında olacağız.

Adığeler ve Çerkeslerin , Karaçaylar ve Balkarların ayrı cumhuriyetlerde parçalanmış halde yaşamaları, halklar arasındaki ilişkilerin de bozulmasına neden oluyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ?

Ruslarla Çerkeslerin arasını bozmaya çalışanlar bunu başaramayacaklar.

 “Çerkes sorunu” diye gürültü kopartanlar da aklı normal olmayan birkaç kişiden ibaret.

Evet Kafkas Rus savaşları oldu ve bundan etkilenmeyen de hiç kimse kalmadı. Fakat bu gün insanlar geleceğe bakıyorlar. Çıkın sokağa insanlara sorun bakalım, geçmişte olanlar kendilerini söylendiği kadar huzursuz ediyor mu gerçekten?

Peki neden merkezi basın ve bir kısım analistler meseleyi bu kadar gündemde tutmaya çalışıyorlar?

Bunu ben anlayabiliyorum, kullandıkları yöntemleri de anlıyorum. Bu özellikle düşünülmüş bir gündem, amacı da huzuru bozmak ve halkları birbirine düşürmektir.

Sözgelimi Gürcüler neden bu kadar dert edindiler Çerkes meselesini?

Onlar bu konuyu kullanarak Rusya’yı sıkıştırmak için gündeme taşıdılar Çerkes meselesini. Biz Gürcülerin de, büyük Çerkesyayı kurup Rusya’dan ayrılacağımızı iddia eden analistlerin de oyun alanı değiliz ve olmayacağız.

Bütün bunlar aptalca şeyler, ama yine de bir şekilde birileri basında bu tür haberlerin yer almasını sağlayabiliyorlar nasıl oluyorsa.

Adıgey’de eski Devlet Başkanı Hazret Şövmen’in basın sözcüsü Asker Soht, Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’daki Çerkeslerle Büyük Çerkesya’yı kurma fikrinin sadece bu cumhuriyetlerin halkıyla değil Rusya Federasyonu düzeyinde konsenus sağlanmadan gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ve bunun yıkıcı etkilerinin olacağını söyledi.

“Diyalog birikmiş sorunların medeni çözümüne götüren tek yok” vurgusu yapan Soht, Çerkes soykırımının tanınmasından Soçi Olimpiyatları ve diasporanın geri dönüşüne dek bir dizi kritik konuda görüşlerini Kavkazki Uzel’e anlattı. Rusya Bilimler Akademisi’nde  Medeniyet ve Bölgesel Araştırmalar Merkezi’nin kıdemli çalışanı Naima Nefliaşeva’nın Kavkazki Uzel için yaptığı özel röportajı Ajans Kafkas Türkçeye kazandırdı. İşte Asker Soht’un gözüyle Kafkasya günceli:

Gelin Kuzey Kafkasya için önemli olan, RF Devlet Başkanı D. Medvedev’in kararıyla Kuzey Kafkasya Federal Bölgesinin oluşturulduğu Ocak 2010 olaylarına dönelim. Dmitri Medvedev’in yeni Kafkasya politikası bağlamında Kuzey Kafkasya Federal Bölgenin oluşturulması, tabi bir olay. Geleneksel sosyal örgütün özellikleri, Kuzey Kafkasya halkların politik kültürünün sonucu olarak da gerçekten özel, onlar için RF’nin diğer bölgelerinden farklı idare modeli gerekli. Ancak Adıgey, yeni bölgeye girmeyen tek Kuzey Kafkasya cumhuriyeti. Hâlbuki bu küçük cumhuriyetteki problemlerin hepsi ortak Kafkasya problemleri ile benzer, gelişim süreçleri de aynı yönde. Bunun dışında, yeni paylaşım suni olarak Adıgey’in, yerli halkı Adıge olan diğer iki cumhuriyet -Kabadey-Balkar ve Karaçay-Çerkes ile ilişkilerini kesiyor. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Adıgey’in Krasnodar Kray ile birleştirilmesi tasarısına yeni bir ivme verilme ihtimali var mı?

Adıgey’in tüm problemlerinin Kafkasya problemleri ile benzer olduğu tezine katılmıyorum. Adıgey, benim görüşüme göre, etkili modernizasyon ve gelişimin gerçekleştirilebilmesi için tüm ön koşulların bulunduğu tek Kuzey Kafkasya cumhuriyetidir. Adıgey Cumhuriyeti’nin kararla belirlenen afet dairesine girmemiş olması beni sadece heyecanlandırıyor. Devletin federal bölgelere ayrılmasının bölgesel yapıyla bir ilgisinin olmadığını unutmamak lazım.  Federal bölge idaresinin kendisi sadece federal kurumlar koordinatörüdür. Daha fazlası değil. Bu kararda halkımızın birliğine, özellikle de devletine hiçbir tehdit görmüyorum.

Rusya Federasyonu’ndaki Adıgelerin coğrafik ve idari ayrımı günümüz Adıge milletinin problemlerinden birini oluşturduğu biliniyor. Diğer taraftan Adıgelerin Rusya Federasyonu’nun bir bölgesi olarak birleştirilmesi fikri bulunuyor, bunu bazı Adıge sivil hareketleri, örneğin Çerkes Kongresi destekliyor, fikir gençler arasında çok popüler ve Çerkes portallarının forumlarında tartışılıyor. Sizce, Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’nin oluşturulmasının ardından, bu projenin uygulanması olasılığı var mıdır?

Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Adıgey Cumhuriyeti’nin federasyonun bir bölgesi olarak birleştirilmesi fikri aslında Adıgey’in sivil yaşantısının gündeminde değil. Bugün için bu, cumhuriyetimizde hiçbir düzeyde görüşülmeyen sanal bir sorun. Üstelik de bu fikir, yeni federal bölgenin oluşumuyla hiçbir şekilde bağlantılı değil.

Kuzey Kafkasya Federal Bölgenin oluşturulma amaçları RF devlet başkanı tarafından açıkça belirlendi: Bu terörizmle mücadele, ekonomik ve sosyal modernizasyon, bölgede sosyo-politik hayatını istikrarı.

Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Adıgey cumhuriyetlerinin federasyonun bir bölgesi olarak birleştirilme planlarına gelince, bu konuyla ilgili kendi yaklaşımımı defalarca ifade ettim: Bunun için siyasi ön koşullar görmüyorum. Bence fikrin var olma hakkı var, ancak şu anki tarihi süreçte bazı nedenlerde ötürü gerçekleştirilemez ve önümüzdeki on yıl için de böyle kalacak. Bu düzeydeki bir meselenin çözüm ve kararı sadece cumhuriyetlerdeki (ne Kabardey-Balkar, ne Karaçay-Çerkes ne de Adıgey’de bulunmayan) toplumsal dayanışmaya dayanmamalı, aynı zamanda aktif olarak Rusya toplumunun tümünde tanınmış siyasi partiler, ülke yönetimi tarafından da desteklenmeli. Tüm bunlar olmadan fikir sadece siyasi manipülasyon faktörü, sert ideolojik mücadele olacak ve oldukça negatif sonuçlar getirecek. Ondan dolayı onun sürekli frenlenmesi faydalı değildir.

O zaman faydalı olan nedir?

Bugün bizim için öncelikli olarak Çerkes diasporası ile aktif işbirliği ve yatay ilişkiler geliştirmek üzerine tüm gücümüzü toplamamız lazım. Tüm RF Adıgelerinin tek ad (Çerkes) altında kaydedilmesiyle ilgili yürütülen kampanyalar sonucunda yayılan ve ters hal alan 2010’da yapılacak nüfus sayımı, Çerkes gençliği ile ilişkilerin aktifleştirilmesi, ortak erişilebilir bir bilgi alanının oluşturulması, diaspora ülkelerinde anadilin, kültürün ve tarihin öğretilmesine katkıda bulunma, Adıgelerin hak ve çıkarlarını korunması, onların anavatanlarına geri dönüşü ve adaptasyonuna yardımcı olmak, işte bence neslimizin çözmesi gereken problemler bunlar.

Yatay ilişkilerin gelişiminden 30 Kasım 2009’da Nalçik’te, RF Sivil Meclisi üyesi Maksim Şevçenko’nun inisiyatifi ile yapılan ‘Kafkasya: Gelenek ve Modernizasyon’ sivil forumunda da söz edildi. Günümüz Kuzey Kafkasya’sının istikrarının sağlanması için yatay ilişkiler ne verebilir ve aslında bu nedir?

Ben, Çerkeslerin Kafkasya’nın genel süreçlerine aktif katılımı taraftarı değilim. İşbirliği çift yönlü bir cadde. Bu açıdan Doğu Kafkasya bize pozitif hiçbir şey veremez. Bizim ayrıca Kafkasya’nın bu bölgesinde sosyo-politik duruma etki edecek merkezlerimiz yok. Bizim sorumluluk bölgemiz Krasnodar Kray, Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’dır. Bu tezden yola çıkarsak, şu aşamada bizim için halkımız içinde yatay ilişkileri geliştirmeye konsantre olmak, kendimiz için tüm çeşitliliğiyle yeniden ‘diasporayı açmak’, tarihi vatanı tüm başarı ve problemleriyle diaspora için açmak daha faydalıdır. Erişilebilir bilgi alanının olmadığı şartlarda halkın birliği ve insanların aktif irtibatı mümkün olmaz. Diaspora Çerkeslerinin yüzde 99’u hiçbir zaman tarihi vatanlarında olmadı, RF Çerkeslerinin yüzde 99’u hiçbir zaman diasporada olmadı, işte gücü birleştirme alanı.

Bence böyle bir yaklaşım, sözünü ettiğiniz yatay ilişkilerin kendileri sert bir şekilde sadece kendi bölge sınırları ile sınırlandırılırsa, izolasyona götürecektir. Bu günümüz global dünyasında sadece başarısızlığa mahkum olan orta çağ kapalılığına geri dönüştür. Ve Doğu Kafkasya’nın bize bir şey veremeyeceği konusunda size katılmıyorum. Dağıstan’da örneğin, dört muhalif gazete çalışıyor, siyasi kültür geleneği orada Batı Kafkasya’dan daha gelişmiş, üstelik siyasi polemik kültürü daha yüksek.

İzolasyonizmi bugünün gerçekleri gerektiriyor. Doğu Kafkasya’da çözülmeyen anlaşmazlıklar arapsaçı gibi. Aslında orada savaş var. Apaçık tarihi ve kültürel birliğimize rağmen, bugün orası başka bir dünya ve her anlamda ondan uzak durmalıyız. Bizim başka hedef ve görevlerimiz var. Bizim içinde yaşadığımız ülkenin istikrarını, öngörülebilirliğini ve açık anlayışını, gerçek özlemlerimizi korumamız lazım. Bu olmadan biz halkımızın önünde duran problemlerden tekini bile çözemeyiz.

Ortak Adıge kültürel alanının oluşturulması, hiç şüphesiz 2010 sayımında belirli bir rol oynayacak. Aslında tek bir halk olan, tarih, değerler sistemi ile bağlı olan Adıgeler RF’nin çeşitli bölgelerinde yaşıyorlar, farklı isimleri var. Adıgey adlandırması aslında Sovyet döneminde ortaya çıkarıldı ve her zaman, daha çok Batılı Adıgelerce reddedildi.

Yapılacak nüfus sayımı halkımızın gelişim süreçlerini yansıtan özgün barometre olacak. Kesinlikle ‘Adıge’ etnik topluluğuna ortak isimlerinin (Çerkes) geri verilmesi taraftarıyım. Sabırsızlıkla sayımın kendisini ve onun sonuçlarını bekliyorum.

Şu anda tüm Adıgeyleri daha çok endişelendiren bir problem, Karaçay-Çerkes’deki durum daha var. Sert etnik çatışma, sosyal problemler üzerine yüklenen yönetimin topluma yabancılaşması ,gençler için perspektif olmaması, işsizlik, kötü yaşam koşulları. Siz ülkedeki sosyo-politik durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve sizce Çerkeslerin çok sayıdaki mitinglerinin, onların Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti yapısından ayrılma taleplerinin sebebi nedir?

Karaçay-Çerkes’deki duruma haddinden fazla önem vermek istemezdim. Bununla birlikte Karaçay-Çerkes halklarının milli özelliklerini küçülten Karaçay-Çerkes medyasında yer alan ekstremist özellikteki yazıları, protesto eylemlerini, gençlerin toplu çatışmalarını fark etmemek mümkün değil. Tüm bunlar görülen o ki, Karaçay-Çerkes yönetiminin toplum ile diyalog oluşturamadığına ve ülkedeki durum üzerinde kontrolü kaybettiğine delalet ediyor. Diyalog, eşit şekilde ne Karaçay-Çerkes halklarının ne de bölge yönetiminin ilgisinde değil.

Diyalog yığılan problemlerin medeni çözümüne götürebilecek tek kabul edilebilir formül. Güç kesinlikle kabul edilemez. Buna bağlı olarak ben daha çok Kuzey Kafkasya Federal Bölge yönetimine, bizzat Sayın Hloponin’e umut bağlıyorum. Krasnoyarsk bölgesinde onun başarıyla çözdüğü daha az ciddi olmayan- etnik renkli değilse de- problemler vardı. Bunun dışında Hloponin Karaçay-Çerkes’in yerli idarecileri ve işadamları ile bağlantılı değil ki, bu onun çatışmasının üzerinde kalmasına imkan verecek. Eminim ki, yeni temsilcinin ülkedeki durumu sistemli istikrara kavuşturmak için tüm kolları var.

Günümüz Batı Kafkasya’sındaki etnopolitik durum hakkında değinilmeden geçilemeyecek bir konuya daha değinmek istiyorum. Bu XIX. yüzyılda Adıgelerin maruz kaldığı, Kafkasya savaşlarının trajik sonuçlarının, kültürel ve demografik felaketinin devlet seviyesine yansıması gerekliliği. Bu, Kafkasya savaşında Adıge jenosidi konusudur. Tanınmış günümüz Petersburglu tarihçi Yakov Gordin, Adıge jenosidinin tanınmasının, Çerkeslerden çok Rusya’nın ihtiyacı olduğunu, Rusya imparatorluğunun Kafkasya’yı fethetme planı için XIX. yüzyılda gerçekleştirdiği acımasızlığa göz yumulamayacağını yazdı. Paradoksal, ama özellikle Rusya tarihi- Dubrovin, Potto, Berje, Fonvil gibi yazarlar- Adıgelerin Osmanlı İmparatorluğu’na gidişinin, ayrılan ailelerin trajedisinin, vatanının yitirilmesi acısının dehşet kanıtlarını bıraktı. Diğer taraftan sizce, sürekli jenosit konusuna, bölgesel politikacılar ve politik hareketler tarafından başvurulması siyasi manipülasyon yollarından biri olamaz mı?

Çerkeslerin jenosidi konusu ağır politik, sosyal ve bilimsel problemlerden biri. XIX. yüzyılda Kafkasya savaşları döneminde halkımız inanılmaz ve insanlığa aykırı jenosit yaşadılar, Çerkesya’dan Osmanlı imparatorluğu sınırlarına sürgün sürecinde büyük ölçüde yaşadılar. Belirtmek isterim ki, sürgün insanlığa karşı işlenen suçlara dahildir. Böylesine zorlu bir geçmiş görülüyor ki, insani, ahlaki açıdan düşünülmeye, acımasızlık ve insaniyetsizliğinin kınanmasına gerek var. Bizim Çerkes jenosidinin devlet düzeyinde tanınması ve kınanması gayretimiz bundan. Bu prosedür uluslararası hukukta düzenlenmedi: Bazı devletler devlet başkanlarının açıklamaları, kendi parlamentolarının kararları ile sınırlandırılıyor, diğerleri alınan kararı görmezden gelmek için idari ve adli sorumluluk oluşturan ek olarak yönetmelikler kabul ediyor.

Rusya Federasyonu’nda resmi düzeyde RF devlet başkanı, Çerkeslerin Osmanlı imparatorluğuna sürgününü tanıdı ve kınadı. Biz, Rusya Çekres örgütleri, Dünya Çerkes Birliği, özellikle jenosit eylemlerinin tanınması ve kınanmasını istiyoruz. Bu tutum Adıgey ve Kabardey-Balkar parlamentolarının RF Devlet Duma’sına gönderdiği mesajda oluşturuldu ve değişmedi. Çerkes jenosidi konusu onun resmi olarak tanınması ve kınanmasına kadar gündemden çıkarılmayacak. Bunu, bu problemin çözümü yönetiminde olan herkes tarafından anlaşılmalıdır.

Kesinlikle, Çerkes jenosidi aktif olarak ideolojik mücadele kullanılıyor. Geleneksel olarak ona şövenist düşünceli ‘araştırmacılar’ ve ‘gazeteciler’ başvuruyor. Onların amacı belli. Bir taraftan onlar halkımızın tarihi bilincini yıkmak, diğer taraftan Adıgeler şahsında düşman oluşturmak, Rusya toplumunda ‘beşinci kol’ oluşturmak. Hayatımızın yeni olayı,  geçmişimize Gürcü ilgisi ve sadece Gürcü değil ‘araştırmacıların’ gerçek ilgisi. Özellikle onlar Soçi’nin Olimpiyat başkenti olarak kabul edilmesi ve Rusya tarafından Güney Osetya’ya Gürcistan saldırısının engellenmesinden sonra hız kazandı. Bizim cumhuriyetlerimizde bu problemle ilgili parlamentoların kararlarına uygun olarak sağlamlaştırılmış uzlaşma oluşturuldu, bundan dolayı Çerkes jenosidi konusu bölgede istikrar bozucu faktör olamaz. 2014’deki Soçi Olimpiyat oyunlarına gelince, Kanada yerli halkın tarih ve kültürüne saygılı yaklaşımıyla bize oldukça pozitif bir örnek gösterdi.

Bu arada Olimpiyat konusuna değinmişken… Vancouver’deki Olimpiyatların açılışı tüm dünyaya, Vancouever’in kurulduğu topraklardaki dört Kızılderili kabilesinin geleneklerine dikkatli yaklaşımı ile örnek gösterdi. Ancak günümüz olimpiyat uygulaması için bu haber değil. Olimpiyat oyunlarının yapıldığı yerlerdeki yerli halkların kültürel miraslarının korunması konusu, onların sembollerinin ve folklor örneklerinin kullanılması olimpiyat geleneğinin organik parçası, olimpiyat hazırlıklarının öncelikli eğilimlerinden biri oldu. Sydney’de de böyle olmuştu, Lillehammer’de de ve diğer olimpiyat başkentlerinde de böyle olmuştu. Son kış olimpiyat oyunları yeni bir konuyu gündeme getirdi, daha doğrusu internetteki Çerkes sitelerinde, yerli halkların kültürlerine yaklaşım konusunda Soçi ve Vancouver’in kıyaslanması…

Yerli halkların Kanada’daki açılışta, Olimpiyat oyunlarının kültürel programına katılışı örneğini tamamıyla Soçi’deki olimpiyat oyunlarında yerine getireceğiz. Büyük maalesef ki, bugün biz Olimpiyat 2014 hazırlıklarında yerli halkın kültürünün topluca görmezden gelindiği örneğine sahibiz. Şu günlerde Soçi’deki Olimpiyat ateşinin törenle verildiği Vancouver’e Kradnodar Kray’dan heyet gitti. Heyette Kuban Kazak korosuna, çeşitli seviyelerdeki çok sayıda bürokrata yer bulundu, ama Çerkes sivil örgütleri, Çerkes ekipleri vs. için yer bulunamadı. Birçok Çerkes sivil örgütü 2014 Olimpiyatları için sürekli yapıcı bir tutum gösteriyor ve halen bu problemi karşılıklı saygı ruhu ve menfaatlerin gözetilmesi konusunda çözüme kavuşturmak için zaman var. Farklı bir yaklaşım protestolara neden olacak.

Amerikalı Çerkeslerin -ABD’deki altı bin Adıge diasporasının temsilcileri- Rusya Evi girişinde, Vancouver’de gerçekleştirdiği protesto eylemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Unutmamak lazım ki, Vancouver’deki protesto eylemini, Osmanlı İmparatorluğuna sürgün ve jenosidi yaşamış insanların torunları yaptı. Onlar geçmişimizi daha duyarlı algılıyor, üstelik onlar belirli bir derecede şu anda da vatanlarından mahrum. Ruhum ve kalbimle onlarlayım. Ama unutmamak lazım ki, biz koloni savaşları döneminde yaşamıyoruz. XXI. yüzyıl barış ve işbirliği, saygı ve karşılıklı çıkar hesabı yüzyılı. Çerkes dünyasında 2014 Olimpiyatları problemleri hakkında büyük tartışmalar oluyor. Hatta Rusya Çerkes örgütlerinin yaklaşımları farklı. Bence, bugün yaşadığımız toplumla açık diyalogla ahlaki açıdan kabul edilebilir bir formül hazırlanacak. Bir kez daha tekrarlıyorum: Vancauver bize pozitif bir örnek gösterdi.

Siz kısa bir süre önce, 19-20 Şubat 2010’da Dünya Çerkes Birliği yürütme kurulunun toplantısının yapıldığı Nalçik’ten döndünüz. Bildiğim kadarıyla, orada Soçi’deki Olimpiyatlar hakkında kararlar alındı. DÇB’nin bu konudaki yaklaşımını detaylıca anlatınız lütfen.

DÇB toplantısında önümüzdeki üç yılın çalışma programı, RF devlet başkanın Türkiye ziyareti, Kabardey-Balkar’daki sosyo-politik durum, 2014 Olimpiyatları görüşüldü. Maalesef DÇB’in RF Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’e 2014 Olimpiyatlarıyla ilgili mesaj metni konusunda uzlaşamadık. Üzerinde çalışma halen devam ediyor. Vancauver’deki protesto eylemi ve Soçi yönetiminin olimpiyat ateşinin Vancauver’den Soçi’ye verilişi töreninde Çerkes örgütlerinin görünmezden gelinmiş olması hoş olmayan bir ortam oluşturdu. DÇB mesajı sadece Rusya Federasyonu devlet başkanına değil, Adıgey, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes parlamentolarına resmi destek için gönderilecek.

Siz defalarca RF Adıgeleri ve diaspora Adıgeleri arasındaki manevi bağdan söz ettiniz. Adıge diasporası ne kadar etkili ve aslında Adıge diasporasının Rusya için anlamı nedir?

Çerkes diasporası, özellikle son zamanlarda tarihi vatanla ilişkilerin oluşturulmasında daha aktif. Önümüzdeki on yıldaki işbirliğin temel yönleri Aralık 2009’da Moskova’da yapılan Dünya Yurttaşlar Kongresi’nde oluşturuldu. İtiraf etmek ne kadar üzücü de olsa, Çerkes diasporası ile ortak hareket sistemi yok. Bu konuda sorumluluk öncelikli olarak bölgesel düzeyde yönetime ait. Rusya’nın birçok bölgeleri - öncelikli olarak Moskova, özellikle Tataristan- yurttaşları ile işbirliği konusunda zengin tecrübe oluşturdular. Bu çerçevede Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’da son 20 yılda yapılanlar eleştiriyi engellemiyor. Adıgey’de son iki yılda bazı ilerlemeler görüldü. Bununla birlikte, Kosova’dan geri dönüş yapmış birkaç ailenin halen geçici merkezlerde barınıyor olmasını, onların büyük bölümünün Avrupa’ya dönmüş olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Genel olarak RF’ye Çerkeslerin geri dönüşü Adıgey ve Kabardey-Balkar yönetimlerinin gayreti ile oluyor. Çerkes diasporasının yatırımları da gereken şekilde korunmuyor. Pozitif örneklerle birlikte geri dönüş yapan Çerkesler arasındaki işadamlarının haklarının ihlal edildiği de oluyor.

Çarpıcı örnek Adıgey’in Şovgenovsk bölgesindeki tavuk fabrikasının kaderi. Ürdün’den Adıgeler 2000 başında Maykop’ta ‘Sanrays’ şirketini kurdular ve o dönemde 7 yıldır çalışmayan ve tamamen yıkılmış olan ‘Şovgenovsk’ tavuk fabrikasını yeniden inşa etmeye başladılar. Milyon rubleler koyarak işadamları beş bölümden üçünü yeniden inşa ettiler, tavukların yetiştirilmesi için cihazları tamir ettiler, yemlikler koydular, tarım tekniği aldılar. Tavuk fabrikasında 40’dan fazla iş imkanı doğdu. Müessese senelik tavuk eti üretimini 800-900 tona ulaştırdı. Geri kalan bölümlerin de yeniden inşa edilip hizmete sokulması, fabrikaya tavuk eti üretimi için modern teknoloji getirilmesi planlanıyordu. Bununla birlikte müessese 1 milyon 350 bin rubleden fazla verdi, kira olarak da 200 bin ruble ödedi.

Beklenmedik bir şekilde bölge idaresi kira bedelinin 8 katı arttırıldığını ilan etti. Sanrays’ın sahipleri müesseseyi felce uğratmamak, insanları işsiz bırakmamak için ekipman, makine ve rezervlerini (1,85 milyon ruble değerinde) 10 ay içinde bedelinin ödenmesi üzerine anlaşarak yeni sahiplerine bıraktılar ve gittiler.

Kısa süre sonra tavuk fabrikası yeni müdürü ile vergi ödemeyi bıraktı, işçilere ödenecek maaş yaklaşık 13 milyon ruble oldu. Yaklaşık bir yıl sonra fabrikanın iflas ettiği ilan edildi.

Yüksek eğitim kurumlarında kadro hazırlıklarına gelince, burada üniversitelere Afrika ülkelerinden öğrencilerin davetine Çerkes diaspora temsilcilerinden öğrencilerin davet edilmesinden büyük önem veriliyor. Her ne kadar şaşırtıcı gelse de, Krasnodar Kray- Kuban Devlet Üniversitesi, özellikle Roma-Alman filoloji fakültesi, Kuban Devlet Tıp Akademisi, Adıgey Devlet Üniversitesi, Maykop Devlet Teknoloji Üniversitesi, Karaçay-Çerkes üniversitesinden öğrenci almaktan çok Çerkes diasporasından öğrenci almaya önem veriyor. Diasporanın Rusya Devlet ile işbirliğine gelince, 2010’nun tarihi olmak için tüm şansı var. Ama ileriye atılmayacağız ve RF devlet başkanına sunulan Çerkes inisiyatiflerin somut neticelerini bekleyeceğiz.

Size iyimserlik konusunda dayanak olan nedir?

Bu bence, federal düzeyde, bölgesel yönetimlerin diaspora ile işbirliği konusundaki inisiyatifsizliğine belirli öfkenin ortaya çıkıyor olmasıdır. Dünya Yurttaşlar Kongresi bildirisini okumak yeterli. Bildiri metninin RF hükümetinde hazırlandığı kimse için sır değil. Federasyona bağlı bölgelerdeki yönetimler bildiride ifade edilenin hiç değilse yüzde 10’unu gerçekleştirseydi düşünülemez bir atılım olurdu.

Ciddi bir mesele daha var, bu Kıyı Boyu’nda yaşayan Adıgey-Sapsığlar. Şapsığlar özel tarihi ve kültürüyle, gelişmiş geleneksel demokratik idaresiyle, muhacirlik öncesinde en çok sayıda olan Adıge milleti. XIX. yüzyılda Adıgeler için önemli birçok siyasi karar Şapsığlardan geldi. Şimdiyse, Kıyı Boyu’nda az sayılı köyler olarak kaldılar. Adıgey’den koparılmış olan Şapsığlar kültürlerini kaybediyor. Adıge-Şapsığların daha önemli problemleri nelerdir, onlarla kim ilgileniyor ve bu problemlerin çözüm perspektifleri sizce nasıl?

Adıge-Şapsığların günümüz problemleri üç gruba ayırmak mümkün ve onlar, yerli az sayılı halkların korumasıyla ilgili federal yasama ölçülerinin Krasnodar Kray bölgesinde gerçekleştirilmesine bağlı. Son on yılda federal düzeyde kabul edilen, RF’nin az sayılı yerli halklarının sosyo-kültürel gelişimi ve ekonomik gelişimiyle ilgili kararların istisna olarak Sibirya ve Uzak Doğu halklarına ayrıldığı, Kafkasya’nın az sayılı halklarının görmezden gelindiği fark edildi. Genel olarak bu yaklaşım bir çok problemin çözümüne engel oluyor. Önceden olduğu gibi temel politik problem, Krasnodar Kray yönetim organlarında Adıge-Şapsığlara kontenjan temsilcilik sağlanması olarak kalıyor. RF federal meclisi federasyon cumhuriyetlerindeki yasama meclislerinde az sayılı yerli halklara kontenjan verdi, ardından bu kaideyi iptal etti.

Lazarev anıtı ve Soçi’de Kafkasya savaş kurbanları anıtının bitirilmemesi sorunlu konu olarak kalmaya devam ediyor. Aynı zamanda, Adıge-Şağsığların geleneksel yaşantısının korunması için federal yasama ölçülerinin gerçekleştirilmesi problemi güncelliğini koruyor. Krasnodar Kray’da bugüne kadar ilgili kanun halen kabul edilmedi.

Adıgey-Şapsığların sosyo-ekonomik ve milli-kültürel problemlerinin çözüm tecrübesine gelince, Krasnodar Kray yönetimi bu alanda büyük çalışma yürütüyor. Kıyı Boyu’nda etnik ve kültürel durum, Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’daki durumdan çok az farklı.

Değindiğiniz, general Zas, Lazarev heykelleri, bir yerin coğrafyasının yeniden yapılanması ideolojisinin konusu. Bu tanınmış imparatorluk uygulamalarından biri: imparatorluklar yeni yerleri kendi yapılarına dahil edince, bilinçli olarak alanı yeni sembollerle doldurdu, böylelikle tarihi bir hatırayı silerek yerine başkasını koydu. Maykop’ta 2008’den beri ‘Hatıra ve Birlik’ anıtı inşa edilmesi planlanıyor, anıtını öncülüğünü yapan Adıge Khase sivil hareketinin düşüncesine göre, şöyle veya böyle Kafkasya savaşı, savaşa katılan tüm halklar için trajediydi. Ama bütçe kaynağı olmadan bu proje büyümüyor, var olan sivil kaynak ise açıkça yetersiz: Anıtın tahmini maliyeti 53 milyon ruble. Anıtla ilgili duruma yaklaşımınız nedir? Hemen söyleyeyim ben, sistem problemlerinin olduğu bir durumda yeni bir anıtını ortaya çıkmasının bir şeyler değiştireceğine aslında şüpheyle bakıyorum.

‘Hatıra ve Birlik’ anıtının temel problemleri finansal alanda değil, aslında kendi anıt fikrinde ve onun sanatsal yönünde. Görebildiğim seçenek bence karışıklığa neden olacak. Anıt kompozisyonuna, halkımı yok eden kişilerin görüntülerinin dahil edilmesi, ahlaksızca. Umuyorum ki, fikrin sahipleri önlerine konulan göreve sorumlu bir şekilde yaklaşırlar. Bu alanda vicdanla uzlaşma kabul edilemez. Birliğe, kendi halkını küçülterek, kendi geçmişine söverek ulaşılamaz.

Sizinle değindiğimiz tüm konular internet alanında aktif olarak tartışılıyor. Heku.ru, elot.ru gibi portallar, bölgede ciddi bölgesel analiz yazılarının yokluğunda çoktan tartışma alanları oldular. Sizce tüm dünyada ulaşılan bu sitelerdeki tartışmalar yapıcı mı yıkıcı mı? Bildiğim kadarıyla, siz sıkça ciddi eleştirilerin muhatabı oluyorsunuz ve internette kendi adınızla görüşüyorsunuz.

İnternet açık ve ulaşılır bir alan. Özellikle Çerkes sitelerinde toplumu ilgilendiren problemlerin tartışılıyor olması şaşırtıcı değil. Genel olarak bu, ülkemizin medya durumunu yansıtıyor: Sağlık kaynakları kendi hayatını yaşıyor, toplum kendininkini. XXI. yüzyılda ifade özgürlüğünün değer ve önemini göstermenin anlamı olmadığını düşünüyorum. Genel olarak internet sitelerinde benzeri kullanıcılar bulunuyor. Birçoğu elbette entelektüel ve duygu olarak ağır konuları tartışmaya hazır değil, toplumu ‘profesyonelce’ tahrik edenler de var, ama genel olarak bence, ciddi konuların tartışmaya açılması, problemlerden söz edilmemesinden iyidir. Kendi adıma internette tartışmaya önem veriyorum.. Bu benim seçimim ve sivil pozisyonun köşeden radikal sloganları haykırmak için önemli bir özellik olduğunu gösterme isteğine yöneliktir.  ÖZ/FT

Kaynak: Ajans Kafkas 1 Mart 2010’ta Kavkaz-Uzel’de yayımlanan bu röportajı Ajans Kafkas’tan Özlem Güngör Türkçeye çevirdi.

Adige Xabze

Aralık 26, 2018

‘İlkokul İkinci Sınıf Ders Kitabı’ çevirisi, s. 11-14. 
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.

Bu ders kitabı, Adige Cumhuriyeti Devlet Başkanı ŞEVMEN Hazret'in önerisi (игукъэк1) üzerine ve kişisel maddi yardımı ile hazırlanıp yayınlanmıştır.

Kitap, ilkokul ikinci sınıflar öğrencilerinin köy yerleşim biçimlerini, ailelerin karşılıklı ilişkilerini, dil ile geleneğin birbiriyle ilişkisini, iyi ile kötü arasındaki farkları konu edinmektedir.


.

Sevgili yavrularımız!

Sizler Adige ulusunun geleceğisiniz. Ulusumuzun ruhu, dilimiz ile geleneğimizdedir. Adige diline güç katacağınıza, Adige geleneğini yaşatacağınıza, böylece Adige yaşamını daha da ileri boyutlara taşıyacağınıza olan inancımız tamdır.

Kitabı hazırlayanlar

ADİGE CUMHURİYETİ'NİN DEVLET ARMALARI 
(АДЫГЭ РЕСПУБЛИКЭМ ИКЪЭРАЛЫГЪО ТАМЫГЪЭХЭР)

RUSYA İLE ADİGEY TEK BİR DEVLETTİR

Rusya çokuluslu bir devlettir.
Adige Cumhuriyeti Rusya içinde yer alır.
Adige Ülkesi 1864 yılında Rusya topraklarına katıldı. Rusya Devlet Marşı çalınırken ya da bayrak kapalı bir yere getirildiğinde ya da bayrağın göndere çekilişi sırasında oturanlar ayağa kalkarlar.

Sözlük:
Bayrak (Нып; быракъ) - Ülkeyi ve ulusu temsil eden renkli kumaş.
Arma (Герб) - Devleti ya da bir soyu (л1акъо) tanıtan işaret.
Milli Marş (Гимн) - Devletin adını duyuran ve ulusu güzel anlatan şarkı.
Adigey (Адыгей) - Rusya içindeki Batılı Adigelerin özerk ülkesi.
Rusya (Россия) - Rus ulusunun devleti, Rus ülkesi.

ADİGEY'İN DEVLET İŞARETLERİ

Eskiden Adigelerin ülkesine Çerkesya deniyordu.
Adige Özerk Ülkesi (oblas/хэку) 1922'de oluşturulmuştu. 1991’de Adigey, cumhuriyet oldu. Bir cumhuriyet olan Adigey’in Bayrağı (Nıp; Bırak), Devlet Aması (Gerb), Milli Marşı (Gimn) ve Anayasası (Konstitutsiya) vardır. Anayasa, Adige Cumhuriyeti yasalarının temelini oluşturur. Adige Cumhuriyeti’nin Ulusal Marşı okunurken ya da Adige Bayrağı kapalı bir yere getirildiğinde ya da göndere çekilişi sırasında oturanlar ayağa kalkarlar.

Sözlük:
Çerkesya (Черкесие) – Adige ülkesi, eskiden Azak Denizi’nin doğu kıyıları boyunca yayılarak Terek Irmağına uzanır, Karadeniz kıyıları boyunca da yayılarak, Şahe Irmağını içine alırdı.
Özerk (Автоном) – Ulusun adını taşımak üzere oluşturulan, ulusun tarih ve kültürünü yaşatmak ve korumak amacıyla verilmiş olan ayrıcalıklı idari birim.
Anayasa (Конституцие) – Ülke içinde yaşayan insanların ilişkilerini düzenleyen temel yasaların yer aldığı kitap.

ADİGE GELENEĞİ ZAMANIN AYNASIDIR 
(АДЫГЭ ХАБЗЭР УАХЪТЭМ ИГЪУНДЖ)

ESKİDEN YOLCU İLE KADININ KARŞILAŞMASI SIRASINDAKİ DAVRANIŞ

Eskiden Adigeler at sırtında olarak bir kadının yanından geçmezlerdi. Yolda yürüyen bir atlı, bir kadınla karşılaştığında atından iner, atını sağ eliyle yedeğinde tutar ve yaya olarak/yürüyerek kadının yanından geçerdi.

Sözlük:
Atlı (Шыу) – At sırtında yolda ilerleyen kişi.
Yaya/piyade (Лъэсы) – Ata ya da arabaya binmemiş olarak yürüyen kişi, yaya.
Yanından geçmek (Ебгъук1он) – Birinin yanından geçmek.
At binmek (Шэсын) – Ata, eğere binmek.
Attan inmek (Къепсыхын) – Atlının atından inmesi

Kadına bir at yükü bağışlanır (Бзылъфыгъэм шы ихьылъэ лъэханэ) (Adıge atasözü)

ŞİMDİKİ DÖNEMDE YOLCU İLE KADININ KARŞILAŞMASI

Her otuz yılda bir Adıge geleneği (xabze) Xase (Kurultay) tarafından gözden geçirilirdi. Gelenek, döneme uygun düşecek bir biçimde yeniden düzenlenirdi. 

Günümüzde Adigeler araba ile yolculuk yapıyorlar. Atlı olarak artık uzak yerlere yolculuk yapılmıyor. Ancak geleneğe uygun düşecek bir biçimde kadına yine saygı gösterilir ve ona göre davranılır. Yaşına bakılmaksızın, her zaman için büyüğe ayrılmış olan sağ taraftaki yer kadına verilir ve kadın erkeğin sağında durdurulur. 

Sözük:
Uygun bulma (Епэсын) – Bir şeyi uygun bulma;bir kişiye ya da bir olaya karşı nasıl davranılması gerektiğini düşünmek ve bulmak.
Xase/H’ase (Хасэ) – Köy ya da ulus tarafından seçilmiş/belirlenmiş (ыгъэнэфэгъэ) bireylerin bir araya gelmesiyle oluşan, ülke ya da köy sorunlarını düzenleyen meclis. 
Aracı/elçi (Л1ык1о) – İki kişinin ya da iki tarafın karşılıklı olarak birbirleriyle anlaşmaları ya da haberleşmeleri amacıyla belirlenmiş/görevlendirilmiş kişi.

Dönem değişir, gelenek kalır (Уахътэр зэок1ы, хабзэр къэнэжьы) (Adige atasözü)
***

ADIGE KÖYÜ (AДЫГЭ КЪУАДЖЭР)

ESKİ ADIGE EV-BAHÇE DÜZENLEMESİ (ИЖЪЫРЭ АДЫГЭ ЩАГУР)

Eski Adıge avulu (ev-bahçe alanı) üç bölüme ayrılırdı:Ön bahçe (щагу), harman yeri (хьамэщ) ve hayvan bakım yeri (1эщ). 

Ön bahçede üç bina (унищ) bulunurdu:Ana bina ya da büyük ev (унэшхор), mutfak (пщэрыхьап1эр) ve konuk evi (хьак1эщыр). Ana bina dört dizi odadan oluşurdu:Ev sahibinin odası (бысымым ит1ысып1), kız odası (пшъэшъэ унэ), ana binanın bebeklere ve çok küçük çocuklara ayrılan odası (собэр-сабыйхэм апай), yeni gelin ve gençler odası (лэгъунэ-к1элэгъуалэмэ ят1ысып1). 

Mutfak ana binanın önüne koşut düşecek (егупаплъэу) bir yerde olurdu. Mutfak iki bölüme ayrılırdı:Mutfak bölümünde yemek pişirilir, bitişik kilerde de (пыты) erzak/yemeklikler (гъомлапхъэхэр) ile kap kacaklar bulunurdu.
Ön bahçe çimenlik/yeşil çimenle örtülü olurdu. 

Ön bahçenin kenarlarına meyve ağaçları dikilirdi. Ön bahçe, hayan ve tavuk giremeyecek biçimde örülmüş çitlerle çevrilirdi. 

Konukevi (хьак1эщ) bahçe kapısı yakınında ve ana binaya uzakça bir yerde bulunurdu. Konuğun huzurlu olması için konukevine at ahırı (шэщ) eklenirdi. 

Hayvan ahırları bölümünde (1эщ) inek ahırı (чэмэщ), at ahırı (шэщ), manda ahırı (псыцощ) ve koyun ağılı (мэлэщ) yer alırdı. Ahırlarda hayvan yemlikleri (шхынлъэ) ile su yalakları (хьакъуашъо) bulunurdu. Ahırlar bölümünün ayrı bir kapısı olurdu. 

Harman yerinde (хьамэщ) sundurma (кощ), kümes (чэтэщ) ve ambarlar (конхэр) yer alırdı. Onun da ayrı bir kapısı olurdu. Harman yerinde, hayvanların erişemeyeceği bir biçimde samanlık, ot yığınları (мэкъощ) ve kepek/yem saklama ambarları (фыркъуалъэ) bulunurdu. Ürünler harman yerinde dövülürdü. 

Ön bahçe (щагу), ahırlar bölümü (1эщ) ve harman yeri (хьаэщ) arasında basamaklı geçiş yerleri (шъхьaдэхыгъохэр) bulunurdu.

Peki Nartların evleri nasıldı?

Aleglerin koca evi
Kaba sabadır,
Uzun beyaz bir evdir,
Otuz metre boyundadır.
Bahçe kapısı sürgüleri
Atın böğrüne erişir,
Evin tek bir direğini
Sekiz öküz çekebilir (*).

Herkesin evi kendine, bizimkisi bir altın ev (Шъхьадж иунэ чэм лъакъо, тэ тиунэ дышъэ унэ) (Adige deyişi)

Bilgi notu:
Büyük ev, ana bina (Унэшхо) – Adige ev bahçesinde bulunan üç binadan ailenin barındığı ana bina.
Mutfak (Пыты) – Adige ev bahçesinde büyük evin karşısında ve ona koşut olarak (егупаплъэу) yapılan ve geçişli iki odadan oluşan yapı.
Konukevi (Хьак1эщ) – Erkek oturma yeri olup gelen konukların ağırlandığı oda, Adige ev bahçesindeki üç binadan biridir. Bugün “haç’eş/хьак1эщ”, otel karşılığı olarak kullanılıyor.
Çocuk odası (Собэ) – Büyük odanın orta yerinde bebeklerin ve çok küçük çocukların bulunduğu oda.
Kız odası (Пшъэшъэ унэ)- Ergin yaşa gelen kız ya da kızlar için ayrılan oda, kız akşamları burada yaşıtı ve arkadaşı kız ve delikanlılarla oturur, gelen taliplilerle de evlenme konuşmaları (псэлъыхъо) yapardı.
Gelin ve gençler odası (Лэгъун) – Yeni gelinin oturduğu oda;gelin olmadığında çoluk çocuğun oturduğu oda, ayrı, kendisine ait bir kapısı olurdu.
Harman yeri (Хьамэш) – Ev bahçesinin ayrı bir bölümünde, büyük evin gerisine düşecek bir yerde harman işinin yapıldığı, sundurma ve kuruluk gibi yapıları da bulunan yer.
Ahırlar bölümü (1эщ) – Hayvanların bakıldığı çitle çevrili ve içinde yem ambarları bulunan yer.
Yem/ot verilen yer, yemlik (Шхынлъ) – Hayvanlara ot ve yem yedirilen yer.
Su yalağı (Хьакъуашъо) – Hayvanların su içmeleri için odundan yapılan ve içine su konan yalak.
Harman yapma yeri (Хьамэ) – Ekinlerin üzerinde dövülmeleri için sulanan ve saman serilip çiğnenerek hazırlanan daire biçimli yer.
Küçük bahçe (Хэтэжъый) – Ev bahçesinin kenarında örülü çitle çevrilmiş sebze bahçesi.
Ambar (Коны) – Zahire ve kuru ürünlerin saklandığı oda ya da içinde sepet ve sandıklar bulunan yapı. 
Harman yapma yeri (1ожьын) –Ürünün dövülüp tanelerin ayrıldığı yer, harmanı yapma.
Sundurma, kuruluk (Кощ) – Öte berinin, iş aletlerinin ve benzerlerinin konduğu üstü kapalı yer.
Kiler (Хьакощ) – Sundurmanın eki olarak ekmek fırını, değirmen, dibek ve el değirmeni bulunan yer.
Yem-erzak kabı koyma yeri (Гъушъуалъ) – Su koyma ya da su taşıma için değil de, sundurmaya ek olarak kuru yemlerin konduğu yer. 
Basamaklı yaya geçiş yeri (Шъхьадэхыгъу) – Çitin yarı boyunda olmak üzere basamakları olan, hayvanların geçemediği ama insanların geçmesine olanak sağlayan geçiş yeri.
Arılık (Бжьа1о) – Arı kovanlarının konduğu, yerden biraz yüksekte, arka ve yan tarafları çevrili, üstü kapalı yapı. 

(*) Daha çok bilgi için Bkz. Nartlar: Adige Yiğitlik Destanı, CC Edebiyat/Efsaneler Mitoloji Bölümü.

ADİGE KÖYÜ (АДЫГЭ КЪУАДЖЭР)

GÜNÜMÜZDEKİ ADİGE EV ve BAHÇE DÜZENİ (ДЖЫРЭ АДЫГЭ ЩАГУР)

Günümüzün ev ve bahçe alanı, iki ya da üç bölüme ayrılır: Ön bahçe, bir arada harman yeri-ahırlar ya da ayrı ayrı olarak harman yeri ve ahırlar biçiminde.

Ön bahçede (şagu) iki bina bulunur: Ana konut (kışlık konut); yazlık konut-mutfak-kiler bölümü.

Şimdiki ana konut (vıneşh’o/унэшхо) dört bölmeden oluşur. Buna bitişik konut düzeni de denir. Konutlar/odalar iki sıra biçiminde yan yana dizilir: Eskiden olduğu gibi konuk odası (haç’eş, oturma salonu), çocuk odası (собэ), sıcak oda (vıne fab) ve ev sahibinin oturma odası.

Yazlık konut, bitişik iki ya da üç odadan oluşur.

Arka bahçe kapısı, at ahırına gidecek, evin arkasına düşecek biçimde yapılır. Ön bahçe kapısı daha küçüktür ve küçük bir yaya yolu ile evin kapısına ulaşılır.


KÖY YERLEŞİMİ VE KÖYE AD VERİLMESİ (ЧЫЛЭМ ИТ1ЫСЫК1ЭРЭ ЫЦ1ЭРЭ)

Adigeler eskiden beri hem dağlık ve hem de düzlük yerlerde barınırlar. Dağlı Adigeler yüksek ırmak vadilerinde (псыныбэ-къуладжэхэм) yaşarlar. Ova Adige köylerinin etrafları hendekler (ч1ыт1ырк1э) kazılarak ya da dikenli çitlerle (пэнэсэрайк1э) çevrilirdi. Köyün dört bir yönünden giriş kapıları olurdu. Bu kapılar sürgücüsü (сэхтеом) tarafından sürgüler (сэх) sürülerek kapatılır ve açılırdı.

Köy yerleşim yeri ırmağa, ormana ve ekilen yerlere/tarlalara yakın düşecek bir biçimde belirlenirdi. Bir köy mahallesinde (hable) aynı akraba/sülaleden (зэунэкъощхэр) olan kişiler otururlardı. Köyü kuranlar/yerleştirenler beyler (pşı) ya da verkler (оркъхэр) olurdu (*). Köy adı da birçok halde köyü kuran soyluların adını taşırdı- Veçepşıy (Очэпщый), Kunçıkohabl (Къунчыкъохьабл), Hatığujıkuay (Хьтыгъужъыкъуай) gibi (**). Köy yerleşim yerinin özelliklerine bağlı adlar da verilebilirdi:Pseytıku (Псэйтыку), Afıpsıp (Афыпсып), Vılap (Улап), Leşepın (Лэшэпсын) gibi (***). Köy bir Adige topluluğunun (tlepk) adını da taşıyabilirdi: Ademıy, Natuhay, Mamhığ gibi.

Bilgi notu:
(*) Bey ya da soylulara bağlı olmayan topluluklarda önder olan kişilerin adları köylere ad olarak konabilirdi. Düzce’deki Kovk’ehable (Къоук1ьэхьаблэ/Sarayyeri) köyü, o yere yerleşenlerin en yaşlısı/kafile başkanı olan Wubıh Kovk’ı İslam’ın (Къоук1ьы Ислам) adını taşır, köy mezarlığında onun adının ve köyün kuruluş tarihinin yazılı olduğu bir mezar taşı ve özel bir kabir vardır. Kazokohabl, Şıxel’ehabl (Шыхэл1эхьабл), Hampinaz (Хьапый Нажъу) ve daha birçok köy benzeri adlar taşırlar. -HCY
(**) Sözü edilen ilk iki köy Bjedugh, üçüncüsü ise bir K’emguy köyüdür.
(***) Afıpsıp-Afıps Irmağının Kuban Irmağına döküldüğü yer, Vılap-Vıle Irmağının başka bir ırmağa döküldüğü yer anlamını verir. Pe=ön tarafanlamına gelir. Daha çok bilgi için Bkz. “Maykop adının kökeni”, ‘Adigey Cumhuriyeti’-5.

Sözlük:

Dağlı (Къушъхьэч1эс) – Dağlık bölgede doğup yaşayan insan, insanlar.
Ovalı (Шъофрыс) – Ova ve düzlük yerlerde yaşayan ve orada bir ulus oluşturan insanlar.
Sürgü bekçisi (Сэхтеу) – Köyden olup akşamları köye giriş kapılarını kapatan, sabahları da açan kişi. Köylerin giriş kapıları geceleri sürgülerle kapatılırdı.
Dikenli çit (Пэнэсэрай) – Yüksek çitlerin üzeri dikenlere verilerek oluşturulan çitler.
Ekilen yer (Лэжьэк1уп1) – Ekilen topraklar ve bunların bulunduğu yerler, tarlalar.
Su gözü (Псыныб) – Suyun derin olduğu ve güçlü aktığı/kaynadığı yer.
Kuru vadi, kuru dere yatağı (Къуладж) – Kar ve yağmur yağmur sularıyla açılmış kuru vadi.

Köyüm (Сикъуадж)

(Şarkıdan bir bölüm) 
Söz: JANE Kırımız
Beste: THABISIM VIMAR

Irmağımız fısıldaşıyor
İlkbaharları kabarır,
Sonbahar başları görünümü altın
Düşlerimde yer alır.

(Nakarat)
Köyüm köyüm
Cici köyüm,
Canımın içi
İçimden silinmeyen!

ADİGE AİLESİ

ESKİ DÖNEMDE AİLE, BABA VE ÇOCUKLAR


Gunes ile Uşıtse ev işlerine yardım ediyorlar.

Babaları döndüğünde, Uşıtse koşup onu karşılıyor, atının dizginlerini ve üzengisini tutuyor, babasının atından inmesine yardım ediyor. 

Babasının atını yerine götürüyor, atın bakım ve hizmetlerini yapıyor.

Gunes ise babasının üst giysilerini ve silahlarını alıp duvara asıyor. Su tutup babasının elini yıkamasına yardım ediyor. Ardından babasının giyeceği giysileri gözden geçiriyor, tozlarını temizleyip veriyor.

Guneş ile Uşıtse annelerine de yardım ediyorlar. Uşıtse balta ile odun paralayıp mutfağa getiriyor.

Annesi sofrayı hazırladığında, Uşıtse özenerek sofrayı babasına, konuk odasına (haç'eşe) götürüyor.

Babası yemeğini yiyinceye değin ayakta durarak ona hizmet ediyor.

Sözlük:

Attan inmek (Къепсыхын) - Atlının atından inmesi.
Ata binmek (Шэсын) - Atlının atının eğerine oturması.
Yem (1упхъэ) - Hayvana verilen ot dışı taneli yem, arpa ve kepek gibi.
Hizmet eden (Шъхьагъырыт) - Konuk odasında hizmet gören genç delikanlı, büyükçe çocuk, görevi konuk sofrasına hizmet etmektir.
Hizmet görme (Къыпек1ок1ын) - Geleneğe uygun bir biçimde kişinin gereksindiği şeyleri yerine getirmek.

GÜNÜMÜZDEKİ AİLE, BABA VE ÇOCUKLAR

Gunes ile Uşıtse annesinin yardımcıları.

Uşıtse babasını karşılıyor, ona bahçe kapısını açıyor. Garaj kapısını da açıyor, arabasını park edinceye değin babasını bekliyor.

Arabadaki poşet ve eşyaları babasıyla birlikte arabadan alıp eve getiriyorlar.

Gunes babasının ayakkabılarını değiştirmesine yardım etti, elini yıkayan babasına, kurulanması için bir ucundan tutarak havluyu uzattı. Gunes annesinin hazırladığı yiyecekleri sofraya yerleştiriyor. Babası yemeğini yiyinceye değin ona hizmet ediyor (къыпек1ок1ы).

Uşıtse babasının arabasını temizliyor. Elektrikli süpürgesiyle arabanın içindeki tozları alıyor. Arabanın camlarını da ayna gibi parlatıyor.

Babası dinlenmek için koltuğuna (пхъэнт1эк1ущыхь) oturdu. Gunes günlük gazete ve dergileri babasının yanındaki küçük sehpanın üzerine yerleştiriyor.

СИНАН

Гущы1эхэр – ЖЭНЭ Къырымыз, 
Орэдышъор – ТХЬАБЫСЫМЭ Умар

1. 
Типсыхъо сык1эдэ1умэ,
Умакъэ ащ къыхэ1ук1ы.
Чъыгы бырабэм япк1ашъэ
О пц1эк1э къысэ1ушъашъэ. 

Жъыу: Синанэу синэнэ дах!
Дунаир сфэогъэдах!
Насыпыр о къысэптыгъ
Дунаир о сфыхэпхыгъ.
Ори-ори-орида!
Ори-ори-орида!
Синэнэ дахи!
Синэнэ, синэнэ, синэнэ дахи!

2. 
Жъуагъомэ уахэсэлъагъo,
Тигубгъуи о уисэлъагъо. 
Уижьау сыч1эт зэпытэу
Уна1э къыстеогъэты.
Жъыу.

3. 
Гук1эгъунэу о пхэлъым
Ц1ыфыгъэм сыфеузэнк1ы.
Дэхагъэу о угу илъым
Дунаир къегъэк1эрак1э.


ANNEM

Söz: JANE Kırımız, 
Beste: THABISIM Vımar

1. 
Irmağımızın sesini dinlediğimde,
Sesini duyuyorum onun içinden.
Gür ağacın yaprakları
Senin adını bana fısıldıyor.

Nakarat: 
Annem güzel annem!
Yaşamımı güzelleştiriyorsun!
Mutluluğu bana sen sundun
Dünyayı bana sen verdin.
Vori-vori-vorida!
Vori-vori-vorida!
Cici güzel annem!
Annem, annem, güzel annem!

2. 
Yıldızların arasından seni seçiyorum,
Kırlarımızda seni görüyorum.
Gölgende barınıyorum hep
Beni kollayıp duruyorsun.

Nakarat.

3. 
Sendeki acıma duygusu
İnsanlığı öğretiyor bana.
Kalbindeki güzellik duygusu
Doğaya, yaşama tazelik katıyor.

ADİGELERDE KONUK AĞIRLAMA (АДЫГЭ ХЬАК1Э ПЭГЪОК1 ХАБЗЭХЭР)

ESKİ KONUK KARŞILAMA GELENEĞİ

Eskiden konuk atlı olarak bahçeye geldiğinde, ev sahibi onu bahçede karşılardı. Konuk attan indikten sonra, ev sahibi atı bağlama yerine bağlardı. 

- İyi günler! (Уимафэ ш1у!) diyerek konuk selam verirdi.
- Tanrı seni seviyor! Buyur! (Тхьам ш1у уелъэгъу!Къеблагъ!) derdi ev sahibi de. Ev sahibi konuk evinin -odasının- kapısını açar, konuğa önden yol gösterirdi. 

Konuk kırbacını pçable’ye (*) asardı. Konuk kılıç, tüfek ve tabancasını çıkarıp ev sahibine verir. Ev sahibi de onları duvara asar, ardından konuğa hoş geldin der ve onu selamlardı.
- Hoş geldin, konuk! (Фэсапщи, хьак1э!)
- Teşekkür ederim! (Тхьауегъэпсэу!) derdi konuk da.
- Buyurun, baş tarafa oturun! (Дахьи ыпшъэк1э т1ыс!) diyerek konuğu baş yere (жант1э) alırdı.

Konuk oturur, konuğun oturmasının ardından ev sahibi de otururdu.
- Geldiğin yerdeki kişiler nasıllar, konuk? (Укъызхэк1ыгъэхэр сыдэу щытых, хьак1э?) diye sorardı ev sahibi.
- Üzülecek bir şey yok, teşekkür ederim (Зи гумэк1ыгъо щы1эп, тхьауегъэпсэу), diye yanıt verirdi konuk da.

Хэбзэ дахэу тэ ти1эр джащ фэд.

Гущы1эр –Жэнэ Къырымыз, орэдышъор – Сэмэгу Гощнагъу

Хьак1эр къихьэмэ тыфэнэгуш1у,
Анахьыш1ур ащ етэпэс:
Зэтэгъафэ ащ пае 1энэш1у –
Чэтылыбжьэм щыгъу-п1астэр игъус.
Сэнэ 1эш1ур хьазырэу лъэхэт,
Ащ зыфаер бысымэу егъот,
Тиорэд зерэ1эт,
Хэбзэ дахэу тэ ти1эр джащ фэд.


İşte böyle bir şeydir bizim güzel geleneğimiz.

Şarkı sözü: JANE Kırımız
Beste: SEMEGU Goşnağu

Güler yüzle karşılarız konuğu
En iyi olanı ona uygun görürüz:
Ona en iyi sofrayı sunarız-
Çerkes tavuğu ile tuz ve kaçamağı. 
Üzüm şırası da (Сэнэ 1эш1ур) sofranın yanında,
Konuk aradığı ev sahibini bulsun,
Şarkı seslerimiz dinmesin, hep yükselsin,
İşte böyle bir şeydir bizim güzel geleneğimiz.


ŞİMDİKİ KONUK KARŞILAMA GELENEĞİ

Arabası ile gelen konuk bahçede karşılanır. Erkek konuk otomobilinden kendi iner. Kadın konuğun kapısı ise ev sahibi tarafından açılır.
- Buyurunuz, saygıdeğer konuklar! (Шъукъеблагъэх, хьак1э мафэхэр!) der ev sahibi konuklara.
- Hayırlısıyla buyuralım (Хъярк1э теблагъ), diye yanıt verirler konuklar da.
- Buyurunuz, hoş geldiniz (Шъукъеблагъэх, фэсапщых), diyerek ev sahibesi de konukları karşılar.

Ev sahibi kadın konuk kadını sağ yanına alınarak eve götürür. Erkekler de onları izleyerek eve girerler.

Ev içinde ev sahibesi konuklara yeniden bir hoş geldiniz (ш1уфэс) selamı verir:

- Hoş geldin, Aminet. Gelmekle bizi mutlu ettiniz. Nasılsınız? (Сыдэу шъущытых?), der kucaklaşır, el sıkışırlar. Ardından ev sahibesi erkek konuğa dönerek, “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der, elini tutar.
Aynı sırada ev sahibi de konuk kadına “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der, elini tutar. Ardından erkek konuğun elini tutar, “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der yeniden.

Ev içi selamlaşmaları boyunca konuklar baş tarafta (jant’e/жант1э) ve yüzleri giriş kapısına dönük olarak ayakta dururlar. Gelenek gereği konuk kadın daha yukarı (saygın) bir yerde durur.

Ardından yer gösterilir, konukların oturmaları sağlanır. Ev sahibesi kapıya daha yakın bir yere düşecek bir biçimde oturur. Ev sahibesi kısa bir süre konukların yanında kaldıktan sonra, konuklardan izin ister, sofra hazırlama işine başlar.

Erkek ev sahibi ise konuklarla birlikte kalır. Tanıdıkları, akrabaları, geldikleri köyü, yaşadıkları yöreyi sorar.

Evin kızı gelir, önce kadın konuğu, ardından konuk erkeği olmak üzere konukları bir bir selamlar. Daha sonra yol yorgunu olan kadın konuğu, elini yıkaması ve dinlenmesi için odadan çıkarır ve başka bir odaya alır.

Konuğu sevinçle karşıla, selamla ve buyur et: “Hoş geldin, konuğumuz! Buyur” de (Фэсапщи, тихьак1э!Еблагъ). 
Konuğa oturması için baş tarafı, en iyi yeri göster. 
Konuk oturmadıkça sen de oturma. 
Konuğun karşısında fazla konuşma. 
Gideceğinde konuğu bahçe kapısı önüne değin eşlik ederek uğurla, “Güle güle/Hayırlı yolculuklar” (Гъогумаф) de ona.


Sözlük:

Ev sahibesi (Бысымгуащ) – Ev işlerini gören evdeki en yaşlı kadın.
Kadın konuk (Бзылъфыгъэ хьак1) – Gelen konuklardan kadın olanı.
Erkek konuk (Хъулъфыгъэ хьак1) – Konuklardan erkek olanı.

ANADİLİ VE GELENEK

BİRİ İLE KONUŞMA VE GELENEK

Dil ile gelenek
Aynı anadan doğmadır.
Dil geleneği zenginleştirir/büyütür,
Gelenek de dili güzelleştirir.
Bu ikisi birer gurur kaynağımız.
Bin yıllar boyunca ürettiğimiz zenginliğimiz.
İşte bu ikisi atalardan
Bize kalmış, bize özgü olan ulusal özelliğimiz.
YENEMIKO Mevlid

- Günaydın, baba! (Wipçedıj ş’u, tat!; Уипчэдыжь ш1у, тат!) (1)
- İyi günler, çocuğum! (Wimafe ş’u, siç’al!; Уимафэ ш1у, сик1ал!)
- İyi günler, İlyas kızı Fatima! (Wimafe ş’u, Fatima İlyasovna!)
- Tanrı sağlık versin/teşekkür ederim!Buyur! (Thawéğepsew! Qéblağ! Тхьауегъэпсэу! Къеблагъ!).

Adigeler büyüğe saygı gösterirler: Onun için ayağa kalkarlar, büyüğün karşısında ayakta dururlar, oturmazlar. Belirli kurallara uygun olarak büyükle konuşurlar.

Değer verdikleri yaşlılarla çok yönlü konuşan yeryüzü toplulukları da vardır. Ruslar da bunlardandır. Anne, baba, dede, nine, komşu, konuk, öğretmen ve tüm yaşlılar ile hemen her konuda konuşurlar.

- Günaydın, İvan kızı Marya!İyi misiniz/Nasılsınız? (Здравствуйтэ, Марья Ивановна!Как Ваше здоровье?) der Ruslar. 

Adigeler baba adını ekleyerek birilerine hitap etmezler. Ancak Rusça ek ya da özellikler almış sözcüklerle öğretmenlere ya da devlet görevlilerine seslenebilirler. 

Sözgelişi öğretmene: İlyas kızı Fatima, diyebilirler.
Böylesine durumlarda öğretmenin adını, baba adını da ekleyerek Rusça kuralına uygun olarak söylerler:
Örneğin, Adige söylenişiyle, ‘Astlan Cankhotoviç’ (Аслъан Джанхъотович), demezler.
Rus söylenişiyle, ‘Aslan Canhotoviç’! (Аслан Джанхотович!), derler.

Sözlük:

Saygı (Tlıtenığ; Лъытэныгъ)- Kişiye gösterilen değer, saygı.
Karşılama (Ş’heç’efağ; Шъхьэк1эфагъ)- Geleneğe uygun olarak kadını, büyüğü ve konuğu -saygılı bir biçimde- karşılama.
Özellik (Feme-bjım; Фэмэ-бжьым)- Bir başkasına ait görüntü ve özellikler.
Baba adı (Yatats’; Ятац1)- Kişinin adını baba adını da ekleyerek söyleme.

· İki kez düşün, bir kez konuş (Ze p’oştım t’o yegupşıs/Зэ п1ощтым т1о егупшыс)

Eski Adigelerde bey (pşı) de olsa kişi bir kurala uygun olarak ve baba adı eklenmeden çağırılırdı. Ancak, egemen (tétığo; тетыгъо) sınıftan olan kişiye, beye saygı gereği, bey adına “zivshan/зиусхьан” (beyim, efendim) sıfatı/sözcüğü eklenirdi:

- Zivshanew Çelemet (Çelemet Bey; Efendimiz Çelemet), derlerdi.

Sıradan çiftçiler (ırgatlar) ise, adını söylemeden sadece “Zivshan” (Beyimiz) diyerek beye (pşı) seslenirlerdi.

Sözlük:

Bey (Pşı; Пщы)- Toplumsal statü olarak: ‘derebeyi, köy beyi, prens’; aile içi anlamda: ‘kayıpeder’
Zivshan (Зиусхьан)- “Efendimiz, beyimiz” anlamında soylu adlarına eklenen saygınlama sözcüğü/sıfatı. 


· KISA KONUŞANIN DİLİ TATLI OLUR (ZİGUŞIE Ç’EÇ’IM YIBZE EŞ’U; ЗИГУЩЫ1Э К1ЭК1ЫМ ЫБЗЭ 1ЭШ1У) (Adıge atasözü)
· Sözünü tartmasını bil, sözünü sınırla ve arkasında durmasını bil (Wiguşıe ğune tlıf; Уигущы1э гъунэ лъыф) (Adıge deyişi)


EV İÇİ KONUŞMALARI VE GELENEK

Gunes ile Uşıtse soruyorlar

- Anne, bugün sana ne getirmemi istiyorsun?
- Hiçbir eksiğimiz yok, yavrum, teşekkür ederim!
- Sen ne istersin, baba?
- Ben “Zekoşnığ” (2) dergisinin yeni sayısını isterim.
- Olur, getiririm.
- Baba, bana da “Joğobın” (3) dergisini aldır, dedi Uşıtse.
- Olur. Ya sen, Gunes, sen okumak için ne istersin?
- Sağol, baba! Nafset bana “Samğur” (4) kitabını getirdi.

· Kıdemli (yeni olmayan) ailelerde ana ve babaya sesleniş çoğul sözle yapılır: Annemiz! - Babamız! (Tyan! -Tyat!; Тян!Тят!) gibi.
Ancak anne ve babalar bildikleri, sevdikleri biriyle konuşurlarken tekil ifade de kullanırlar: Annemiz, bir şey ister misin? (Tyan, zıgorem wıfaya? -Тян, зыгорэм уфая?).

Adigeler tanımadıkları ya da samimi olmadıkları bütün büyüklere/yaşlılara “Annemiz!” (Tyan!), “Babamız!” (Tyat!) diyerek seslenirler.

· Şimdiki çocuklar/kızanlar anne ve babalarını “mam” (anne) ve “pap” (baba) diye çağırırlar. Bu sözcükler Rusça’dan bize geçmiştir.

· Eski Adigeler amca, hala, dayı ve teyzeyi düz adlarıyla çağırırlardı, tekil ölçü kuralına uygun olarak onlarla konuşurlardı. 

· Şimdiki Adigeler amca ve dayıya “dada” (дядя; amca, dayı), teyze ve halaya “tetya” (тетя; teyze, hala) derler. Bu gibi ad ve sözcükler de Ruslardan ve Rusça’dan alınmadır.

Uşıtse internet aracılığıyla iletişim kuruyor:

Türkiye-Antalya-Korkuteli-Yeleme Köyü

- Ben bir Adige’yim. Adım Nart. Yedıc ailesindenim

Annemin erkek kardeşine bizler “Daye” (Дае; Dayı) deriz.

Annemin kız kardeşine de “Abla” (1аблэ) diyoruz.

· Konuştuğun kişiyle saygılı konuş
· Konuşurken iyi düşün ve öyle konuş
· Sözlerini ve konuşmanı karşındakinin anlayacağı bir biçimde düzenle
· Senden büyük olan, sana izin vermeden konuşma
· Bağırarak konuşma


SELAMLAŞMA/KARŞILAŞMA KONUŞMALARI (Ş’UFES XABZEXER; Ш1УФЭС ХАБЗЭХЭР)

· Adigeler sevinçli/üzüntülü (gopağe/гопагъэ) ve içtenlikli (gufebenığe/гуфэбэныгъэ) sözleri kullanmasını çok iyi bilirlerdi. Sevinç ve sevinme, Adige geleneğinin kökünde, temelinde bulunur. Bunu özellikle karşılaşmalar sırasındaki selamlaşma biçimlerinde görebiliyoruz.

Karşılaşma selamları yerine ve zamanına göre gruplara ayrılır.

I. Her zaman kullanılan selamlaşmalar:

- Günaydın!/İyi sabahlar!-Tanrı seni seviyor! (Wipçedıj ş’u!-Them ş’u wétleğu!; Уипчэдыжь ш1у!- Тхьэм ш1у уелъэгъу!)
- İyi günler! – Tanrı gününü iyi etsin! (Wimafe ş’u! – Mefeş’u Them qıwét!; Уимафэ ш1у! – Мэфэш1у Тхьэм къыует!)
- İyi akşamlar! – Daha iyisi olsun! (Wipçıhe ş’u! – Nahış’ujew!; Уипчыхьэ ш1у! – Нахьыш1ужьэу!)
- Işık içinden çıkarak gel! Sen de aydınlık içinden çıkıp gel! (Nefıtleş’u wıqéç’! – Weri nefıtleş’u wıqéç! Нэфылъэш1у укъек1! – Ори нэфылъэш1у укъек1!)
-İyi geceler! – Sana da iyi geceler (Çeş rehat qıwek’u! – Weri çeş rehat qıwek’u!; Чэщ рэхьат къыок1у! – Ори чэщ рэхьат къыок1у!)
-Seni görmeye geldim. - Tanrı gözünü iyilik yolunda ışıldatsın (Wızezğetleğunew sıqek’uağ. -Wıne ş’uç’e The yeğaptl; Узэзгъэлъэгъунэу сыкъэк1уагъ. - Унэ ш1ук1э Тхьэ егъаплъ)
- Seni, hal hatırını sorayım diye geldim. – Tanrı seni iyilik yolunda aranan biri olarak yaşatsın (Sıpç’ewpç’en s”ui sıqek’uağ. – Ş’uç’e qıpç’ewpç’exew Them wışéğa’ ; Сыпк1эупч1эн с1уи сыкъэк1уагъ. – Ш1ук1э къыпк1эупч1эхэу Тхьэм ущегъа1)
- Rüyamda gördüm. - Tanrı hayırlı etsin! (Pç’ıhap’e stleğuğe. Khayr The yeşş!; Пк1ыхьап1э слъэгъугъэ. Хъяр Тхьэ еш1!)
- İyi haberlerini alıyoruz. – Tanrı iyi haberlerden sizi yoksun bırakmasın (Wiqebar ş’uç’e zexetexı. – Qebarış’u Them şuşémığaç’ –Уикъэбар ш1ук1э зэхэтэхы. – Къэбарыш1у Тхьэм шъущемыгъак1)
-Aklıma geldin de (özledim de) geldim. – Tanrı seni iyi yönlerinle herkese anımsatsın (Sigu wıqeç’ığeti sıqek’uağ. -Them ş’uç’e agu wıqéğeç’. – Сигу укъэк1ыгъэти сыкъэк1уагъ. – Тхьэм ш1ук1э агу укъегъэк1).

II. Yola çıkış ve yol boyundaki selamlaşmalar:

- Güle güle/iyi yolculuklar! – Teşekkür ederim! (Ğogumaf! – Thawéğepsew!; Гъогумаф! – Тхьауегъэпсэу!)
- İyi yolculuklar dilerim. – Benimle birlikte, -manen yanımda- gelesin (Ğogumafe wéj – Wıqızdéj; . Гъогумаф – Укъыздежь).
-Oğlumuz askere gidiyor. -Tanrı yolunu açık/hayırlı etsin (Tiç’ale dzem yejağ. - Yejeğe mafe Them yeşş; Тик1алэ дзэм ежьагъ. - Ежьэгъэ мафэ Тхьэм еш1).
- Hoş geldiniz. - Teşekkür ederim (Fesıj apşi. -Thawéğepsew; Фэсыжь апщи. – Тхьуегъэпсэу).

Selamlaşmalarda, selama uygun davranış da gerekir:

- Araba sürerken bir kadının yanından geçecek olursan, onu toza boğmadan , başınla hafif bir selam vererek ve yavaşlayarak yanından geçmelisin.
- Atlı iken bir kadınla karşılaşacak olursan, attan inmelisin ya da eğer üzerinde biraz kalkarak kadını selamlamalısın.
- Bir eve girersen ilkin evin hanımını (bısımguaşe) selamlamalısın. Bir grupla karşılaşacak olursan ilkin içlerindeki kadını selamlamalısın.

III. Sofrada, grup içinde selamlaşma

- Sofrada oturulurken ayağa kalkılmaz, Adıgelerde yemek herkesten büyük (saygın olan) sayılır.

IV. Çalışma durumu ile ilişkili selamlaşmalar:

1. Toprağı sürme ya da ekin ekme işiyle ilişkili selamlar:

- Selam, bereketli olsun, Tanrı sana bereket yağdırsın (Ğebeju weğot apşi, Them pféğebuağu; Гъэбэжъу огъот апщи, Тхьэм пфегъэбагъу), derler çiftçiye.
-Teşekkür ederim/Tanrı sana sağlık bağışlasın (Thawéğepsew; Тхьауегъэпсэу), der çiftçi de.
2. Bir koyun sürüsünün yanından geçerken:

- Selam, -sürün- çoğalsın! (Bekhu apşi! Бэхъу апщи!)- derler.
- Teşekkür ederim! (Thawéğepsew!; Тхьауегъэпсэу!).

Atasözü: KENDİNE “GELENEĞE UYGUN OLARAK KONUŞUYOR” DEDİRT (‘Xabzem tétew mepsatle’ yağa’u; ‘Хабзэм тетэу мэпсалъэ’ ягъа1у)

Söylenmesi uygun olanlar

- Tanrı sağlık bağışlasın! ((Thawéğepsew!; Тхьауегъэпсэу!)
- Mutlu bir ömür sürdüresin!Mutlu bir yaşlılık yaşayasın!Mutluluk içinde yaşlanasın!(J’ış’he mafe wekhu! Жъышъхьэ мафэ охъу!)
- Bağışla beni! (Qısfeğeğu!; Къысфэгъэгъу!)
- Uygunsuz davranma (Yemık’u wımışşı; Емык1у умыш1ы)
- Verdiğin sözü unutma (Wiguşıe zışımığeğupş; Уигущы1э зыщымыгъэгъупш)
- Sözünü senden alıyorum (Wiguşıe p’epısexı; Уигущы1э п1эпысэхы)
- Bir şey söyleyebilir miyim? (Zı guşıe gore qas’o khuşta? Зы гущы1э горэ къас1о хъущта? )
- Bir eklemede bulunabilir miyim? (Qıxezğekhojı khuşta? Къыхэзгъэхъожьы хъущта? )

Söylenmesi uygun olmayanlar

- Kapa çeneni! (Wıje zetétlh! Ужэ зэтелъхь!)
- Yeter, sus! (Şığet! Щыгъэт)
- Kafayı ütüleme! (Ş’her wımıwbate! Шъхьэр умыубатэ!)
- Kafamı şişirme! (Sımıwdegu! Сымыудэгу!)
- Başımı ağrıtma! (Sş’he wımığewız! Cшъхьэ умыгъэуз!)
- Uzatma artık! (Zepığewıj ş’ıw! Зэпыгъэужь шъыу!)
- Git! (Uç’; 1ук1)
- Gözüme görünme! (Zısemığetleğu!; Зысэмыгъэлъэгъу!)
- Nereye gitmek istersen git! (Wızdak’o pşşoyğom k’o! Уздак1о пш1оигъом к1о!)

Tatlı dil yılanı
Deliğinden çıkarır.
İyi söz ürer (güçlenerek yayılır).
-Kişileri- yakınlaştırır.

Jebze daxem blağor
Qıréşı yinabğo.
Psetleşşur mebağoş’.
Wızeféşşı blağe.

Жэбзэ дахэм благъор
Къырещы инабгъо.
Псэлъэш1ур мэбaгъошъ.
Узэфеш1ы благъэ.
BEĞ Nurbıy

Atasözü: Bıçak yarası kapanır, dil yarası kapanmaz (Çatem piwpç’ırer meç’ıjı, jem piwpç’ırer ç’ıjırep; Чатэм пиупк1ырэр мэк1ыжьы, жэм пиупк1ырэр к1ыжьырэп).
· Gelenek tanımayan – yaramazın biridir (Xabzemışşe – şşıç’ay; Хабзэмыш1эр – ш1ык1ай)
· Adıge geleneği – ata mirasıdır (Adıge xabzer – ate ç’enıj’; Адыгэ хабзэр – атэ к1эныжъ)
· Topluma katılmayan – gelenek dışı kalır (Axemıhe – xebzençe; Ахэмыхьэ – хэбзэнчъэ)
· Yüz göz bakar, yüz kulak dinler (Niş’e maptle, thak’umiş’e meda’o; Нишъэ маплъэ, тхьак1умишъэ мэда1о)

Dikkat: Adigelerin “Yüz göz bakıyor, yüz kulak dinliyor” deme nedenleri, kişinin söz ve davranışlarına sürekli özen göstermesi, sınırları aşmaması ve dikkatli olması gereği nedeniyledir. Kimsenin seni görmediğini ve duymadığını düşünmemelisin. Tek bir ayıplı halin, söz ve davranışın bile görülürse, bu seni değersiz (ucuz) biri yapmaya yeterli olabilir.

Atasözleri:

· Düşünerek konuş, etrafına bakarak otur (Gupşısi psatle, zıptlıhi t’ıs ; Гупшыси псалъэ, зыплъыхьи т1ыс)
· Ayıp olandan kaçın, yıl (Yemık’um şşol’ıç’; Емык1ум ш1ол1ык1)
· “Laf ebesi-biri, bilindik – mukallit” dedirtme kendine (“A’ore –pe’oj’, aşere – peşşıj” yamığa’u ; «А1орэ – пэ1ожь, аш1эрэ – пэш1ыжь» ямыгъа1у).


Bilgi notu:
1) Adigece’yi öğretmeye ve öğrenmeye çalışan gençlerimizin telefonla ricalarda bulunmakta olmaları nedeniyle, bazı Adigece sözcük ve deyimlerin Kiril ve Latin olarak özgün biçimlerini de yazmaya çalışıyoruz. Elde olmayan hataların düzeltilmeleri ve bağışlanmaları ricasıyla. -HCY
2) “Zekoşnığ” (Zeqoşnığ; Зэкъошныгъ)-Maykop’ta üç ayda bir yayınlanan Adigece edebiyat ve kültür dergisi.
3) “Joğobın” (“Жъогъобын”-‘Takım Yıldızı’ ya da ‘Yıldız Ailesi’ anlamında)- Maykop’ta Adigece olarak yayınlanan resimli çocuk dergisi.
4) “Samğur” (Самгъур)-Masal kuşu adı, burada masal kitabı. Samğur kuşu iri ve ölümüz bir kuştur, bir gözüyle geçmişi, diğer gözüyle de geleceği görür.

İYİ İLE KÖTÜ VE GELENEK

GERÇEK İLE YALAN

İyi ile kötü, iyi olanla kötü olan yaşamın iki karşıt öğesidir.

Gerçekçilik, yiğitlik ve acıma duygusu, çalışmayı sevmek- iyi olan şeylerdendir. 

Yalan söylemek, üşengeç olmak ve laf taşımak –kötü olan huylardandır.

İyi olan övülür, kötü olansa kınanır, aşağılanır.

Bir kurt öyküsü:

KURDUN ŞARKISI

Söylenip anlatıldığına göre, bir kurt yaşarmış. Çok acıkmıştı, avlanmak için kırda koşuştururken, sürüden ayrı düşmüş bir kuzucuk ile karşılaşmış. Kuzuyu kapıp kaçacağı bir sırada, dikenlikten fırlayan minik bir fare kurdu ürkütmüş, ürken kurt da eski bir av çukuruna düşmüş.

- Yandım-m-m, yandım, diye yakınmaya başlamış kurt, bir türlü çukurdan çıkamıyormuş. Kuwoğuibl/yedi ses uzaklıktaki bir yerde otlamakta olan koca inek sesi duymuş ve çukurun önüne gelmiş.

- Sen, vay be, Kurt,
- Sen , her şeyinle dehşet saçan,
- Sen, eğri bacaklı (лъэк1эп1 к1эхыхэр) iki göz,
- Sen, çift sivri kulaklı,
Nasıl da düşmüşsün buraya

- Sen, Allahlık, inek,
Senin baban ile benim babam kardeştir,
Senin annenle benim annem kız kardeştir,
Seninle kardeşlik andı içmeye hazırım,
Yeter ki çıkar beni bu çukurdan,
Ömrümce senden olanlara asla kötü gözle bakmam.

İnek kurdun yalan söylediğini anladı ve onu şöyle yanıtladı:

- Sen, Allah'ın belası, kurt,
Güz geldiğinde yavru danamı benden kapıyor,
Bahar geldiğinde de sırtımı dişliyorsun,
Seni çıkarıncaya değin Tanrı alıkoysun seni burada.

Koca inek dönüp gitmiş.

Kurt yeniden yakarmaya başlamış. Sesi duyan tilki de gelmiş. Ona da yalvarmış ama dinletememiş. Ne yapsa, neyi denese, kurt çıkamıyormuş çukurdan. Sonunda sesi duyan kırat gelmiş.

- Seni Allah göndermiş kır at,
Kaz otu ile yeşil/marul otunun (къэлъ уцы) bol,
Çınarın çok olduğu,
Çakıllı bir yerde bir pınar var,
Pınardan sanki bal suyu fışırdıyor,
Seni oraya götürürüm,
Yeter ki beni bu çukurdan çıkar bir, demiş kurt, yalan üzerine yalan sıralamış. Kır at bu sözlere aldanmış: Peki, demiş seni bu çukurdan nasıl çıkarabilirim? diye sormuş,

- Sen bıyıklarını (wisırıne paç’exer) çıkar dışarı/burnunu uzat,
On parmağımla yakalarım ben onları,
Bu uğursuz çukurdan çakart da beni tek,
Ömrümce hiçbir ata sataşmam.
At, bıyıklarını uzatır,
Kurt da on tırnağıyla onu pençeler,
Nogay çukurunun içine çeker,
İnce derisinden başlayarak parçalar,
Atın kemiklerini
Merdiven yapıp çukurdan çıkar.
Karnı doymuş kurtlar ulumaya başlarlar,
Ormanın derinliklerine dalarlar.

AÇIKLAMALI SÖZLÜK

Ses mesafesi (kuwoğu; куогъу) – bağıran birinin sesinin ulaşacağı mesafe. Eski Adıge ölçü birimi.
Yeşil ot (qetl wıts; къэлъ уц) – kurutmak üzere biçilen ot, marul otu da denir.
Dana (nıbğeşkhu; ныбгъэшхъу) – bir yıllık dana. Erkek buzağı.
Tuluk (netı; нэты) – keçi derisi tulumu.
İnce deri (p’oç’e – bj’aç’ ; п1ок1э – бжъак1) – burada atın derisi sözkonusu ediliyor.
Burun (sırıne paç’; сырынэ пак1) – atın ön burunu, burnun ön tarafı.
Doymuş kurtlar (tığuj’ ğeşxeç’ığexer ; тыгъужъ гъэшхэк1ыгъэхэр) – öyküde tek bir kurt sözkonusu iken, ancak sona doğru çoğaldığı, birçok kurt bulunduğu görülüyor. Bu sözlü anlatıda bir gelenektir. Kurdun acımasızlığını, vahşiliğinin altı çizilmek isteniyor.
Sivri dikenli (ts’ıpaşkhu; цыпашъхъу) – “kulak uçları pıtrak dikeni gibi sivri, batıcı” denmek isteniyor.


Atasözü:

KURT ÇOBAN YAPILMAZ (TIĞUJ’IR MELAKHO AŞŞIREP; ТЫГЪУЖЪЫР МЭЛАХЪО АШ1ЫРЭП)

Öykü:

Doğru ile yalanın arası

- Doğru ile yalanın arası nedir? -diyerek Vıserej’e (*) sordular.
- Dört parmak (**), demiş Vıserej. Dört parmağını göz ile kulak arasına koyup gösteriyor.
- Bundan ne gibi bir anlam çıkıyor ki? -diyerek, ikinci kez sormuşlar.
- Bundan şunu anlamak gerekir, demiş Vıserej, kulak doğruyu da yalanı da duyar, doğru olanı ise gözün gördüğüdür. İnsan görmediği bir şeye doğrudur deyip tanıklık etmemese daha iyi yapmış olur, demiş Vıserej.

· Adigeler kötü huylu kişileri yererler (Adıgeme şen dey zıxetlxer awmısı xabze; Аыгэмэ шэн дэй зыхэлъхэр аумысы хабзэ)

Bilgi notu:

(*) Vıserej (Wıerej’; Усэрэжъ) – Sözlü anlatıda bilge, kahin, geleceği bilen kişi.
(**) Dört parmak mesafesi (Pl’ale; Пл1алэ)

Biz de öyle birini istemeyiz

Söz - MIRZE Dzepş, beste – NATHO Canhot

Dargınlığı
Yalanı huy edinen,
Ana babayı dinlemeyen,
Büyükleri saymayan
Birini kimse istemesin, istemesin,
Biz de öyle birini istemeyiz, istemeyiz.
Sert görünen,
Kendini uyanık gören,
Arkadaşları ile geçinmeyen,
Küçücük çocukları üzen,
Birini kimse istemez, istemez, 
Biz de öyle birini istemeyiz, istemeyiz.


· Gerçek

· NART RANDEVUSUNA İHANET ETMEZ (NART YİP’ATLE YEPTS’IJIREP; НАРТ ИП1АЛЪЭ ЕПЦ1ЫЖЬЫРЭП)

· DOĞRUNUN KÖKÜ GELENEĞİN DİREĞİDİR (Ş’IPQEM YITLAPSE XABZER YİÇ’ESEN ; ШЪЫПКЪЭМ ЫЛЪАПСЭ ХАБЗЭР ИК1ЭСЭН)

· DOĞRU SÜTUNDUR (Ş’IPQER PQEW; ШЪЫПКЪЭР ПКЪЭУ)

· DOĞRULUK ALTINDAN DAHA DEĞERLİDİR (Ş’IPQAĞER DIŞ’EM NAH TLAP’ ; ШЪЫПКЪАГЪЭР ДЫШЪЭМ НАХЬ ЛЪАП1)

· Yalan

· YALAN KAYPAKLIKTIR (PTS’IR TS’ENTLAĞO ; ПЦ1ЫР Ц1ЭНЛЪАГЪО)

· YALANCILIK YÜZSÜZLÜKTÜR (PTS’IWIPSIR NEPNÇ ; ПЦ1ЫУПСЫР НЭПЭНЧЪ)

· YALAN SENİ ALÇALTIR/SENİ DEĞERSİZ BİRİ YAPAR (PTS’IM PIWIT WéKHUL’E ; ПЦ1ЫМ ПЫУТ УЕХЪУЛ1Э)

· BİR YALAN YÜZ DOĞRUYU PASLATIR (ZI PTS’IM Ş’IPQİŞ’E YEĞEWTLIYI ; ЗЫ ПЦ1ЫМ ШЪЫПКЪИШЪЭ ЕГЪЭУЛЪЫИ)

· Yalancı doğruyu söylese bile ona inanmazlar (Pts’ııpsım ş’ıpqe qı’omi aşşoşş khujırep ; Пц1ыусым шъыпкъэ къы1оми аш1ошъ хъужьырэп)

Dikkat:

Dilini terbiye et, yalan söyleme (Wibze ğe’ase, pts’ı wımıwsı; Уибзэ гъэ1асэ, пц1ы умыусы)
Söz ve eylemin birbirini tutsun (Wi’ore wişşere zetéğet; Уи1орэ уиш1эрэ зэтегъэт)


Sözlük:

Doğru-doğruluk (Ş’pqe – ş’ıpqağ ; Шъыпкъэ – шъыпкъагъ) – İşin, olayın durumu- doğru konuşmak, doğru biçimde hareket etmek.
Yalan – yalan söylemek (Pts’ı – pts’ıwsın; Пц1ы –пц1ыусын) – Doğruyu bozan sözcük – doğruyu bozan sözler etmek.
Suçlu, kabahatli – suçlamak, kınamak (Mıse – ğemısen; мысэ – гъэмысэн) –Doğru olmayan bir biçimde hareket eden; söylenmemesini söyleyen; yapılmaması gerekeni yapan; suçsuz kişinin kalbini kıran – böyle birini kınamak.
Takdir – takdir etme (Şıtkhu – şıtkhun; Щытхъу – щытхъун)- Kişinin yaptığı iyi şey –bu iyi şeyi değerli sayma.

Atlas Dergisi, yurtlarından sürülmelerinin 150. yıldönümü öncesinde Çerkeslerin hazin öyküsünü sayfalarına taşıdı.

Her yıl Mayıs’ın 21’nde Kafkasya ve Türkiye’deki Çerkesler büyük bir acıyı yeniden yaşıyorlar. Toptan sürgün edilmelerinin yıldönümünde bir araya geliyorlar ve bu günü bir soykırım günü olarak anıyorlar.

Gelecek yıl, Çerkesler ve diğer Kafkas halklarının yurtlarından zorla sökülüp atılmalarının 150. yıldönümü. Atlas Dergisi; şimdi Rusya Federasyonu’nun birer parçası olan Karaçay-Çerkes, Kabardey Balkar ve Adıgey cumhuriyetlerinde Çerkeslerin konuğu oldu. Çerkeslerin yeniden diriliş çabalarını izledi, sürgün ve soykırım anılarını derledi. Atlas Dergisinden Murat Papşu ve Kerem Yücel, Kuzey Kafkasya’da Çerkeslerin yaşadığı özerk cumhuriyetlerin tümünü dolaştılar. Hem Çerkesya’yı hiç terk etmeyen, hem de vatanlarına geri dönüp yerleşen Çerkeslerle görüştüler. 21 Mayıs törenlerini ve Çerkes yaşamının özgün yanlarını görüntülediler. Atlas Eylül 2013 sayısını büyük ölçüde Çerkes halkının öyküsüne ayırdı. Dergide ayrıca kadim Çerkes yaşamının, tarihinin ve mitolojisinin anlatıldığı 50X100 santimetre boyutlarında dev bir poster hazırlandı.

Çerkesler, 1763 yılında başlayan ve yüz yıldan fazla süren korkunç savaşlarla, kıtlık ve salgınlarla kırıldılar. Dağlardan, vadilerden, köylerden koparılıp düzlüklere, bataklık ovalara sürüldüler. Büyük bir direniş sergilediler ama Rus Çarlığı’nın muazzam gücü karşısında tutunamadılar. Savaş 1864’de Çerkes ve diğer Kafkas halklarının kesin yenilgisiyle sonuçlandığında yurtlarından atıldılar. Yüz binler, ölüm yolculuklarından geçerek Osmanlı ülkesine sığındılar. Yurtları Kafdağı’nın ardındaki bir masal ülkesine dönüştü.

Çerkesya’da ise yerli halk sürgün edilip, mülklerine el konularak yerlerine Rus nüfus yerleştirildi. En yoğun 1863-64 yıllarında olmak üzere, 1858’den itibaren yüzbinlerce Çerkes Osmanlı yönetimiyle anlaşmalı olarak Karadeniz kıyılarından gemilerle Anadolu ve Balkanlara taşındı. Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına nüfus akışı 20. yüzyıl başlarına kadar devam etti. Toplumun geleneklerini çiğneyen ve dönüştürmeye zorlayan düzenlemeler, zorunlu yer değiştirme ve isyanlarla belirlenen savaş sonrası dönemdeKabardey’den, Osetya, Çeçenistan ve Dağıstan’dan kafileler Osmanlı topraklarına akmaya devam etti. Araştırmacılar 1milyon 200 bin ile 1 milyon 500 bin arasında bir nüfusun Osmanlı topraklarına göç etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Gelen göçmenler Kuzey Kafkasya’nın etnik çeşitliliğini Osmanlı topraklarına taşıdılar. Bir milyonun üzerindeki göçmen nüfusun büyük çoğunluğunu Çerkesler oluşturuyordu. Abhazya’dan gelenlerin sayısı yaklaşık 100 bin, dağların kuzeyinden gelen Abazaların sayısı 50-60 bin kişiydi. Çarlık ordusunda general olan Musa Kunduh, 1865 yılında 23 bin Çeçen ve Oset’i Anadolu’ya getirdi. Karaçay ve Balkarların göçleri küçük gruplar halinde 1900’ların başında bile devam ediyordu. Dağıstanlıların 1859’da yoğunlaşan göçleri de genellikle küçük gruplar halinde oldu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türkiye, Suriye ve Ürdün’deki Çerkeslerin bir kısmı yurtlarına döndü.

Hürriyet

Page 1 of 8

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı