Diaspora Çocukları

Muhittin Kandur’un “Adigeleri” konu alan roman serisinin altıncısı olan bu kitap hikâyenin son bölümünü anlatıyor. Dünyanın geri kalanının “Çerkes” veya “Sirkas” olarak bildiği Adigeler, Kuzey Kafkasya kökenli eski bir kavim. Çok uzun yıllar süren ve nihayet 1864 yılında biten acımasız savaşlar sonunda sömürgeleşen bu toprak­larda yaşayanların çoğu 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Türkiyesi’ne

Adige Cumhuriyeti (AC) (Rusça: Респу́блика Адыге́я; Adigece: Адыгэ Республик), Kuzey Kafkasya'da Rusya Federasyonu üyesi bir cumhuriyet. Kafkas Dağlarının kuzeyinde, Krasnodar Kray sınırları içinde yer alır. Cumhuriyetin yazıçeviri olarak adı Respublika Adigeya olup Adigeya olarak da bilinir. Adige Cumhuriyeti adını, günümüzde nüfusun daha azı durumunda olan (% 24.2) Adigelerden alır. Başkenti Maykop'tur (2006'da 156.800). Yüzölçümü 7.600 km² (Krasnodar Barajı ile birlikte 7.800 km²),nüfusu 447.109 (2002).Nüfus yoğunluğu km² başına 58.8'dir.

Adigeler (Çerkesler), tarih öncesi çağlardan beri Kuzeybatı Kafkasya'da yaşamış olduğu kabul edilen bir halktır. Adige ataları için, Grek belgelerinde Sind ve Meot gibi adlar kullanılmıştır. Bazı araştırmacılar da, Adigelerin Hattilerden türediğini kabul etmektedirler (bk. Prof.Ğış Nuh, "Adigece'nin temel sorunları-1", internet; ayrıca bk. Ali Çurey, "Hatti Hititlerin Kökeni ve Çerkesler", Çiviyazıları Yayınevi). Adige destanı Nartlarda "Cırt", "Çıt", "Çınt" biçiminde geçen yer ve topluluk adlarıyla anılan halkların Sind ve Meotlar olduğu sanılmaktadır. Ölü gömme kültüne (tapıncına) göre, Sind ve Meot varlığı M.Ö. 3. binyılına değin izlenebilmektedir. Meotların ('Mıvıt'/'Мыут1' ya da 'Мыут1э') Kimmerler ve İskitler ile ilişkileri bulunuyordu. M.Ö. 8.-7. yüzyıllarda Adige-Grek ilişkileri başladı (bk. Bestlenıye Asker, "Adigeler Greklere yardımcı oluyorlardı", internet). Grek belgelerinde Sind ve Meotların yazılarının bulunduğu yazılıdır;nitekim 1955'te, Adigey'de, arkeolojik kazılar sonucu Meot (Мыут1э; Adige) yazılı tabletleri bulunmuştur (bk. Adigey-Ekonomi bölümü). M.Ö. 5. yüzyılda kurulu olduğu bilinen, ama daha öncesi hakkında yeterli bilgi bulunmayan, 4. yüzyıl ikinci yarısına değin yaşayan ve merkezi Sindika limanı olan Sindika Devleti kralları kendi adlarına sikke (madeni para) kestiriyorlardı.M.Ö.479'da Bosporos Krallığı'nın eline geçen ve yıkılan Sindika limanı yerinde Gorgippia (Anapa yerinde) adlı bir Grek kenti kuruldu.Sindika Krallığı, M.Ö. 4. yüzyılda, dış, özellikle İskit saldırılarından korunma amacıyla, Bosporos kralı Levkon I döneminde (M.Ö. 349-348) komşu Bosporos Krallığı'na katıldı. M.Ö. 3. yüzyılda ucuz Mısır buğdayının rekabetine dayanamayıp çöküş süreci içine giren Karadeniz kıyısındaki Grek "Bosporos Krallığı"nın zayıflaması, M.S. 2. yüzyılda beliren İskitlerin izleyicileri Sarmatlar, ayrıca batıdan kıyılara yönelen Gotlar ile kuzeydoğudan ve kuzeyden gelen ve 4. yüzyılda yoğunlaşan Hunların saldırıları sonucu, Azak Denizi ve Karadeniz kıyılarındaki kentler yıkıldı ve kıyı ticareti de sona erdi, verimli topraklar ve otlaklar Hunlar'ın eline geçti. Adigeler ise, dağlara sığındılar.

Hunların çekilmesinden (6. yüzyıl) sonra, Adigeler Asya steplerinden gelen Avarların saldırıları ile karşılaştılar ve uzun bir süre kendilerine gelemediler. Avarların çekilmesinden sonra, Adigeler eski topraklarını geri aldılar, kuzeyde, bugünkü Ukrayna ve Kırım Yarımadası içlerine değin yayıldılar. Halen, buralarda birçok yer Çerkes (Adige) adları taşımaktadır. Ancak, doğudan ve kuzeyden gelen Hazarlar, Kuzey Kafkasya topraklarının çoğunu ele geçirdiler. Durumdan, yani Hazarlarla sürdürülen savaşlardan yararlanan Ruslar 10. yüzyılda Kerç Boğazı dolaylarında Tmutarakan Prensliği'ni kurdular, ama Prenslik 11. yüzyılda Adigelerle Alanların bir bölümünün (Yaslar) birleşmesi sonucu ortadan kaldırıldı. MS 2. yüzyılda beliren ve günümüz Osetler'inin ataları olarak kabul edilen İran asıllı Alanlar, Kuban Irmağı havzalarında yoğunlaşarak yayıldılar. 11-13 yüzyıllarda Alanlar feodal bölünmeler içine girdiler ve eski güçlerini yitirdiler. Bu dönemde Adigelere Zykh (Зихы) ve Kasog gibi adlar veriliyordu.Daha sonra Bizans, Venedik ve Ceneviz ile ticari ilişkiler kuruldu, Ortodoks ve Katolik mezhepleri Adigeler arasında yayılmaya başladı. Ama eski kentsel ve yazılı yaşama dönülemedi.

1223'te Moğol saldırıları başladı ve bir Moğol-Kıpçak devleti olan Altın Orda Devleti kuruldu (1242-1501). Kuzey Kafkasya'daki düzlük alanlar Kıpçaklar'ın eline geçti. Nitekim günümüzde Kuzey Kafkasya'da yaşayan Kumuk ve Nogaylar ile Balkar ve Karaçay toplulukları, bu akınlar sonucu şimdiki yerlerine yerleşmiş olmalılar, nitekim bu topluluklar halen Kıpçak lehçelerinde konuşmaktadırlar. 1395'te Timur'un saldırıları ile karşılaşıldı ve giderek Altın Orda da parçalandı. Parçalanma sonucu, Altın Orda yerinde, komşu devletler olarak Kırım Hanlığı (1426-1783) ile İdil Irmağı güneyinde ve Hazar Denizi'nin kuzeybatı yörelerinde Astrahan Hanlığı (1466-1556) oluştu. Bu arada Kuban Irmağı kuzeyindeki topraklar da 13-15. yüzyıllar boyunca Adigeler tarafından giderek ve büyük çapta Tatarlar lehine terk edildi ve Orta Kafkaslar'da şimdiki Kabartay bölgesi ya da Kabardiya oluştu. Dört büyük derebeyi ailesi (pşı) ve bunların vasalları tarafından yönetilen Kabardiya, 1556'da Astrahan Hanlığı'nın Rusya tarafından ortadan kaldırılması ve Rusya ile sınırdaş olunması sonucu, Kırım egemenliğinden çıktı ve 1557'de Rus koruması (egemenliği) altına girdi.

Kabardiya'nın 1557'de Rus koruması altına girmiş olması olayı, bugünkü Kabardey-Balkar Cumhuriyeti ile yetinilmeyerek,tarihsel anlamda bir ilgisi bulunmayan, 1864 yılına değin bağımsızlığını sürdürmüş olan şimdiki Adigey ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ni de kapsayan, ama aynen bu iki yöre (region) gibi, en az birer bölümü ile, o zamanki tarihsel Çerkesya sınırları içinde bulunan Krasnodar Kray ve Stavropol Krayı ise dışarıda bırakan ilginç bir resmi uygulamayla, "Adigelerin Rusya'ya katılmalarının 450. yılı" biçiminde 2007 yılı boyunca kutlanmıştır. Ayrıca, kutlama programı çerçevesinde, Nalçik'te anıt heykeli dikili olan, Müslüman Kabartay büyük derebeyi (pşı) Temrıko İdar'ın kızı iken, 1561'de Moskova'da bir kilisede vaftiz edilip Mariya adını alan ve ikinci karısı olmak üzere ilk Rus çarı IV. İvan'a (Korkunç İvan; 1530-1584) nikahlanan, Rus-Kabartay dostluğunu simgeleyen Goşevnay İdar (1544-1569) ve Rusya'nın genişleme sürecinde görev almış ve etkili katkılarda bulunmuş olan çok sayıda Kabartay soylusu (komutan ve devlet adamı) da anılmıştır. Bu arada Kabartay-Balkarya'nın kurucu ortağı olan Balkar halkı, 1557'de Rusya'ya katılmadıkları, 1827 yılına değin egemen bir halk ve bölge olarak kaldıkları gerekçesiyle, sözkonusu 450. yıl kutlamalarına katılmamıştır.

 

Zaman su gibi akıp gidiyor. 1 Ağustos tarihinde ilk Kosovalı Adığe grubunun vatana gelişi ikinci yılını doldurdu. Bugün Adığelerin tarihine altın harflerle yazılmış durumda. Savaş ateşinden kurtarılan bu insanlara yeni bir yaşam sağlanabilmesi için Adığey Cumhuriyeti yöneticileri, vatandaşları ve dış ülke Adığeleri ellerinden geleni yaptılar. Bugünlerde ise vatanlarına dönenlerin sorunları ile ilgilenme işi Adığey Cumhuriyeti Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na verildi. Bakan Raziyet Natho ile bu konuda yapılan bir söyleşiyi sunuyoruz.

21 Şubat 2000 tarihinden itibaren vatanlarına dönenlerin (repatriant) sorunları ile ilgilenme görevi Bakanlar Kurulu'nca sizin bakanlığınıza verildi. Bu sürede neler yapıldı?

Sizin de belirttiğiniz gibi birkaç aydan beri vatanlarına dönenlerin sorunlarıyla bakanlığımız ilgilenmektedir. Bu görevin bize veriliş nedeni de dönenlerin daha çok sosyal problemlerle karşılaşıyor olmalarıdır. Bakanlığımızın bu konularda yapması gerekenler hiç de az değildir. Dönenlerin kişisel sorunları yanında onların ikamet edecekleri Mafehable Köyü'nün yapımı da bizim görevlerimiz arasındadır. İlk iş olarak dönenlerin yasalarımıza göre yararlanabilecekleri emekli aylıkları, işsizlik ve çocuk yardımlarını almaları için gerekli çalışmaları yürütüyoruz. Oturma izni ve vatandaşlık kazanmaları ile ilgili sorunlarla uğraşıyoruz. Soydaşlarımızın "mülteci" statüleri olmadığı takdirde Rusya Federasyonu'nun yasalarınca sağlanan haklardan yararlanma imkanları yoktur. Bu sorunları da çözmek için çalışıyoruz. Çalışma alanımız sadece Kosovalılarla sınırlı kalmamakta, daha önce çeşitli ülkelerden dönüş yapmış olan soydaşlarımızı da kapsamaktadır. Bu amaçla da hükümetin oluşturmuş olduğu "Vatanına Dönenlerin Adaptasyon Merkezi" ile ve dönenlerin kendilerinin oluşturdukları DAR Derneği ile ve ilçe yöneticileriyle uyum içerisinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Mafehable Köyü'nde 7 evin bitirilerek sahiplerine verildiğini, kalanların da kısa sürede biteceğini duyduk. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

7 evin bitirilerek sahiplerine verilmiş olması sevindirici bir olay olmuştur. Oturmaya hazır olan 7 ev daha yakında sahiplerini bulacaktır. Geri kalan 8 evi ise yaz sonuna kadar bitirmeyi amaçladık. Başkan Putin, bu konuda Başkan Carım'a yardım sözü vermiştir. Rusya Federasyonu'nun Mülteci Hizmetleri Dairesi ile işbirliği halindeyiz. Gerek konutlar için gerekse dönenlerin barınmaları için yaptığımız harcamaların Rusya Federasyonu (R.F.) Hükümeti tarafından bize ödenmesini bekliyoruz. Amacımız kış gelmeden herkesi evine yerleştirmektir. Evlerin yapımı tamamlanınca soydaşlarımızın tümü şimdi kaldıkları Geçici Barınma Merkezi'ni terk edip köylerine yerleşmiş olacaklardır. İkinci grup olarak gelen Kosovalılar için de Maykop'ta 12 daire satın alınarak yerleştirilmişlerdir. Bu dairelerin giderleri de Dönenlere Yardım Vakfı'nca karşılanmaktadır.

Bugün soydaşlarımızın geçici olarak barındıkları ve adına Dönenlerin Adaptasyon Merkezi dediğimiz bina, soydaşlarımız evlerine yerleştikten sonra ne olacaktır?

Bu bina Bakanlığımızca satın alınmıştır. Kosovalıların ikamet zorunluluğu nedeniyle yeterince yeterince onarılamamış ve restore edilememiştir. Kosovalılar'ın oradan ayrılmasının ardından tamir ve restore edilecektir. İsmi aynen korunacak ve bundan sonra dış ülkelerden vatanlarına dönecek olan soydaşlarımız kendilerine bir konut buluncaya ve ülkeye alışıncaya kadar burada ücretsiz kalmaları sağlanacaktır.

Savaş ateşinden kurtarılan insanlara yardımcı olmak tabii ki gereklidir. Bunların dışında başka ülkelerden dönüş yapan insanlarımız da var Adığey'de. Onlardan size başvurular olmuyor mu? Ne gibi problemleri var ve onlara nasıl yardımcı oluyorsunuz?

Vatanlarına dönenlerin sorunları Bakanlığımıza tevdi edildiğinden beri Kosovalılar dışında bir çok insan da bize çeşitli sorunları nedeniyle başvurdu. Örneğin vatanına dönmüş olan bir anne ile kızına kendilerine ev buluncaya kadar merkezimizde yer verdik. Aynı şekilde satın aldıkları eve sahip olamayan ve bu yüzden mahkemelik olan çok çocuklu bir aileye de merkezimizde yer vermiş olduk. Bunlar gibi başka birçok insan daha başvurmuştur. Geldikleri ülkelerde aldıkları diplomaların burada da geçerli olması ile ilgili sorunlar vardır. Üç ayda bir merkezimizde dönen insanlarımızla toplantı yaparak sorunlarını dinliyor ve çareler arıyoruz. Mafehable Köyü'nde kendi parası ile ev yapmak isteyenlere merkezimizin müdürü yardımcı olmaktadır. Kısacası cumhuriyetimizde dönenlere yardım amacıyla kurulmuş vakıf ve DAR Derneği ile birlikte dönenlerin sorunlarını çözmeye ve onlara elimizden geldiğince yardımcı olmaya uğraşıyoruz.

İleriki çalışmalarınızda hangi konulara öncelik vereceksiniz?

Doğrusu bu işin bana verileceğini hiç düşünmemiştim. R.F. Hükümeti bu konuda yapmış olduğumuz harcamaları bize ödeyeceğini vaad etmişti. Bakanlığımız bu amaçlarla bugüne kadar oldukça yüksek sayılacak miktarlarda harcama yapmıştır ve bu paranın bize tekrar geri dönmesini sağlayacağız. Yaptığımız işin bir ulusal görev olduğunu kabul ediyorum ve bu nedenle bir gün dahi bıkkınlık ve pişmanlık duymuş değilim. Önümüzdeki en önemli hedef aramıza dönen insanlarımızı güzel karşılamak ve onların iyi bir yaşam kurmalarına yardımcı olmaktır. Bunu başarabilirsek bu alandaki tüm çabalarımızı boşa gitmemiş sayacağım. Dış ülkelerde yaşayıp vatanına dönüp dönmeme konusunda tereddütlü olan soydaşlarımızın yaptığımız bu çalışmalardan ve dönen insanların başarılarından etkileneceklerine inanıyorum. Bu yüzden bakanlığımız kendisine verilen bu görevi imkanları ölçüsünde yerine getirmeye çalışacaktır.


Röportaj: Aminat Jacemıko
30 haziran 2000 tarihli Adığe Mak gazetesinin "Dış Adığelerin Yaşam Dünyası" ekinden çeviren: İ. Çetao.

Hukukçu yazar Hulusi Üstün, mimar yazar Yalçın Karadaş, Prof. Ayhan Kaya, Doç. Dr. Şamil Erdoğan’dan sonra bu haftaki misafirimiz`` Radikal Gazetesi yazarı Fehim Taştekin`` idi.Fehim Bey’in ailesi(eşi, çocukları ve eşinin kardeşleri ile) de bu programda kendisine eşlik etti.

‘’Bir Gazeteci Gözüyle Çerkesler’’ adlı söyleşiye, TRT TURK kanalındaki canlı yayından sonra katılan Fehim Taştekin ilk olarak ; Çerkes kamuoyunca kendisinin de ‘’Çerkes’’ olarak tanındığını, aslen Çerkes olmadığını, eşinin Çerkes (Adiğe-Şapsığ) olduğunu ifade etti. Kendisini Çerkeslerle iç içe gören ve çocuklarının da ‘’Çerkes gelenekleri’’ ile yetiştirilmesine önem verdiğini söyleyen Taştekin; Çerkesliğin ve Çerkes kültürünün yerinin çok farklı, avantajlı olduğunu da vurguladı.

 Sayın Taştekin,

 derneğimizin söyleşi-seminer salonunu dolduran üyelerimize;

‘’Bu yılki Çerkes Soykırımı’nı anma etkinlikleri, 2014 Soçi Olimpiyatları, Suriye’deki Çerkesler, Türkiye’deki Çerkeslerin genel durumu ve Çerkes kalma mücadeleleri, Rusya’nın Çerkes diasporası ve Kafkasya’daki Çerkesler hakkındaki politikası, Türkiye’nin Kafkasya politikası’’ bir çok konuda  bilgilerini aktardı ve bu durumları  bir gazeteci gözüyle yorumladı.

Söyleşi ve devamındaki soru cevap kısmında sayın Taştekin;

1)    Gürcistan’ın son çıkışının(Çerkes soykırımını tanıma girişiminin) temelinde; Gürcistan tarafından Güney Osetya’nın  işgal girişimin Rusya tarafından anında ve şiddetlice engellenmesinin, hatta Rus ordusunun Tiflis’e kadar ilerlemesinin ‘’intikamını almak’’ ve Rusya’yı uluslar arası arenada ‘’Çerkes Soykırımı’’ ile köşeye sıkıştırma planın olduğunu,

2)    Yine, Gürcistan’ın son çıkışının (Çerkes soykırımını tanıma girişiminin) temelinde; Abazalar ile Çerkesler (Adiğeler) arasında bu yolla ayrılık ortaya çıkarmak ve Abhazya’nın Gürcistan’a ilhakını bu yolla hızlandırmak olduğunu,

3)    Olurda, 2014 Soçi Olimpiyatları Gürcistan’ın girişimleriyle zor bir döneme girerse ve hatta bu olimpiyatlar bu yüzden yapılamaz ise Rusya’nın Gürcistan karşısında savaş açabilecek kadar sertleşebileceğini,

4)    Rus istihbarat birimlerinin ortaya koyduğu verilerin, Abhazya’da ortaya çıkarılan büyük bir cephaneliğin ve buna benzer söylemlerin 2014 Soçi Olimpiyatları esnasında ‘’Kafkasya Emirliği’’ adındaki örgütün Rusya karşısında ‘’altın vuruş’’ niteliğinde bir hazırlık içinde olduğunun izleniminin ortaya çıktığını,

5)    2014 Soçi Olimpiyatları konusunda Çerkes diasporasının ve Kafkasya’daki devletlerin çok farklı düşünceler içinde olduğunu, hatta Abhazya’nın ekonomik çıkarlar ve Rusya etkisi yüzünden olimpiyatları açık açık desteklediğini,

6)    Çerkes diasporasından bazı kurum, grup ve kişilerin Gürcistan ile ‘’Çerkes Soykırımının tanınmasından’’ dolayı yakınlaşmasının Abazalar ve Adiğeler arasında ilişkileri zedelemeye başladığını,

7)    Suriye’deki karmaşadan önce oradaki Çerkeslerden bazılarının Kafkasya’ya dönme girişiminin ve şuan Suriye’deki durumun çok belirsiz olduğunu, Çerkeslerin durumunun Suriye’de daha zora gittiğini,

8)    Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki askeri ve siyasi gerilimlerin ‘’kontrollü’’ birer çatışma olduğunu, Rusya’nın bu ülkeler arasında daha ciddi bir bölgesel krize izin vermeyeceğini, Ermenistan’ın Rusya’nın koruyuculuğunda olduğunu, ‘’Kafkasya Baharının’’ başladığına dair bir yorum yapmanın şuan doğru olmayacağını,

9)    Türkiye’nin Kafkasya politikasının ‘’o bölgede yaşayan ve Türkiye’deki Çerkesler ile akraba olan’’ halkların es geçilerek, bölgesel çıkarlara göre bir dış politika izlenildiğinin, hatta oradaki Çerkeslerin (özellikle Abhazya’nın) Rusya ve Gürcistan’ı kızdırmamak adına yok sayıldığını,

10) Türkiye’deki Çerkeslerin hak arama taleplerinin gerekli ama az düzeyde olduğunu, Çerkeslerin de hak talebinde bulunması doğrultusunda genel bir beklentinin var olduğunu,

vurguladı.

Bu söyleşi esnasında sayın Fehim Taştekin ile birlikte;hemşerilerimiz  Uz. Dn. Psikolog ve Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu, Yüzleşme  Psikolojik Danışmanlık Merkezi koordinatörü Sefer Kayaoğlu da derneğimizde misafirimiz oldu, söyleşimizi dinledi.

Söyleşi ve soru cevap kısmından sonra sayın Fehim Taştekin’e, İstanbul Çerkes Derneği ve yönetim kurulu adına başkan yardımcısı Kobli Fahrettin Canlı tarafından teşekkür edildi, çiçek hediye takdimi yapıldı.

Gece 23.30’a kadar Hace’ş bölümümüzdeki konuşmalarında sayın Fehim Taştekin ve ailesi; derneği yerini, dizaynını ve üyelerin sıcacık ilgisini beğendiklerini, çocuklarıyla beraber sık sık derneğimize geleceklerini vurguladılar.

İstanbul Çerkes Derneği olarak; önce söyleşimizi gerçekleştiren Fehim Taştekin’e ve değerli ailesine, her etkinliğimizde bizlerle olan thametelerimize ve üyelerimize, söyleşimize katılmak isteyip de katılamayan ve gönlü bizlerle olan herkese teşekkür ediyoruz.Derneğimizin; Çerkes toplumuna hizmetleri dokunan aydın-yazar-sanatçı-gazetecileri üyelerimizle buluşturma programları hiç durmaksızın devam edecektir.sevgiler, saygılar.

(Haberi derleyen; İÇD etkinlikler sorumlusu ve yön. Kur. Üyesi Tsey Murat Yalçın)

Kaynak: istanbulcerkesdernegi.org

Çok eski dönemlerden gelen ve Adıgelerin yeryüzüne ayak basmaları ile birlikte oluşan çok sayıda karakteristik ve örnek gelenek ulusumuz tarafından geliştirildi ve günümüze getirildi. 

Konut inşası, ağaç dikimi, aile kurma, çocuk büyütme ve bütün bunları kuşatacak biçimde geleneklerimiz olan imece; eve girme, konuk karşılama, beşik bağlama, çocuğu yürütme, mutluluk kutlaması olarak Adıge cegusu/gegusu. Bütün bunlara bağlı olarak toplumsal ilişkiler ve davranış biçimleri, kuralları, derlenmek istenirse hepsi, ancak çok büyük, çok kocaman bir cilde zor sığar.

Bu gibi konularda bilim insanları ve etnograflar çok sayıda çalışmalar ortaya koydular. Gençlerimiz bu tür çalışmaları inceleyecek olurlarsa, Adıge cegumuz (eğlentilerimiz, sevincimiz) ve Adıge geleneğimiz yozlaşmayacaktır. Yine şükür, Adıge kıyafetimiz, kadın giysisi (say) ve uzun erkek ceketi (śıy), her ikisi de yadırganmayacak biçimde, görende bebek gibi çekiciliği yaratan giysilerimiz var (yabancılar da bundan etkileniyorlar), gençlerimiz bu güzel giysileri “bize ait” diyerek gururla giyiniyorlar. 

Büyük yazarın “Adıge giysisi” (Adıǵe śıy) bestesinde (şarkısında) söylediği gibi, bu elbise Adıge ulusu adına dikilmiş olsa da, Kafkasya’daki diğer tüm uluslar tarafından da benimsenmiş durumda. Buna benzer bir biçimde kadınlarımızın giysisi “say” da (entari), erkek giysisi ”śıy” (ceket) gibi göz alıcı. Çirkin değil, hepsi güzel. 

Çok eski dönemlerden beri Adıgelerin toplumsal yapısını sağlamlaştıran şey, belirli bir değeri, acıyı ve sevinci paylaşma ve dayanışma ruhunun olmasıdır. Eskiden Adıgelerde zeki, önder (gubzığe) insan sayısı çoktu, tek bir sözcükle halkı yönlendirebiliyorlardı. “İki isen teksin, tek isen yok sayılırsın” (Vıţume vız, vızıme vışımıe ṕaĺ) diyor eski bir Adıge sözü. Bu söz dayanışmanın, birbirini kollamanın önemini vurguluyor. Bir başka atasözümüz de ona yakın: “Demirden kalesi olan demirden iğneye gereksinim duyar” (Ğuć kale zieri ğuć maste şeće), derin ve eğitici bir anlam içerir bu söz de. Gereğinden fazlasıyla, çok malın olsa bile, kendin gibi bir kişiye gereksinim duyacağını bilmelisin diyor bu hatırlatma.

Adıge sözlü anlatılarının zenginliği, eski Adıgelerin bilgeliğinin ulaştığı düzeyi, yaşamı derinlemesine kavramış olduklarını kanıtlıyor. “Bulunmayan, olanaksız olan şey verilmez” (Amığot atıjırep) deyimi de çok şeyi içeriyor: aç gözlü olmamayı, gönlünden koparıp vermeyi, kendini başkaları ile karşılaştırmayı ve başkalarının yerine koymayı içerir; başka bir anlatımla, doğruluğun, içtenliğin her zaman iyi bir özellik olduğu; bu özellikleri taşıyan kişinin iyilik ile karşılanacağı anlatılmak isteniyor. 

Susuzluktan dudağı çatlamış birine bir tas su uzatan, yeni adım atmaya başlamış bebenin başını okşayan, kocamış yaşlılara yiyecek götüren, kötülükten kaçınıp kalbini iyiliğe açan kişi mutlu kişidir. İyilik denen şey biz Adıgelerin iliklerine değin işlemiş bulunuyor. Bu özelliğe kavuşmuş olmak, temiz duygular ve merhamet duygusu sahibi olmak demektir. Ulusun bir beğenisi, güçlü bir geleneği de konuk karşılama üzerinedir. Sana güvenerek kapını çalan birini güler yüzle karşılamak, onu ağırlamak ve onun için yorulmayı üstlenmek Adıgelerde önde gelen bir özelliktir, Adıgeler konuğu severler. Konuğu evde en güvenli, en korunaklı odaya alırlardı. Konuk ağırlama sürecinde, ilkin sofra kurulur, sonra yatağını serilir, dinlenmesi ve korunması için gereken özen gösterilirdi.

Konuk Adıgeler için her şeyden önce gelirdi. “Konuğa değer ver, iyi insana saygı göster” (Haćer ğaře, ṡıfıřır ĺıte/ ХьакIэр гъашIо, цIыфышIур лъытэ) derlerdi. “İyi insanın konuğu eksik olmaz” (ṡıfıř haće şıćerep/ ЦIыфышIу хьакIэ щыкIэрэп), “Azığın azı konuğa sunulmaz” (Us maćer haćem yicağu/ Iус макIэр хьакIэм иджагъу) deyimleri konuk ağırlamanın önemini anlatır. Ancak konuk için en anlamlı olan yön, karşılanış biçimidir, herkesin tavrı yüzünden belli olur. (Sana hayvan kesilmesinden önce güleryüzle karşılanman daha önemlidir/ Цу къыпфаукIын нахьи къыпфэчэфхэу къыппэгъокIыхэмэ нахьышIу) dememişler boşuna. 

Konuğun da uyması gereken sorumlulukları vardır: Düzgün davranması ve konuşması, aklı başında hareket etmesi gerekir, gittin, gördün ve kaldın, kalkmasını da bilmelisin. Eskiden yaşamın dayattığı zorluklar içinde insanlar birbirlerini daha iyi anlar, ağırlar, birbirlerine daha fazla önem verirlerdi, bu da bir moral kaynağı ve bir dayanışma yolu sağlardı. Üzülsek de, günümüzde, gündelik uğraş ve koşuşturmalar içinde kişiler ulusal gelenek ve görenekleri, güzel ilişkileri gereğince yerine getiremiyorlar. Yine de “şükredelim”, gelenek ve göreneklerimiz yüzyılları geride bırakıp günümüze gelmeyi başardılar. Hâlâ bir dayanışma ruhumuz var, muhtaç olana yardım eli uzatıyoruz, acıma duygumuz hâlâ güçlü, hiç tanımadığımız kişilerin elinden tutup acısını ve yükünü paylaşmaya hazır durumdayız; dünyaya gözünü açan bebekleri gördükçe sevinç duyuyoruz, her şeye karşın hâlâ Adıge olarak yaşamımızı sürdürüyoruz. Ancak kayıplarımız olmadığını, zengin birikimimizden eksilmeler olmadığını söyleyemeyiz, doğru da olmaz bu. 

Gençlerimiz birbirleriyle evleniyor, yaşamlarını birleştiriyorlar. İyi ve uyumlu bir yaşam sürdürmelerini, mutluluk içinde yaşamalarını Tanrıdan diliyoruz. Bu gençler için Adıge düğünleri yapılıyor, tabii biraz değiştirilmiş, biraz modernleştirilmiş biçimde. Evlenen kişiler, sanki bir aileleri, bir soy bağları (łako) kalmamış gibi (işin kolayına kaçarak) bu son 15 yıldır düğünleri (Rus düğünleri gibi), yüksek ücretler ödeyerek restoran, kafe ve otel gibi yerleri altı yedi saat süreliğine kiralayarak o gibi yerlerde yapıyorlar. Ancak, düşünürsek, bu sevincin kapsamı içinde akraba-yakınlık ilişkileri, birbirini sayma, birbirine saygı, birbirini kollama-yardımlaşma gibi güzel özellikler, geleneğimizin öngördüğü değerler yeterince yerine getirilemiyor. Büyük bir tarihsel temeli olan Adıge cegusunu kendi kendimize çirkinleştiriyor, sırdanlaştırıyoruz. Başka yolu yokmuş gibi – gün boyunca hayırlamak için beklediğimiz şeyi dar bir saate “sıkıştırıyoruz” – sevincimizi paylaşmak isteyenler de yeterince yanımıza gelmiyorlar, yeterince ceguya katılmıyorlar, asıl ortalıkta gözükmesi gerekenlerse görünmüyorlar. 

Adıge saygınlığı, gururu Adıge cegusunda artık ortaya konamıyor. Bilge kişiler, birbirlerine soru soran, araştıran ve büyüklere danışma gibi özelliklerimiz de kalmamış. Düğün ya da cegu (hayır) sahibinin, soy ailesinin haberlerinin ileticisi, Adıge kutlama bayrağı yerine geçen dizilmiş fındık kolyelerle sarınmış, Adıge işlemeleri ve resimleri taşıyan bayraklar düğün evinin üzerinde artık dalgalandırılmıyor. Zaten kentli nüfusun çoğu çok katlı apartmanlarda barınıyor, bu durumda bunları nereye asabilirsin ki? Ancak, yine de Allaha şükür diyelim, kökü köye uzanmayan tek kişimiz bile yok. Kendi büyük baba ya da büyük annesinin geniş bahçesinde, avlusunda büyük bir cegu (düğün eğlencesi) yapmak o kadar mı zor, o kadar mı bayağı?!

Bunların hepsini bir yana atıp koştuğun yeri, kimin peşinden koştuğunu bilmeden, akla uygun bir gerekçe de olmadan, özelliklerimize uymayan biçimde, yaşlısı genci aynı masada (Adıgelerde hiçbir zaman yaşlı ile genç aynı masaya oturmazdı) yiyip içiyor; cegu kurallarının böylesine yozlaştırılmış olmasını doğru bulmuyorum. Görenin üzerinde yeterli izlenim bırakacak Adıge cegusunu “değiştirmemeyi” herkes için büyük bir görev olarak görüyorum. Özenle koruduğun şeydir eninde sonunda seni sevindirecek olanı. Gelenek ve göreneklerimizi, toplumsal özelliklerimizi ulusumuza yaraşır bir biçimde yaşatmak, onlara gereken değeri vermek durumundayız, çünkü onların bir eşi ve benzeri yoktur. 


Mamırıko Nuriyet , Adıge mak, 9 Şubat 2016
Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız
Cherkessia.net, 14 Şubat 2015

Page 1 of 8

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı