M.Ö. 1.yy. Abhazya kıyılarındaki Sohum(Diyoskurya) ve Pitsunda şehirleri önemli kültür ve ticaret merkezleri haline geldi.

M.Ö. 1.yy. İlk Alan köyleri kuruldu.

M.Ö. 1.yy. Yunan gezgini Strabon "Cercetea" adı altında Çerkeslerden söz etti.

M.Ö. 1.yy. Yunanlılar, Karadeniz kıyılarını terk ettiler.

M.Ö. 2.yy. Korinth'li gezgin Skylax, Çerkesler için "KERKET" tanımını kullandı.

M.Ö. 3.yy. Sarmatlar, Kafkas dağlarına sığındılar.

M.Ö. 5.yy. Anapa merkez olmak üzere Sind Devleti kuruldu.

M.Ö. 5.yy. Sohum(Dioscurias) ve Pitsunda'ya Yunan kolonileri yerleştirildi.

M.Ö. 5.yy. Yunan gezgini Heredotos "SUCHA" tanımını kullanarak Adigeler'den söz etti.

M.Ö. 63 Romalılar, Abhazya'nın güney bölümünde hakimiyet sağladılar.

M.Ö. 65 Kuzey Kafkasya'ya giren Roma ordusu Dağıstan'da bozguna uğrayarak geri çekildi.

M.Ö. 66 Roma İmparatoru Pompe, Güney Kafkasya'yı işgal etti.

M.Ö. 114 Roma İmparatoru Trayan, Ermenistan'ı istila etti.Sonraki İmparator Vespasiyen, Kuzey Kafkasyalılara karşı müdafa amacı ile kaleler inşa ettirdi.

M.Ö. 302 Gürcistan Hükümdarı Sürmag, ülkesinde baş gösteren Eristav isyanlarını bastırabilmek amacı ile Asetinler'den yardım istedi.

M.Ö. 400 Sind Devleti, Bosfor İmparatorluğu tarafından yıkıldı.

M.Ö. 480 Bosfor İmparatorluğu kuruldu.

M.Ö. 500 Sindler toprağı sabanla sürmeye başladı.

M.Ö. 600 Dağıstan'a saldıran Persler geri püskürtüldü.

M.Ö. 700 Gagra kentine Grek kolonileri yerleştirildi.

M.Ö. 900 Tarım araçlarının yapımında demir kullanıldı.

M.Ö. 1000 Demir devri başladı.

M.Ö. 1180 Hati Devleti yıkılıdı.

M.Ö. 1200 Kafkasyalılar, Hitit'lerin yanında Mısırlılara karşı savaştılar.

M.Ö. 1200 Yeni Hatiler dönemi.

M.Ö. 1200 Kafkasyalılar, Hitit'lerin yanında Mısırlılara karşı savaştılar.

M.Ö. 1200 Kuban Bronz kültürü.

M.Ö. 1500 Gimri Devleti, İskitler'in darbeleri sonucu yıkıldı.

M.Ö. 1800 Bronz devri. Koyun ve atların evcilleştirilerek hayvancılığa geçilmesi.

M.Ö. 2000 Kilden kalıplar kullanılarak bakır aletler yapıldı.

M.Ö. 2000 Eski Hatiler dönemi. Hatiler Devletleşti.

M.Ö. 2000 Kimmer İmparatorluğu dönemi.

M.Ö. 2000 Diyoskurya'da(Sohum) para bastırıldı.

M.Ö. 2600 Fenikeliler, Karadenizi dolaşarak "Askhenaz Denizi"(Kafkasyalılar Denizi) olarak adlandırdılar.

M.Ö. 3000 Dışa yayılma hareketleri başladı.

M.Ö. 3000 Proto Hatiler dönemi.

M.Ö. 3000 Seramik yapımı ve avcılık başladı.

M.Ö. 3000 Maden işlendi.

M.Ö. 3000 Miyekuape uygarlığı dönemi.

M.Ö. 3000 Abhazya'da Tunç kullanıldı.

M.Ö. 5000 El Sanatları ürünlerinin yapımı başladı.

M.Ö. 6000 Tarım ekonomisinin Kafkasya'ya girişi.

III- IV. yy. Abhazya kıyısındaki Sohum(Diyoskurya) şehri Romalılar tarafından ele geçirilerek adı Sebastopolis olarak değiştirildi.

IV - XIV. yy. Adigelerde feodalizmin tedricen oluşması süreci.

IV. yy. Sassaniler Gürcistan'a girdi.

IV. yy. Hıristiyan dininin Kafkasya'da yayılmaya başlaması.

IX. yy. Abhazya Krallığı, Laz Krallığı'nı da içine alacak şekilde genişledi.

IX. yy. Abhaz krallığının Laz krallığını içine alacak şekilde genişlemesi.

V. yy. Abhazlar, Pers sahi Anusirva ile ittifak ederek Bizans'a karşı savaştılar.

V. yy. Adigelerin ataları olan Sind'lerin Gorgippa kenti başkent olmak üzere Cite Devleti kurmaları.

VI. yy. Zix'lerin(Ubıhlar) önderliğinde, Karadeniz kıyısında federe bir devlet kuruldu.

VI. yy. Abhazya'nın Bizans'a bağlanması.

VII. yy. Klasik eski çağda adi Pagry olan bugünkü Gagra kentinin Grekler tarafından kurulması.

VIII. yy. Abhaz Krallığı sınırlarını Mingrel ve Kartveli topraklarına kadar genişletti.

IX. yy. Hazarlar'ın Kırım valisi Bolan Museviliği kabul etti.

X. yy. Tek dil konuşan Adige halkının oluşması.

XIII-VV. yy. Katolik mezhebinin Kafkasya'ya yayılması.

XVIII. yy. Abhazya'nın üçe bölünmesi. Abhazya'da iç savaşın başlaması.

746 II. Ansabadze Lewan'in Abhaz-Gürcü krallığını kurması.

780 Abhaz lideri II. Tatas'in Bizans'dan ayrılarak Abhaz krallığını yeniden kurması.

25.3.1382 Mısır Çerkes Memluk Devleti kuruldu.

15.04.1395 Adıgelerin Terek ırmağı kıyısında Timur'a karşı savaşması

1396 Timur'un Kafkasya'yı tamamen yakıp yıkması

08.06.1438 Mısır Çerkes Sultanlarından Sultan Barsbay'ın ölümü

1439 Abhazya mutlak suretle Bağımsızlığını ilan etti.

1459 Osmanlı'nın, Abhazya'da İslamiyeti yayma girişimleri başladı.

1467 Kırım Hanı Nur-Devlet Han kendisine karşı ayaklanan kardeşi Mengi-Giray Han'a yenilerek Abhazya'ya sığındı.

1475 Osmanlı İmparatorluğu Kırım'ı işgal etti.

21.09.1492 Çerkes Memlukları Sultanı Kayıtbi öldü.

24.08.1517 Osmanlı İmparatorluğu ve Çerkes Memlukları arasında Mercidabık savaşı çıktı. Çerkes Komutan Gavguru öldü.

22.01.1517 Mısır Osmanlılar tarafından zapt edildi. Mısır Çerkes Sultanlığının yıkılışı.

1545 Kaplan Giray komutasındaki Kırım ordusu Kuzey Kafkasya'ya saldırdı.

1552 Kazan Hanlığı Rusya'ya ilhak oldu.

1556 Astrahan Hanlığı Rusya'ya ilhak oldu.

1557 Kırım'a karşı Büyük Kabartey-Rusya ittifakı.

31.08.1561 Kaberdey prensi Temiyruko'nun kızı Gosenay'in Çar IV. Ivan ile politik evlilik yapması. Maria Temijukovona adıyla vaftiz edilerek Moskova'da Çariçe oldu.

06.09.1570 Prenses Goşenay(Maria) oğluyla beraber zehirlenerek öldürüldü.

1570 Devlet Giray komutasındaki Kırım ordusu Kuzey Kafkasya'ya saldırdı.

1571 Prenses Goşenay'ın kardeşi Michail Temiyruk Çar İvan'ın emri ile öldürüldü.

1578 Ruslar tarafından Sunc nehri üzerine bir kale kuruldu.

1588 Ruslar tarafından Terek nehri üzerine bir kale kuruldu.

1725 - 1728 Abhazların Osmanlı egemenliğine karsı ayaklanmalarını

1732 Rus birlikleri Çeçen topraklarına girdi.

01.09.1739 Belgrad antlaşmasıyla Büyük ve Küçük Kabardey Bölgelerinin Rusya ve Osmanlıdan bağımsız olduğu kabul edildi.

28.05.1745 Kuzey Kafkasyalı Mültecilerin müttefikler tarafından zorla sovyetlere teslim edilmesi Drau Faciası

1778 Osmanlı imp. kıyı Adigelerine ilgi duymaya başlaması

1785 Uşurma(İmam Mansur) liderliğinde 6 yıl sürecek Çeçenistan'da Ruslarla savaş başladı.

24.03.1789 Rusların Anapa'ya saldırısı.

30.09.1790 Kuzey Kafkasya'ya yardım için gönderilen Osmanlı Komutanı Battal Paşa Rusya'ya iltica etti.

1791 Lider Uşurma (İmam Mansur), Anapa'da Ruslar tarafından tutsak edildi. Binlerce Çeçen ve Çerkes Türkler'e sığındı.

13.04.1794: Kafkas Lideri İmam Mansur Ruslar tarafından zindanda öldürüldü.

1801: Doğu Türkistan'ın Rusya'ya katılmasıyla Kafkasya büyük önem taşımaya başladı. Çeçenler'in Rus yayılmacılığını önlediği ve tehlike arzettiği telaffuz edilmeye başlandı.

1810: İnguş yöresi Ruslar tarafından işgal edildi.

01.03.1811 Kavalı Mehmet Paşa'nın Kahire'de Hile ile Çerkes beylerini öldürtmesi.

1818 Ruslar Çeçen topraklarında askeri anlamda yerleşim birimleri kurmaya başlayıp, Groznaya Kalesi'ni inşa ettiler.

14.09.1829 Edirne antlaşmasıyla Kafkasların Osmanlı Devleti tarafından Rus egemenlik alanına bırakılması

1830 Gazi Muhammed yani Gazi Molla Müslümanlar'ın imamı ilan edildi. İmam bütün Kafkasya uluslarına "cihad" çağrısı yaptı.

08.09.1830 Moğolların Ruslara karşı savaşlarında Adıgelerin Moğollara yardım etmesi

1832 Cihad sırasında Gazi Muhammad Gimri köyünde Ruslar tarafından öldürüldü.

17.10.1832 İmam Gazi Muhammed'in Gimi'de Rus güçleriyle savaşarak ölümü

1834 Gazi Muhammed'in yerine geçen Hamza Bey Hunzak'ta vuruldu. İmam Şamil devlet başkanı seçildi.

09.06.1834 İngiliz diplomat Davit Urguhart 'ın çabalarıyla Adıge kabilelerinin bir toplantısının Anapa'da gerçekleştirilmesi.

12.06.1838 Rusların Dağıstan'da Ahul - Goh köyünü kuşatması

1840 Kafkasyalılar Karadeniz kıyısında kuvvetlerini yeniden birleştirip Ruslara karşı harekete geçtiler.

12.2.1840 Büyük Çerkes Saldırısı ve Bahar zaferi

15.01.1840 Çerkeslerin Abın Kalesini Ruslardan Geri Almaları

1842 İmam Şamil'in ilk kez naibi Hacı Muhammed'i Abedzeh'lere göndermesi.

1843 İmam Şamil Ruslar'a karşı büyük başarı kazandı ve Ruslar'a yenilgiyi kabul ettirdi.

10.06.1844 Negume Şora Beçmırze'nın Ölümü

16.07.1845 İşgalci Ruslarla Kafkasya'lılar arasında Dargo Muharebesi

1849 İmam Şamil'in ordusu dağlık bölgenin batısında sıkıştırıldı.

01.01.1851 Nalçikte ilk Çerkes Okulu açıldı.

24.04.1854 Hacı Murat'ın Ruslarla savaşarak ölmesi

15.06.1857 Abın'de Şapsığların düzenlediği kurultaya katılan 60 thamade Ruslarla savaşa devam kararı aldılar.

1859 Şamil Kafkasya genel valisi General Baryatinski tarafından teslim alındı. Dağıstan ve Çeçenistan, Ruslar'ın eline geçti.

06.09.1859 İmam Şamil Gunib'de Rus Ordusuna teslim olmak zorunda kaldı.

1860 - 1861 Kabardey nüfusunun 1/8'inin Osmanlı topraklarına gitmesi.

21.05.1864 Çarlık Rusya'sının Çerkeslerin son direnişini kırması.

Haziran 1864 Ağustos Osmanlı topraklarına göç eden Adigelerin sayısı 400.000 'e ulaşması Eylül Samsun'a çıkan Adigelerden yasayanların sayısı 60.000 ölüler ise 70.000

Mart 1864 Subeşkh nehrinde 100'e yakın savaşçı teslim olmalarına rağmen öldürülür.

Mayıs 1864 Sürülen Çerkeslerden boşalan yerlere Azof'dan getirilen Kazakların yerleştirilmesi.

Şubat 1864 Trabzon'a giden Çerkes göçmenlerin sayısı 10.000'i bulur. Bunların 3000'i ölür.

04.02.1871 İmam Şamil Medine'de öldü.

29.01.1890 Tunuslu Hayrettin Paşa(Tleş) İstanbul'da öldü.

08.04.1901 İmam Şamil'in Kuban'daki Naibi Muhammed Emin Türkiye'de öldü.

01.04.1906 Kafkasyalı (Oset) şair, yazar ve düşünür Kosta Heteghatı'nın ölümü

28.12.1912 Ünlü yazar Ahmet Mithat Efendi'nin (Hağur) ölümü

30.10.1916 İstanbul'da Çerkes Teavün Cemiyeti'nin eski başkanlarından Ahmet Cavit Therhet Paşa öldü.

27.02.1917 Rus çarlığının çöküşü ve Çar II. Nikola'nın tahttan indirilmesi.

Mayıs 1917 Kuzey Kafkasya Dağlı Halkları Birliği Merkez Yürütme Kurulunun (Yerel Hükümetin) seçilmesi

11.05.1918 Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin Bağımsızlığını ilan etmesi.

1918 İstanbul'da "Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti" nin kurulması.

06.03.1920 Yazar Ömer Seyfettin (Hatko) öldü.

04.03.1921 Abhazya Cumhuriyeti kuruldu.

01.09.1921 Kabardey Özerk Bölgesi Kuruldu.

02.01.1922 Karaçay - Çerkes Özerk Bölgesinin Kuruluşu

16.01.1922 Balkar Özerk Bölgesinin Kabardey Özerk Bölgesine eklenmesi.

08.03.1922 Yazar Hadağale Asker'in doğumu

14.04.1922 Adıge Tarihçi Met Çunatuko İzzet öldü.

20.04.1922 Güney Osetya Özerk Bölgesi kuruldu.

27.07.1922 Kafkasya'nın batısında Adıge Özerk Bölgesi kuruldu.

05.09.1923 «Çerkes Teavün Cemiyeti» ve «Çerkes Özel Örnek Okulu» kapatıldı.

18.12.1923 Gönen Çerkeslerinin Güney doğu Anadolu'ya sürülmeleri.

01.04.1923 İlk Adigey Özerk Bölgesi yasasının hazırlanması.

02.05.1923 Batı Anadolu'dan Çerkes Köylerinin sürgünü

12.05.1923 Gönen - Manyas Adıgelerinin sürgün edilmesi.

07.07.1925 Kuzey Osetya Özerk Bölgesi Kuruldu.

02.07.1927 Çerkes ressam Avni Lifij'in İstanbul'da ölümü.

19.01.1931 Yazar Fetgerey Şöenü öldü.

30.08.1935 Ressam Namık İsmail Big'in Ölümü.

1936 Çeçen İnguş Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.

04.03.1936 Mısır Çerkes Kardeşler Cemiyeti Başkanı Abdülhamit Huştoko'nun Ölümü.

05.12.1936 Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti kuruldu.

05.12.1936 Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyet oldu.

24.03.1941 Prof. Aziz Meker İstanbul'da öldü.

22.06.1941 Nazi Almanya'sı birliklerinin Kafkasya'ya girişi

15.09.1941 Adıge ozan Şocentsuk Aliy Naziler tarafından öldürüldü.

1944 Cumhuriyet dağıtıldı ve toprakları Sovyetler Birliği'nin Grozni Bölgesi'ne bağlandı. Bütün halkı Orta Asya ve Sibirya'ya sürüldü.

09.02.1944 Çerkes Teavün Cemiyeti üyelerinden ve "Quaze" gazetesi yazarlarından Hayrullah Süleyman Yediç öldü.

23.02.1944 Çeçen İnguşların Sibirya'ya sürülmeleri

11.02.1945 Yalta Konferansı

25.07.1945 145 Çerkesinde bulunduğu bir kısım mültecinin Saraçoğlu Hükümeti ta­rafından S.S.C.B.ne iadesi.

06.02.1946 General Kılıç Girey'in idam edilmesi

10.02.1947 Bestekar Muhlis Sebahattin Ezgi (Bıjnav) öldü.

10.12.1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kabul edildi.

01.05.1952 Osetyalı yazar Tambi Elehoti'nin sürgünde ölümü

31.12.1953 Çerkes yazar ve gazeteci İsmail Ziya Bersis öldü.

10.05.1954 Kafkas tarihçisi General İsmail Berkok'un Londra'da ölümü.

1957 Çeçen İnguş Özerk Cumhuriyeti yeniden kuruldu ve sürgündeki Çeçenler'in yurtlarına dönmelerine müsaade edildi.

08.04.1960 Abhaz ozan Dirmit Gulya öldü.

08.01.1961 Dünya şampiyonu (Güreş) Yaşar Doğu öldü.

26.03.1961 Kuzey Kafkasya Milli Merkezi Başkanı Prof. Ahmet Nabi Magoma Münich'de öldü.

18.10.1961 Kuzey Kafkasyalı Parlemento Başkanı Wassan Girey Jabağı'nın ölümü

08.01.1962 Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyetinin ikinci Devlet ve Hükümet Başkanı Pşımaho Kosok İstanbul'da sürgünde iken öldü.

11.05.1962 Çerkes yazar ve şair Seyin Tıme'nin İstanbul'da ölümü

16.04.1963 Kafkasyalı yurtsever (Oset) Ali Han Kantemir Münich'de öldü.

26.07.1963 Çerkes yazar ve bilim adamı Prof. Aytek Namitok İstanbul'da öldü.

04.04.1972 İnguş yazar Çevirmen Bek Sultan Batırhan İstanbul'da öldü.

05.04.1972 Abazin yazar Jir Hamid öldü.

24.04.1973 Yazar ve yayıncı Mehmet Ketey'in (İnguş) Ankara'da ölümü

01.12.1973 Adige yazar Sogentsuk Adem Türkiye'ye geldi.

05.10.1977 Ankara "Kuzey Kafkasya Kültür Derneği" üyelerine, Emekteki otobüs durağında beklerken ateş açıldı. Birkaç kişi yaralandı. Mahmut Özden öldü.

01.01.1978 Kuzey Kafkasya'lı yayıncı ve yazar Dr. Vasfi Güsar İstanbul'da öldü.

14.06.1979 Mersin 'Kafkas Kültür Derneğine silahlı saldırıda bulunuldu. Ali Öğe öldü.

11.10.1986 Ubıhça sözlük hazırlayan ünlü Fransız dilbilimci George Dumezil'in ölümü

12.01.1989 Olimpiyat 2.si Avrupa Şampiyonu Adil Candemir'in Ölümü

05.10.1991 Adıgey'in Cumhuriyet statüsü kazanması

03.11.1992 Tsıba Efkan Çağlı Abhazya'da Şehit oldu.

30.11.1992 Kozba Vedat Akar Abhazya'da şehit oldu.

14.08.1992 Abhazya'nın Gürcistan tarafından işgali

21.09.1993 Abağba Bahadır Özbağ Abhazya'da şehit oldu.

22.09.1993 Yeğoj Hanefi Aslan Abhazya'da şehit oldu.

27.09.1993 Sohum'un Gürcü işgalinden kurtarılışı

30.09.1993 Abhazya'nın Gürcü işgalinden kurtaılışı

11.11.1994 Çeçenistan'ın Rus Ordusunun Saldırısına uğraması

21.04.1996 Çeçenya'nın seçimle iş başına gelmiş ilk Cumhurbaşkanı Cahar Dudayev Ruslar tarafından Füze saldırısı ile öldürüldü.

26.02.2001 Araştırmacı yazar Ömer Beygua'nın ölümü.

25.02.2003 Yazar Osman Çelik'in ölümü.

28.02.2004 Abhaz yazar-şair Bagrat Şinkuba'nın ölümü

23 Mart Çerkes Takviminde yeni yıl

01 Ağustos Vatanına Dönenler Günü

08.03.2005 Çeçenistan Devlet Başkanı Aslan Mashadov Ruslar tarafından öldürüldü.

04.03.2010 Abhazya'nın ilk devlet başkanı Vladislav Ardzinba Vefat etti.

Antik Yunan vazolarındaki Amazon savaşçılarına dair “anlamsız” kelimelerin karşılıkları açığa çıkarıldı

MÖ 510’lu yıllardan kalma bir çanakta at üzerinde bir Amazon savaşçısı tasvir edilmiş. Uzmanlar, çanaktaki kelimenin antik Çerkes dilinde “Zırha Layık” anlamına geldiğini belirtiyorlar.

MÖ 550-450 yıllarından kalma toprak kapları inceleyen halkbilimci Adrienne Mayor ve J. Paul Getty Müzesi küratörü David Saunders, 12 antik vazonun üzerindeki Yunanca yazıların fonetik kodlarını çözerek sese çevirdiler. Bu yazılar savaşan, avlanan ya da ok atan Amazon figürlerinin üzerinde yer alıyordu.

Mayor ve Saunders, anlamlandıramadıkları ses kayıtlarını, Kanada McMaster Üniversitesi’ndeki Kafkasya dilleri uzmanı dilbilimci John Colarusso’ya iletti. Colarusso, Amazon resimlerinin ayrıntılarını bilmeksizin yazıları “Prenses”, “Başarısız Olma!” gibi kelimeler olarak tercüme etti.

Atina’da yayınlanan Hesperia dergisinde yayınlanan bir rapor, dilbilimcilerin 2.500 yıl önce Karadeniz çevresinde konuşulan dillere dair farklı görüşleri olduğunu gösteriyor. Bu bölge,Yunanlar’la savaşan ve ticaret yapan İskit göçebelerinin diyarıydı.

Mayor ve Saunders, Antik Yunanlar’ın Amazon vazolarına fonetik olarak İskit isim ve kelimelerini yazıp sesleri yeniden yarattıklarını ileri sürüyor. Yunanlar böyle yaparak antik dillerin köklerini muhafaza etmiş olabilir.

Lancaster’deki Franklin and Marshall Yüksekokulu’ndan antik Yunan vazoları uzmanı arkeolog Ann Steiner, gönderdiği e-postada “Çok etkilendim ve varılan sonuçları oldukça mantıklı buluyorum” diyor ve bu sonucun, çok gezen Atinalıların Amazon efsanelerini ve isimleri yabancılardan öğrendiğine dair görüşe ağırlık kazandırdığını ekliyor.

“Amazonlar: Antik Dünya’daki Savaşçı Kadınların Yaşamları ve Efsaneleri” adlı kitabın yazarı olan Adrienne Mayor, “Arkeologlar gerçek İskit kadın savaşçıların kurganlarını keşfetmeden önce, Amazonların salt mitolojik varlıklar olduğu düşünülüyordu. Amazonlar belli ki Yunanlar için egzotik ve heyecan vericiydi. Açıkçası bir saygı ve hayranlık var. Yunan dünyasında kadınlar ayrı ve eşit olmayan bir yaşam sürdürüyordu, dolayısıyla da erkek gibi giyinen ve savaşan kadın kavramı onlar için oldukça ilginçti” diyor.

Colarusso, Amazon vazolarında “Savaş Çığlığı” adlı bir okçu ve “Zırha Layık” adlı atlı bir kadın tespit etti. Bir köpekle avlanan iki kadını gösteren bir vazodaki Yunan harf çevirisi ise Abazaca “Köpeği Salıver” kelimesinin karşılığına denk geliyor.

Herkül ve Aşil figürlerinin yer aldığı vazolarda da isimler vardı, bu durum araştırmacıları, Amazon tanımlamalarının açıklama değil isim olduğunu düşünmeye sevketti.

İsimler muhtemelen Amazonların gerçek aile adları değil, lakap ya da kahramanlık unvanlarıydı. Colarusso, Kafkasya bölgesinde günümüz dillerini konuşanların bugün bile gerçek isimlerinden çok betimsel lakaplarını kullandıklarını belirtiyor.

MÖ 5. ve 6. yüzyıllarda Atina vazoları, Akdeniz boyunca ticareti yapılan önemli bir eşyaydı. Genellikle içine şarap konuluyordu ya da ziyafetlerde içki sürahisi olarak kullanılıyordu. Vazolara genellikle efsanevi figürler çiziliyor ve bazılarına da kelimeler yazılıyordu.

Dönem vazolarının 1.500’ünden fazlasının üzerinde çoğunluğu antik Yunan alfabesiyle yazılmış ama hiçbir mana ifade etmeyen “anlamsız” yazılar var. Bir kısmında da kadın savaşçıların tasvirleri yer alıyor.

Adrienne Mayor, vazoların üzerindeki resimlerle İskit kurganlarında bulunan giysilerin birbirine benzediğini farketti. Mayor, “Herşey bir önseziyle başladı. Amazonları ve İskitleri tasvir eden antik Yunan vazolarındaki anlamsız kelimelerin manası neydi?” diyor.

Mayor bunu ortaya çıkarmak için üzerinde Amazon figürlerinin yer almadığı vazolardaki yazılarla ilgili olarak Colarusso’ya danıştı.

Colarusso, “3 bin yıl önceki sesleri deşifre ettiğimizde tüylerim diken diken oldu” diyor. Şu anda New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nde muhafaza edilen, MÖ 400 yılından kalma vazoda cezalandırıcı bir adam ve sepette ölü bir kaz figürü var. Ayrıca Yunan alfabesiyle yazılmış ama bir anlam ifade etmeyen sessiz harflerle dolu sözler yer alıyor. Vazodaki figürü görmeyen Colarusso, antik Çerkes dilini kullanarak çeviri yapıyor: “Bu sinsi hırsız, adamdan çalıyor.”


Colarusso, “Bu cümleyi deşifre etmek bana birşey bulduğumuzu gösterdi. Kafkasya dillerinde halen ‘kh’ gibi sürtünmeli sesler kullanılıyor. Dolayısıyla da Yunanca cümlelerde fonetik İskit sesleri betimlenmiş” diyor.

Mayor, Colarusso’nun tercümelerini test etmek için Yunan kök çekimli yazılar yolladı ve Colarusso bunları tercüme edemedi.

Colarusso başka tercümeler de yaptı. Vazonun üzerindeki figürü görmeden “Köpek adamın yanında oturuyor” tercümesini yaptı, vazonun üzerinde bir köpeğin yanında oturan İskitli okçu tasvir edilmişti.
Çalışma grubunda yer almayan arkeolog Anthony Snodgrass (Cambridge Üniversitesi),“Çalışmanın ikna edici olması için gerçekten çok uğraştılar” diyor. Snodgrass’a göre, araştırmada sadece 12 vazonun kullanılması çalışmayı kısıtlı kılmış.

Araştırmayı yapan uzmanlardan Saunders, “Tüm bunlar birçok soruya yol açıyor: Atinalılar neden vazolarında bu ifadelerin yer almasını istediler? Vazoların çoğu çok az İskitlinin olduğu Kuzey İtalya’ya ihrac edilmişti ve oradaki Etrüsk kurganlarında bulunmuştu. Bütün olarak değerlendirildiğinde, tercümeler antik dünyadaki geniş bağlantıyı gösteriyor. Tunç Çağı’ndaki ticaret yolları, malları İber Yarımadası’ndan Sibirya’ya taşımak için kullanılıyordu. Bu çalışma,birşeye ‘anlamsız’ demek konusunda çok daha dikkatli davranmam gerektiğini gösterdi” diyor.

(nationalgeographic.com sitesinde 23 Eylül 2014’te yayınlanan Dan Vergano makalesi)

Çeviri: Serap Canbek

Kaynak: jinepsgazetesi.com

Yunan mitolojisi ile Çerkes Nart mitolojisi arasında karşılaştırmalı bir okuma bugüne kadar yapılmamıştır. Bu yazı serisi, bu alandaki boşluğu doldurmak amacıyla kaleme alınmıştır.

Yüzyılın başlarında 1908'li yıllarda İstanbul'da kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti etrafında örgütlenen Çerkes aydınları arasında Nart Mitolojisi ve Kafkas Tarihi üzerine eğilen bir çekirdek kadro oluşmuştur. Ancak önce Balkan Savaşları'nın, ardından da I. Dünya Savaşı'nın çıkması Cemiyet'in çalışmalarını etkilemiştir. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra ise Cemiyet kapatılmış ve mal varlıklarına el konulmuştur. Çerkes Teavün Cemiyeti'nin kapatılmasıyla birlikte diğer bütün konulardaki çalışmalar gibi mitoloji ve tarih konulu çalışmalar da sona ermiştir. 

Çerkes kültürü açısından Cumhuriyet'in ilanından 1950'li yıllara kadar geçen dönem ölü dönemdir. Bu dönemde Çerkes kültürü, tarihi ve mitolojisiyle ilgili çalışmalar daha çok Avrupa'ya kaymıştır. 1950'den sonra ise oldukça zayıf ve kontrollü bir dernekleşme süreci yaşayan Türkiye Çerkesleri, esasen 1908'de kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti'nin ulaştığı entelektüel birikime halen ulaşabilmiş değildir. Bunda, Türkiye Cumhuriyeti'nin, 1908 II. Meşrutiyet sonrasındaki özgürlük ortamına halen ulaşamamış olmasının etkisi büyüktür.

20. Yüzyılın ilk çeyreğinde Met Çünatıko Yusuf İzzet’in Yunan mitolojisi ve Nart mitolojisini konu alan çalışmalarını Mehmet Fetgeri Şöenü'nün Avestik metinlerle Nart mitolojisi üzerine yaptığı çalışmalar izlemiştir. 30'lu yıllarda ise Aytek Namitok konuyu tekrar ele almış ve daha çok Çerkeslerin etnik kökeni bağlamında tartışmıştır.

Çerkeslerin Osmanlı Payitahtıyla kurdukları tarihi ilişkiler II. Meşrutiyet sonrasında İstanbul merkezli bir aydın grubunun öne çıkmasına imkân sağlamıştır. İmparatorluğun eğitim imkânlarından yararlanan, daha çok asker ve bürokrat kökenli olan bu kişiler bazı yönleriyle siyasi bir parti gibi çalışan Çerkes Teavün Cemiyeti çatısı altında toplanmış ve diğer birçok konuyla birlikte Çerkes mitoloji ve Çerkes tarihiyle ilgili eserlere de imza atmışlardır.

Met Çünatıko, Yunan Mitolojisi'nin iki ana teksti olan İlyada ve Odisse üzerine yaptığı incelemeler sonucunda İlyada destanında anlatılan savaşların, Kafkasyalı kavimler ile Hint-Avrupalı kavimler arasında geçtiği sonucuna ulaşmıştır. Yine Met Çünatıko'ya göre Homeros'un Odisse adlı eseri Troia Savaşı'ndan sonra Kafkasya'ya atalarının ülkesini ziyarete giden Argoslu Akha Kralı Ulisse'nin seyahatnamesidir.

Namitok ise “Çerkeslerin Kökeni” adlı kitabında Troia Savaşı'nın Kafkasyalı kabilelerle Hint-Avrupalı işgalciler arasında geçtiğini söylemiş ve bu savaşta müttefik olan Kafkasyalı kabilelerin tarihleri üzerinde durmuştur. Ancak ona göre savaşan taraflardan olan Akhalar Kafkasyalı Ubıhlar'ın atalarıdır. Hem Met Çünatıko, hem de Namitok Pelasglar ve Therakesler üzerinde özellikle durmuşlardır.

Öte yandan 70'li yıllarda, inatçı ve sabırlı bir kalem işçisi olan Beygua Ömer, Abhazca üzerinden bir dünya mitolojisi okumasına başlamış ve bir dizi kitaba imza atmıştır.

Kafkasya’da ise II. Dünya Savaşı'ndan sonra Nart mitolojisi konusunda saha çalışmaları yapılmış ve derlenen tekstler kitaplaştırılmıştır. Adıgey Cumhuriyeti'nden Hadağatle Asker ve onu izleyen bir grup derlemeci ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti'nden Şorten Askerbiy, Kardenguş Zıramuk ve onların çevresindeki başka bir grup araştırmacı tarafından Nart mitolojisi tekstleri derlenmiş ve bastırılmıştır. Biz Çalışmamızda bu iki grup tarafından derlenip bastırılan sekiz ciltlik Nart Mitolojisi'ni temel aldık. Bununla birlikte bazı anlatıların Uzunyayla versiyonlarını göz önünde bulundurduk. Çalışmada atıfta bulunduğumuz Nart mitolojisinin Uzunyayla versiyonları daha önce tarafımızdan 2002–2006 yılları arasında Uzunyayla Çerkesleri üzerine İstanbul, Ankara ve Kayseri'de gerçekleştirilen mülakatlar sonucu derlenmiştir. Vatandaşı olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti sınırlarındaki 200'den fazla üniversitenin ve devletin kendi arşivlerinin hiç birisinde Çerkes diline ait bir kayıt olmadığı için derlemelerimizi Rusya Federasyonu'na bağlı Kabadey-Balkar Cumhuriyeti'nin devlet arşivine teslim etmek zorunda kaldık. Çerkes dili ve kültürüne kayda değer hiçbir desteği hiçbir zaman vermeyen Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu ilk günden beri uyguladığı asimilasyoncu politikaları bu gün de devam ettirmektedir. En azında Çerkes dili ve kültürü açısından uygulama “Çerkes dili ve kültürüne sıfır destek” politikasıyla devam etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Çerkes dili ve kültürü için genel politikası “Sizin için asimilasyondan daha doğal ve daha güzel ne olabilir ki” sözüyle özetlenebilecek netlikte olduğu görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti bütün imkânlarıyla Türk halk müziği ve Türk sanat müziği parçalarının derlenmesini arşivlenmesini sağlamış ve icra edilmesi için tüm imkânları temin etmiştir. Yüzlerce belki de binlerce ses kaydı ve derleme devlet arşivlerinde saklanmaktadır. Aynı devletin arşivlerinde tek nota Çerkesçe ses kaydı yoktur. Türk Devleti milyondan fazla Çerkes'den vergi alırken bugüne kadar yok olmakta olan Çerkes dili için tek kuruş harcamamıştır. Umulur ki demokrasi bir gün bu topraklara da gelir ve anadili Türkçe olmayan milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ana dillerine de devlet desteği sağlanır.

***

Elinizdeki bu seri çalışma Türkiye ve Kafkasya'da konuyla ilgili olarak basılan söz konusu kitaplar ışığında yeni ve daha geniş bir okuma metni olarak tasarlanmıştır. Bu çalışma iki bölümdür. İlk bölüm Olimpos ve Harama Uaşha'nın Sakinleri adını almıştır. İkinci bölümü ise Ölüler Ülkesi adı altında ele alınmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde Hesiodos'un, ikinci bölümünde ise Homer'in eserleri Nart mitolojileriyle ve Kokozoik kabilelerin kültürleriyle karşılaştırmalı olarak okunmuştur.

Yunan mitolojisinin ana metinlerinden ilk ikisi Yunanlı yazar Hesiodos'a aittir. Hesiodos'un “Erga kai Hemerai: İşler ve Günler” ve “Teogoni: Tanrıların Doğuşu” adlı kitapları aslında Olympos’un tanrılarına adanmış çalışmalardı ve bu nedenle de Harama Uaşha'nın Nartları ile Olympos'un Tanrıları arasındaki benzerlikler dikkatle etüt edilmeliydi. Bu nedenle çalışmanın ilk bölümü Hesiodus'un aktardığı bilgiler ışığında Olympos'un Tanrılarıyla, Nart mitolojisinde geçen Harama Uaşha'nın Nartlarına ayrılmıştır.

Yunan mitolojisi için bir diğer kaynak ise ilkine göre daha edebi olduğu varsayılan iki eserdir ki bunlar Homer'in İlyada ve Odisse'sidir. Bu çalışma açısından hem İlyada, hem de Odisse tıpkı Hesiodos'un eserleri kadar önemlidir. Homer'in İlyada adlı yapıtında bize anlattığı Troia Savaşı'na katılan Kafkasyalı birçok kabile vardı ve Çerkesler bu geniş kabileler birliğinin bir mensubuydu. Homer'in eserlerinin etüd edildiği bu bölümde ilk olarak İlyada'da adı geçen Ligür-Kelt-Leleg-Karialı-Libya-Lidya ve Likyalı kabilelerin kendi aralarındaki akrabalıkları ve bağlı oldukları Therakes, Pelasg, Ligür ve Kelt üst soylarının Kafkasya ile olan ilişkileri ve Akdeniz havzasındaki Kafkas kolonları tartışılmıştır.

Homer'in eserlerinin etüd edildiği bu bölümde ikinci olarak Homer'in Odisse adlı eseri tartışılmıştır. Odisse bir Kafkas Seyahatnamesi olarak kabul edilebilir ve en temelde dünya mitolojisinde çok geniş bir yer kaplayan ana bir temayı bize sunar. Bu tema Ölüler Ülkesi'ne İniş temasıdır. Odisse bu bağlamda Nart mitolojisinde geçen Ölüler Ülkesi'yle ilgili temalar ve kahramanlarla birlikte etüd edilmiştir.

Bu çalışmada Nart mitolojisi adına Şorten Askerbiy ve Hadağatle Asker adlı iki araştırmacı tarafından derlenen Nartlar adlı sekiz ciltlik eser baz alınmıştır. Ancak çalışma temelde Khabardey Adıgecesi ile aktarılan varyantlar üzerine kurulmuştur. Kitaptaki alıntılar birkaç istisna dışında Khabardey Adıgecesi ile yazılmıştır.

***

Yunan mitolojisi ile Nart mitolojisi tanrısal bir mekân olan Olympos ve Harama Uaşha etrafında şekillenmiştir. Yunan mitolojisi için Olympos ne ise, Nart mitolojisi için Harama Uaşha odur. Nart mitolojisi açısından Harama Uaşha insanların, Nartların, Yarı Tanrıların ve Tanrıların buluştukları yerdir. Burası insanların, Nartların ve diğerlerinin zekâlarını, becerilerini, yetilerini ve cesaretlerini gösterdikleri yerdir. Nart mitolojisi özelinde Tanrı ve ondan doğan Yarı Tanrılar ve onlardan doğan Nartlar ve onlardan doğan İnsanlar aslında aynı gücün ve kaynağın taşmasıyla varlığa çıkmışlardır. Nart mitolojisi bu yönüyle bize bir düşüşün bir açılınımın ve bir Tanrısal gücün giderek insanlaşmasının hikâyesini anlatır gibidir. Kısacası, Nart mitolojisi mabutlaşmış insanların değil, insanlaşmış mabutların hikâyelerini anlatmaktadır.

Başlangıçta tanrısal güçleri olan ve tam bir tanrı olan birçok Nart'ın süreç içinde güçlerini yitirdiğini ve ondan doğan soyların hemen her zaman kendi atasından daha az donantılmış olduğu görülmüştür. Sahip oldukları bütün özelliklere rağmen onlar kendilerine insan demektedirler. Nartlar hiç şüphesiz ilklerdir. Varlığa ve varoluşa dair ilk tecrübeler, dile ve anlamaya dair ilk tespitler hepsi onlara aittir. Nartlar her yönüyle kozmiktir ve belli başlı Nartların tamamı bu kozmik var oluşa işaret edecek isimlere sahiplerdir; Nart Werserıjj bilmenin ve biliciliğin tanrıçasıdır. Nart Tlpeş varlığa form veren ve var olan her şeyin geometrisini ortaya koyan Nart'tır. Nart Thağalec kendi kudretinden bitkileri yaratan bir güçtür. Nart Mamış geleceğin bilgilerine sahiptir. Yarı Tanrıların ve Tanrıların Harama Uaşha'da toplanıp Nartlar'ı ve insanları huzurlarına kabul ettiklerinde içtikleri Nart içkisi NartSane Thağalec’in yetiştirdiği ölümsüz üzüm tanelerinden yapılmıştır.

Yine Nart Sosrıko alevin, ateşin ve rüzgârların hâkimidir. Ateşte doğmuş ve ateşte büyümüştür. Ateşin ve rüzgârların tam hâkimidir. Ortadoğu ve Mezopotamya'nın fırtına tanrısı adıyla andığı tanrıdır.

Bu Nartlar'ın hepsi de yeri ve zamanı geldiğindeHarama Uaşha'da toplanır ve kendisini gösterir. Olympos'taki antropomorfikler ne ise, Harama Uaşha'nın Nartlar'ı da odur. Birçok yönüyle Nartlar ve Yunan Tanrıları benzeşmektedirler. Hem Olympos tanrıları, hem de Harama Uaşha'nın Nartları verdikleri iktidar mücadeleleriyle destanlaşmışlardır. Nart mitolojisi ile Yunan mitolojisinde iktidarı elinde bulunduran taraflar birbirinin rakibi olan gruplardır. Yunan mitolojisinde Zeus, Poseidon ve Hades üçlüsü öne çıkar ve Yunan mitolojisi daha çok Zeus'u öne çıkarır.

Oysa Adıge Nart mitolojisinde ilginç bir şekilde Hades ve Poseidon'u çağrıştıran karakterler daha ön plandadır. Bu nedenle Yunan mitolojisindeki Zeus karakteri Nart mitolojisi için sevilmeyen bir karakter iken, Nart mitolojisindeki başat karakterler ve özellikle de Sosrıko-Hades ve Poseidon-Wezırmes Yunan mitolojisinde kötü karakterler olarak dikkat çekmektedir. Yunan mitolojisi ile Nart mitolojisinin çatışan iki Tanrı/Nart grubunun inananlarının duruşuna uygun anlatılar olduğu açıktır. Yunan mitolojisi Zeus'u Çerkes Nart mitolojisi ise Poseidon ve Hades'i merkezine yerleştirmiştir.

Kafkasya açısından Yunan mitolojisini besleyen halklardan üçü çok önemlidir.1 Bu halklardan ilki Therakesler'dir. Therakesler birçok açıdan Çerkeslerle benzeşen bir halktır. Mitolojik anlamda Çerkesler ve Therakeslerin önceledikleri antropomorfikler aynı karakterlerdir. Ne var ki Nart mitolojisi açısından Nartlar kendilerine “insan” demektedirler. Yine de kendilerini yeryüzündeki insancıklardan ayrı tutarlar, doğar yaşar ve ölürler. Fakat açık bir şekilde dünyalı değildirler. Çalışmanın ileriki bölümlerinde Therakeslerle Çerkesler arasındaki ortak özellikler tartışılmıştır.

Harama Uaşha'da yaşayan Nartlar iktidarı ve tanrısal bir karar mekanizmasını ellerinde tutarlar. Belki de bu nedenle onlar Tha Pellite(Тхэ Пэлъытэхэр Tanrı gibiler - Yarı Tanrılar) olarak adlandırılırlar. Buna karşın dünyada yaşayan Nartlar kendilerinden önce Yispiler'in (cüceler), kendilerinden sonra ise insanların yaşadığı bilgisiyle bize sunulurlar. Bu nedenle de Nartlar, Hesiodos'un kitaplarında anlattığı ve kendilerinden önce Tunç Kuşağı'nın, kendilerinden sonra ise insanların yaşadığını ileri sürdüğü Kahramanlar Kuşağı ile benzeşmektedirler. Öte yandan Hesiodos'un eserlerine göre Zeus'un kardeşi olan ve denizlerin tanrısı olarak adlandırılan Poseidon Çerkesya sahillerinin ve özellikle de Kolhide'nin resmi tanrısıdır. Bu da bizim, Kafkasya'nın gerçek adının Denizler Ülkesi olduğuyla ilgili fikrimizi destekler. Çerkeslerin kendi dilinde Kafkasya'ya taktığı ve “memleket” anlamına gelen Heku: “Denizler (arası-ortası) Ülkesi” adlandırmasını ayrıca destekler. Öte yandan Poseidon karakteri Nart mitolojisinde en çok Nart Wezırmes'i çağrıştırmaktadır.

Hesiodos'un beslendiği kaynaklardan birisi de kendi kabilesi olan Pelasg’lardı. Pelasglar Balkanlarda İllirya ve onların soyundan gelen Arnavutlar'ın ataları kabul edilmekteydiler. Ne var ki Pelasglar Kolhide halkıdırlar, bu bağlamda da Abhazlarla olan bağlarının soydaşlık düzeyinde olduğu, hatta aynı halktan oldukları ileri sürülmüştür. Olympos'un büyük tanrısı Zeus bir Pelasg tanrısıdır ve Abhaz kültüründeki adı JüanDav yani Göksel Dev’dir. 2

Ne var ki Zeus doğumundan evliliğine kadar ki dönemi Kafkasya'da Altın Elma Ağacı'nın altında geçirmiş ve eşi Hera ile burada evlenmiştir. Hera Yunan mitolojisindeki özellikleriyle resmi evlilik ve evlilik içi aşka olan bağlılığı ile Nart mitolojisindeki Nart Bırımbıhhu'n karşılığı yahut benzeridir. Nart Bırımbıhhu, Hera ile örtüşürken, Nart Bırımbıhhu'n kocası Nart Albeç de Hera'nın kocası Zeus ile örtüşmektedir. Ancak burada bire bir bir benzeşmeden çok yeteneklerin ve yaşanan olayların örtüşmesi söz konusudur. Ve hem Nart Albeç hem de Zeus biri Olympos diğeri ise Harama Uaşha ile ilişkilidirler. Zeus/Albeç benzerliği eşleri ve iktidarları bağlamındadır. Bununla birlikte Zeus'a atfedilen birçok özellik aslında Nart mitolojisindeki birden çok karakterde kendisini gösteren özelliklerdir.

Hesiodos'un muhtemel kaynaklarından birisi de Akhalar'dır. Akhalar Kafkasya'da özellikle Soçi bölgesinde göze çarparlar ve Soçi'nin eski sahipleri Ubıhlar bazı kaynaklara göre Akhalar ile soydaştırlar. Ne var ki Çerkesler'le Ruslar arasında geçen Soykırım Savaşları’nda sahneyi en son Akha/Ubıh Çerkesleri terk etmiştir. Bu savaşlar Ubıh'lar için bir soy kırım olmuştur.

Konunun Ubıhlar ve çalışmamız açısından önemi ise Osmanlı ülkesine birkaç köy olarak yerleşen Ubıhların dillerini tamamen yitirmiş olmalarıdır. Ubıh dilinin ve kültürünün yok olması Nart mitolojisi çalışmaları açısından bir kara deliğin oluşmasına neden olmuştur. Ve bu açığın kapanması mümkün görünmemektedir. Nart mitolojisi ve dünya mitolojisi arasında yapılacak tematik karşılaştırmalı bir okumada Ubıh dili ve kültürünün yok olmuş olması kendisini şiddetle hissettirmektedir. Ancak Ubıhlar'ın Abhazlar ile olan yakınlığı, buna karşın Abhazların Pelasg, Ubuhların Akhalar ile olan yakınlığı ve Pelasgların Troia savaşında Akhalar'la birlikte hareket etmesi, söz konusu bu yakınlığın sandığımızdan daha eski olduğunu göstermektedir. Akhalar ve Pelasglar tıpkı Abhazlar ve Ubıhlar gibi iç içedir.

Akha/Ubıh halkının Soçi bölgesindeki hâkimiyetlerinin etkisini eski tarihçilerde sıkça anlatmışlardır. Özellikler Anadolu’nun Roma İmparatorluğu tarafından işgal edildiği dönemde bu işgale karşı direnen Kırım-Kafkas-Pontus İmparatoru Mitridates IV Eupator’un Roma orduları karşısında yenik düştüğü dönemde Kafkasya üzerinden Kırım-Taman bölgesine çekildiği bilinmektedir. Rivayete göre Akha/Ubıh orduları Mitridat’ın Soçi bölgesinden ordularıyla geçmelerine izin vermemişler ve Mitridat Soçi bölgesini denizden geçmek zorunda kalmıştır. Tarihçiler Mitridat’ın Akha/Ubıh ülkesini deniz yoluyla geçmek zorunda kalmasını Akha/Ubıh halkının barbarlığıyla açıklamaya çalışmışlardır. Oysa Mitridat Abhazya’dan Akha/Ubıh ülkesine kolayca geçmiş kuzeydeki Heniokh ve Zygh bölgesini de fazlaca zorlanmadan geçmiştir. Zaten en kuzeyde yaşayan Meot konfederasyonuna bağlı Çerkes kabileleri en baştan beri MitridatesIV Eupator’un ordusunda yer almışlar ve Anadolu’ya inerek Roma İşgaline Karşı Anadolu’yu korumuşlardır. Bu Kafkasyalı Çerkeslerin Anadolu’nun işgaline karşı verdiği ilk destekti ve ikincisi bundan binlerce yıl sonra Mustafa Kemal’e verdikleri destekle gerçekleştirilmiştir. Mitridat’ın Abhazya’dan doğrudan destek almasına, Kuban’daki Meot Çerkeslerinin ona tabi olmasına rağmen Soçi bölgesindeki Akha/Ubıh direnişini sadece barbarlıklarına bağlamak ne derece doğrudur? Üstelikte Akha/Ubıh halkının bölgeye eski Yunanistan’dan geldikleri ve Dor öncesi Yunan kültürünü temsil ettikleri düşünülürse Mitridat’a yol vermemelerinin barbarlıkla bir ilişkisinin olmadığı anlaşılacaktır. Gerçekte Soçi bölgesi en erken dönemlerden itibaren Kafkasya için “kutsal” bir bölgeydi ve Heredot'tan Strabon’a kadar tüm klasik tarihçiler Akha/Ubıh halkının sahillerine gelen yabancıları Kırım'daki Ma Tanrıçasına kurban ettiklerini bilmekteydiler. Öyleyse Soçi bölgesinin girilmez olmasının temel nedeni bu bölgenin dinsel anlamda kutsal sayılması ve yabancıların sokulmaması olmalıdır. Aslında bu yasak Çerkes-Rus Savaşları boyunca da devam eden bir yasak olmuştur. Nitekim Rus haritacılar tüm Çerkesya’nın haritasını çıkarmış olmalarına rağmen Soçi bölgesindeki Ubıhların onları kutsal saydıkları topraklara sokmamaları nedeniyle bu bölgelerin haritalarını yapamamışlardır.

Hesiodos yaşadığı dönem itibariyle Anadolu'da yaşayan Therakes kabilesi olan Frig kültürüyle tanışmış olmalıdır. Onun kitaplarında anlattığı Yunan tanrılarının bir kısmı Pelasg ve Akha tanrıları olduğu gibi, bir kısmı da Balkanlar'da Therakes Anadolu'da ise Frig adıyla yaşayan Therakesler'in resmi tanrılarıydı. Therakesler'in hem kabile adları, hem de tanrıları Karadeniz'in doğu yakasında Kafkasya'da yaşayan Çerkesler'le ortaktır. Öyleyse Hesiodos'un yaşadığı dönemde onu besleyen en önemli üç kabile olan Pelasg'lar, Akhalar ve Therakesler sırasıyla Abhazlar, Ubıhlar ve Çerkesler'le akraba ve soydaş kabileler di.

Bu çalışma Yunan mitolojisi ile Nart mitolojisi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve Çerkesya ile Hellas3 arasındaki tarihi bağlara ve Kafkasya ile Akdeniz Havzası arasındaki ilişkiye dikkat çekmek amacıyla yapılmıştır. Böylesi bir amaç için ilk önce Hesiodos'un çalışmaları etüd edilmiş ve Olympos ile Harama Uaşha arasındaki benzerlikler ve zıtlıklar tartışılmıştır.

Hesiodos Etüdleri'nde Harama Uaşha ile Olympos arasındaki benzerlikler ve örtüşmeler ortaya çıkarken Homeros'un İlyada ve Odisse'si üzerinden de eski kabilelerin Kafkasya, özellikle de Çerkesya ile olan bağları tartışılmıştır. Bu nedenle, Troia savaşına katılan ve Troia'nın büyük kralı Priamos'a destek veren her bir kabile mercek altına alınmıştır. Savaşın sonunda Troia yıkılmış buna karşın Akha komutanlarının büyük bir kısmı da ölmüştür. Sağ kalan Akha komutanlarından Argoslu Ulisse Karadeniz ve Kafkasya'ya bir seyahat düzenlemiş ve başından geçenler Homeros'un Odisse'sine konu olmuştur. Ne var ki Odisse'de öne çıkan birçok kahraman ve anlatılan birçok olayın, kendi tarzı ve kendi bağlamıyla Çerkes Nart mitolojisinde de anlatıldığı görülmüştür. Bize göre Çerkes Nart mitolojisi ile eski Yunan mitolojisi aynı Kafkasyalı geleneğin farklı iki dildeki aktarımıdır. 

NOTLAR              

1- Bu çalışma da Hesiodos’un beslendiği kültürlerden Therakesler, Pelasglar ve Akhalar üzerinde duruyoruz. Ancak Hesiodos’un beslendiği diğer halklar arasında Huri ve Hatti kültürlerini de saymak yerinde olacaktır. Ne var ki Hurri ve Hatti kültürü ileriki çalışmalarda ele alınacağından burada değinmiyoruz.

2- Zeus'un İllirya-Arnavut kültüründeki adı Zot olarak geçmektedir.
3- Helen Ülkesi-Yunanistan
 
Balkar Selçuk
 

Evvela, Çerkesler o dönemde kendilerine özgü gelenekleri, kıyafetleri ve dinleriyle bağımsız (bir ülke) olarak, hür bir şekilde şan ve şöhret sahibi olarak yaşıyorlardı. Büyük/güçlü uluslar onları dikkate alıyor, küçük uluslar ise onlardan çekiniyor, korkuyor, onlara imreniyor ve onları örnek alıyordu. Aralarında büyük insanlar yetişiyordu. Söz gelimi, sadece Çerkeslerin değil, Rusların, Asetinlerin, Balkarların dahi hakkında türküler yaktığı Kaytoko Aslanb“iki deniz arasında ancak bir prens (pşı) ve bir prenses (guaşe) bulunur” diyordu ek; ve bu ideal uğruna mücadele etti ömrünün sonuna kadar. Betoko’nun en büyük düşüncesi ve kaygısı ise prensler arasındaki anlaşmazlıklar ve kendi öz kardeşinin dahi kendisini dinlemeyişi idi. Gerçekten de birlik ve beraberliğin, barışın sağlanamadığı yerde büyük işler başarmak zordur. Böyle olmakla beraber, Betoko da, makamının hakkını verecek büyük sorumlulukların altına girmedi, (büyük hedefleri olmadı, vizyon sahibi değildi).Bekmırze’nin oğlu, Kaytoko Aslanbek gibi, çevresindeki küçük ulusları itaat altına almak çabası içinde olmadı. Ya da ne bileyim Şocenıko Alıcıko gibi, Tatlosteney ve Kilağsteney halkına söz geçirme davasını gütmedi veya Tatarhan’ın oğlu Jankhot gibi, Kaberdey’i Rusya’nuın yanına çekmeye çalışmadı. Yahut şeyh lakabını kazanan prens (pşı) Hatoğşoko Adelceri gibi, ülkeyi İslamlaştırmak gayreti içinde de olmadı. Betoko yumuşak huylu, edep sahibi birisiydi.

Dolayısıyla kendi halkı için iyi bir prens (jılepşş) idi. Fakat büyük prenslik için zayıf kaldı.

Bu yüzden gereken itibarı görmediği gibi, yöneticiliği (büyük prenslik) döneminde itibarı daha da düştü, emirleri de pek kaale alınmadı. Öyle anlaşılıyor ki, Tatlosteney de, Kilağsteney de onu dinlemedi ve kendi kararlarını kendileri aldılar. Oysaki bu prenslikler, bir prensin yönetiminde güçlü bir devlet olmalıydı. Ne var ki, zamanında onları birleştirip, bütünleştirecek, yüreği ve bileği güçlü biri yetişmedi Kabardeyler arasında. Herhangi bir korku da bir araya getirmedi onları. Prenslerin de böyle bir düşünceye akılları yetmedi. Daha önceleri, Yınal’ın çocuklarından ilk büyük prenslerin itibarı daha büyüktü. Bütün Adıgeleri Allah bilir, ancak Kabardeyler bir yönetim altındaydı. Ne var ki, prenslerin sayısı arttıkça, nüfus çoğaldıkça, sınırlar genişledikçe, soyluları (workları),atları, toprakları paylaşamaz oldular; ihtilaflar arttı ve böylece prensliklere bölündüler. Aralarında liderler, yönetici prensler seçiyor idiyseler de, dinlemeseler de oluyordu. “Prens(pşı)lerin çekişmesi soylu (work)ların zararınadır” diye ir söz vardır. Sözünü ettiğimiz dönem buna en güzel örnektir. Ancak bazı tarihçilerimizin bu prens mücadelelerini, kardeş kavgalarını, sanki Adıgeler arasında süregelen bir gelenekmiş gibi yazmalarına üzülmemek elde değil. Çünkü doğru değil bu. Dünyada hiçbir ulus yoktur benzer durumu yaşamayan ve geride bırakmayan, kimileri daha erken, kimileri daha geç olmak üzere. Avrupa devletlerine bakarak bu durumun Çerkesler arasında daha uzun sürdüğü söylenebilir. Prensler arasındaki sonu gelmez bu mücadeleler ve çaresizlik, soylulara (worklar) prens ya da büyük prens olduğuna bakmaksızın, onları azletme, “pşıtehu” denilen o kötü geleneği düşündürdü. XVI-XVII. Yüz yıllar arasında bu gelenek değişti. Toğtemış’lere yapılanın benzeri kimseye yapılmıyordu artık, fakat herhangi bir prens te boy gösteremiyordu bu yüzden, hemen sürgün ediyorlardı. Bu durum prenslerin gücünü kırıyor ve sürekli aman dilemek zorunda kalıyorlardı.

Devleti olmayanların hususi ve etkili politika üretmeleri imkânı yoktur. Güçlü bir devlet ve yaman bir politikaya sahip olan Rusya’nın, Kabardey ülkesinde yürüttüğü politikayı ve bu zorlu politikayı yürütürken başvurduğu yöntemleri kavramaya hazır değildi prensler. Gerek Rusya’dan, gerekse Kırım’dan gelen elçiler için yolgeçen hanıydı Kabardey; ne sorarlarsa cevabını buluyorlardı, bulamadıklarını da satın alıyorlardı. Bizimkilerin ise, ilginçtir, bu ister büyük prens olun, ister yardımcısı (kodz), benim diyen soylu (work) olsun, hiçbir gizli/saklıları yok, her şeyleri ortada. Ülkeye yönelik hiçbir tehlike yok gibi sanki. Halka yönelik (milli) bir hedef, düşünce de yok. Betoko’nun ölümünün üzerinden henüz on yıl geçmişti ki, Kaberdeylerin ocağını söndüren Alman asıllı II. Katerina Rus Çarlığını ele geçirdi. Tahta çıktıktan birkaç ay sonra da, bu yavuz kadın, Kafkas topraklarında yüz yıl süren Gâvur Savaşını başlattı.

Kazanoko Jabağı:

Betoko ile Jabağı aynı yıllarda yaşadı. İkisi de İslam’a gönülden bağlıydı. Hacca da gittiler. Jabağı, Betoko’dan iki yıl kadar önce vefat etti. Onun mezarı bugün dahi Hatoğşoko’ların bahçesi dediğimiz Nalçik parkındadır. Burada K’uaş Bet’al’ın onun hakkında yazdığı şu mısraları hatırlamamak mümkün mü?

İşte bak geçtikçe mezar taşının yanından
Sevgiyle selamlıyorum
Evsahibin derin kara toprağın altından
Sanki seni görüyorum.

Mezar taşındaki yazıya göre, Kazanoko Jabağı, Hicri tarih itibariyle,1153 yılında vefat etti. Bu, miladi 11.12.1749 – 29.11.1750 yılına tekabül etmektedir. Bu konuda başkaca bir dayanağımız da yok. Tahminimize göre Jabağı’nın mezarı, ölümünün üzerinden yirmi yıl geçtikten ve hanımı da vefat ettikten sonra yaptırılmıştır. Mezar taşındaki Arapça yazıyı, Belağ Şavki Çerkesçe olarak şöyle okudu: “Nur içinde yatsın. Allah mağfiret etsin. Bu mezar Hacı Jabağı Kazanoko’ya aittir. Her ikisi için fatiha okuyunuz! Yapılış tarihi:1163,yapan: Şeyh Ali.” Her ikisi de dediğine göre, karısının da yanında yattığı anlaşılıyor. Eşinin de yanına defnedilmesinden dolayıdır ki, iki mezar yan yana, ancak kadının adı yazılmamış.

Betoko ile Jabağı’nın döneminde şöyle bir gelenek vardı: herhangi bir davada, prens(pşı)lerin işini vuzuha kavuşturmak gerektiğinde, her prensin vekili durumunda birer work(soylu),davanın görüldüğü yere(pşı-work kurultayına) gönderilirdi. Orada her şey ortaya konur, Kuran’a el basarak yemin edilir, şahitler de getirilir ve bu şekilde mahkeme olurlardı. Haklıyla haksız ayırt edilir, kararlar alınırdı. İşte böyle bir zeminde ortaya çıktı Kazanoko’nun zekâsı da, bilgisi de. Jabağı yaşadığı sürece prens çekişmelerinden, savaşlardan/kavgalardan başını alamadıysa da, ülkede belli kuralların (yazılı olmayan örfi yasaların E.Ö.) yerleşmesinde büyük gayretleri olduğu söylenebilir.(Söz gelimi),Çerkeslerin devlet yapılanmasına kavuşmasındaki en büyük engellerden olan kan davalarına ve hayvan hırsızlıklarına karşılık, Kaberdey’e ilk defa “jemduğtlıxex” hükmünü getirenin Jabağı olduğu söylenir. Bilindiği üzere o yıllarda Çerkesler muhtelif dinlere mensup idiler. Müslüman olanların sayısı fazla ise de, bir kısmı da hala pagan inanışlarını sürdürüyordu. Hıristiyan olanların sayısı da az değildi.

Jabağı’nın hala gönüllerde yaşıyor olmasının bir sebebi de, işte bu farklı inanç gruplarını uzlaştırabilmiş olmasıdır. İyi insanın (“adam”ın) kıymeti yokluğunda belli oluyor. İlk bakışta Kazanoko Jabağı’nın tarihte büyük yer işgal ettiği söylenemez. Gerçi büyük prense danışmanlık, yargıçlık yaptığına ve fevkalade elçiliklerde bulunduğuna göre, yaşarken de hak ettiği saygıyı, itibarı görmüştür denebilir. Ancak olağanüstü saygı görmesi(kült olmaya başlaması) ölümünden sonradır. Şayet büyük bir insan olmasaydı, olağanüstü yetenekleri bulunmasaydı, hakkında o kadar övgüler söylenmezdi, söylense de tutmazdı. Jabağı’dan söz açmışken şu kadarını da söylemeden geçemeyeceğim: milli duyguların kabardığı her dönem, bu işin başını çeken liderlerin,“yok oluyoruz!” şeklindeki haykırışlarında, bu ister 1808–1905 yılları olsun, ya da 1956 yılı veya 1991–92 yıllarında olsun, şöyle bir dönüp tarihlerine baktıkları zaman,gerçek vatansever ve kahraman olarak, bütün safiyeti ve olanca saygınlığıyla karşılarında buldukları şahsiyet Jabağı’dır. Çok iddialı konuşmak doğru olur mu bilmem ama O’nun ölümünden sonra, çok geçmeden Adıgelerin içine düştüğü kötü durum, bir şekilde onun yokluğu ile alakalı değil midir?

Bjıhal’ Liwan:
Betoko döneminde adı anılmaya değer bir bilge kişi daha vardı. Sözünü ettiğimiz bu kişi, kalp gözü açık, kerametleri anlatıla gelen Bjıhal’ Liwan’dır. Onun hakkında çok şey söyleyemeyeceğiz, ancak, az şey de çok şey değerindedir. Neden derseniz, şimdiye kadar biz onu tarihten değil, söylencelerden tanıyorduk. Hâlbuki o tarihi bir şahsiyettir. Ayrıca Kazanoko Jabağı’nın arkadaşıdır. Liwan hakkında Rusça bir kitapta bazı tarihi bilgiler mevcuttur. Söz konusu kitapta, Prens Sultanali’nin oğlu Sedatceri tarafından özgürlüğü iade edilen özgür çitçilerden olan Bjıhal’ Livan’ı Kaytoko Yıko Aslanbek’in zorla tutup geri vermediği şeklinde bir bilgi yer almaktadır.

İLK ÇAĞLARDAN 1864'e ADİGE HALKININ TOPLUMSAL GELİŞİMİ

İçindekiler
1)     En İlkel Sosyal Yapılanma
2)     Klan ve Kabile Örgütlenmesinin Ortaya Çıkışı
3)     Kabile Toplumunun Çözülmesi: Feodalizin Ortaya Çıkışı
4)     19.yüzyılda Adigey'in Sosyal Yapısı
5)     Kabilelere Göre Egemen Sınıf Sömürülen Köylü Sınıfı
6)     Tlfkotller
7)     18.yüzyıl Başları ve Adige Köylü Hareketleri
8)     Müridizm ve Adige Köylülüğü
9)     Sürgün

En İlkel Sosyal Yapılanma

Kafkasya'da ilk insan izlerinin ortaya çıkması çok eski tarihlere dayanır. Üstelik Güney Kafkasya birçok tarihçiye göre insan soyunun ilk ortaya çıktığı dönemlere dek uzanır. Ancak Kafkasya'da insanın varlığı, özellikle Kuzey Kafkasya'da ki varlığı, buzul dönemleriyle kesintiye uğrar. Kesintisiz oluşumu son buzul dönemin bitmesiyle MÖ.12000 yılları dolaylarında başlar. İlk başta ilkel sürüdür insan toplulukları. Yiyecek toplayıcılık ve avcılık sürünün bütün üyelerinin katılmasını gerektiren işlerdir. Yiyecek toplama işleri açısından erkeklerle dişiler arasında bir ayrım yoktur.Yiyecek toplayıcılık avcılık ile yaşayan ilkel sürü mutlak olarak anaerkil ve endogamiktir.

Klan ve Kabile Örgütlenmesinin Ortaya Çıkışı

Üretim araçları geliştikçe ve üretimdeki kazanımlar arttıkça ilkel sürü daha gelişmiş bir sosyal ve ekonomik örgütlenmeye bırakacaktır kendini. Bu klan örgütlenmesidir. Adigelerde "tlako" klanın karşılığıdır. Klanlar egzogamiktir, yani klan (tlako) içi evlenme yasaktır. İlkel-komünal döneme ilişkin bu özellik, bir üst yapı kalıntısı olarak günümüzde de aramızda sürer.

Kabile sisteminin en alt birimi olan klanın başlıca özellikleri şunlardır:

Klan Totemiktir:

Totemizm kabile toplumunun alt aşamalarına özgü büyüsel-dini sistemdir. Kabile toplumu geliştikçe totemizm biçimsel ve soyut bir durum aldı. Adigeler'de hayvan adlı soyadları totemizmin üst yapı kalıntıları olabilir. Bir çok hayvan adlı ya da hayvan önekli tlako vardır.

Klan Egzogamiktir:

Klan içi evlilik yasaktır. Kabile örgütlenmesi klan (tlako) içi evliliğin yasak olduğu kan bağına dayalıdır. Kanbağı ise özellikle başlangıçta ana tarafından belirlenmektedir. Kabile topluluğuna geçişte anaerkillik bir süre devam eder. Kafkasya'lı Kimmerler ovalarda yaşadıklarından çoban kabile toplulukları ve MÖ. 8. yy. da kabile içinde ileri bir aşama olan ataerkilliğe geçmişlerdir.Eğer doğa koşulları tarımı, özellikle bahçe tarımı ve çapa tarımını gerektiriyorsa, kadının üretimdeki ağırlığı uzun bir süre daha devam edecaktir. Kimmerler ataerkilliği yaşarken, aynı federasyon içinde olan ve bugünkü Adigelerin ataları olan Meotlar anaerkil idi. Sınıfsız Adige toplumunun yaşamını yansıtan Nartlar'da Setenay Guaşe'nin ağırlığı anaerkil toplum yapısının göstergesidir. İlkel kabile toplumunda mülkiyet kollektifdir: Çok gerilerde kabile sisteminin alt aşamalarında, topluluğun yaşaması için mutlaka herkesin çalışması gerekirken, artık çalışamayacak durumda olan yaşlılar ölüme terk ediliyorlardı. Destana göre Nartlar yaşlananları öldürürler ve kan gütme geleneğini sertçe sürdürürlerdi. Daha sonra av alanları, iklim değişiklikleri, vb... hakkındaki deneyimleri onları geleneksel bilginin doğal depoları durumuna getirdiğinde, yaşlılar ekonomik bir değer kazandılar, yaşamalarına ve üretimden pay almalarına izin verildi. Kafkasya'da Adigeler 15-16. yy.'lara kadar, bazı dağlı Kafkas halklarıda 19. yy'ın başlarına kadar kabile yapısını korumuşlardır. 19. yy'da Çeçenlerin toprak paylaşımları, kabile toplumunun kollektif mülkiyeti için iyi bir örnektir. Adigelerin "çıpkhe" dediği işaretler tlakonun ortak mülkiyetini belirleyen işaretler olsa gerek.

Kabile Toplumu Demokratiktir:

Sınıfsız Adige toplumuna ilişkin yiğitlik efsaneleri

Nartların sosyal yapısı Adige kabile toplumu yapısına ışık tutmaktadır. Nartlar'da ayağına çarık geçirebilen herkes Khase'ye katılabilmektedir. Sefere ve savaş işlerine karar veren, kabileye alınacak kişileri, ordu yöneticisi (Dzepş) ile başkanı seçecek ya da görevden uzaklaştıracak olan, başka bir soy ile birleşmeye birlikte savaşmaya, yakınlık kurmaya ve toprağında yerleştirmeye karar veren Khase'dir.

Kabile Toplumunun Çözülmesi: Feodalizmin Ortaya Çıkışı

Ovalar üretimin ve üretim araçlarının gelişmesine daha uygundur. Ancak Kafkasyalılar, İskitlerin, Sarmatların, Moğolların ve daha sonra Çarlık Rusyası'nın baskısıyla derin vadilere sıkışmışlar ve toplumsal organizasyonlarını geliştirememişlerdir. Adigeler'in 15. yy.'a dek kurabildikleri en güçlü politik birlikler, bir devlet taslağı olan kabileler federasyonudur. Adigeler MÖ. 8. yy. dolaylarında ki Meotlar'dan, MS. 15. yy.'a kadar kabileler federasyonu biçiminde organize olduklarından, geniş bir alana yayılmış olmalarına karşın ortak bir kültür ve politik gelişim çizgisi gösteriyorlardı. Kabile toplumunun çözülmesi, toplumun toplam üretiminin, toplumun gerekli tüketiminden fazla olmasıyla ortaya çıkar.

15. yy.'da Adigey'de 19. yy.'da Çeçenya'da görülen durum budur. Ancak kabilenin çöküşünü getiren koşullar yalnız doğal durumlarda üretimin artmasıyla olmamıştır. Tesadüfi çatışmalar Adigelerin "zek'ue" dediği yağma akınlarına dönüşür. Ele geçirilen ganimet Zek'ue grubunun elemanları arasında paylaşılır. Ancak bu bölüşüm eşit olarak yapılmadan önce, grup şefi küçük de olsa bir pay alır. Giderek bu yağma ve çapul akınları savaş şefleri (Dzepş) etrafında az çok istikralı askeri maiyetlerin oluşmasına ve bu şeflerin ve maiyetlerinin, kabilenin ya da klanın diğer elemanlarına göre daha zengin bir duruma gelmelerini sağlar. 1470'lerde Adigey'de bulunan İtalyan seyyah İnteriano, worklerin çalışmayıp yağma ve talanla yaşadıklarını yazar. Bu 15. yy.'da Adigey'de askeri aristokrasinin oluştuğunu ve kabile ilişkilerinin çözülmeye başladığını gösterir. Kadın, çocuklar ve toprak şefleri için özel payların ayrılmasından sonra, yağmacılar arasında kurayla paylaşılır. Bu alternatif, ataerkil köleliğin "wunevut" sınıfının oluşumunun tohumlarını ortaya çıkarır. Feodal toplumda wunevut sınıfı, ataerkil toplumdaki köleliğin kalıntısıdır ve zamanla serfliğe (Pşıtlı) dönüşür. Doğal olarak Adigey'de feodalizm gelişimin tamamlayamadığından bu dönüşüm sürecide yaşanmamıştır. Kafkasya'da son yüzyıllara kadar gelen kollektivist ekonomi, üretim araçlarının gelişmesi, sabanın kullanılması, tarım tekniğinin gelişmesiyle toplumun kendini devam ettirmesi için gerekli olan üretimden fazlası elde edildiğinde çözülmeye başladı. Klan ve kabile savaşları da feodalizmin gelişimine ivme verdi. Feodalizm Adigey'de ve Kabardey'de 15. ve 16. yüzyıllarda, Abhazya'da 18. ve 19. yüzyıllarda, Dağıstan'ın dağlık kesimlerinde 19. yüzyıl başlarında ovalık ve dağlık kesimlerinde daha önce, Çeçenya'da 19. yüzyıl başlarında gelişmeye başladı.

19. Yüzyılda Adigey'in Sosyal Yapısı

Adıgeler eski dönemlerden beri kabileler federasyonu biçiminde örgütlendiklerinde, çok sayıda kabileye bölünmüş olmalarına karşın, ortak bir kültür ve aşağı yukarı ortak politik gelişim çizgisi gösteriyorlardı. Adıgey'de ataerkil klan sistemi 15.-16. yüzyıllarda parçalanmaya ve feodalizm gelişmeye başladı. Ancak feodalizmin tam gelişmesi 19. yy. başlarında henüz tamamlanmamıştı. O sıralarda Adıgelerin yaşamı çoğunlukla doğal ekonomi üzerine kuruluydu. Yani zanaat üretiminin olmadığı, mal mübadelesinin gelişmediği, tarıma dayalı, kendi kendine yeterli kapalı ekonomi üzerine kuruluydu. Kendi aralarındaki ticaret zayıftı. Ticarette para kullanılmazdı. Değiş-tokuş ticareti egemen idi. Bütün kabilelerin sınıfsal yapısı aynı değildi. Feodalizmin gelişmişlik düzeyi her kabilede ayrıydı. Bunu yarı-feodal ve feodal kabileler olarak iki ana bölümde, sınıfları ise; egemen sınıflar, bağımlılar ve tifekotl'ler olarak üç ana bölümde incelemek konuyu daha anlaşılır kılacaktır.

Kabilelere Göre Egemen Sınıf

Yarı-feodal Kabileler:

Coğrafi konumları gereği üretim araçlarını, dolayısıyla üretim ilişkilerini geliştirememiş kabilelerdir. Abzakhlar, Şapsığlar, Natuhaylar ve Vubıhlar yarı-feodal kabilelerdir. Bunlarda Pşi sınıfı yoktur. Egemen sınıfı tlekotleşler ve çeşitli kademe workler oluşturur.

Feodal Kabileler:

Diğer kabilelere oranla nisbeten ovalık kesimde oturan, dolayısıyla üretim araçlarını, üretim ve üretim ilişkilerini geliştirebilmiş kabilelerdir. Bjeduğ, Ç'emguy (Kemirguey), Hatukay, Yecerkoy ve Mehoş'lar feodal kabileleri oluşturur. Bunlarda egemen sınıfı pişler ve çeşitli kademe workler oluşturur.

Sömürülen Köylü Sınıfı

Wuneutlar, pşitliler ve oglardır. Tifekotl'lerin (özgür köylü) feodallere karşı bazı yükümlülükleri olmasına karşın, köylü ayaklanmalarının ve bağımsızlık savaşının temellerini oluşturan bu sınıfın konumu süreç içinde değişmiştir. Wuneut'lar: Hiç bir hakka sahip olmayan kölelerdi. İlk wuneutler komşu kabilelerle yapılan savaşlarda elde edilen kadın ve erkek esirlerdi. Daha sonraki yıllarda, bağımlı köylülerden efendilerine başkaldıranlar ya da borçlanıpda borcunu ödeyemeyen köylüler wuneut yapılmaya başlanmıştır. Feodal üretim tarzında temel üretici pşitli sınıfı idi. Wuneutlar çalıştıkları topraklar üzerinde hiç bir hakka sahip olmadıklarından, üretimin artması için maximum emek harcıyorlardı. Ancak pşitli'ler çalıştıkları topraklarda azda olsa belli haklara sahiptiler. Üretim artışından azda olsa çıkarları vardı. Bu nedenle wuneutlar feodalizm geliştikçe pşıtlı sınıfına alındılar. Ancak bu süreç 1864'de tamamlanmamıştı.

Pşıtlı'ler:

Kısıtlı da olsa mülkiyet ve aile haklarına sahip serflerdir. Bunlar ya kabile savaşlarında topraklarına kendileriyle el konmuş köylüler veya wuneutluktan pşıtlılığa geçenler, ya da yükümlülüklerini yerine getiremeyen, suç işleyen hür köylülerden kaynaklanırdı.

Og'lar:

Serflikle hür köylülük arasında bir sınıfdır. Ogların sömürüsü, ürettikleri ürünün bir kısmına el konarak gerçekleşirdi.

Tlfekotller

Adıgeler arasında en büyük sosyal sınıfı tlfekotller oluşturuyordu. Tlfekotl sınıfı tarımla uğraşan özgür köylü sınıftı. Feodal beylere karşı yükümlülükleri henüz zayıftı. Yarı-feodal kabilelerde tlfekotller, feodal kabilelere kıyasla daha özgürdüler. Feodalizmin gelişme süreci içerisinde tlfekotllerin az bir kısmı varlıklılar sınıfına tırmanmış ve bazı varlıklı ve güçlü tlfekotl ailelerle, feodal beylerin feodal kurumları sağlamlaştırma çabaları ile asiller alınmışlardır. Feodalizmin geliştiği kabilelerde geri kalan çoğunluk tlfekotl yavaş yavaş ataerkil-komünal dönemden kalan haklarını yitirerek feodal bağımlılık altına girmişlerdir. İlk önceleri yükümlülükleri armağan biçiminde idi ve periyodik değildi. Ancak sonraları periyodikleşmeye ve zorunlu olmaya başladı. Adıgey'de köylü reformunun yapıldığı tarihte (1868) rant toplayıcılık tam olarak oturmamıştı. Bu da Adıgey feodalizmini tamamlayamadığını gösterir. Adıgey'de reform öncesi belli başlı üç tip feodal rant vardı; angarya rantı, aynı rant ve çok az miktarda para rantı vardı. En yaygın rant angarya rantı idi. Tlfekotller adetlere göre en fazla üç gün asiller için çalışmak zorunda idi. Anti-feodal mücadelenin, Çarlık Rusyası'na karşı yürütülen anti sömürgeci mücadele ile özdeşleşmesi ve bağımsızlık mücadelesinin temelini tlfekotllerin oluşturması, onların feodal beylere karşı konumunu güçlendirdi. Köylü ayaklanmaları sonucu toplanan halk meclislerinde feodallerin haklarını kısıtlayan kararlar bu direnişin meyvelerinin göstergesi idi.

18.yüzyıl Başları ve 19.yüzyılda Adige Köylü Hareketleri

Çarlık Rusyası'na karşı verilen anti-sömürgeci savaşın ve sömürgecilerle çıkarları gereği uzlaşan feodallere karşı verilen anti-feodal savaşın temel gücünü tlfekotller oluşturuyordu. Adıge feodalleri ile Çarlık Rusyası'nın sömürgeci çıkarlarının özdeşleştiğinin soyut göstergesi Bziyuk Savaşı'ydı. Adıge feodalleri ile buna karşı direnen köylülük Bziyuk nehri vadisinde karşı karşıya geldiler.Feodal beylere, Çarlık Rusyası bir topçu birliği ile destek verdi.(1796) Köylüler askeri yönden savaşı kaybettiler. Ancak savaş sonrası, feodalizmin zayıf olduğu kabilelerde tlfekotller halk meclisini toplayarak kendilerini yönetecek Starşina'larını (Rusca bir sözcük olan Starşina, köy yöneticisi -bir tür muhtar- demektir. Köylü ayaklanmarında köylü liderleri genellikle Starnişa'lar ve varlıklı tlfekotler olmuşlardır.) seçtiler ve kendi yönetimlerini kurumlaştırmaya başladılar. İskelelerdeki alış-verişi serbest bırakıp tüm yargılama yetkilerini tlfekotleşlerden alıp starnişalara devrettiler. Meclisinde yönlendiricisi olan starnişalar ve varlıklı tlfekotller feodal beylerin haklarını kısıtlayıp tlfekotllerin haklarını arttırdılar. Beylerin haklarını tam olarak yok etmediler. Çünkü bu olayın özünde, starnişaların ve varlıklı tlfekotllerin gelecekte feodal beylerin yerine geçme istekleri olduğu gibi feodalizme alternatif egemen sınıfı oluşturma istekleri de gizliydi. Bziyuk'tan sonra, Adıge köylüleri ile feodal beyler arasındaki çelişki artan dozlarla devam etti. Tlfekotller Çarlık Rusyası'na karşı sürdürülen bağımsızlık savaşını tam olarak ellerine almış, henüz gelişmemiş feodalizmi de tasfiye etmeye başlamış ve kendi kurumlarını oluşturmaya başlamıştı. Feodalizmin gelişmiş olduğu bölgelerde ise (örneğin Bjeduğlar) feodal beylerin çıkarları çarlığın askeri gücüyle korunuyordu. Çarlık, işbirlikçisi feodal beylerin konumunu daha da güçlendirme çabası içerisindeydi. Çarlık destekli feodal beylerin, ağır baskı ve sömürüsüne karşı Bjeduğ köylüleri 1856'da baş kaldırdılar. Bu ayaklanmanın sonunda Çarlık destekli feodal beyler, ayaklananları ağır bir şekilde cezalandırdılar. Adıge köylü hareketlerinin başarı kazanmamasının nedeni; 19.yy.'da Adıgey'in sosyo-ekonomik düzeyinin geri kalmış olmasındandır. Feodalizmin tam yerleşmemesi, feodalizme alternatif sınıfın, zayıf üretim ve ticaretten dolayı olgunlaşmamış olması, köylü hareketlerinin taleplerini kararsız kalmıştır.

Müridizm ve Adige Köylülüğü

19. yy. başlarında Adıgey yoğun köylü hareketlerini ve bağımsızlık mücadelesini yaşarken, aynı yıllarda Kuzeydoğu Kafkasya, özellikle Dağıstan, önceleri dini, sonraları köylüler arasında yayıldıkça askeri ve politik bir nitelik kazanan, Rus araştırmacıların "müridizm" adını verdikleri bir hareketle çalkalanıyordu. Lenin'e göre müridizm "Dini kılıf içinde politik direniş oluşumu, yalnız Rusya'ya değil, gelişimlerinin belirli bir aşamasında tüm halklara özgüdür." Şamil, mürid hareketinin önemli temsilcilerinden birini, Muhammed Emin'i 1848'de Adıgey'e gönderdi. M. Emin'in öğretileri, ilk başlarda olumlu tepkiler aldı. Zayıf da olsa Adıge köylülerinin anti-feodal, anti-sömürgeci kurumlaşmaları vardı. M. Emin bu kurumlaşmaya şeriat hükümleriyle bir nitelik kazandırmaya çalıştı. Şeriatla yönetilen bir devlet organizasyonu kurdu. Ticareti teşvik etti. Dayandığı kitle özgür köylülerdi. Muhammed Emin'in pşıltı ve wunevutları vardı ve asıl dayanağı özgürleştirilmelerini uman kölelerdi. Feodalizme karşı net bir tavır içerisinde değildi. Şeriat yasaları ise, hala demokratik klan gelenekleri taşıyan özgür köylülüğün kültürüyle çelişiyordu. İlk başlardaki köylü desteğini yavaş yavaş kaybediyordu. 1859'da Şamil'in yenilgisiyle o da Ruslara teslim oldu.

Sürgün

1861'de Çarlık Rusyası'nda serflik kaldırılmış, feodalizm yerini kapitalist ilişkilere bırakmıştı. Kaldırılan serflikle topraksız ya da az topraklı köylüler ortaya çıkmıştı. Aynı yıllarda da Osmanlı İmp. iskan yasalarını hazırlıyordu. 1864'de Adıgeler kesin olarak yenildiğinde, büyük toprak sahipleri ile Rus burjuvasinin çıkarları doğrultusunda ve çarlığın Osmanlı'yla yaptığı işbirliği sonucu bölge halkı Osmanlı topraklarına sürüldü. Özetlersek: Tarihin çok eski dönemlerinden beri Kuzeybatı Kafkasya'da yaşayan Adıgeler, içinde bulundukları coğrafi koşullar nedeniyle üretimi, üretim ilişkilerini geliştirememişlerdir. Geliştirebilenler ise (Kuzey Kafkasya ovalarında yaşayan Kimmer'ler MÖ. 8. yüzyılda güçlü bir kabileler federasyonu kurmuşlar ve diğer kabileleri proto-feodal düzenle yönetmişlerdir.) kuzeyden gelen güçlü kavimlerin basksıyla yokedilmişler ya da sürülmüşlerdir. Dağlı Adıge kabileleri 15-16.yüzyıllara kadar klan-kabile sistemini yaşatmışlardır. 15-16. yüzyıllarda üretim araçlarının ve üretimin gelişmesi ve klan-kabile eşrafının da artı ürüne el koymasıyla feodal eğililer ortaya çıkmıştır. Feodal kurumlaşma yerleşmeye başlamıştır. Feodal kurumlaşmaya karşı köylülük direnmeye başlamış ve bu sıralarda Çarlık Rusyası'nın sömürgeci çıkarlarıyla da karşılaşmışlardır. O topraklar üzerinde feodal beyler ile Çarlık Rusyası'nın çıkarlarının parelellik göstermesi, feodal beylerin önemli bir bölümünün Çarlık Rusyası'yla işbirliğine gitmesine neden olmuştur. Bu durum köylü mücadelesinin anti-feodal, anti-sömürgeci kurumlaşmasını getirmiştir. Bu süreç tamamlanamadan Adıgeler topraklarından sürülmüşlerdir. Adigeler, yarı feodal, yarı klan kültürü, biraz da ulusal kurumlaşmaya adım atmış ve zayıf da olsa ulusal bilinç öğeleri taşıyan karmaşık bir yapıyla sürgün yaşamına itilmişlerdir.

Kaynak: Kafdağı Dergisi

Page 1 of 3

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı