×

Bilgilendirme

Simple Image Gallery Pro Notice: Joomla's /cache folder is not writable. Please correct this folder's permissions, clear your site's cache and retry.

Trabzon Vilayeti’nin nüfusu 850 bin civarında. 56 bin Hıristiyan var, bunların üçte ikisi Rum, kalanı Ermeni. Müslüman nüfusun çoğu Laz, bir kısmı Türkmen kökenli. Doğu sınırında Gürcü çok. Osmanlı Türk aileleri de var. Kafkasya’dan gelmiş 11 bin kadar Çerkes aile de var. Ama diğer nüfusla kaynaşmaları çok zor olmuş. Bölgede Kırım’dan gelmiş az sayıda Tatar ve Rusya’dan gelmiş Kazaklar da var.

Trabzon Vilayeti 4 sancaktan oluşuyor: Lazistan, Trabzon, Canik, Gümüşhane. Trabzon sancağının Ulubey nahiyesine yerleşen Çerkes sayısı oldukça fazla.

Sinop limanının 1867 yılı yolcu trafiği tablosunda 1.300 Çerkesin giriş yaptığı görülüyor. Lazistan sancağına bağlı Batum bölgesine yerleşmiş Çerkesler var. 1864 yılında 9.500, 1867 yılında ise 1.200 Çerkes bölgeye yerleşmiş. Yerleşik halk Gürcülerle sonradan gelen Çerkesler arasında geçmişten gelen bir husumet var. Dolayısıyla bu iki halk arasında çatışma yaratılması mümkün. Hopa bölgesinde sayıları 10 bini aşmayan Çerkes var. Samsun’un Kavak kazasında 30 kadar Çerkes köyü var. Alaçam’da da Çerkesler var.

Sivas Vilayeti’nde çok sayıda Çerkes kabilesi var. Özellikle Aziziye (Pınarbaşı), Kazova (Tokat-Zile arası) ve Artıkova (Amasya) bölgesinde yoğunlar. Sayılarının 20 bini aştığı tahmin ediliyor.

Gümüşhane sancağında 4 bin kadar Çerkes yaşıyor.

 

Konya Vilayeti’nin Kastamonu sancağında az sayıda Çerkes var.

 

Çeviri: Serap Canbek

jinepsgazetesi.com

 

Sürgün yollarında ölen yığınların varoluş umutlarının yeşereceği günlerin anısına... Bir zelzelenin içerisindeydik.
Ne yaşama umudumuz kalmıştı. Ne de mukavemet gücümüz. Takvimler 1800’lü yılları gösteriyordu. Kuzey Kafkasya’da kan durmak bilmiyordu. Karadeniz’in azgın suları kötü kaderin habercisi gibi çıldırmışçasına dalgalanıyor, görenlere korku salıyordu.

Bir kavim bilinmezliğe doğru yola çıkmıştı. Ne gidecekleri yer belliydi, ne de konaklayacakları yer. Önderlerinin ardı sıra karmaşık bir meçhule doğru yol alıyorlardı 
Yol aldılar. Ya yolları bitince durdular ya da kendileri bitince. Gittiler ve büyük bir eve girdiler. Ev sahibi, çaresizlik içindeki konuklarını bol odalı köşkünün, gönlünün el verdiği her hangi birine, her hangi bir şekilde yerleştirdi. Kimsenin yerleştirildiği odadan şikayet etme lüksü yoktu. Kimse itiraz etmedi. Bir şekilde hayatta kalmak gerekiyordu.

Göçmenler Komisyonuna üye katipler dur durak bilmeden yazdılar. İsimler, kardeşler, kerimeler, cariyeler, oğullar ve bunlardan ayrı bir sürü karmaşık şey. Ölenler için mezarlar hazırlandı. Mezar masrafları belirlendi. Tek tek notlar alındı, eşkaller tespit edildi ve tezkereler Maliye Nezaretine gönderildi. İskan senaryoları üretildi. Çarlık Rusya’sının himaye iddiasında bulunamaması amacıyla muhacirlerinin ellerinden Osmanlı tâbiiyetine giriş senetleri istendi. Sanki Kafkasyalılar Rus himayesini kabul etmişlermiş gibi.

Başbakanlık arşivindeki belge, “Arslan Bey riyasetindeki 101 hanenin Aziziye Sancağına bağlı Karaboğaz Kışlasına iskanından” dem vuruyordu. Büyük bir kısmı yollarda ölen muhacirlerden kalanların, derme çatma iskanından...

Bir zelzelenin içerisindeydik. Ne yaşama umudumuz kalmıştı. Ne de mukavemet gücümüz. Ya yok oluş başlıyordu ya da var olmak/var kalmak mücadelesine yeni giriyorduk. İkisi de zorluydu. İkisi de can sıkıyor ve ikisi de korkutuyordu yürekleri.

Samsun kasabasında ve sahilde misafireten iskan olunan Çerkes muhacirlerinden vefat edenlerin defni için yapılan masrafların miktarını gösterir vesika”. “Kılıçdede Tekkesinde bulunup vefat eden muhacirlerin kefen parasını havi defter”[ii] Okuyorum lakin ne okuma. Yüreğim ağlıyor. Muhacir ya ölmüş ya da ölmek üzere can çekişiyor. Biri harcadığı kefen ve sabunun maliye masarifatındaki uzantısını düşünüyor. Biri ölüyor ve yok oluyor.

“Kurupelit mevkiinde toplanan Çerkes muhacirlerinden vefat edenlerin yaş ve isimleri ile kefen masraflarını gösterir defter.”[iii] Göz yaşlarım döküldü deftere. Bir ırkın, bir kültürün, bir dünyanın, bir rüyanın yok oluşu böyle olmamalıydı. Hissettiğim acı karşısında bütün varlığım yok oluşa karşı müthiş bir direnç geliştirmişti. Artık üzülmüyordum. Ümit kaplamıştı yüreğimi. Eğer bir şeylerin bedelini ödemişlerse ölen insanlar. Beklenen güzel günler gelecekteydi. Filozof haklıydı, “Beklenen güzel günler gelecekse çekilen ıstıraplar kutsaldır.”

Başbakanlık Arşivi bu ve benzeri belgelerle dolu, himmet bekliyor. Bu belgeler gün yüzüne çıkmalı. Bir kaç eksik çalışma dışında bu belgeler hiç değerlendirilmedi. Bu konuya diaspora aydınları el atmak zorundadır.

Düşünsenize...
Derbent’de hastalıklar yüzünden vefat edenlerin isimleri ve künyeleri.... (17440)
Dereköy’de vefat eden Çerkes muhacirleri... (17439)
Terme kazası ve Akçay kazasında vefat eden muhacirler ve isimleri..... (17448)
Batum kazası ve civarında iskan olunan Çerkeslerden çiçek hastalığı ile ölenler..... (17459)
Çarşamba kazasında vefat eden Çerkeslerin isim, künye ve kabile isimleri... (17470)
Kılıçdere’de vefat eden Çerkes muhacirlerin isimleri ve vefat yaşları.... (17581)
bUnların dışında iskanın gelişimi, iç göçler, gelen insanların listeleri, Çarlık Rusya’sının sürgün baskıları, Osmanlı Devletinden yardım talepleri gibi bir sürü karanlık noktayı Başbakanlık arşivindeki belgelerle aydınlatmak mümkündür.

Sonuç olarak yüzlerce defter araştırmacı tarihçileri bekliyor. Acıya dayanmasını bilen, sabırlı ve iradeli araştırmacıları. “Sürgünün Karanlık Tarihi” Başbakanlık arşivinde aydınlatılmayı bekliyor.

Varolmak için sürgünün adını koymalıyız. Nereden geldiğimizi bilmek zorundayız. “Nereden geldiğini bilmeyen nereye gideceğini de bilemez” Kuzey Kafkasyalılar, kültürlerini öğrenmek, bunu yaşamak ve geliştirmek, özünden ayırmadan dünyadaki gelişmelere uyarlamak ve köklerine bağlı gelişmelere açık bir hassasiyetle yeni nesillere aktarmak durumundadırlar.

Bütün bunlara rağmen yorumlar yok oluş üzerineydi. İnsanlar umutlarını yitirmişlerdi. Soru acımasızdı: Gelecekten dava adına ne devraldık ki? Hangi davayı nereye götüreceğiz. Aynen sürgününbaşlangıcındaki gibiyiz. Ne gideceğimiz yer belli ne de hedeflerimiz.

Derme çatma bir iskan, derme çatma hedefler, derme çatma fikirler. Fikirlerimiz kök salmadı toprağa. Bir tarafımız hep eksik kaldı. Hiçbir zaman tam anlamıyla benimsemedik bizim olmayan şeyleri ve ayakta kaldık ama nasıl ayakta kalma. Yarım yamalak ve derme çatma.

Hangi malzemeden hangi kurtuluş çaresini çıkartacak aydınımız. Kafkas intelijansiyası diyebileceğimiz neyimiz var. Aydınlandık mı ki aydınlatalım. Aydınlanmadan aydınlatmaya kanat çırpmak boşa kürek çekmek değil mi? Hangi fikir üzerine inşa edeceğiz kurtuluş çaresini. Hangi zemin üzerinde yeşerecek umut? 
Fırtınaya tutulan, yok oluşun eşiğindeki bir halkın son kurtuluş çaresi nedir? Bu soruyu bu halkın çocukları kendi kendilerine sormayacaklarsa kim kime soracak?

O halde! 
“Ya ölüm şarkılarımızı yarıda keser, ya da elimizden alınan dünyadan daha muhteşemini kurarız kendimize.” Yok oluşa meydan okuyoruz. Direniyoruz. Bugün güzel şeyler olsun için dün acı çekti halkımız. Ve öldü. Kurupelit’te, Derbent’te, Samsun’da, Kılıçdere’de, Harput’ta, Terme’de ve Akçay’da . Ve daha nice yerde.

Kimse unutmasın!
Sürgün nesliyiz biz. 21 Mayıs’da sürgünün yıl dönümü Buna asla hafızamızdan çıkartmamalıyız. Sürgün nesli her an direnç içinde olmalıdır. Sürgün nesli yok oluşa karşı bütün varlığı ile direnmelidir. 
Unutulmasın ki her şey köklerdedir. Ve umut bir gün geçmişten aldığı güçle yeniden yeşerecektir.


Başbakanlık Arşivi, Maliye Nezareti Masarifat Defteri Katoloğu, Cilt IX, (17110) 5.12.1281 – 8.18.1281
Başbakanlık Arşivi, Maliye Nezareti Masarifat Defteri Katoloğu, Cilt IX, (17330) 12.06.1281 – 12.02.1281
Başbakanlık Arşivi, Maliye Nezareti Masarifat Defteri Katoloğu, Cilt IX, (17336) 12.13.1280 – 12.25.1280

Murat Yavan
Nart Dergisi-Mayıs 2000

Çerkesler'in kuzey Kafkasya kökenli mazlum bir halk olduğu bilinir. 1859'dan itibaren Ruslar'ın insanlık dışı baskıları sonucu yüzbinlerce Çerkes'in Osmanlı topraklarına zorla sürüldükleri birçok kaynakta yer alan bir gerçektir.

Çerkesler'in bu sürgün ile çoğunlukla Anadolu ve bugünkü Suriye-Lübnan-Ürdün-İsrail-Mısır dolaylarına yerleştirildiklerini görüyoruz. Ancak pek az kaynakta yazan bir gerçek daha vardır: Çerkesler'in önemli bir bölümü de Balkanlar'a iskan edilmişler ve ne yazık ki Ruslar'a karşı kaybedilen topraklar nedeniyle ikinci bir sürgün ile karşılaşmışlardır.

1859-1864 arasında yaşanan sürgün dalgası sırasında Çerkesler, Trabzon, Samsun, Sinop ve Zonguldak gibi Anadolu limanları dışında Köstence ve Varna gibi bazı Balkan limanlarına da inmişlerdir. Bu limanlara inen onbinlerce Çerkes, Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk gibi Rumeli kentlerine dağıtılmıştır.

Ancak Balkanlar'a yerleştirilen Çerkesler'in sancıları burada da devam eder. 1878 Osmanlı - Rus harbini kaybeden Osmanlı Devleti, Balkanlar'da büyük toprak kayıplarına uğrar.Dobruca civarına yerleşen Çerkesler, Ruslar'dan kaçarak İstanbul önlerine kadar gelirler. Burada kurulan geçici iskan merkezi, sonradan bugünkü Çerkezköy adını alacaktır.

1878 harbinde ikinci sürgüne uğrayan Çerkesler'in diğerleri gibi çoğunlukla Anadolu ve Suriye - Mısır bölgesine gönderildikleri görülmektedir.Ancak br kısmı da Balkanlar'da kalan son Osmanlı topraklarına yerleştirilmişlerdir. Bunlardan çok az bir kısmı da üçüncü bir göç dalgasına 1924 mübadelesi ile tutulmuşlardır.

Bugün hala Varna, Köstence ve eski Yugoslavya'da yaşayan az sayıda Çerkes kökenli vardır.

Kısacası Çerkesler'le Mübadillerin ortak noktaları sadece "zorunlu göç acıları" değil, biraz da Rumeli'de yaşanan ortak bir tarihtir aslında...

Kaynak: Osmanlı Araştırmaları Vakfı

Rus-Kafkas Savaşı Adıge kırlarını-köy yerleşimlerini-tarih yaptı, bitirdi. -Savaş ve sonrasında-ölenlerin sayısı sınırsız denilebilecek bir ölçüdeydi, toplumun neredeyse tamamı bilinmeyen bir geleceğe doğru yola çıktı, tüm bir Adıge toplumu bu ölüm yolculuğunda bir kırım geçirdi, Karadeniz kıyılarımızda ölenlerin, denizde boğulanların haddi hesabı yoktu, Karadeniz'i aşıp karşı kıyıya –Türkiye toprağına- adım atabilenler bekleyen de Azrail idi, orada da ölenlerin haddi hesabı yoktu… (1). Çar ve yardakçılarının planı sonunda gerçek oldu: İstenmeyen insanlar, Adıge ulusu ülkesi dışına atılmış, Adıge toprağı bütünüyle temizlenmiş ve o güzelim topraklar Rus istilacılar tarafından kapışılmış oldu, eski Adıge toprağı galiplerin bir yaşam alanı oldu. Umudu tükenmiş son Adıgeler ise boyunduruğa koşulmamak için canlarını kurtarma derdine düşmüşlerdi. Çar ve yardakçıları ise, bütün bu olanlardan ziyadesiyle memnun idiler. Ancak, bir yandan da, ezeli düşman Türkiye’ye o denli sayıda insan göndermiş, düşmanı güçlendirmiş olmaktan da kaygılıydılar. Bunu, parçalı olmaları durumunda Adıgelerin etkisiz konuma düşmüş olacaklarını düşünmüş olmalılar, bir ara Türkiye’ye göçü durdurdular…

…1867 yılı. Büyük Prens Mihail Nikolayeviç (2), Kuban oblastı topraklarını (eski Çerkesya-hcy) dolaşıyor, teftiş ediyordu. Yurt dışına Adıge gidişlerini durdurma kararını aldığını her yerde açıklıyordu. Bir aile ya da bir köy biçiminde oturma izinleri veriyorum, yurt dışına göç içerikli dilekçeleri ise 1867 yılından 1873 yılına değin kabul etmeyeceğim, diyordu. İstisnai olarak tek bir kişiye, Hanaheko Kımçerıy’e (3) çıkış izni verilmişti. Kımçerıy’e, 1871’de, kendi belirlediği birkaç aile birlikte yurt dışına çıkış/göç etme izni verilmişti.

Devlet çıkış izni vermiyordu ama Yekaterinodar (şimdi-Krasnodar) ilçesindeki Bjeduğ köylüleri hayvanlarını kesmeye, toprağı sürüp ekmemeye ve göç için hazırlıklar yapmaya başlamışlardı. Yönetim bunun farkındaydı, köylülerle konuşmalar başlatıldı. Bu durumu, P.Berje’nin “Kafkasya Dağlılarının Deportasyonu/Ülke Dışına Göçü” (Выселение горцев с Кавказа) başlıklı çalışmasında şöyle yazmıştı: “Türkiye’ye göç etmek istiyoruz, bu amaçla İstanbul’a bir elçi heyeti gönderdik. Kendimizi artık Rusya’ya ait kişiler olarak görmüyoruz”. Devlet görevlilerinin tutumlarını da yansıtır halde, Berje şöyle yazıyordu: “Böylesine/özgürce bir yanıt, devlet yetkililerinin alışık oldukları bir şey değildi, derhal elebaşılar tutuklandılar ve Yeysk (4) hapishanesine konuldular. Bjeduğlar, tutukluların salınmaları için Yekaterinodar’a temsilciler gönderdiler. Ancak tutukluların salınması bir yana, gidenlerden 7’si daha tutuklandı. Bu arada yönetim köylülerce belirlenmiş muhtarları/thamateleri görevden alma, muhtarları ilçeden atama kararını da aldı (5). Yekaterinodar ilçesindeki (уезд) dört köye muhtar atandı, ancak köylüler bu muhtarları tanımadılar. Daha sonra üç köy, bu muhtarları kabule yanaştı. Ancak Hatlekuaye köyü atanmış muhtarı kabul etmemekte diretti: “Biz kendimizi artık Rusya yurttaşı olarak değil, konuk/gidici kişiler olarak görüyoruz. Bu nedenle Rus yasalarına göre örgütlenmek zorunda değiliz, dediler. Köylüler evlerini boşaltıp köyü terk ettiler, bir kısmı köy kıyısında kamp kurup konakladı, bir kısmı da ormanın içlerine çekildi. Bunun üzerine yönetim köye askeri birlikler sevketme kararını aldı”.

“Başaramayacağın işe kalkışma” diyor bir atasözümüz. Köy askeri birlikler tarafından çember içine alındı, bunun üzerine çocuklar ve yaşlı başlı kişiler düşünülerek çatışmaya girilmedi, atanmış muhtar da kabul edildi. Ancak yöneticiler köylülerin yola gelmiş olmalarını, kendi otoriteleri bakımından yeterli bulmadılar. Berje’nin yazdığına göre, köylülerin “Yasaya” karşı gelmiş olmaları olayına önderlik ettiği gerekçesiyle 10 kişi tutuklanıp götürüldü.Kimdi bu kişiler? Berje bu durumdan ne diye kaygılanmış olmalıydı?! Kendisi açısından,bunların kim oldukları değil, yasa gücünün ne demek olduğunu Dağlıların öğrenmiş olmaları, yasalara uymanın gereğini öğrenmiş olmaları önemliydi. Yasalara karşı gelmeleri durumunda yaptırıma uğrayacaklarını öğrenmeleri amaçlanmıştı.

Berje’nin yazısında Kımçerıy dışında bir ad geçmiyor. Tarih veriliyor, olup biten anlatılıyor ama olaya katılmış olan kişilerin adları verilmiyor. Berje’nin yazısındaki bu eksiklik, olay üzerine anlatılar olarak Adıge Bilimsel Araştırma Enstitüsü arşivinde bulunan ve “Hatlekuaye Sığınağı (kutur)” adı altında toplanmış olan derlenmiş belgelerden gidilerek aydınlatılabilir. Sözlü derlemelere göre, “-şimdi doğuda bulunan Bjeduğ köyü -Ğobekuay ile –Adıgey’in en batısında bulunan Şapsığ köyü -Pseytuk arasında yaşayan biz bütün Adıgeler olarak, yoksul, zengin ayırımı yapmadan Türkiye’ye (Стамбол) göç etmek istiyoruz”, diyerek ve bu işe bir çözüm bulma amacıyla köy temsilcileri Kuzerımıha denilen yerde toplandılar (6) - Toplantıda, alınan kararlara uyulması için yemin verdirildi. Yemin işini Kazanıkuaye köyünden 70 yaşındaki Hacı Hasan yaptırdı. Yemin vermeyenler de çıktı. Vermeyenler Tahtamukay köyünden idiler: Birinci kişi -T’ımıjıko oğlu Navırze Efendi (imam), ikinci kişi – Psevne Kokan,üçüncü kişi – Şığuş’eko Mıhamet Mızeğ.

Şu konularda yemin verilmişti: İzin alacak bir heyet Osmanlı Padişahı’nın yanına gönderilcekti. Heyete seçilen elçiler de şunlardı: İlki-Natho Hats’ats’ (Kunçıkohabl köylü), ikinci-Askalıko Şapsığ (Askalay köylü), üçüncü- Hasene-hac Ş’avko (Pç’ıhal’ıkuay köylü), dördüncü-Hakup’at’e T’eşu (Lahşukay köylü), beşinci kişi de– Hace Kıt’ıj’ (Şapsığ) idi. Masraflar için de, hemen oracıkta, toplantıda para toplandı ve elçilere verildi. Elçiler 1871 yılında Türkiye’ye gittiler.

Haberde anlatıldığına göre, gönderilen elçiler henüz geri dönmedikleri bir tarihte, 1872’de Bjeduğlara “Kendi köy yönetimlerini oluşturmanız gerekiyor biçiminde bir karar köylere bildirildi. Karar, Hatlekuay dışındaki köyler tarafından kabul edildi”. Hatlekuayeliler, “Türkiye’ye gönderdiğimiz elçiler henüz dönmediler, onların dönmelerini ya da mektubunu bekliyoruz, o vakte kadar köy yönetimi kurmayız” dediler. “Görevliler/yetkililer (Забытхэр), Hatlekuayelilerin dediğine aldırmadan, yanlarına birer yazıcı alarak köylere geldiler.

Hatlekuaye’ye gönderilen görevli/thamate Hatığuhable köyünden Karbeç Hatığu idi, bir katip de ona eşlik ediyordu”.

Köye gelen yetkili şöyle bir açıklamada bulundu: “İdare/muhtarlık (Праулэн) oluşturmanız karar gereğince zorunlu. Karar Türkiye’ye gitmenizi engellemiyor. Gönderdiğiniz elçiler kabul izni alıp dönecek olurlarsa, sizleri salacaklar -Türkiye’ye göç etmenize izin verilecek-. O güne kadar bir yönetiminizin olması gerekiyor… Alınan bu karara karşı gelmeniz işe yaramayacak –kabule zorlanacaksınız-”.

Köylüler Karbeç’e şu yanıtı veriyorlar: “Sen yöneticilerin (забытмэ) elçisisin, seni kınamıyoruz, sen sana söylenmiş olanı bize aktarıyorsun. Biz kendi temsilcilerimizi İstanbul’a gönderdik, onları bekleyeceğimize yemin verdik, mektupları bize ulaşmadan, bir yönetim oluşturmamız doğru olmaz. Türkiye’ye yerleşme izni ‘alamadık’ diye bir yazı alırsak, köy yönetimini kurarız, onlardan haber almadan öyle bir yönetim kuramayız”.

Köyün kararı başkan/thamate tarafından yetkililere bildirildi. Bunun üzerine, anlatıya göre, yörenin “karakol komutanı (участкоо начальник) geldi… Ona da başkana/thameteye söylenen şey söylendi. Ardından şube/ilçe atamanı (Kazak komutan/general) geldi…”. Ancak ataman da etkili olamadı. Ataman döndü, bölge/ilin idari ve askeri şefi (хэкум иначальник) geldi, “Köy yönetiminizi kurmazsanız, Çar’ın düşmanı” olarak ilan edileceksiniz dedi. Bunun üzerine köylü şu yanıtı verdi: “Çar’a gücümüz yetmez, isterse hepimizi öldürtebilir, ancak İstanbul’a gönderdiğimiz elçilerden bir haber almadan yönetim kuramayız”. Anlatı şöyle sürüyor: “General şöyle konuştu: Bundan böyle size artık hiçbir görevli/yetkili (забыт) gelmeyecek, sadece Çar’ın ordusu gelecek”.

Görüşmeler olumsuz sonuçlanınca, sözlü anlatıya göre, “bir gece vakti askerler geldiler ve köy yakınında kamp kurdular, köyü askeri çember içine aldılar.

Köylüler işin ciddiyetini kavradılar. Köyü temsilen gönderilen heyetin başında 75 yaşındaki Hace-Haç’emız Huade bulunuyordu”.

Köyün ordu ile çevrildiğini öğrenen köylüler, hemen bir karar aldılar ve köyün iki ayrı yerinde iki sığınak/siper (кутур) yapıp içine yerleştiler…”. Savunma önlemini de aldılar: Gece ve gündüz köyü beklemek üzere dört keskin nişancıyı görevlendirdiler: “1.Degumıko Huseyn; 2.Degumıko Hasan; 3.Hanaheko Tıv; 4.Hanaheko Amzan”.

Ata toprağında yaşayan, kendi elleriyle kurdukları saz çatılı damlarda (бгъагъэ) barınan, topraktan ürettikleriyle geçinen bu sade insanlara, yağmacılar, yağmaladıklarıyla yetinmeyerek yeni baştan, bir daha çullanmış bulunuyorlardı. Yağmacılar bu insanları bir sürü gibi gütmek, karşı gelenlere de “okkalı cezalar” vermek istiyorlardı.

Köylüler, sabah erkenden hayvanlarını çobansız, başıboş olarak köy dışına saldılar. Adıgelere “kültürü” taşıyan bu kişiler, sürüdeki en besili danaları, babalarının malıymış gibi kesip yiyor ve diledikleri gibi davranıyorlardı.

Köyün bu zor durumu dört bir yanda duyuldu. Başka köylerden aklı başında ve sözü dinlenir kişiler Hatlekuaye’ye geldiler, köylülere ricalarda bulundular: “Kendinizi katlettirmeyin, ülkemizin insanlarısınız, devleti dinleyin, elçiler izin almış olarak dönerlerse, sizi engellemeyecekler, göç etmenize izin verecekler”, dediler. Bu yatıştırıcı grup askerlerin de yanına gidip “bu kişiler sıradan köylüler, bir şey yaptıkları da yok, rica ediyoruz, saldırıya geçmeyiniz” dediler. Söylentiye göre, gün boyu, sabah vaktinden akşamın karanlık vaktine değin uzlaşma yolları arandı. Sığınakta geçen dokuzuncu gün, aracılar uzlaşmayı sağladılar. O zor anlarda bir çıkış yolunu bulan, çözüm için hayatlarını ortaya koyarak çırpınmış olan bu akıllı kişiler kimler olabilirler?

O kişiler canlarını ortaya koymuşlardı, çünkü onlar haklının yanında yer almayı suç sayacak birçok kişinin Çar’ın askerleri arasında bulunduğunu biliyorlardı, hapsetmek ne ki, adam öldürmek bile o tür kişiler için işten bile değildi. Öylesine olaylara birçok kez tanık olmuşlardı o iyi adamlar. Ancak yine ellerinden geleni yapmaktan kaçınmamışlardı. Bu kişiler “Hace Seleçerıy (Tlevstenhabl köylü), Hace İshak Efendi Beguğ (Şıncıy), Ş’evmafe oğlu Hasane-hac (Şıncıy), Ahmed Efendi Yahul’ (Cecehabl) ve daha başkaları idiler”.

Hatlekuay köyünde de akıllı ve uzağı gören kişiler yok değildi. Ancak onlar sözlerini dinletememişlerdi. Bu nedenle o gibi kişiler kızıp evlerine çekilmişlerdi. Bunların adları da veriliyor sözlü anlatıda. “Sığınaklara girmeyen, evinden dışarı adım atmayan birkaç kişi vardı köyde: İslam Huade, Paka Thal’, Ş’evefıj L’ıxas”. Başka köylerden gelen barıştırıcı kişilerle bu köylüler birlikte Rus yöneticilere ricalarda bulundular, köyü kuşatma eyleminin sona erdirilmesi konusunda uzlaşma sağladılar…

Ancak “kızdırılan” üst yöneticiler bu uzlaşmayı yeterli bulmadılar. Köylüyü ayaklandıran ve sığınaklar kazılmasına öncülük eden dokuz direnişçiyi tutuklattılar: “Lav Huade,Şıvmen Tığuj’, Tlevstınale Sıhat, Hacebıy Huak’o, Beyslan Huak’o, Mıhamçerıy Huade, Natho Meşfeşşu, Blaçu Hut, Hace Hacemız Huade. Bu kişiler tutuklandılar” diyerek anlatı sona eriyor. Peki bu kişilerin sonu ne oldu? Özgürlük uğruna direnmiş olan bu kişilere daha sonra ne yapıldı? Bunların akıbetini bilen/duymuş olan kişiler ilgili köyde bulunuyor olabilir. Adıge edebiyatı ve tarihi üzerine çalışan kişilerin bu noktaya eğilmeleri yerinde olur. Çünkü, bize ulaşmış olan bu olayın öyküsü, köyün tarihi açısından önemsiz bir olay değildir, köyün tarihi yazılacak olduğunda, bu olayın geniş bir yer tutacağı gerçeği de kuşkusuzdur. Bu konuda, o harekete katılmış olan, olayı anlatan ve bunu 1928 yılında yazdıran Bleneğepts’e Medine-hace ile bu anlatıyı yazıya aktaranlar da büyük bir hizmette bulunmuş oldular. Tarihimizin ilginç bir sayfasını bize bırakmış/ulaştırmış oldular.

Şhalaho Abu, 01.01.1992 Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız

“Sözün Gücü. Zamanın Soluğu” (Псалъэм илъэкI. Уахътэм ижьыкъащ), 
Maykop,2005,s.163-165.

Dipnotlar:

(1)-Bir ulusu, sivil nüfusun tamamını 1860’larda askeri harekat kapsamına alan ve savaşla gerçekleştirilen katliam, etnik temizlik ve deportasyon olayına, 2 milyon nüfusun 100 bine, yirmi yıl sonra da 20-30 bine düşesine yol açan bir uygulamaya soykırım dışında hangi ad verilebilir?-hcy
(2)- Mihail Nikolayeviç (1832-1909), Çar’ın kardeşi, Grandük, Veliaht Prens. 1862-1882 yılları arasında Kafkasya Valisi olarak Tiflis’de yaşadı. Kafkas Savaşı’nın sonlarına doğru Kafkasya Orduları Başkomutanlığı’nı General Yevdokimov’dan devraldı. Şapsığ ve Vıbıhları Türkiye’ye gönderdi. 21 Mayıs 1864’te (Miladi-2 Haziran 1864) Kbaada Yaylasında yapılan Ortodoks dini ayinini ve askeri geçit törenini düzenledi. Törendeki konuşmasında dağların temizlendiğini, temizlenen bu yerlerin ebedi bir Rus, Hıristiyan toprağı olacağını söyledi.
Şimdi Kbaada (buradaki Çerkes köyünün adı-‘Atkuac’ idi) yerinde bulunan Krasnaya Polyana (Kızıl Çayır) beldesinde 2014 Soçi Olimpiyatları yapılacaktır.-hcy
(3)-Hanaheko (Hanaxeqo) Kımçerıy- ünlü Pşı-vark Savaşı’na katılmış önder kişilerden. Tevçoj Tsığo’nun aynı adlı destanında mücadelesi anlatılıyor.-hcy
(4)-Yeysk-Azak Denizi doğusunda bir liman kenti.
(5)-Bugün de yerel birimlerde (il ve cumhuriyetlerde), seçimler kaldırılmış olup başkanlar Moskova’dan atama yoluyla görevlendiriliyorlar. Tarih tekerrür ediyor gibi.
(6)-Kuzerımıha= ‘Araba ile girilemeyen yer’ anlamına gelir- burası şimdiki Veçepşıye köyünün ilk yerleşim yeriydi.

Not:Tire içindekiler çevirmene aittir.-hcy

Nartlar

Aralık 14, 2018

Nart Destanı'nın pek az rastlanan bir biçimde, belirli bir ulusal kimlikle özdeşleştirilemez oluşu, onu Kuzey Kafkas halklarının ortak bir ürünü, bir 'Kafkas Mitolojisi' haline getiriyor. Bozkırlardan sualtı uygarlıklarına, yeraltındaki 'Ölüler Ülkesi'nden Tanrıların gökyüzündeki mekânlarına uzanan bir coğrafya üzerinde Nartlar, yurtsever, savaşçı ve korkusuz ama bir çocuk saflığındaki sevgi dolu kahramanları; bilge ve güçlü kadınları; paylaşımcılığı, konukseverliği ve görkemli törenleriyle geçmiş bir zamanın özgün yaşanmışlığını günümüze yansıtıyor.

Nart kahramanlık destanları, Kuzey Kafkasya halklarından olan Adige (Çerkes), Abhaz, Abazin, Oset, Karaçay, Malkar, Çeçen ve İnguşlar'ın binlerce yıldan bu yana ürettikleri destanların genel adıdır. Halkların dilinde, folklorunda, ezgilerinde ve yüreklerinde yaşayarak kuşaktan kuşağa aktarılmış, toplumsal ve tarihsel koşulların değişimiyle yeni biçimler almış, serpilip gelişerek günümüze ulaşmıştır.

Nart destanı, birçok halkın ortak ürünü olması özelliğiyle etnik farklılıklar gösteren ve değişik diller konuşan halkların kültürlerinde birleştirici rol oynamıştır. Asetinler, Hint-Avrupa, Karaçay-Malkarlar Türk dil kökenli, Kafkasya'nın otokton halkı olan Adige (Çerkes), Abhaz, Abazin halkları da aynı dil grubundandırlar. Değerli araştırmacı yazar Yismeyil Özdemir Özbay Mitoloji ve Nartlar adlı yapıtında, ünlü nartolog ve akademisyen V. İ. Aheyev'den alıntı yaparak bu konuya şöyle açıklık getirmektedir: "Tüm bu diller binlerce yıldan bu yana birbirlerini etkileyerek yan yana yaşaya gelmişlerdir. Oset dili her ne kadar Hint Avrupa dilleri ailesinden gelse de Kuzey Kafkasya özelliği göstererek gelişmiştir." Kuzey Kafkasya'da İran dili, kendi kökünden olmayan diller ve uygarlıklarca, bölgenin kültürüne yabancı bir kültür dili gibi yaşamıştır. Ancak, kendini kuşatan dillerden ve kültürden alışveriş yaparak kendi biçimini ve dokusunu oluşturmuştur."

Türkçeye yeni kazandırılan Nartlar destanı, bir Asetin versiyonudur. Asetinlerin çok kısaca tarihlerine göz atacak olursak, Asetinler'in Kuzey Kafkasya halklarından farklı olarak Hint-Avrupa dil kökenli halklarının İrani koluna mensup olduklarını görürüz. Kendilerini etnokültürel ve genetik bakımdan İskit, Sarmat ve Alanlar'ın soyundan kabul ederler. Ancak binlerce yıldır birlikte aynı bölgede yaşadıkları Kuzey Kafkasya'nın otokton halklarından olan Çerkes boyları etnogenetik ve kültürel yapılanmalarını etkilemiştir. İS IX, XI. ve XV. yüzyıllarda Asya bozkırlarından Kafkasya'ya akın eden Kıpçak, Poloveç, Peçenek ve Nogaylar'ın Asetinler'i etnokültürel açıdan etkilediği görülür. 

Nart destanlarının ortaya çıkış tarihini tam tamına saptamak mümkün olmamakla birlikte, karşılaştırmalı olarak yapılan birçok analiz, destanların İÖ VIII. yüzyıl ile İS XIV. yüzyıl arasında geniş bir dönem içinde yaşadığını, biçimlendiğini ve zenginleştiğini göstermektedir. Destan mitoloji ve efsane öğeleriyle dolu olmasına karşın, yaşanılan dönemlerin sosyokültürel özelliklerini gerçekçi ve güçlü bir anlatımla bizlere aktarır.

Nart destanı, konularının özgünlüğü ve içerik zenginliği bakımından İlyada, Odysseia, Kalevala, Roland'ın Ezgisi, Şehname, Nibelungen, Ramayana gibi dünya mitolojisinde yerini almış destanlar kadar yetkindir.

Nart destanlarının araştırılması, derlenmesi ve yayımlanmasına 140-150 yıl kadar önce başlanmıştır. 1870'li yıllarda V. F. Miller, V. B. Pfaf gibi bilim adamlarının XX. yüzyılın ünlü nartologlarından Kuzey Kafkasyalı Hadagatle Asker, Şortan Askerbiy, Meremkul Vladimir, V. İ. Abayev ve Fransız dilbilimci Georges Dumesil Nart destanları üzerinde derin araştırmalar yaparak birçok destan metnini gün ışığına çıkarmış ve kendi yorumlarıyla süsleyerek bizlere çok değerli yapıtlar kazandırmışlardır.

Nartlar tam anlamıyla tarihsel bir destan olarak nitelenebilir mi?..
Bu biraz güç... Fin "Kalevala", Kırgız "Manas" destanlarında olduğu gibi tarihsel konular yerini Nartlar destanında, mitoloji ve efsane motiflerine bırakmaktadır. Destanda yansıyan tarihsel olaylar yok denecek kadar azdır. Totem kültünün Hıristiyan diniyle savaşı buna örnektir. Destanın son bölümlerinde ünlü Nart kahramanları Sosrıko ve Batraz'ın tanrısal güçlerle savaşı, totem dünyasının yeni dinin temsilcileriyle savaşının simgesel bir anlatımıdır.

"Geniş konu zenginliğine karşın, Nart destanları sanatsal biçim bakımından biraz kısırdır. Basit cümle kuruluşları egemendir. Eylem, sanatsal betimlemeler ve retorikten daha önemli bir yer tutar. Kahramanların karakterleri derin değerlendirmelerde ve anlatımlarda değil, eylemde öne çıkmaktadır. 

Ancak bu darlık destanın sanatsal değerini düşürmez. Çimentosuz, yontulmamış kütlelerden yapılan dağlı savaş kulelerini mimari anlayışla zengin bir yapı olarak nitelemek mümkün mü? Ama çevresindeki doğanın sertliği ve köylerin uyumuyla bütünleşirken kendine özgü bir güzellik yaratır. Nart destanları da her türlü süslemelerden uzak yapılar gibidir. İçinde eski zamanın soluğu, gücü duyulur ve insanı büyüler." (1)

Destanın lirik unsurlar bakımından yoksulluğu rastlantısal bir olgu değil kuşkusuz. Bu özellik, destanın oluştuğu dönemlerde bilinen toplumsal biçimlenmelerin ilkelliğinden kaynaklanmaktadır. Karl Marx'ın dediği gibi: "Genelde destanlar, gerçek halk edebiyatı kurallarıyla söylenmişlerdir. Ölçüler bir düzene uymaktadır. Bu tür sanat yapıtları halkın anonim malı olarak doğar. Anonim sanat yapıtlarının halkın dışına çıkması olanak dışıdır. Ancak bu yapıtların ortaya çıkışında sanat yapma çabası düşünülemez. Zaten eski çağ insanının açıkladığımız anlamda bir sanat yapma anlayışı da yoktur. Bu nedenle de destanlar doğdukları çağlardan yüzlerce yıl sonra gerçek değerine kavuşabilmektedirler.(2)

Destanda, tanrısal güçlerle Nartlar arasında yaşama biçimi açısından farklılık yok gibidir. Nartlar gökyüzüne konukluğa gittikleri gibi, tanrısal güçler de yeryüzüne inerek düğünleri, şölenleri, ziyafetleri onurlandırırlar. Wastırci, Kurdalegon, Wasilla, Felvera, Efşati, Safa, Tutır gibi tanrılarla, Bardwag, Jed ve Daveg gibi melekler Nartlar'ın sık sık yardımına koşarlar, onları güç durumdan kurtarırlar. Ne var ki, zamanla tanrılar Nartlar'ın yeryüzündeki düşmanlarıyla bir olup Nartlar'a sırt çevirirler. Nartlar da Batraz ve Sozrıko gibi çok sevdikleri yoldaşlarının tanrısal güçler tarafından öldürülmesi üzerine gökyüzüne karşı savaş açarlar. Bu tanrılarla savaş motifi destanın son bölümlerinde çok çarpıcı biçimde anlatılır. Ayrıca destanda, anaerkil düzeni çağrıştıran izler bulunmaktadır. Totemizm ve fetişizm destanda önemli bir yer tutar.

Gelmiş geçmiş tüm halkların destanında olduğu gibi Asetin folklorunda ve yaşam tarzında da var olan at kültü Nart destanlarında da izlenir. At çok önemli bir varlıktır Nartlar için. Tehlikelerle dolu yolculuklara, savaşlara güvenle ve korkusuzca giderler. Atlarıyla konuşup akıl danışırlar. Ölen kişiye at kurban edilmesi geleneği, Asetin gömü kültünde erkekler için bir zorunluluktur. (3) Destanda sık sık bu tür kut törenlere rastlarız. Atın yanında yılan kültü de birkaç olayda geçer. 

Bazı kahramanların kurt, tilki, köpek, boğa, yılan vb. gibi hayvanların bedenlerine girmeleri ve yeniden eski biçimlerine dönmeleri totemist anlayıştan kaynaklanan bir olgudur. Fetişizme gelince, kılıç Nartlar için, vazgeçilmez kutsal bir nesnedir. Kılıçları olağanüstü özelliklere ve güce sahiptir. Nartlar, kılıç üzerine ant içerler. (Dargavşer kızının önderliğindeki kadınlardan kurulu birliğin meşe ağacına sapladıkları kılıçların üzerine ant içmeleri gibi.)
Nartlar destanı ile diğer destanlar arasındaki benzerlikler...

Nartlar destanının diğer destanlarla karşılaştırılması gerekli midir, değil midir, ayrıca tartışılması gereken bir konu belki de... Ancak şu birkaç örnek oldukça ilginç bir tablo çıkarmaktadır ortaya: Nart kahramanları Hemıts ve Sozrıko'nun öldürülmeleri motifi, antik Grek mitolojisindeki Akhilleus'un öldürülmesi motifine benzer. Suda çeliklenirken Hemıts'ın ağız içinin, Sozrıko'nun da dizlerinin çeliklenememesi, bu bölgelerinin zayıf kalmasına neden olur ve bu noktalardan aldıkları darbelerle öldürülürler. Nartlar destanında, Köroğlu destanındaki at kültüne benzer motifler vardır. Karanlık yeraltı mahzeninde kendi haline terk edilmiş olan Hemıts'ın yıllardır günışığı görmemiş cılız atını, oğlu Batraz çıkarır ve deniz suyuyla yıkar. At birden olağanüstü bir güce kavuşur. Nartların efsanevi atı Evsurg'a dönüşür. Albeg oğlu Totraz'ın atı da aynı biçimde olağanüstü güç kazanır.

Batraz'ın doğar doğmaz buz yarıklarına bırakılması ve başkaları tarafından büyütülmesi motifi, diğer mitolojilerde ve masallarda sıkça görülmektedir. Doğan çocukların bir sepete konarak ırmağa bırakılması gibi. (Hz. Musa örneği)
Ulu Nart kahramanı Wrıjmeg'in tek gözlü dev ile çatışması, Odysseia destanında, Odysseus'la kiklop Poliphemos arasında geçen olaylara çok benzer.

Kayadan doğum motifine Grek mitolojisinde de rastlarız. "Soslan'ın Doğuşu" bölümünden kısaca özetlersek... Wrıwmerg bir mağarada karşılaştığı peri kızıyla birlikte olmak isteyince, kız tarafından lanetlenir, gizemli bir güç onu kayaya çeker ve kayaya tohumlarını bırakır. Zaman gelince kaya yarılır ve Soslan dünyaya gelir. Grek mitolojisinde bu motif şöyledir: Frigya'da Agdos adlı bir kaya, Ana Tanrıça Kibele'yi simgelemektedir. Zeus, Kibele'yi elde etmeyi başaramayınca tohumlarını bu kayaya bırakır ve kayadan Agdistis doğar. (4) Grek mitolojisinin ünlü kiklopları da kayalardan doğarlar.
Nart destanındaki "Altın Elma" öyküsü, Türk ve Önasya masallarında içerikleri farklı olsa da vardır. (Zümrütüanka kuşu)
Nart destanlarının derin bir biçimde araştırılması, derlenmesi ve yayımlanması üzülerek söylenebilir ki, Sovyetler Birliği ile sınırlı kalmış, dünya mitolojileri arasında hak ettiği yeri alamamıştır. Kuşkusuz yurdumuzda da Nart destanları üzerinde araştırma ve derleme çalışmalarına önem verilmiş, Yısmeyil Özdemir Özbay gibi değerli yazarlar bizlere değerli yapıtlar kazandırmışlardır.Altmış bir bölümden oluşan Nartlar, ünlü Asetin budunbilimci ve nartologlar olan V. İ. Abayev, N. G. Djusoyev, R. A. İvnev, B. A. Kaloyev tarafından derlenmiş ve yayıma hazırlanmıştır. Türkçeye Rusça aslına uygun olarak çevrilmiştir. 

Kaynaklar:
1. Vaso Abayev'in kitaba yazdığı önsözden.
2. Yismeyil Özdemir Özbay, Dünya Mitolojisi ve Nartlar, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara, 1999.
3. A. H. Magometov, Obşestvennıy Story İ Bit Asetin (XVII-XIX yy) - XVII. - XIX. Yüzyıl Asetinlerin Toplumsal Düzeni ve Yaşam Tarzı, Orjonikidze, 1974.
4. Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1989.

Açıklamalar
Bardwag: Melek
Daveg: Melek
Efşati: Vahşi hayvanların koruyucusu
Felvera: Küçükbaş hayvanların koruyucusu
Jed: Melek
Kurdalegon: Demirci tanrı
Safa: Ev ocağının, ateşin ve ailenin koruyucusu
Tutır: Kurtların koruyucusu, çobanı
Wasilla: Fırtına ve ürün tanrısı
Wastırcı: Erkeklerin, savaşçıların, yolcuların koruyucusu.

 

M.Ö V.yy.- Meot boylarından olan Sindler, kıyıda Anapa ve Taman yarımadası arasındaki alanıda kapsayan aşağı Kubana yayılan büyüleyici Sindika uygarlığını kurdular. (Strabon-(Geography, 11.2)

M.Ö 480- Doğu Kırımda başkenti günümüzde Kerç olan Panticapaeum olmak üzere, Grekler Bosporan Krallığını (Kimmer Boshpor)kurdular. Bu biricik devlet Grekler ve yerel Çerkes ve sonrasında İskit hanedanları tarafından yönetilmiştir.( A. M. Leskov and V. L. Lapushnian (eds), 1987) 200 yıldan daha fazla(M.Ö.438-M.Ö.108) Boshpor krallığını yöneten Spartakid Hanedanının yerli Meot hanedanlarından olduğu birçok bilimci tarafından kabul edilir (M.I. Artamonov, E.I. Krupnov)

M.Ö. 450- Çerkes-Sindika Krallığı Grekler tarafından kurulan Bosporan Krallığı hakimiyeti altına girdi.

M.Ö. 438- Çerkesler Meotlardan olan Spartakidler eliyle Bosporan krallığı yönetimini ele geçirdiler.

M.Ö III. yüzyıl- Meotida-Meot Gölü (Azak Denizi) çevresinde yaşayan Mıvıt’lar (Meotlar) “mert, usta ve çalışkan çiftçiler olarak biliniyor, güç yönünden de İskitlerden sonra  gelen topluluk olarak  sayılıyorlardı. (Eskiçağ Tarihi Bülteni, 1948, N 1, s. 249 (Вестник древней истории, 1948, N 1, н. 249)

M.Ö 108/7- İskitlerin istila girişimleri neticesinde Çerkesler tarafından yönetilmeye devam eden Bosporan Kırallığı çöküşe girdi ve Boshpor Çerkes Kralı Perisat Anadoludaki müttefiki Pontus kralı Mithradates VI’e çağrıda bulunarak krallığı ona devretti.

M.Ö 2.yy/150 İskitlerin ardılları olan Sarmatlar Çerkes topraklarına yayılmaya başladılar.

MÖ I. Yüzyıl- Çerkes(Sind- Mıvıt) toplulukları ittifak halinde köleci Greklere karşı koyuyorlar.(Strabon. 17 Bölge Coğrafya (Страбон. География в 17 книгах)

M.S.I.yy- Çerkesler(Boshpor Krallığı), Sarmatlar’ı  Maniç ırmağının kuzeyine sürmeyi başardılar. Batı Kafkaslarda Çerkes liderlerinden Stakhemfak önderliğinde Zixhia kabile birliği kuruldu.

M.S.II.yy- Zixhia Kralı Stakhemfak Roma İmparatorluğunun egemenliği tanıdı.

M.S.III.IV.yy- Gotlar Karadenizin kuzeyine yerleştiler. Çerkes krallıkları ile sürekli savaşlar oldu.

M.S.IV.yy- Pşı Baxsan,Adığe feodal beylerinden Dawıy’ın oğludur.Gotlara karşı savaşır ve seksen savaşçısı ile birlikte hayatını yitirir.

370-  Got Krallığı Hunlar tarafından yıkıldı.

374 – Çerkesyanın Hun saldırılarına uğramaları ve ülkenin yakılıp yıkılması. Boshfor krallığı çöktü, Alan ülkesi dağıldı. Çerkesler büyük bir direnişten sonra dağlık bölgelere çekilip savunmaya geçtiler.(*)

453- Hun lider Atilla öldü. Hunların Avrupa’ya akınların da Çerkes ve Alan savaşçılar ile olan müttefiklik sona erdi ve Hunların çekilmesinden sonra Çerkesler eski topraklarını geri aldılar, kuzeyde Ukrayna ve Kırım’a değin yayıldılar.

VI.yy. -Çerkes Kralı Lawristan’ın, Avar(Lezgi kabilesi) yönetimi altına girmeyi kabul etmemesi üzerine, Avar Hanı Baykan’ın 60 bin kişilik bir ordu ile Karadeniz kıyıları ve Kuban ağzından Baksan ırmağına kadar olan yerleri yakıp yıkması.( Lawristan’ın Avar Hanına cevabı meşhurdur:” Kim bizden özgürlüğümüzü alabilir? Bizler topraklarımızı geri almaya alışığız ama bizim olanı düşmana vermeye değil.Dünyaya savaşlar ve kılıçlar hükmettiği müddetçe bu böyle olacak. Tek kılıcımız ve tek canlı kalana dek özgürlüğümüzü teslim etmez, kimseye toprak,haraçta vermeyiz.”)  Baykan Han Anapa’dan ayrılıp ordusu ile birlikte Tsemez’e giderken Çerkesler Abın nehri üzerinde Avar odusuna saldırırlar ve savaş Çerkeslerin zaferi ile sonuçlanarak topraklarının büyük bölümünü geri alırlar. ( Ancient Circassian History, K.I.Natxho)

VII.yy.- Hazarlar Çerkesya topraklarına vardılar, fakat Çerkeslerin(Kasogların) direnişi ile karşılaştılar. Kuban yöresi Adıgelerini köleleştirmek amacıyla Hazarlar sık sık saldırılarda bulunuyorlar.(Kuban Derlemeleri. 1918 yılı) .Dağıstan’ın Semender şehri bu devletin başkenti olmuştu.

VIII-IX.yy.- Bazı Çerkes kabileleri tarafından Kuzey Kafkasya’da “Kasog Kabile Birliği” kuruldu.(Kasogia).

VIII.yy- Kasog kralı Weche’nin oğlu Prens Hapach binlerce atlı ve müttefik prensliklerden oluşan ordusuyla Hazar şehri Sarkel’e saldırdı.Onu karşılayan Hazar ordusu hezimete uğradı ve Sarkel prensi ile sağ kalan ordusu ayaklarından prangalanarak tutsak edildi. Güçlü yayı ve kavisli kılıcı ile Çerkes prensi Shawelin kahramanlığı Çerkes ozanı Yakhutl’ı Shaban’ın “Sarkel Savaşı” adlı şiirinde söz edildi. (Zenkovsky, Medieval Russia’s Epic,Cronicles and Tales, 58-59 )

821- 823 yılları-  Zihlerin (Adıgeler-M.Ö. Kerketler) de katıldığı büyük bir kitle/ ordu  Bizans İmparatoru II. Mihailin ordusunda çarpışıyor.(“Rusya Tarihi Derlemesi”. 1843 yılı.)

X.y.y.- Çerkesler bölgede güçlü bir siyasi güç haline gelerek gerçek ve tek dilli birleşik bir ulus haline geldiler. Zixhia ve Kasogia Krallıkları birleşti.

951- Khivin Khan Kasog topraklarına saldırdı.Fakat bu savaş yenilgi ile sonuçlandı ve tutsak edilip başı kesilerek öldürüldü.Mezarına konan bir kalkan üzerinde şu ibareler geçiyordu: ” Bu, ülkeleri istila etmeye kalkanlara bir ödüldür”- (Ancient Circassian History, K.I.Natxho)

964-972- Kiev Prensi Svyatoslav’ın Kırım’daki Hazar ordusuna saldırması ve ardından Çerkesya(Kasogia) topraklarına girmesi.

965 yılı- “Bir pagan (мэджусый)  olan  Rusya Büyük Prensi  İgor oğlu Svyatoslav (942-972)Taman’a saldırıyor ve üstün geliyor, ardından Tmutarakan Prensliği kuruluyor. Çerkeslerin türediği Kasogların ve Alanların bir kısmıda Tmutarkan’a bağlanıyorlar.(K. Marx, F. Engels. “SSCB Tarihi”.)

1022- Çerkes Prensi Redade ile Kiev Prensi Vladimir’ in oğlu Tmutarakan Prensi Mistislav arasında silahsız yapılan ikili güreşi Mistislav’ın bıçak kullanarak hile ile kazanması. Prens Mistislav’ın Tmurtokan’a yerleşmesi. Anlaşma gereği Çerkes Kraliçesi Ayner, iki oğlu Dzepş ve Zefes’i beraberinde götürmesi için Mistislav’a izin verildi. Onlarla beraber Şıwupaş ve AghbanTum-Tekhaşşe’ye gittiler. Meşıkhu, Çeçan,Khodan, Temrıkhu Kasogya’da kaldılar.Bir kıyı keşif koruma akıncı atlı birliği, Meot beyi Khayit, Hakuç ordusu komutanı Temur Mistislav emrinde hizmete girdi.

1023- Mistislav kutsal Tanrıça Meryem adına Tum-Tekhaşşe’de bir kilise inşa ettirmişti. Bu mabette Reded’in oğulları vaftiz edilerek Hıristiyan yapılmışlardı. Hıristiyan olduktan sonra Dzepş’e Yure, Zefes’e ise Roman adı verildi. Roman Mistislav’ın kızıyla evlenip ona damat oldu.(А.В. Пьянков. Народ Касоги и страна Каса (К этнополитической ситуации на Северо-Западном Кавказе в VIII-X вв.)

10. ve 13.yy- Tüm Adıgeler Rus kroniklerinde Kasog olarak anılmaya başlandı.

1023-Mistislav Adıge(Kasog) birlikleri ile beraber kardeşi Yaroslav’ın bölgesini (mirasını) elinden aldı. Kiev’e ulaşıp orayı zapt etti. Çernigov’da müstahkem bir şehir kurdu. Sonraki yıllarda Adıge-Rus süvarilerinden oluşan ordu Listven’de Yoroslav’ın ordusunu darmadağın etti.

1024- Reded’in oğlu Yuri/Yure(Dzepş) ünlü All Floor savaşında öldü.Evlenmemiş ve çocuklarıda olmamıştı.(Onun soyu diğer oğlu Roman’dan devam etti.)

1024 yılı yaz mevsimi- Kasoglar (Adıgeler), Tmutarakan Prensi Mstislav Vladimir’in ordusu ile, Çernigov kenti (şimdi- Ukrayna kuzeyinde) yakınlarında  karşı karşıya geliyorlar. Çarpışmada  Yaroslav  üstün geldi ve  savaş yapılmadı. ( «Полное собрание русских летописей» (Rus Kronikleri), cilt. 1. 1962, s. 147 – 140.)

1026-Gorodtse’de Mistislav ve Yaroslav barış antlaşması yaptılar. Bu antlaşmaya göre, Dinyep’in sol tarafında kalan topraklar Mistislav’ın eline geçti. Başkent olarak Çernigov’u seçerek ailesi ve ordusunu oraya taşıdı.

1030- Çerkeslerin 6.000 kişiden oluşan Alan(Osetin) savaşçılarının yardımıyla Tmutarakan Kalesi’ni kuşatması, kaleyi ele geçirerek yakıp yıkmaları, Çerkes Prensi Redade’nin öcünün alınması.(*)

1035- Mistislav ölünce bütün toprakların hakimiyeti Yaroslav’a geçti. (Karamiz’in yazdığı “Rus Devlet Tarihi” adlı eserde, Moskovalı 4 ailenin kendilerini büyük prens Reded’in soyundan geliyor saydıklarını yazıyor. Bunlar: Dobrinskeler, Belewtovlar, Sorokowmov-Glebovlar, Lopuhinler.)

1090- Kıpçaklar Tmutarakan’ı ele geçirdiler, Bölgenin Slav nüfusu Adıge Prensliği hakimiyeti altına girdi.

11.yy- Kasogia Gürcü Prensliği etkisi altına girdi, Hristiyanlık yayılmaya başladı.

1223-Altın Orda saldırıları sırasında topraklarının büyük bir bölümünü yitiren Çerkesler, buna karşılık Alanlar’ın bazı topraklarını ele geçirdiler.

1230- Çerkeslerin bir kısmının Kuban ovalarını aşarak liderleri Abdun-Khan  önderliğinde Kırım yarımadasını işgali. Çerkesya(Circassia) Karadeniz’in doğu sahilindeki birçok Çerkes kabilesini içine alan büyük bir ülke haline geldi.

13,yy- Rusya‘nın içlerine ve Kafkasya bozkırlarına ilerleyen Moğol kabileleri, göçebe yaşamlarını bırakarak Kırım‘a yönelmeye başladılar.

1230-1233: Çerkesya’ya Moğol istilası. Moğollar güçlü bir direnişle karşılaştılar, fakat Çerkes ve Alan ülkesi büyük zararlar gördü. Moğollar Çerkesleri “Serkesut” olarak adlandırdılar.

1236-1242: Batu and Mengü Han Çerkesya’nın Kırım topraklarını işgal etti, fakat Moğollar “Beyaz Çerkesler” olarak adlandırdıkları Karadeniz bölgesi Çerkeslerine(Zikhia) karşı egemenlik kuramadılar.(Rubruk)

1237 yılı sonbaharı.- Adıgeler Tukar(Tukaram) komutasında, Tatar-Moğol ordularına karşı sert bir direnişte bulundular. Mengühan ve Kadan komutasındaki düşman ordularını darmadağın ettiler ve çetin bir ceviz olduklarını kanıtlamış oldular. Tukar savaş meydanında hayatını kaybetti. (L.İ. Lavrov. “Kuzey Kafkasya’da Moğol İstilası” ve Historian Rashid-ad-Din in the Persian Chronicles)

1260- Ünlü Mamluk Sultanı Bibars, Kutuzu öldürüp Mamluk Sultanlığının başına geçti. ( Bibars Moğollar tarafından Çerkesya topraklarından kaçırılarak esir olarak Bizans tüccarlarına  satılmış ve köle olarak Kahire’ye getirilerek Eyyubilerin hassa ordusuna katılmıştı.)

1260- Bibars komutasındaki Mamluk ordusu (Çerkes ve Türklerden oluşuyordu) Ayn Calut’ta  Moğolları hezimete uğrattı ve Bibars atalarının öcünü almış oldu.

1277-Bibars İlhanlı Moğollara tabi olan Anadolu Selçuklu Devleti‘ne hücum etti. Ordusunun başında Elbistan‘da Moğol ordusunu tekrar yendi.

1277- Bibars hayatını kaybetti, yerine Baraka(Biz Çerkes kabilesinin adıdır) adını verdiği oğlu geçti.

1277: Moğol Hanı Mengü-Timur bir türlü diş geçiremedikleri Çerkeslere karşı büyük ölçekli bir savaşa girişti. Savaş ovalarda yaşayan Çerkeslerin mağlubiyeti ile sonuçlandı ve bozkır topraklarının bir bölümü ile Kırım toprakları Taman’a doğru Moğol etkisi altına girdi. (Zikhia bölgesi,Azak denizi doğu kıyıları ile Karadeniz kıyıları ve Kerç boğazı egemenliğini korudu.- “C.Rubruk ve S.Brunovski-1823”)

XIII.-XIV. y.y.- Birçok Çerkes beylikleri Terek Irmağına doğru doğuya göç ettiler(İlerde Kabarda olarak anılacak bölgeye). Çerkesya Batı Avrupa, Orta Asya ve Çin arasında bir ticaret merkezi haline geldi ve genelde ticaret işini Cenevizliler ellerinde tutmaya başladılar. Altın Orda devleti çöküşe girdi. Orta Kafkaslarda Balkar ve Karaçay halkının ataları zuhur etti.

1333- ÇERKESYA KRALI FERZAHE’YE ROMA İMPARATORLUĞU RUHANİ LİDERİ PAPA DAN(Papa John XXII) TEŞEKKÜR MEKTUBU ULAŞTI.Taman’da yaşayan Adığe kralı Ferzahe doğudan gelecek olan Barbar Turanilerin tehlikesini görerek Roma’yı uyarmış ve yardım istemişti. Uyarı dikkate alınmış ancak yardım gelmemişti.

1345: Timur Moğol-Altınordu Devletine savaş açtı ve Çerkesler Altınordu devletine destek verdiler.Timur Kuban Irmağını geçerek Çerkesya topraklarına girdi. Timur ordusu büyük kayıplar vermesine rağmen Çerkesleri mağlup etti ve Çerkes Ülkesine çok büyük zararlar verdi.

Nisan 1346- Önlenemeyen bir bulaşıcı  hastalık olan veba salgını Kuzey Kafkasya’da hızla yayıldı . Veba 1353 yılına değin Karadeniz kıyılarını kırıp geçirdi. (K. Marx ve F. Engels, Toplu Eserler, cilt XIII.)

14,yy. Çerkeslerin Rusları ilk yenilgiye uğratmaları.

1380- Ünlü Çerkes Kral İnal Nekhu dünyaya geldi. ( Atası 13.yy’da Kırımı da Çerkes topraklarına katarak Çerkes ülkesini yöneten Abdunkhan olduğu ve İnal’ın onun torunu Xurifelhey’in oğlu olduğu bazı kaynaklarda geçmektedir.)

1380,8 Eylül – Moğolların(Altın Orda) Ruslara karşı savaşlarında Çerkeslerin Moğollara yardım etmeleri.

1382- Mısır Kahire’de Malihuk (Çoban) lakaplı “Emir” Berkuk İbn Anas el Çerkasi sultanoldu.Ondan sonra başa geçen sultanların tamama yakını Çerkes olduğundan Ülke Çerkes Memluk sultanlığı olarak anılmaya başlandı.

1390- Mingrel Kralı Daoban Wamek Cristav’ın Kral VI. Bagrat adına Çerkesya’ya akın düzenlemesi, Mingrel kralı akında başarılı olur.

1395,15 Nisan- Çerkesler Tokhtamış ile birlikte  Topal Emir Timur’un ordularına karsı savaşması ve yenilgiye uğramaları (Terek Savaşı).Bu dönemler Çerkes Memluk sultanı Berkuk’un yardımları olduğu bir kaç kaynakta geçmektedir.

1395 yılı Ekim ve Kasım ayları- Timur büyük bir ordunun başında  Adıgelere saldırdı.Düşman ordusunun izleyeceği yolları belirleyen Adıgeler, Ğumade bölgesinde tüm çayırları ateşe verdiler ve düşman ordusunun büyük kısmı yanarak can verdi.Bu tarihten sonra Timur Çerkesya toprakların da büyük ölçekli bir savaşa bir daha girişemedi. (Altın Ordu Tarihi)

XV.yüzyıl- İçlerinde Adıgelerin de yer aldığı Kuzey Kafkasyalılar ateşli silahları kullanmaya başladılar. (Y.İ. Prupnov. “Kuzey Kafkasya halklarının arkeoljik kültürü konusunda sorular”)

1426- Çerkes Mamluk Devleti Sultanı Baresbi iktidarında Emir İnal komutanlığındaki donanma Kıbrıs Adası’nı işgal etti, Çerkes ordusu Kral Jean de Lousignan’ın son haçlılarına karşı galip geldi.

1428- İnal Nekhu birçok savaş ve Çerkes beyleri ile yaşanan çatışmalar sonucunda Çerkes devletinin en büyük kurumu olarak kabul  edilen Xase’de, Prenslerin Prensi yani Kral olarak seçildi.

1428- Kral İnal devletin daha iyi hizmet yapması için devleti yetmis ayrı bölgeye ayırdı, her bölgede de kendi yönetimini oluşturdu.

1429- Çerkes devletinin de başkenti Temen yarımadasının yukarı kısmına kurduklariŞancır şehri oldu.

1431- İnal Cenevizlerin Xhumeren kalesinden başka bütün kalelerini ele geçirdi.

1431- Çerkes orduları bir cok saldırıdan sonra Cenevizleri Xhumeren kalesinden de kovalamayı başardı.

1433- Abhazlarin prensi Ozdemir, İnal’ın hükümranlığına girmek istemediği icin İnal’a karşı savaş açtı.Ozdemirin ölmesiyle birlikte savaşta sona erdi.Ardından İnal Abhaz topraklarına girdi.

1433-34-Megrel kralı Abhazyayı işgal etmis,Abhazları hükümranlığına almak istiyordu.İnal, Megrellere saldırıp Megrelleri Abhaz topraklarından tamamıyle temizledi.

“Yınal’ın dört oğlu oldu. TEMRUK,JANE,TOBILE,BESLEN ( Tobıle’nin oğlu ilerde büyük Kabardey pşısı “Yinarmaz Temruk Mirza” olarak kayıtlara geçecektir.Onun oğluda Yidar Temruk’tur.)”

1438, 8 Haziran- Çerkes Mamluk Sultanı Barasbi’nin ölümü.

1439- Çerkes Kralı Yınal’den, Gürcü kroniklerinde, dehşet verici ve korkunç bir hükümdar olarak söz etmesi(1509). Yinal Çerkesya’ya saldıran Gürcü ve Mingrel ordularını durdurur. Bu savaşta Gürcü Prensi Dadian yaşamını yitirir. Diğer Gürcü Prensleri ve komutanlarının çoğu Çerkeslere tutsak düşer. Bu tutsakları Abhazya Patriği Malakia Gürcüler adına satın alarak özgürlüklerine kavuşturur.

1441- Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın oğullarından Cuci’nin küçük oğlu Toka Temür soyundan gelen ve Moğolları(Tatar) yöneten Hacı Giray tarafından Kırım Hanlığı kuruldu.

1460- Doğu Çerkesya (Kabardey), “Büyük Kabardey” ve  “Piyatigorsk Kabardey” olarak ikiye ayrıldı.Prens Konukue önderliğinde Besleney Prensliği kuruldu.

1462- Kral Yınal’in ölümü. Arşivlere göre mezarı , Urup ırmağı güneyinde, şimdiki K.Çerkesya cumhuriyetinin batı sınırına yakın Pedova bölgesinde bulunuyor.

1465- Asetinlerin bir bölümünün Kabardey yönetimi altına girmeleri. Abhazya’nın Osmanlı yönetimini tanıması.

1470- Sultan Yinal oğlu İnarmaz Temruk oğlu Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza dünyaya geldi.

1475- Kırım Osmanlı himayesine girdi.

1485-1491- Çerkes Mamluk sultanlığı- Çerkesler 6 yıl süren savaşlarda üç kez Osmanlı ordularını Türkiye topraklarında yendiler. 

1488- Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza, 18 yaşında iken Osmanlılar ile akrabalık kurmak ve gerek Çerkesya, gerekse Çerkes Memluk sultanlığı ile Osmanlı arasındaki ilişkileri düzeltmek adına Kırım Giray Prensesi Nazcan Hatun ile evlendirildi.

1491- Tunus hükümdarının araya girmesiyle Osmanlı Devleti(Sultan Bayezid) Kaytbay yönetimindeki Çerkes Memluklularla barış imzaladı.

1491, 24 eylül- Çerkes Mamluk Sultanı Kayıtbi’nin ölümü.

1496- II. Bayezid kardeşi Cem Sultan’ın kızı ile yeni Çerkes Memluk sultanı Nasir Muhammed’i evlendirmek suretiyle barışı güçlendirdi.

1497- Prens İdar Temruk Mirza’nın kızı Malhırup Baharay Kırım Çerkes topraklarında dünyaya geldi.(Mahidevran Haseki sultan)

1497- Cenevizlilerce yapılan Kafkasya haritasında, bu tarihlerde Adigelerin sınırının bugünkü Taganrog kentine kadar uzandığı görülebilmektedir.(1592 yılına kadar)

1498-  Çerkesler  altın ordu üzerine saldırdı ve birçok tatar savaşçıyı öldürdü. Düşman ve Khan Maakhmat Don nehri ötesine Kırıma doğru toprakları terketmek zorunda kaldılar. (Rus elçisi B.Chelishev )

1501- Khaffi Mehmet komutasındaki bir Osmanlı ordusu Çerkesya’yı işgal etti ancak ordusu tamamen bozguna uğratıldı. Kırım Hanı Mengli Giray’ın Çerkesya’ya saldırısı.

1501- İnarmaz Temruk Mirza oğlu Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza, Kaytuko Hanedanından Malyakurh Hatun ile evlendi.

1502- Ünlü Çerkes prensi Temruk İdarov/İdar Temruko dünyaya geldi.(Annesi Malyakurh Hatun-Kaytuko Hanedanından)

1502- Bu yıllara rastlayan Ceneviz kaynaklarında Azak Denizi’nin doğu yakası ve Don Nehri’nin doğu yakasına kadarki yerlerde Adigelerin oturdukları yazıldı.

1508- Prens İdar Temruk Mirza Kırım Giray Prensesi Nazcan Hatundan olan kızı Prenses Baharay’ı Şehzade Süleyman ile Kırım Kefe sancağında evlendirdi.İsmi önce Baharay olmuş, 1514 yılında evlendikten sonra Kanuni ona Mahidevran adını vermişti.Erkekkardeşi Prens Mustafa Temrukodur.

1515- Mahidevran Sultan’ın oğlu Şehzade Mustafa dünyaya gelir.

1516- Mercidabık Savaşı: Suriye Valisi Hairbey’in ihaneti yüzünden Çerkes Mamluk Sultanı Kanşav el Gauri ordusu Dabik Çölü’nde Sultan Selim’e yenildi.15 yıllık bir saltanattan sonra Sultan Gauri, Yavuz Sultan Selim’e Suriye’yi kazandıran Mercidabık Meydan Savaşı’nda öldü.

1516- Yavuz Sultan Selim Çerkes Memluk Sipahi bölüğünden eline geçen bir grup Çerkes savaşçısını Kudüs’e yerleştirdi. Osmanlı Şövalyeleri olarak adlandırılan bu askerlerin vergi toplamak gibi görevleri de vardı(Osmanlı Belgeleri). Şimdilerde Abu Ghoş olarak anılan kasaba da onların torunları yaşamaktadır(nüfusları yaklaşık 5.000).Ruth Kark and Michal Oren-Nordheim (2001). Jerusalem and its Environs. Hebrew University Magnes ve Nahit Serbes, “Abu Goshtaki Çerkes Memlukleri”

1517- Ridaniye Savaşı: Osmanlı ile Çerkes Mamluk Devleti..Kahire Osmanlı birliklerince kuşatıldı.Memlukların birkaç topu vardı.Osmanlılar saldırmak yerine birliği iki yandan kuşattı.Memluklar süvari saldırısına geçtiler ve Osmanlının bir topçu kanadını yendiler fakat savaşı kaybettiler.7.000 kadar Memluk savaşçı bu savaşta öldü,geri kalanı Kahire’ye savunmaya geçti.

1517- Tumanbay kenti yiğitçe savundu ve düşmanı geri çekilmek zorunda bıraktı. Ama sonunda ilgisiz bir suçlamayla hain (qumal-къумал) sayılarak Kahire’de Züeyl kapısı denilen yerde idam edildi ve Çerkes hanedanlığı dönemi bitti.

1518- Kırım hanı Bahadir Giray’ın Çerkesya’ya akını ve başarısız oluşu.

16.yy. Çerkes Prensi İdar Temruko’un kızı Melxhurıb Büyük Altın Orda hanının oğlu Tinehmat ile evlendirildi. (Kızı Altınçaç ta Astrahan veliahtı Bekbulat ile evlendirilmişti.Bu vesileyle Çerkesler Astrahan ve Büyük Altın Orda devletleri ile akrabalık kurmuştu.Temruko’nun 4 oğlu vardı- Demınekhu, Mamsırıkhu, Beghlayrıkhu ve Sultan. Kızlarının adları- Altınçaç, Melxhurıb ve Goşenay)

1520- Osmanlı Sultanı I.Süleyman(Kanuni) iktidara geldi.1566 yılına kadar 46 yıl iktidarda kalan Sultan Süleyman’ın anne tarafı Çerkes kökenliydi.Eşi Çerkes Prensesi Mahidevran’da bu vesile ile İstanbul’a gelir.

1530- Büyük Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza vefat etti.( İdar Temruko ve Mahidevran sultanın babası)

1532- Çerkesler Astrahan’a sefer düzenleyerek şehri ele geçirdiler ve hanı tahtan indirerek beyleri ile birlikte esir aldılar. Hanlığın başına Çerkeslerin damadı olan Yakup Han getirildi.

1532- Psıfabe (Pyatigorsk) yöresinde oturan Kabardey Çerkeslerinin varlıklarını Tatarların baskı ve vahşetinden koruyabilmek için gönüllü olarak Rus Çar’ı İvan Vasilieviç ile birleşmeleri ve Çar ordusuna gönüllü asker olarak katılmaları.

1535- Nogay ordularının Çerkesya(Kabarda)’ya akını

1540-Jane Prensi ŞŞebekhu  Rusya’ya yöneldi. Hıristiyan oldu. Yanında oğulları Aleksandır ve Vasil olduğu halde Rusya’da yönetim görevi üstlendiler ve Livon savaşına katıldılar. Aynı dönemlerde Adige Prensi Şşebekhu, Meşukh, Temrukh, Rusya’ya açılan yolları buldular

1544- Prens İdar Temruko’nun kızı Goşenay Temruko dünyaya geldi.(Rus Çarı Korkunç İvan’ın eşi oldu.)

1545-47- Kırım hanı Sahip Girayın Kabardaya akını.

1551- Cenevizli gezgin İnteriano Giorgio’nun Adige ülkesi üzerine gezi notlarını yazar ve Adıgelerden Kirkas adı ile bahseder. Bu notlarda Adigelerin sınırının Kuzeyde Don Nehri kıyıla­rından Abhazya’ya kadar uzandığı yazılıdır.

1551- Kırım Hanı Sahib Giray’ın Batı Çerkesya’ya akını ve Janey Çerkeslerinin Türk ve Tatarlara karşı başarılı isyan mücadelesi.

1552- 200 atlıdan oluşan bir gurup Adıge elçisi anlaşma yapmak üzere Moskova’ya gitti.Gurubun liderleri meşhur Adıge prenslerinden Kanovko Meşıko ile Yelbezuvko Alkılış idi.(Bu Adıge atlılar, Kırım hanı Dolet -Ceriyin Ruslarla yaptığı savaşta, Rus ordusunda görev almış, hanın ordusunun saldırılarını önlemişlerdi.)

1553- KABARDANIN BÜYÜK VE KÜÇÜK KABARDA OLARAK İKİYE BÖLÜNMESİ

1553- Çar ilişkileri düzeltmek için kendi elçilerini de (meşhur diplomat Şepotev Andrey) Adıgey’e gönderdi. Heyet 1555 yılına kadar Adıgey’de kaldı.

1553-Sultan Süleyman, Konya’da bulunan oğlu Şehzade Mustafa‘yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla boğdurttu. Mustafa’nın cenazesi Bursa’ya gönderilirken, Mahidevran ile Mustafa’nın kızı ve cariyeleri de Bursa’ya sürüldü.

1555-Sepotev Andrey Moskova’ya dönünce beraberinde bir gurup Adıge elçisi de gitmişti. Bu gurubun lideri Siybeko Kanşavko idi. Moskova Kremlinde, Siybeko ile IV. Yivan arasında bir antlaşma yapıldı.

1556- Ukrayna-Polonya-Belarus-Litvanya Prensi Dymitro Wisniowiecki, Çerkesler ile birlikte Kırım Tatarlarına karşı savaşmak için Rusya’ya geldi. Kabarda’nın valisi olarak atanarak Çerkeslerin güvenini kazandı.

1556 – İvan Grozni Altın Orda Hanının oğlu Tinehmat Prensine elçiler göndermiş ve eşi Çerkes prensi Melxhurıb Çerkasske’ye değerli hediyeler verdirtdi.(Onlar daha sonra Moskova’ya yerleştiler. Onların nesli asil Wrusovlar olarak devam etti)

1556-Rusya, Astrahan Hanlığı’nı ilhak etti ve Çerkeslerle ilk defa komşu oldu.(Temruko Kızı Altınçaç Astrahan veliahtı Bekbulat ile evliydi.). İvan Grozni Olga nehri önündeki toprakları Bekbulat ve Altınçaç’a verdi.

1557- Kırım hanı Dolet- Geri Çerkes yurduna saldırmak için 60 bin kişilik bir orduyla harekete geçti. Çar, on üç bin kişilik ordusuyla Şeremetev Yivan komutasında hanın ordusunu arkadan kuşatarak, Tula şehri yakınında büyük bozguna uğrattı.

1557- Kabardey Prensi İdar Temriyuko’nun Şamhal Beylerine karşı korunabilmek için Çar IV. İvan’ın himayesi altına girmesi.

1557- KIRIMA KARŞI BÜYÜK KABARDA-RUSYA İTTİFAKI GERÇEKLEŞTİ.

1557- Çerkesler Çarın ricasıyla Osmanlının Karadeniz sahilinde elinde tuttuğu Taman ve Temruk kalelerini yakıp yıktılar.

1558- Sibeko Kanşavko ve Kanoko Meşıko kumandasındaki Adıge süvari ordusu Çarın hizmetine girdiler(1557) ve Rus ordusuyla beraber Livon savaşına katıldılar.Rıngen kalesini işgal ettiklerinde Adıgeler büyük bir Alman süvari birliğini yok etmişlerdi.(Bu aile soyundan daha sonraları Rus kroniklerinde Cherkasky ailesi olarak bahsedilecektir.)

1558- Adıge elçileri Moskova’ya gidiyorlar. Onların liderliğini Temrıkho’nun iki oğlu Beghlayrıkhu ve Sultan yapmaktadır.Sultan Moskova’da kaldı. Hıristiyan olarak Mihail Çerkasske adını aldı.

1559- Temrıkonun oğlu Goşeneyin (Marie) meşhur ağabeyi Çerkaskiy Mihail  Rus ordusunun en büyük kumandanı oldu.

1561- Prens Temruk Mirza’nın oğlu Kabarda Prensi İdar Temruko’nun kızı Goşeney (1545-1569)  Rus Çarı 4. İvan’la evlendi. Makariy Metropolitinde Rus Çarı İvan Grozni ile Adıge Prensi Prenses Goşewnay Wupenske kilisesinde nikahları kıyıldı.

1561- Çar İvan Polonya’ya saldırmaya karar verdi.Prens Dymitro’da ülkesini savunmak için geri döndü.

1561- Çar İvan’a karşı gelerek Tatarlara karşı savaşan Ukrayna-Polonya prensi Dymitro Wisniowiecki Moldova’da ele geçirilerek  İstanbul’a getirilir ve İstanbul’da idam edilir.

1562,Ağustos- Polonya Kralı Çerkes savaşçılarını ülkesine kabul edeceğini “demir mektuplar” ile bildirir.(Kralın kitabında yazdığı üzere)

1562- Rus düşmanı 5 Kabardey prensi ailelerine de yanlarına alarak 300 kişilik bir kafileyle Çerkesya’dan Polonya’ya göç etti ve Polonya ordusunda Prens Solgien ve Prens İdar Temruko komutasında bir Çerkes alayı kuruldu.

1564- Çar İvan Çerkes prensleri tekrar kazanmak için Aleksiej Kulobukov’u elçi olarak Polonya’ya gönderir ama prensleri ikna edemez.

1569- Çariçe Çerkes Prensesi Goşeney(Prens İdar Temruko’nun kızı) , Vasilliy adındaki oğlu ile birlikte zehirlenerek öldürülür.

16.yy.- Osmanlı-Polonya(Leh) Savaşı. Polonya ordusunda kurulan Çerkes alayının komutanı Prens İdar Temruko ve Çerkes savaşçıları kaçışan Leh askerine rağmen savaş alanını terk etmeyerek Lehlerin savaşı kazanmasında büyük rol oynadılar.Polonya Meclisi ve Kral onu İndygenat Polski soyluluk nişanı ile ödüllendirdi.

1569- Kırım Valisi’nin Osmanlılar ile birlikte Astrahan’a sefer açması, Yedi Adige Bey’i de bu sefere askerleri ile katılmaları için çağırılır. Beyler bu çağrıyı kabul etmezler.Osmanlı-Kırım ordusu Rus ordusu tarafından geri püskürtüldüğünde, İdar Temruko ordusuyla onlara baskın düzenleyip onları bozguna uğrattı. Pek çok ganimet ve esir aldı.

1571- Batı Çerkesya Afips ırmağı yakınında Adil Giray komutasındaki Kırım Tatarlarıyla Çerkesler arasında savaş yapıldı. Temrıkho oğullarına yardım etmek amacıyla bölgeye hareket etti. Ancak Kırım kuvvetleri karşısında tutunamadı ve yenildi. Oğulları Mamsırıkhu ve Beghlayrıkhu esir düştü. Aldığı savaş yaralarının etkisiyle de Prens İdar Temrıkho öldü. Temrukonun eşinin soyundan Kaytukolar bölgede söz sahibi olmaya başladılar.

1570- Pyatigorsk (Psihuabe) yöresinde oturan Kabardeylerin Nogaylarla yaptıkları savaşlardan güçsüz düşmeleri Kırım Hanlarının baskılarına karşı, onlarla anlaşma yoluna gitmeleri.

1577-Kazi Mirza(Kazi Giray) komutasındaki Nogayların Kabarda’ya saldırısı. Kazi Mirza bu savaşta öldürülür.(Nogay Bey ve Mirzaların listesi-Khodarkovsky,Michael “Russia’s Steppe Frontier’, (2004))

1578- Osmanlı İran’a karşı yeni bir sefer başlattı ve Çerkesya prenslerinin neredeyse tamamı , Osmanlı ordusundaki Çerkes paşalar ile birlikte bu sefere askeri destek verdiler. Kaytuko Aslanbek’ten Kabarda ülkesinin hükümdarı olarak Osmanlı belgelerinde söz edildi.

1583, 8-9 mayıs- Ünlü Meş’ale Savaşı(Osmanlı-İran Savaşı): Başkumandan Özdemiroğlu Çerkes Osman Paşa.Osmanlı ordusunun sağ kanadında Rumeli Beylerbeyi Çerkes Haydar Paşa.Tiflis savunmasında Çerkes Kasım Paşa vardı..Savaş Osmanlı zaferi ile sonuçlandı.Bu savaşlarda yer alan Çerkes prensleri,beyler, ve soylularının isimleri Osmanlı belgelerinde açıkça yazılmıştır.

1578-1591, – Osmanlı-İran savaşında Tatarlarla beraber Çerkeslerden oluşan ordu, Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında kuzeyden dolanarak Dağıstan üzerinden Derbent’i geçerek Kuzey Azerbaycan’a girdi.

1604-Kuban Çerkeslerine karşı yürüyüşe geçen bir Rus ordusunun Şetkale (Stavropol)’de durdurulması.

1613-Şetkale’nin Ruslarca Fethi

1615- KABARDANIN RUSLAR TARAFINDAN YAKILIP YIKILARAK YAĞMALANMASI. Çerkes Pşi Şenceley’in Ruslarca Kabardey Bölgesi Prens’i olarak tanınması.Kalmuk ve Kazaklardan oluşan bir ordunun Ka­bardey’i yakıp yıkarak yağmalamaları.

1619- İdar Temruko oğlu Mamsırko’nun oğlu Kanşav (Çerkeskiy Dimitriy) Rus ordusunun en üst komutanı ilan edilerek “boyar”  unvanını aldı.

1621- Kudenet’in oğlu Kabardey Prensi Vurıshan(Yakov adını aldı)  Moskova’yagitti.Rusya, Almanya ve Polonya ile savaştığı zaman Çerkaskiy Yakov genel kurmay başkanıydı

1633- Çerkaskiy Borisin(Hureşey) oğlu Çerkaskiy Yivan Rusya adalet teşkilatının başına getirildi.

1644- Büyük Kabarda’da Kalmuk ordularının bozguna uğraması.

1645, 2 Şubat-General Rechter’in Temruk’a Karşı Seferi, Temruk ve Hacı Efendi Yerleşimlerini Yıkması (F. A. Cherbin-Kuban Kazak Kuvvetleri Tarihi,Cilt 2 Sayfa 476)

1652- Çerkes beyi Koca Derviş Mehmed Paşa Osmanlı Donanması hizmetinde Büyük Amiral(Kapudan Pasha) ünvanı aldı.1653’de Büyük Vezir oldu.

1658-Sunjeske kalesinin Kabardey Çerkeslerince fethe­dilerek yıkılması.

1661- Çar Alexej’in İdar Temruko’nun erkek kardeşi Kabardey Pşi’si Kambulat Mirza’ya tüm Çerkeslerin Bey’i unvanını vermesi.

1666- Çerkaskiy Yakov (Vurıshan) 1666 da vefat etti, cenazesi Novospaske manastırı yakınındaki, meşhur soydaşları Kambolat’ların oğlu Ç.Boris, Mamsırko’nun oğlu Ç.Dimitri, Ç.Boris’in oğlu Ç.Yivan yanına defnedildi.

1667-Çar’in Osmanlılarla yaptığı anlaşmaya dayanarak Kabardey ülkesinin kendisine ait olduğunu ilan etmesi.

1672-Kırım Han’ının Kabardey’i işgal etmek için büyük bir ordu göndermesi. Prens Çerkes Kaspulat komutasındaki Rus birliklerin Çerkesler ile birlikte Tatar-Kalmuk birliklerine karşı birleşmesi

1679- Rus ordu komutanı Çerkes prensi Çerkaskiy Kaspulat Muçaloviç Kırım Hanlığı ile yaptığı savaşta ordu komutanı olarak hanın kuvvetlerini büyük bozguna uğrattı.

1689-Çerkes Prensi Reded’in soyundan Fedor Lopuhin’in kızı Evdokiye, I. Petro ile evlenerek Rusya kraliçesi oldu.

1689- 50 bin Kumuk, Nogay, Çerkeslerden oluşan güç, Kırım Hanı Salim Girey Hanın yardımına gidiyor ve Golitsinanın orduları püskürtülüyor.(Bammat Ataev,Dağıstan Yoldaş Gazetesi)

1695,14 Aralık – Çerkaskiy Mihail Alegukoviç Rus ordusunda Genel Kurmay başkanı oldu.(Mihail Besleney prensi Konoko’nın soyundandı)

1696- Karadeniz Kıyısındaki Tsemez’de kıyı Adigeleri tarafından Suyuk kalesinin kurulması.

1700,1701- Kaplan Giray emrindeki orduların Çerkesya’ya akını.

18,yy- Rus dostu Çerkes Prens Kurgokin Muhammed ile şeriat karşıtı Kazaniko Jabağı’nın birleşerek, Kırım Hanının dostu ve taraftarı olan Roslan Bek Kaitoko’ya karşı savaşmaları. Birbirlerine düşerek iç savaşı başlatmaları.

1703- Cherkaskiy Mihail’in oğlu Cherkaskiy Aleksy Çar I.Petro’nun kız kardeşi ile evlendi.

1707-Rus-İsveç savaşını fırsat bilen Kırım Hanı Kaplan Girey’in Osmanlı sultanıII.Ahmet’in de onayı ve desteğini alarak içinde yeniçerilerin ve topçu birliklerininde olduğu 80-100 bin kişilik(bazı kaynaklara göre 50-60 bin) bir ordu ile Kabardey yurduna saldırdılar. Ancak bu savaşta Kurhako Atajukin önderliğinde ki Kabardey Prensliği Tatar-Osmanlı ordusunu Kanjal adı verilen savaşta bozguna uğratırlar.

1708-Tatar Hanının Çerkeslerden kendisine itaat etme­lerini isteyerek yeniden Çerkesya’nın güçlü eyaleti olan Kabarda’ya saldırması.Çerkesler yenilgiyi kabul etmiş gözüküp gece ani bir baskınla Tatar komutanları ve ordusu­nu imha ederler.

1708,Kasım- Osmanlı padişahı II.Ahmet’in yaşanan hezimetten dolayı Kırım hanı Kaplan Giray’ın tahtan indirilmesi için fermanı.(İstanbul-Osmanlı Devlet Arşivi)

1711- Çar I.Peter’in(Petro) Çerkes generali Alexander Bekoviç Cherkaskiy’nin Çerkeslerin de Türk-Rus savaşına katılmalarını istemesi. Çar Petro Bekoviç Cherkasskiy aracılığı ile Kabarda Beylerine şöyle dedi:” Bize karşı savaş açan Osmanlı sultanı ve Kırım Hanına karşı bize yardım etmenizi ve ittifak halinde olmanızı diliyorum.Vatandaşımız olmanız halinde sizlerden vergi de alma niyetinde değiliz.”

1711,26 Ağustos– Çar Peter I. , Astrahan hanı Araksin ile anlaşma yaparak 30.000 kişilik bir ordu ile Çerkesya’ya saldırıya geçti.Kuban ırmağı nın 100 km kuzeyindeki Kopıl kasabasını (şimdiki Slavianski) ele geçirdi.86 km ye kadarki tüm köyleri yağmalayarak yaktı.Çerkesler 7,000 Çerkes süvarisi ile Chalou nehri yakınında saldırıya geçtiler ancak, silah bakımından üstün rus güçleri karşısında hezimete uğradılar. Bu işgalde Çerkesler erkek ve kadın olmak üzere toplam 43,247 kayıp verdiler.39,200 at,190,000 sığır ve 227,000 koyun düşman tarafından yağmalandı.

1712- Adige elçilerinin Çar I.Peter’e gitmeleri ve dostluk istemlerini bildirmeleri.

1717-Kırım Hanı Devlet Girey ve Gazi Girey’in yeni­den Kabardey’e gitmeleri. Kırım Hanının Çerkesleri yeniden islam dinine girmesi için zorlaması. Kabul etmeyenlerin kılıçtan geçirilmesi. Papazların ve Hıristiyan Adigelerin kiliselere doldurularak canlı canlı yakılmaları.

1720- Kırım hanı Saadet Giray’ın Kabardey’e akını.Rus Çarı Petro Astrahan Valisi Graf Valinski’yi büyük bir ordu ile Çerkeslerin yardımına göndermesi.

1725-Kabardey Prensi Ruslan Bek Kaitoko’nun Kırım Hanı Bahtiyar Girey’in Kabardey’e saldırmasını desteklemesi.

1728, Mayıs-Mikhail Nikrassov tarafından idare edilen Kazak ve Çerkeslerden oluşan 600 kişilik yaya bir birlik Çar birliklerine karşı harekete geçti.(Kuban Birlikleri ve Kuban Eyaleti Tarihi Arşiv Toplayıcısı S. 38)

1732-Tatar ve Kalmuklarca kuşatılan bir Rus birliğinin Kabardey kuvvetlerince kurtarılması.

1735-Kırım Hanının Kabardey’de egemenlik kurması. Kabardey Çerkeslerinin de Rusların yanında katıldıkları Rus-Türk Savaşının başlaması.

1739- BELGRAD ANTLAŞMASI- 6. madde ile KABARDANIN(DOĞU ÇERKESYA) BAĞIMSIZLIĞI OSMANLI VE RUSLAR TARAFINDAN RESMEN KABUL EDİLDİ. Ruslar Kırım’dan çekilmeyi kabul ettiler. Haliyle Çerkesya’dan da çekilmiş oldular.

1745-Wuşakov soylu bir aile ferdi olarak dünyaya geldi. Yaroslavske yönetsel bölgesine dahil Romanovske mıntıkasına bağlı Burnakove köyündendi. 16 yaşında denizcilik eğitimi veren harp okuluna girdi. 20 yıl sonra tuğamiral rütbesine yükseldi ve 10 yıl sonra da filo amirali oldu.

1752- Kabardey Prensi II. Teymurza’nm Gürcü Krallığının yeniden kurulmasında Gürcü Kralına yardımda bulunması.

1754-Dameley önderliğindeki Çerkes köylülerinin Pşı-Beylerine karşı ayaklanmaları.ÇERKESYADA İÇ SAVAŞIN YAŞANMASI.

1758- Boletıko Memetbıy, Kırım- Giray’ın (Къырым-Джэрые) maliye bakanı oldu(1764’e kadar), daha sonra özel danışmanı oldu.

1761- Çerkesya’ya akan Kırım Tatarlarının Temirgoy prensliği tarafından bozguna uğratılması.

1763- Belgrad Anlaşmasının hükümlerini ihlal eden Rus güçleri 4 yıl önce kurulan Kabardey’in Mozdok(Mezdeghu) kasabasını ele geçirdi, onu bir kaleye dönüştürdü ve güçlendirilmiş bir hatla Kızılyar’a bağladı.( 100 yılı aşkın sürecek Çerkes-Rus savaşlarının başlangıcı )

1764- Yeni Rus ordusu generali De-Medem, Kabardey beyi Jhankot Sidokov ve Uzden Sahbaz Giray’ı Rus tebası olmalarına ikna etmek için Kuban Çerkeslerine(Besleney,Chemguy) gönderdi.Ancak beyler, ömür boyu vatandaşlığı kabul etmediklerini,ama Ruslara karşı savaşmayacaklarına dair söz vermeye hazır olduklarını bildirdiler.

1765, 21 Ağustos- II.Katherina tarafından bir ultimatom verildi. ” Çerkesler ya Rus tebalığını kabul edecekler ya da Rus ve Kalmuk ordularına boyun eğmek zorunda kalacaklar.”

1765-Kızlar Kalesi’nin Çerkeslerce kuşatılması.

1767-Her iki Kabardey’in birleşerek Psıj (Kuban) Tatarlarını da yanlarına alarak Çarlık Rusyası’na karşı savaş ilan etmeleri. (Kabardeylerin bir kısmı Kuma nehrinin yukarı kısımlarına, ittifaka girdikleri Trans-Kuban Çerkeslerine yakın bir bölgeye göç etmişlerdi.)

1768-Osmanlı-Rus savaşında, Rus ordularının Kabar­dey topraklarını istila etmeleri.

1769- Nartsane Savaşı: Ruslar bütün güçleri ile Kabardey’i işgal etti ve Peştu dağları yakınlarına mevzilendi. Çatışma Kabardeylerin yenilgisiyle sonuçlandı ancak Bemate Misost’un kahramanlıkları sayesinde Kabardeyler, General De Medem’in ordusunu geri çekilmeye zorladılar. Bundan sonra, General Medem güçlerini Kabardeylerin ittifak içinde oldukları Kuban Çerkeslerine karşı yolladı. (V. A. Potto, Kafkas Savaşı–Cilt 1, Sayfa 60)

1770-Abdzax bölgesi Adıgeleri asillere (pşı ve verk) karşı ayaklanırlar. Diğer feodal Adige kabile beylerinin ve Rusların yardımıyla, devrim hareketi bastırılır.((Vorlesungen von Prof. Dr. M. Sarkisyanz. SAI- Heidelberg . Trubetykoy, Nikolaj Sergejewitsch Fürst Erinnerungen an einen Aufenthalt bei den Tscherkessen des Kreises Tuapse. In: Caucasica, 1934, 11, S. 1-39)

1770-Abazalar Abhazya’nın Gagra yöresinden kalkarak, Kabarda beylerinin izniyle günümüzdeki yerleşim sahaları olan ve Adıge-Abdzax bölgesine komşu olan Kuban ovalarına göç ettiler.

1771- Soqur Karamirza komutasındaki Kabardey ordusu birçok Kazak köyünü ve Rus kışlasını yaktı.

1772- Karasu anlaşmasına göre, Kabardeyler kendilerine sorulmadan Rusya’ya tabii olarak kabul edildi.

1774-Osmanlı-kırım ile askeri bir ittifak gerçekleştirildi.Kırım Hanı Çerkes, “Nekrasov” Kazakları, Türkler ve Kırımlı kuvvetlerle Kabardey’e yardım etmek amacıyla Mozdok’a doğruilerledi.Ancak başarı sağlanamadı.

1774- KÜÇÜK KAYNARCA BARIŞ ANTLAŞMASI İLE RUSLAR TARAFINDAN KIRIM HANLIĞININ BAĞIMSIZLIĞI KABUL EDİLDİ.O DÖNEME KADAR TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ KABUL EDİLEN KABARDA TOPRAKLARININ RUSLARA AİT OLDUĞU OSMANLININ DA ONAYI İLE KABUL EDİLİR. Ancak Çerkesler ve Kırım Hanlığı Rusların Kabardey üzerindeki haklarını tanımaz ve kabul etmezler.

1776- Kabardey Çerkeslerinin/Beylerinin Rusların politika icabı desteği ile tüm komşu Kafkas halklarından vergi ve haraç aldıkları dönem. ( Rusya bir sene önceki kaynarca anlaşmasına uygun olarak bu toprakları elinde tutmak ve bunun içinde beyleri yanına çekmek zorundaydı. Ancak Kabarda’da bir iç savaş başladı ve Ruslarla savaşa devam kararı alan prensler güçlenmeye başlayarak Ruslara savaş ilan ettiler.)

1777- Çerkes aslanı lakaplı Hacı Khızbeç Çerkesya’nın Şapsığ bölgesi Atakum(Adagum) ırmağı Nasha Köyünde doğdu.

1778-Osmanlı imparatorluğunun kıyı Adigelerine ilgi duymaya başlaması. Canikli Hacı Ali Paşa’nın Çerkesler hakkında bilgi toplamak görevi ile Soğucak’a gönderilmesi.

1778, Şubat – A. V. Suvarov, P. A. Rumyantsev- Zadunayski’ye gönderdiği yazıda, Adıgelerde bol miktarda yiyecek, atlar için de yetecek kadar yem bulunduğunu belirtiyor. ” Ruslara saldıracak gibi görünmüyorlar ama çok geçmeden saldırıyorlar, yiğit kişiler”.

1778,20 Mayıs – Çerkesler Slaviyanski kalesi yakınlarındaki bir Kazak muhafız birliğini yokettiler.Eylül ayının 23’ünde Deyleko Sultan komutasında Arhangelsk kalesine , ardında da Vsehsviyatski kalesine saldırıp ağır kayıplar verdirerek kaleleri ele geçirdiler.

Ağustos 1778- Nekrasov Kazakları** ve Adıgeler , Albay Kulbakov komutasındaki Rus birliklerine karşı birlikte çarpıştılar.(İ. İ. Dmitriyenko.)

1779,10 mart – Aynalıkavak Antlaşması (10 Mart 1779)imzalandıktan sonra Rus birlikleri Kırım’dan ve Kuban’ın sağ kıyısından çekildiler.(www.nlr.ru)

1779,29 Eylül- Kabardeyler ve sayıca çok üstün olan Gen.Yakobi komutasındaki Ruslar arasında Balka nehri yakınında savaşların en kanlısı gerçekleşti. Hazırlıksız yakalanan Kabardeylerin pek çoğu öldü. Yaklaşık 50 prens ve 350’den fazla soylu teslim olmayı reddederek bu çatışmada öldü.Kuma, Psifabe, Dzeluko çayırı, Tambukan ve Psikhuray rus ordusu tarafından yağmalanarak ele geçirildi.Çerkesler tarafından “Kabardey kâbusu” olarak bilinen bu bozgun için ulusal olarak yas tutulmaktadır.

10 Ekim 1779- Kemguy(Çêmguy) ve Besleneyler birlikte Stavropol’a saldırdıkları bir anda, Kabardey bölgesi Adıgeleri de Alekseyevski kalesini bastılar. 3,000 kişilik Çerkes süvarilerinin kahramanca direnmeleri üzerine Rus birlikleri Çerkesya’dan geri çekilmek zorunda kaldılar.  

1780-Çarın desteği ile Çerkes Prensi Reded’in torunu Wuşakov Çar özel filosunun liderliğine getirildi.

1780-Osmanlı-Çerkes ittifakının ve Anapa kalesinin(Bığurkhale) temeli atıldı. Natuhay prensi Şıvpeka Ahmed (Şıvpeke Ahmed/ Шыупэкъэ Ахьмэд)  kalenin kurulacağı yerin Osmanlılara verilmemesi için çok direndi. Bu nedenle daha önce kurulan(1724) Soğucak kalesine birkaç kez baskın yaparak Osmanlı birliklerine zararlar verdi.Ancak bir diğer Natuhay prensi Muhammed-Girey Zan Osmanlılarla ittifak ederek kalelerin kurulmasına destek verdi.(Dubrovin, 1887,s. 701; Çirg, 2009, s. 185). Bu nedenle ona “Khalevubate/ Къэлэубатэ” (Kale yıkan/ Крепость-разрушитель)  sanı veriliyor.“Adıgey Tarihi Konusunda Makaleler” (Сборник статей по истории Адыгеи).

1782- Tatar Hanı Şahin Giray ve ordusu ile Çerkesler arasında savaş yaşandı. Tatarların perişan edildiği bir gece baskınında Şahin Giray Çerkesler tarafıdan kaçırılarak Çerkes ülkesine götürüldü. (Osmanlı arşiv belgesi- Dosya No:23 Gömlek No:1111)

1782-Gürcü kökenli Osmanlı Paşası Ferah Ali’nin Çerkesleri Müslümanlaştırmak, Osmanlı tabiiyetine sokmak, imparatorluğun doğu sınırlarını bu yolla güvence altına almak amacı ile Soğucak Kalesine gelmesi.

1783-Nogaylar Yeysk kalesi önünde toplanarak toplu imza verdiler ve Rus yönetimi altına girmeyi kabul ettiler. Gürcüstan Kartli-Kakheti Krallığı Rus korumasına altına girdi.

1783-19 Nisan- Rus imparatorluğu çariçesi II. Katerina’nın “Kırım Yarımadası’nın, Taman adalarının bütün Kuban tarafıyla Rusya’ya ilhakı hakkında” manifestosu yayınlandı.

1783- KIRIM 1713 EDİRNE ANLAŞMASINDAN BERİ RUSLAR TARAFINDAN BAĞIMSIZ BİR DEVLET OLARAK TANINMASINA RAĞMEN RUS ÇARLIĞI TARAFINDAN İLHAK EDİLDİ.Osmanlı Devleti’nin Ruslara Kafkasya sınırı olarak Çerkesya’yı(kuzey sınırı Kuban ırmağı) göstermesi.

1783-Kırım Hanlığı’nın 1783 yılında ilgasından sonra Girayların bazı temsilcileri kendi bağlılarıyla birlikte Çerkesya’ya sığındılar.”Anzor Kushhabiev-Osmanlı belgelerinde Çerkesya-Batı Kafkasya”

1783, 23 ağustos- Çerkesler ve Nogaylar birleşerek Yeysk Kalesini bastılar. Kaleyi ele geçiremediler ama düşmana ağır kayıplar verdirdiler.

1784- Çerkeslerin Jane ve Hatukuay kolları Antahir ovasında toplanarak bundan böyle Rus saldırılarına karşı birlikte hareket etmek için antlaşma imzalarlar. Bu antlaşmaya Ferah Ali Paşa da katılır. Antlaşmayı imzalar, ancak antlaşmanın önemli maddelerinden biri olan silah yardımı vaadini yerine getiremez. Çerkesler ve Nogaylar Ruslara karşı birlikte savaşırlar.

1784-Kırım Hanı Şahin Girey’in Ruslardan tamamen ayrıldığını Osmanlı’ya hizmet etmek islediğini açıklaması. Adigeler Kırım Hanı Şahin Girey’in bu açıklamasına inanmayıp onun askerlerini yok etmek için harekete geçerler. Ancak Ferah Ali Paşa bu harekete mani olur.

1788- RUSLARIN ANAPA KALESİNE SALDIRISI.BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANDI. 

1788-1787 de Osmanlı-Rus savaşı başladığında Fidanos adası yakınlarında sayıca daha üstün Osmanlı donanması yenilgiye uğratılırken en öndeki savaş gemisinin komutanı Çerkes Prensi Reded’in soyundan Amiral Wuşakov oldu.

1788-Kutais’li Mehmet Bey’in 25 000 kuruş ve başka hediyeleri Kabardey Pşılarına göndermesi.

1790-Osmanlının Kabarda seferinde bugünkü Çerkessk şehri yakınlarında Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Rus ordusu tarafından
bozguna uğratıldı ve Battal Paşa Rusya’ya iltica etti. Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusuyla çarpışan Rus birliklerinin komutanı olan Geyman, Çerkes ve diğer Kuzey Kafkasyalı çok sayıda savaşçının (10 bin kadar) Osmanlılar safında çarpışmalara katıldığını belirtmektedir. (Vevskaya, Şamanov, 1985, s. 128).

1790- Büyük bir Rus ordusu Kuban’ı geçip Çerkesya topraklarına girdi. Rus birliklerinin başında General  Y.B.Bibikov bulunuyordu. Bibikov Anapa’ya ulaşmayı başardı, ama kaleyi ele geçirmeyi başaramadı. Geri çekilişi sırasında da ağır kayıplar verdi. 

1790- Çerkes kraliyet ailesinden Amiral Wuşakov Karadeniz filosu komutanı olarak, Kerç Boğazı yakınlarındaki Tende adası ve Kaliakra’de deniz filosunu üstün bir şekilde idare ederek, Osmanlı deniz kuvvetlerini yenilgiye uğrattı.

1790- Abdzax bölgesi Adıgeleri ikinci kez başarılı bir ayaklanma yaparak beylerini öldürürler. Hayatlarını kurtarabilenler diğer Adige kabilelerine sığındıkları gibi pek çoğu da Moskova’ya giderek Ruslara sığınırlar. Verk(soylu)’lere de bazı şartlar sunularak, Abdzax bölgesinde yaşamalarına izin verilir ve canları bağışlanır.(Vorlesungen von Prof. Dr. M. Sarkisyanz. SAI- Heidelberg . Trubetykoy, Nikolaj Sergejewitsch Fürst Erinnerungen an einen Aufenthalt bei den Tscherkessen des Kreises Tuapse. In: Caucasica, 1934, 11, S. 1-39)

1791-İmam Mansur Çerkesya’nın başkenti Anapa’da Ruslar tarafından tutsak edildi. Anapa Rusların eline geçti. Şlisselberg kalesine hapsedildi ve orada öldü.

1791- YAŞ ANTLAŞMASI- Çerkesya’nın kuzey sınırı olan Kuban ırmağı Osmanlı ve Rusya arasında sınır olarak kabul edildi.Antlaşmaya göre Osmanlı hükümeti Kırım Hanlığı, Taman’ın, Kuban’ın sağ kıyısının ve Kabarda’nın Rusya’ya ilhakını kabul ediyordu.

1794-Kabardeyler, Rusların ortaya çıkarttığı mahkemelere ilişkin memnuniyetsizlikleri sebebiyle büyük bir isyan başlattılar ve birçok prens Ekaterinoslav’a sürgün edildi.

1794- Anapa Muhafızı Mustafa Paşa’nın Natukhay, Şapsug ve Abdzax isimli Çerkes kabilelerinin beyleriyle Devlet-i Aliyye’ye müttefik olmalarını temin maksadiyle 9 maddelik bir taahhütname imzalandı.(Osmanlı arşivleri-Dosya No:197 Gömlek No:9895)

1795- Polonya işgal edildi ve Çerkes alayı ortadan kaldırıldı. Prens soyları asimile olarak Cherkazki adı ile soylarını devam ettirdiler.

1796- Kalmuk lider Dukdukunba komutasındaki 50 000 kişilik bir Kalmuk ve Kazak askeri gücü, Ruslarla ittifak halinde Doğu Çerkesya’ya saldırdı. Kuban ve Terek nehirleri civarındaki bütün köyleri yakıp yıktılar, Çerkesleri kadın çocuk demeden katlettiler. Ama Çerkesler bu saldırıyı da püskürtmeyi başardılar.

1799- Napolyon -Mısır savaşı. Osmanlı himayesinde ki Çerkes emirleri komutasındaki Çerkes süvarileri ile karşı karşıya gelir. “Piramitler savaşı” denilen savaş başlar. Fransız ilerleyişini durdurmak isteyen Çerkesler piramitlere yakın Embaba bölgesinde süvari saldırısına geçerler, fakat yenilirler. Fransız topçusu, saldıran Çerkes süvarilerini daha yaklaşamadan paramparça etmiştir

1800’ler – Temirgoy prensliği federasyonu kuruldu.Prenslik Xase adı verilen bir meclise sahipti ve Temirgoy, Adamey, Hatukay, Yecerukay ve Hajret (*) Kabardeylerinin bölgelerinden oluşturuldu. Abdzax,Şapsığ bölgesi liderleri de destekliyordu.Nogaysavaşçılar ve Ermeni tüccarlar da bu federatif yapıda yer almaktaydılar.

1801- Rus Çarlığı Gürcistan’ı işgal etti.Koruması altındaki Kartli ve Kakheti krallığını ele geçirdi.

22 Şubat 1802-  Karakuban Adası yakınında Çerkesler Karadeniz’deki teknelerden içinde 400 pud barut bulanan birini yakaladılar. Çarpışma sırasında 2 Rus subay ve 14 Kazak öldürüldü. (Vestnik Vladikavazkoyjeleznoy dorogi.)

30 Mayıs 1802.- Kazaklar bunu Çerkeslerin yanına bırakmadılar. Kazak Atamanı F. Bursak 6000 Kazakla birlikte  Bıcıkopşı’nın dört köyünü bastı, Bıcıkopşı dahil 500 tutsak aldı, ayrıca hayvan sürülerini yağmaladı. (Vestnik Vladikavazkoyjeleznoy dorogi.)

1803- Psıçetıko Irmağı sırtında, Psıçetıko zefes (Psıçetıko Toplantısı) adı altındaki bir halk toplantısında, 1791- 1796 yılları boyunca savaşlardaki Şapsığ kazanımları konusu ele alınıp görüşüldü, değerlendirildi. (Sbornik statey poistorii Adıgei.)

1806-1812- Rus-Osmanlı savaşı yeniden başladı.

1807- Anapa yeniden Rusların eline geçti.

1809- Kazak Atamanı Bursak Şapsığlara saldırdı, 18 köyü yok etti, bin kişi öldürdü, otluk alanları ve buğday tarlalarını ateşe verdi. 

1809- Jankhot Dokhshukin and Atazhuko Atazhukin Kabarda’da yapılan kurultay sonrası prens olarak seçildiler.

1810- Abhaz Prensi Hıristiyanlığı kabul ederek, bir prenslik olarak Rusya’nın gönüllü koruması altına girdi.

12 Ocak 1810- Çerkesler İvanovskaya ve Stebliyevkaya Kazak yerleşimlerini bastılar ve yağmaladılar. Olginsk Kalesin’de kale komutanı Albay Tikhovski ile 146 Kazak’ı öldürdüler. 40 Rus askerini de tutsak aldılar, Çerkesler de 500 kayıp verdiler (-Bu yerleşimler Kuban Irmağı sağ yakasında ve hâlen şimdiki Krasnodar kentinin batısındadır- hcy). (Vestnik Vladikavazkoyjeleznoy dorogi)

1811- Petesburg’a bir delegasyon gönderildi. Delegasyon barış olmasını ve II. Katerina döneminde 1771 yılında Kaberdeylere verilen hakların iadesini talep etti.

1812- Reded soyundan Petre Lopuhin’in oğlu  Pavel Oteçestvenne savaşında kahramanca savaşarak, General-Teğmen rütbesine yükseldi.

1812- Bükreş Antlaşması: Napolyon-Rus savaşı. Ruslar Çerkesya’da ki çoğu birliklerini geri çekti.Osmanlı ile Bükreş antlaşması imzalandı.Batı Çerkesya prenslikleri ile Rus anlaşmaları fesh edildi ve Çerkesya’nın bağımsızlığı bir kez daha tescillenmiş oldu.(Anapa ile birlikte, kuzeyde Kuban Irmağı ağzından başlayıp güneyde Bzıb (Psıb) Irmağına ulaşan Çerkesya kıyılarının denetimi Osmanlı müttefiki Çerkeslerde kaldı.)

1812-7 eylül- Çerkes savaşçı Boletıko Kaybıy (Болэтыкъо Къэйбый)Borodino Ovasında yapılan savaşta bir atlı grubunu yanına aldı grubu Fransız toplarının üzerine vardı; topçuları dağıttılar ve topları bir bir ele geçirmeye başladılar.

1812-Boletıko Kaybıy’a tuğgeneral rütbesi (генерал-майорыцIэр) ve 4. dereceden – Hıristiyan- Aziz Georgi nişanı verildi

1812- Şapsığ soylularından (werq) Dolet- Cerıye (Devletkeri) (3) oğlu Meğureko PşıkuyTürklerle Fransızlar arasında yapılan dört savaşa da katılmıştı. 1812 yılında Fransızlara karşı büyük bir yiğitlik gösterdi, savaş tarihine adını yazdırmayı başardı.

1813- Abdzax liderler Boletoko’ya destek için Türklere Rusların hareketlerinden rahatsız olduklarını bildiren bir heyet gönderdiler.

1814 Mart- Rus generali Kuban Irmağını geçerek Prens Misost Bolotoko’ya desteğini gösterdi.

1814- Chemguy(Temirgoy) Federasyonu iki parçaya ayrıldı.Biri Ruslarla savaşı savunan Prens Janbulat Boletoko  tarafından diğeri ise Ruslar ile iyi geçinen büyük prens Misost Boletoko tarafından yönetilmeye başlandı.(1)

1815-Ruslar Osmanlı ile olabilecek yeni bir zıtlaşmadan çekinerek Misost Bolotoko’yu yalnız bıraktılar

1818- Çeçen başkenti Grozniy işgal edildi.

1820- Çerkesya’da “Çerkes(Adige) Aslanı” namıyla ünlenen Hacı Guzbeg (Kuzbech Tughuzique)’in Hac dönüşü Kahire’yi ziyareti.

1823- General Yermolov,  Rus yönetiminde kabul edilen Kabardeydeki başkaldırıları bastırdı.Rus Çarlığı tarafından Çerkes köylerine saldırılar düzenlemeye başlandı ve 25 bin ailelik Rus kolonisi buralara yerleştirildi.Kabarda büyük oranda işgal edildi.

1823 Nisan- Prens Boloteko ve Skhum emrindeki 300 Çerkes süvarisi Rus askeri sathına saldırdı.(2)

1823 Mayıs- Çerkes süvarileri 320 rehine alarak Kruglolesskoe’daki büyük bir Rus kalesini yaktı.

1823, 8 Ağustos- 30 prens Boloteko Janbulat’ın Belaya Nehri ardındaki köyünde toplandı.(3)

1823,Eylül- Janbulat önderliğinde 800 süvari Rus topraklarına yöneldi(4)

1823,Ekim- Kazak alayı, Barsuk Nehri yakınlarındaki Sabl köyünde, Çerkeslerle karşılaştı. Janbulat’ın ordusu Kazakların tamamını yok etti.

1824-Nisan- Fransa kralının temsilcisi olarak Tiflis’te bulunan Chevalier Gamba’nın ricasıyla, daha önce, 12 yıl boyunca  Napolyon Bonapart’ın yakın  korumalığını yapan Adıge Memlûku Hozat Ali (doğ. 1778)  Rusya’nın Kuban yöresi yöneticilerince yaman bir savaşçı ve bir kahraman olarak ilan edildi.

1825- Adıgey’in şimdiki Tulski beldesinin bulunduğu yerde bir Rus askeri kalesi kuruldu. (Кубанский сборник, т. 17 (Kuban Koleksiyonu, s. 17)

1825, Temmuz- Maykop’a uzakça olmayan Mıyeko Irmağı kıyısında Pşı F. A. Bekoviç- Çerkasskiy (*) komutasındaki Rus Khersonskiy Alayı ile Abdzaxlar çarpıştılar. (Kabardey beyi, daha sonra general olacak ve 1828- 29 Osmanlı- Rus Savaşı’nda üstü General Paskeviç tarafından  Erzurum’a askeri vali olarak atanacaktır.)

1825,18 ağustos- General Veliaminov Abdzax Çerkes direnişçisi Hajı Tlam ın ikametini yaktı.Ruslar geri çekilmeye vakit bulamadan Çerkeslerden cevaben gelen saldırı karşısında kaçmışlardır.(5)

1826,Ocak – Janbulat Marevskoye kalesini yakar.

1826- Akkerman ticaret antlaşması – Rusya Karadeniz’de gemi bulundurmak hakkını elde etti.

1827- Temirgoy Federasyonun’un büyük prensi Missost Bolotoko öldü ve Janbulat Bolotoko bu unvanı aldı

1827- General A.R.Yermolov(1777-1861) görevinden ayrıldı.

1827,Aralık- 40 refakatçileri ile iki İranlı prens (pşı) Kuban yöresi Çerkesya topraklarına geldiler, Adıgeleri Rusya’ya karşı durmaları konusunda teşvik ettiler. Кубанский сборник (Kuban Derlemeleri)

1828- 28 Nisan- İran’la olan savaşı bittikten sonra Rusya Osmanlı ile tekrar savaşa girdi.

1828 -Çerkes beyi Pecıde (Begidov) Adılcerıye (David Grigoryeviç), Rus ordusunda dağıtılmış 3 atlı alayın birleştirilmesiyle oluşturulan bir birliğin komutanı olarak Tuğgeneral rütbesi ile Osmanlıya karşı savaştı.Ardından Moldova ve Eflak’da 5 alaydan oluşan ordunun komutanı yapıldı.

1828, Mayıs- Çerkes prensleri Urup Nehri kıyısında Janbulat başkanlığında bir araya geldiler.

1828,Mayıs- Kuban bölgesi komutanı General Emmanuel, Çerkesya’nın içlerine doğru kat ederek  Janbulat’ın kuzeni Heaolei Bolotoko’nun köyüne saldırdı fakat gece Çerkesler tarafından kuşatıldığı için geri çekilmek zorunda kaldı.

1828,4 Haziran-  Janbulat Bolotoko 5 Çerkes prensliği ve Türklerden oluşan 2000 süvariyle Rusya’ya olan seferlerine başladı

1828,6 Haziran- Janbulat Kuban bölgesindeki en büyük alaylardan biri olan, Khopyor Kazak alayına saldırdı. Ruslar paniğe kapılıp kaleye çekildi.

1828-Haziran- Rusların Kafkasya komutanı Earl Paskevich, İran’la olan savaştan dönerken, Gürcistan yolunu keserek Kabardey’in izole edilmesi emrini verdi. Kırkıncı Eğer taburu Kabardey’den Janbulata doğru ilerlemeye başladı.

1828-Haziran- Janbulat Khopyor alayının önündeki Podkumok Nehri’ni geçer ve izini kaybettirir. Volga Nehri civarındaki korumasız Rus köylerine doğru hareket etti. Sabahına Ulan emirlerinin ve Belgorodsky alayının yönetim merkezi olan Nezlobnaya kalesini yaktı.

1828-Haziran- Çerkes ordusu , Mariskaya kalesine uzak yüksek bir tepede tekrar konuşlandı. Rus ordusu gruplar oluşturmaya ve iki ana hat oluşturmaya başladı fakat çok dağıldı. Jembulat Rusların zayıf noktalarını keşfetti ve Volzhskiy alayının sol cenahına tüm gücüyle saldırdı. Donskoy alayı aceleyle oraya yetişmeye çalıştı fakat çok geçti. Sol cenah çoktan geri çekilmişti. Çerkes güçleri yaklaşan Rus güçlerini pala ve mızraklarıyla karşıladılar.Paniğe kapılan çoğu subay ve komutan geri çekilirken katledildi.

1828-Haziran- Sultan Aslan Giray, Aslan Roslanbek, Abdzax soylusu Jankhot Aşe isimli 3 prens öldürüldü ve Hajı Mirzabek Hamurzin ağır yaralandı.

1828-9 Haziran- Janbulat Baksan Vadisi’ne doğru ilerledi.

1828- Bjeduğ köylüleri kendilerine baskı uygulayan PşıHacemıko ile Pşı Axecego’ya (Akhecego) karşı baş kaldırdılar, ama başarılı olamadılar. П. Аутлев. Апэрэ Бжъэдыгъу пщы-оркъ зау (P. Avtlev. İlkBjeduğ Pşı- Verk Savaşı)

1829- Osmanlı-Rus savaşı Osmanlının yenilgisi ile sona erdi. Edirne  antlaşmasıimzalandı.Adige Beylikleri Rus İmparatorluğu’na bağlı sayıldılar.Osmanlılar Çerkesya’nın kıyı, yani Kuban ve Bzıb ırmakları arasında bulunan kıyı kesiminin denetimini Ruslara devrettiler. Ruslar bunu, tüm Çerkesya’nın uluslararası hukuka göre kendilerine bırakılmış olduğunu ilan ettiler. Çerkesler ise, Osmanlı yönetimine bağlı olmadıklarını, örneğin vergi vermediklerini, sadece müttefik olduklarını öne sürerek,1829 Edirne Antlaşması hükümlerini tanımadılar(6) Ruslar  işgal için sadece Kuzey Kafkasya’da 280.000 kişilik bir orduya sahipti

1832- Çerkesler, 12 topu bulunan bir Rus savaş gemisine saldırdılar.

1830- Bell, James Stanislau,  Lord Palmerston’un Çerkesya dağlılarına gönderdiği politik ajan. Görevi Çerkeslerin savaşa devam etmelerini sağlamaktı ve başarılı da olur. Takma adı Yakup Bey’dir.

1834- Çerkes Aslanı Hacı Khızbeç  komutasındaki Çerkes ordusu Abın Irmağı boyunda 700 Çerkes atlısı ile, 12.000 kişilik ve silah,top bakımından donanımlı Rus,Kazak ordusunu yendi.

1834,Mayıs- Çerkeslerin Bombory’e(Gürcistan) yakınlarına gerçekleştirdikleri başarılı deniz çıkarma harekatı, Rus komutanlığını şaşkına çevirdi.

1836,26 Ekim- Çarlık savaş gemisi Nartsiss, Soçi Nehri ağzı yakınlarında,  7 Çerkes kadırgası tarafından saldırıya uğradı. Sonrasında Rus kaptan Varnitskiy raporunda, Çerkesler’in organize şekilde savaştıklarını, saldırı sırasında Çerkes komuta gemisinin, uzun yelken direği ile diğer kadırgalara yerini gösterdiğini, şiddetli çarpışma sonucunda Rusların kaçtığını bildirdi.

1836- Janbulat Boletoko bir suikaste uğrayarak şehit edildi.(Eurasia Daily Monitor Volume: 8 Issue: 206)

1838- Ruslar Çerkeslerle çarpışarak, Soçi ve Tuapse ırmakları ağızlarını ele geçirip kıyı boyunca kale ve karakollar kurmaya başladılar. 4 Çerkes kadırgası ile Rus yelkenlisi Glubokiy arasında şiddetli bir çarpışma yaşandı.

1839/36?-ANAPA-Afepsip Bölgesinde Ubın nehri kenarında Havdıko Mansur (Kral Mansur) Başkanlığında büyük Çerkes Kurultayı toplandı. Çerkesya Bayrağı resmi bayrak olarak kabul edilerek karara bağlandı ve Anapa tekrar Çerkesya’nın Başkenti ilan edildi.

1840- BÜYÜK ÇERKES SALDIRISI VE BAHAR ZAFERİ-ABIN KALESİNİN HAVDIKO MANSUR(1766- 1846) KOMUTASINDAKİ ÇERKESLER TARAFINDAN RUSLARDAN GERİ ALINMASI. 24 Şubat- Çerkes Aslanı Hacı Khızbeç hayatını kaybetti.

1840-Kıyı boyundaki bir çok Rus istihkamlarını yerle bir eden Ubıh lider Degumuko Hacı Berzec kılıcını General Heimann’a vererek teslim oldu.

1840-Çerkesler Karadeniz kıyı hattı ile ülke içinden geçen Gelencik Hattı’na saldırarak bu hatları yıktılar ve kalelerin çoğundan (Şapsığ kıyısındaki kalelerden) Rusları atmayı başardılar.

Mart 1842- Ruslar, düzlüklerde bulunan köylere karşı saldırıya geçtiler. Bunun üzerine dağlarda yaşayan Abzehler,Şapsığlar, Wubıhlar, Hatukaylar, Yecerukaylar, Cemguylar, Besleneyler düzlüklerde Rus saldırılarına maruz kalan Adıgelere yardım için dağlardan indiler. Ferz nehri önünde ünlü zalim Rus komutan Zaas’ın ordusu ağır kayıp vererek geri çekildi.

Ekim 1842– 8000 Gürcü ve Mengrel süvarisi ile 10-12.000 Rus askerindan oluşan ordu Scotcha kalesine 8 mil uzakta olan Hamish gecidinde 5.000 kişiden oluşan Çerkes süvarilerinin saldırısına uğradılar. Rus ordusu 3500 kayıp verdi ve birçoğu sahilde onları bekleyen gemilere kaçtılar. Bir kısmı da Scotcha kalesine çekilerek savunmaya geçtiler. 400-500 kadarı da atları ve techizatları ile birlikte tutsak edildi.( Osmanlı devri, İstanbul ve İngiliz Gazeteleri.bknz.Belgeler)

1842-İmam Şamil’in ilk kez naibi Hacı Muhammed’i Abdzax bölgesi Çerkeslerine göndermesi. Abdzax Adıgeleri bu çağrıya destek verdiler. Adıge Beylerinden Daur Hashmaxuo İmam Şamil‘in Naibi Muhammed Emin‘in çağrısına cevap verdi ve 1849 yılında Laba bölgesine geçti.(M.A.DAUROV “Khabez. Aile Ansiklopedisi “, 2004)- bugün Karaçay-Cherkess ülkesi sınırlarında ki Çerkesler içinde Abdzaxlar, Besleneyler, Kabardeyler v.b. Adıge boylarının bir arada olmasının nedeni büyük oranda bundandır.

1843-44- Besleney prensliği Şamil’in Naibi Muhammet Halşi ile birlik olup savaşmaya devam ettiler. Yurtlarını terk ederek Labe ardına göç ettiler. Bir yıl sonra beyleri Kanoko  Ayteç vefat edince yeniden alıştıkları yurtlarına geri döndüler.

1845- Besleney Prensi Kanoko Ayteç 1845 yılında Kazak saldırısında şehit oldu.

1846- Çerkeslerin Kral olarak adlandırdıkları ünlü komutan Havdıko Mansur (İmam Mansur) hayatını kaybettti.

1846- İmam Şamil Çerkeslerle birleşmek için Kabardey bölgesine yürüdü, ama o dönemler Rus işbirlikçisi olan Kabardey beylerinin destek vermemeleri üzerine birleşme girişimi başarısızlığa uğradı.

1851- Nalçik’te ilk Çerkes okulu açıldı.

1853- Çerkeslerin silah devrimi yaptığı bir eserde gün yüzüne çıktı.”Yivli mekanizmalı kendi tüfeklerini yapmaya başladılar.İngiliz Ordusunda o yıllarda 40.000′in üzerinde misket tüfeği bu şekilde geliştirilmiş ve buna uygun olarak üretilir olmuştu.”(By captain L. E. NOLAN  (Lewis Edward)(1818-1854)–GENERAL CHARLES SHAW‘ın eserlerine dayanılarak)

1853-56- Kırım Savaşı. Çerkesler, Müttefik Avrupalı devletlerin baskısı nedeniyle Rusların elinde bulunan kıyı kalelerini, bu arada Navaginsk (şimdi Soçi), Novorossiysk ve Anapa kaleleri ile Taman Yarımadası’nın bir bölümünü geri aldılar

1854- Pşı Kanoko Adilgeri ,  dönemin Osmanlı Padişahı ile çeşitli yazışmalardan sonra beraberindeki  akraba ve bir grup seçilmiş tam teçhizatlı Besleney Şovelye ile birlikte İstanbul’a geldi.

1856- Paris anlaşması: Antlaşmaya göre, Karadeniz’in doğu kıyılarının (- Çerkesya-)Rusya’ya ait olduğu kayıt altına alındı.

1856-Temmuz; Rus birlikleri Anapa’ya yaklaştıklarında, Çerkes beyi Zaneko Seferbey, Anapa’dan ayrılıp  daha güneydeki Novorossiysk’e çekildi, ardından Natuhay ve Şapsığlara, Osmanlı Padişah’ına bağlılık  (фэшъыпкъэн) yemini ettirdi.“Tsuvıç Anjel (Цуук1 Анжел),Adıge tarihçi, Adıge Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi, Maykop”

1857 -Ocak- Tuapse Irmağı boyunda Seferbiy’in oğlu Karabatır ile Muhammed Emin arasında bir çarpışma yaşandı. Karabatır üstün geldi. “Tsuvıç Anjel (Цуук1 Анжел),Adıge tarihçi, Adıge Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi, Maykop”

1857-ABIN’DA TOPLANAN BÜYÜK ÇERKES KURULTAYINDA 60 ÇERKES BÜYÜĞÜ TARAFINDAN RUSLARA KARŞI SAVAŞA DEVAM KARARI ALINDI.

19.yy- Khelewıbat savaş yerine barışı öneren komutan. Osmanlı ve İngilizlerin kendi çıkarları için Adığeleri Çarlara karşı savaş için kışkırttıklarını, yalan söylediklerini ve yardım da etmeyeceklerini halk meclisinde açıkça söyleyerek uyaran ileri görüşlü büyüğümüz. Kale yıkan unvanını hakkıyla halkından almıştır.

1858,Haziran- Bletz, Mr. İstanbul/Pera’da yaşayan İngiltere elçiliğine mensup bir diplomat. Çarlık Rusya’sı askerlerinin geçerli sözleşmeleri ihlal ederek Çerkesya’ya yaptıkları saldırıyı Times gazetesinde yayınlayıp, kamuoyunun dikkatini çeker ve bu tür olayların tekrarlanmasını azda olsa önler.

1859- iMAM ŞAMİL GUNİB’DE RUSLARA TESLİM OLDU. Aralık 1859’da Zaneko Seferbey öldü, bir yıl sonra Natuhay Çerkesleri Rusya’ya boyun eğdiler.

1860- KABARDANIN İŞGALİ VE NÜFUSUNUN 1/8 İNİN OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRGÜN EDİLMESİ.

1861- BATI ÇERKESYA VE KABARDA-BESLENEY TOPRAKLARI ÇERKESYA ADI İLE BAĞIMSIZLIĞINI TEKRAR İLAN ETTİ,MİLLİ MECLİS KURULARAK SOÇİ BAŞKENT İLAN EDİLDİ.1862-Çerkeslerin üç önemli kişisinin (л1ышъхьэ)- Hasan Efendi, Hacı İsmahil Efendi ve Hacı Mıhamod’un da  (Хьаджэ Мыхьамод) yer aldığı bir Adıge grubu İstanbul’a gitti

1861,18 Eylül- Çar II.Aleksandr büyük bir törenle Çerkes ileri gelenleri ile görüşmek için bizzat Taman’a gitti ve Çerkeslerin teslim olmalarını isteyerek barışçı teklifler sundu.Çerkesler çoğunluk olarak bu teklifleri kabul etmediler ve savaşa devam kararı aldılar.

1862-Ağustos- Dağlıların üç önemli kişisinin (л1ышъхьэ)- Hasan Efendi, Hacı İsmahil Efendi ve Hacı Mıhamod’un da  (Хьаджэ Мыхьамод) yer aldığı bir Adıge grubu İstanbul’a gitti.

1862- Çerkesya Bağımsızlık Meclisi binası kıyıdan gizli bir çıkarma yapan bir Rus komando birliği tarafından yıkıldı. Başkent Soçi ele geçirildi ve yakıldı.

1683, 26 Ekim- Şapsığlar ateşkes istemek zorunda bırakıldılar.

21 Şubat 1864- Rus Daho Birliği  General Kont Yevdokimov’un komutasında harekete geçti ve Kafkas Dağları üzerinde bulunan geçidi buldu ve geçti, 23 Şubat’da kıyıya, Tuapse ırmağı ağzına vardı ve eski Velyaminov (Tuapse) kalesi ele geçirildi. (St. Petersbourg Gazetesi Kafkasya Bülteni, 19 Mayıs 1864)

1864. Mart- “L’Invalide Russe” dergisinin 78 ve 90′ncı sayılarında, Tümgeneral Heymann’ın komutasındaki bir birliğin Wubıhları bozguna uğrattığı ve bu topluluğa yıldırıcı bir darbe indirdiği bildirilmektedir

1864,MART- ŞUBEŞKH NEHRİNDE 100’Ü AŞKIN ÇERKES SAVAŞÇISI KANLI BİR ÇARPIŞMAYA GİRERLER. HAYATTA KALANLAR TESLİM OLUR VE ÖLDÜRÜLÜRLER.

1864-MAYIS- Ruslar Kafkas Savaşı’nın kendi zaferleriyle sona erdiğini Mzımta Irmağı yukarısındaki Çerkesce ismi ile Atkuace Yaylasında (şimdiki Krasnaya Polyana; Abhazca Kbaada) bir dini ayin ve askeri tören düzenleyerek ilân ettiler.

1864, HAZİRAN- OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRÜLEN ÇERKESLERİN SAYISI 400.000’E ULAŞIR.

1865,Haziran- Dağlı Hakuç Çerkesleri teslim olmayarak direnişe devam ettiler.Ruslar kıyıdaki Aşe, Psezuape, Tuapse, Soçi ve Mzımta Irmakları havzalarını koruma altına almak ve Hak’uçlara boyun eğdirmek için Hak’uç Hattını kurdular.

1865,Ekim- kapsamlı bir askeri harekât yürüten Ruslar Hak’uçları yok ettiler. Ancak Hak’uç direnişi yer yer 1870’li yıllara, direnişçiler ölene ya da anlaşmalar yapılana dek sürdü.

1877, 1 Aralık- Plevne Savaşında Osmanlı ordusundaki gönüllü Çerkes süvarileri adıyla bir haber yapılmış ve başarıları anlatılmıştır.- Harper’s Weekly gazetesi.

1878, 11 Mayıs- Osmanlı topraklarındaki Çerkes göçmenleri beyleri aracılığı ile İngiltere parlamentosuna yazı yazdılar ve Ruslara karşı İngilizlerle beraber savaşmaya hazır olduklarını bildirdiler.(Osmanlı arşivleri)

19.y.y. sonları- Rus deniz savaş filosu için imal edilen ilk geminin adı “Reded –Kasogya Prensi” olarak konuldu.(Adığe Makh 26.09.2007-Meşbeş’e İshak’ın “REDED” isimli tarihi romanından bölümler)

*- Çerkesya Kronolojisi-1- Dr.Yedic Batıray Özbek 

**- Nekrasov Kazakları, Rusya’ya başkaldıran, yenilgi üzerine Osmanlı Devleti’ne sığınan Kazaklardır.

(1)Ama her iki prens de Temirgoy’u bir iç savaştan uzak tutmuş ve kişisel çekişmelerden kaçınmıştır.

(2)Savaş o kadar şiddetliydi ki Prens Skhum yanağından ,iki yanından birer mızrak ve omurga civarından bir mermi ile yaralanmıştı. Ruslar geri çekilerek Çerkeslere 19 adet de tutsak bırakmışlardı

(3)Kabardey’den işgaller sonucu batıya kaçan Çerkeslerin “otonktonluğu” Çerkes Direnişi’nin yeni ideolojisi olarak deklere edildi. Rus topraklarına saldırmak ve Kabardeyleri kurtarmak üzere karar kılındı

(4) Müfrezenin yarısını 18 yaşındaki Kabardey Prensi İsmail Kasey’in emrindeki Hajretler oluşturmaktaydı.Ruslar kumandanları Pobednov ve Isaev adlarındaki albayları Jembulat Bolotoko’yla savaştan kaçtıkları gerekçesiyle cezalandırmış ve bu subayların rütbelerini düşürmüştür.

(5) Rus belgelerinde bu olayla ilgili, Abadzekh savaşçılarıyla kamalar kullanılarak göğüs göğüse geçen çok kanlı bir muharebe denilmektedir

(6) Edirne antlaşmasının 7.Maddesi:  Osmanlı Devleti Çerkesya’nın Kuban Irmağı ile Bzıb Irmağı arasındaki Karadeniz kıyı kontrolunu Rusya’ya devretti .Çerkesya’daki Anapa ve Sucuk-Kale(şimdiki Novorossiysk) Limanlar/Kaleler dışında, Poti Limanı,Ahıska ve Ahılkelek de Rusya’ya bırakıldı. 

-Rus deniz subayı N.N. Sushev’e göre, “bir ticari gemiyi ele geçirmek için yapılan saldırı sırasında, Çerkesler ilk önce, üst güverteden yivli tüfekleriyle ateş açarlar, ardından kamalarıyla borda ederler, birkaç dakika içinde de herşey bitmiş olurdu.” Dubua de Monpere bu konuda şöyle aktarmıştır. “Eski çağlardan beri deniz soygunculuğuyla ünlü olan Mamay körfezi, Çerkesler için  merkezi bir üs konumundaydı.”

KAYNAKÇA:

-Compiled by WH Kazharov, JH Mekulov, Of Adyghe (Circassian) encyclopedia – Çeviri= Soner DAUR

-Nogmov, Sh.B. Istoriya Adyheiskogo Naroda. Ed. T. Kumykov (Nal’chik, 1994), p. 45.

-Akty Kavkazskoi Archeograficheskoi Komissii (AKAK). Ed. A. Berge (Tiflis, 1873), v 5, p. 857.

-James Stanislaus, Journal of Residence in Circassia during the Years 1837, 1838 and 1839, London: Edward Moxon, 1840 (2 vols).

-Jaimoukha, Amjad, The Circassians: A Handbook, London and New York: Routledge; New York: Palgrave, 2001.

-Khan-Girey, Sultan, Zapiski o Cherkesii [Studies on the Circassians], St Petersburg, 1836; reprinted: Nalchik: Elbrus Book Press, 1978.

-Longworth, John Augustus, A Year among the Circassians, London: Henry Colburn, 1840 (2 vols).

-Nogmov, Sh. B., Istoriya adikheiskogo [adigeiskogo] naroda [History of the Circassian Nation], Tiflis (Tbilisi)

-Adığe Makh 26.09.2007-Meşbeş’e İshak’ın “REDED” isimli tarihi romanından bölümler.

 

Araştırma-Derleme-Çeviri : S.DAUR

Adıgeler’in efsane ve masallarında çok sık olarak Mıdovey’de “kuşhaçıb Abaza” bilgilerine rastlanmaktadır. Adıge dilinde “kuşhaçıp Abaza", “dağın diğer tarafında yaşayan Abazalar” demektir.
Kabardey’de Mıdovey’li olarak sadece Bzıp nehri kenarında oturanlar adlandırılmamaktadır, Kafkasya’da yaşayan genelde tüm Abazalardan bahsedilmektedir. Eski masal ve efsanelerde her zaman Abaza halkının Adıge halkına yakınlığı konu edilmekte ve Adıgelerin zor zamanlarında her zaman yardıma gelen, her zaman kardeş gibi Adıgeler ile birlikte olan halk olarakbahsedilmektedir. Bunun haricinde efsanelerde ayrıca Adıge ve Abazaların birlikte, omuz omuza saldırganlara karşı koydukları belirtilmektedir. Sözkonusu kahramanlar tarihi gerçektirler. XIX yüzyılda yayınlanan “Adıge Halkının Tarihi” adlı çalışmasında ünlü Kabardey tarihçisi ve filoloğu Şora Nogmov, Adıge prensleri Aşe ve Şaşe’den (Adıge prenslerinin önderi İnal’ın silah arkadaşları) bahsetmektedir. Bu efsanede de onlardan bahsedilmektedir. Efsaneyi Musa Mahov'dan aldığım bilgilere göre yazdım. Kendisi bana, “dağın diğer tarafında yaşayan Abazalar”da Aşe soyunun Açba ve Şaşe soyunun Çaçba olarak bilindiğini belirtmiştir. Bu soylar tarihte çok iyi bilinirler. Gürcülerde bunlar Şervaşidze ve Ançabadze olarak bilinmektedir.

Abıydoko Aues

******
İnal ve prensesi

Çerkes toprakları Frenk istilasına uğradığında ki bunlar aynı za­manda Acenauaz (Cenevizli) olarak bilinmekteymiş. Dağ geçitlerinde ulaşıla­mayan kayaların tepelerinde ve onlara uygun her yerde, güçlü kaleler inşa etmişlerdir. Buradan Adıgelere saldırırlar, insanları esir alırlar, esirlere hakaret ederler, hayvanlarını kaçırırlarmış, kısaca tam bir talan yaşanırmış. Sabrı tükenen Adıgeler cevap verirlermiş, fakat düş­manların bulunduğu güçlü kaleleri önünde hiç bir şey yapamazlarmış. Ve işte bu zaman Çaha’dan (Çah - Kubanın alt akıntısında, Karadeniz yakınlarında yaşayan Adıgelerin yeri ) bir prens ortaya çıkmıştır; Büyük İnal. Annesi “dağın diğer tarafında yaşayan Abazlar”danmış, babası ise Aşe soyundanmış.

İnal işlerinde bilge, savaşlarda ise korkusuzmuş. O Adıge milletini birleştirmiş, milletinin, Adıge ve Abaza birliğini kurmuş. İnal’ın üç oğlu varmış: Çarmıgu, Beslan, Janıyy. İnal, ikinci kez Şaşe soyundan olan Abaza prensesi ile evlenmiş.

Tatarlar ile yaptığı savaşlarda, Tatarlar'ı Don ve Volga’ya (İndıyla ve Tıyna) kadar kovaladığında, kendisine Şaşe ve Aşe prensleri yardım etmişler. İnal, Adıge çoğunluğu ile dağ yamaçlarından Frenkler’ı kov­maya kalktığında, güneyden kendisine Aşe ve Şaşe’nin önderlik ettiği birlikler yardıma gelmiş. Adıge ve Abazaların birleşmesi ile oluşan ordu coşku ile savaşmıştır, fakat atlılar ile surların alınması çok zor olmuş, İnal'ın ordusunu ve Abaza silah arkadaşlarının özverili savaşını izleyerek, Frenkler kaleden çıkma cesaretinde bulunamamışlar, fakat bunlar çaldıkları sayesinde kendilerini doyuracak erzak stokları yeter­iymiş. Eninde sonunda, İnal’ın bitmek bilmeyen harekatları sayesinde, Adıgeler Kuzey Kafkasya’da bir kale haricinde tüm kaleleri almışlar. Kalan Frenkler, Psıjda (Kuban) toplanarak, birleşme kararı almış ve savaşa devam etmişlerdir. İnal ordusu ile Teberda’nın Kuban’a döküldüğü yerlerde yerleşmiş. Gündüzleri kalelere akın eder, akşam ise, o zamanların geleneklerine göre, Frenk çarını misafir eder ve birlikte yemek yerlermiş. Bir kere, İnal yiyecek ve içecekler ile donatılmış masada otururken, otağa İnal’ın eşi, Prenses Şaşe gelmiş. Onun güzelliği önünde Frenk esir olmuştur. Frenk neye mal olursa olsun bu hanıma sahip olmaya karar vermiş. Kendisi İnal'dan zorla hiçbirşey alamayacağını bilirmiş, fakat aynı zamanda Adıgelerin gelenklerine göre misafire, hiçbir şeye hayır denmediğini de bilmekteymiş. Frenk ev sahibine seslenmiş:

-İnal, senden bir şey rica etmek istiyorum...

-Dinliyorum, ricanı yerine getireceğim, diye cevap vermiş İnal.

-Bana eşini ver, karşılığında ise tüm isteklerini yerine getireceğim, diye küstahça sormuş kötü niyetli misafir.

Prens çok sinirlenmiş renkten renke girmiş. Prenses olmasa, Frenk’in kafası omuzlarından gidebilirmiş.

İnal, başörtüsünü indirerek umutsuz bir şekilde seslenmiş eşine. Erkek hakarete uğrasa bile “başı açık olan kadın önünde kılıcını çıkarmaz”, Adıgelerın kutsal yasağını ihlal etmeye hakkı yokmuş Frenk’in. Prenses’in yüzü dolunay gibi parlar, koyu saçları ise ökçelerine kadar inermiş. Herkes güzelliğinden büyülenirmiş. Kısa bir zaman kımıldamadan kalmış ve sonra düşman misafirinin anlamadığı Abaza dilinde konuşmaya başlamış:

İnal, beni ver, fakat karşılığımda düşmanlar Adıge topraklarını terk etsinler. Sen de burada uzun zaman kalmamalısın, ordu ile Abazaya’ya gidip, güzel ülkelerinden istilacıları kovarak kardeşlerime yardım etmelisin. Bunu olduğu kadarı ile çok acele yapmalısın, aksi halde onlar Abazaya’yı ve Abazaları yok edeceklerdir. Biliyorsun Abaza ve Adıgeler kardeş. Sana başka eş bulunur, fakat vatanını kaybettiğinde, geri atamayabilirsin, vatanı korumak gerekir.

Evet, o zamanlar Abazaların çok düşmanı vardı. Bunlar sık sık deniz tarafından gelirdi ve amaçları bu güzel toprakları ve zenginlik­lerini almaktır.

İnal, eşinin sözleri üzerine iyice düşünmüş ve ondan sonra Aşe ve Şaşe prenslerine, “Zor zamanlarımda sizler bana yardım ettiniz, ben de sizinle olmaya hazırım ve eşimin söylediklerini kabul ediyorum” demiştir.

Abazalar, İnal’ın sözünde durmasından ve büyüklüğü önünde memnun olmuşlardır. Başlangıçta onlar İnal’ın böyle bir adım atmasına razı olmamışlar, fakat vatanlarının kaderi prensesin elinde olduğundan kabul etmişlerdir. İnal bütün bunları anladığında, Adıge dilinde cevap vermiştir: “Sana eşimi veriyorum, fakat karşılığında Adıge topraklarını bırakmak zorundasın.” Frenk düşündükten sonra cevap vermiş: “Pekala, biz çekiliriz, ama anlaşalım, topraklarınızı terkedene kadar bizlere hücum etmeyin.”

Anlaşmışlar. Her iki taraf, anlaşmayı ihlal etmeyeceklerine dair yemin etmişler. Frenkler, aşık çarlarının emrine uymak zorunda kalmış. Adıgelerın topraklarını terletmişler ve Psıj’ınsağ kıyısına yönelmişler. Bu toprakların Adıgelere ait olmadığı kabul edilmiş. Bu andan itibaren, Adıgelerın yeminleri Frenkleri korumaz duruma gelmiş. İnal, Psıj’dan geçmelerini beklemiş. Aşe ve İnal’ın oğlu Beslan ordu ile anında onları takibe geçmişler. Aynı gece, onlara yetişerek, tamamen yok etmişler ve İnal’ın eşini geri almışlar. İnal onları beklemeden ordusu ile dağları aşarak Abhazya'ya inmiş. Burada kendisini Gürcü ordusu karşılamış. Fakat daha ilk çatışmada İnal bunları bozguna uğratmış. Abazaların ülkesini İnal’ın kayın pederi yönetirmiş. Gürcüler, Adıge ve Abazaların birleşmiş gücüne karşı hiçbirşey yapma şansına sahip olmadıklarını gördüklerinde, kurnazlık ve sinsiliğe başvurmuşlar. İnal, Aşe ve Şaşe diğer istilacılara karşı savaşırken, düşmanları barış görüşmelerinin yapılması için heyet göndermişler. İnal şartlı olarakkabul etmiş: İstilacılar almış oldukları tüm toprakları geri verecek, aynı zamanda tüm zararları tazmin edeceklerdir. Düşmanlar şartı kabul etmişler. Bununla ilgili olarak büyük kutlama düzenlenmiş. Burada da Gürcüler, İnal’a zehirli içki kadehini veren bir hain bulmuşlar. Düşmanların istediği yerine gelmiştir: Ulu kahraman İnal ölmüş. İnal, ölümünden önce Adıge topraklarının idaresini oğulları arasında paylaştırmış. Janıy’a Jane diye adlandırılan toprakları, Çemrug’a Çemrug topraklarını, Beslan’a Beslan topraklarını ver­miş. İnal'ın Abaza hanımından olan oğlu ve Şaşe’nın kuzeni Kabard’a kalan topraklar Kabardey olarak adlandırılmaya başlanmış. İnal’ın cenazesi Abhazya’da gömülmüş. Mezarı kutsal bir yer olmuş. Kabard’ı Abazaya’da eğitmişler. Kabardey’e yetişkin olarak dönmüş. Abaza dilini mükemmel derecede bilir, annesi gibi güzel, babası gibi cesurmuş. Kabard, tüm Adıgelerin arasında en büyük üne sahipmiş. Ve gösterdiği tüm çabalara rağmen, maalesef tüm Adıgeleri birleştirememiş.

Bu hikaye burada bitiyor. Sizlere İnal’ı ve bilgeliği ile Adıge ve Abaza topraklarını düşmanlardan kurtaran güzel eşini anlatmak istedim. İnal’ın oğulları -Kabard haricinde-, konuşulmaya ve türkü yazmaya değmez, çünkü Adıgelerin bütünlüğünü ve Abazalar ile birliğini parçalamışlardır.

Musa Mahov’un sözleri ile yazıya alan

Abıydoko Aues.

(Abaza araştırmacı Aslan Guajba ’nın özel arşivinden)

Çerkes Dünyası Yaz 1998 Sayı: 2 (Uluslararası Çerkes Birliği Dergisi)

Kaynak: Jineps Gazetesi

Vubıh ülkesi (Abazaca Tuakhı), Dağlılar’ın anlattıklarına göre her zaman kutsal bir toprak sayılmıştır ve Batı Kafkasya’nın tamamında Vubıhlar, Çarlık rejiminin işgalci politikalrına karşı örgütlü direnişin öncüleri ve esin vericileri olarak tanınmışlardır. Ne yazık ki ülkemizin geniş okur kitlesi Vubıhlar hakkındaki bilgilerden yoksundur ve Vubıhlar Kafkasya savaşına katkıları , feci sürgünleri ve gurbet yaşamları üzerine bildikleri çok sınırlıdır. Vubıh’ların dili ve tarihine dikkat çekmek ve ilgi uyandırmak için önemli çalışmalar yapmış olan yabancı araştırmacılar bu halkın kaderine daha çok ilgi göstermişlerdir. A. Dirr, H. Vogt ve G. Dumezil ve başka araştırmacıların adları, sadece çok sınırlı sayıda uzmanlarca bilinmektedir. Vubıhlar hakkında bilgi ve kaynaklar zaten kısıtlıdır ve adı geçen bilim adamlarının yazdıklarını toplama ve tercüme ederek yayımlamak bizim için kutsal bir görevdir. Rus Çarlık ordusu subaylarından V. Skaryatin tarfından 1862’ de “Oteçesvennıyezapiski” dergisinde yayınlanmış olan ve Vubıhlarla diğer Batı Kafkasya Dağlıları hakkında az bilinen bilgiler içeren bir yazıya yer veriyoruz. Dağlılara karşı savaşsa da V. Skaryatin onlarınfazilet, mertlik ve alicenaplıklarını görmezden gelmemiş Vubıhların yüce ahlakına dikkat çekmiştir. Yaklaşık 130 yıl önceye ait olan bu yazının okurlarımız için ilginç olacağını umuyoruz.( Ruslan Gojba; Aydglara (Yedinenıye), No 5(15), Sohum 1991. Çeviren: O. Uravelli)

Bizler Kafkasya halklarını, ya hiç kimseye acımayan,insani duygulardan yoksun ve kendi çocuklarını pazarlayan vahşi yamyamlar olarak,ya da antik eski Isparta ve Roman’ nın parlak dönemlerindeki efsanevi kahramanlar olarak düşünüyoruz. Oysa daima canlı ve kuvvetli bu savaşçı boy kısa süre için bile olsa tanıyınca, ana sütüyle birlikte kanlarına işleyen mertlik ,hüner ve tehlikelere hiç aldırmayan cesaretleriyle, onların ulaşılmaz ve büyülü doğa ve dağlarıyla karşılaşınca ,orada doğanın her adımda, her yamaçta,her derede ve kanyonda adeta birere kale oluşturduğunu görünce, böylesine küçük bir nüfusla bu boyların nasıl olup da kuzeydeki korkunç,üstelik çağdaş bilim ve uygarlığın tüm olanaklarına sahip olan dev kuvvete karşı altmış yıldır direnebildiklerini anlamaya başlıyorsunuz. Rusya’nın o tam donanımlı dev Kafkasya ordusundaki subaylar ve askerlerin cesurluğu ,enerjisi ve deneyimi ise , genellikle profesyonel bir ordunun özelliklerinden başka bir şey değildir.

Kısacası bu Dağlı halkların nasıl olup da iki buçuk yüzyıl boyunca biri güneybatıdan ve ötekisi de güneydoğudan bastıran iki dev İslam devletine karşı direnebildiğini ,insan yalnız bu dediklerimi gördükten sonra anlamaya başlıyor. (V. Skaryatin. Kafkasya Notları, Oteçestvennıya zapiski dergisi, c.142, 1862, Sayı 4, s.514)

Müslüman dünyasındaki ilk devleşme ve yükselişten sonraki dönemlde, Avrupalılara karşı koyabilen tek bir Doğu ordusu vardır ve o da Kafkasyalılardan devşirmedir. Yoksa Asya orduları,sadece açık sayı üstünlüğü sayesinde Avrupalılara direnebilmiştir. Fransızların belagat ve abartmalarla korkunç bir düşman imajı kazandırdıkları Cezayirli Araplar ve Kabilleri Kafkasyalı Dağlılar’la kıyaslamak gülünçtür. Sayıları ne kadar çok olursa olsun, 25 askerin savunduğu müstahkem bir siperi Cezayirliler ele geçiremezler. Adıgeler ve Lezgiler is, Kafkasya ordusuna ait taburların koruduğu kaleleri silahsız olarak düşürüyorlardı. Onlar sonj kişiye kadar ölümü göze alıp, şarapnel ateşine ve düzenli ordunun süngülerine aldırmadan ielerliyorlar, barut depolarını havaya uçuruyorlar ve kaleyi savunanlarla beraber yaşamlarını yitiriyorlardı. Sonuçta kale düşüyordu. (V. Skaryatin. Kafkasya Notları, Oteçestvennıya zapiski dergisi, c.142,1862, Sayı 5, s.302)

Evet onların girişimleri zafer getirmedi, aralıksız saldırı ve akınları sonunda bitti, bölgedeki kilit noktalar ve mevzilerde tehlike kalmadı, fakat bu zafer kimseyi aldatmasın. Çünküaskeri sonuçlar, Kafkasya ordularına altmış yıldır cehennemi yaşatan bu cesur ve mert insanların eşsiz hüneri ve tükenmeyen enerjisi hakkında doğru fikir vermiyor. Hiçbir topçu ateşiyle desteklenmeyen ve delik ve gedik açmak için teknik olanakları bulunmayan bu insanlar, sadece kamalar ve kılıçlarla müstahkem mevzilerin siper korkuluklarına atlıyorlar, baltaları bile yokken şarapnele, kurşun yağmuruna ve süngülere bakmaksızın kale kapılarını zorluyorlar.

Bunlar, genelde bizim Dağlılar hakkında düşündüğümüzün aksine ağaçların arkasında kalleşçe ateş eden ve sonra ilk ateş sesinde ve ilk hücumda tüyen eşkıyalar değildirler. Bilindiği gibi 1840’lı yıllarda Dağlılar bizim birkaç kalemizi ele geçirmeyi başarmışlardı. Oysa bu kaleler inanılmaz savunma olanaklarına sahiptiler ve donatımları oldukça kuvvetliydi, askerlerin direniş ve moral gücü yüksekti ve öle siye savaşıyorlardı. Buna rağmen Dağlılar başarılı olmuşlardı. Örneğin, Mihaylovkoye kalesindeki garnizon,bütün gücüyle savunma yapmış,askerlerimiz akıl almaz direnç ortaya koymuşlardı ama sonunda Dağlılar kalabalık halinde kaleye girmişlerdi ve kaybedeceklerini anlayan askerlerimiz düşmanla birlikte ölmeyi tercih etmiş ve kaleyi havaya uçurmuşlardı.

Yukarıda belirttiğim gibi 1853-1860(Kırım) Doğu Savaşına kadar biz Karadeniz’in doğusunda dar bir kıyı şeridini kontrol edebiliyorduk ve bunun için sahile birbirine yakın aralıklarla kalelerden Karadeniz Müstahkem Hattı kurulmuştu. Fakat ülkenin iç kısmına giremiyorduk. Zaten söz konusu olan dar kıyı şeridinde bile, karadan yapılan her operasyon pahalıya mal oluyordu. Çünkü Vubıhlar ve Şapsığlar çok inatçı ve cesur şekilde savunma yapıyorlard, topraklarının her karışı için ölümüne savaşıyorlardı.

1840’lı yıllarda komutanlık, Vubıhlar’ın oturduğu Soçi bölgesindeki köylere karşı ceza seferleri düzenlenmesini emretti. Adler burnunda yaklaşık on bin kişiden oluşan bir güç toplandı ve plan yapıldı. Karadeniz filosu da topçu eteşiyle birliklerimize yoğun destek sağlıyordu.

Vubıhlar’ın reislerinde biri olan halk önderi Hacı Berzeg görüşmekler yapmak ve barış sağlamak için ordumuzun komutanlarıyla bir araya geldi. Onun amacı Generali seferden caydırmaktı. General’in onun delil ve gerekçeleriyle ikna olmadığını gören Hacı Berzeg, kanlarının son damlasına kadar savaşmaya yemin etmiş olan Dağlılar’ın teslim olmayacağını bildirmişti. Hacı Berzeg yerden bir avuç toprak alarak ağzına götürmüş ve kılıcını öperek halkının teslim olmayacağını tekrarlamıştı. Bizim General, buna rağmen kararından dönmemişti. Hacı Berzeg geri dönünce halkını toplamış ve şöyle demişti:’Bir adım bile geri çekilmem! Ruslara köle olacaklarına çocuklarımı ve eşimi bile öldürürüm! Bu topraklara düşüp ölürüm ama asla teslim olmam!’

Birliklerimiz harekete geçti ve yaklaşık 15 km. lik bir yol boyunca her adımda çatışma ve muharebe yaşandı. Filo gemileri, kollarımızı topçu ateşiyle destekliyor ve taburlarımızın önünü açmak için kıyı boyunca uzanan yolların tamamını bordalardaki toplardan korkunç salvolarla dövüyorlardı. Ne var ki Dağlılar mevzilerinde sakince oturup kollarımızın yaklaşmasını bekliyorlardı.

Deniz topçusunun korkunç ateşiyle yerlebir edilen mevzilerden Vubıhlar kılıçlarını çekerek bizim süngülerle savunma yapan kalabalık birliklerimize saldırıyorlardı. Gülleler , bombalar ve el bombaları toprağın altını üstüne getiriyor, kıyıyı kaplayan ormanı kesip doğruyordu, dört bir tarafta ölüm kol geziyordu. Ama Dağlıları püskürtmek olanaksızdı. Çapı büyük olan topların gülleleri koskoca ağaç gövdelerini sazlar gibi yere yatırıyordu, fakat ormanda mevzilenmiş olan Vubıhlar, geriye bir adım bile atmıyorlardı. Bu cesur insanlar kaçmayı ve kurtulmayı hiç düşünmeden taburlarımızın yaklaşmasını bekliyorlardı ve onların amacı, kendi yaşamlarının bedelini askerlerimize pahalıya ödetmekti.

Bu kanlı savaş hakkında ban çok ibretli iki olay anlatmışlardı. Siperde sağ kolundan kurşunla yaralanmış bir Vubıh, kamasını sağ eline alarak orya yaklaşan askerlerimizin üzerine atlamıştı. Derken bir kurşunda bacağına isabet etmiş ve Vubıh yere düşmüştü. Ama o, bu durumda bile sürünerek elindeki kamayı askerlere fırlatmıştı.

Öteki olay ise daha ilginçtir. Bizim askerler tarafından çevrilen ve artık kurtuluş yolu kalmadığını gören iki Vubıh, çareyi denize atlamakta bulmuşlar. Onlar filo gemilerinden kimsenin kendilerini görmeyeceğini düşünüyorlarmış. Ama onları fark etmişler ve yakalamak için filika göndermişler. Filikadaki subayın yemin ederek anlattığına göre, filikayı görünce iki Vubıh esir düşmemek için sulara gark olmuşlar.

Bu gerçekleri öğrendikten sonra Sayın Fadeyev’in aşağıdaki sözlerine hak vermeye başlıyoruz:”Fethedilen Kafkasya’nın Rusya’ya kazandırdığı üçüncü en büyük güç, Dağlı süvari askerlerdir. Şimdiki düzen sürdürülürse onların sayısı epeyce arttırılabilir, kaliteyse kuşkusuz en iyisidir. Dağıstanlı süvari birliği veya Anapalı süvari birliğinden daha iyi bir askeri güç düşünülemez… Sadece onların savaşçılığını doğru şekilde değerlendirmek gereklidir. Kafkasya’nın Ruslara kucağından askeri birlikler vermesi için bu gücün ortaya çıkmasına olanak sağlamak gerekir. O zaman Rus bayrakları altında bu güç, dünyayı belki de hayret düşürecektir.”

Karadeniz kıyısında oturan Vubıhlar, Şapsığlar ve Natuhaylar, belagat, söz sanatı, espri ve hazırcevaplılıkla da dikkat çeken topluluklardır(…)Burada Dağlıların ne kadar esprili ve hazırcevap olduklarını ortaya koyan birkaçörnek vermek istiyorum.

Bütün Çerkesleri genelde düzenbazlar olarak gören ve onlara çok sert davranan bizim yöneticilerden biri, yıllar önce Çerkes reisler ile bir buluşma sırasında yine aşırı sert davranmış, sinirli halde ve kaba tavırlarla bağırarak konuşmuş. Çerkesler onu dinlemişler. Sonunda ak saçlı, yaşlı bir Çerkes, gayet efendice ve kibar bir tarzda şöyle demiş:”Duyduğumuza göre sizin uygar Avrupa’nızda iki halk arasında kavga çıkarsa, diğerlerionları barıştırmak ve uzlaşma sağlamak için çalışırlar ve kavgalıları bir araya getirince, düşmanlar birbiriyle efendice ve saygılı şekilde konuşurlarmış. İyi ama biz de bir halkız!”

Diğer öykü ise daha ilginçtir. Bize düşman olan ve kalelerimize yakın olan arazide oturan boylardan birinin reisleri, kale komutanını evinde ziyaret etmişler. Orada divan ve kanepelerde rahatça yerlerini almışlar. Nerdeyse yarım saat geçmiş, komutan onların geliş nedenini öğrenmek için konuşmalarını bekliyormuş. Ama gelenler sessizce oturuyorlar, konuşmuyorlarmış. Bu suskunluktan dolayı sinirlenen ve sabrı tükenen komutan bağırmaya başlamış:”Neden konuşmuyorsunuz? Niye susuyorsunuz? Niçin geldiğinizi anlatsanıza yahu!”

Reislerden biri, komutana şu cevabı vermiş:”Bizim geleneklerimize göre, bir konuk birini evinde ziyaret ederse, niye geldiğini o ev sahibine anlatmak zorundadır. Tanrı bu ülkeyi bize verdiğinden beri bizler burada ev sahibiyiz, sizlerse buraya yeni gelmiş konuklarsınız. Demek ki önce siz konuşmalısınız bize dinlemek düşer.”

General Rayevski, Karadeniz kıyısındaki kalelerimizden birine yakın yerde oturan düşman boylarından birinin reislerinden birini görüşmeler için davet etmiş ve barış içinde yaşamak için gerekli saydığı koşulları onlara açıklamış. Ardından sözlerini daha açık şekilde ifade etmek için, masaya iki tabak konulmasını emretmiş. Tabakların birinde dostluk ve barışı simgeleyen ekmek ve tuz, ötekisinde savaşı simgeleyen kurşunlar ve şarapnel mermisi bulunuyormuş. Rayevski ekmek ve tuz olan tabağı göstererek Dağlılar’a şöyle demiş:”Barış ve asayiş içinde yaşarsanız ve eşkıyalık yapmazsanız size daima ekmek ve tuz ile geleceğiz.” Sonra kurşun ve şarapneli işaret ederek eklemiş:”Ama eğer haramilik, soygunculuk, haydutluk ve hırsızlık yaparsanız, size bunları göndereceğiz. Bundan böyle savaş ve barış size bağlıdır. Kendini seçin!”. Çerkes reisleri Rayevski’ye şu yanıtı vermişler:”Tanrıya çok şükür, yeterince ekmeğimiz var, tuzu ise bize gerektiği kadar Türk tüccarları getiriyorlar. Şu şarapnel ve kurşunlara gelince, evet bunlardan yana çok eksiğimiz var. Siz daha fazla gönderin bizde bunları toplarız.”

1840’lı yılların başında Dağlılar, kıyı hattımıza karşı başarılı akınlar düzenliyorlardı. Hatta bazı kalelerimize saldırmaya cesaret etmişler ve kimisini ele geçirmişlerdi. Bu, morallerini öylesine yükseltmiş, onlara öylesine özgüven sağlamıştı ki, bizi Doğu Karadeniz kıyılarında temelli ve toptan silip atmaya kalkıştılar ve zafere ulaşacaklarında emindiler. Bir defasında Vubıhlar kalabalık bir güç toplayarak kalelerimizden birini kuşatmışlardı. Söylenenlere göre, yaklaşık 15 bin kişiymişler. Bu sefer hatta toplarsı bile varmış. Ama önce görüşmeler yapmak için kaleye delegeler göndermişler. Garnizon komutanı G.C. kaleyi kuşatanların reisleriyle görüşmeyi kabul etmemiş. Dağlılar ona sormuşlar:”Buraya neden geldiniz? Yani şu anda elinizde bulunan bu bir avuç toprağa muhtaç mısınız? Sizi bilmeyiz ama biz bu toprağa muhtacız. Bizim ticaretimizi engelliyorsunuz. Sizin silahlarınızın ateş sesleri yüzünden kundaktaki bebeklerimiz uyuyamıyorlar. Hiç zorlanmadan kalenizi ele geçirebiliriz ama size anlamsız şekilde zarar vermek ve kötülük yapmak istemiyoruz. Bizi silaha sarılmaya ve zor kullanmaya mecbur etmeyin, çünkü bu durumda kimseye acımayız. Sağ kalanlarınızı ise köle gibi esir pazarında satarız. Eğer bizimle baş edebileceğinizi düşünüyorsanız, çok büyük bir hata yapıyorsunuz. Toplarımız var, en cesur adamlarımızdan oluşan yaklaşık 20 bin kişilik bir güç topladık. İnanmıyorsanız adamlarınızı gönderin ve kendileri yerinde gözleri ile görsünler. Kılıçlarımız üzerine yemin ederiz ki, size dokunmayız. Ancak topraklarımızı terk edin. İsterseniz deniz yoluyla gidin, buna engel olmayız. İsterseniz kara yoluyla topraklarımızdan geçerek çekip gidin. Bütün mal varlığınız ve malzemelerinizle gidebilirsiniz. Yolda sizin güvenliğinizi sağlar ve size eşlik ederiz. Misafirlerimiz gibi yolculuk edersiniz ve kimse size dokunmaya cesaret edemez. Size eşlik edecek 100 cesur yiğitten çekiniyorsanız, onlarını el kolunu bağlayarak size teslim ederiz. Böylece güvenceniz olurlar. Çekin gidin! Yoksa sizi dehşet bekliyor ve pişman olacaksınız”.

Komutanımız, düşman kuvvetlerini ve toplarını saymaya gerek olmadığını bildirmiş, Vubıh kampına dam göndermemiş.

Böylece görüşmeler sonuç vermemiş ve Vubıhlar çevredeki tepelere toplarını yerleştirerek kaleye ateş etmeye başlamışlar. Neyse ki onlar nişan almayı ve topu hedefe yöneltmeyi yeterince bilmedikleri için kısa sürede mermileri bitmiş ve çok fazla zarar vermemişler. Derken bizim Karadeniz filosunu gemileri de yetişmişler ve Vubıhlar, kuşatmayı kaldırıp geriye çekilmek zorunda kalmışlar.

Kafkasya’daki ordumuzda Vubıhlar, Dağlıların en cesur boyu olarak bilinirler, cesaretleri ve sarsılmaz mertliklerinden dolayı onları çok takdir ederler. Zaten bizim Kafkasya’daki askerlerimiz bu konularda hiç yanılamayan hakemlerdir.

Vubıhlar’a karşı hazırlıksız ve maceracı seferler düzenlemek, intihar etmekle aynıdır. Kafkasya’da uzun yıllar askerlik yapmış yaşlı bir subay bunu özellikle vurguladı ve “Vubıhlar savaşta birere aslandırlar, onlarla şaka olmaz!” derdi. Genelde Kafkasya’da Vubıhlar’a “Dağlıların şövalyeleri” dediklerini birçok kez duydum.

Doğu Karadeniz kıyısında Natuhay, Vubıh ve Şapsığlar ‘la komşu arazide 10 yıldan çok askerlik yapmış kıdemli ve öğrenmeye meraklı subaylardan biri, Vubıhlar’ın askeri gelenekleri hakkında bana bazı bilgiler vermişti. Bunları okurlarımla paylaşmak istiyorum.

Vubıhlar’da bize karşı veya herhangi bir Dağlı boya karşı savaşmak, özgür olan herkesin doğal hakkı sayılır. Herhangi bir kişini tek başına veya topladığı yandaşlarıyla birlikte savaşa gitmesini kimse yasaklayamaz. Hatta bu kişinin savaşacağı halk, Vubıhlar’ın düşmanı değilse bile, bu kişinin veya belirli grubun o halka karşı savaşma hakkı engellenemez.

Bize karşı savunma durumları ve Vubıhlar’a düşman olan komşu Dağlı boylara karşı savaşları hariç, bütün savaşların amacı genelde yağmalama ve ganimet ele geçirmektir. Bu şöyle oluyor: Ya yerinde oturamayan, enerjisini harcamak için yol bulamayan ve beş parasız kalan bir delibaş serdengeçti, kendi kafasına göre birkaç kişi bulur ve akına çıkar. Ya da daha önce başarılı seferler yaparak nam salmış bir elebaşı, yeni bir sefer düzenlemek için, bu işe hevesli olanları kendi başına toplar ve komşuları üzerine akın yapar. Yani bu ikinci yolun, aslında birinciden farkı sadece çapı ve elebaşının ünlü olmasıdır.

Ya da savaş için halk meclisinde karar verilir. Bu durumda, oluşturulacak ve akın yapacak güçlere her aile mutlaka asker vermek zorundadır. Kuvvet teşkil edilince, askerler bir komutan seçerler ve bu komutan, birlikleri teftiş ederek görevine başlar. İki savaşçı yan yana durur ve ikisi de ucundan tuttukları birer sopayı başları üzerine kaldırıp bir tür kapı oluştururlar. Komutan onların yanı başında durur ve bütün savaşçılar birer birer onun önünde ki kapıdan geçerler. Komutan geçenlerin silah, elbise ve donanımını kontrol eder. Komutanın önündeki bu canlı kapıdan geçen her er, komutanın ayakları altına bir taş bırakır. Bu taşların sayısına göre erlerin sayısı belirlenir. Kötü silahlanmış ve hazırlıksız olan er, aşağılanarak birlikten uzaklaştırılır.

Seçilmiş komutanın otoritesi ve saygınlığı öylesine büyüktür ki, onun sopayla vurduğu biri bile bunu hakaret saymaz. Halbuki Vubıhlar’ın geleneklerine göre, normalde bırakın birine sopayla vurmayı, atına bile vursanız bunun cevabı hançerdir, yani ölümdür.

Kimse savaşa hizmetçisiyle birlikte katılamaz. Gençleri yaşlılara hizmet ederler, oysa bu bir yükümlülük değildir. Sadece komutanın, yükünü ve eşyasını erlere taşıtma yetkisi vardır. Savaş birliklerine müstahdemler eşlik ederler ve onların görevi, sefer sırasındaki molalarda kamp ve çadırları kurmak, inşaat işlerini yapmaktır. Çünkü yüksek ve karlı dağ geçitlerini aşarlarken birliklerin mola yerlerinde dinlenmeleri gerekir. İlerleyen birlikler kamplarını olduğu gibi bırakırlar ve geri dönüşlerde de bunlardan yararlanırlar.

Herhangi bir er, savaşta yaşamını yitirdiğinde bu acı haber ailesine ilginç bir şekilde iletilir. Atlı bir Vubıh, şehidin ailesinin oturduğu evin yakınındaki yüksek bir yere yaklaşır ve oradan evdekilere seslenir:”Falan evdemidir?”Evdekiler bunun üzerine durumu anlarlar ve şehidin ardından ağıt yakmaya, ağlamaya ve yas tutmaya başlarlar.

Vubıhlar’da söz konusu yağmacılık ve akıncılık geleneği olsa da, onların çok çalışkan ve üretici bir toplum oldukları söylenir. Vubıh topraklarını bilen ve onlara yakın bölgelerde oturan bir subay da böyle diyordu. Ben bu savaşçı boyun topraklarından(denizden) iki kez geçtim ve onların çok güzel işlenmiş, bakımlı tarlalarını bizzat gördüm. Kıyıdaki dağ yamaçlarında ekime elverişli olup da boş bırakılmış bir karış bile toprak göremezsiniz. Dağlar, ta doruklarına kadar satranç tahtasını hatırlatan kareler şeklinde tarlalarla parsellenmiştir. Burada arpa, mısır, darı ve diğer tahıllar ekilir ve denizden bakınca bu ekinler harika bir manzara oluştururlar. Köyler, yemyeşil meyve bahçeleri ve koruların kucağındadır. Çay ve dere yataklarındaki yemyeşil kadife çimenlerde at yılkıları, sığır ve koyun sürüleri otlamaktadır. Nüfusları ve ekonomik durumlarına bakılırsa, Vubıhlar’ın Türklerle(Osmanlı) ticareti oldukça yoğundur. Türkler hızlı ve hafif kayıklarıyla bizim kruvazörlerin arasından sızarak kıyıya yanaşmayı başarıyorlar. (V. Skaryatin. Kafkasya Notları, İkinci makale, Oteçestvennıye zapiski dergisi, c.142, 1862, Sayı 5, s.306-313)…Batı Kafkasya’nın durumu, bütünüyle farklıdır. Orada belki de her köy, her ev her Dağlıyı dize getirmek için savaşmak gerekecektir. Bilemiyorum, ama deneyimli kişilerin bana anlattıklarına bakılacak olursa, Vubıhlar ulaşılamaz dağlarına ve ormanlarına çekilerek bize karşı sonuna kadar direneceklerdir. (V. Skaryatin. Kafkasya Notları, İkinci makale, Oteçestvennıye zapiski, c.142, 1862, Sayı 5, s.325)

Bu makale Sefer E. BERZEG’in “Kafkasya ve Diaspora Yayın Hayatından” Kitabından aktarılmıştır…

Hakuçlar

Aralık 12, 2018

Hakuçlar (Çerkesçe хьакӀуцухэр ; Rusça Хакучи), Batı Çerkeslerinden olan Şapsığların bir kolu. Şapsığca lehçesinin Hakuçça adı verilen şivesini konuşurlar.

1870'li yıllara değin Karadeniz kıyı dağlarında yaşamış ve Rus işgaline direnmiş Adıge topluluğu. Karadeniz kıyısı Şapsığlarının komşusu olan bu topluluk, Karadeniz'e dökülen Aşe ve Şahe (Adıgece:Şekh/Шэх) ırmaklarının kaynak bölümlerindeki dağlık kesimlerde yaşıyordu.Hak'uçların Vıbıhlar ile de bağlantıları vardı.Örneğin Vıbıhlar halen Hak'uç lehçesinde Adıgece konuşmaktadırlar. Hak'uç lehçesi Adigece'in Sapsığ lehçesine yakın bir lehçe olup bazılarınca Adigece'in Sapsığ diyalektinin bir şivesi sayılmaktadır. Ama bu iki lehçe arasında bazı farklılıklar vardır. Örneğin Şapsığ şivesinde fiiller tanımlama ve pekiştirme anlamında "-re" ön takısını alır, Hak'uç lehçesinde ise, -e son eki alır. Şapsığ; rek'uağ (рэк1уагъ) gitti (bilinen biri), Hak'uç;kuağ-e (к1уагъэ) gitti (belirsiz biri), ama Şapsığ şivesinde belirsiz biri için aynen Hak'uç gibi k'uağ-e (к1уагъэ) der. Ayrıca bazı ses farklılıkları da vardır, Şapsığ;şe (щэ) süt, Hak'uç;çe (чэ) süt, Şapsığ; seçe (сэчъэ)koşuyorum, Hak'uç; Seşe koşuyorum gibi.

Hak'uç direnişi
Çerkesya'nın Karadeniz kıyısının güneyinde, Kbaada'nın ya da şimdiki Krasnaya Polyana'nın (Kızıl Çayır;1эткъуадж/Atquadj) yakın güneyinde bulunan çıkılması çok zor Aibga dağ köyünün direnişi 12 Mayıs 1864'te sona ermiş, 21 Mayıs 1864'te de Kbaada'da bir askeri ve dini tören düzenleyen Ruslar Kafkas Savaşı'nın kendi zaferleriyle sona erdiğini ilan etmişlerdi. Ama Adıge direnişi umutsuzca da olsa yine sürüyordu. Önemli Rus arşivleri Adıgelerle ilgili konularda halen araştırmacılara kapalı tutulduğundan, Hak'uç direnişi de uzunca bir süre kamuoyundan gizlenmiş, dolaylı yoldan ve ancak bu yakın yıllarda gün ışığına çıkarılmaya başlanmıştır.

Şapsığların yerleştiği Karadeniz kıyı kesiminin yukarısındaki çıkılması zor dağlık alanlarda ve vadilerde barınan Hak'uç direnişçilere Ruslar psikolojik savaş anlamında yani onlara yönelik olarak kamuoyunda ve askerler arasında bir nefret duygusu yaratmak için "Uçan orman haydutları" diyorlardı. Diğer Çerkeslerin aksine, 1864'te Ruslara boyun eğmeyi kabul etmeyen ve direnen Hak'uçlara bazı Şapsığ grupları da katılmışlardı. Daha güneydeki dağlarda ise, ormanlarda saklandıkları için 1864'te Türkiye'ye gidememiş ya da gitme fırsatını kaçırmış olan bazı küçük Vıbıh ve Ciget kalıntıları da barınmaktaydılar. Çünkü,Haziran 1864'te Adıge sürgünü tamamlandığından bu yerlerden Türkiye'ye gidişler sona ermişti.

Hak'uçların kuşatma altına alınması
Ruslar, bu gruplara karşı önce Şahe ve Tığemıps (Rusça: Dagomıs; Soçi'nin 10 km kuzeyinde) ırmakları boyunca kıyıdan kaynak kesimlerine yani dağlara doğru uzanan ve üzerinde 9 karakol bulunan Vıbıh Müstahkem Hattı'nı kurdular. Ardından Tuapse ile Gagra arasındaki dağlardaki direnişleri kırmak için de 12 piyade bölüğü ile bir süvari birliğini görevlendirdiler. Rus kayıplarının giderek artması üzerine 1865 yılı ilkbahar aylarında Aşe, Psezuapse (Adıgece:Psışu/Псыш1у), Şahe, Soçi ve Mzımta ırmakları havzalarını kontrol altına almak için üzerinde 12 karakol bulunan Hak'uç Müstahkem Hattı oluşturuldu ve bu kesimde Hak'uçlara karşı iki Rus taburu görevlendirildi. Bir üçüncü tabur da kıyı şeridince uzanan sıradağların öte yakasında Kuban bölgesinde yani bir yılı aşkın bir süre önce Abadzehlerden boşaltılmış olan yerlerde Hak'uç sızmalarını önlemek ve geçitleri tutmak üzere konuşlandırıldı. Buralarda hala Abadzehlerin Ruslarla 1863 yılında imzaladığı ateşkesi tanımayan ya da bundan haberdar olmayan bazı küçük Abadzeh grupları barınmaktaydılar. Bunların Hak'uçlarla birleşmemeleri için Pşiş ve Pşeha ırmakları vadilerinde de askeri birlikler konumlandırıldı. Sonunda Hak'uçlar dört bir yönden sıkı bir kuşatma altına alındılar. Binlerce yıldan beri kimselere boyun eğmemiş olan Hak'uçlar şimdi her türlü ikmal yolları kesilmiş çevreleri yardım alınabilecek dost insanlardan arındırılmış, tüm beslenme kaynakları da yok edilmiş bir ortamda bir başlarına büyük ve üstün donanımlı bir orduya karşı tarihin belki de en zor bir gerilla savaşını vermek durumunda kalmışlardı.

Rus Kafkas Ordusu Başkomutanı, Rusya Savaş Bakanlığı'na gönderdiği 14 Haziran 1865 tarihli raporunda, Hak'uçların topraklarını terk etmektense ölmeyi yeğlediklerini, ailelerini ve çocuklarını ıssız ve kuytu köşelerde, mağaralarda saklayarak ölümüne savaşmakta olduklarını bildiriyordu (T.V.Polovinkina ,Çerkesya Gönül Yaram,Ankara,2007,s.282). Dağlarda barınan direnişçi sayısı ise başka bir Rus komutanı tarafından yine Haziran 1865'de 8-9 bin olarak rapor ediliyordu (Jineps,2006,Eylül Ek-1,s.16-18).

Hak'uçlara yönelik imha harekatı
Söz konusu hazırlıkların ve lojistik alt yapıların tamamlanmasından sonra, 80 gün sürdüğü bildirilen Hak'uçları imha etme amaçlı askeri operasyonlar başlatıldı. Bu büyük harekat sonunda sadece 147 Hak'uç sağ olarak ele geçirilebildi, ayrıca 3 bin kadar hayvan vb yağmalandı. Bu arada karşılaşılan bütün evler de ateşe verilip yakıldı. Hak'uçlara ait her şey yok edildi. Böylece Hak'uçlar büyük çapta imha edilmiş ve Hak'uç direnişine ölümcül bir darbe indirilmiş oldu. Ama yine de küçük çaplı ve kalıntı Hak'uç direnişleri ile ara sıra ve yer yer 1870'li yıllara değin karşılaşıldı.

Rus birlikleri operasyonlar süresince özellikle çocuk, yaşlı ve kadın tutsak ele geçiremiyorlardı. Çünkü daha dayanıksız olan bu insanlar açlık ve soğuk nedeniyle saklandıkları yerlerde ölüp hayvanlara yem oluyorlardı ve askerler sık sık bu tür görüntülerle karşılaşıyorlardı. Hak'uç direnişi giderek zayıflamış da olsa yine de uzun bir süre Rusları rahatsız etti ve uğraştırdı; Rus yerleşimcilerin Adıgelerden boşaltılan yerlere huzur ve güven içinde yerleşmelerini, toprak ve mülk sahibi olmalarını yani Rus kolonizasyonunu geciktirmiş oldu. Bu arada on yılı aşan bir süre sonucu yıllık yağış miktarı 1000 mm'nin üstünde bir ormanlık alan olan ve insansızlaştırılmış bulunan Çerkesya'nın bu Karadeniz bölgesi baştan başa çalı, diken ve sarmaşıklarla kaplanarak geçilmesi zor bir cangıla dönüştü. Sonuç olarak daha önceleri yüzbinlerce insanın (Çerkeslerin) yaşadığı bu yörede yeni yerleşimciler (Ruslar),eski tarım topraklarını saptayamama ve yerleşecek yerler bulamama sorunlarıyla karşılaştılar.

Hak'uç kalıntılarının durumu
Bu arada ele geçirilen ya da direnmekten vazgeçen Şapsığ ve Hak'uçlar, Rus yerleşimcilere örnek tarımı göstermeleri amacıyla askeri gözetim altında yeni oluşturulan Kazak köylerine (stanitsa) 9 ile 50 kişi arasında değişen gruplar halinde dağıtılarak yerleştirildiler. Bu tür dağıtılan Karadeniz bölgesi Adıgelerinin (Şapsığ, Hak'uç, Vıbıh, Ciget) toplam sayısı 1867'de 238 kişiye ulaşmıştı. Bu arada 1880'de Kafkasya'da sadece 83 Hak'uç kalmıştı.

Hak'uç lehçesi bugün Saçe (Soçi/Шъачэ/Ş'açe) metropoliten alanında Psezuapse (Psışu) Irmağı vadisindeki Kirova (Adıgece: Thağapş/Тхьагъапшъ) köyünde ve Diaspora'da konuşulmaktadır. Hak'uçlar,Karadeniz kıyısındaki diğer Adıgeler gibi, Şapsığ sayılmaktadır. Kıyıboyu Şapsığya'daki (Хы1ушъо Шапсыгъэ;şimdiki Soçi ve Tuapse rayonu) Şapsığ sayısı da 12 bine ulaşmış bulunmaktadır.

Çerkesyanın antik dönemlerinden kalma Begu Pıtap'e (Begu Kalesi) (bilimadamlarınca tahmin edilen ilk inşa edildiği) beşinci yüzyıldan beri 1600 yıldır zamana karşı direniyor...

Günümüzde Lazarevsk diye anılan Çerkeslerce Psıfuape diye isimlendiren kentin yakınlarında bulunan Begu Pıtap'e (Begu Kalesi)nin surları zamanın yıkıcılığı ve tüm ihmallere rağmen hala binlerce yıl ayakta durmaya kararlı olduğunu gösterircesine Karadeniz sahilinde uzanıyor...
Sizlere Begu Pıtap'e (Begu Kalesi)nin günümüzdeki kalıntılarının fotoğraflarını sunuyoruz...

{gallery}K2-Galeri/begu-kalesi{/gallery}

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

Almastı Çerkes Kadın Hareketi kuruldu: Sesiniz sesimiz olsun - bianet https://t.co/5D7bpzWdvZ
RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery