Rusya’nın ihtiyacı olan şey denize çıkıştı. Bu, Altın Ordu’nun bir parçası olmaktan çıktıktan sonra (ekonomik kriz ve Altın Ordu’nun çöküşü dolayısıyla) Rusya politikasının hedefi oldu.

Elde iki taarruz yönü vardı: Karadeniz’e doğru ve Baltık Denizi’ne doğru. Aslında o sıralarda Arhangelsk üzerinden Beyaz Deniz’e bir çıkışı vardı. Mangazey vs. gibi başka limanlar da vardı ama asıl liman Arhangelsk idi. Bu liman üzerinden yılda birkaç ay süre ile dış ülkelerle ticaret yapılır; Britanya, Hollanda, İsveç gemileri buraya uğrardı. Bu sayede “Sibirya’nın entegrasyonu” yani fethi ve ticari yayılmacılık süreci işletilirdi. Ama I. Petro Petersburg’u kurduktan sonra Arhangelsk üzerinden dış ülkelerle ticaret yapılmasını yasakladı. Amaç Petersburg limanını çalıştırmaktı. Petersburg bir “ticari kapı” olmak için çok yetersiz durumda idi, çünkü o bölgede ne sanayi ne de tarımsal üretim vardı. Bu tedbir -Arhangelsk üzerinden ticaretin yasaklanması- Sibirya’nın boşalması sonucunu doğurdu. Kuzey Buz Denizi’nin kıyısında bulunan Mangazey ve diğerleri gibi birçok Rus şehri terk edildi. Kısacası bu durum tam bir felaket idi.

Konumuza dönelim.

Korkunç İvan’dan itibaren Rusya denize çıkmaya çabaladı. Üstelik bu atılım aynı anda hem Baltık ve hem de Karadeniz’e doğru olmak üzere iki yönlü idi. Korkunç İvan bu düğümü çözmeye çalıştı. Terek ırmağı üzerinde ilk tahkimat olan Tarki’yi inşa etti, Kabardeylerle ittifak yaptı vs. Aynı zamanda Baltık’a çıkmaya çalıştı, Livonya savaşını başlattı. Daha önce Volga havzasını, Hazar Denizi’ne giden ticari yolu kontrolü altına almış ve Astrahan’ı zapt ederek Hazar Denizi’ne çıkışı garanti altına almıştı. Lakin o tarihlerde İran ticari bir partner olarak eski önemini yitirmişti. Ve bütün bunların neticesi, Rusya devletinin bu hedefe ulaşmaya çalışırken bitap kalıp çökmesi oldu. Fetret ve çöküş dönemi başlamıştı. Rusya yeniden yayılmacılığa I. Petro devrinde başlayabilecekti. I. Petro’nun tahta çıkmasıyla birlikte Rusya İmparatorluğu kendisine asıl devlet hedefi olarak denizlere çıkmayı koymuştu; hem kuzey ve hem de güney denizlerine, Hazar ve Karadeniz’e. 1722 yazında Petro ordusuna ve filosuna son kez kumanda etti. İmparator Hazar’a yönelmişti; Hindistan’a giden yeni bir yol açmayı hayal ediyordu; onu baştan çıkaran şey, ipek, baharat ve Doğu’nun diğer zenginlikleriydi, bunlar Rusya üzerinden Avrupa pazarlarına akacaktı. Rus orduları, Derbent, Bakü ve bir İran eyaleti olan Gilan’ı zapt ettiler. 1723 tarihli anlaşma ile İran bu toprakları Rusya’ya terk etti.

Özellikle Persiya ve Hindistan ve keza İstanbul Boğazı ile Çanakkale Boğazlarının kontrolü fütuhat politikasının temel hedefi idi ve gerçekten de imparatorluk için bir gereklilik arz ediyordu.

Ama buradaki taarruz da başarısızlıkla sonuçlandı. Petro geri çekilmek zorunda kaldı. Sadece Baltık Denizi’ne bir “gedik açılmıştı”. Lakin yukarıda belirttiğim gibi, ekonomik açıdan burası çok da işe yarar bir yer değildi. Güneye bir çıkış “açmak” da mümkün olmamıştı. Petro taarruzu iki yönde yürütmüştü. Birisi Karadeniz yönünde Prut seferi. İkincisi İran’a doğru. Burada Kafkasya’ya takılıp kalmak planlanmamıştı, Kafkas dağlarını fethetmek kimsenin aklından geçmiyordu.

Petro, Hazar sahilini kontrol altına almak istiyordu, Derbent’e sahip olursa Gilan’a (yani Hazar kıyısındaki İran vilayeti) çıkışı mümkün olacaktı. Bundan sonra güneye giden yol her yöne açıktı: Hindistan’a, İran’a. Bu şekilde Rusya Avrupalı sömürgeci büyük devletlere rakip olacaktı. Ama malum olduğu üzere Petro’nun bu seferi başarısızlığa uğradı. Güney yönünde genişleme yeniden 100 yıldan daha az bir süre sonra, Katerina devrinde mümkün olacaktı. Nihayet Rusya Kırım’ı ve bugünkü Ukrayna’nın Karadeniz sahilini, Hacıbey’i (Odesa) ele geçirdi.

Fakat Rusya buranın bir “Türk gölü” olduğunu anlamakta gecikmedi. Güvenli bir ticaret ve siyasi ve askeri bir yayılma için Karadeniz’den Akdeniz’e çıkış yolunu, İstanbul Boğazını kontrol altına almak gerekiyordu. (Daha 19. yüzyılın son çeyreğinde Türkiye ile ilişkilerdeki gerginlik dolayısıyla Türkiye’nin boğazları kapatabileceği yolundaki söylentiler Rusya’nın güneyindeki buğday borsasının çökmesine yol açmıştı. Vladimir Jabotinskiy, “Pyatero”). Yani, İstanbul’u doğrudan kendi kontrolüne almak veya oraya Rusya’ya bağımlı bir hükümdar oturtmak, Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’ya bağımlı hale getirmek gerekiyordu. Teorik olarak Rusya’nın önünde coğrafi haritadan da görülebileceği gibi alternatif üç saldırı yolu vardı. Eski Rus masallarındaki gibi, üç yol kavşağındaki yazılı taşa bakarak birini seçeceksin.

Birincisi; direkt çıkarma, İstanbul’a doğrudan taarruz. Bunun fiziki olarak gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir hedef olduğu açıktır. Britanya ordusu bile I. Dünya Savaşında bunun altından kalkamamıştı.

Bundan başka karadan muhtemel iki saldırı güzergâhı daha vardı: sağdan ve soldan. Veya Tuna prenslikleri, Balkanlar, Yunanistan, Romanya, yani Rusya’nın potansiyel müttefiki ve Türkiye’ye düşman olan Hıristiyan halklarla meskûn ovalık arazi üzerinden. Besarabya’nın 19. yüzyıl başında Rusya İmparatorluğunun bir parçası haline geldiğini, Yunanistan’ın yirmili yıllardaki Yunan isyanından sonra 19. yüzyılın yirmili yıllarında bağımsızlığını kazandığını hatırlatalım.

İkinci yol Güney Kafkasya‘dan günümüz Gürcistan’ı, Azerbaycan, Kars yani günümüzdeki Türkiye’ye ait olup da coğrafi olarak Kafkasya’nın bir parçası addedilen topraklar üzerinden, Doğu Anadolu dağları, tüm Anadolu yarımadası ve nihayet İstanbul. Bu güzergâh çetin bir araziden geçiyordu, Kürtlerin ve Orta Anadolu’daki Türk aşiretlerinin direncini kırmak gerekecekti, uzun bir yol olacaktı ve kanımca gerçekçi değildi. Aynı şekilde Kafkas savaşı gibi bir yüzyıl veya belki daha da uzun sürecekti. Bu senaryonun gerçekleştirilebildiğini varsaysak bile Kuzey Kafkasya’yı fethetmek hiç de bir gereklilik değildi, rahatlıkla burası geride bırakılabilirdi. Kuzey Kafkas halkları; ne Çerkesler, ne Çeçenler, ne de diğerleri her halde Rusya’yı istila etmeye kalkışmayacaklardı. Üstelik Kabardey’in birkaç yüzyıldır Rusya’nın müttefiki olduğunu da unutmayalım. Petro’nun planını uygulamak, sadece Hazar Denizi’nin sahil hattını, daha sonra Gürcistan’ı ve Azerbaycan hanlıklarını kontrol altına almak gerekiyordu. Hatta buraları fethetmek, imparatorluğun idari bir parçası yapmak da gerekmiyordu. Tam tersine bunlarla müttefik olunabilir ve hatta Türkiye’ye saldırıda destekleri alınabilirdi. Ama bu yol, tekrarlıyorum çok çetin ve gerçekçi değildi.

Şayet Rusya bu yolu tutsaydı, Orta Anadolu’da gene en az 100 yıllığına batağa saplanırdı. En iyisi batı yönünde, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan üzerinden yürümekti, hatta Gürcistan’a dokunmadan, onu bağımsızlığından etmeden. Gürcistan’la yapılan anlaşma zaten bunu öngörüyordu. Rusya bunu ihlal etti.

Bu şekilde davranılsaydı; Kuzey Kafkasya halkının, Gürcistan’ın ve Azerbaycan hanlıklarının Bab-ı Aliye düşman olacakları, sınırda onunla savaşacakları ve askeri gücünün bir kısmını orada meşgul edecekleri bir ortam kolaylıkla yaratılabilirdi. Böyle yapmak yerine Rusya tuttu tam da Kuzey Kafkasya’ya saldırdı, önce uzun bir savaştan sonra müttefiki Kabardey’i ortadan kaldırdı ve ardından da Çeçenistan, Dağıstan ve Çerkesya’nın dağlarında on yıllar boyunca takılıp kaldı. Ancak Kafkasya’yı nihai olarak itaat altına aldıktan sonradır ki Rusya fütuhatını yeniden canlandırabildi ve batı yönünde Türkiye üzerine yürümeye başladı, ama geç kalmıştı. Saldırıya geçebileceği bir istikamet daha vardı, Kuzey Kafkasya’da batağa saplanmasa ve geç kalmasaydı: Hindistan, İran vs. yönünde yayılmak. Bu istikamette Rusya ancak I. Dünya Savaşı sırasında, o da birkaç aylığına, ilerleyerek Fırat’a ulaşabildi, on yıllar sonra da Afganistan’a bir hamle yapacaktı. Doğu’ya, Orta Asya ve daha öteye İran ve Hindistan yönünde başarılı bir yayılma ancak “Kafkasya’nın itaat altına alınmasından” sonra başlamıştır. Kokand Hanlığı ve Buhara Emirliğiyle yapılan savaşın tarihi 1864-1868’dir. Rusya ancak 1889 yılında günümüzdeki Tacik-Afgan sınırına, Kuşka’ya çıktı, yani Hindistan’a sağlamca yerleşmiş olan Britanya İmparatorluğunun arazisine ulaştı. Eğer Rusya bu atılımı 19. yüzyıl başlarında yapmış olsaydı, bugün Kuzey Hindistan ve Pakistan olarak adlandırılan 19. yüzyıl sonunun Britanya Hindistanına ve Pers körfezine Britanya’dan önce çıkabilirdi. Aslında böyle bir plan vardı: Fransız ve Rus ordularının Hindistan’a yürümesi. I. Pavel ile müttefik olan Napolyon bunu bizzat kendi eliyle hazırlamıştı. Bukayev Orda’sının teşkilatlandırılması vs. gibi askeri ve lojistik hazırlıklar yapılıyordu. Ama Pavel İngiliz istihbaratı tarafından öldürtüldü ve her şey iptal edildi. Ama tabi bu başka bir hikâye.

Velhasıl, imparatorluk yayılmacılığı ve ekonomik gelişim açısından Kuzey Kafkasya’nın fethi kesinlikle bir gereklilik değildi. Savaş, Rusya’nın yayılmasını 100 yıl geciktirdi. Kafkasya Savaşı Rusya’nın askerlikte ilerlemesini de yavaşlattı. Kafkasya’daki savaş sahnesi tamamen benzersiz olduğu için, Rus ordusu burada elde ettiği becerileri başka hiçbir yerde kullanma imkânı bulamadı. Bu, engebeli bir arazide hareketli küçük müfrezeler halinde hareket eden bir düşmanla yaşanan bir savaştı, üstelik bu düşmanın ne topçusu, ne de tahkimat inşa etmek için modern teknolojisi vardı. Dolayısıyla ne Rus topçusunda ne de modern ordularla savaşta işe yarayacak askeri taktik sanatında kayda değer bir ilerleme kaydedildi. Kafkas Savaşının bitim yılının, makineli tüfeklerin ve denizaltıların ilk defa savaş ortamında kullanıldığı yıl olduğunu hatırlatmak isterim. Piyade tüfeklerinin gelişimi bile duraklamıştı, piyade tüfekleri dağlıların tüfeklerinin gerisinde kalmaya başlamıştı. “Kafkasya’yı fetheden, Sivastopol’de alınan dersten sonra oradaki birliklere dağıtılan yivli tüfeklerdir. Kırklı yıllarda silahlarımız felaket kötü idi. Bunlar kaval namlulu çakmaklı silahlardı, 100 adımdan öteye etkisi sıfıra yakındı, oysa dağlıların yivli tüfekleri iki misli daha uzağa atıyordu. Daha sonraları tabur başına birkaç yivli çifte verildi. Oysa tüm orduyu bu silahla donatmak gerekirdi, o zaman Kafkas Savaşı sona ererdi. Karşılarındaki vahşilerinkiyle kıyaslanamayacak derecede kötü silahlandırılmış dünyanın en iyi ordusunun askerleri acınacak durumdaydılar!”. (Belgard V.A. Valerian Aleksandroviç Belgard’ın otobiyografik anıları-Russkaya Starina. Cilt XCVII 1899. 2 baskı. Şubat. S. 413).

Filonun gelişimi de yavaşlamıştı. On yıllar boyunca Karadeniz filosunun rakibi Çerkeslerin ilkel tekneleriydi, hatta savaşın başında Rus gemilerine saldırmayı bile denediler, tabi ki sonuç alamadılar. Daha sonra filonun görevi yalnızca hareketli küçük teknelere karşı sahilin ablukaya alınması ve sahile çıkarma yapan birliklere ateş desteği sağlamaktı, oysa düşmanın topçusu bile yoktu. Yani filonun gelişmesini tahrik edecek bir ortam yoktu. Ve nihayet Kafkas Savaşının son etabında, on yıllar boyunca savaş anlamında Rusya’nın en aktif filosu olmuş olan Karadeniz filosu modern bir filo ile karşı karşıya geldiğinde (Kırım Savaşında), Rus gemilerinin ancak batırıldıkları zaman işe yaradığı görüldü (Sivastopol koyuna müttefik gemilerinin girmesini önlemek amacıyla Rusların kendi gemilerini koyun içinde batırmaları kast ediliyor-ç.n.). Askeri bir süper güç olmanın ön şartı, güçlü ve modern bir orduya sahip bir düşmana-gerçek veya potansiyel-sahip olmaktır. Kendi ordunu onunkinin seviyesine getirmen ve onu geçmeye çalışman gerekir. Böyle bir durumla mesela Rusya’nın imparatorluk olma sürecinde yaşanan Kuzey Savaşları sırasında karşılaşılmıştı. Petro İsveçlilerin kendisi için öğretmen olduklarını söylüyordu, çünkü İsveç’in profesyonel krallık ordusu taklit etmek için iyi bir örnekti. Hatta o kadar ki, XVIII. yüzyılın ilk on yıllarında Rus kumandanlar İsveçli esirleri askerleri eğitmekle görevlendiriyorlardı. (Kurkin İgor. Severnaya Voina-PostNauka, 20 Mart 2016 //https://postnauka.ru/video/61508).

Ayrıca Kafkas Savaşının ekonomiye maliyetinin de altını çizmek gerekir. Kafkas Savaşının tırmanışı (Yermolov tarafından) 1812 yılındaki Napolyon savaşının sebep olduğu olağanüstü bir ekonomik durum arka planında başladı. Yüzyıllık Kafkas Savaşı Rusya’ya çok pahalıya mal oldu.

O tarihte kont payesiyle Savaş Bakanı olan Dmitriy Alekseeviç Milyutin anılarında şöyle yazar; “Savaşın son yıllarında Kafkasya’da muazzam bir kuvvet bulundurmak zorundaydık: Piyade sınıfında 172 nizamiye taburu, 13 tabur ve 7 sotnya (yüz kişilik birlik-ç.n) başıbozuk; süvari sınıfından 20 bölük dragun (hafif süvari-ç.n),

başıbozuklardan 52 alay, 5 bölük ve 13 sotnya, 242 sahra topu. Bu ordunun iaşesi için gerekli olan yıllık harcama 30 milyon rubleyi buluyordu”. Savaşın sonunda Kafkasya’daki Rus ordusunun mevcudu 300 bin kişiyi buluyordu, yıllık zayiat 30 bin kişi idi. Devletin yıllık gelirinin altıda biri savaş harcamalarına gidiyordu. (Milyutin D.A. Vospominaniya. 1856-1860. M.,2004. C.198).

Nihai olarak işgal edildikten sonra da Kafkasya imparatorluk ekonomisi için bir yük olmaya devam etti. Kafkas Savaşının sona ermesinden hemen sonra devlet bu bölgenin ihtiyacı için 44.560.000 ruble tahsis etti, gelir olarak elde edilen miktar ise yalnızca 15.400.000 ruble idi. (Fadayev R.A. Kavkazskaya voina.-M.,2003). Kafkasya, imparatorluğun ta sonuna kadar zarar eden bir bölge olmaya devam etti.

Birçok açıdan Rusya Kafkasya’da General Yermolov yüzünden batağa saplandı, yayılmayı Kafkas dağlarının derinliklerine yönlendiren ve başka istikametlere de yayacak olan strateji değişikliğinin fikir babası ve uygulayıcısı bizzat o oldu.

Aleksandr Sergeeviç Puşkin kardeşine yazdığı mektupta da Yermolov’dan büyük bir heyecanla şöyle bahsediyordu: “Yermolov orayı kendi ismi ve hayırlı dehasıyla doldurdu. Vahşi Çerkesler ürkmüş, eski pervasızlıkları kayboluyor. Yollar günden güne daha güvenli oluyor, çok sayıdaki kervan için artık konvoya gerek kalmıyor. Bugüne kadar Rusya’ya kayda değer bir fayda getirmemiş olan bu fethedilmiş ülkenin, kısa süre içinde güvenli ticaret vasıtasıyla bizi Perslerle yakınlaştıracağına ve gelecek savaşlarda önümüze bir engel olarak çıkmayacağını ummak lazım. Ve belki de Napolyon’un akla aykırı gibi görünen Hindistan’ı fetih planı gerçek olur”. (A.S. Puşkin’in kardeşi L.S. Puşkin’e yazdığı mektuptan. 24 Eylül 1820)… Konvoyların ancak elli yıl sonra “gereksiz hale” geldiğini söylemeye gerek yok, savaş daha yarım asır süreyle devam edecekti

Yermolov’un politikası umulanın tam aksi sonucu doğurdu. Rus İmparatorluğu Kafkasya’da yarım asır süreyle batağa saplandı ve iflah olmaz bir şekilde hem imparatorluklar arası yarışta hem de askeri gelişim alanında geri kaldı.

-Avraam Şmuleviç’in yazmakta olduğu “Krasnaya Polyana’nın Kanı. Çerkeslerin Rusya İmparatorluğu Tarafından Soykırıma Uğratılmasının Tarihi” adlı kitaptan alınmıştır.

Avraam Şmuleviç / Çeviri: Uğur Yağanoğlu
Kaynak: jinepsgazetesi.com

Kafkaslardaki çerkes cumhuriyeti Adıgey, anadillerinin kaybolma tehlikesine dikkat çekerek ülke liderine mektup yazarak anadilde eğitim istedi. Adigey Özerk Cumhuriyeti sakinleri, anadillerinin çocuklara öğretilmesini talep ediyor.

100'den fazla Adige vatandaşı anaokullarında ve okullarda ana dilin doğru bir şekilde öğretilmesinde yardım etmesi için ülke liderine bir mektup gönderdi.

24 Temmuz 2018 tarihinde, Devlet Duması ulusal dillerde eğitim tasarısını onayladı ve öğrencilerin ebeveynlerinin eğitim dilindeki zorunluluğu kaldırdı.

Mektupta, "Anaokullarında ve okullarda çocuklarımızdan anadillerini ve 'Adige Khabze'yi ( Adige ahlakının kuralları ) çalışmalarında yardım etmenizi rica ediyoruz . 'Adyge Khabze' bir konu olarak zorunlu okul müfredatına dahil edilmemiştir. Bu konuyu gündeme getirmek iyi olur, çünkü 'Adyge Khabze' ruhu içinde eğitim ve güzel halk geleneklerine uymak kuşkusuz çocuklarımıza ve tüm topluma fayda sağlayacaktır ” denildi.

Yazarlar, çocukların kendi anadillerinde iletişim kurduğu yerlerde bile, Rusça'nın kendi dili haline geldiğini belirtti.

Cumhuriyetin liderine hitap eden mektup yazarları, "Sert tedbirler alamazsak, gelecekte anadilimiz tükenecek. Soyunun tükenme tehlikesi altındaki ana dilimizin korunmasına yardım etmenizi rica ediyoruz." dedi.

Adigey Cumhuriyeti
Rusya'ya bağlı özerk cumhuriyet Adıgey 1990 yılında bağımsızlığını ilan etti.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Kafkasların Sovyet saldırılarına gösterdiği dirençte hatırı sayılır etkisi olan Kabardey atlarının neslinin yok olmaktan kurtarılıp popülasyonunun yeniden artmaya başladığı belirlendi. 

Kabardey atının gücü ve dayanıklılığı, 1800'lerde Kafkasya'nın yüksek dağlarında Rus İmparatorluğu kuvvetleriyle savaşan Çerkes savaşçılarını taşırken efsaneydi. Ancak, SSCB 1991'de çökerken neredeyse yokolma tehlikesi ile karşılaşan atlar korkunç bir durumdaydı. Şimdi, at yetiştiricileri ve hayvan kayıtları, Kabardey'in kendi bölgesinde efsane atlarının yeniden dirildiğini ve uzak ahırlarda geliştiğini göstermektedir. Kabardey atları yetiştiren, eğiten ve yarışan Pawel Krawczyk, RFE / RL 'ye verdiği demeçte, "Sovyetler Birliği' nin çöküşünde türün neslinin tükenmeye yakın olduğu görülüyor." dedi.

Sovyetler ve ardından Rus ıslah programlarının kaosun ortasında parçalandığı gibi, yüzlerce Kabardey atı nüfusu azalma tehlikesi geçirdi. Kabardey atı - genellikle tamamen siyah, koyu veya gri olan sağlam, orta büyüklükte bir at - en azından 1500'lerden bu yana dağlık kuzey Kafkasya'daki Çerkes kabileleri tarafından yetiştirildi. Hayvan, zekası ve itaatinin yanı sıra sert koşullara ve neredeyse eşsiz dayanıklılığa dayanma kabiliyeti ile ünlüdür.

Dar dağ geçitleri ve soğuk havalardaki çevikliği ve cinsi 18. ve 19. yüzyıllarda Kafkasya'nın kontrolü için İmparatorluk Rusyası'nın saldırılarına karşı Çerkes direnişini paha biçilemez bir hale getirdi.

Rus-Çerkes Savaşı sırasındaki bir Habsburg subayı tarafından yapılan açıklamada, düşman prenslerinin Kuban bölgesindeki bir baskından 14 saat önce "160 verst" veya yaklaşık 170 kilometre yol sürdüğü açıklandı. Memur FF Turnau, "Sadece [Kabardey] atı bunu yapabilirdi" dedi.

Kabardey atları pek çok askeri operasyonda çarlık orduları tarafından kullanıldı ve imparatorluk doğuya ve güneye doğru genişledikçe cins, Rusya'nın geniş sınırları boyunca Kazaklar tarafından tercih edildi.
Hayvanlar, 18. yüzyılda Polonya'nın bölünmesinde de rol oynadı .

Efsanevi özellikleri olan Kabardey atının ırkı SSCB'nin ardından özellikle at meraklıları için endişe verici biçimde kaybolmaya yüz tuttu.
“Bu atlarla ilgili olarak diğer atların sahip olmadığı özel bir şey var - bunun korunması gerekiyor.”
Kabardey atının yetiştiricilerin çabaları, şu anda yaklaşık 400 hayvanın bulunduğu Almanya'daki Kabardey atları ile ilgilenen bir merkezinde devam ediyor. Genellikle binicilik, turizm ve dayanıklılık yarışları için kullanılıyorlar.

Kabardey atları Arap atlarıyla takdire şayan bir şekilde rekabet ediyorlar.

Kabardey atları Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Macaristan, Slovakya, İspanya ve İsviçre'de küçük sürüler halinde ortaya çıkmaya başladı.

'Özgürlüğümüzün Sembolü'

Ancak en önemlisi, yetiştiriciler, Kabardey at popülasyonunun, Gürcistan'ı çevreleyen ve yaklaşık yarım milyon insanın yanı sıra düzinelerce göl ve nehirlere ev sahipliği yapan küçük bir kayalık, yemyeşil toprak parçası olan Kabardino-Balkarya anavatanlarında canlandırılması gerektiğini söylüyorlar. .

Kafkasyalı bir siyaset analisti olan İslam Tekushev, hayvanlar “özgürlüğümüzün güçlü bir sembolü” diyor. "Kabardey atı kimliğimizin ayrılmaz bir parçası ve yüzyıllar boyunca Çerkes tarihinde önemli bir rol oynadı."

Çok sayıda zengin insan, oligarş, işadamının Kabardey atları besledi ve yüzlerce Kabardey sürüsünü ellerinde tuttuğu öne sürülüyor.

Kabardey atı ırkının şu anki sayılarının Kafkasya'da 10 bin ila 12 bin arasında olduğu öne sürülüyor.

Kaynak: dunyabulteni.net

Şeyh Şamil diğer imamlar'dan farklı yeni düzenlemeler getirdi. Elinde tuttuğu belli yerleşim birimlerin 20'ye ayırdı ve buralara naipler tayin etti. Her naip bölgesinin hem idari hem askeri icraatıyla görevliydi. Ayrıca mahkemelerin yanısıra askeri hazırlıkların ikmali için divanlar oluşturdu. Orduda onbaşılık rütbesinden itibaren yüzbaşı ve binbaşı rütbeleri vardı. Naiblik rütbesi Rusların general rütbesine muadil olup bir naip bin veya birkaçbin kişilik kıt'alara kumanda ederdi.

16 yaşından 60 yaşına kadar bütün erkekler askerlikle mükelleftiler. Bir babanın üç oğlu varsa üçü de asker olur, dört oğluvarsa en küçüğü evde kalırdı. Her erkek tüfek, tabanca ve kılıç bulundurmak mecburiyetindeydi. Hastalık veyahut herhangi bir mazeret dolayısıyla evde kalan birkimse hayvanını, savaşa giden bir diğerine verirdi. Deftere kayıtlı mürit ve murtezik denilen askerlerin sayısı 60.000 kişiydi. Lüzumu halinde ise eli silah tutan her erkek askerdi. Şeyh Şamil'in ordusunun belkemiğini süvari kıt'aları teşkil ediyordu.Gerek piyade ve gerek süvari kıt'aları tayin olunan içtima mahalline son süratle sevkediliyordu.

Bunlardan başka büyük başarılar elde edenlere yüksek nişanlar verilirdi. Nişanlarda, "Sonunu düşünen cesur olmaz.", "Kılıç Cennet'in anahtarıdır", "Yiğite cennetyeri açıktır", "Hakaret etmekte ağır, öç almakta çevik ol","Savaşta korkak davranma, harbin ağırlıklarına sabırlı ol, ecel gelmedikçe ölüm olmaz" şeklinde Arapça ibareler yazılırdı. Nişanlardan başka piyade, süvarive topçu kıt'aları ayırmak için işaretler vardı. Şeyh Şamil'in maiyetinde daimi olarak 600 kişilik süvari muhafız kıt'ası bulunurdu. Bu kıt'a Fedailerinden müteşekkildi...

Savaşın bu kadar şiddetli geçmesi ve Çeçenlerin bağımsızlık uğruna herşeyi göze almalarının altında yatan en önemli neden Çeçenlerle Rusların din, dil, kültür ve ırk olarak hiçbir ortak özelliklerinin olmamaları. Çeçenler hiçbir yakınlık duymadıkları Rusların himayesinde yaşamayı 1918 yılından beri reddediyor ve bu uğurda mücadele veriyorlar. Çünkü Çeçenistan bu tarihten SSCB'nin çöküşüne kadar Sovyet Rusya'nın hakimiyeti altında kaldı ve bu dönem içinde çok büyük zulümler gördü. Ruslar, Kafkas halkları arasındaki bütünlüğü ortadan kaldırmak, milliyetçilik duygusunu ve dini inançları yok etmek ve doğup büyüdükleri topraklarına olan bağlılıklarını tamamen ortadan kaldırmak için bu ülkeler üzerinde çok vahşi bir politika uyguladı. Buna göre kardeş ülkelerin toprakları birbirlerinden suni sınırlarla ayrılmış, bazı halklar başka ülkelere göçe zorlanmış, bazıları ise zorla evlerinden çıkarılıp yerlerine yeni topluluklar yerleştirilmiştir. Bunun en önemli nedeni bu topraklarda karışıklık ve kaos çıkarmak, kardeş halklar arasında düşmanlık yaratmak ve insanların ortak kültürlerini tamamen ortadan kaldırmaktır. Bu "böl-yönet" politikasında da Rusya kısmen başarılı oldu. Bugün Kafkasya'da yaşanan anlaşmazlıkların kökeninde o tarihlerden günümüze gelen anlaşmazlıklar yatıyor. 

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bu birliği oluşturan etnik grupların birçoğu bağımsızlıklarını ilan etti. Bazıları ise Rusya topluluğu içinde kalarak, ekonomik ilişkilerinde bağımsızlaşma yoluna gitti. Yıllar süren komünist Rus yönetimi altında çok büyük baskılar gören bir milyon nüfusa sahip Çeçenler ise Cahar Dudayev önderliğinde bağımsızlık savaşına başladılar. Komünist yönetimin altında yaşadıkları baskı ve şiddet dolu yılların ardından Çeçenlerin en büyük özlemi ibadetlerini rahatça yapabilecekleri, özgür ve bağımsız bir ülke kurmaktı. Ruslarla yaşanan on sekiz aylık şiddetli savaştan sonra Çeçenler 1996 yılında Rus ordularının çekilmesiyle bağımsızlığını ilan etti. Devlet Başkanı Aslan Mashadov ile Yeltsin arasında imzalanan anlaşmalarda açıkça Çeçenistan İçkeriya Cumhuriyeti ifadeleri yer aldı. Bu, Çeçenistan için büyük bir başarıydı. Fakat Çeçenistan'ın nihai statüsü, 2001 yılında Moskova'yla Grozni arasında yeniden görüşülmek üzere rafa kaldırıldı. Ruslar için Çeçenistan konusu henüz kapanmamıştı. Çatışmalar daha küçük çaplı olsa da devam etti, fakat savaş hali sona ermişti.

Yıllardır süren bu savaşın Rusya açısından çok önemli politik -iç ve dış- ve ekonomik yönleri bulunmaktadır. Son dönemlerde Rusya gerek ekonomik açıdan, gerekse politik açıdan çok sıkıntılı bir dönem yaşamakta, Rus halk yönetime karşı çok büyük bir güvensizlik duymaktaydı. Vaat edilen ekonomik refaha ulaşılamamış, ülkedeki dejenerasyon süreci çok büyük bir hız kazanmış, mafya Rusya'da çok büyük bir güç elde etmiş ve uluslararası platformda Rusya çok büyük bir güç kaybına uğramıştır. İşte bu nedenle Rusya Çeçenistan'ı halkın güvenini yeniden kazanmak için bir kurtarıcı olarak gördü. Böylece eski dikta anlayışı tekrar hortlatılacak, milliyetçi söylemlerle halkın gözü boyanacak, ekonomik ve politik açmazları görmemeleri için Çeçenistan savaşı halka göz boyayıcı bir destan gibi sunulacaktı. Ve bunda da kısmen başarılı oldular. Yapılan seçimlerde halk savaşın başındaki Başbakan Putin'e olan güvenini açıkça gösterdi. Böylece Yeltsin'den sonraki politikanın ana hatları da çizilmiş oluyordu. 

Savaşın şiddeti giderek artacak, önümüzdeki aylarda gerçekleşecek olan seçimlere kadar da bu şekilde devam edecekti. Ve böyle de oldu. Bombardıman hiç hızını kesmeden ve yaşlı, kadın, çocuk demeden devam ediyor. Ruslar 2 Ekim 1999 tarihinde girdikleri Çeçenistan topraklarında önlerine çıkanları kadın, çocuk ya da yaşlı demeden tüm insanları acımasızca katletti. Aylardan beri sivil hedefler kesintisiz bombardımana tutuldu. Halkın direnişini kırmak için de özellikle hastaneler, doğumevleri, çarşılar, mülteci konvoyları hedef olarak seçiliyor. Ruslar Çeçenlere karşı kimyasal bombalar, scud ve napalm füzeleri kullanıyorlar. Bunun yanı sıra Ruslar birçok Çeçen köyünün kullandığı Argun nehrine zehir kattı. Zehirli sudan içen kadın ve çocuklardan büyük çoğunluğu ölürken, yüzlercesi de hastane kapısında ölümü bekledi. Suların zehirlenmesi nedeniyle içecek ve kullanılacak su bulamayan sivil halk çok zor günler geçirdi.

Rusya'nın planı ise 2000 yılının Kasım ayına kadar kendileriyle mücadele eden tüm Çeçen savaşçıları yok etmekti.

Ruslar, Çeçenistan'da yaptıkları savaşı meşrulaştırmak için her zaman için Çeçenleri ayrılıkçı teröristler olarak göstermeye çalışmaktadırlar. Oysa asıl teröristlerin Ruslar olduğu çok açıktır ve sivillere yönelik yapılan insanlık dışı olaylar bu terörizmi delillendirmeye yeterlidir. Ayrıca tarihçilerin kayıtlarına göre Çeçenler bölgenin yerli halkıdır. Ruslar ise bölgeye 1700'lü yıllardan itibaren, istilacı olarak gelmeye başlamışlardır. Ayrıca saldıran taraf her zaman için Çeçenler değil Ruslar olmuştur. Bunun yanısıra savaş her zaman için Çeçen topraklarında olmuştur. Yani saldırı altında olan Ruslar değil, Çeçen sivillerdir. Yurtlarından sürülmek istenen, zulüm görenler Çeçenlerdir.

“Vahşidir o uçurumların kabileleri, Onların Tanrısı-Özgürlük, Kanun ise Savaştır!”
Rus tarihi şair-yazar M. Lermontov’un Çeçenistan gezisinden sonrası sözleri....

Page 1 of 5

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı