Kafkasya jeostratejik konumu ve doğal zenginlikleri nedeniyle tarihin bilinen bütün dönemlerinde emparyelist güçlerin ilgisini çekmiştir.

Rusya bu amaç uğruna katliam, cebren ve ikna yolu ile Hıristiyanlaştırma, deportasyon(yurt dışına sürülme) gibi yollara başvurmuş deportasyon planına ise Dağıstan halkının tamamını, Çeçenler, İnguşlar, Malkarlar, Karaçaylar’ı dahil etmiştir. Burada değinmek gerekir ki, deportasyona sebep olarak Rusya resmi açıklamalarında sözü geçen halkların Almanlarla işbirliği içinde olduğunu ileri sürerek Çeçen-İnguş, Karaçay-Malkarlarda 1939’dan beri devam eden direniş hareketlerini göstermiştir. Ancak fiilen bakıldığında böyle bir durumun oluşu ihtimal dahilinde değildir çünkü eli silah tutan erkekler cephede Rus üniformalarıyla Almanlara karşı savaşırken köylerde kalan yaşlı, çocuk ve harp malullerinin siyasi bir işbirliği oluşumu içine girmesi mümkün değildir. Ayrıca Almanların Grozni petrollerine gelmeden çekilmek zorunda bırakılmaları da Çeçen Alman işbirliği iddialarını temelsiz bırakmaktadır.

Varolduğu günden itibaren sınırlarını genişletme eğiliminde olan Rusya; Karaçay-Malkarlıların yaşadığı Elburus dağının Şimal etekleriyle tabiat güzellikleri, kaplıcaları, maden suları ve ılıman iklimi nedeniyle ilgilenmeye başlamıştır. Stalin-Beria dönemlerinde sürgün sonrasında dağ Gürcülerinin Karaçay topraklarında iskânı sağlanmış ve Ahıska Türklerinin deportasyonu gerçekleştirilerek Şimal eteklerinin de Rus topraklarına katılması amacı güdülmüştür.
Azerbaycan ve Çeçenistan’daki zengin petrol kaynaklarının Rusya’ya akıtılması da deportasyon için geçerli bir nedendir.

Rusya’nın bu emelleri doğrultusunda yaptığı saldırılarla Kafkas Halklarının dirençlerinin tüketildiği 21 Mayıs 1864 tarihinde sürgün başlamıştır.
Kırım Savaşından sonra Ruslar kaybettikleri yerleri ve prestijlerini tekrar kazanmak amacıyla Kafkasya’ya saldırılara başladılar.1859’da Doğu Kafkasya’nın direnci kırıldığında ve Ruslar Batı Kafkasya’ya iki yol teklif ettiler. İlki Stavropol bölgesiyle Salstepine’ye göç etmek ikincisi Osmanlı topraklarına göç etmek. Rus ajanları Kuzeye göç edeceklerin Hıristiyanlaştırılacaklarını ve 25 yıl askere alınacaklarını söylemekteydiler. Buna istinaden Rus hükümetinin, Batı Kafkasyalıları özellikle Osmanlı topraklarına göç ettirmek istedikleri yargısına varılabilir.

Kafkasyalıların ardı ardına aldıkları yenilgiler üzerine Ağustos 1864’de Rus Çar’ının kardeşi Grandük Mişel tarafından yayınlanan fermanla bir ay içinde Kafkasya’nın boşaltılmasını istediğini ve vatanda kalan herkesin, harp esiri olarak Rusya’nın belirli bölgelerine sürülecekleri bildirildi ve vatandan Osmanlı topraklarına sürgün başladı.

21 Mayıs 1864’te 4 asırlık Rus-Kafkas Savaşının batı kesiminde de mağlubiyetle sonuçlanmasıyla başlayan büyük sürgün süreci Kafkas halkı için çilelidir. Sürgün yolunda telef olan binlerce insan mevcuttur. Bu durum Trabzon’daki Rus konsolosunun, sürgün işlerini idare etmekte olan General Katraçef’e yazdığı raporda şöyle anlatılmaktadır: “Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a 70 bin Çerkez geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon’a çıkarılan 24bin700 kişiden şimdiye kadar 19 bin kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63 bin 900 kişiden her gün 180- 250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110bin kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul’a götürülen 4bin 650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım.” (Geçmişten Günümüze Kafkas Trajedisi, Uluslar arası konferans, 21 Mayıs 2005)

9 Mayıs 1857’de sürgün kanununu çıkaran Osmanlı Devleti bu arada da Rus Çarıyla gizlice anlaşma yapmış ve bu anlaşmada Osmanlı ve Rus çıkarları gözetilmiştir. Anlaşmaya göre göçenlerin mal, can ve hürriyetleri dahil tüm hakları sultan garantisi altında olacak ve göçenlere her türlü vergiden muaf olarak arazi verilecek anadoluya yerleşenler 12 yıl askerlikten muaf tutulacaktır. Ayrıca 1860 yılında kurulan İskan-ı Muhacirin Komisyonu ile ekonomik ve politik çıkarlar da gözetilmiştir.
Bu dönemde Osmanlıya genç ve savaşçı nüfus gerekirken Rusya’nın da bu nüfustan kurtulması gerekliydi. Rusya bu nüfusu Osmanlıya yollarken kati olarak Kafkasya’dan gelen nüfusun Rus sınır boylarına yerleştirilmemesini istemekteydi. Osmanlı arşivinden elde edilen bilgilere göre Kars’a yerleştirilen 100 hane Çeçen olduğu için Rusya Osmanlıya bir ültimatom yollayarak Kars’ta ki halkı çekmelerini aksi takdirde yolladıkları göçerleri durduracaklarını belirtmiştir. Doğu Anadolu ve Kars’a Kafkasyalıların yerleştirilmesine şiddetle karşı çıkan Rusya aynı hassasiyeti Balkanlar içinde göstermekteydi. Osmanlı’nın da bu dönemde göçerler için uyguladığı bilinçli bir iskân politikası vardır. Gelenlerin bir grubu Karadeniz’den bu gün ki Bosna-Hersek’e kadar olan hatta yerleştirilmiş bir kısmı da Marmara bölgesine İstanbul’u kuşatacak şekilde yerleştirilmiştir. İskân planlaması yapılırken yerleşik halkın etnik kökenleri göz önünde tutularak olası ayaklanmaların da engellemesi hedeflenmiştir.

Sürgün yıllarından bahsederken; Rus Tarım Uzmanı İ. N. Klingen, 1870 yılında “Çerkezler yurtlarını çok seviyorlardı ama özgürlüklerine olan bağlılıkları ondan bile üstündü. Ya üstün güçler karşısında boyun eğecekler yada ölünceye kadar savaşacaklardı. Onlar boyun eğmektense ölmeyi seçtiler. Kendileriyle birlikte binlerce yılın birikimi olan kültürleri de 30yılın içinde yok edildi.”sözlerini kullanırken, Rus Savaş Bakanı Mikhail Yevdokimov, 1865 yılında verdiği demeçte, “Tehlikeli halkın azalması bizi birçok uğraştan kurtaracaktır…442 ailenin gitmesinden dolayı üzülmeyin onlar iki kat daha fazla gitseler de bundan dolayı bölge hiç zarar görmez… Tüm halkın gidebileceği yönündeki endişeye gelince, böyle bir şeyin gerçekleşmesi bize hoşnutluğun yanı sıra önemli bir fayda sağlardı.” Demiştir. P.P. Kordenko, 1874 yılında “1825 yılı boyunca bizim müfrezeler Kuban ötesini ezip geçiyorlardı ve dağlıların köylerini yok ediyorlardı. Yangın ve baskınlarda binlerce Çerkez hayatını kaybettiği gibi yiyecek ve yakacak rezervleri de imha edildiği için sağ kalanlarda açlık ve hastalıktan ölüyorlardı.”sözleriyle savaşın insanlık ötesi boyutunun resmini çizmekteydi. Tarihçi Yazar ve Kafkasya Uzmanı Ploton Zubov,1834 yılında yaptığı açıklamada; “Çeçenler haydut, hırsız, hain, son derece cesur, korkusuz, kararlı, zalim, kibirli, alaycı, gururlu ve kontrol edilemez insanlardır. Bunlardan kurtulmanın tek yolu hepsini toptan imha etmektir” ifadesini kullanarak savaşın kendince haklı olduğunu savunmaktaydı.

Tarihte yaşanan felaketin acıları ve izleri Kafkasyalılarda halen devam etmektedir. Geçmişten günümüze Kafkasların Trajedisi başlığıyla 2005 yılında yapılan uluslararası konferansta savaştan ve sonuçlarından bahsedilirken; “1994’ten bu yana Çeçenistan da bütün acımasızlığıyla devam eden saldırılar günümüzün somut soykırım suçlarıdır. Son 10 senede Çeçenistan’a yönelik Rus saldırıları sonucu 42 bini ilkokul çağındaki çocuklar olmak üzere nüfusun dörtte birini oluşturan 250 bin sivil en barbarca yöntemlerle öldürülmüş 20 bin kişi Rus askerleri tarafından evlerinden alınıp götürülerek yargısız infaza tabi tutulmuştur. Çeçenistan’da ki 424 köyden Rusların yaşadığı üç tanesi hariç 421’i havadan bombardımanla enkaz haline getirilmiştir.400 bin insan komşu cumhuriyet ve bölgelere sığınmıştır.” sözleri kullanılmış ve günümüze kadar yansıyan sonuçlarının ve yarattığı sorunların çözümü için arayışlarda bulunulmuştur.

Kafkasya halkları Rusya’nın bölgeye yönelik işgal girişimleri, uğradıkları saldırı ve uygulanan gayri insani politikalar sonucu bu gün yok oluşun eşiğine gelmiştir. Vladimir Putin de dahil olmak üzere Rusya’nın başında olan yöneticiler ülkenin var olmaya başladığı günden bu güne topraklarını genişletmeyi hedef seçmiştir.
Rus yönetimleri bu süreçte işgal edilen topraklarda tüm insanlar ile onların yaşam koşullarını ortadan kaldırma maksadı gütmüş yerleşim birimlerini hedef alan saldırılar da sivil halk katledilmiştir. Soykırım suçu açık bir şekilde işlenmiştir ve yenilgiyle çıkan Kafkasyalıların hayatta kalanları da sürülerek ikinci bir soykırıma tabi tutulmuştur.

Soykırım kavramı; Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ve Uluslararası Ceza Statüsü olmak üzere başlıca iki uluslararası hukuk metninde tanımlanmıştır.

Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme
Md.1. Soykırım Birleşmiş Milletler ruhuna ve amaçlarına aykırı ister savaş ister barış zamanında işlenmiş olsun devletler hukuku suçu olarak kabul edilmiş ve bu suçu önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt etmiştir.

Md.2. İşbu sözleşmede jenosit, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun kısmen veya tamamen imha edilmesi maksadıyla az sayıdaki fiillerden birinin intikap olması demektir.

a. Gurup üyelerinin katli
b. Gurup üyelerinin bedeni ve akli melekelerine ciddi surette zarar verişi
c. Gurubun bedeni varlığının kısmen veya tamamen imhası sonucunu doğuracak hayat şartlarına kasten tabi tutulması.
d. Gurup için de doğumları sekteye uğratacak tedbirler alınması
e. Bir grup çocuklarını diğer bir gruba zorla nakledilmesi.

Md.5. Taraf devletler sözleşme hükümlerinin uygulanmasını sağlamak üzere kendi anayasalarına uygun olarak gerekli yasal tedbirleri almayı bilhassa soykırım fiilini işlemekten suçlu bulunacak kişilere uygulanacak etkili cezayı yaptırımları yasalaştırmayı taahhüt etmektedir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü

Md.5. Soykırım suçu mahkemenin yargı yetkisine dahil edilmiştir.

Md.6. Soykırım suçu bu maddeyle düzenlenmiştir.

Md.25. (3)(b) Soykırım suçu işleyen yada yeltenen birine bu suçun işlenmesini emreden suça teşvik yada tahrik eden herkes soykırım suçlusudur.
mad.23. (3)(e) Bir kimsenin doğrudan yada alenen diğerlerini soykırım suçunu işlemeye kışkırtması soykırım suçu olarak kabul edilir.
Tarihteki Rus-Kafkas İlişkilerine, savaşlarına ve Kafkas departosyonuna bakıldığında Rusya’nın Kafkas halkına uyguladığı eylemlerin Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü ve Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme belgelerine dayanılarak soykırım suçu olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Öyle ki sivil halk katledilmiş tehcire zorlanmıştır ve bu olaylar alenen meydana gelmiştir.

Soykırımla ilgili suçlar, soykırım anlaşmasının imzalanmasından sonra 1945 ten günümüze hukuki olarak ele alınabilecek yargıya tazminata tabi tutulabilecek suçlardır. Siyasal olarak geriye yürüme söz konusu olabilse bile hukuki olarak ceza-i müeyyide getirilen hiçbir hukuki düzenleme geriye yürüyemez. Evrensel hukukilik prensibine aykırıdır. Yarı kalmış ceza olamayacağı gibi bunu yasaklayan bir kanun uluslar arası bir sözleşme olmadan işlenmiş suçlara ceza verilemez.
Siyasal alanda ise soykırımın kabul edilişi devlet ve o devletin mensubu insanları için utanç kaynağı olarak kabul edilmektedir.

1864’de Rusya’dan sürülen bir buçuk milyon Kafkasyasalının en az 600 binin sürgün sırasında öldüğü tahmin edilmektedir.1917–1920 yıllarında ne kadar insan öldüğü bilinmemektedir. 1944 yılında tüm Çeçen-Inguş nüfusu Sibirya’ya sürülmüş 13 sene sonra 300 bin kişi geri dönmüştür.

Hukuksal olarak gerek BM teşkilatının veto yetkisine sahip beş ülkesinden bir tanesinin Rusya olması, gerekse büyük devletlerin aralarındaki siyasal paslaşmalar ve devlet çıkarlarının ön planda tutuluşu nedeni ile geçmişte yaşanan olaylar göz ardı edilmekte ve günümüz de devam eden olaylara hiçbir uluslararası kurum müdahale etmemektedir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1948 yılında onaylanıp 1951 yılında yürürlüğe giren Soykırımın önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmeler’de verilen örnekler arasında Kafkas soykırım ve sürgününden bahsedilmemiştir. Ve yine Ankara Ticaret Odasının Soykırımlar Tarihi: Iki Yüzlü Kriterler Raporu adını taşıyan Mayıs 2005 tarihli raporda 50’yi aşkın soykırım örneğine yer verilmiş ancak orada da ne tarihte ne de günümüzde Rusya’nın Kafkaslarına uyguladığı soykırımlardan bahsetmemiştir. Amerika’daki Soykırım Anma Müzesi Vicdan Komitesi tarafından 7 Mart 2005’te yayınlanan son yılın soykırımları listesinde Kafkas haklarından bahsedilmemiştir. Oysaki komünist dönemde ve 1944 sürgünleri sırasında öldürülen Kafkas halkları ile 1994’ten bu yana Çeçenistan’da sürdürülen soykırıma kurban giden 250 bin sivilden hiç söz edilmemiştir.

Günümüz şartlarında bakıldığında Rusya’nın Çeçenistan’ı istemesi ve hala savaşların devam edişine şöyle bir açıklama getirilebilir. Rusya’nın değer kaynakları ele alındığında petrol ülkesidir ancak 100 yıldır petrolü çekilmektedir. Rusyanın diğer kaynakları gözetildiğinde petrol açısından dikkate alınabilecek değeri yoktur. Rusyanın binde biri kadar toprağa sahip yüzde biri kadar nüfusu bulunan çeçenler toprak zenginliği ve doğal kaynakları olarak kendi halkını refah için de yaşatabilir ancak Rusya’ya getirisi pek fazla olmaz. Çeçenistan’ın stratejik önemi kuzeyin güneye geçiş ve güneyin kuzeye çıkış yolu üzerinde bulunmasıdır. Ve yine günümüz şartlarında stratejik olarak enerji hatlarını kesiştiği bir nokta bulunmaktadır. Dünyanın ekonomik çıkarlarının döndüğü noktaya çok yakın oluşu Rusya’nın hâkimiyetini etkilerini stratejik çıkarlarını sürdüre bilmesi için önemlidir.

Çarlık döneminden beri sıcak denizlere inme politikasının önünde set ihtiva edişi Sovyet döneminde aynı politikanın ideolojik versiyonun sürdürülebilmesi için tampon bölge oluşu konum olarak güneye geçişte bir yol olması 20–21 yüz yılın yeni paylamışındaki Orta Asya, Avrasya enerji kaynaklarının yakınında bir kısmınında üzerin de oluşu önemli kılar Çeçenya’yı.

Yüzeye kadar çıkan gravitesi yüksek petrol verimli Kafkas ovaları ikinci hatta üçüncü plandadır. Ancak Rusya’nın imparatorluk olarak birkaç yüzyıldır işgal ettiği alanlarda kalabilmesi için önemlidir. Ve Rusya federasyon olarak kaldığı sürece de önemini koruyacaktır.

Çeçenler de mücadelelerini, 1550’lerden itibaren sömürgeciliğe karşı yapılan bağımsızlık mücadelesi, işgal üzerine çıkan bir savaş, direniş olarak tanımlamaktadırlar ve istemlerinde kendi sınırları dışına taşan bir düşünce yoktur. Savaş nedenleri arasında ulusal, etnik, dini, kültürel dinamikler de mevcuttur. Bu dinamikler mücadeleyi beslemektedir.

Sonuç itibariyle Rusya ile Kafkas Cumhuriyetleri ve halen sıcak çatışmaların devam ettiği Çeçenistan arasında barışın sağlanması uzlaşmaya varılması tarih sahnesinden de görüldüğü üzre askeri yöntemlerle mümkün değildir. Süregelen savaşın iki tarafın da çıkarlarını gözeten çözümü dünya kamuoyu ve uluslararası örgütlerin duyarlılığından geçmektedir. Avrupa Birliğine üye devletler ve ABD sorunun çözümünde anahtar görevi üstlenebilir. Savaşın devamı iki tarafında uluslararası toplum otoriteleri açısından yıkıcıdır ve iki tarafta bunu kabullenmelidir.

Bir çözüm yolu daha vardır ki uygulanması mümkün gözükmemektedir. Dünya devletlerinin siyasal çıkarları yüzünden Kafkasya da halen devam etmekte olan olaylara ses çıkartamamasının alternatifi saldırıda bulunan devlete karşı insanların organize olup bu devleti uzun bir süre ekonomik olarak boykot etmeleridir.
Diğer bir yol da elde edilebilinecek güçtür. Ancak küçük devletlerin büyük devletlerle baş edebilecek gücü olmadığından o günkü konjekture göre bağımsız olmaları hangi devletin lehineyse o devletten destek alınır. Ancak günümüzde Kafkas milletlerinin bağımsızlığı onlara destek verebilecek güçteki devletlerin lehine değildir... 

Kafkaslar-Orta Asya-Ortadoğu Çalışma Grubu

Hakikaten Osmanlı Devleti Kafkaslardaki destansı mücadeleye kayıtsız mı kalmıştır, yoksa iddia edildiği gibi 1829'da Ruslar’la imzalanan Edirne Antlaşması üzerine Osmanlı Devleti'nin eli kolu bağlandığı için bir şey mi yapamamıştır, yoksa uzun yıllar süren esaret döneminden sonra İstanbul’a gelmesine müsaade edilen ve Sultan Abdülaziz tarafından bütün teşrifat kaideleri çiğnenerek ta Dolmabahçe Sarayı'nın kapısında karşılanan ve "Babam Sultan Mahmut mezarından çıksa idi ancak bu kadar sevinç ve heyecan duyabilirdim." şeklinde samimî ifadelere muhatap olan Şamil’in söylediği iddia edilen şu sitemvari sözler mi gerçeği yansıtmakladır: "Şevketlu padişahım bana yapabileceğiniz en büyük lütuf ve ihsan, Ruslara karşı tam otuz beş sene Allahımıza sığınarak yaptığımız Milli Mücadele sıralarında bizi ordularınızla desteklemek idi. Bunu da yapamadığınız takdirde, hiç olmazsa silâh ve cephane vermek suretiyle yapılabilecek yardımlar bile gerek cennetmekân birader-i mükerremleri Sultan Abdülmecit tarafından, gerekse zat-ı şahaneleri canibinden her nasılsa yapılamamış ve bilhassa Kırım muharebesinde zuhur eden pek büyük fırsatlardan da asla istifade edilemediği gibi Ruslarla yarışırcasına Kafkasya tam yarım milyonluk bir istila ordusunun karşısında yalnız başına terkedilmiştir."

"Kafkasya dağlıları eski zırhlı şövalyelere benzerler. Simaları ve şekilleri Avrupalıdır, giysileri ve silahları, Asyalıdan çok ortaçağ Avrupalısını andırır ve her ne kadar Rusya ülkelerine hakimse de; dağları, vadileri, meraları ve ovalarıyla sadece lafta ona bağımlıdırlar. Korkusuz insanlar olarak vatanlarını sonuna kadar savunmuşlardır. Şamil, Avrupa'nın ihtiraslarına benzemeyen bir imanla, basit, mütevazi ve cesur bir üslupla ülkesinin başına geçti. İktidarını sağlamlaştırmak için çok sert ve acımasız önlemler almaktan çekinmedi. Bu şekilde Dağıstan'da duruma hakim oldu. Savaşta çok ağır yaralar almasına rağmen iyileşip tekrar savaşmayı başardı. Kafkasya Genel Valisi General Kont Vorontsov, bazı küçük Kafkas liderlerini rüşvetle elde etmeyi denedi, fakat başaramadı. Ancak bunu kabul eden bazı küçük başkanlar Şamil tarafından derhal yok edildiler. 1834–1859 yıllarında Kuzey Kafkasya'da Dağıstan'ı ve Çeçenya'yı yönetmiş olan Şamil, üstün Rus kuvvetleri karşısında 25 yıl aralıksız savaştıktan sonra 1859'da teslim olmak zorunda kaldı. Ruslar tarafından saygı ve ilgiyle karşılandı.

Aydın O.ERKAN:Tarih  Boyunca  Kafkasya  Sayfa:87  (Elizabeth Wormeley Latimer: Russia and Turkey in 19th Century-19.y.y’da Rusya  ve Türkiye) İstanbul,1999  Çiviyazıları

A-KAFKAS HALKLARI

Önce, konuyla ilgilenmemiş olanları göz önüne alarak Kafkasya, Kafkas halkları ve dilleri hakkında kısa da olsa bir açıklama yapmakta yarar gördüm.

1-KAFKASYA NERESİDİR?

Basit bir tanımla Kafkasya, Hazar Denizi’nden Karadeniz’e uzanan Kafkas sıradağları ile, kuzeyde Kuban ve Terek nehirlerini, güneyde ise Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bölgelerini içine alan coğrafi bütünlüğün adıdır.

2-KAFKASYA HALKLARI

Kafkasya, halklar ve diller ülkesidir. Tarihin en eski çağlarından beri hem nüfus almış, hem nüfus vermiştir. Bu alış veriş savaşlar, göçler ve sürgünler şeklinde olmuştur. Kafkasya halklarının bir kısmı yerlidir, bir kısmı da değişik zamanlarda başka yerlerden gelmişlerdir. Bunlar da Kafkasya’nın yerlisi olmuşlar ve ortak bir kimlik oluşturmuşlardır.

Güney Kafkasya halkları Lazlar, Sıvanlar, Gürcüler, Azeriler ve Ermenilerdir.

Kuzey Kafkasya halkları ise şunlardır:

a-Yerli Halklar:
                       1- Abhazlar
                       2- Adıgeler (Çerkesler)
                       3- Çeçenler ve İnguşlar
                       4- Dağıstan Halkları
                                   - Avarlar (Moğol asıllı Avarlarla karıştırılmamalıdır)
                                   - Lezgiler
                                   - Laklar
                                   - Tabasaranlar
                                   - Ve başkaları
b- Dışardan Gelenler:
                       1 - Asetinler (Osetler-Alanlar): Hint-Avrupa kökenli
                       2- Karaçay ve Balkarlar: Asya Kökenli (Türk kökenli)
                       3- Negaylar: Asya Kökenli (Türk kökenli)
                       4- Kumuklar: Asya Kökenli (Türk kökenli)
                       5- Ruslar ve Kazaklar (1864 Rus istilasından sonra gelenler)

3-KUZEY KAFKASYA'NIN SİYASAL DURUMU

Bugün için Kuzey Kafkasya, Rusya Federasyonu’na bağlı sekiz cumhuriyet halindedir. Kendi alfabeleri, okulları, yayın organları vardır, yani kültürel özerkliğe, kısmen de siyasal özerkliğe sahiptirler. Yöneticilerini kendileri seçerler.


Bu cumhuriyetler Karadeniz’den Hazar’a kadar şöyle sıralanmıştır:
                       1- Abhazya Cumhuriyeti
                       2- Adıge Cumhuriyeti
                       3- Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti
                       4- Kabartay-Balkar Cumhuriyeti
                       5- Osetya Cumhuriyeti
                       6- İnguşetya Cumhuriyeti
                       7- Çeçen Cumhuriyeti
                       8- Dağıstan Cumhuriyeti

4-ÇERKESLER KİMDİR?

''Çerkesler” diye birilerinden söz edilir, ancak bunların kim oldukları, nereden geldikleri, niçin geldikleri hakkında pek bir şey bilinmez. Hatta, Çerkes olanların çoğu da bu bilgiden yoksundur. “Çerkes” adı dışarıdan verilmiş bir addır. Onlar kendilerine kendi dillerinde Çerkes demezler, “ADIGE” derler. Çerkes adının onlara kimler tarafından verildiği kesin olarak bilinmiyorsa da, Karadeniz’in Kafkasya kıyılarında M.Ö. 827. yıllardan itibaren koloniler kurarak yaşamış ve uzun süre Çerkeslerle ticaret yapmış ve kültürel ilişkilerde bulunmuş olan Grekler (Yunanlılar) tarafından verilmiş olduğu çeşitli kaynaklarda yazılmaktadır. Bu ad Türkiye’de “Çerkez ya da “Çerkes” şeklinde kullanılmaktadır. Araplar, “Çerakes”, Avrupalılar “Cirreassian” derler.

Çerkesler, başka yerden gelip Kuzey Kafkasya’ya yerleşmiş değildir, oranın yerli halkıdır, yani Çerkeslerin anayurdu Kuzey Kafkasya’dır. Kuzey Kafkasya’nın Karadeniz kıyılarından itibaren Çeçenistan ve Osetya’ya kadar uzanan bölgesine Çerkezistan ya da Çerkesya denilirdi. Hazar Denizi’ne kıyısı olan doğu bölgesi Dağıstan’dır.

İşgalden sonra Ruslar, Çerkeslerin çoğunluğunu (%90) Osmanlı ülkesine sürgün edip yerlerine Rusları ve Kazakları yerleştirdiler. 1917 ihtilalinden sonraki siyasal yapılanmada Çerkezistan’ı Adıge, Çerkes ve Kabartay şeklinde üç bölgeye ayırdılar. Yukarıda açıklandığı gibi Adıge ile Çerkes zaten aynı anlama geliyor, Kabartay da Çerkeslerin bir kabilesinin adıdır. Amaç Çerkes kimliğini yok etmekti.

Çerkesçe (Adıgece), Kafkas Dilleri grubuna girer, Avrupa, Asya, Arabistan dilleriyle ya da başka bir dille ilgisi yoktur. Ses sayısı fazladır. Örneğin Türkçede 29, Çerkescede 58 ses bulunmaktadır. 1818-1824 yılları arasında Çerkesler arasında bulunmuş olan Fransız De Marigny, Çerkesya Seyahatnamesi adlı kitabında “Çerkesçe çok zor ve değişik bir dildir” demektedir. Yine 1837-39 yılları arasında Çerkesya’da üç yıl kadar yaşamış olan İngiliz Jackes S. Bell de, bu konuda şöyle demektedir: “Çerkesler bu toprakların yerlisidir, dilleri aynıdır. Kendilerine özgü bir eğitim sistemleri vardır.”

İngiliz John F. Baddele, Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil başlıklı kitabında konumuzla ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: “Kafkasya halklarının kökeni ve yapıları konusu, hayranlık verici ve çözülmesi en zor bir problemdir. Stabon, kitabında Kafkas dillerinin sayısını 70 olarak verirken Plinius 300 olduğunu belirterek, ‘Biz Romalılar, Sohum’daki işlerimizi 130 tercümanla sürdürmek zorunda kalıyorduk’ demektedir. Arap gezgini El-Aziz Doğu Kafkasya’ya ‘Diller Dağı’ adını vermiş ve 300 dil konuşulduğunu söylemiştir. ... Kafkas Dilleri hakkında henüz son söz söylenmedi. Kafkasyalılar, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen çok sayıdaki kabilelerden ve ırklardan oluşmaktadır ve bunlar çok çeşitli diller kullanmaktadırlar. ... Karadeniz’le Hazar arasında uzanan Kafkaslar, tarih boyunca ülkeleri işgal edilen halkların sığınma yeri olmuştur. Bu durum, Kafkasya’nın coğrafi konumundan ve fiziksel yapısından kaynaklanmaktadır.”

Kuzey Kafkasya, tarih boyunca birçok saldırılara uğramışsa da bunlar kalıcı olamamıştır. Ancak Ruslar tarih sahnesine çıktıktan sonra Kafkasyalıların amansız düşmanı olmuş, aralıklı olarak yüzlerce yıl süren, giderek sıklaşan ve şiddetlenen savaşların sonunda Kafkasyalıların gücü bitmiş ve işgal 1864’te tamamlanmıştır.

Bugün Türkiye’deki Çerkes sayısı, anayurt Kafkasya’daki Çerkeslerin on katı kadardır. Çerkesçe, Kafkasya’da yazı dili olduğundan varlığını sürdürmektedir. Ürdün ve İsrail Çerkesleri de kültürel kimliklerinin korunması için devletin teşvik ve desteğini görmektedirler.

B- KAFKAS DİLLERİ

1- DİLLER HAKKINDA GENEL BİLGİ

Kafkas Dillerine geçmeden önce dünya dilleri hakkında bilgi vermek yararlı olabilir. Arkeolojik yöntemlerle ortaya çıkarılan ilk yazılı belgeler, bundan birkaç bin yıl öncesine aittir. Tarih boyunca bazı diller, savaşlar, istilalar ve göçler nedeniyle kaybolmuştur. Dünyada bugün varolan dillerin kökenleri kanıtlanabilmiş değildir. Ancak dilbilimciler çeşitli ölçüler kullanarak dilleri karşılaştırmakta ve akrabalıklarını ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. Diller buna göre sınıflandırılmakta, sesyapısı, kelime yapısı, gramer yapısı ve kelime sayısı gibi ölçüler kullanılmaktadır.

Bugün için dünyada dört bin kadar dil olduğu kabul edilmektedir. 1970 yılında dört milyarın üstündeki dünya nüfusuna göre önde gelen 20 dil ailesi şunlardır:

Dil Ailesi   Nüfus
Hint-Avrupa        2.000.000.000
Sine (Çin)-Tibet     1.040.000.000
Nijer-Kenge   240.000.000
Afre-Asya    230.000.000
Avustralya   200.000.000
Dravyan   140.000.000
Japon   120.000.000
Altay   90.000.000
Avustralya-Asya   60.000.000
Kore   50.000.000
Tai   50.000.000
Nilo-Sahara   30.000.000
Güney Amerika (Ameridyan)   25.000.000
Ural   23.000.000
Miao-Yao   7.000.000
Kafkas   6.000.000
Hint-Pasifik   3.000.000
Koisan   50.000
Avustralya Yerlileri   50.000
Paleo-Siberya    25.000
Genel Toplam   4.314.125.000

(Kaynak: David Crystal, The Cambridge Encyclopedia Language, 1987)

Yukarıdaki rakamlara göre Türkçe’nin dahil olduğu Altay Dil Ailesi 90 milyon nüfus ile 8. sırada yer almaktadır. Kafkas Dil Ailesi ise 6 milyon nüfusla 16. sıradadır.

Dil aileleri yerine en çok konuşulan diller esas alınırsa sıralama şöyle olmaktadır:

1- Çince           :        1 Milyar
2- İngilizce      :     350 Milyon
3- İspanyolca   :    250 Milyon
4- Hintçe         :     200 Milyon
5- Arapça        :     150 Milyon

Bir dil, bir ülkede resmi dil olmasa da belirli topluluklar içinde yaygın olarak konuşulabilir. Ayrıca çok dilin konuşulduğu bir ülkede herkes tarafından aynı düzeyde konuşulmasa da tek bir resmi dil olabilir. Örneğin Rusya’da çok sayıda dil konuşulmakta ve bunların önemli bir kısmı devlet tarafından, en azından ilkokullarda eğitim dili olarak tanınmaktadır, resmi dil Rusça’dır.

Çok dilli toplumlarda, resmi olmasa bile ortak bir anlaşma dili kullanma zorunluluğu vardır. Örneğin, “Dağlar Ülkesi” yanında “Diller ülkesi” olarak da adlandırılan Dağıstan’da Arapça, yüzyıllar boyu ortak dil olarak kullanılmış, daha sonra Kumukça’ya (Türkçe ile aynı aileden) geçilmiştir.

2- KAFKASYA’DA DURUM

İlk bölümde değinildiği gibi Kafkasya, Halklar ve diller ülkesidir. Bu dil çokluğundan ilk kez söz etmiş olan, M.Ö. 5. yy.’da yaşamış ünlü Yunan gezgin ve tarihçisi HERODOT’tur. Daha sonra yaşamış olan STARBON (M.Ö. 65-M.S.23) ve Romalı PLİNİUS (M.Ö.23-79) bu konuda bilgi veriyorlar. Ortaçağ Arap gezginlerinden AL MAKSUDİ, İBN HAVKAL, EBU FİDA ve diğerleri de bu konuda bilgi vermektedirler. Daha sonraları, günümüze dek birçok batılı ve Rus bilim adamları da Kafkas Dilleriyle ilgili araştırmalar yapmışlardır.

Dilci Friedrich Müller tarafından ortaya atılan “Kafkas Dilleri” terimi, 1864’ten beri kullanılmaktadır. Ancak, tarihsel bir kavram olan “Kafkas Dilleri” kapsamına girmez. Bu coğrafyada (Kafkasya’da), Hint-Avrupa dillerinden bazılarına (Ermenice, Osetçe, Kürtçe, Tatça), ya da Türk Dillerine (Azerice, Kumukça, Karaçay-Balkarca, Nogayca), Moğol kökenli Kalmukça, Samu dillerinden Asurca, Fin-Uygur dillerinden Estonca’ya rastlanmaktadır.
Kafkas Dilleri, hem Ural-Altay Dillerinden, hem de Hint-Avrupa Dillerinden farklı değişik bir dildir.

Her dil, değişim halindedir, sadece ölü diller değişmezler. Kafkas dilleriyle ilgili en iyi özet çalışma, Rusça baskısı 1965’te, Almanca baskısı 1969’da yayınlanmış olan Klimov’un Kafkas Dilleri adlı kitabıdır.

3- KAFKAS DİL AİLESİ

Yerli Kafkas dillerinin sayısı Amerikalı dilci Catford’a göre 37’dir. Bunların tümü yazılı dil değildir. Yazı dili olarak Kiril (Rus) alfabesini kullanırlar. Gürcülerin kendi özel alfabeleri vardır. Bugün bilim adamlarının ortak kanısı, Kafkas Dillerinin apayrı bir dil ailesi oluşturdukları şeklindedir. Kafkas dillerinin, tarihsel çağlarda herhangi bir yerden gelmediği ve en azından 4000 yıldır Kafkasya’da konuşulduğu kabul edilmektedir. Söz konusu olan Kafkas dilleri, yerli Kafkas dilleri olup, sonradan Kafkasya’ya geldiği bilinen ve bugün Kuzey Kafkasya’da konuşulan (örneğin Hint-Avrupa ailesinden Osetçe, Altay ailesinden Kumukça gibi) diller bilimsel sınıflamada Kafkas Dil ailesi içinde yer almazlar. 1970 yılı verilerini kullanan Catford’un tahminine göre, dünyada Kafkas dillerini konuşanların sayısı 6 milyon civarındadır. Gerçek rakam bunun üstünde olabilir. Örneğin Türkiye’de nüfus sayımlarında anadil sorulmamaktadır.

4- KAFKASYA DİLLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Kafkas Dil Ailesinin dışında, sonradan dışarıdan gelen halkların getirdikleri diller de vardır. Doğaldır ki bu halklar da Kafkasya’nın birer parçası olmuşlar, yerli halkla kaynaşarak Kafkas kültürünü ve kimliğini oluşturmuşlardır. Örneğin yerli dilleri konuşsunlar, konuşmasınlar Kumuk, Karaçay-Balkar, Nogay gibi Altay dillerini konuşan halklar ve Osetler, Tatlar gibi Hint-Avrupa dillerini konuşan halklar Kuzey Kafkasya kültürünün ayrılmaz parçaları olmuşlardır. Kafkasya’nın bu tarihsel bireşimi göz önüne alınarak Kafkasya dillerini iki sınıfa ayırmak mümkündür: Yerli Kafkas Dilleri, dışarıdan gelen diller.

A- Yerli Kafkas Dilleri:
1- Güney Kafkas Dilleri (Kartvel, İber)
                       - Gürcüce
                       - Zan Grubu (Mingrelce, Lazca)
                       - Svanca
2- Kuzey Kafkas Dilleri
            a- Kuzeybatı Kafkas Dilleri
                       - Abnaz ya da Abazaca
                       - Çerkesçe ya da Adıgece (Kabardey, Besleney, Şapsığı, Kemguy, Bjeduğ.. şiveleri)
                       - Ubıhca (Abaza ve Adıge dilleri ile ortaklığı var)
            b- Kuzeydoğu Kafkas Dilleri (Hazar dalı, Çeçen, Dağıstan-Nah)
                       - Vaynah grubu (Çeçence, İnguşca, Batsca)
                       - Avar, Andi, Dido grubu
                       - Avarca
                       - Andi grubu (Asıl Andi, Botlik, Godoberi, Karata, Bagulal, Tindi, Çamalal ve Akvağ)
                       - Dide (Tsuntal) grubu (Asıl dide, Kıvarşi, Kapuça, Hunzal)
                       - Arçiçe
                       - Lak-Dargi grubu
                       - Lakça
                       - Asıl Dargice, Kaytakça, Kubaşice
                       - Samur grubu
                       - Lezgice
                       - Agulca
                       - Rutulca
                       - Tsakurca
                       - Tabasaranca
                       - Budukça
                       - Dizekçe
                       - Kinalgukça
                       - Udice

B- Dışardan Kafkasya’ya Gelen Diller:
Bu dilleri üç kümede toplamak mümkündür:
         1- Hint-Avrupa Dilleri:
                      1- Ermenice
                      2- İran Dili
                                - Kuzeydoğu İran: Osetçe
                                - Batı İran:
                                - Kuzeybatı İran: Talişçe, Kürtçe
                                - Güneybatı İran: Tatça
         2- Altay Dilleri:
                      1- Türkçe:
                                - Oğuz grubu:
                                - Batı Oğuz: Azerice, Karapapakça
                                - Doğu Oğuz: Türkmence
                                - Kıpçak Grubu: Kumukça, Nogayca, Karaçay-Balkarca
         3- Semitik Diller: Asurca (Batı Semitik Arami grubundan)

5- DİLLERİN DEĞİŞMESİ

Dünyada her şey değiştiği gibi, kuşkusuz diller de değişmektedir. Dilbilimciler, akrabalığı olan ya da aynı kökenden geldiği düşünülen dillerin ne kadar zaman önce farklılaşmaya başladığına ilişkin çalışmalar yapmışlardır.

Bu çalışmalarda bir kelime listesi esas alınmakta ve iki dilin birbirine benzer kelimeleri yüzde olarak saptanmaktadır. Bu yüzde ne kadar düşükse, dillerin o kadar eski bir tarihte ayrılmaya başladığı düşünülerek ayrılma tarihi tahmin edilmektedir. Örneğin eğer iki dil arasında %60 ortak kelime varsa, bu dillerin yaklaşık on yedi yüzyıl önce birbirinden ayrılmaya başladıkları belirtilmektedir. Zaman ölçeği en fazla 25.000 yıl öncesine gitmektedir. Kuşkusuz bu yöntemin yetersizlikleri vardır ve sonuçlar, yalnızca bir hipotez olarak ihtiyatla değerlendirilmektedir. Bu teknikteki en temel varsayım, ele alınan dillerin tek bir kökenden geldiğine ilişkindir. Oysa iki dil, iki ayrı kökenden gelseler bile, toplumların karşılıklı ilişkileri nedeniyle ortak kelimelere sahip olabilirler. Öyleyse bu tekniğin tek başına; türeme ilişkilerini ortaya koymadığını, ancak diğer bilimsel bulgularla birlikte anlamlı olarak kullanılabileceğini söyleyebiliriz. Ancak başka bir teknik getirilmediğinden, tüm yetersizliklerine karşın bu teknik, Swadesh ve Lees tarafından ilk uygulandığı 1940 yılından beri hala kullanılmaktadır, ve belli sınırlar içinde dilbilimsel değeri vardır.

Çeşitli araştırmacıların bu tekniği, yaklaşık 80-100 kelimelik listelere uygulayarak yaptıkları karşılaştırmalar, Kafkas dilleri arasındaki kelime ortaklıkları konusunda fikir vermektedir. Araştırmacılara göre bazı Kafkas dilleri arasındaki ortak kelime oranları şöyledir:

Kartvel Dilleri (Klimov’a göre):
Gürcü-Sıvan %30, Zan-Sıvan %30, Gürcü-Zan %44

Kuzeybatı Kafkas Dilleri (Catford’a göre): Abhaz-Adıge %27, Abaza-Adıge %31, Adıge-Wubıh %40, Abhaz-Abaza %80, Adıge-Kabartay %92

Dağıstan Dilleri (Catford’a göre): Avar-Akvakh %48, Avar-Hunzip %34 Avar-Lezgi %27

Kuzeybatı Kafkas ile Dağıstan Dillerinin Karşılaştırılması:
Adıge-Avar 99.75-12.9 (Tovar’a göre), 9x%10-14 (Catford’a göre) Abhaz-Avar %8-13 (Catford’a göre).

Bu kelime ortaklıkları esas alındığında, Svan’ın Gürcüce ve Zan’dan ayrılmaya başlaması yaklaşık 4000 yıl, Gürcüce’nin Zan’dan ayrılması ise 2700 yıl öncesine gitmektedir. Kuzeybatı Dillerine bakıldığında Adıge-Kabartay 270 yıl, Abhaz-Abaza 740 yıl, Abhaz/Abaza ile Adıge 4220 yıl önce farklılaşmaya başlamıştır.

Bu istatistiksel bulgular ya da hipotezler, tarihçilerin ve arkeologlara bazı yorumları ile birleştirilince daha anlamlı ve açıklayıcı olmaktadır. Yukarıdaki verilere göre Abhaz-Abaza dili ve Adıge dili arasındaki farklılıklar ilk kez M.Ö.2000 yıllarında oluşmaya başlamıştır. Örneğin dilbilimci Sulimirsky’e göre Kuzey Kafkas Maykop kültürünün başlangıcı M.Ö. 2500-3000 yıllarıdır ve bu kültürün Karadeniz kıyısında kuzeye doğru bir göç sonucu oluştuğunu belirten bir teori vardır.

Dilbilimci Catford’un araştırmasına göre:

- Güney ve Kuzey Kafkasya arasındaki yol ayrımı 1300-1400 yıl öncesinde başlamıştır (eğer ortak bir kökenden geliyorlarsa).
- Kuzey Kafkasya’nın batısı (Abhaz ve Adıge) ile doğusu (Dağıstan-Nah) arasındaki yol ayrımı, 10.300 yıl öncelerine gitmektedir.
- Doğu dillerinden Dağıstan Dilleri (Avar-Andi-Dide grubu) ile Çeçence’nin farklılaşması 7000 yıl öncesine gitmektedir.
- Dağıstan dilleri arasındaki farklılaşmalar ise 4000 yıl öncesinden başlamış olmaktadır.

Bu tahminlerin ihtiyatla karşılanması gerekmektedir. Örneğin, ortak kelimelerden biri konusunda yanlış analiz yapılırsa, sonuçta 300 yıllık bir süre hatası yapılmış olmaktadır. Kafkas Dillerinin birbirleriyle benzerlikleri yanında, Avrupa’da izole bir dil olan Baskça ve eski bir Ortadoğu dili olan Urartuca ve belgelenmiş en eski yazıtlara sahip olan Hititçe gibi dillerle olan ilişkileri konusunda geliştirilmiş teoriler de vardır. Bu ilişkilerin daha sağlam bilimsel dayanaklara kavuşturulması, dilbilimci, tarihçi antropolog vb. bilim adamlarının yeni çalışmalarını beklemektedir.

6- ÇERKESÇE SÖZCÜKLER

1818-24 yıllarında Kafkasya’da Çerkesler arasında yaşamış olan Fransız De Marigny, Çerkesçe’ye merak sarmış ve kısa bir Çerkesçe sözlük hazırlamış. Bir örnek olması bakımından bu sözlükten seçilmiş olan bazı kelimeleri alıyoruz.

Daha önce değinildiği gibi 58 sesli olan Çerkesçe’nin Türk alfabesindeki 29 sesle yazılması mümkün olmadığından, burada Türk alfabesi ile yazılabilecek olanları seçtik. 

Çerkesçe  Türkçe Çerkesçe Türkçe
Blıpe Pazartesi O sapşı Hoş geldin
Gubce Salı Se Ben
Bereskeji Çarşamba Et
Mefeuk Perşembe Şığın Elbise
Pereskeşhoe Cuma A El
Mefezauk Cumartesi Abjane Tırnak
Thaumaf Pazar Pse Ruh, can
Nepe Bugün Psegoed Günah
Negoe Gidelim Koe Domuz
Şıa? Var mı? Tığuj (Dığuj)  Kurt
Wetgeje Hoşçakal Ha Köpek
Tıs Otur Şı(Çı) At
Pao Şapka Şha Kafa
Çu(vı)  Öküz Tha Tanrı
Jake Sakal Se Kıseta (Se kızet) Bana ver
Je Ağız Psı Su
Fıjı Beyaz Şuzı (Fız) Kadın
Bağsıma Boza Pşaşe (Gıgebz) Kız
Fabe Sıcak Şawe Oğul
Atake (adake) Horoz Kuaye (Koey) Peynir
Haynape Ayıp Hajığe (hacığe) Un
Psape Sevap Şhal Değirmen
Pae (paçe)  Bıyık Şhaltes Değirmenci
Kagoe Gel ThaWı ğapsew Sağol
Goe    Git Dişe Altın
Ne Göz Tıjın (Dışın) Gümüş
Nape Yüz Wune Ev
De Ceviz Çemı (Jem)  İnek
Dejiy (Dejey) Fındık Mel Koyun
Bzıwu (Bzuw)  Kuş Pçenı(Bjen) Keçi
Thagume Kulak Şıne Kuzu
Bjım (Bjın) Soğan Şejiy (Şejey) Bıçak
Te Wugore Nereye Psey Çam
(Dene Wuoğre) gidiyorsun? Naşe Kavun
Haluğ Ekmek Gu Kalp
Çetı (Ketı-Ged) Tavuk Pşe (Pşedık) Boyun
Baje Tilki Nıbe Karın (Mide)
Tığe (Dığe)  Güneş Guçıen (Guşıen) Konuşmak
Maze Ay öın Ağlamak
Şığu-çıuğ Tuz Pğe Odun
We Sen Mez Orman

7-AVCI DİLİ

Avcılık dönemini yaşayan diğer toplumlarda olduğu gibi Çerkeslerde de “Avcı Dili” denilen bir dil kullanılırdı. Bunun nedeni, hayvanların da insan dilini anladıkları inancıydı. Bu inanca göre av sırasında hayvanların adını anmak onların kaçmalarına neden olacağından takma adlarıyla anılırlardı.

Kafkasya’da Mezdoğ bölgesi Çerkesleri, “Kurt adını anarsanız üstümüze saldırır bizi parçalar, sakın adını söylemeyin” derlermiş. Kurt sözcüğü yerine orman köpeği, kır köpeği takma adları kullanılırmış. Avcılık dışında da bazı durumlarda örtmece adlar kullanılırdı. Örneğin korkulan hastalıkların adları da değiştirilir, takma adlar kullanılırdı. Yine geleneklere göre evin gelini aile üyelerini gerçek adlarıyla çağıramaz, onları kendi taktığı güzel ve özel adlarla çağırırdı.

Tekrar avcı diline dönecek olursak, av hayvanlarının anlamamaları için onların adlarını söylemezler, kendi koydukları adları söylerlerdi. Bu adlar, aynı zamanda hayvanların özelliklerini de yansıtırdı. Bununla ilgili olarak şu örnekleri verebiliriz: 

Türkçe adı Çerkesçe adı Çerkesçe Adı Takma adın anlamı
Geyik Şıh Bjabe Çok boynuzlu
Ayı Mışe Lebısej Keçe ayak
Tilki Baje Thağepz Yalancı
Domuz Koe Peşabe Yumuşak burunlu
Kurt Tığuj (Dığuj) Şğoeeyj  Vahşi boz renkli
Avcı Şagoe Pşerıh Av getiren

 

Yaşar Bağ

KAYNAKÇA:

1) Menteş, Gökhan M., Diller ve Kafkas Dilleri Üzerine Kafkas (Şamil Vakfı Bülteni) İstanbul, Aralık, 1998
2) Çerkesya Seyahatnamesi: Şövalye Taitbout De Marigny, Çev. Aydın Osman Erkan, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1996
3) Bell, James S., Çerkesya’dan Savaş Mektupları, Çev. Sedat Özden, 1837-39 Kafkas Vakfı yayınları, İstanbul, 1998
4) Kafkas Dilleri, Kaf Yayınları, İstanbul, 1990
5) Bağ, Yaşar, Türklerde ve Çerkeslerde Kültür, Din ve Tanrı, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1998

ÇAR HÜKÜMETİNİN KAFKASYA’DAKİ İŞGAL POLİTİKASI: 

Rusya'nın Perslerle (1826-1828) ve Türkiye’yle (1827 -1829) yaptığı savaşlarda zafer kazanması Rus İmparatorluğu’nun gelecekteki fetihleri için bir basamak olarak kullanacağı Transkafkasya’ya saldırmasını olanaklı kıldı. Çeçenistan'ı, Dağıstan'ı ve Çerkesya'yı içine alan Doğu ve Kuzeydoğu[1] Kafkasya'nın fethedilmiş olarak görülmesine rağmen, gerçekte bu bölgelerin özgürlük aşığı dağlı halkları Çar politikasına karşı direniyorlardı ve henüz pasifize edilmemişlerdi. Çar Hükümeti, işgal edilen Kuzey Kafkasya vilayetleriyle Transkafkasya arasında bir tampon bölge oluşturan bu dağlı kabileleri boyunduruk altına alma zorunluluğuyla karşı karşıya kalmıştı.

Dağlı halk, Çarizmin sömürgeci boyunduruğunun ağır baskısından yakınmaktaydı. Verimli vadileri bırakarak dağlara sürülen dağlılardan alınan bu verimli topraklara, Çar hükümetinin emellerine destek olacakları gözüyle bakılan Kazak köyleri kurulmuştu. Çar Hükümeti bu özgürlük aşığı dağlılara karşı saldırılarına 19. yüzyılda başladı. Tekrar Ordu Kumandanlığına getirilen Paşkevich, 1837'de Çar'dan ''Dağlıları tamamen bastır, boyun eğmeyenleri yok et'' şeklinde emirler alıyordu. Paşkevich atalarınınkine eşit bir şevkle ve vahşice bir politika oluşturdu.

Çar Hükümetinin politik açıdan onur kırıcı, ekonomiyi çökerten ve sürekli baskısına karşılık dağlılar 1820'li yılların sonunda bağımsızlık mücadelesini başlattılar. Mücadele, Çarlığa ve onun uşakları olan yerel Hanlara yönelikti ve kısa sürede bir kitlesel halk hareketine dönüştü. Bu dağlıların sömürgeci Çar Hükümetine karşı verdiği bir mücadeleydi. Bu mücadelenin, İslamiyet’in bir tarikatı olan Müridizm'in dini bayrağı altında olması gerçeği Kafkas halklarının geri kalmış toplumsal yaşamlarıyla açıklanabilir.

 

MÜRİDİZM: 

İslamiyet'in Kafkasya'da ilk olarak görünmesi 7. yüzyıldaki Arap fetihleri zamanına rastlar, fakat İslamiyet Kafkasya'da çok yavaş yayılmış ve 18. yüzyıla kadar dağlara girememişti. Doğuda eski zamanlardan beri bilinen ve Kafkasya'ya 15. yüzyılda giren Müslümanlık, rahiplerle çok az benzerlikleri olan Dervişlerin buyruklarıyla oluşturuldu. Orta ve Önasya'da iyi bilinen bu buyrukların öğretileri Dağıstan ve Çeçenistan'a ''yol'' yani kurtuluş yolu anlamına gelen Tarikat adı altında yayıldı. Tarikatçılar yani daha doğru olarak Müridler öğretmenlerinin isteklerine kayıtsız-şartsız itaat etmeye söz vermişlerdi. Bu da yüzden köylüleri ilk defa oluşturulan böyle bir hareketin önemini kanıtlayan bir gerçektir. Kafkasya'da tarikatın öğretileri tamamen diniydi ama sonraları Dağıstan köylüleri arasında yayılmasıyla tamamen askeri ve politik bir kişiliğe büründü. Rus araştırmacıları buna Müridizm adını verdiler.

Yarag köyünden Molla Muhammed veya Kurali Mohama 1823'te tarikatın Dağıstan'daki ilk öğreticisi olarak ortaya çıktı. Fakat onun öğretilerine Gimrili tanınmış bir vaiz; Gazi Muhammed, tarafından yeni bir biçim verilmiştir. Gazi Muhammed, tarikata askeri ve politik bir kişilik kazandırmış ve işgalcilerle birlikte feodal beylerin de dahil edildiği kafirlere karşı bir Mukaddes Savaş ve Gazavat fikrini ileri sürmüştür.

1820'li yılların sonlarında, Çar'ın istila politikasına karşı yürütülen mücadelenin şiddetlenmesi gerektiğini hocası Kuralı Mohama'dan daha hararetli bir şekilde savunan Gazi Muhammed, politik mücadeleye olan isteğe Müridizm'de daha açık bir ifade geliştirdi. Bu sırada Çar Hükümeti, dağlı kabileler arasındaki kavgalardan mümkün olduğu kadar çok yararlanmaya çalışıyordu. Bu nedenle Gazi Muhammed bu kavgaların sona ermesi için vaaz vermeye başladı ve hatta kan davasına bir son vererek kabileleri Çar Hükümetine karşı yapılan mücadelede birleştirmeye teşebbüs etti. Konuşmalarında, Müridizm ile bağımsızlık savaşının birleşmesinin yani Gazavat'ın gerekliliğine tekrar değindi. Lenin ''Politik bir direnişin dini çerçeve içinde ifade edilmesi yalnız Rusya için değil, gelişimlerinin belli aşamalarında tüm halklar için geçerli bir olgudur'' der. Marx'a göre Gazavat, dağlıların bağımsızlık için verdikleri en uygun mücadele biçimiydi. 

 

KUTSAL SAVAŞIN BAŞLAMASI: 

Gazi Muhammed nispeten kısa bir süre içinde Dağlı erkek nüfusunun büyük bir bölümünü etrafında topladı ve 1830-1832 yılları arasında başarılı bir dizi askeri harekat gerçekleştirdi. Gazi Muhammed'in askeri bir lider olarak kendisini kanıtladığı Vnezapnoya, Burnoya ve Derbent kalelerinin Dağlılar tarafından kuşatılması özellikle dikkate değer o1anlardır. Ama yöre Hanlarına ve özellikle Avar Hanedanlarına karşı yapılacak mücadeleler de Gazi Muhammed'in planları arasında yer almaktaydı.

Gazi Muhammed, bağımsızlık mücadelesi çalışmalarında bir devlet sisteminin unsurlarını yaratmaya çalıştı. Cemaatların (Köy kurultaylarının) ve Müridlerin çoğunluğunun desteğiyle Dağlıların İmam'ı veya askeri, manevi ve toplumsal yöneticisi oldu. 1832'de köyünü -Gimri Kalesini- kendilerini kuşatan Çar'ın birliklerine karşı savunurken silahı elinde olduğu halde öldü. 0 zamana ait bir hikaye Gazi Muhammed'in ''süngüler üzerinde asılı durduğunu'' ve mücadele ruhunu yükseltmek için Müridler tarafından muharebe alanına dikildiğini söyler.

Gimri'de Gazi Muhammed'le birlikte savaşan Şamil ciddi bir şekilde yaralanmasına rağmen düşman birliklerini yarmayı ve saklanmayı başarmıştı. Bu sırada, Doğu ve Kuzeybatı Kafkasya'da Çar Hükümeti ile Çerkes, Çeçen ve Dağıstan'lı dağlılar arasında şiddetli çarpışmalar olmaktaydı. Çerkesler savaşı Don ve Volga nehirlerine kadar taşımakla tehdit ediyorlardı. Rus Generalleri de askeri seferlere ve hücumlara başlamışlardı. Pasifize edilmiş Transkafkasya'da ardı-arkası kesilmeyen karışıklıklar patlak vermekteydi. Jaro-Belokan'da 1830'da artan vergilere karşı halkın başlattığı bir ayaklanma vardı; ayaklanma yaklaşık altı ay sürdü ve yerel feodal beylerinin de yardımıyla Çar Hükümeti tarafından vahşice bastırıldı. Aynı şey 1837'de Talych Hanlığında da yaşandı.

Çar Hükümeti Kafkasya'daki kuvvetlerini gittikçe artırıyordu. Her yerde askeri garnizonlar kurulmuştu. Karadeniz sahilinde, Karadeniz Hattı olarak bilinen ve Abhazya'dan Sujuk Kalesine kadar uzanan büyük askeri istihkam sistemleri inşa edildi. Kuzeydoğu Kafkasya'da Kafkas Hattı diye bilinen askeri istihkamların sayısı da arttırıldı.

1832'de toplanan Dağıstanlı Müridler, yaşlılar ve ruhban sınıfı geniş bir mürid kitlesinin lideri olan Gamzat Beyi Gazi Muhammed'in yerine geçmek üzere imam seçtiler. Gamzat Bey Çar Hükümetine karşı birleşmek üzere Avar Hanlarıyla müzakereye başladı, ama bu sırada Gamzat Bey'e bağlı bir grup köylü başlarında İmam olmadığı halde Hanları yendiler. Khanzukh Müridler tarafından işgal edildi ve önemsiz bir Avar Hanı olan Pokhu Bike yenildi. Gamzat Bey Khanıukh camiinde dua yapılırken haince öldürüldü ve cami ateşe verildi. Gamzat Bey'i öldürenler ve suikastı düzenleyenlerin başları Hacı Murat ve Osman'dı. Bu durumda Rus Generalleri, kuklaları durumundaki Hacı Murat'ın, Avar Hanlarının Müridlere karşı eskiden beri sürdürdükleri mücadeleyi üstlenmesiyle Avar memleketindeki konumlarını daha da kuvvetlendirdiler.

Gamzat Bey'in ölümünden sonra Şamil, müridleri toplayıp Hacı Murat ve Rus Generallerine karşı mücadele etmek için onlarla beraber and içti 1834'te ise Müslüman bilginlerinin, yaşlıların, Koisubu adayı Uzden tanınmışlarının ve dağlık Dağıstan'ın özgür halklarının hazır bulunduğu bir toplantıda imam seçildi.  

 

ŞAMİL: 

Şamil 1801 veya 1802' de bir Avar Uzden Dağlı Ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kendisinin gelişiminde önemli bir yeri olan Gazi Muhammed'le beraber büyüdü. Dağlıların en önemli yöneticisi, cesur bir askeri lider, gösteriş1i bir asker ve kanun koyucu, çelik iradeli, zeki ve gerilla savaşlarına lider olabilecek bir kimseydi. Sekreteri, Hacı Ali, Şamil'i şöyle anlatıyordu: ''Şamil, bilgili, dindar, uzak görüşlü, cesur, azimli bir adam olmasının yanında iyi bir binici, iyi bir nişancı, iyi bir yüzücü, iyi bir güreşçi, iyi bir koşucu idi, kısaca onunla kimse yarışamazdı. Gamzat Bey'le beraber iken Dağıstan'ın halkını ve arazisini iyi bir şekilde inceledi. Aklına koyduğu her şeyi yapabilirdi. Kan davalarının ve klan kavgalarının sona ermesinden sonra toplulukları emirlerini yerine getirmeye hazır bir halk haline getirdi. ''Şamil'e olan bağlılık o kadar büyüktü ki Dağlılar ''Şamil'in bir emri ile canlarına kıyabilir, öz babalarına, kardeşlerine, çocuklarına karşı savaşabilirlerdi.” Şamil'in imamlığı 25 yıl devam etti.

Köylü hareketi 1830'lu yıllarda Ermenistan'dan Gürcistan'a tüm Transkafkasya'ya yayılmıştı. 1837'de Ermenistan'ın Savan Gölü bölgesinde büyük bir köylü ayaklanması meydana geldi. isyancılar vergilerin azaltılmasını ve melik[2]lerin kaldırılmasını istiyorlardı. Aynı yıl Kuba bölgesinde müridizmin sloganlarını kullanan başka bir isyan patlak verdi. İsyana zorla toplanan Müslüman süvari alayının Varşova'ya tayin edildiği haberi neden oldu. İsyan hain bir grup bey vasıtasıyla oluşturulan silahlı güç tarafından bastırıldı. Çar'ın birliklerinin baskısı altındaki Şamil, isyancılara yardım edememişti.

Şamil, Dağıstan, Çeçenistan ve İnguş bölgesinin özgür topluluklarını'' Çar Hükümetine karşı yapılan mücadelede yer almaları için ikna etmeye çalışıyordu ve hatta işi kutsal savaşta yer almak istemeyen köyleri toptan yok etmeye kadar götürmüştü. Şamil, otuzlu yılların sonunda çevresindekilerle birlikte dağlık Dağıstan'ın doğal olarak savunmaya oldukça uygun ve takviye edilebilir durumdaki Akhulgo yöresine yerleşti. Rus ordusundan kaçan firarilerin de yardımıyla gerçekleştirilen istihkam sistemiyle zaptedilmez bir kale durumuna getirilen Akhulgo'nun ortasında imam için Avrupa stili iki ev inşa edilmişti. Akhulgo'nun sağlamlığı Çar'ın birliklerince, başarısızlığa uğradıkları bir denemeden geçirildi. Bu durumda Rus Generalleri Şamil'e; ''dağ krallığının yöneticisine'', bir dizi barış önerileriyle yaklaşmak istediler ama Önerilerin hepsi Şamil tarafından reddedildi. Bunun üzerine çok sayıda askeri birlik Akhulgo'nun etrafına yığılmaya başladı. Akhulgo'ya o kadar çok asker getirilmişti ki bu askerlerin çekilmesiyle Karadeniz Hattı güçsüz düşmüştü. Kuşatma altındaki Akhulgo 1839'da ağır bombardıman ateşine tutuldu.

Şamil hemen hemen bütün müridlerini kaybetti. Akhulgo'da akan bu müridlerin kanı binlerce Çar askerinin de hayatına mal olmuştu. Yöreyi iyi bilen Şamil, ikinci bir defa, kendilerini çevreleyen düşman zincirinden kaçmayı başardı.

Halk hikayeleri, Uzdenlerin savunucusu ve Çar Genera1lerinin korkulu rüyası Şamil'i ele geçirilemez bir kişi olarak anlatıyorlardı. Şamil'in Akhulgo'dan kaçışıyla dağlıların bağımsızlık mücadelesinin safhası sona erdi. Bu süre içerisinde, mücadele, gücünü Uzdenlerden alan geniş çaplı bir ulusal hareket haline gelmişti.

Şamil 1839'un Ağustosunda Çar Hükümeti tarafından istila edilen ve Rus yönetiminin ağır boyunduruğu altında bulunan, Çeçenistan'ın dağlık bölgelerine çekildi. Görevli olarak burada bulunan bir maceraperest General Pullo, kendisine karışılmamasından faydalanarak dağlıları kırıp geçirmekteydi. Dağlılar her yıl 20.000 gümüş rublelik dayanılmaz bir vergi ödemek zorundaydılar, birçok yerleşim bölgesi tamamen tahrip edilmişti ve dağlılar silahsızlandırılmışlardı. Bu kötü muameleler Çeçenleri sonu olmayan ayaklanmalara teşvik etti ve bazı köylerde yaşayanlar yalnız bir yıl içinde birkaç kez isyan ettiler.   

 

ŞAMİL’İN PARLAK DEVRİ (1840-1847):

Şamil Çeçenistan'da bir kahraman gibi karşılanmıştı. Etrafında hemen kalabalık bir mürid kitlesi toplandı. Gazavat tekrar başladı. Çar'ın Generallerinin zaman kaybetmeleri ve insiyatifin ellerinden çıkmasına göz yummaları Şamil'e askeri zaferler kazanması için uygun bir ortam sağladı. N.G.Chernyskevsky'e göre 1940 ile 1847 arası hareketin doruğa ulaştığı ve Şamil'in ''parlak devri''ni yaşadığı dönemdir. Akhulgo kuşatmasından sonra Şamil, askeri bir güç, devlet örgütlenmesi, askeri istihkam sistemi olmadan ve düşmana sürekli akınlar düzenlemeden bağımsızlığın kazanılmayacağına inandı. Şamil, otuzlu yılların sonunda Çeçenistan'da harekete geçti. Önce askeri istihkamlar kurdu ve müridlerden oluşan askeri birlikler meydana getirdi, Çar'ın birliklerine saldırdı, onları geri püskürttü ve Çeçenistan'ın önemli bir bölümünü geri aldı. 1940'dan sonra tekrar Dağıstan'daki özgür toplulukların bir kısmının önderi durumuna geldi. Adı yine Tüm Kafkasya'da dillerdeydi. 1840 ve 1846 arasında arka  arkaya parlak zaferler kazandı. Bilhassa, Sunja'ya Valersk'te 1840'da meydana gelen kanlı muharebe en önemlilerinden biridir ve o savaşa katılmış Şair Lermontov tarafından anlatılmıştır. Çar'ın birlikleri tarafından sıkıştırılan Hacı Murat 1940'da, düşman olmalarına rağmen Şamil'e katılmıştı. 1842'de İchkerin'e yapılan Grabbe komutasındaki askeri sevkıyat ve 1845'te Vorontsov'un gerçekleştirmek istediği hücum, başarısızlığa uğratıldı. Şamil Çar'ın birliklerine karşı ciddi başarılar kazanmaktaydı. Rusların askeri istihkamlarının önemli bir bölümü tahrip edildi. Özellikle Çeçenistan'ın dağlık bölgesi olan İchkern'in içlerine yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan sefer en önemlilerinden biriydi; Çar'ın birlikleri dağlıların gerçekleştirdikleri cesur akınlar ve şiddetli hücumlarla dağıtılmış; çok miktarda silah, üniforma ve yiyecek müridlerin eline geçmişti. Çar'ın Generalleri Şamil'in bu parlak zaferi karşısında güvenlerini kaybettiler.

Bu sıralarda Transkafkasya'nın önemli bir kısmı, özellikle Gürcüstan, köylü isyanlarına sahne oluyordu ve bu durum dağlıların Çar yönetimine karşı sürdürdükleri mücadeleye yardım etmekteydi.

Rusya'yı Kafkasya'daki savaşta güçsüz duruma düşürmek isteyen İngiltere ve Fransa kendi mütecaviz fikirleri doğrultusunda Karadeniz sahillerinden dağlılara silah ve askeri, araç gereç yollamaktaydılar. Ama bu yardımlar çok az miktarda gerçekleştiğinden dağlıların çoğu kendi köylerinde ürettikleri silah ve tüfekleri kullanmaktaydılar. İngiltere kendi himayesi altındaki toprakları genişletmek ümidiyle Karadeniz'e silahlı birlikler çıkarttı. İngiltere ve Fransalı casuslar Karadeniz sahillerini dikkatli bir şekilde incelemekteydiler. Fakat Anglo- Fransız müdahalesinin Çerkeslerin mücadelesinde önemli bir yeri yoktu. Çerkesler bu eşit olmayan savaşta bağımsızlıklarını kendi kendilerine savunmaya mecbur bırakılmışlardı ve kazandıkları zaferleri de yalnız kendi kendilerine borçluydular.

Dağlılar kendilerini ormanlık arazide saklamakta ustaydılar. Ve sanki ağaçlar, uçurumlar Rus birliklerine ateş ediyormuş gibiydi. Ağaçları kesip üst üste yığarak kullanışlı barikatlar yapıyor ve arkalarından ateş ediyorlardı. Dağlıların taktikleri Lermontov'un ''Valerik'' adlı şiirinde çok iyi anlatılmıştı. Bu barikatlar düşmanların ilerlemesini durdurmuş ve dağlılara zaman kazandırmıştır. Engels dağlıların zaferlerinin nedenlerini şöyle açıklıyordu: ''Dağlıların bölgelerinin savunmasında temel dayanakları saldırı taktikleridir. Her defasında Rus birlikleri dağ savaşına iyi uyum sağlayamayan İngilizler gibi Kafkasyalılara saldırdılar, bunları yendiler ve köylerini tahrip ettiler. Arkalarında bıraktıkları dağ geçitlerini kaleler zinciriyle tahkim ettiler. Kafkas dağlılarının gücü, onların dağlardan düzlüklere devamlı akınları, Rus mevkilerine ve karakollarına ani atakları, ileri Rus hatlarının gerilerine ani saldırılarına ve kurdukları tuzaklara dayanmaktaydı. Yani Dağlılar Ruslardan daha hafiftiler ve bunun avantajlarından en iyi şekilde faydalandılar. Gerçekte, dağlıların bütün geçici başarılı başkaldırmalarında olduğu gibi bu başarıları da denebilir ki saldırı taktiklerinin ürünüdür.

Şamil 1840-1841 yılları arasında Çeçenistan'ın ve dağlık Dağıstan'ın kuzey bölgesinin önemli bir bölümünün yöneticisiydi ve etkisi Khabardey'e kadar yayılmaktaydı. Savaşabilen on binlerce mürid önemli noktaların savunulması için düzenlenmişti ve bunların çevrelerinde kendilerine dost insanlar yaşamaktaydı. Şamil'in başlıca gücü Çeçenistan'ın ve dağlık Dağıstan'ın kuzey bölgesinin Uzdenlerinden oluşmaktaydı. Batı Kafkasya'daki kuvvetleri ise henüz serfleştirilmemiş Tlfıkotl köylülerinden meydana gelmekteydi.

Şamil, bağımsızlık savaşında geniş halk kitleleri tarafından destekleniyordu ama zengin tabaka, ruhban sınıfı ve tacir-tüccarlar mürid ayaklanmalarında yalnızca zaman zaman yer aldılar geneldeyse kendi özel çıkarlarıyla ilgilendiler.  

 

ŞAMİLİN İMAMLIĞININ YÖNETİM SİSTEMİ: 

1840'lı yıllarda mürid hareketinin zaferler kazanması büyük ölçüde Şamil'in imamlık veya devlet düzenine dayandırılabilir. Bu yıllarda imamlık, askeri karakteristikleri net bir şekilde belirlemişti.

Şamil, kontrolü altındaki bölgeyi askeri hedeflerine uygun olarak naiblik adı verilen bölgelere ayırmış, başlarına da imam tarafından atanan vekiller getirilmişti. Bu naibliklerin sayısı sık sık değişmekte idi; ellilerde 82 tane vardı. Naibliklerin başlarında bulunanlara Naib adı verilmekteydi. Bütün Naiblerin eşit görevleri vardı ve yönetimlerini imamdan gelen talimatlara göre uyguluyorlardı. Şamil mürid diye bilinen en yakın arkadaşlarını Naib gruplarının yönetimiyle yükümlü kılmıştı.

Her Naib'in imam'ın emirleri doğrultusunda yetki verdiği, emrine amade hakimleri, alimleri (islam bilginleri), ruhban sınıfı ve savaşçıları vardı. Hakimler, ''düzeni sağlamaya'', anlaşmazlıklara bakmaya, suçluları cezalandırmaya, İmam'ın emir ve dualarını köylerine yaymaya söz vermişlerdi. Davalara, şeriat yani temeli Müslümanlığın kanunları olan, Şamil ve azaları tarafından İmamlık'ın askeri ve siyasi amaçlarına uygun olarak ıslah edilmiş kanunlara göre bakılıyordu. Naiblerin görevleri özel bir kanunla (nizamla) belirlenmişti. Bu kanunlarla her naibin ''şeriatın doğru ve sürekli olarak uygulanması, kabileler arası kavgaları çözümlemesi, ve aralarındaki kan davalarına son verilmesi'' isteniyordu.

Şamil devleti 1845'e kadar Dargı, 1845'ten sonra ise Vedeno köyündeki çok iyi donatılmış evinden yönetti. Şamil'in ikametgahı etrafında bir sürü bina olan, iyi donatılmış bir kaleydi. Düz bir yere inşa edilmişti ve kendisine bağlı seçme birliklerden oluşturulmuş özel muhafızlarla korunmaktaydı. Her Awul'un (köy), en cesur fertlerini Şamil'in muhafızlığı için seçmek gibi bir görevi vardı. Naiblerin toplantıları Şamil'in ikametgahında yapılır, toplantılarda savaşın idaresi tartışılır ve Naiblerin haberleri dinlenirdi. Şamil kanuni sorunların tartışılmasını kendisi idare eder, şikayetleri dinlerdi, bu sırada bir sekreter de Şamil'in danışmanlarının yardımıyla hazırladığı emirlerini yazardı.

Devletin yönetimiyle ilgili karmaşık sorunlar mecliste tartışılırdı. Burada, önce imam sorunu kısaca anlatır ve kendi fikirlerini söylerdi. Fakat üyelerin İmam'ın fikirlerini kabul veya red etme hakları vardı. İmam'ın yalnızca askeri veya taktik hareketlerinde karar verme yetkisi vardı. Sorular mecliste hazırlanan bir sıra dahilinde tartışılırdı. Toplantılarda nihai kararlar verilir ve derhal yerine getirmek için tedbirler ana hatlarıyla saptanırdı. Özellikle askeri sorunların söz konusu olduğu durumlarda Şamil Naibleri toplantıya çağırırdı. Bu toplantılarda tartışılan başlıca sorunlar Çar Hükümetine karşı yürütülen savaş ve müritlerin güçlendirilmesiydi. Böyle toplantılardan özellikle birinin önemli bir yeri vardı. Kayıtlara genellikle 1847 diye geçen ama son yapılan araştırmalar sonucu 1845'ten geç olmadığı anlaşılan ve Andi'de yapılan bu toplantıda Şamil Naiblerin ve halkın daha ne kadar itaat edebileceklerinin ve savunma yapabileceklerinin araştırılmasına karar verilmişti. Toplantıda hazır bulunan üyelerin hepsi Şamil'in isteklerini tam olarak yerine getireceklerine söz verdiler. Toplantıda Şamil herkesin ortak görevlerini ve ihlali durumundaki sorumluluklarını belirtir yazılı bir emir çıkardı. Toplantıda ayrıca Naiblerin yönetimlerini kötüye kullanmaları ve gittikçe artan servetleri sorunu da tartışıldı. Ve naiplerin zengin, mal mülk sahibi olmamalarına, kıskançlık ve zulümden vazgeçmelerine, birbirlerine yardım etmelerine ve hareketlerinin zalimce değil şeriata uygun olmasına karar verildi.

Şamil büyük bir ordu oluşturmuştu. Talimnamesinde askeri birimlerin takviye edilme kuralları da belirtilmişti. Her Naib bütün köylerden her on aileden bir atlı savaşçı almak kaydıyla toplanmış 300'den fazla süvariye sahip olmak zorundaydı. Süvariyi seçme yetkisi ailelerin ileri gelenlerine bırakılmıştı ve diğer dokuz aile idameyle sorumluydu. Bu, Uzdenlerin ağır yüklerinden biriydi ve temelde geniş Uzden kitlesinin omuzlarına yüklenmişti. Düzenli orduya ek olarak yine Naiblerin emrinde köylerdeki 15-50 yaş grubu arasında yer alanlardan teşkil edilmiş milis kuvvetleri de vardı. Bunlardan tüfek atış talimi yapmaları ve iyi birer süvari olmaları istenirdi. Şamil'in ordusunda en önemli görevler bu milisler tarafından yerine getirilirdi. Ayrıca bu orduda Rus ve Polonyalı kaçaklardan oluşturulmuş bir müfreze de vardı.

Şamil'in bütün köylere dağıtılmış halde bulunan birliklerin başlarında kendi komutası altında bulunan subaylar (Naibler ve her 500, 100 ve 10 askerin sorumluları) bulunurdu. Silahlı mürid gücünün çoğu kalelerde yetiştirilmişlerdi. Şamil'in ordusunda milisler de dahil, toplam 40-50 bin civarında yaya ve atlı bulunmaktaydı.

Şamil savaşçılarını paye ve rütbe vererek mükafatlandırırdı. Silah, at, koyun, çeşitli maddeler ve para gibi ödüller de vardı. Korkaklıklar için üniformalara itibardan düştüğünü belirtir bir işaret dikilmesini emretmişti. Örneğin sağ kola bir parça keçe dikilebilirdi. Bu işaretler ilk cesaret belirtisinden sonra sökülürdü. Kaçmak isteyen askerler korkaklıklarından dolayı ya bir çukura koyulur ya da ayaklarından zincire vurulurlardı.

Şamil, küçük çapta bir topçu sınıfı bile meydana getirmişti. Dağlılar 'bin savaşçı'' diye adlandırdıkları topun gücüne büyük hayranlık duyuyorlardı. Kendi toplarını kendileri yapmayı başardılar. Gotsatl'lı Murtaza Ali dökümlerdeki hüneriyle ün kazanmıştı. Toplarda Şamil'in nişanı vardı. Ama bu topların kalitesinin çok düşük olduğu da söylenmeli. Yapılan 50 civarında topun yalnız 12 veya 14'ü kullanılabilir durumdaydı. EI bombaları Ruslardan ele geçirilmişti ama mermiler dağlılar tarafından bakıra, kurşun ve kalay karışımı bir maden takılarak yapılıyordu. Barut Şamil'in düzenlemesiyle çeşitli köylerde yapılıyordu ve hatta Vedeno'da bu amaçla bir fabrika kurulmuştu. Şamil güherçile imalatını teşvik ediyordu. Çok miktarda kükürt üretilmekteydi. Kılıç ve Kamalar güzel tabancaların yapıldığı Çeçenistan ve Dağıstan'daki köylerden sağlanıyordu. Silahların bir kısmı ise Türkiye ve Kırım'dan sağlanmaktaydı. Askeri konularda, kendilerine özel ayrıcalıklar verilmiş, Rus ordusundan kaçan askerlerden büyük ölçüde yardım gördüler. Şamil, askeri devletinde önemli- toplumsal değişiklikler de yaptı. Hanların ve Beylerin eski ayrıcalıklarını kaldırdı. Bu kaldırılan ayrıcalıklar arasında yönetme, yargılama ve vergi koyma hakları da vardı. Bu reformlar Uzdenlerin yükünü şüphesiz hafifletti. Ayrıca köylerde oturan kölelerin özgür kabul edilmesine karar verildi, kölelerin özgürleştirilmesi sonradan tamamlanamadı.

Şamil özellikle Rus Çarlığının tarafını tutan Han ve Beylerle uzun ve yorucu bir savaş içerisine girmişti. Dağıstanlı ve Çeçenistanlı savaşçılar bağımsızlık savaşında Şamil'in liderliği altında iken, Avar bölgesindeki Gazi Kumuk'taki sarayları ve Tarkov Şamhallığını yerle bir etmişlerdi. Bu Hanlıklarda Hanlara verilen tüm ayrıcalıklar Şamil tarafından kaldırıldı. Feodalizmin yenildiği bazı köylerde toprak sahiplerine bağlı Uzdenler özgürleştirildi ve köleler azat edildi. Böyle azat edilmiş köleler yerli halklı aynı oranda vergi vermeye başladılar.

Şamil, imamlıkta bir devlet hazinesi kurdu. Dağıstanlı, Çeçenistanlı bütün kabilelerin bu hazineye zyakyat (gelirlerinin onda biri) ödemeleri istenmişti. Vergilerin düzenli olarak toplanması sağlandı. Şamil, ruhban sınıfının gelirlerine de sınırlamalar getirdi. Camilerin ellerinde bulunan mallar devletleştirildi ve ruhban sınıfına uygun ve sabit bir ücret ödenmeye başlandı. Hazinenin gelir-giderleri Şamil'in sekreteri tarafından kaydedilmekteydi. Devlet hazinesinin yukarıda sözü edilen Zyakyatın dışında başka bir geliri daha vardı. Kharaj denilen bu otlak ve birkaç mesken vergisi her yüz koyun başına bir taneydi ve önceleri Hanlara ödenmekteydi. Khum (savaş ganimetlerinin beşte biri ) Şamil'e yani hazineye verilmekteydi. Para olarak yapılan bütün yardımlar direkt olarak Şamil'in hazinesine giderken, tahıllar Naibler tarafından muhafaza edilir ve İmam'ın talimatlarına uygun olarak dağıtılırdı. Şamil'in devlet hazinesi oluşturması, merkezi bir devletin kurulmasına doğru atılmış somut bir adımdı.

Şamil dağ ticaretinin gelişmesine de ilgi gösterdi ve savaş ortamı olmasına rağmen ticareti geliştirmek için her yola başvurdu. Ticaret merkezlerine ayrıcalıklar ve çeşitli yararlar sağladı. Şamil, kendilerine Devlet hazinesinden para yardımı yapılan tacirler tarafından çok büyük saygı görmekteydi. Şamil dış ticareti de teşvik etti ve imamlığa dışarıdan mal ithal eden tacirlere çeşitli ayrıcalıklar verdi. Zenginlikten doğan ''ahlaki bozukluğa'' karşı mücade1e etti ve gümüş işlemeciliğini, halkın ulusal sorunlarıyla tarımı bir kenara bırakıp bu işle uğraşmaya başlayabilecekleri korkusuyla yasakladı. Dağlıların Ispartalı gibi Müridizm'in kuralları ile birlikte yaşamalarının askeri disiplinin devamını temin edeceğine inanıyordu. Sigara ve şarap içmeleri şarkı söylemeleri ve dans etmeleri müridlere yasaklanmıştı ve yakalananlara ağır cezalar veriliyordu.

Şamil, şeriatın tam olarak uygulanmasını isterken, kabile ve klan ayrılığını yok etmek için heterojen yerel kanunla (abat'la ) da mücadele ediyordu.

Şamil el sanatlarının gelişimini de teşvik ediyordu. Sarayının etrafındaki özel meskenlerde hünerli silahtarlar, demirciler ve marangozlar yaşamaktaydı.

Şamil reformlarına işlerlik kazandırmak için çevresinde ilim ve sanat bilen akıllı adamların olmasını hayal ederdi. Avrupalıların yaşamlarıyla ilgilenirdi ve tesadüfen yaptığı bir görüşmede Fransızları, Macarları ve onların yaşamlarını ve askeri örgütlenmelerini sormuştu. Rusya’nın Avrupada kalan bölgesinde yaşadığı sırada Avrupa teknolojisine büyük ilgi göstermiştir: Gemiler, lokomotifler, dürbünler ve rüzgar değirmenleriyle ilgilenmiş ve hatta St. Isaac Katedralinin kubbesini görebilmek için sarığını çıkarmıştır.   

 

ŞAMİLİN YENİLGİSİNİN NEDENLERİ:

Şamil'in yönetim sisteminin dağlıların bağımsızlık savaşlarında özellikle de en hararetli olduğu dönemlerde zaferler kazanmalarına büyük yardımı olmuştur. Ama kırklı yılların sonlarında imamlıkta dağılmalar görülmeye başlandı ve Şamil'in yarı-ataerkil demokrasisinde feodal yöntemlerin canlanmasına doğru eğilimler ortaya çıktı.

Naibler feodal sömürü tarzının yeniden kurulmasını ister bir görüntü sergilemeye başladılar. Savaş süresince mal-mülke, tahıla ve mevkiye sahiptiler. Daha doğrusu bunlar kendi emirleri altındaydı. Naiblerin gücü bu zenginliklerden ve ellerindeki uzdenlerden gelmekteydi. Ve bu, politikalarını da etkiledi. Dini, sivil ve askeri araç-gereçler klan ileri gelenlerinden, ruhban sınıfından, uzden asillerinden ve yaşlılardan oluşan Naiblerin eline geçmişti. Zenginleşen rütbeli uzdenler Şamil'in yönetim sisteminde merkezi bir yer ele geçirmeye teşebbüs ettiler. Naiblerin çoğu Şamil'in emirlerine uymaktan vazgeçtiler, rüşvet aldılar ve halkı soydular. Halk Naiblere karşı ayaklanmaya başladı. Naiblerse ekonomik durumlarını kuvvetlendirdikten sonra Rus Çarlık Hükümetiyle gizli ilişkilere girerek servetlerin korumaya çalıştılar. Çar Hükümetinden ayrıcalıklı durumlarının devamını istiyor, halkı da Şamil hakkında yalanlar uydurarak kandırıyorlardı. Amaçları halkı Şamil'e karşı kışkırtmaktı. Bazı Naibler Şamil'i bırakıp Rus Çarlığı tarafına bile geçtiler. Tüm bunlar olurken Şamil'in oğlu Gazi Muhammed 1847'de Dağıstanlı ileri gelenlerinin yaptıkları bir kongrede imamlığın varisi seçildi. Böylece seçimle gelen imamlık otoritesi, yerini veraset faktörüne bırakmış oldu. Gazi Muhammed'in yönetimi altındaki naibliklerin çayır ve otlaklarında elde edilen yıllık gelirler devlet hazinesine gitmeyip Gazi Muhammed'in şahsi payı olarak kaldı. Toprak bağışları yapıldı.

Önemli miktarda Naib'in açık ihaneti gibi Şamil'in devletinin ekonomik ve askeri kaynaklarının tamamen tükenmesi Çar Hükümetinin istilasına karşı koyan müridlerin gücünün ciddi bir şekilde zayıflamasına yol açtı.

Çar Hükümeti de Şamil'in zayıflamasından faydalanmak için ordusunu hem asker hem de silahla takviye ettikten sonra saldırıya geçti. Hile savaşı artık açık savaş durumuna gelmişti. Rus komutanı bir tüfek menzili genişliğinde kesilen ''dar geçitler sistemine'' başvurdu, böylece dağlıları ormanların doğal koruyuculuğundan mahrum ediyorlardı.

Batı Kafkasya'daki Müridler ise Çar ordusunun doğuya kaydırılmasının avantajından da faydalanarak savaşa devam ettiler. Şamil kuvvetlerini birleştirmek için Kakhetia'ya ve Khaberdey'e akınlar yaparak birçok kez batıya girmeye teşebbüs etti ama bu akınlar başarısızlıkla sonuçlandı ve 1848'in yazında önemli bir Awul olan Gergebil teslim oldu. İmamlığın tarihçisi Muhammed Tagir ''Naibler hayal-i sükuta uğradılar, ümitleri suya düştü, gayretleri, enerjileri ve şevkleri tükendi'' diye yazar. Mürid kampları arasındaki kavgalar her geçen gün biraz daha keskinleşiyordu. Çar Hükümeti, Naiblere ve yaşlılara rüşvet verme siyasetini benimsedi ve Hacı Murat'ın sadakatini açıkça transfer etti. İlisul Sultanı Daniyel, Şamil'e karşı aktif bir hareket başlattı. Müridler zayıfladı. Şamil bütün kuvvetlerini savaşa sürdü; şimdi artık Tabasaran'a bir sefer düzenliyordu. Fakat zafer elden gitmişti. Rus generalleri muhbirleri aracılığıyla Şamil'in kampında olan-biten her şeyden haberdar olmaya başlamışlardı ve her geçen gün azalan, tükenen müridlere karşı yerli birlikler, yeni takviyeler gönderiyorlardı.

Kırım savaşının da sona ermesinden sonra Kafkasya'ya takviye birlikler gönderilmesi olanaklı oldu. Şamil'in ufak birliği Baryatinsky komutasındaki birliklerin oluşturduğu demirden halka ile çepeçevre kuşatılmıştı. 1858'in tamamı ve 1859'un mayısına kadar olan süre içinde General Yevdokimov komutasındaki birlikler Çeçenistan'ı istila ettiler ki Çeçenistan Şamil'in devletinin en zengin tarım bölgesi ve zahire ambarıydı. Şamil'in iyi donatılmış ikametgahı ve müridlerin merkezi durumundaki Vedeno 1 (13) Nisan 1859'daki saldırıyla düştü. Şamil Çar ordularının şiddetli hücumundan önce küçük bir mürid grubuyla geri çekilmiş. Önce Andiya'ya oradan da yüksek bir dağın tepesine, Gunip'e sığınmıştı. Gunip kuşatması 10 (22) Ağustos'tan 25 Ağustos (6 Eylül) 1859'a kadar sürdü. Şamil 300 müridi ve bir topuyla çok iyi donanmış binlerce kişilik Çar ordusuna karşı kendini günlerce savundu. Ama 25 Ağustos'ta, (6 Eylül) Gunip de düştü.

Boryatinsky'nin Çar'a gönderdiği haber Gunip alındı. Şamil yakalandı ve St. Petersburg'a gönderildi'' şeklindeydi. Şamil bir grup muhafızın denetiminde Petersburg'dan Kalugo'ya gönderildi ve 1869'a kadar orada kaldı. 1870'te Çar'ın izniyle Mekke'ye giden Şamil bir yıl sonra almış olduğu ve bir türlü iyileşmeyen yaralardan dolayı öldü. Şamil'in yakalanmasıyla, Kafkasya'nın doğu bölümünün istilası tamamlanmış oldu.  

 

1841 GURLA İSYANI:

Dağlılar bağımsızlıkları için mücadele ederlerken Gurla'da bir ayaklanma meydana geldi. Şamil'in parlak zaferler kazandığı döneme, 19. yüzyılın ilk yarısında 1841 'e rastlayan ve Gürcistan’da meydana gelen bu köylü hareketi Gurla köylülerinin isyanıydı.

1841 Gurla isyanı Çarlık Rusya’sının sömürgeci rejiminin ve yerel toprak sahiplerinin baskıları sonucu patlak verdi. İsyanın sebebi, yeni vergi kanunu ile toprak vergilerinin para şeklinde toplanmaya başlamasıydı. Gurla'daki feodal sistem aşırı bir şekilde ağırdı. Gurla serfleri tamamen toprak sahiplerine bağlıydılar. Tiflis'te yaşayanların %22 sinin serf olmasına karşın Gurla'daki köylülerin %63'ü serfti. Gurla, yönetimdeki bağımsızlığını Gürcistan'ın diğer bölümlerine kıyasla daha uzun süre elinde tuttu ve Rus yönetim sisteminin tamamen girdiği ve bölgenin Gürcistan meretia eyaletinin bir parçası durumuna geldiği 1840'ın 10 (22) Nisanına kadar bu böyleydi. Bölgenin kontrolünü bir kere ellerine geçiren Rus Yöneticileri 1841'de düzenli bir nüfus vergisini zorla toplamaya başladılar. Ve bütün eski ödentileri para şeklinde ödenen tek bir vergi şekline getirdiler. Bu değişiklik zaten yerel toprak sahiplerine karşı devamlı artan sorumluluklarından şikayetçi olan Gurla köylüleri üzerinde ters etki yaptı.

1841'ın başlarında Gurla'da çok büyük bir huzursuzluk ve isyanın hazırlık belirtileri vardı. Gizli köy kurultayları teşkil edilmişti, sorumlu kimselere karşı şikayetler yapılmakta ve ''tahrik mektupları'' ortalıkta dolaşmaktaydı. İsyan 22 Mayıs (3 Haziran) 1841'de başladı Ve Ağustosa kadar tüm Gurla'ya yayıldı Rus idari otoritesi tahrip edildi ve toprak sahiplerine karşı misillemeler başladı. Gurla Hükümeti isyancıların eline geçti. Gurlalılar Ozurgeti'deki Gurla idari merkezine, Rus otoritelerine yardım etmek için acele eden Magrelie Prensi Davlani'nin silahlı güçlerini püskürttüler. Çar yönetiminin tahminlerine göre isyancıların sayısi 7000'den fazlaydı. İsyan İmeritia'ya yayıldı. Fazlasıyla rahatsız olan 1. Nikola ''acilen en etkili ve sonuca götüren önlemlerin alınması ve isyancıların bastırılması'' şeklinde emirler yağdırıyordu. Eylül başlarında on topla takviye edilmiş 4000 civarında Çar kuvveti Gurla'ya getirildi. Zekice hazırlanmış bir planla isyancıları yandan sarıp Ozurgeti'ye gelen komutan Argutinsky Dolgoruky Çar'ın birliklerine çok çabuk bir zafer kazandırdı.

Bu sırada yerel asilzadeler Çar'ın yöneticilerine mümkün olan her yolla yardım ediyorlardı. İsyan vahşice bastırıldı. İsyanın liderleri Türkiye'ye kaçtılar, yakalanan 50 kişi divan-ı harbe verildi. Ceza müfrezeleri köyde intikam aldılar. Köylülere eski vergilerini üç gün içinde, günlük vergilerini ise günü gününe ödemeleri ve isyan sırasında tahrip olan köprüleri, yolları ve binaları yeniden onarmaları emredildi.  

 

KUZEY BATI KAFKASYLI DAĞLILARIN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİ:

Şamil'i yenen Çar Hükümeti tüm güçlerini Kuzey-Batı Kafkasyalıların bastırılmasına yöneltti.

Şamil'in parlak zaferler kazandığı dönemde, Batı Kafkasya'daki Çerkes Kabileleri de cesaretle bağımsızlıklarını savunuyorlardı. Çar Ordusunun alışmadıkları ve dağlık bir arazide savaşmak zorunda kalmalarından doğan avantajları zekice kullanıyorlardı. Batı Kafkasya'daki Çar kuvvetleri istemedikleri şartlarla yüz yüze gelmişlerdi. Deniz tarafından İngiliz ve Fransız kaçak mal gemilerinin saldırılarının, dağlardan ise Çerkes kabilelerinin ani hücumlarının tehdidi altındaydılar. Bir mermiye hedef olma riskini göze almadan kale duvarının dışına çıkmak olanaksızdı. Odun kesmek, sığır beslemek, ot biçmek, sebze yetiştirmek ve mezar kazmak gibi işlemlerin hepsi hayatlarına mal olmaktaydı. Garnizonların ikmali neredeyse yapılamıyordu. Gerekli olan yiyecek ve malzemenin ikmali Azak denizinden ve yalnızca dokuz mavna ile yapılabilmekteydi. Karadeniz sahili hattındaki kalelerde humma ve tifüs gibi hastalıklar baş gösterdi ve ölüm oranı felaket denilebilecek boyutlara ulaştı. Mikrop yüzünden kaybedilenlerin yerini doldurmak için gelen yeni kuvvetler yeterli değildi.

1840'ta dağlılar birçok kale ve istihkam merkezini ele geçirdiler. 2 (14) Nisan 1840'ta Rus komutanının hayret dolu bakışları altında Nikolayev Kalesi düştü. Bundan önce zayıf bir şekilde donatılmış Karadeniz hattı gedik vermişti. Şimdi artık dağlılara si1ah, barut ve demir ikmali yapmak çok kolaydı. 1840 dağlıların Çar Hükümetine karşı sürdürdükleri mücadelede bir zafer yılıydı. Şamil bu avantajlı durumdan faydalanmak isteyip Süleyman Efendi'yi Batı Kafkasya'ya vekil olarak gönderdi ama Süleyman Efendi rüşvet almış bir haindi. Buna rağmen Şamil etkisini Batı Kafkasya'ya kadar genişletme planından vazgeçmedi ve bu amacını gerçekleştirmek için mürid hareketinin önemli bir adamı olan Muhammed Emin'i seçti.  

 

ÇERKESLERİN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİNİN LİDERİ, Muhammed EMİN:

Muhammed Emin, 1818'de Dağıstan'da doğdu. Gençliğinde Koran'ın öğrencisi olduğundan adım adım dolaştığı Kafkasya ve Küçük Asya hakkında çok iyi bilgi sahibiydi. 1836'da Şamil'in müridlerine katıldı. Ve daha sonra Şamil tarafından Batı Kafkasya'daki Kuban ötesi bölgeye Naib atandı. Muhammed Emin Batı Kafkasya'ya varır varmaz Çerkes kabileleri arasında, Çar Hükümetine karşı yürütülen savaş hakkında vaazlar vermeye başladı. Onun öğretileri verimli toprağa düştü.[3] Halkın büyük bir bölümü Çar hükümeti tarafından güçsüz düşürülmüş ve köleleştirilmişti. Ve gazavat bayrağı altında bir isyan başlattılar. Batı Kafkasya'nın zayıfça birleşmiş[4] çok sayıda kabileler arasında, Muhammed Emin bir merkezi devlet sistemi oluşturmakta başarılıydı. Kanunlar çıkartıp tek tip bir yönetim şekli teşkil etti. Ve düzenli bir ordu meydana getirdi. Müslüman din adamları onun emirleriyle halkı gazavat konusunda telkin etmeye çalıştılar. Müridizmi Çerkes kabileleri arasında yerleştirmeye yönelik bir siyaset güden Muhammed Emin, Şamil'in imamlığına birçok yönden benzeyen bir yönetim sistemi oluşturdu. İki topla takviye edilmiş üçyüz “murtazek” savaşçısından oluşan bir muhafız birliğinin savunduğu bir kulede ikamet ediyordu. Muhammed Emin birbiriyle zayıfça birleşmiş Çerkes kabilelerini yönetirken askeri birliklerine güveniyordu. Ordusu Şamil'inkine benzer bir şekilde tanzim edilmişti.

Muhammed Emin'in liderliğindeki dağlılar, Çar Hükümetine karşı yürüttükleri şiddetli savaşta, Rus birlikleri tarafından istila edilen bölgeye yalnız 1849 yılı içerisinde 101 akın düzenlediler. Rus birlikleri Kırım Savaşı sırasında Karadeniz Hattı üzerindeki bütün istihkamlarını, dağlıların baskısıyla geri çekmek zorunda kaldılar. Muhammet Emin de pozisyonunu güçlendirmek için çok sayıda reform yaptı. Askeri fonksiyonları olan “Halk Meclisleri” kurdu. Yönetimi altındaki halkı her biri yüz aileyi içine alan cemaatlara böldü. Bunlar seçilmiş yaşlılar tararından yönetilmekteydi. Her biri bir Müftü ve üç Kadıdan oluşan merkezi idareli dört bölge organize etti. Her Müftü bir bölgenin yönetimindeydi ve onun meclisini oluşturan Kadılar yönetimi ve yargılama gücünü ellerinde tutuyorlardı ve halk tarafından sağlanan atlılardan oluşan bir muhafız alayları vardı. Her bölgede bir cami, bir dini okul, suçluların gözetildiği bir hapishane hakimlerin, idarenin ve savaşçıların ordugahları, bir ambar ve bir ahır vardı.  

Muhammed Emin Tlfekotller veya özgür köylüler tarafından desteklenmekteydi ama başlıca dayanağı özgür olma ümidi taşıyan kölelerdi. Muhammed Emin yönetimde doğru ve adildi, casuslar idam ediliyor, hırsızların elleri kesiliyordu. Naib'in emrine itaat etmeyenler, müridizme karşı gelenler veya Rus Hükümeti tarafını tutanlar yaşına ve cemiyet içerisindeki yerine bakılmaksızın hapse atılıyorlardı.  

Yerli halktan koyun, tahıl veya saman şeklinde vergi ödemeleri istenmişti. Camilerden gazavatı desteklemek için şeriatça karar kılınan dini bir vergi düzenli olarak toplanmaktaydı. Muhammed Emin de Şamil gibi halkı ticarete teşvik ediyordu.

Muhammed Emin Çerkes beylerine şiddetli akınlar düzenledi. Yerel Feodal beyleriyle mücadele etmesindeki amaç bütün Kuban ötesi kabilelerini tek bir birlik altında toplamaktı. Muhammed Emin, Şamil'in Batı Kafkasya'daki Valisi olarak görünmekteydi. Ama gerçekte, Kuban'dan Abhazya'ya kadar olan bölgedeki tüm Çerkeslerin yöneticisiydi. Rus kordonunu yarıp Şamil'le birleşmeyi çok istiyordu ve birkaç kez harekete geçti ama başarılı olamadı. Şamil güçlü olduğu sürece Muhammed Emin de zaferler kazandı ama Şamil'in ele geçirilmesinden sonra Çar'ın orduları tarafından sarıldı. Muhammed Eminin Türkiye Sultanı tarafından tayin olunan yerel prens Sefer Bey'le yaptığı savaş Çerkes kabilelerinin gücünü zayıf1atmıştı. Halk savaşlardan dolayı güçsüz düşmüş, Kafkasya'daki köylerin büyük bir çoğunluğu yağma edilmiş ve ateşe verilmişti. Dağlıların en iyi toprakları ellerinden alınmış, dağlar temizlenmiş ve arazi, gelecekteki Ruslar için hazır duruma getirilmişti.

Muhammed Emin Şamil'in düşmesinden hemen sonra 20 Kasım (2 Aralık) 1959'da kuşatma altına alındı. Fakat bu bile Kafkasya’daki savaşa bir son vermedi. Hemen hemen beş yıl, her yönden kuşatılan dağ kabileleri kahramanca direndikleri Çar'a karşı inatçı bir mücadele sürdürdüler. 1859'dan sonra 70 tabur, bir ağır süvari tümeni, 20 kazak alayı ve 100 top dağlılara karşı yönlendirildi. 60'lı yılların başına kadar Batı Kafkasya ile mücadele sona ermemişti. 1864 yılı ise genellikle Kafkas savaşlarının sona erdiği yıl olarak kabul edilir. Bundan sonra dağlılar topraklarından sürüldüler.  

Savaşlardan sonra Kafkasya'ya sağlam bir şekilde yerleşen Çar Hükümeti sert tedbirler aldı. Bunlar arasında dağlıların Batı Kafkasya'daki yerlerinden tahliye edilmesi de bulunmaktaydı. Dağlılar sığırlarını ve diğer mal-mülklerini çok düşük fiyatlarla sattılar; bir subay 50 kopek (Rus Para birimi Rublenin % 1 'i ) karşılığında 40 koyun alıyordu. Atlar 10 kopek karşılığı satılmaktaydı. Türkiye'ye göç edenlere silahlarını yanlarına almalarına izin verilmemişti, bu yüzden dağlılar silahlarını ederlerinin onda birine sattılar. Bölge terk edilmişti. Öyle ki Tuapse'den Bzybi'ye kadar olan bölgede dağlıların yaşadığı yalnız bir köy kalmıştı. Böylece kanlı ''Kafkasya'nın işgali”, sona ermiş oldu.

Çar Hükümeti Kafkasya'da yerleşim merkezleri kurmaya başladı; 1860 ile 1864 yılları arasında 111 köye 14396 aile yerleştirildi. Çar'ın toprak sahiplerini ve burjuvaziyi gözeten politikası, Rus köylülerini ve Kazakları bu bölgeye yerleştirmek ve böylece süper güç olma heveslerini destekleyen güvenilir bir bölge yaratmaktan ibaretti.

[1] Kuzey–Batı olması lazım, orijinlinden İngilizce’ye çevirisinde bir hata olmalı (Çevirenin notu)

[2] Ermenistan’da ve Azerbaycan’da asil sınıf 

[3] Adıgey’de verimli toprak Tlfelotl sınıfıydı, 19. yüzyılın başlarından beri anti-feodal ve anti-sömürgeci savaşı üstlenen bu sınıf, Muhammed eminin oluşturmaya çalıştığı ulusal devlet için uygun bir zemindi.

[4] Burada “zayıf birlikten” kastedilen 1807’de Kakubatko Şubako tarafından örgütlenme temeli atılan Ulusal And Meclisi –Çile Tharı’o Khase- dir. Başta feodal beylerin egemenliğinde olan bu meclis, Tlfekotl’lerin güçlenmesiyle Tlfekotl ağırlıklı olmuştur. Ulusal And Meclisi zayıf bir birlikti, fakat Adigey kabilelerinin Adige ulusu oluşumuna doğru attıkları büyük bir sosyal adımdı. 

S.K.BUSHUYEV 
THE HISTORY OF RUSSIA, Bölüm: 16, Sayfa: 337-356, Çev: Tarık TOPCU
(Kafdağı Dergisi, Yıl:1, Sayı:6-7 sf: 13-24, Ankara 1987.)

ÇAR HÜKÜMETİNİN KAFKASYA’DAKİ İŞGAL POLİTİKASI: 

Rusya'nın Perslerle (1826-1828) ve Türkiye’yle (1827 -1829) yaptığı savaşlarda zafer kazanması Rus İmparatorluğu’nun gelecekteki fetihleri için bir basamak olarak kullanacağı Transkafkasya’ya saldırmasını olanaklı kıldı. Çeçenistan'ı, Dağıstan'ı ve Çerkesya'yı içine alan Doğu ve Kuzeydoğu[1] Kafkasya'nın fethedilmiş olarak görülmesine rağmen, gerçekte bu bölgelerin özgürlük aşığı dağlı halkları Çar politikasına karşı direniyorlardı ve henüz pasifize edilmemişlerdi. Çar Hükümeti, işgal edilen Kuzey Kafkasya vilayetleriyle Transkafkasya arasında bir tampon bölge oluşturan bu dağlı kabileleri boyunduruk altına alma zorunluluğuyla karşı karşıya kalmıştı. 

Dağlı halk, Çarizmin sömürgeci boyunduruğunun ağır baskısından yakınmaktaydı. Verimli vadileri bırakarak dağlara sürülen dağlılardan alınan bu verimli topraklara, Çar hükümetinin emellerine destek olacakları gözüyle bakılan Kazak köyleri kurulmuştu. Çar Hükümeti bu özgürlük aşığı dağlılara karşı saldırılarına 19. yüzyılda başladı. Tekrar Ordu Kumandanlığına getirilen Paşkevich, 1837'de Çar'dan ''Dağlıları tamamen bastır, boyun eğmeyenleri yok et'' şeklinde emirler alıyordu. Paşkevich atalarınınkine eşit bir şevkle ve vahşice bir politika oluşturdu.

Çar Hükümetinin politik açıdan onur kırıcı, ekonomiyi çökerten ve sürekli baskısına karşılık dağlılar 1820'li yılların sonunda bağımsızlık mücadelesini başlattılar. Mücadele, Çarlığa ve onun uşakları olan yerel Hanlara yönelikti ve kısa sürede bir kitlesel halk hareketine dönüştü. Bu dağlıların sömürgeci Çar Hükümetine karşı verdiği bir mücadeleydi. Bu mücadelenin, İslamiyet’in bir tarikatı olan Müridizm'in dini bayrağı altında olması gerçeği Kafkas halklarının geri kalmış toplumsal yaşamlarıyla açıklanabilir.

MÜRİDİZM: 

İslamiyet'in Kafkasya'da ilk olarak görünmesi 7. yüzyıldaki Arap fetihleri zamanına rastlar, fakat İslamiyet Kafkasya'da çok yavaş yayılmış ve 18. yüzyıla kadar dağlara girememişti. Doğuda eski zamanlardan beri bilinen ve Kafkasya'ya 15. yüzyılda giren Müslümanlık, rahiplerle çok az benzerlikleri olan Dervişlerin buyruklarıyla oluşturuldu. Orta ve Önasya'da iyi bilinen bu buyrukların öğretileri Dağıstan ve Çeçenistan'a ''yol'' yani kurtuluş yolu anlamına gelen Tarikat adı altında yayıldı. Tarikatçılar yani daha doğru olarak Müridler öğretmenlerinin isteklerine kayıtsız-şartsız itaat etmeye söz vermişlerdi. Bu da yüzden köylüleri ilk defa oluşturulan böyle bir hareketin önemini kanıtlayan bir gerçektir. Kafkasya'da tarikatın öğretileri tamamen diniydi ama sonraları Dağıstan köylüleri arasında yayılmasıyla tamamen askeri ve politik bir kişiliğe büründü. Rus araştırmacıları buna Müridizm adını verdiler. 

Yarag köyünden Molla Muhammed veya Kurali Mohama 1823'te tarikatın Dağıstan'daki ilk öğreticisi olarak ortaya çıktı. Fakat onun öğretilerine Gimrili tanınmış bir vaiz; Gazi Muhammed, tarafından yeni bir biçim verilmiştir. Gazi Muhammed, tarikata askeri ve politik bir kişilik kazandırmış ve işgalcilerle birlikte feodal beylerin de dahil edildiği kafirlere karşı bir Mukaddes Savaş ve Gazavat fikrini ileri sürmüştür.

1820'li yılların sonlarında, Çar'ın istila politikasına karşı yürütülen mücadelenin şiddetlenmesi gerektiğini hocası Kuralı Mohama'dan daha hararetli bir şekilde savunan Gazi Muhammed, politik mücadeleye olan isteğe Müridizm'de daha açık bir ifade geliştirdi. Bu sırada Çar Hükümeti, dağlı kabileler arasındaki kavgalardan mümkün olduğu kadar çok yararlanmaya çalışıyordu. Bu nedenle Gazi Muhammed bu kavgaların sona ermesi için vaaz vermeye başladı ve hatta kan davasına bir son vererek kabileleri Çar Hükümetine karşı yapılan mücadelede birleştirmeye teşebbüs etti. Konuşmalarında, Müridizm ile bağımsızlık savaşının birleşmesinin yani Gazavat'ın gerekliliğine tekrar değindi. Lenin ''Politik bir direnişin dini çerçeve içinde ifade edilmesi yalnız Rusya için değil, gelişimlerinin belli aşamalarında tüm halklar için geçerli bir olgudur'' der. Marx'a göre Gazavat, dağlıların bağımsızlık için verdikleri en uygun mücadele biçimiydi. 

KUTSAL SAVAŞIN BAŞLAMASI: 

Gazi Muhammed nispeten kısa bir süre içinde Dağlı erkek nüfusunun büyük bir bölümünü etrafında topladı ve 1830-1832 yılları arasında başarılı bir dizi askeri harekat gerçekleştirdi. Gazi Muhammed'in askeri bir lider olarak kendisini kanıtladığı Vnezapnoya, Burnoya ve Derbent kalelerinin Dağlılar tarafından kuşatılması özellikle dikkate değer o1anlardır. Ama yöre Hanlarına ve özellikle Avar Hanedanlarına karşı yapılacak mücadeleler de Gazi Muhammed'in planları arasında yer almaktaydı.

Gazi Muhammed, bağımsızlık mücadelesi çalışmalarında bir devlet sisteminin unsurlarını yaratmaya çalıştı. Cemaatların (Köy kurultaylarının) ve Müridlerin çoğunluğunun desteğiyle Dağlıların İmam'ı veya askeri, manevi ve toplumsal yöneticisi oldu. 1832'de köyünü -Gimri Kalesini- kendilerini kuşatan Çar'ın birliklerine karşı savunurken silahı elinde olduğu halde öldü. 0 zamana ait bir hikaye Gazi Muhammed'in ''süngüler üzerinde asılı durduğunu'' ve mücadele ruhunu yükseltmek için Müridler tarafından muharebe alanına dikildiğini söyler. 

Gimri'de Gazi Muhammed'le birlikte savaşan Şamil ciddi bir şekilde yaralanmasına rağmen düşman birliklerini yarmayı ve saklanmayı başarmıştı. Bu sırada, Doğu ve Kuzeybatı Kafkasya'da Çar Hükümeti ile Çerkes, Çeçen ve Dağıstan'lı dağlılar arasında şiddetli çarpışmalar olmaktaydı. Çerkesler savaşı Don ve Volga nehirlerine kadar taşımakla tehdit ediyorlardı. Rus Generalleri de askeri seferlere ve hücumlara başlamışlardı. Pasifize edilmiş Transkafkasya'da ardı-arkası kesilmeyen karışıklıklar patlak vermekteydi. Jaro-Belokan'da 1830'da artan vergilere karşı halkın başlattığı bir ayaklanma vardı; ayaklanma yaklaşık altı ay sürdü ve yerel feodal beylerinin de yardımıyla Çar Hükümeti tarafından vahşice bastırıldı. Aynı şey 1837'de Talych Hanlığında da yaşandı.

Çar Hükümeti Kafkasya'daki kuvvetlerini gittikçe artırıyordu. Her yerde askeri garnizonlar kurulmuştu. Karadeniz sahilinde, Karadeniz Hattı olarak bilinen ve Abhazya'dan Sujuk Kalesine kadar uzanan büyük askeri istihkam sistemleri inşa edildi. Kuzeydoğu Kafkasya'da Kafkas Hattı diye bilinen askeri istihkamların sayısı da arttırıldı.

1832'de toplanan Dağıstanlı Müridler, yaşlılar ve ruhban sınıfı geniş bir mürid kitlesinin lideri olan Gamzat Beyi Gazi Muhammed'in yerine geçmek üzere imam seçtiler. Gamzat Bey Çar Hükümetine karşı birleşmek üzere Avar Hanlarıyla müzakereye başladı, ama bu sırada Gamzat Bey'e bağlı bir grup köylü başlarında İmam olmadığı halde Hanları yendiler. Khanzukh Müridler tarafından işgal edildi ve önemsiz bir Avar Hanı olan Pokhu Bike yenildi. Gamzat Bey Khanıukh camiinde dua yapılırken haince öldürüldü ve cami ateşe verildi. Gamzat Bey'i öldürenler ve suikastı düzenleyenlerin başları Hacı Murat ve Osman'dı. Bu durumda Rus Generalleri, kuklaları durumundaki Hacı Murat'ın, Avar Hanlarının Müridlere karşı eskiden beri sürdürdükleri mücadeleyi üstlenmesiyle Avar memleketindeki konumlarını daha da kuvvetlendirdiler.

Gamzat Bey'in ölümünden sonra Şamil, müridleri toplayıp Hacı Murat ve Rus Generallerine karşı mücadele etmek için onlarla beraber and içti 1834'te ise Müslüman bilginlerinin, yaşlıların, Koisubu adayı Uzden tanınmışlarının ve dağlık Dağıstan'ın özgür halklarının hazır bulunduğu bir toplantıda imam seçildi. 

ŞAMİL: 

Şamil 1801 veya 1802' de bir Avar Uzden Dağlı Ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kendisinin gelişiminde önemli bir yeri olan Gazi Muhammed'le beraber büyüdü. Dağlıların en önemli yöneticisi, cesur bir askeri lider, gösteriş1i bir asker ve kanun koyucu, çelik iradeli, zeki ve gerilla savaşlarına lider olabilecek bir kimseydi. Sekreteri, Hacı Ali, Şamil'i şöyle anlatıyordu: ''Şamil, bilgili, dindar, uzak görüşlü, cesur, azimli bir adam olmasının yanında iyi bir binici, iyi bir nişancı, iyi bir yüzücü, iyi bir güreşçi, iyi bir koşucu idi, kısaca onunla kimse yarışamazdı. Gamzat Bey'le beraber iken Dağıstan'ın halkını ve arazisini iyi bir şekilde inceledi. Aklına koyduğu her şeyi yapabilirdi. Kan davalarının ve klan kavgalarının sona ermesinden sonra toplulukları emirlerini yerine getirmeye hazır bir halk haline getirdi. ''Şamil'e olan bağlılık o kadar büyüktü ki Dağlılar ''Şamil'in bir emri ile canlarına kıyabilir, öz babalarına, kardeşlerine, çocuklarına karşı savaşabilirlerdi.” Şamil'in imamlığı 25 yıl devam etti.

Köylü hareketi 1830'lu yıllarda Ermenistan'dan Gürcistan'a tüm Transkafkasya'ya yayılmıştı. 1837'de Ermenistan'ın Savan Gölü bölgesinde büyük bir köylü ayaklanması meydana geldi. isyancılar vergilerin azaltılmasını ve melik[2]lerin kaldırılmasını istiyorlardı. Aynı yıl Kuba bölgesinde müridizmin sloganlarını kullanan başka bir isyan patlak verdi. İsyana zorla toplanan Müslüman süvari alayının Varşova'ya tayin edildiği haberi neden oldu. İsyan hain bir grup bey vasıtasıyla oluşturulan silahlı güç tarafından bastırıldı. Çar'ın birliklerinin baskısı altındaki Şamil, isyancılara yardım edememişti. 

Şamil, Dağıstan, Çeçenistan ve İnguş bölgesinin özgür topluluklarını'' Çar Hükümetine karşı yapılan mücadelede yer almaları için ikna etmeye çalışıyordu ve hatta işi kutsal savaşta yer almak istemeyen köyleri toptan yok etmeye kadar götürmüştü. Şamil, otuzlu yılların sonunda çevresindekilerle birlikte dağlık Dağıstan'ın doğal olarak savunmaya oldukça uygun ve takviye edilebilir durumdaki Akhulgo yöresine yerleşti. Rus ordusundan kaçan firarilerin de yardımıyla gerçekleştirilen istihkam sistemiyle zaptedilmez bir kale durumuna getirilen Akhulgo'nun ortasında imam için Avrupa stili iki ev inşa edilmişti. Akhulgo'nun sağlamlığı Çar'ın birliklerince, başarısızlığa uğradıkları bir denemeden geçirildi. Bu durumda Rus Generalleri Şamil'e; ''dağ krallığının yöneticisine'', bir dizi barış önerileriyle yaklaşmak istediler ama Önerilerin hepsi Şamil tarafından reddedildi. Bunun üzerine çok sayıda askeri birlik Akhulgo'nun etrafına yığılmaya başladı. Akhulgo'ya o kadar çok asker getirilmişti ki bu askerlerin çekilmesiyle Karadeniz Hattı güçsüz düşmüştü. Kuşatma altındaki Akhulgo 1839'da ağır bombardıman ateşine tutuldu. 

Şamil hemen hemen bütün müridlerini kaybetti. Akhulgo'da akan bu müridlerin kanı binlerce Çar askerinin de hayatına mal olmuştu. Yöreyi iyi bilen Şamil, ikinci bir defa, kendilerini çevreleyen düşman zincirinden kaçmayı başardı.

Halk hikayeleri, Uzdenlerin savunucusu ve Çar Genera1lerinin korkulu rüyası Şamil'i ele geçirilemez bir kişi olarak anlatıyorlardı. Şamil'in Akhulgo'dan kaçışıyla dağlıların bağımsızlık mücadelesinin safhası sona erdi. Bu süre içerisinde, mücadele, gücünü Uzdenlerden alan geniş çaplı bir ulusal hareket haline gelmişti.

Şamil 1839'un Ağustosunda Çar Hükümeti tarafından istila edilen ve Rus yönetiminin ağır boyunduruğu altında bulunan, Çeçenistan'ın dağlık bölgelerine çekildi. Görevli olarak burada bulunan bir maceraperest General Pullo, kendisine karışılmamasından faydalanarak dağlıları kırıp geçirmekteydi. Dağlılar her yıl 20.000 gümüş rublelik dayanılmaz bir vergi ödemek zorundaydılar, birçok yerleşim bölgesi tamamen tahrip edilmişti ve dağlılar silahsızlandırılmışlardı. Bu kötü muameleler Çeçenleri sonu olmayan ayaklanmalara teşvik etti ve bazı köylerde yaşayanlar yalnız bir yıl içinde birkaç kez isyan ettiler. 

ŞAMİL’İN PARLAK DEVRİ (1840-1847):

Şamil Çeçenistan'da bir kahraman gibi karşılanmıştı. Etrafında hemen kalabalık bir mürid kitlesi toplandı. Gazavat tekrar başladı. Çar'ın Generallerinin zaman kaybetmeleri ve insiyatifin ellerinden çıkmasına göz yummaları Şamil'e askeri zaferler kazanması için uygun bir ortam sağladı. N.G.Chernyskevsky'e göre 1940 ile 1847 arası hareketin doruğa ulaştığı ve Şamil'in ''parlak devri''ni yaşadığı dönemdir. Akhulgo kuşatmasından sonra Şamil, askeri bir güç, devlet örgütlenmesi, askeri istihkam sistemi olmadan ve düşmana sürekli akınlar düzenlemeden bağımsızlığın kazanılmayacağına inandı. Şamil, otuzlu yılların sonunda Çeçenistan'da harekete geçti. Önce askeri istihkamlar kurdu ve müridlerden oluşan askeri birlikler meydana getirdi, Çar'ın birliklerine saldırdı, onları geri püskürttü ve Çeçenistan'ın önemli bir bölümünü geri aldı. 1940'dan sonra tekrar Dağıstan'daki özgür toplulukların bir kısmının önderi durumuna geldi. Adı yine Tüm Kafkasya'da dillerdeydi. 1840 ve 1846 arasında arka arkaya parlak zaferler kazandı. Bilhassa, Sunja'ya Valersk'te 1840'da meydana gelen kanlı muharebe en önemlilerinden biridir ve o savaşa katılmış Şair Lermontov tarafından anlatılmıştır. Çar'ın birlikleri tarafından sıkıştırılan Hacı Murat 1940'da, düşman olmalarına rağmen Şamil'e katılmıştı. 1842'de İchkerin'e yapılan Grabbe komutasındaki askeri sevkıyat ve 1845'te Vorontsov'un gerçekleştirmek istediği hücum, başarısızlığa uğratıldı. Şamil Çar'ın birliklerine karşı ciddi başarılar kazanmaktaydı. Rusların askeri istihkamlarının önemli bir bölümü tahrip edildi. Özellikle Çeçenistan'ın dağlık bölgesi olan İchkern'in içlerine yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan sefer en önemlilerinden biriydi; Çar'ın birlikleri dağlıların gerçekleştirdikleri cesur akınlar ve şiddetli hücumlarla dağıtılmış; çok miktarda silah, üniforma ve yiyecek müridlerin eline geçmişti. Çar'ın Generalleri Şamil'in bu parlak zaferi karşısında güvenlerini kaybettiler. 

Bu sıralarda Transkafkasya'nın önemli bir kısmı, özellikle Gürcüstan, köylü isyanlarına sahne oluyordu ve bu durum dağlıların Çar yönetimine karşı sürdürdükleri mücadeleye yardım etmekteydi. 

Rusya'yı Kafkasya'daki savaşta güçsüz duruma düşürmek isteyen İngiltere ve Fransa kendi mütecaviz fikirleri doğrultusunda Karadeniz sahillerinden dağlılara silah ve askeri, araç gereç yollamaktaydılar. Ama bu yardımlar çok az miktarda gerçekleştiğinden dağlıların çoğu kendi köylerinde ürettikleri silah ve tüfekleri kullanmaktaydılar. İngiltere kendi himayesi altındaki toprakları genişletmek ümidiyle Karadeniz'e silahlı birlikler çıkarttı. İngiltere ve Fransalı casuslar Karadeniz sahillerini dikkatli bir şekilde incelemekteydiler. Fakat Anglo- Fransız müdahalesinin Çerkeslerin mücadelesinde önemli bir yeri yoktu. Çerkesler bu eşit olmayan savaşta bağımsızlıklarını kendi kendilerine savunmaya mecbur bırakılmışlardı ve kazandıkları zaferleri de yalnız kendi kendilerine borçluydular.

Dağlılar kendilerini ormanlık arazide saklamakta ustaydılar. Ve sanki ağaçlar, uçurumlar Rus birliklerine ateş ediyormuş gibiydi. Ağaçları kesip üst üste yığarak kullanışlı barikatlar yapıyor ve arkalarından ateş ediyorlardı. Dağlıların taktikleri Lermontov'un ''Valerik'' adlı şiirinde çok iyi anlatılmıştı. Bu barikatlar düşmanların ilerlemesini durdurmuş ve dağlılara zaman kazandırmıştır. Engels dağlıların zaferlerinin nedenlerini şöyle açıklıyordu: ''Dağlıların bölgelerinin savunmasında temel dayanakları saldırı taktikleridir. Her defasında Rus birlikleri dağ savaşına iyi uyum sağlayamayan İngilizler gibi Kafkasyalılara saldırdılar, bunları yendiler ve köylerini tahrip ettiler. Arkalarında bıraktıkları dağ geçitlerini kaleler zinciriyle tahkim ettiler. Kafkas dağlılarının gücü, onların dağlardan düzlüklere devamlı akınları, Rus mevkilerine ve karakollarına ani atakları, ileri Rus hatlarının gerilerine ani saldırılarına ve kurdukları tuzaklara dayanmaktaydı. Yani Dağlılar Ruslardan daha hafiftiler ve bunun avantajlarından en iyi şekilde faydalandılar. Gerçekte, dağlıların bütün geçici başarılı başkaldırmalarında olduğu gibi bu başarıları da denebilir ki saldırı taktiklerinin ürünüdür.

Şamil 1840-1841 yılları arasında Çeçenistan'ın ve dağlık Dağıstan'ın kuzey bölgesinin önemli bir bölümünün yöneticisiydi ve etkisi Khabardey'e kadar yayılmaktaydı. Savaşabilen on binlerce mürid önemli noktaların savunulması için düzenlenmişti ve bunların çevrelerinde kendilerine dost insanlar yaşamaktaydı. Şamil'in başlıca gücü Çeçenistan'ın ve dağlık Dağıstan'ın kuzey bölgesinin Uzdenlerinden oluşmaktaydı. Batı Kafkasya'daki kuvvetleri ise henüz serfleştirilmemiş Tlfıkotl köylülerinden meydana gelmekteydi.

Şamil, bağımsızlık savaşında geniş halk kitleleri tarafından destekleniyordu ama zengin tabaka, ruhban sınıfı ve tacir-tüccarlar mürid ayaklanmalarında yalnızca zaman zaman yer aldılar geneldeyse kendi özel çıkarlarıyla ilgilendiler. 

ŞAMİLİN İMAMLIĞININ YÖNETİM SİSTEMİ: 

1840'lı yıllarda mürid hareketinin zaferler kazanması büyük ölçüde Şamil'in imamlık veya devlet düzenine dayandırılabilir. Bu yıllarda imamlık, askeri karakteristikleri net bir şekilde belirlemişti.

Şamil, kontrolü altındaki bölgeyi askeri hedeflerine uygun olarak naiblik adı verilen bölgelere ayırmış, başlarına da imam tarafından atanan vekiller getirilmişti. Bu naibliklerin sayısı sık sık değişmekte idi; ellilerde 82 tane vardı. Naibliklerin başlarında bulunanlara Naib adı verilmekteydi. Bütün Naiblerin eşit görevleri vardı ve yönetimlerini imamdan gelen talimatlara göre uyguluyorlardı. Şamil mürid diye bilinen en yakın arkadaşlarını Naib gruplarının yönetimiyle yükümlü kılmıştı.

Her Naib'in imam'ın emirleri doğrultusunda yetki verdiği, emrine amade hakimleri, alimleri (islam bilginleri), ruhban sınıfı ve savaşçıları vardı. Hakimler, ''düzeni sağlamaya'', anlaşmazlıklara bakmaya, suçluları cezalandırmaya, İmam'ın emir ve dualarını köylerine yaymaya söz vermişlerdi. Davalara, şeriat yani temeli Müslümanlığın kanunları olan, Şamil ve azaları tarafından İmamlık'ın askeri ve siyasi amaçlarına uygun olarak ıslah edilmiş kanunlara göre bakılıyordu. Naiblerin görevleri özel bir kanunla (nizamla) belirlenmişti. Bu kanunlarla her naibin ''şeriatın doğru ve sürekli olarak uygulanması, kabileler arası kavgaları çözümlemesi, ve aralarındaki kan davalarına son verilmesi'' isteniyordu.

Şamil devleti 1845'e kadar Dargı, 1845'ten sonra ise Vedeno köyündeki çok iyi donatılmış evinden yönetti. Şamil'in ikametgahı etrafında bir sürü bina olan, iyi donatılmış bir kaleydi. Düz bir yere inşa edilmişti ve kendisine bağlı seçme birliklerden oluşturulmuş özel muhafızlarla korunmaktaydı. Her Awul'un (köy), en cesur fertlerini Şamil'in muhafızlığı için seçmek gibi bir görevi vardı. Naiblerin toplantıları Şamil'in ikametgahında yapılır, toplantılarda savaşın idaresi tartışılır ve Naiblerin haberleri dinlenirdi. Şamil kanuni sorunların tartışılmasını kendisi idare eder, şikayetleri dinlerdi, bu sırada bir sekreter de Şamil'in danışmanlarının yardımıyla hazırladığı emirlerini yazardı. 

Devletin yönetimiyle ilgili karmaşık sorunlar mecliste tartışılırdı. Burada, önce imam sorunu kısaca anlatır ve kendi fikirlerini söylerdi. Fakat üyelerin İmam'ın fikirlerini kabul veya red etme hakları vardı. İmam'ın yalnızca askeri veya taktik hareketlerinde karar verme yetkisi vardı. Sorular mecliste hazırlanan bir sıra dahilinde tartışılırdı. Toplantılarda nihai kararlar verilir ve derhal yerine getirmek için tedbirler ana hatlarıyla saptanırdı. Özellikle askeri sorunların söz konusu olduğu durumlarda Şamil Naibleri toplantıya çağırırdı. Bu toplantılarda tartışılan başlıca sorunlar Çar Hükümetine karşı yürütülen savaş ve müritlerin güçlendirilmesiydi. Böyle toplantılardan özellikle birinin önemli bir yeri vardı. Kayıtlara genellikle 1847 diye geçen ama son yapılan araştırmalar sonucu 1845'ten geç olmadığı anlaşılan ve Andi'de yapılan bu toplantıda Şamil Naiblerin ve halkın daha ne kadar itaat edebileceklerinin ve savunma yapabileceklerinin araştırılmasına karar verilmişti. Toplantıda hazır bulunan üyelerin hepsi Şamil'in isteklerini tam olarak yerine getireceklerine söz verdiler. Toplantıda Şamil herkesin ortak görevlerini ve ihlali durumundaki sorumluluklarını belirtir yazılı bir emir çıkardı. Toplantıda ayrıca Naiblerin yönetimlerini kötüye kullanmaları ve gittikçe artan servetleri sorunu da tartışıldı. Ve naiplerin zengin, mal mülk sahibi olmamalarına, kıskançlık ve zulümden vazgeçmelerine, birbirlerine yardım etmelerine ve hareketlerinin zalimce değil şeriata uygun olmasına karar verildi.

Şamil büyük bir ordu oluşturmuştu. Talimnamesinde askeri birimlerin takviye edilme kuralları da belirtilmişti. Her Naib bütün köylerden her on aileden bir atlı savaşçı almak kaydıyla toplanmış 300'den fazla süvariye sahip olmak zorundaydı. Süvariyi seçme yetkisi ailelerin ileri gelenlerine bırakılmıştı ve diğer dokuz aile idameyle sorumluydu. Bu, Uzdenlerin ağır yüklerinden biriydi ve temelde geniş Uzden kitlesinin omuzlarına yüklenmişti. Düzenli orduya ek olarak yine Naiblerin emrinde köylerdeki 15-50 yaş grubu arasında yer alanlardan teşkil edilmiş milis kuvvetleri de vardı. Bunlardan tüfek atış talimi yapmaları ve iyi birer süvari olmaları istenirdi. Şamil'in ordusunda en önemli görevler bu milisler tarafından yerine getirilirdi. Ayrıca bu orduda Rus ve Polonyalı kaçaklardan oluşturulmuş bir müfreze de vardı. 

Şamil'in bütün köylere dağıtılmış halde bulunan birliklerin başlarında kendi komutası altında bulunan subaylar (Naibler ve her 500, 100 ve 10 askerin sorumluları) bulunurdu. Silahlı mürid gücünün çoğu kalelerde yetiştirilmişlerdi. Şamil'in ordusunda milisler de dahil, toplam 40-50 bin civarında yaya ve atlı bulunmaktaydı.

Şamil savaşçılarını paye ve rütbe vererek mükafatlandırırdı. Silah, at, koyun, çeşitli maddeler ve para gibi ödüller de vardı. Korkaklıklar için üniformalara itibardan düştüğünü belirtir bir işaret dikilmesini emretmişti. Örneğin sağ kola bir parça keçe dikilebilirdi. Bu işaretler ilk cesaret belirtisinden sonra sökülürdü. Kaçmak isteyen askerler korkaklıklarından dolayı ya bir çukura koyulur ya da ayaklarından zincire vurulurlardı. 

Şamil, küçük çapta bir topçu sınıfı bile meydana getirmişti. Dağlılar 'bin savaşçı'' diye adlandırdıkları topun gücüne büyük hayranlık duyuyorlardı. Kendi toplarını kendileri yapmayı başardılar. Gotsatl'lı Murtaza Ali dökümlerdeki hüneriyle ün kazanmıştı. Toplarda Şamil'in nişanı vardı. Ama bu topların kalitesinin çok düşük olduğu da söylenmeli. Yapılan 50 civarında topun yalnız 12 veya 14'ü kullanılabilir durumdaydı. EI bombaları Ruslardan ele geçirilmişti ama mermiler dağlılar tarafından bakıra, kurşun ve kalay karışımı bir maden takılarak yapılıyordu. Barut Şamil'in düzenlemesiyle çeşitli köylerde yapılıyordu ve hatta Vedeno'da bu amaçla bir fabrika kurulmuştu. Şamil güherçile imalatını teşvik ediyordu. Çok miktarda kükürt üretilmekteydi. Kılıç ve Kamalar güzel tabancaların yapıldığı Çeçenistan ve Dağıstan'daki köylerden sağlanıyordu. Silahların bir kısmı ise Türkiye ve Kırım'dan sağlanmaktaydı. Askeri konularda, kendilerine özel ayrıcalıklar verilmiş, Rus ordusundan kaçan askerlerden büyük ölçüde yardım gördüler. Şamil, askeri devletinde önemli- toplumsal değişiklikler de yaptı. Hanların ve Beylerin eski ayrıcalıklarını kaldırdı. Bu kaldırılan ayrıcalıklar arasında yönetme, yargılama ve vergi koyma hakları da vardı. Bu reformlar Uzdenlerin yükünü şüphesiz hafifletti. Ayrıca köylerde oturan kölelerin özgür kabul edilmesine karar verildi, kölelerin özgürleştirilmesi sonradan tamamlanamadı.

Şamil özellikle Rus Çarlığının tarafını tutan Han ve Beylerle uzun ve yorucu bir savaş içerisine girmişti. Dağıstanlı ve Çeçenistanlı savaşçılar bağımsızlık savaşında Şamil'in liderliği altında iken, Avar bölgesindeki Gazi Kumuk'taki sarayları ve Tarkov Şamhallığını yerle bir etmişlerdi. Bu Hanlıklarda Hanlara verilen tüm ayrıcalıklar Şamil tarafından kaldırıldı. Feodalizmin yenildiği bazı köylerde toprak sahiplerine bağlı Uzdenler özgürleştirildi ve köleler azat edildi. Böyle azat edilmiş köleler yerli halklı aynı oranda vergi vermeye başladılar.

Şamil, imamlıkta bir devlet hazinesi kurdu. Dağıstanlı, Çeçenistanlı bütün kabilelerin bu hazineye zyakyat (gelirlerinin onda biri) ödemeleri istenmişti. Vergilerin düzenli olarak toplanması sağlandı. Şamil, ruhban sınıfının gelirlerine de sınırlamalar getirdi. Camilerin ellerinde bulunan mallar devletleştirildi ve ruhban sınıfına uygun ve sabit bir ücret ödenmeye başlandı. Hazinenin gelir-giderleri Şamil'in sekreteri tarafından kaydedilmekteydi. Devlet hazinesinin yukarıda sözü edilen Zyakyatın dışında başka bir geliri daha vardı. Kharaj denilen bu otlak ve birkaç mesken vergisi her yüz koyun başına bir taneydi ve önceleri Hanlara ödenmekteydi. Khum (savaş ganimetlerinin beşte biri ) Şamil'e yani hazineye verilmekteydi. Para olarak yapılan bütün yardımlar direkt olarak Şamil'in hazinesine giderken, tahıllar Naibler tarafından muhafaza edilir ve İmam'ın talimatlarına uygun olarak dağıtılırdı. Şamil'in devlet hazinesi oluşturması, merkezi bir devletin kurulmasına doğru atılmış somut bir adımdı.

Şamil dağ ticaretinin gelişmesine de ilgi gösterdi ve savaş ortamı olmasına rağmen ticareti geliştirmek için her yola başvurdu. Ticaret merkezlerine ayrıcalıklar ve çeşitli yararlar sağladı. Şamil, kendilerine Devlet hazinesinden para yardımı yapılan tacirler tarafından çok büyük saygı görmekteydi. Şamil dış ticareti de teşvik etti ve imamlığa dışarıdan mal ithal eden tacirlere çeşitli ayrıcalıklar verdi. Zenginlikten doğan ''ahlaki bozukluğa'' karşı mücade1e etti ve gümüş işlemeciliğini, halkın ulusal sorunlarıyla tarımı bir kenara bırakıp bu işle uğraşmaya başlayabilecekleri korkusuyla yasakladı. Dağlıların Ispartalı gibi Müridizm'in kuralları ile birlikte yaşamalarının askeri disiplinin devamını temin edeceğine inanıyordu. Sigara ve şarap içmeleri şarkı söylemeleri ve dans etmeleri müridlere yasaklanmıştı ve yakalananlara ağır cezalar veriliyordu.

Şamil, şeriatın tam olarak uygulanmasını isterken, kabile ve klan ayrılığını yok etmek için heterojen yerel kanunla (abat'la ) da mücadele ediyordu.

Şamil el sanatlarının gelişimini de teşvik ediyordu. Sarayının etrafındaki özel meskenlerde hünerli silahtarlar, demirciler ve marangozlar yaşamaktaydı.

Şamil reformlarına işlerlik kazandırmak için çevresinde ilim ve sanat bilen akıllı adamların olmasını hayal ederdi. Avrupalıların yaşamlarıyla ilgilenirdi ve tesadüfen yaptığı bir görüşmede Fransızları, Macarları ve onların yaşamlarını ve askeri örgütlenmelerini sormuştu. Rusya’nın Avrupada kalan bölgesinde yaşadığı sırada Avrupa teknolojisine büyük ilgi göstermiştir: Gemiler, lokomotifler, dürbünler ve rüzgar değirmenleriyle ilgilenmiş ve hatta St. Isaac Katedralinin kubbesini görebilmek için sarığını çıkarmıştır. 

ŞAMİLİN YENİLGİSİNİN NEDENLERİ:

Şamil'in yönetim sisteminin dağlıların bağımsızlık savaşlarında özellikle de en hararetli olduğu dönemlerde zaferler kazanmalarına büyük yardımı olmuştur. Ama kırklı yılların sonlarında imamlıkta dağılmalar görülmeye başlandı ve Şamil'in yarı-ataerkil demokrasisinde feodal yöntemlerin canlanmasına doğru eğilimler ortaya çıktı.

Naibler feodal sömürü tarzının yeniden kurulmasını ister bir görüntü sergilemeye başladılar. Savaş süresince mal-mülke, tahıla ve mevkiye sahiptiler. Daha doğrusu bunlar kendi emirleri altındaydı. Naiblerin gücü bu zenginliklerden ve ellerindeki uzdenlerden gelmekteydi. Ve bu, politikalarını da etkiledi. Dini, sivil ve askeri araç-gereçler klan ileri gelenlerinden, ruhban sınıfından, uzden asillerinden ve yaşlılardan oluşan Naiblerin eline geçmişti. Zenginleşen rütbeli uzdenler Şamil'in yönetim sisteminde merkezi bir yer ele geçirmeye teşebbüs ettiler. Naiblerin çoğu Şamil'in emirlerine uymaktan vazgeçtiler, rüşvet aldılar ve halkı soydular. Halk Naiblere karşı ayaklanmaya başladı. Naiblerse ekonomik durumlarını kuvvetlendirdikten sonra Rus Çarlık Hükümetiyle gizli ilişkilere girerek servetlerin korumaya çalıştılar. Çar Hükümetinden ayrıcalıklı durumlarının devamını istiyor, halkı da Şamil hakkında yalanlar uydurarak kandırıyorlardı. Amaçları halkı Şamil'e karşı kışkırtmaktı. Bazı Naibler Şamil'i bırakıp Rus Çarlığı tarafına bile geçtiler. Tüm bunlar olurken Şamil'in oğlu Gazi Muhammed 1847'de Dağıstanlı ileri gelenlerinin yaptıkları bir kongrede imamlığın varisi seçildi. Böylece seçimle gelen imamlık otoritesi, yerini veraset faktörüne bırakmış oldu. Gazi Muhammed'in yönetimi altındaki naibliklerin çayır ve otlaklarında elde edilen yıllık gelirler devlet hazinesine gitmeyip Gazi Muhammed'in şahsi payı olarak kaldı. Toprak bağışları yapıldı. 

Önemli miktarda Naib'in açık ihaneti gibi Şamil'in devletinin ekonomik ve askeri kaynaklarının tamamen tükenmesi Çar Hükümetinin istilasına karşı koyan müridlerin gücünün ciddi bir şekilde zayıflamasına yol açtı.

Çar Hükümeti de Şamil'in zayıflamasından faydalanmak için ordusunu hem asker hem de silahla takviye ettikten sonra saldırıya geçti. Hile savaşı artık açık savaş durumuna gelmişti. Rus komutanı bir tüfek menzili genişliğinde kesilen ''dar geçitler sistemine'' başvurdu, böylece dağlıları ormanların doğal koruyuculuğundan mahrum ediyorlardı.

Batı Kafkasya'daki Müridler ise Çar ordusunun doğuya kaydırılmasının avantajından da faydalanarak savaşa devam ettiler. Şamil kuvvetlerini birleştirmek için Kakhetia'ya ve Khaberdey'e akınlar yaparak birçok kez batıya girmeye teşebbüs etti ama bu akınlar başarısızlıkla sonuçlandı ve 1848'in yazında önemli bir Awul olan Gergebil teslim oldu. İmamlığın tarihçisi Muhammed Tagir ''Naibler hayal-i sükuta uğradılar, ümitleri suya düştü, gayretleri, enerjileri ve şevkleri tükendi'' diye yazar. Mürid kampları arasındaki kavgalar her geçen gün biraz daha keskinleşiyordu. Çar Hükümeti, Naiblere ve yaşlılara rüşvet verme siyasetini benimsedi ve Hacı Murat'ın sadakatini açıkça transfer etti. İlisul Sultanı Daniyel, Şamil'e karşı aktif bir hareket başlattı. Müridler zayıfladı. Şamil bütün kuvvetlerini savaşa sürdü; şimdi artık Tabasaran'a bir sefer düzenliyordu. Fakat zafer elden gitmişti. Rus generalleri muhbirleri aracılığıyla Şamil'in kampında olan-biten her şeyden haberdar olmaya başlamışlardı ve her geçen gün azalan, tükenen müridlere karşı yerli birlikler, yeni takviyeler gönderiyorlardı. 

Kırım savaşının da sona ermesinden sonra Kafkasya'ya takviye birlikler gönderilmesi olanaklı oldu. Şamil'in ufak birliği Baryatinsky komutasındaki birliklerin oluşturduğu demirden halka ile çepeçevre kuşatılmıştı. 1858'in tamamı ve 1859'un mayısına kadar olan süre içinde General Yevdokimov komutasındaki birlikler Çeçenistan'ı istila ettiler ki Çeçenistan Şamil'in devletinin en zengin tarım bölgesi ve zahire ambarıydı. Şamil'in iyi donatılmış ikametgahı ve müridlerin merkezi durumundaki Vedeno 1 (13) Nisan 1859'daki saldırıyla düştü. Şamil Çar ordularının şiddetli hücumundan önce küçük bir mürid grubuyla geri çekilmiş. Önce Andiya'ya oradan da yüksek bir dağın tepesine, Gunip'e sığınmıştı. Gunip kuşatması 10 (22) Ağustos'tan 25 Ağustos (6 Eylül) 1859'a kadar sürdü. Şamil 300 müridi ve bir topuyla çok iyi donanmış binlerce kişilik Çar ordusuna karşı kendini günlerce savundu. Ama 25 Ağustos'ta, (6 Eylül) Gunip de düştü. 

Boryatinsky'nin Çar'a gönderdiği haber Gunip alındı. Şamil yakalandı ve St. Petersburg'a gönderildi'' şeklindeydi. Şamil bir grup muhafızın denetiminde Petersburg'dan Kalugo'ya gönderildi ve 1869'a kadar orada kaldı. 1870'te Çar'ın izniyle Mekke'ye giden Şamil bir yıl sonra almış olduğu ve bir türlü iyileşmeyen yaralardan dolayı öldü. Şamil'in yakalanmasıyla, Kafkasya'nın doğu bölümünün istilası tamamlanmış oldu. 

1841 GURLA İSYANI:

Dağlılar bağımsızlıkları için mücadele ederlerken Gurla'da bir ayaklanma meydana geldi. Şamil'in parlak zaferler kazandığı döneme, 19. yüzyılın ilk yarısında 1841 'e rastlayan ve Gürcistan’da meydana gelen bu köylü hareketi Gurla köylülerinin isyanıydı.

1841 Gurla isyanı Çarlık Rusya’sının sömürgeci rejiminin ve yerel toprak sahiplerinin baskıları sonucu patlak verdi. İsyanın sebebi, yeni vergi kanunu ile toprak vergilerinin para şeklinde toplanmaya başlamasıydı. Gurla'daki feodal sistem aşırı bir şekilde ağırdı. Gurla serfleri tamamen toprak sahiplerine bağlıydılar. Tiflis'te yaşayanların %22 sinin serf olmasına karşın Gurla'daki köylülerin %63'ü serfti. Gurla, yönetimdeki bağımsızlığını Gürcistan'ın diğer bölümlerine kıyasla daha uzun süre elinde tuttu ve Rus yönetim sisteminin tamamen girdiği ve bölgenin Gürcistan meretia eyaletinin bir parçası durumuna geldiği 1840'ın 10 (22) Nisanına kadar bu böyleydi. Bölgenin kontrolünü bir kere ellerine geçiren Rus Yöneticileri 1841'de düzenli bir nüfus vergisini zorla toplamaya başladılar. Ve bütün eski ödentileri para şeklinde ödenen tek bir vergi şekline getirdiler. Bu değişiklik zaten yerel toprak sahiplerine karşı devamlı artan sorumluluklarından şikayetçi olan Gurla köylüleri üzerinde ters etki yaptı.

1841'ın başlarında Gurla'da çok büyük bir huzursuzluk ve isyanın hazırlık belirtileri vardı. Gizli köy kurultayları teşkil edilmişti, sorumlu kimselere karşı şikayetler yapılmakta ve ''tahrik mektupları'' ortalıkta dolaşmaktaydı. İsyan 22 Mayıs (3 Haziran) 1841'de başladı Ve Ağustosa kadar tüm Gurla'ya yayıldı Rus idari otoritesi tahrip edildi ve toprak sahiplerine karşı misillemeler başladı. Gurla Hükümeti isyancıların eline geçti. Gurlalılar Ozurgeti'deki Gurla idari merkezine, Rus otoritelerine yardım etmek için acele eden Magrelie Prensi Davlani'nin silahlı güçlerini püskürttüler. Çar yönetiminin tahminlerine göre isyancıların sayısi 7000'den fazlaydı. İsyan İmeritia'ya yayıldı. Fazlasıyla rahatsız olan 1. Nikola ''acilen en etkili ve sonuca götüren önlemlerin alınması ve isyancıların bastırılması'' şeklinde emirler yağdırıyordu. Eylül başlarında on topla takviye edilmiş 4000 civarında Çar kuvveti Gurla'ya getirildi. Zekice hazırlanmış bir planla isyancıları yandan sarıp Ozurgeti'ye gelen komutan Argutinsky Dolgoruky Çar'ın birliklerine çok çabuk bir zafer kazandırdı.

Bu sırada yerel asilzadeler Çar'ın yöneticilerine mümkün olan her yolla yardım ediyorlardı. İsyan vahşice bastırıldı. İsyanın liderleri Türkiye'ye kaçtılar, yakalanan 50 kişi divan-ı harbe verildi. Ceza müfrezeleri köyde intikam aldılar. Köylülere eski vergilerini üç gün içinde, günlük vergilerini ise günü gününe ödemeleri ve isyan sırasında tahrip olan köprüleri, yolları ve binaları yeniden onarmaları emredildi. 

KUZEY BATI KAFKASYLI DAĞLILARIN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİ:

Şamil'i yenen Çar Hükümeti tüm güçlerini Kuzey-Batı Kafkasyalıların bastırılmasına yöneltti.

Şamil'in parlak zaferler kazandığı dönemde, Batı Kafkasya'daki Çerkes Kabileleri de cesaretle bağımsızlıklarını savunuyorlardı. Çar Ordusunun alışmadıkları ve dağlık bir arazide savaşmak zorunda kalmalarından doğan avantajları zekice kullanıyorlardı. Batı Kafkasya'daki Çar kuvvetleri istemedikleri şartlarla yüz yüze gelmişlerdi. Deniz tarafından İngiliz ve Fransız kaçak mal gemilerinin saldırılarının, dağlardan ise Çerkes kabilelerinin ani hücumlarının tehdidi altındaydılar. Bir mermiye hedef olma riskini göze almadan kale duvarının dışına çıkmak olanaksızdı. Odun kesmek, sığır beslemek, ot biçmek, sebze yetiştirmek ve mezar kazmak gibi işlemlerin hepsi hayatlarına mal olmaktaydı. Garnizonların ikmali neredeyse yapılamıyordu. Gerekli olan yiyecek ve malzemenin ikmali Azak denizinden ve yalnızca dokuz mavna ile yapılabilmekteydi. Karadeniz sahili hattındaki kalelerde humma ve tifüs gibi hastalıklar baş gösterdi ve ölüm oranı felaket denilebilecek boyutlara ulaştı. Mikrop yüzünden kaybedilenlerin yerini doldurmak için gelen yeni kuvvetler yeterli değildi. 

1840'ta dağlılar birçok kale ve istihkam merkezini ele geçirdiler. 2 (14) Nisan 1840'ta Rus komutanının hayret dolu bakışları altında Nikolayev Kalesi düştü. Bundan önce zayıf bir şekilde donatılmış Karadeniz hattı gedik vermişti. Şimdi artık dağlılara si1ah, barut ve demir ikmali yapmak çok kolaydı. 1840 dağlıların Çar Hükümetine karşı sürdürdükleri mücadelede bir zafer yılıydı. Şamil bu avantajlı durumdan faydalanmak isteyip Süleyman Efendi'yi Batı Kafkasya'ya vekil olarak gönderdi ama Süleyman Efendi rüşvet almış bir haindi. Buna rağmen Şamil etkisini Batı Kafkasya'ya kadar genişletme planından vazgeçmedi ve bu amacını gerçekleştirmek için mürid hareketinin önemli bir adamı olan Muhammed Emin'i seçti. 

ÇERKESLERİN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİNİN LİDERİ, Muhammed EMİN:

Muhammed Emin, 1818'de Dağıstan'da doğdu. Gençliğinde Koran'ın öğrencisi olduğundan adım adım dolaştığı Kafkasya ve Küçük Asya hakkında çok iyi bilgi sahibiydi. 1836'da Şamil'in müridlerine katıldı. Ve daha sonra Şamil tarafından Batı Kafkasya'daki Kuban ötesi bölgeye Naib atandı. Muhammed Emin Batı Kafkasya'ya varır varmaz Çerkes kabileleri arasında, Çar Hükümetine karşı yürütülen savaş hakkında vaazlar vermeye başladı. Onun öğretileri verimli toprağa düştü.[3] Halkın büyük bir bölümü Çar hükümeti tarafından güçsüz düşürülmüş ve köleleştirilmişti. Ve gazavat bayrağı altında bir isyan başlattılar. Batı Kafkasya'nın zayıfça birleşmiş[4] çok sayıda kabileler arasında, Muhammed Emin bir merkezi devlet sistemi oluşturmakta başarılıydı. Kanunlar çıkartıp tek tip bir yönetim şekli teşkil etti. Ve düzenli bir ordu meydana getirdi. Müslüman din adamları onun emirleriyle halkı gazavat konusunda telkin etmeye çalıştılar. Müridizmi Çerkes kabileleri arasında yerleştirmeye yönelik bir siyaset güden Muhammed Emin, Şamil'in imamlığına birçok yönden benzeyen bir yönetim sistemi oluşturdu. İki topla takviye edilmiş üçyüz “murtazek” savaşçısından oluşan bir muhafız birliğinin savunduğu bir kulede ikamet ediyordu. Muhammed Emin birbiriyle zayıfça birleşmiş Çerkes kabilelerini yönetirken askeri birliklerine güveniyordu. Ordusu Şamil'inkine benzer bir şekilde tanzim edilmişti.

Muhammed Emin'in liderliğindeki dağlılar, Çar Hükümetine karşı yürüttükleri şiddetli savaşta, Rus birlikleri tarafından istila edilen bölgeye yalnız 1849 yılı içerisinde 101 akın düzenlediler. Rus birlikleri Kırım Savaşı sırasında Karadeniz Hattı üzerindeki bütün istihkamlarını, dağlıların baskısıyla geri çekmek zorunda kaldılar. Muhammet Emin de pozisyonunu güçlendirmek için çok sayıda reform yaptı. Askeri fonksiyonları olan “Halk Meclisleri” kurdu. Yönetimi altındaki halkı her biri yüz aileyi içine alan cemaatlara böldü. Bunlar seçilmiş yaşlılar tararından yönetilmekteydi. Her biri bir Müftü ve üç Kadıdan oluşan merkezi idareli dört bölge organize etti. Her Müftü bir bölgenin yönetimindeydi ve onun meclisini oluşturan Kadılar yönetimi ve yargılama gücünü ellerinde tutuyorlardı ve halk tarafından sağlanan atlılardan oluşan bir muhafız alayları vardı. Her bölgede bir cami, bir dini okul, suçluların gözetildiği bir hapishane hakimlerin, idarenin ve savaşçıların ordugahları, bir ambar ve bir ahır vardı. 

Muhammed Emin Tlfekotller veya özgür köylüler tarafından desteklenmekteydi ama başlıca dayanağı özgür olma ümidi taşıyan kölelerdi. Muhammed Emin yönetimde doğru ve adildi, casuslar idam ediliyor, hırsızların elleri kesiliyordu. Naib'in emrine itaat etmeyenler, müridizme karşı gelenler veya Rus Hükümeti tarafını tutanlar yaşına ve cemiyet içerisindeki yerine bakılmaksızın hapse atılıyorlardı. 

Yerli halktan koyun, tahıl veya saman şeklinde vergi ödemeleri istenmişti. Camilerden gazavatı desteklemek için şeriatça karar kılınan dini bir vergi düzenli olarak toplanmaktaydı. Muhammed Emin de Şamil gibi halkı ticarete teşvik ediyordu.

Muhammed Emin Çerkes beylerine şiddetli akınlar düzenledi. Yerel Feodal beyleriyle mücadele etmesindeki amaç bütün Kuban ötesi kabilelerini tek bir birlik altında toplamaktı. Muhammed Emin, Şamil'in Batı Kafkasya'daki Valisi olarak görünmekteydi. Ama gerçekte, Kuban'dan Abhazya'ya kadar olan bölgedeki tüm Çerkeslerin yöneticisiydi. Rus kordonunu yarıp Şamil'le birleşmeyi çok istiyordu ve birkaç kez harekete geçti ama başarılı olamadı. Şamil güçlü olduğu sürece Muhammed Emin de zaferler kazandı ama Şamil'in ele geçirilmesinden sonra Çar'ın orduları tarafından sarıldı. Muhammed Eminin Türkiye Sultanı tarafından tayin olunan yerel prens Sefer Bey'le yaptığı savaş Çerkes kabilelerinin gücünü zayıf1atmıştı. Halk savaşlardan dolayı güçsüz düşmüş, Kafkasya'daki köylerin büyük bir çoğunluğu yağma edilmiş ve ateşe verilmişti. Dağlıların en iyi toprakları ellerinden alınmış, dağlar temizlenmiş ve arazi, gelecekteki Ruslar için hazır duruma getirilmişti.

Muhammed Emin Şamil'in düşmesinden hemen sonra 20 Kasım (2 Aralık) 1959'da kuşatma altına alındı. Fakat bu bile Kafkasya’daki savaşa bir son vermedi. Hemen hemen beş yıl, her yönden kuşatılan dağ kabileleri kahramanca direndikleri Çar'a karşı inatçı bir mücadele sürdürdüler. 1859'dan sonra 70 tabur, bir ağır süvari tümeni, 20 kazak alayı ve 100 top dağlılara karşı yönlendirildi. 60'lı yılların başına kadar Batı Kafkasya ile mücadele sona ermemişti. 1864 yılı ise genellikle Kafkas savaşlarının sona erdiği yıl olarak kabul edilir. Bundan sonra dağlılar topraklarından sürüldüler. 

Savaşlardan sonra Kafkasya'ya sağlam bir şekilde yerleşen Çar Hükümeti sert tedbirler aldı. Bunlar arasında dağlıların Batı Kafkasya'daki yerlerinden tahliye edilmesi de bulunmaktaydı. Dağlılar sığırlarını ve diğer mal-mülklerini çok düşük fiyatlarla sattılar; bir subay 50 kopek (Rus Para birimi Rublenin % 1 'i ) karşılığında 40 koyun alıyordu. Atlar 10 kopek karşılığı satılmaktaydı. Türkiye'ye göç edenlere silahlarını yanlarına almalarına izin verilmemişti, bu yüzden dağlılar silahlarını ederlerinin onda birine sattılar. Bölge terk edilmişti. Öyle ki Tuapse'den Bzybi'ye kadar olan bölgede dağlıların yaşadığı yalnız bir köy kalmıştı. Böylece kanlı ''Kafkasya'nın işgali”, sona ermiş oldu.

Çar Hükümeti Kafkasya'da yerleşim merkezleri kurmaya başladı; 1860 ile 1864 yılları arasında 111 köye 14396 aile yerleştirildi. Çar'ın toprak sahiplerini ve burjuvaziyi gözeten politikası, Rus köylülerini ve Kazakları bu bölgeye yerleştirmek ve böylece süper güç olma heveslerini destekleyen güvenilir bir bölge yaratmaktan ibaretti. 

[1] Kuzey–Batı olması lazım, orijinlinden İngilizce’ye çevirisinde bir hata olmalı (Çevirenin notu)
[2] Ermenistan’da ve Azerbaycan’da asil sınıf 
[3] Adıgey’de verimli toprak Tlfelotl sınıfıydı, 19. yüzyılın başlarından beri anti-feodal ve anti-sömürgeci savaşı üstlenen bu sınıf, Muhammed eminin oluşturmaya çalıştığı ulusal devlet için uygun bir zemindi.
[4] Burada “zayıf birlikten” kastedilen 1807’de Kakubatko Şubako tarafından örgütlenme temeli atılan Ulusal And Meclisi –Çile Tharı’o Khase- dir. Başta feodal beylerin egemenliğinde olan bu meclis, Tlfekotl’lerin güçlenmesiyle Tlfekotl ağırlıklı olmuştur. Ulusal And Meclisi zayıf bir birlikti, fakat Adigey kabilelerinin Adige ulusu oluşumuna doğru attıkları büyük bir sosyal adımdı. 

S.K.BUSHUYEV 
THE HISTORY OF RUSSIA, Bölüm: 16, Sayfa: 337-356, Çev: Tarık TOPCU 
(Kafdağı Dergisi, Yıl:1, Sayı:6-7 sf: 13-24, Ankara 1987.)

Page 1 of 4

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı