Bazı Xabze Kuralları

Aralık 26, 2018

Evinize, büronuza konuk geldiğinde onu apartman girişinde karşılamalısınız. Konuğunuzu alacağınız odaya kadar (sizden yaşça büyük olsa da) onun önünde giderek yol göstermelisiniz.

Herhangi bir kapalı mekana veya odaya girdiğinizde başköşeye doğru yönelmemek gerekir. Ortamın yaş durumuna göre, gösterilen yere oturmak en doğrusu. Atalarımız ne demişler; 'sıplığı dıs, gupsısey pısale', bakınarak otur düşünerek konuş'.

Bulunduğunuz ortamda sizden küçüklerde olsa ayak ayak üstüne atmamalısınız.

Selamlaşırken yaşça büyükler ellerini uzatmadan el uzatmamak gerekir. Uzatılan eli iki elle sıkıca kavrayıp daha çok başınızla selamlar gibi çok hafif eğilmek gerekir.

Büyüklerin elini öpmek ve aşırı eğilmek haynapedir.

Selamlanılırken yaşı çok büyük olanların ''Nasılsın' sorusuna (erkek ise) 'iyiyim, siz nasılsınız v.s gibi bir cevap verilmez 'Jıjhamaxo wukh' (yaşın uğurlu, aydın olsun) denir. Eğer bayansa; aynı kural geçerlidir fakat ardından sizde ona 'siz nasılsınız' diye sorabilirsiniz.

Evinize gelen konuğunuz o muhitte yaşamıyorsa o muhitte ne gibi bir işi bulunduğunun (neden geldiğinin) sorulmaması sorgulanmaması gerekir.

Konuk ise; ev sahibinin kendisini ona göre hazırlaması için kalacak veya gidecek olduğunu bir şekilde belirtmek zorundadır. Eskiden Çerkes evlerindeki askılıklarda kamçı asılırken kamçının ucu evin dışına doğru bakar halde asıldıysa; konuk fazla kalmayacağını belirtmiştir. Eğer ki kamçının ucu içeri dönükse konuk bir süreliğine kalacaktır. Ev sahibi buna göre kendini hazırlar.

Konuğunuzla beraber yemek yerken ondan önce sofradan kalkmak hatta oturduğu halde yeme işini kesmek haynapedir.

Düğünlerde 'Xedze' (Düğün sahibine destek için toplanan para) toplantısında verilecek miktarı thamade belirler, iyi niyetle de olsa bu miktarın üstüne çıkmak yakışık almaz. Ayrıca yine iyi niyetle de olsa yazılan listede adını yazdırmamak yanlış olur, bu toplantının esas amacı sosyal dayanışma ve motivasyondur, her bireyin iyi niyetinin ve desteğinin belgesi o listedir.

Cenaze evinde selamlaşılmaz, beraber gittiğiniz grubun thamadesi grup adına selamı ve taziyeyi verir. Selamlaşılmaması konusu daha çok genel ilişkiler dolayısıyla cenazeye katılanlar için geçerlidir. Yakınlık ve ahbaplık derecesine göre yine selamlaşılmadan (tokalaşılmadan) baş başa taziye verilir. Zaten Çerkesler' de akrabalık ilişkileri genişçe tutulduğu için bir çok insan kendini cenaze sahibi olarak sayar ve taziyede bulunmaz, yasa ortak olur.

At üzerinde giderken karşılıklı birbirine rastlayan iki kişiden, genç olanı yaşlı olanın istikametine döner, sol tarafından biraz gerisinden takip eder. Yaşlı olan, genç olana bir isteği olmadığını belirtinceye kadar genç olanı yanında gelir. Yaşlı olanı izin verince kendi istikametine dönebilir. Bu durum yerleşim bölgesi içindeki insanlar tarafından değil de o bölgeden birbirine dışarıda rastlayan insanlar için geçerlidir. Günümüzde bunu tanıdığımız insanlarla, otogarlarda muhitimiz dışındaki şehirlerde karşılaştığımızda uygulayabiliriz.

Adigelerde bayan erkek birlikte nasıl yürür? Erkek eşi dışındaki tüm bayanları sağına alır. Kendi kızları da sağdadır. Karşılaştığınızda daha uzaktan bayan ile olan ilişkisini anlarsınız. Bu konuşmanızı, ilginizi, ilginizi gösterme üslubunu seçmenize yardımcı olur.

Adigeler üç kişi olduğunda kuıp (grup) olmaktadır. İki kişi ise büyüğün sağda olacağı ve üç kişilik gruplarda en yaşlının ya da thamadenin ortada olacağı da hemen her kültürün üzerinde anlaştığı gelenek. Ancak thamadenin sağında iki numaranın mı üç numaranın mı olacağı konusunda diğer kültürlerden ayrıldığımızı sanıyorum. Adigeler de iki numara thamadenin solundadır, üç numara da sağındadır. Genelde sağ taraf önemsendiğine göre iki numaranın solda olmasında da düşünülmeden anlaşılmayacak bir incelik vardır. Bu sıralamada kuıpın en küçüğü herhangi bir görevle kuıpten ayrıldığında sıralama için yeniden yer değişikliğini gerektirmeyecektir. Üç numaranın solda yerleştiği durumlarda görevle ayrıldığında thamadenin sağda kalması için yer değişikliği gerekecektir.

Diğer halklardan farklı olarak Adıgelerde yolda veya caddede yürürken beraber olan kişilerin yaşı, cinsiyet ve sayılarına göre bir düzen içinde olmaları gerekir. Bu sayede karşıdan gelen grubun içindeki kişilerin kim olduğu neyi temsil ettiği kolayca anlaşılır.

İster yaya ister atlı ister arabada olsun yaşlı olan (thamade) daima sağ tarafta, genç olan sol tarafta olur. Genç bir adım kadar geriden gider (yürüyüş halindeyken).

Bir kadın bir erkek beraber yürüyorlarsa kadın daima sağ tarafta olur. Bir baba balig olmamış kızıyla beraber yürüse bile ona sağ tarafı vermek zorundadır. Bir erkek hanımıyla beraber yürüyorsa hanımı kocasının solunda yer alır. Bir erkek kız kardeşi veya annesi ile yürürse onlar her zaman sağ tarafta yer alır. Bunun faydası ise, karşıdan görenlerin gelenlerin karı-koca mı, akraba mı olduğunu hemen anlamalarıdır.

İki erkek bir bayan beraber yürüyorlarsa, bayanın yaşı ne olursa olsun daima ortada yer alır. Yaşça büyük olan erkek sol tarafta genç olan erkek sağ tarafta yer alır. Böylece, genç adam herhangi bir şekilde yanlarından ayrılır veya bir görev için bir yere giderse, kadının yine sağ tarafta yer alması sağlanmış olur. Birden fazla bayan olursa yine ortada yaşlarına göre bir düzen içinde yer alırlar, erkekler yukarıda izah ettiğimiz gibi yanlarda yer alır.

Üç erkek beraber gidiyorlarsa en yaşlısı ortada, orta yaş olan solda en genci de sağda yer alır. En genç olana bir görev verilir gruptan ayrılırsa en yaşlı olan yine sağda kalır ve düzen bozulmamış olur.

İki kadın bir erkek beraber gidiyorsa (çocuk da olsa) erkek ortada olur. Kadının biri erkeğin annesi ise anne ortada erkek solda olur.

Adigelerin her vesile ile yaptığı toplantılar, gençlerin kendilerini göstermesi ve kabiliyetlerini sergilemesi için birer fırsattır. Böyle ortam içinde birbirinden hoşlanan genç kız ve erkekler sanki evleneceklermiş gibi birbirlerine iltifat ve güzel sözlerde bulunurlar. Ortam içinde sözlü şakalar yaparlar. Bazen aynı kıza bir kaç genç birlikte iltifat ederek muhabbetti artırırlar. Kızlar da gençlerin bu iltifatlarına uygun karşılıklar verirler. İltifatlarla birlikte yapılan tüm sözlü şakalara Adige Worşer denmektedir. Worşer işin gayri ciddi boyutudur. O toplulukla sınırlıdır. Worşer o anda gayri ciddi gibi görünse de bu kanaat yanıltıcıdır. Bütün eğlence ve şakalar birtakım yaptırımlara sahip olan xhabzenin kesin kuralları ile sınırlıdır. Gelişigüzel bir biçimde Worşer yapılamaz. Saygısızlık yapmak karşısındaki kişiyi en ufak bir şekilde rencide etmek yasaktır. Worşer ile başlayıp daha sonra da devam eden kaşenliklerde de birisi şaka diğeri ise ciddi kaşenliktir. Şaka kaşenliklerde kişiler ciddi olmasalar dahi sırf o toplulukta ya da ilerdeki karşılaşmalara mahsus olarak kaşen olabilirler. Burada amaç xhabze kuralları içinde eğlenmek, birbirlerini tanımak bunu yaparken de hoş vakit geçirmektir. Şaka kaşenliğinde kız ve erkek birbirlerine sanki evleneceklermiş gibi birbirlerine güzel övücü sözler söylerler. Adige worşer ile başlayıp ciddi kaşenlik sonucu Pseluh'a dönüşüp evlenenlerin sayısı da az değildir.

Adigeler bir köyden bir köye gelin almaya giderken köyden çıkışlarda müzik (mızıka, akordeon) çalınır. Fakat gelinin köyüne yetiştikten sonra müzik (mızıka, akordeon) sesi durdurulur. Çünkü o köyde daha önce haberi alınamamış olumsuz bir şey yaşanmış olabilir. Bu nedenle düğün alayı, düğün sahibinin evinin önüne şamatalı bir şekilde yaklaşılması, inilmesi uygun görülmez.

Bir çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde eline börek, ekmek gibi bir şey verilir diğer çocuklardan onu almaları istenir. Ekmek verilen çocuk vermemek için ne kadar direnirse o kadar sağlam ve mücadeleci olacağına inanılır. Bu onun hakkını vermemek için göstermesi gereken mukavemeti ölçmek ve buna alıştırmak için yapılır.

Ağır yaralı veya hastayı uyutmamak için hastanın yattığı evde kap kacakla gürültü çıkarılır, hatta köyün gençleri toplanır 'dJepşhe-Çapşı' düğünü yapılırdı. Günümüzde bu uyutmama olayı tıbben açıklanmış yaralının uyumasının metabolizmanın direncini düşürdüğü ortaya koyulmuştur.

Aynı yerleşim bölgesindeki iki sülale arasında uzlaştırılamayacak kadar derin bir husumet varsa 'wunefedj' thamade önderliğindeki yaşlıların belirleyeceği bir değer karşılığında 'mağdur eden' olarak belirlenen taraf arazilerini ve mallarını 'mağdur edilen' tarafa bırakıp hicret eder.

Heredot' un notuna göre Serakya’da Traus kolu ve Seltler'de çocuk doğduğu zaman ebeveyni onun başına toplanırlar ve yaşantısı boyunca onun geçireceği anları, insanca tabiatlarını, kaderi üzerine can sıkacak durum ve nedenleri sererler ve inleyerek, ağlarlardı. Eğer biri ölürse onu neşe içinde yere koyarlar sevinçle başında dururlardı. Bu gelenek hala Kafkasya'da vardır.

Bu gelenek zamanla form değiştirmiş yeni doğan çocuğun bahtının açık olması yönünde; aile yakını olan büyüklerin yaptığı 'huakho' (iyi dilekte bulunmak, methiye, teşvik edici konuşma) ile kıymetlendirilen bir teşrifat toplantısı halini almıştır.

Yakın tarihlere kadar uygulanan doğum sonrası merasimlerde 'guşexepxe' (Beşik bağlama) en önemli yeri olanlardan biriydi çocuk sahibi ailenin verdiği davetle tüm köy toplanırdı, kadınlar hediye getirir büyükanneye tebriklerini bildirirlerdi. Gelinin odasından çıkarılan beşikte, gelinin baba ocağından getirdiği bir hediye olur ve bu kaynanaya yani büyükanneye verilirdi. Gençler ise kızlı erkekli eğlencelerle bir yerde toplanırdı salıncak hazırlayıp odanın ortasında sallanılır, tavana asılan yağlı ipe tırmanarak, tavana iliştirilmiş para kesesini dişleriyle almak için mücadele ederlerdi. Yemek ikram edilirdi.

Düğünlerde damat saklanır ve ortalıkta görünmezdi. Hele bir büyüğe görünmek daha kötüydü. Düğünden belli bir süre sonra 'şawoyishij' (damat getirme, çağırma) yapılırdı. Burada sanki damat bir suçu olduğu için saklanmış gibi bir ince ironik bir dille formalite icabı ona seslenilirdi 'gel evladım, geri dön ne yaptıysan affettik, ekinin tarlada yanıyor, otun kuruyor' v.s gibisinden diye seslenilir damadın artık evine dönebileceği vurgulanırdı.

İslamiyet'in yayılmasıyla tamamen unutulan 'Thashue Wuic' (Büyük Tanrı'ya Wuig) den bahsedilir, gelin artık yaşayacağı evin sınırlarına girdiği anda başlatılan ve evin çevrili avlusunda gerçekleştirilen bu wuicin Uzunyayla tarihinde bilinen tek örneği Mereymkul Jamırze'nin gençlik coşkusuyla arkadaşlarını ikna ederek yaptırmasıyla görülmüştür. Bunun yaşlılar tarafından çok tepki aldığı hala anlatılır. Olay muhtemelen 1925-1930 yılları arasında bir tarihte yaşanmıştır.

Eve gelen misafir yatıya kalıyorsa eger o gün giydigi kıyafetler yol tozu taşımaktadır,başka giyecegi yoktur vb.sebeplerden ötürü kendisi odasına çekildikten sonra elbiseleri akşamdan yıkanır sabaha ütülü bir şekilde misafire takdim edilir.

Misafirlik konusunda 'misafir olunan evden ayrılırken atın yüzü eve çevrilir ve öyle binilirmiş, atın arkası eve dönük binmek büyük saygısızlık sayılabilirmiş(atlı dönemler için) ayrıyeten; misafirin yatılı kalıp kalmayacağı misafirin ayakkabısını çıkarma şeklinden de anlaşılabilirmiş, ayakkabının uc kısmı eve dönük ise kalıcı, dışarıya dönük ise kalıcı misafir değil' anlamı taşırmış'

Babanın Dersi

Aralık 26, 2018

Aile içinde yaşlı, genç, küçük her birinin ayrı görevi olurdu. Bu görevi herkes aksatmadan yürütürdü. Eğer herhangi biri görevi aksatacak veya ciddiye almayacak olursa ona münasip bir şekilde ders verilirdi. Bu derste onlardan biri. Geçerli büyük bir nedeni olmadan kimse görevini aksatmazdı. Burada anlatacağımız bunlarla ilgili güzel bir örnek. Anlatan Kaberdeyde şıhalıkue köyünde yaşayan yaşlı bir adam. Dinleyip yazan araştırmacı yazar Mefedz Serebiy . 

Serebiy dinlediklerini bizlere şöyle yazmış: 

Ev halkı küçüklerinden birinin görevi her akşam hayvanlar otlaktan eve geldiğinde buzağıyı annesiyle buluşturmadan (süt emmemesi için) yerine bağlaması gerekiyor. Bir gün küçük oyuna dalmış görevini unutmuş. Bu arada hayvanlar eve gelince buzağı ile annesi buluşup , yavru emmeye başlamış. Yavrusunu emdiğini, akşam eve gelen çocuğun babası gördüğü halde müdahale etmeden, hiçbir şey söylemeden içeri girmiş. Bunu gören çocuğun büyük annesi oğluna kızmaya başlamış: “Baka, baka buzağıyı emzirdin!” (veplure şıker şebğafaş) dedi. Oğlu itiraz etti. “ Dur hele anacığım onun için bana kızma, kendini yorma. Buzağıyı getirme görevi işte şunun (torunun) ona kız. Ben buzağının emmesini bu gün engellersem yarın o iş bana kalacak, görevim olacak. Ben öyle bir görevi istemiyorum benim yapacak çok görevim var “- der. 

Babanın öyle yapması erindiğinden veya o anda o işi 

yapamayacağından değil , çocuğun işini babası veya başkaları yaparak alışırsa sorumluluk duygusu gelişmez , o çocuğun eğitilmesi de zorlaşmaya başlar. Bu durum çocuğun geleceği için hiçte iyi bir şey olmayacaktır. 

Adıge xabzelerinde ailede kişilerin bir birlerine bakışı böyle; görev bilinci geliştirmek, doğru sözlü olmak, büyüklerini utandırmamak, çocukların güzel yetişmesi için ne gerekiyorsa çok küçük yaşlarda itibaren yapılırdı. Bu durum her ailenin yapısında vardı. 

Çocuklarını yetiştiren anne-babanın hedefi dürüst, tembel olmayan iki ayağının üstünde durabilen saygılı kişi olarak yetiştirmekti. Çocuk sık, sık küsen, çabuk kızan biri ise başkalarının yanında olmadığı rahat bir ortamda ne yapacaksa ne söyleyecekse o zaman söylerlerdi. Bu durumlarda büyük anne ve babalar daha eğitici oluyorlardı. Yaşlıların çocuklara yaklaşımları daha yumuşak ve tecrübeli oluyordu.

Çeviri:  Atalık Rafet

Adige Xabze

Aralık 26, 2018

‘İlkokul İkinci Sınıf Ders Kitabı’ çevirisi, s. 11-14. 
Adige Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından kabul edilmiştir.

Bu ders kitabı, Adige Cumhuriyeti Devlet Başkanı ŞEVMEN Hazret'in önerisi (игукъэк1) üzerine ve kişisel maddi yardımı ile hazırlanıp yayınlanmıştır.

Kitap, ilkokul ikinci sınıflar öğrencilerinin köy yerleşim biçimlerini, ailelerin karşılıklı ilişkilerini, dil ile geleneğin birbiriyle ilişkisini, iyi ile kötü arasındaki farkları konu edinmektedir.


.

Sevgili yavrularımız!

Sizler Adige ulusunun geleceğisiniz. Ulusumuzun ruhu, dilimiz ile geleneğimizdedir. Adige diline güç katacağınıza, Adige geleneğini yaşatacağınıza, böylece Adige yaşamını daha da ileri boyutlara taşıyacağınıza olan inancımız tamdır.

Kitabı hazırlayanlar

ADİGE CUMHURİYETİ'NİN DEVLET ARMALARI 
(АДЫГЭ РЕСПУБЛИКЭМ ИКЪЭРАЛЫГЪО ТАМЫГЪЭХЭР)

RUSYA İLE ADİGEY TEK BİR DEVLETTİR

Rusya çokuluslu bir devlettir.
Adige Cumhuriyeti Rusya içinde yer alır.
Adige Ülkesi 1864 yılında Rusya topraklarına katıldı. Rusya Devlet Marşı çalınırken ya da bayrak kapalı bir yere getirildiğinde ya da bayrağın göndere çekilişi sırasında oturanlar ayağa kalkarlar.

Sözlük:
Bayrak (Нып; быракъ) - Ülkeyi ve ulusu temsil eden renkli kumaş.
Arma (Герб) - Devleti ya da bir soyu (л1акъо) tanıtan işaret.
Milli Marş (Гимн) - Devletin adını duyuran ve ulusu güzel anlatan şarkı.
Adigey (Адыгей) - Rusya içindeki Batılı Adigelerin özerk ülkesi.
Rusya (Россия) - Rus ulusunun devleti, Rus ülkesi.

ADİGEY'İN DEVLET İŞARETLERİ

Eskiden Adigelerin ülkesine Çerkesya deniyordu.
Adige Özerk Ülkesi (oblas/хэку) 1922'de oluşturulmuştu. 1991’de Adigey, cumhuriyet oldu. Bir cumhuriyet olan Adigey’in Bayrağı (Nıp; Bırak), Devlet Aması (Gerb), Milli Marşı (Gimn) ve Anayasası (Konstitutsiya) vardır. Anayasa, Adige Cumhuriyeti yasalarının temelini oluşturur. Adige Cumhuriyeti’nin Ulusal Marşı okunurken ya da Adige Bayrağı kapalı bir yere getirildiğinde ya da göndere çekilişi sırasında oturanlar ayağa kalkarlar.

Sözlük:
Çerkesya (Черкесие) – Adige ülkesi, eskiden Azak Denizi’nin doğu kıyıları boyunca yayılarak Terek Irmağına uzanır, Karadeniz kıyıları boyunca da yayılarak, Şahe Irmağını içine alırdı.
Özerk (Автоном) – Ulusun adını taşımak üzere oluşturulan, ulusun tarih ve kültürünü yaşatmak ve korumak amacıyla verilmiş olan ayrıcalıklı idari birim.
Anayasa (Конституцие) – Ülke içinde yaşayan insanların ilişkilerini düzenleyen temel yasaların yer aldığı kitap.

ADİGE GELENEĞİ ZAMANIN AYNASIDIR 
(АДЫГЭ ХАБЗЭР УАХЪТЭМ ИГЪУНДЖ)

ESKİDEN YOLCU İLE KADININ KARŞILAŞMASI SIRASINDAKİ DAVRANIŞ

Eskiden Adigeler at sırtında olarak bir kadının yanından geçmezlerdi. Yolda yürüyen bir atlı, bir kadınla karşılaştığında atından iner, atını sağ eliyle yedeğinde tutar ve yaya olarak/yürüyerek kadının yanından geçerdi.

Sözlük:
Atlı (Шыу) – At sırtında yolda ilerleyen kişi.
Yaya/piyade (Лъэсы) – Ata ya da arabaya binmemiş olarak yürüyen kişi, yaya.
Yanından geçmek (Ебгъук1он) – Birinin yanından geçmek.
At binmek (Шэсын) – Ata, eğere binmek.
Attan inmek (Къепсыхын) – Atlının atından inmesi

Kadına bir at yükü bağışlanır (Бзылъфыгъэм шы ихьылъэ лъэханэ) (Adıge atasözü)

ŞİMDİKİ DÖNEMDE YOLCU İLE KADININ KARŞILAŞMASI

Her otuz yılda bir Adıge geleneği (xabze) Xase (Kurultay) tarafından gözden geçirilirdi. Gelenek, döneme uygun düşecek bir biçimde yeniden düzenlenirdi. 

Günümüzde Adigeler araba ile yolculuk yapıyorlar. Atlı olarak artık uzak yerlere yolculuk yapılmıyor. Ancak geleneğe uygun düşecek bir biçimde kadına yine saygı gösterilir ve ona göre davranılır. Yaşına bakılmaksızın, her zaman için büyüğe ayrılmış olan sağ taraftaki yer kadına verilir ve kadın erkeğin sağında durdurulur. 

Sözük:
Uygun bulma (Епэсын) – Bir şeyi uygun bulma;bir kişiye ya da bir olaya karşı nasıl davranılması gerektiğini düşünmek ve bulmak.
Xase/H’ase (Хасэ) – Köy ya da ulus tarafından seçilmiş/belirlenmiş (ыгъэнэфэгъэ) bireylerin bir araya gelmesiyle oluşan, ülke ya da köy sorunlarını düzenleyen meclis. 
Aracı/elçi (Л1ык1о) – İki kişinin ya da iki tarafın karşılıklı olarak birbirleriyle anlaşmaları ya da haberleşmeleri amacıyla belirlenmiş/görevlendirilmiş kişi.

Dönem değişir, gelenek kalır (Уахътэр зэок1ы, хабзэр къэнэжьы) (Adige atasözü)
***

ADIGE KÖYÜ (AДЫГЭ КЪУАДЖЭР)

ESKİ ADIGE EV-BAHÇE DÜZENLEMESİ (ИЖЪЫРЭ АДЫГЭ ЩАГУР)

Eski Adıge avulu (ev-bahçe alanı) üç bölüme ayrılırdı:Ön bahçe (щагу), harman yeri (хьамэщ) ve hayvan bakım yeri (1эщ). 

Ön bahçede üç bina (унищ) bulunurdu:Ana bina ya da büyük ev (унэшхор), mutfak (пщэрыхьап1эр) ve konuk evi (хьак1эщыр). Ana bina dört dizi odadan oluşurdu:Ev sahibinin odası (бысымым ит1ысып1), kız odası (пшъэшъэ унэ), ana binanın bebeklere ve çok küçük çocuklara ayrılan odası (собэр-сабыйхэм апай), yeni gelin ve gençler odası (лэгъунэ-к1элэгъуалэмэ ят1ысып1). 

Mutfak ana binanın önüne koşut düşecek (егупаплъэу) bir yerde olurdu. Mutfak iki bölüme ayrılırdı:Mutfak bölümünde yemek pişirilir, bitişik kilerde de (пыты) erzak/yemeklikler (гъомлапхъэхэр) ile kap kacaklar bulunurdu.
Ön bahçe çimenlik/yeşil çimenle örtülü olurdu. 

Ön bahçenin kenarlarına meyve ağaçları dikilirdi. Ön bahçe, hayan ve tavuk giremeyecek biçimde örülmüş çitlerle çevrilirdi. 

Konukevi (хьак1эщ) bahçe kapısı yakınında ve ana binaya uzakça bir yerde bulunurdu. Konuğun huzurlu olması için konukevine at ahırı (шэщ) eklenirdi. 

Hayvan ahırları bölümünde (1эщ) inek ahırı (чэмэщ), at ahırı (шэщ), manda ahırı (псыцощ) ve koyun ağılı (мэлэщ) yer alırdı. Ahırlarda hayvan yemlikleri (шхынлъэ) ile su yalakları (хьакъуашъо) bulunurdu. Ahırlar bölümünün ayrı bir kapısı olurdu. 

Harman yerinde (хьамэщ) sundurma (кощ), kümes (чэтэщ) ve ambarlar (конхэр) yer alırdı. Onun da ayrı bir kapısı olurdu. Harman yerinde, hayvanların erişemeyeceği bir biçimde samanlık, ot yığınları (мэкъощ) ve kepek/yem saklama ambarları (фыркъуалъэ) bulunurdu. Ürünler harman yerinde dövülürdü. 

Ön bahçe (щагу), ahırlar bölümü (1эщ) ve harman yeri (хьаэщ) arasında basamaklı geçiş yerleri (шъхьaдэхыгъохэр) bulunurdu.

Peki Nartların evleri nasıldı?

Aleglerin koca evi
Kaba sabadır,
Uzun beyaz bir evdir,
Otuz metre boyundadır.
Bahçe kapısı sürgüleri
Atın böğrüne erişir,
Evin tek bir direğini
Sekiz öküz çekebilir (*).

Herkesin evi kendine, bizimkisi bir altın ev (Шъхьадж иунэ чэм лъакъо, тэ тиунэ дышъэ унэ) (Adige deyişi)

Bilgi notu:
Büyük ev, ana bina (Унэшхо) – Adige ev bahçesinde bulunan üç binadan ailenin barındığı ana bina.
Mutfak (Пыты) – Adige ev bahçesinde büyük evin karşısında ve ona koşut olarak (егупаплъэу) yapılan ve geçişli iki odadan oluşan yapı.
Konukevi (Хьак1эщ) – Erkek oturma yeri olup gelen konukların ağırlandığı oda, Adige ev bahçesindeki üç binadan biridir. Bugün “haç’eş/хьак1эщ”, otel karşılığı olarak kullanılıyor.
Çocuk odası (Собэ) – Büyük odanın orta yerinde bebeklerin ve çok küçük çocukların bulunduğu oda.
Kız odası (Пшъэшъэ унэ)- Ergin yaşa gelen kız ya da kızlar için ayrılan oda, kız akşamları burada yaşıtı ve arkadaşı kız ve delikanlılarla oturur, gelen taliplilerle de evlenme konuşmaları (псэлъыхъо) yapardı.
Gelin ve gençler odası (Лэгъун) – Yeni gelinin oturduğu oda;gelin olmadığında çoluk çocuğun oturduğu oda, ayrı, kendisine ait bir kapısı olurdu.
Harman yeri (Хьамэш) – Ev bahçesinin ayrı bir bölümünde, büyük evin gerisine düşecek bir yerde harman işinin yapıldığı, sundurma ve kuruluk gibi yapıları da bulunan yer.
Ahırlar bölümü (1эщ) – Hayvanların bakıldığı çitle çevrili ve içinde yem ambarları bulunan yer.
Yem/ot verilen yer, yemlik (Шхынлъ) – Hayvanlara ot ve yem yedirilen yer.
Su yalağı (Хьакъуашъо) – Hayvanların su içmeleri için odundan yapılan ve içine su konan yalak.
Harman yapma yeri (Хьамэ) – Ekinlerin üzerinde dövülmeleri için sulanan ve saman serilip çiğnenerek hazırlanan daire biçimli yer.
Küçük bahçe (Хэтэжъый) – Ev bahçesinin kenarında örülü çitle çevrilmiş sebze bahçesi.
Ambar (Коны) – Zahire ve kuru ürünlerin saklandığı oda ya da içinde sepet ve sandıklar bulunan yapı. 
Harman yapma yeri (1ожьын) –Ürünün dövülüp tanelerin ayrıldığı yer, harmanı yapma.
Sundurma, kuruluk (Кощ) – Öte berinin, iş aletlerinin ve benzerlerinin konduğu üstü kapalı yer.
Kiler (Хьакощ) – Sundurmanın eki olarak ekmek fırını, değirmen, dibek ve el değirmeni bulunan yer.
Yem-erzak kabı koyma yeri (Гъушъуалъ) – Su koyma ya da su taşıma için değil de, sundurmaya ek olarak kuru yemlerin konduğu yer. 
Basamaklı yaya geçiş yeri (Шъхьадэхыгъу) – Çitin yarı boyunda olmak üzere basamakları olan, hayvanların geçemediği ama insanların geçmesine olanak sağlayan geçiş yeri.
Arılık (Бжьа1о) – Arı kovanlarının konduğu, yerden biraz yüksekte, arka ve yan tarafları çevrili, üstü kapalı yapı. 

(*) Daha çok bilgi için Bkz. Nartlar: Adige Yiğitlik Destanı, CC Edebiyat/Efsaneler Mitoloji Bölümü.

ADİGE KÖYÜ (АДЫГЭ КЪУАДЖЭР)

GÜNÜMÜZDEKİ ADİGE EV ve BAHÇE DÜZENİ (ДЖЫРЭ АДЫГЭ ЩАГУР)

Günümüzün ev ve bahçe alanı, iki ya da üç bölüme ayrılır: Ön bahçe, bir arada harman yeri-ahırlar ya da ayrı ayrı olarak harman yeri ve ahırlar biçiminde.

Ön bahçede (şagu) iki bina bulunur: Ana konut (kışlık konut); yazlık konut-mutfak-kiler bölümü.

Şimdiki ana konut (vıneşh’o/унэшхо) dört bölmeden oluşur. Buna bitişik konut düzeni de denir. Konutlar/odalar iki sıra biçiminde yan yana dizilir: Eskiden olduğu gibi konuk odası (haç’eş, oturma salonu), çocuk odası (собэ), sıcak oda (vıne fab) ve ev sahibinin oturma odası.

Yazlık konut, bitişik iki ya da üç odadan oluşur.

Arka bahçe kapısı, at ahırına gidecek, evin arkasına düşecek biçimde yapılır. Ön bahçe kapısı daha küçüktür ve küçük bir yaya yolu ile evin kapısına ulaşılır.


KÖY YERLEŞİMİ VE KÖYE AD VERİLMESİ (ЧЫЛЭМ ИТ1ЫСЫК1ЭРЭ ЫЦ1ЭРЭ)

Adigeler eskiden beri hem dağlık ve hem de düzlük yerlerde barınırlar. Dağlı Adigeler yüksek ırmak vadilerinde (псыныбэ-къуладжэхэм) yaşarlar. Ova Adige köylerinin etrafları hendekler (ч1ыт1ырк1э) kazılarak ya da dikenli çitlerle (пэнэсэрайк1э) çevrilirdi. Köyün dört bir yönünden giriş kapıları olurdu. Bu kapılar sürgücüsü (сэхтеом) tarafından sürgüler (сэх) sürülerek kapatılır ve açılırdı.

Köy yerleşim yeri ırmağa, ormana ve ekilen yerlere/tarlalara yakın düşecek bir biçimde belirlenirdi. Bir köy mahallesinde (hable) aynı akraba/sülaleden (зэунэкъощхэр) olan kişiler otururlardı. Köyü kuranlar/yerleştirenler beyler (pşı) ya da verkler (оркъхэр) olurdu (*). Köy adı da birçok halde köyü kuran soyluların adını taşırdı- Veçepşıy (Очэпщый), Kunçıkohabl (Къунчыкъохьабл), Hatığujıkuay (Хьтыгъужъыкъуай) gibi (**). Köy yerleşim yerinin özelliklerine bağlı adlar da verilebilirdi:Pseytıku (Псэйтыку), Afıpsıp (Афыпсып), Vılap (Улап), Leşepın (Лэшэпсын) gibi (***). Köy bir Adige topluluğunun (tlepk) adını da taşıyabilirdi: Ademıy, Natuhay, Mamhığ gibi.

Bilgi notu:
(*) Bey ya da soylulara bağlı olmayan topluluklarda önder olan kişilerin adları köylere ad olarak konabilirdi. Düzce’deki Kovk’ehable (Къоук1ьэхьаблэ/Sarayyeri) köyü, o yere yerleşenlerin en yaşlısı/kafile başkanı olan Wubıh Kovk’ı İslam’ın (Къоук1ьы Ислам) adını taşır, köy mezarlığında onun adının ve köyün kuruluş tarihinin yazılı olduğu bir mezar taşı ve özel bir kabir vardır. Kazokohabl, Şıxel’ehabl (Шыхэл1эхьабл), Hampinaz (Хьапый Нажъу) ve daha birçok köy benzeri adlar taşırlar. -HCY
(**) Sözü edilen ilk iki köy Bjedugh, üçüncüsü ise bir K’emguy köyüdür.
(***) Afıpsıp-Afıps Irmağının Kuban Irmağına döküldüğü yer, Vılap-Vıle Irmağının başka bir ırmağa döküldüğü yer anlamını verir. Pe=ön tarafanlamına gelir. Daha çok bilgi için Bkz. “Maykop adının kökeni”, ‘Adigey Cumhuriyeti’-5.

Sözlük:

Dağlı (Къушъхьэч1эс) – Dağlık bölgede doğup yaşayan insan, insanlar.
Ovalı (Шъофрыс) – Ova ve düzlük yerlerde yaşayan ve orada bir ulus oluşturan insanlar.
Sürgü bekçisi (Сэхтеу) – Köyden olup akşamları köye giriş kapılarını kapatan, sabahları da açan kişi. Köylerin giriş kapıları geceleri sürgülerle kapatılırdı.
Dikenli çit (Пэнэсэрай) – Yüksek çitlerin üzeri dikenlere verilerek oluşturulan çitler.
Ekilen yer (Лэжьэк1уп1) – Ekilen topraklar ve bunların bulunduğu yerler, tarlalar.
Su gözü (Псыныб) – Suyun derin olduğu ve güçlü aktığı/kaynadığı yer.
Kuru vadi, kuru dere yatağı (Къуладж) – Kar ve yağmur yağmur sularıyla açılmış kuru vadi.

Köyüm (Сикъуадж)

(Şarkıdan bir bölüm) 
Söz: JANE Kırımız
Beste: THABISIM VIMAR

Irmağımız fısıldaşıyor
İlkbaharları kabarır,
Sonbahar başları görünümü altın
Düşlerimde yer alır.

(Nakarat)
Köyüm köyüm
Cici köyüm,
Canımın içi
İçimden silinmeyen!

ADİGE AİLESİ

ESKİ DÖNEMDE AİLE, BABA VE ÇOCUKLAR


Gunes ile Uşıtse ev işlerine yardım ediyorlar.

Babaları döndüğünde, Uşıtse koşup onu karşılıyor, atının dizginlerini ve üzengisini tutuyor, babasının atından inmesine yardım ediyor. 

Babasının atını yerine götürüyor, atın bakım ve hizmetlerini yapıyor.

Gunes ise babasının üst giysilerini ve silahlarını alıp duvara asıyor. Su tutup babasının elini yıkamasına yardım ediyor. Ardından babasının giyeceği giysileri gözden geçiriyor, tozlarını temizleyip veriyor.

Guneş ile Uşıtse annelerine de yardım ediyorlar. Uşıtse balta ile odun paralayıp mutfağa getiriyor.

Annesi sofrayı hazırladığında, Uşıtse özenerek sofrayı babasına, konuk odasına (haç'eşe) götürüyor.

Babası yemeğini yiyinceye değin ayakta durarak ona hizmet ediyor.

Sözlük:

Attan inmek (Къепсыхын) - Atlının atından inmesi.
Ata binmek (Шэсын) - Atlının atının eğerine oturması.
Yem (1упхъэ) - Hayvana verilen ot dışı taneli yem, arpa ve kepek gibi.
Hizmet eden (Шъхьагъырыт) - Konuk odasında hizmet gören genç delikanlı, büyükçe çocuk, görevi konuk sofrasına hizmet etmektir.
Hizmet görme (Къыпек1ок1ын) - Geleneğe uygun bir biçimde kişinin gereksindiği şeyleri yerine getirmek.

GÜNÜMÜZDEKİ AİLE, BABA VE ÇOCUKLAR

Gunes ile Uşıtse annesinin yardımcıları.

Uşıtse babasını karşılıyor, ona bahçe kapısını açıyor. Garaj kapısını da açıyor, arabasını park edinceye değin babasını bekliyor.

Arabadaki poşet ve eşyaları babasıyla birlikte arabadan alıp eve getiriyorlar.

Gunes babasının ayakkabılarını değiştirmesine yardım etti, elini yıkayan babasına, kurulanması için bir ucundan tutarak havluyu uzattı. Gunes annesinin hazırladığı yiyecekleri sofraya yerleştiriyor. Babası yemeğini yiyinceye değin ona hizmet ediyor (къыпек1ок1ы).

Uşıtse babasının arabasını temizliyor. Elektrikli süpürgesiyle arabanın içindeki tozları alıyor. Arabanın camlarını da ayna gibi parlatıyor.

Babası dinlenmek için koltuğuna (пхъэнт1эк1ущыхь) oturdu. Gunes günlük gazete ve dergileri babasının yanındaki küçük sehpanın üzerine yerleştiriyor.

СИНАН

Гущы1эхэр – ЖЭНЭ Къырымыз, 
Орэдышъор – ТХЬАБЫСЫМЭ Умар

1. 
Типсыхъо сык1эдэ1умэ,
Умакъэ ащ къыхэ1ук1ы.
Чъыгы бырабэм япк1ашъэ
О пц1эк1э къысэ1ушъашъэ. 

Жъыу: Синанэу синэнэ дах!
Дунаир сфэогъэдах!
Насыпыр о къысэптыгъ
Дунаир о сфыхэпхыгъ.
Ори-ори-орида!
Ори-ори-орида!
Синэнэ дахи!
Синэнэ, синэнэ, синэнэ дахи!

2. 
Жъуагъомэ уахэсэлъагъo,
Тигубгъуи о уисэлъагъо. 
Уижьау сыч1эт зэпытэу
Уна1э къыстеогъэты.
Жъыу.

3. 
Гук1эгъунэу о пхэлъым
Ц1ыфыгъэм сыфеузэнк1ы.
Дэхагъэу о угу илъым
Дунаир къегъэк1эрак1э.


ANNEM

Söz: JANE Kırımız, 
Beste: THABISIM Vımar

1. 
Irmağımızın sesini dinlediğimde,
Sesini duyuyorum onun içinden.
Gür ağacın yaprakları
Senin adını bana fısıldıyor.

Nakarat: 
Annem güzel annem!
Yaşamımı güzelleştiriyorsun!
Mutluluğu bana sen sundun
Dünyayı bana sen verdin.
Vori-vori-vorida!
Vori-vori-vorida!
Cici güzel annem!
Annem, annem, güzel annem!

2. 
Yıldızların arasından seni seçiyorum,
Kırlarımızda seni görüyorum.
Gölgende barınıyorum hep
Beni kollayıp duruyorsun.

Nakarat.

3. 
Sendeki acıma duygusu
İnsanlığı öğretiyor bana.
Kalbindeki güzellik duygusu
Doğaya, yaşama tazelik katıyor.

ADİGELERDE KONUK AĞIRLAMA (АДЫГЭ ХЬАК1Э ПЭГЪОК1 ХАБЗЭХЭР)

ESKİ KONUK KARŞILAMA GELENEĞİ

Eskiden konuk atlı olarak bahçeye geldiğinde, ev sahibi onu bahçede karşılardı. Konuk attan indikten sonra, ev sahibi atı bağlama yerine bağlardı. 

- İyi günler! (Уимафэ ш1у!) diyerek konuk selam verirdi.
- Tanrı seni seviyor! Buyur! (Тхьам ш1у уелъэгъу!Къеблагъ!) derdi ev sahibi de. Ev sahibi konuk evinin -odasının- kapısını açar, konuğa önden yol gösterirdi. 

Konuk kırbacını pçable’ye (*) asardı. Konuk kılıç, tüfek ve tabancasını çıkarıp ev sahibine verir. Ev sahibi de onları duvara asar, ardından konuğa hoş geldin der ve onu selamlardı.
- Hoş geldin, konuk! (Фэсапщи, хьак1э!)
- Teşekkür ederim! (Тхьауегъэпсэу!) derdi konuk da.
- Buyurun, baş tarafa oturun! (Дахьи ыпшъэк1э т1ыс!) diyerek konuğu baş yere (жант1э) alırdı.

Konuk oturur, konuğun oturmasının ardından ev sahibi de otururdu.
- Geldiğin yerdeki kişiler nasıllar, konuk? (Укъызхэк1ыгъэхэр сыдэу щытых, хьак1э?) diye sorardı ev sahibi.
- Üzülecek bir şey yok, teşekkür ederim (Зи гумэк1ыгъо щы1эп, тхьауегъэпсэу), diye yanıt verirdi konuk da.

Хэбзэ дахэу тэ ти1эр джащ фэд.

Гущы1эр –Жэнэ Къырымыз, орэдышъор – Сэмэгу Гощнагъу

Хьак1эр къихьэмэ тыфэнэгуш1у,
Анахьыш1ур ащ етэпэс:
Зэтэгъафэ ащ пае 1энэш1у –
Чэтылыбжьэм щыгъу-п1астэр игъус.
Сэнэ 1эш1ур хьазырэу лъэхэт,
Ащ зыфаер бысымэу егъот,
Тиорэд зерэ1эт,
Хэбзэ дахэу тэ ти1эр джащ фэд.


İşte böyle bir şeydir bizim güzel geleneğimiz.

Şarkı sözü: JANE Kırımız
Beste: SEMEGU Goşnağu

Güler yüzle karşılarız konuğu
En iyi olanı ona uygun görürüz:
Ona en iyi sofrayı sunarız-
Çerkes tavuğu ile tuz ve kaçamağı. 
Üzüm şırası da (Сэнэ 1эш1ур) sofranın yanında,
Konuk aradığı ev sahibini bulsun,
Şarkı seslerimiz dinmesin, hep yükselsin,
İşte böyle bir şeydir bizim güzel geleneğimiz.


ŞİMDİKİ KONUK KARŞILAMA GELENEĞİ

Arabası ile gelen konuk bahçede karşılanır. Erkek konuk otomobilinden kendi iner. Kadın konuğun kapısı ise ev sahibi tarafından açılır.
- Buyurunuz, saygıdeğer konuklar! (Шъукъеблагъэх, хьак1э мафэхэр!) der ev sahibi konuklara.
- Hayırlısıyla buyuralım (Хъярк1э теблагъ), diye yanıt verirler konuklar da.
- Buyurunuz, hoş geldiniz (Шъукъеблагъэх, фэсапщых), diyerek ev sahibesi de konukları karşılar.

Ev sahibi kadın konuk kadını sağ yanına alınarak eve götürür. Erkekler de onları izleyerek eve girerler.

Ev içinde ev sahibesi konuklara yeniden bir hoş geldiniz (ш1уфэс) selamı verir:

- Hoş geldin, Aminet. Gelmekle bizi mutlu ettiniz. Nasılsınız? (Сыдэу шъущытых?), der kucaklaşır, el sıkışırlar. Ardından ev sahibesi erkek konuğa dönerek, “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der, elini tutar.
Aynı sırada ev sahibi de konuk kadına “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der, elini tutar. Ardından erkek konuğun elini tutar, “Hoş geldiniz!” (Фэсапщи!) der yeniden.

Ev içi selamlaşmaları boyunca konuklar baş tarafta (jant’e/жант1э) ve yüzleri giriş kapısına dönük olarak ayakta dururlar. Gelenek gereği konuk kadın daha yukarı (saygın) bir yerde durur.

Ardından yer gösterilir, konukların oturmaları sağlanır. Ev sahibesi kapıya daha yakın bir yere düşecek bir biçimde oturur. Ev sahibesi kısa bir süre konukların yanında kaldıktan sonra, konuklardan izin ister, sofra hazırlama işine başlar.

Erkek ev sahibi ise konuklarla birlikte kalır. Tanıdıkları, akrabaları, geldikleri köyü, yaşadıkları yöreyi sorar.

Evin kızı gelir, önce kadın konuğu, ardından konuk erkeği olmak üzere konukları bir bir selamlar. Daha sonra yol yorgunu olan kadın konuğu, elini yıkaması ve dinlenmesi için odadan çıkarır ve başka bir odaya alır.

Konuğu sevinçle karşıla, selamla ve buyur et: “Hoş geldin, konuğumuz! Buyur” de (Фэсапщи, тихьак1э!Еблагъ). 
Konuğa oturması için baş tarafı, en iyi yeri göster. 
Konuk oturmadıkça sen de oturma. 
Konuğun karşısında fazla konuşma. 
Gideceğinde konuğu bahçe kapısı önüne değin eşlik ederek uğurla, “Güle güle/Hayırlı yolculuklar” (Гъогумаф) de ona.


Sözlük:

Ev sahibesi (Бысымгуащ) – Ev işlerini gören evdeki en yaşlı kadın.
Kadın konuk (Бзылъфыгъэ хьак1) – Gelen konuklardan kadın olanı.
Erkek konuk (Хъулъфыгъэ хьак1) – Konuklardan erkek olanı.

ANADİLİ VE GELENEK

BİRİ İLE KONUŞMA VE GELENEK

Dil ile gelenek
Aynı anadan doğmadır.
Dil geleneği zenginleştirir/büyütür,
Gelenek de dili güzelleştirir.
Bu ikisi birer gurur kaynağımız.
Bin yıllar boyunca ürettiğimiz zenginliğimiz.
İşte bu ikisi atalardan
Bize kalmış, bize özgü olan ulusal özelliğimiz.
YENEMIKO Mevlid

- Günaydın, baba! (Wipçedıj ş’u, tat!; Уипчэдыжь ш1у, тат!) (1)
- İyi günler, çocuğum! (Wimafe ş’u, siç’al!; Уимафэ ш1у, сик1ал!)
- İyi günler, İlyas kızı Fatima! (Wimafe ş’u, Fatima İlyasovna!)
- Tanrı sağlık versin/teşekkür ederim!Buyur! (Thawéğepsew! Qéblağ! Тхьауегъэпсэу! Къеблагъ!).

Adigeler büyüğe saygı gösterirler: Onun için ayağa kalkarlar, büyüğün karşısında ayakta dururlar, oturmazlar. Belirli kurallara uygun olarak büyükle konuşurlar.

Değer verdikleri yaşlılarla çok yönlü konuşan yeryüzü toplulukları da vardır. Ruslar da bunlardandır. Anne, baba, dede, nine, komşu, konuk, öğretmen ve tüm yaşlılar ile hemen her konuda konuşurlar.

- Günaydın, İvan kızı Marya!İyi misiniz/Nasılsınız? (Здравствуйтэ, Марья Ивановна!Как Ваше здоровье?) der Ruslar. 

Adigeler baba adını ekleyerek birilerine hitap etmezler. Ancak Rusça ek ya da özellikler almış sözcüklerle öğretmenlere ya da devlet görevlilerine seslenebilirler. 

Sözgelişi öğretmene: İlyas kızı Fatima, diyebilirler.
Böylesine durumlarda öğretmenin adını, baba adını da ekleyerek Rusça kuralına uygun olarak söylerler:
Örneğin, Adige söylenişiyle, ‘Astlan Cankhotoviç’ (Аслъан Джанхъотович), demezler.
Rus söylenişiyle, ‘Aslan Canhotoviç’! (Аслан Джанхотович!), derler.

Sözlük:

Saygı (Tlıtenığ; Лъытэныгъ)- Kişiye gösterilen değer, saygı.
Karşılama (Ş’heç’efağ; Шъхьэк1эфагъ)- Geleneğe uygun olarak kadını, büyüğü ve konuğu -saygılı bir biçimde- karşılama.
Özellik (Feme-bjım; Фэмэ-бжьым)- Bir başkasına ait görüntü ve özellikler.
Baba adı (Yatats’; Ятац1)- Kişinin adını baba adını da ekleyerek söyleme.

· İki kez düşün, bir kez konuş (Ze p’oştım t’o yegupşıs/Зэ п1ощтым т1о егупшыс)

Eski Adigelerde bey (pşı) de olsa kişi bir kurala uygun olarak ve baba adı eklenmeden çağırılırdı. Ancak, egemen (tétığo; тетыгъо) sınıftan olan kişiye, beye saygı gereği, bey adına “zivshan/зиусхьан” (beyim, efendim) sıfatı/sözcüğü eklenirdi:

- Zivshanew Çelemet (Çelemet Bey; Efendimiz Çelemet), derlerdi.

Sıradan çiftçiler (ırgatlar) ise, adını söylemeden sadece “Zivshan” (Beyimiz) diyerek beye (pşı) seslenirlerdi.

Sözlük:

Bey (Pşı; Пщы)- Toplumsal statü olarak: ‘derebeyi, köy beyi, prens’; aile içi anlamda: ‘kayıpeder’
Zivshan (Зиусхьан)- “Efendimiz, beyimiz” anlamında soylu adlarına eklenen saygınlama sözcüğü/sıfatı. 


· KISA KONUŞANIN DİLİ TATLI OLUR (ZİGUŞIE Ç’EÇ’IM YIBZE EŞ’U; ЗИГУЩЫ1Э К1ЭК1ЫМ ЫБЗЭ 1ЭШ1У) (Adıge atasözü)
· Sözünü tartmasını bil, sözünü sınırla ve arkasında durmasını bil (Wiguşıe ğune tlıf; Уигущы1э гъунэ лъыф) (Adıge deyişi)


EV İÇİ KONUŞMALARI VE GELENEK

Gunes ile Uşıtse soruyorlar

- Anne, bugün sana ne getirmemi istiyorsun?
- Hiçbir eksiğimiz yok, yavrum, teşekkür ederim!
- Sen ne istersin, baba?
- Ben “Zekoşnığ” (2) dergisinin yeni sayısını isterim.
- Olur, getiririm.
- Baba, bana da “Joğobın” (3) dergisini aldır, dedi Uşıtse.
- Olur. Ya sen, Gunes, sen okumak için ne istersin?
- Sağol, baba! Nafset bana “Samğur” (4) kitabını getirdi.

· Kıdemli (yeni olmayan) ailelerde ana ve babaya sesleniş çoğul sözle yapılır: Annemiz! - Babamız! (Tyan! -Tyat!; Тян!Тят!) gibi.
Ancak anne ve babalar bildikleri, sevdikleri biriyle konuşurlarken tekil ifade de kullanırlar: Annemiz, bir şey ister misin? (Tyan, zıgorem wıfaya? -Тян, зыгорэм уфая?).

Adigeler tanımadıkları ya da samimi olmadıkları bütün büyüklere/yaşlılara “Annemiz!” (Tyan!), “Babamız!” (Tyat!) diyerek seslenirler.

· Şimdiki çocuklar/kızanlar anne ve babalarını “mam” (anne) ve “pap” (baba) diye çağırırlar. Bu sözcükler Rusça’dan bize geçmiştir.

· Eski Adigeler amca, hala, dayı ve teyzeyi düz adlarıyla çağırırlardı, tekil ölçü kuralına uygun olarak onlarla konuşurlardı. 

· Şimdiki Adigeler amca ve dayıya “dada” (дядя; amca, dayı), teyze ve halaya “tetya” (тетя; teyze, hala) derler. Bu gibi ad ve sözcükler de Ruslardan ve Rusça’dan alınmadır.

Uşıtse internet aracılığıyla iletişim kuruyor:

Türkiye-Antalya-Korkuteli-Yeleme Köyü

- Ben bir Adige’yim. Adım Nart. Yedıc ailesindenim

Annemin erkek kardeşine bizler “Daye” (Дае; Dayı) deriz.

Annemin kız kardeşine de “Abla” (1аблэ) diyoruz.

· Konuştuğun kişiyle saygılı konuş
· Konuşurken iyi düşün ve öyle konuş
· Sözlerini ve konuşmanı karşındakinin anlayacağı bir biçimde düzenle
· Senden büyük olan, sana izin vermeden konuşma
· Bağırarak konuşma


SELAMLAŞMA/KARŞILAŞMA KONUŞMALARI (Ş’UFES XABZEXER; Ш1УФЭС ХАБЗЭХЭР)

· Adigeler sevinçli/üzüntülü (gopağe/гопагъэ) ve içtenlikli (gufebenığe/гуфэбэныгъэ) sözleri kullanmasını çok iyi bilirlerdi. Sevinç ve sevinme, Adige geleneğinin kökünde, temelinde bulunur. Bunu özellikle karşılaşmalar sırasındaki selamlaşma biçimlerinde görebiliyoruz.

Karşılaşma selamları yerine ve zamanına göre gruplara ayrılır.

I. Her zaman kullanılan selamlaşmalar:

- Günaydın!/İyi sabahlar!-Tanrı seni seviyor! (Wipçedıj ş’u!-Them ş’u wétleğu!; Уипчэдыжь ш1у!- Тхьэм ш1у уелъэгъу!)
- İyi günler! – Tanrı gününü iyi etsin! (Wimafe ş’u! – Mefeş’u Them qıwét!; Уимафэ ш1у! – Мэфэш1у Тхьэм къыует!)
- İyi akşamlar! – Daha iyisi olsun! (Wipçıhe ş’u! – Nahış’ujew!; Уипчыхьэ ш1у! – Нахьыш1ужьэу!)
- Işık içinden çıkarak gel! Sen de aydınlık içinden çıkıp gel! (Nefıtleş’u wıqéç’! – Weri nefıtleş’u wıqéç! Нэфылъэш1у укъек1! – Ори нэфылъэш1у укъек1!)
-İyi geceler! – Sana da iyi geceler (Çeş rehat qıwek’u! – Weri çeş rehat qıwek’u!; Чэщ рэхьат къыок1у! – Ори чэщ рэхьат къыок1у!)
-Seni görmeye geldim. - Tanrı gözünü iyilik yolunda ışıldatsın (Wızezğetleğunew sıqek’uağ. -Wıne ş’uç’e The yeğaptl; Узэзгъэлъэгъунэу сыкъэк1уагъ. - Унэ ш1ук1э Тхьэ егъаплъ)
- Seni, hal hatırını sorayım diye geldim. – Tanrı seni iyilik yolunda aranan biri olarak yaşatsın (Sıpç’ewpç’en s”ui sıqek’uağ. – Ş’uç’e qıpç’ewpç’exew Them wışéğa’ ; Сыпк1эупч1эн с1уи сыкъэк1уагъ. – Ш1ук1э къыпк1эупч1эхэу Тхьэм ущегъа1)
- Rüyamda gördüm. - Tanrı hayırlı etsin! (Pç’ıhap’e stleğuğe. Khayr The yeşş!; Пк1ыхьап1э слъэгъугъэ. Хъяр Тхьэ еш1!)
- İyi haberlerini alıyoruz. – Tanrı iyi haberlerden sizi yoksun bırakmasın (Wiqebar ş’uç’e zexetexı. – Qebarış’u Them şuşémığaç’ –Уикъэбар ш1ук1э зэхэтэхы. – Къэбарыш1у Тхьэм шъущемыгъак1)
-Aklıma geldin de (özledim de) geldim. – Tanrı seni iyi yönlerinle herkese anımsatsın (Sigu wıqeç’ığeti sıqek’uağ. -Them ş’uç’e agu wıqéğeç’. – Сигу укъэк1ыгъэти сыкъэк1уагъ. – Тхьэм ш1ук1э агу укъегъэк1).

II. Yola çıkış ve yol boyundaki selamlaşmalar:

- Güle güle/iyi yolculuklar! – Teşekkür ederim! (Ğogumaf! – Thawéğepsew!; Гъогумаф! – Тхьауегъэпсэу!)
- İyi yolculuklar dilerim. – Benimle birlikte, -manen yanımda- gelesin (Ğogumafe wéj – Wıqızdéj; . Гъогумаф – Укъыздежь).
-Oğlumuz askere gidiyor. -Tanrı yolunu açık/hayırlı etsin (Tiç’ale dzem yejağ. - Yejeğe mafe Them yeşş; Тик1алэ дзэм ежьагъ. - Ежьэгъэ мафэ Тхьэм еш1).
- Hoş geldiniz. - Teşekkür ederim (Fesıj apşi. -Thawéğepsew; Фэсыжь апщи. – Тхьуегъэпсэу).

Selamlaşmalarda, selama uygun davranış da gerekir:

- Araba sürerken bir kadının yanından geçecek olursan, onu toza boğmadan , başınla hafif bir selam vererek ve yavaşlayarak yanından geçmelisin.
- Atlı iken bir kadınla karşılaşacak olursan, attan inmelisin ya da eğer üzerinde biraz kalkarak kadını selamlamalısın.
- Bir eve girersen ilkin evin hanımını (bısımguaşe) selamlamalısın. Bir grupla karşılaşacak olursan ilkin içlerindeki kadını selamlamalısın.

III. Sofrada, grup içinde selamlaşma

- Sofrada oturulurken ayağa kalkılmaz, Adıgelerde yemek herkesten büyük (saygın olan) sayılır.

IV. Çalışma durumu ile ilişkili selamlaşmalar:

1. Toprağı sürme ya da ekin ekme işiyle ilişkili selamlar:

- Selam, bereketli olsun, Tanrı sana bereket yağdırsın (Ğebeju weğot apşi, Them pféğebuağu; Гъэбэжъу огъот апщи, Тхьэм пфегъэбагъу), derler çiftçiye.
-Teşekkür ederim/Tanrı sana sağlık bağışlasın (Thawéğepsew; Тхьауегъэпсэу), der çiftçi de.
2. Bir koyun sürüsünün yanından geçerken:

- Selam, -sürün- çoğalsın! (Bekhu apşi! Бэхъу апщи!)- derler.
- Teşekkür ederim! (Thawéğepsew!; Тхьауегъэпсэу!).

Atasözü: KENDİNE “GELENEĞE UYGUN OLARAK KONUŞUYOR” DEDİRT (‘Xabzem tétew mepsatle’ yağa’u; ‘Хабзэм тетэу мэпсалъэ’ ягъа1у)

Söylenmesi uygun olanlar

- Tanrı sağlık bağışlasın! ((Thawéğepsew!; Тхьауегъэпсэу!)
- Mutlu bir ömür sürdüresin!Mutlu bir yaşlılık yaşayasın!Mutluluk içinde yaşlanasın!(J’ış’he mafe wekhu! Жъышъхьэ мафэ охъу!)
- Bağışla beni! (Qısfeğeğu!; Къысфэгъэгъу!)
- Uygunsuz davranma (Yemık’u wımışşı; Емык1у умыш1ы)
- Verdiğin sözü unutma (Wiguşıe zışımığeğupş; Уигущы1э зыщымыгъэгъупш)
- Sözünü senden alıyorum (Wiguşıe p’epısexı; Уигущы1э п1эпысэхы)
- Bir şey söyleyebilir miyim? (Zı guşıe gore qas’o khuşta? Зы гущы1э горэ къас1о хъущта? )
- Bir eklemede bulunabilir miyim? (Qıxezğekhojı khuşta? Къыхэзгъэхъожьы хъущта? )

Söylenmesi uygun olmayanlar

- Kapa çeneni! (Wıje zetétlh! Ужэ зэтелъхь!)
- Yeter, sus! (Şığet! Щыгъэт)
- Kafayı ütüleme! (Ş’her wımıwbate! Шъхьэр умыубатэ!)
- Kafamı şişirme! (Sımıwdegu! Сымыудэгу!)
- Başımı ağrıtma! (Sş’he wımığewız! Cшъхьэ умыгъэуз!)
- Uzatma artık! (Zepığewıj ş’ıw! Зэпыгъэужь шъыу!)
- Git! (Uç’; 1ук1)
- Gözüme görünme! (Zısemığetleğu!; Зысэмыгъэлъэгъу!)
- Nereye gitmek istersen git! (Wızdak’o pşşoyğom k’o! Уздак1о пш1оигъом к1о!)

Tatlı dil yılanı
Deliğinden çıkarır.
İyi söz ürer (güçlenerek yayılır).
-Kişileri- yakınlaştırır.

Jebze daxem blağor
Qıréşı yinabğo.
Psetleşşur mebağoş’.
Wızeféşşı blağe.

Жэбзэ дахэм благъор
Къырещы инабгъо.
Псэлъэш1ур мэбaгъошъ.
Узэфеш1ы благъэ.
BEĞ Nurbıy

Atasözü: Bıçak yarası kapanır, dil yarası kapanmaz (Çatem piwpç’ırer meç’ıjı, jem piwpç’ırer ç’ıjırep; Чатэм пиупк1ырэр мэк1ыжьы, жэм пиупк1ырэр к1ыжьырэп).
· Gelenek tanımayan – yaramazın biridir (Xabzemışşe – şşıç’ay; Хабзэмыш1эр – ш1ык1ай)
· Adıge geleneği – ata mirasıdır (Adıge xabzer – ate ç’enıj’; Адыгэ хабзэр – атэ к1эныжъ)
· Topluma katılmayan – gelenek dışı kalır (Axemıhe – xebzençe; Ахэмыхьэ – хэбзэнчъэ)
· Yüz göz bakar, yüz kulak dinler (Niş’e maptle, thak’umiş’e meda’o; Нишъэ маплъэ, тхьак1умишъэ мэда1о)

Dikkat: Adigelerin “Yüz göz bakıyor, yüz kulak dinliyor” deme nedenleri, kişinin söz ve davranışlarına sürekli özen göstermesi, sınırları aşmaması ve dikkatli olması gereği nedeniyledir. Kimsenin seni görmediğini ve duymadığını düşünmemelisin. Tek bir ayıplı halin, söz ve davranışın bile görülürse, bu seni değersiz (ucuz) biri yapmaya yeterli olabilir.

Atasözleri:

· Düşünerek konuş, etrafına bakarak otur (Gupşısi psatle, zıptlıhi t’ıs ; Гупшыси псалъэ, зыплъыхьи т1ыс)
· Ayıp olandan kaçın, yıl (Yemık’um şşol’ıç’; Емык1ум ш1ол1ык1)
· “Laf ebesi-biri, bilindik – mukallit” dedirtme kendine (“A’ore –pe’oj’, aşere – peşşıj” yamığa’u ; «А1орэ – пэ1ожь, аш1эрэ – пэш1ыжь» ямыгъа1у).


Bilgi notu:
1) Adigece’yi öğretmeye ve öğrenmeye çalışan gençlerimizin telefonla ricalarda bulunmakta olmaları nedeniyle, bazı Adigece sözcük ve deyimlerin Kiril ve Latin olarak özgün biçimlerini de yazmaya çalışıyoruz. Elde olmayan hataların düzeltilmeleri ve bağışlanmaları ricasıyla. -HCY
2) “Zekoşnığ” (Zeqoşnığ; Зэкъошныгъ)-Maykop’ta üç ayda bir yayınlanan Adigece edebiyat ve kültür dergisi.
3) “Joğobın” (“Жъогъобын”-‘Takım Yıldızı’ ya da ‘Yıldız Ailesi’ anlamında)- Maykop’ta Adigece olarak yayınlanan resimli çocuk dergisi.
4) “Samğur” (Самгъур)-Masal kuşu adı, burada masal kitabı. Samğur kuşu iri ve ölümüz bir kuştur, bir gözüyle geçmişi, diğer gözüyle de geleceği görür.

İYİ İLE KÖTÜ VE GELENEK

GERÇEK İLE YALAN

İyi ile kötü, iyi olanla kötü olan yaşamın iki karşıt öğesidir.

Gerçekçilik, yiğitlik ve acıma duygusu, çalışmayı sevmek- iyi olan şeylerdendir. 

Yalan söylemek, üşengeç olmak ve laf taşımak –kötü olan huylardandır.

İyi olan övülür, kötü olansa kınanır, aşağılanır.

Bir kurt öyküsü:

KURDUN ŞARKISI

Söylenip anlatıldığına göre, bir kurt yaşarmış. Çok acıkmıştı, avlanmak için kırda koşuştururken, sürüden ayrı düşmüş bir kuzucuk ile karşılaşmış. Kuzuyu kapıp kaçacağı bir sırada, dikenlikten fırlayan minik bir fare kurdu ürkütmüş, ürken kurt da eski bir av çukuruna düşmüş.

- Yandım-m-m, yandım, diye yakınmaya başlamış kurt, bir türlü çukurdan çıkamıyormuş. Kuwoğuibl/yedi ses uzaklıktaki bir yerde otlamakta olan koca inek sesi duymuş ve çukurun önüne gelmiş.

- Sen, vay be, Kurt,
- Sen , her şeyinle dehşet saçan,
- Sen, eğri bacaklı (лъэк1эп1 к1эхыхэр) iki göz,
- Sen, çift sivri kulaklı,
Nasıl da düşmüşsün buraya

- Sen, Allahlık, inek,
Senin baban ile benim babam kardeştir,
Senin annenle benim annem kız kardeştir,
Seninle kardeşlik andı içmeye hazırım,
Yeter ki çıkar beni bu çukurdan,
Ömrümce senden olanlara asla kötü gözle bakmam.

İnek kurdun yalan söylediğini anladı ve onu şöyle yanıtladı:

- Sen, Allah'ın belası, kurt,
Güz geldiğinde yavru danamı benden kapıyor,
Bahar geldiğinde de sırtımı dişliyorsun,
Seni çıkarıncaya değin Tanrı alıkoysun seni burada.

Koca inek dönüp gitmiş.

Kurt yeniden yakarmaya başlamış. Sesi duyan tilki de gelmiş. Ona da yalvarmış ama dinletememiş. Ne yapsa, neyi denese, kurt çıkamıyormuş çukurdan. Sonunda sesi duyan kırat gelmiş.

- Seni Allah göndermiş kır at,
Kaz otu ile yeşil/marul otunun (къэлъ уцы) bol,
Çınarın çok olduğu,
Çakıllı bir yerde bir pınar var,
Pınardan sanki bal suyu fışırdıyor,
Seni oraya götürürüm,
Yeter ki beni bu çukurdan çıkar bir, demiş kurt, yalan üzerine yalan sıralamış. Kır at bu sözlere aldanmış: Peki, demiş seni bu çukurdan nasıl çıkarabilirim? diye sormuş,

- Sen bıyıklarını (wisırıne paç’exer) çıkar dışarı/burnunu uzat,
On parmağımla yakalarım ben onları,
Bu uğursuz çukurdan çakart da beni tek,
Ömrümce hiçbir ata sataşmam.
At, bıyıklarını uzatır,
Kurt da on tırnağıyla onu pençeler,
Nogay çukurunun içine çeker,
İnce derisinden başlayarak parçalar,
Atın kemiklerini
Merdiven yapıp çukurdan çıkar.
Karnı doymuş kurtlar ulumaya başlarlar,
Ormanın derinliklerine dalarlar.

AÇIKLAMALI SÖZLÜK

Ses mesafesi (kuwoğu; куогъу) – bağıran birinin sesinin ulaşacağı mesafe. Eski Adıge ölçü birimi.
Yeşil ot (qetl wıts; къэлъ уц) – kurutmak üzere biçilen ot, marul otu da denir.
Dana (nıbğeşkhu; ныбгъэшхъу) – bir yıllık dana. Erkek buzağı.
Tuluk (netı; нэты) – keçi derisi tulumu.
İnce deri (p’oç’e – bj’aç’ ; п1ок1э – бжъак1) – burada atın derisi sözkonusu ediliyor.
Burun (sırıne paç’; сырынэ пак1) – atın ön burunu, burnun ön tarafı.
Doymuş kurtlar (tığuj’ ğeşxeç’ığexer ; тыгъужъ гъэшхэк1ыгъэхэр) – öyküde tek bir kurt sözkonusu iken, ancak sona doğru çoğaldığı, birçok kurt bulunduğu görülüyor. Bu sözlü anlatıda bir gelenektir. Kurdun acımasızlığını, vahşiliğinin altı çizilmek isteniyor.
Sivri dikenli (ts’ıpaşkhu; цыпашъхъу) – “kulak uçları pıtrak dikeni gibi sivri, batıcı” denmek isteniyor.


Atasözü:

KURT ÇOBAN YAPILMAZ (TIĞUJ’IR MELAKHO AŞŞIREP; ТЫГЪУЖЪЫР МЭЛАХЪО АШ1ЫРЭП)

Öykü:

Doğru ile yalanın arası

- Doğru ile yalanın arası nedir? -diyerek Vıserej’e (*) sordular.
- Dört parmak (**), demiş Vıserej. Dört parmağını göz ile kulak arasına koyup gösteriyor.
- Bundan ne gibi bir anlam çıkıyor ki? -diyerek, ikinci kez sormuşlar.
- Bundan şunu anlamak gerekir, demiş Vıserej, kulak doğruyu da yalanı da duyar, doğru olanı ise gözün gördüğüdür. İnsan görmediği bir şeye doğrudur deyip tanıklık etmemese daha iyi yapmış olur, demiş Vıserej.

· Adigeler kötü huylu kişileri yererler (Adıgeme şen dey zıxetlxer awmısı xabze; Аыгэмэ шэн дэй зыхэлъхэр аумысы хабзэ)

Bilgi notu:

(*) Vıserej (Wıerej’; Усэрэжъ) – Sözlü anlatıda bilge, kahin, geleceği bilen kişi.
(**) Dört parmak mesafesi (Pl’ale; Пл1алэ)

Biz de öyle birini istemeyiz

Söz - MIRZE Dzepş, beste – NATHO Canhot

Dargınlığı
Yalanı huy edinen,
Ana babayı dinlemeyen,
Büyükleri saymayan
Birini kimse istemesin, istemesin,
Biz de öyle birini istemeyiz, istemeyiz.
Sert görünen,
Kendini uyanık gören,
Arkadaşları ile geçinmeyen,
Küçücük çocukları üzen,
Birini kimse istemez, istemez, 
Biz de öyle birini istemeyiz, istemeyiz.


· Gerçek

· NART RANDEVUSUNA İHANET ETMEZ (NART YİP’ATLE YEPTS’IJIREP; НАРТ ИП1АЛЪЭ ЕПЦ1ЫЖЬЫРЭП)

· DOĞRUNUN KÖKÜ GELENEĞİN DİREĞİDİR (Ş’IPQEM YITLAPSE XABZER YİÇ’ESEN ; ШЪЫПКЪЭМ ЫЛЪАПСЭ ХАБЗЭР ИК1ЭСЭН)

· DOĞRU SÜTUNDUR (Ş’IPQER PQEW; ШЪЫПКЪЭР ПКЪЭУ)

· DOĞRULUK ALTINDAN DAHA DEĞERLİDİR (Ş’IPQAĞER DIŞ’EM NAH TLAP’ ; ШЪЫПКЪАГЪЭР ДЫШЪЭМ НАХЬ ЛЪАП1)

· Yalan

· YALAN KAYPAKLIKTIR (PTS’IR TS’ENTLAĞO ; ПЦ1ЫР Ц1ЭНЛЪАГЪО)

· YALANCILIK YÜZSÜZLÜKTÜR (PTS’IWIPSIR NEPNÇ ; ПЦ1ЫУПСЫР НЭПЭНЧЪ)

· YALAN SENİ ALÇALTIR/SENİ DEĞERSİZ BİRİ YAPAR (PTS’IM PIWIT WéKHUL’E ; ПЦ1ЫМ ПЫУТ УЕХЪУЛ1Э)

· BİR YALAN YÜZ DOĞRUYU PASLATIR (ZI PTS’IM Ş’IPQİŞ’E YEĞEWTLIYI ; ЗЫ ПЦ1ЫМ ШЪЫПКЪИШЪЭ ЕГЪЭУЛЪЫИ)

· Yalancı doğruyu söylese bile ona inanmazlar (Pts’ııpsım ş’ıpqe qı’omi aşşoşş khujırep ; Пц1ыусым шъыпкъэ къы1оми аш1ошъ хъужьырэп)

Dikkat:

Dilini terbiye et, yalan söyleme (Wibze ğe’ase, pts’ı wımıwsı; Уибзэ гъэ1асэ, пц1ы умыусы)
Söz ve eylemin birbirini tutsun (Wi’ore wişşere zetéğet; Уи1орэ уиш1эрэ зэтегъэт)


Sözlük:

Doğru-doğruluk (Ş’pqe – ş’ıpqağ ; Шъыпкъэ – шъыпкъагъ) – İşin, olayın durumu- doğru konuşmak, doğru biçimde hareket etmek.
Yalan – yalan söylemek (Pts’ı – pts’ıwsın; Пц1ы –пц1ыусын) – Doğruyu bozan sözcük – doğruyu bozan sözler etmek.
Suçlu, kabahatli – suçlamak, kınamak (Mıse – ğemısen; мысэ – гъэмысэн) –Doğru olmayan bir biçimde hareket eden; söylenmemesini söyleyen; yapılmaması gerekeni yapan; suçsuz kişinin kalbini kıran – böyle birini kınamak.
Takdir – takdir etme (Şıtkhu – şıtkhun; Щытхъу – щытхъун)- Kişinin yaptığı iyi şey –bu iyi şeyi değerli sayma.

Toplumsal Yaşam

Aralık 26, 2018

Toplumsal yaşam nasıl durağan değilse, xabze de durağan değildir. Xabzeyi durağan, statik ve değişmez kabul etmek xabze ye en büyük ihanettir.

Büyük toplumsal çalkantıların yaşandığı 18 ve 19 yüzyıllarda en çok etkilenenlerden olmuştur Çerkes toplumu ve Çerkesya.

Dünya da büyük alt üst oluşların yaşandığı dönemde Kafkasya'yı ayrı tutamayız her halde.

Feodalizmin tasfiye sürecine girmesiyle merkezi krallıkların güçlendiği Avrupa'da yeni bir sosyal sınıf ortaya çıktı: Burjuvazi.

Batı Avrupa’nın deniz aşırı sömürgeleri elde etmesiyle Batı Avrupa ülkeleri büyük sermaye birikimlerine sahne olmuştur. Batı Avrupa'da bir taraftan sermaye sahibi olarak burjuvazi ortaya çıkarken İngiltere'de olduğu gibi bazı ülkelerde de aristokratlar sermaye sahibi olarak da güçlerini devam ettirdiler. Orta Avrupa ülkelerinde denizciliğin olmaması nedeniyle deniz aşırı sömürgelerden pay alamadılar. Çarlık Rusya'sı ise yayılma alanı olarak Kafkasya ve Asya'yı kendisine hedef seçti.

Özellikle toplumsal büyük alt üst oluşların yaşandığı 18 ve 19. yüzyıllarda Çerkes toplumunda da o zamana kadar olmadığı gibi büyük değişimler yaşanmıştır. İç dinamiklerle değişmesi gereken toplumsal yapı, dış dinamiklerle hızlı bir değişime zorlanmıştır.

Avrupa'da, Fransa'da başlayan Burjuva Devrimi etkilerini Çarlık Rusya’sında göstermiştir.

Burada Avrupa Burjuvazisi ile ilgili küçük bir saptama da bulunmak istiyorum: Krallığı ve aristokrasiyi deviren Fransız Burjuvazisi yönetime gelir gelmez, eski aristokratları taklit etmiştir. Ordu içinde yükselen ve güçlenen generaller yönetimi ele geçirmişlerdir.

Bonapart generalliğinden sonra Mısır Seferi ertesi mareşal olmuş ve nihayetinde kendisini imparator ilan etmiştir. Yönetici aristokrasisi kalmayan veya güçsüzleşen Benelux ülkelerinde Bonapart, yönetime kral olarak kendi yakınlarını atamıştır.

Benzer uygulamalar Roma İmparatorluğu'nda da görülmüştür. Tek istisnası generalliğe yükselen askerler aristokratlardan, yani Romalı yurttaşlardan idi.

Napolyon'un yenilmesi ile tekrar güç toplayan Avrupa aristokrasisi kendi aralarına Osmanlı'yı da katarak, Kırım Savaşı'nda yeni bir güçlerin mücadelesi gerçekleştirmişlerdir.

Kırım Savaşı başlarda Çerkesya ve Kafkas halkları için olumlu yönleri var gibi göründüyse de felaketlerini hızlandıran bir etken olmuştur. Sonunda da büyük felaket.

Fransız Burjuva Devrimi ve onu takip eden Sanayi Devrimi etkisini Çarlık Rusya’sında köleliğin kaldırılmasında göstermiştir. Köleliğin kaldırılması ile özgürleşen Rus eski kölelerine yeni tarım toprakları kazandırmak için Çerkesya'nın insansızlaştırılması gerekiyordu.

Aradaki tarihi gelişim ile ilgili bu hatırlatmadan sonra esas konumuz olan xabze değerlendirmelerine dönebiliriz.

Daha önceleri değerlendirmelerimizde xabze ve siyasi yapılanmadan söz etmiştik.

Çerkesya'daki siyasi yapıyı, zayıf yönetim bakımından devletleşememiş sistem olarak nitelendirebiliriz. Devletleşememiştir, çünkü daimi bir silahlı güç ve onu yöneten siyasi bir irade yoktur.

Eğer ki, siyasi irade ve onun emrinde daimi silahlı bir güç olsaydı, siyasi irade otoritesini göstermek için kurduğu silahlı gücün ihtiyaçlarını karşılamak için vergi salması gerekirdi.

Siyasi güç topladığı vergilerle hem düzenli bir ordu oluşturur, hem de otoritesini kabul ettirmek için hükümet binası kavramını da beraberinde getirirdi.

Siyasi otoritenin gevşekliğinin yerine toplumu yöneten yönlendiren; gerektiğinde anlaşmazlıkları çözen, kendine özgü bir sistem olarak xabzeyi görürüz.

Xabzeyi yapmak (xabze ğauvın) toplumca yürütülen eylemler sonucu idi. Xabze yapıcı olarak toplumun temsilcilerinin oluşturduğu meclise xase denirdi. Xasenin wunafe (oturum) toplantısı/toplantıları sonucu varılan karara ğauva xabze (oluşturulan/kabul edilen) olarak topluma duyurulurdu.

 

Faruk Özden

Misafir Ağırlama

Aralık 26, 2018

Misafir otururken ev sahiplerinin kendi iç meselelerinden bahsetmeleri ayıptır.

Bir şekilde misafir ile nizahlaşmak, onunla didişme derecesinde iddialaşmak ayıptır.

Misafirin giysilerinin kontrolü, yırtığı veya kirlisi varsa farkedilmesi yıkanıp dikilmesi ütülenmesi evin hanımının görevidir. Bu o kadını küçültmez, aksine güzelleştirir, saygınlığını ve değerini artırır.

Yatak yorgan yastık gibi şeylerden ailede olan en iyisi misafire verilir.

Misafirin gidişine sevindiğinizi bir şekilde belli etmek çok büyük ayıptır.

Giyinirken misafire yardım etmek giysilerini tutup ayakkabılarını hazırlamak adettendir.

Misafirin gelişinden mutlu olduğunuzu belirten giderken selametle gitmesini ve bundan sonra da gelmesinden mutlu olacağınız belirten bir kısa konuşma yapmak adettendir.

Misafir giderken bir küçük hediye vermek adettendir.

Evden ayrılan misafir aynı köyde oturuyorsa yol başına kadar eşlik edilir, bir araca binip gidecekse aracına bininceye kadar aileden birisi ona eşlik eder.(ç.n.: Seni kapısına kadar uğurlamayanın evine gitme diyen Adige atasözü vardır).


Misafirin de dikkat etmesi gereken kurallar az değildir:

Gittiğiniz evde geçerli kurallara ve onların durumlarının getirdiği şartlara uymak gerekir.

Ev sahibine saygılı davranmak, söyleneni kabul ederek beğenmediklerinizi de fazla belli etmemek gerekir. ''Misafirlikte size önerilen wunafedir (karar)'' anlamında Adige atasözümüz olduğunu hatırlamak gerek.

Misafiri olduğunuz ailenin işlerine karışmak ayıptır.

Nezaketen size fikrinizi sorarlarsa o zaman da onları incitmeyecek şekilde düşüncenizi açıklamaktır münasip olan.

Misafirlikte çok fazla yemek, içmek ve yemek seçmek çok büyük ayıptır.

Sağlığınız nedeni ile olsa bile böyle bir şey yakışıksız kaçar.

Sofraya konulan yemeği methetmek bir nezakettir.

Hiç bir zaman unutmamanız gereken bir şey ise; sofrada hiçbir şey bırakmamacasına her şeyi silip süpürmenin Adigelerde ayıp sayıldığıdır.

Çok sık dışarı çıkıp içeri girmek de pek yakışık alan bir şey değildir Adigelerde. Diğer odaları gezip bakınmak, eşyaları inceleyerek sağına soluna bakıp methetmek, imrendiğinizi beğendiğinizi gösteren davranışlar içerisine girmek ayıp sayılır.

Ev sahibi kendisi sizi çağırarak gösterirse bile hiçbir şeyi fazlaca methetmeyin “güle güle kullanın, iyi günlerde kullanın, daha iyisi ile değişmeyi nasip etsin, uğurlu olsun, mutlulukla kullanmayı nasip etsin” gibi iyi dileklerden birisini söylemeniz yeterlidir.

Misafir ne zaman kalkmak gerektiğini ne zaman gitmek gerektiğini kendisi kavrayabilmelidir, misafirin gitmeyi bilmeyeni de makbul değildir.

Acele ile sofraya gelen yemeği bile bırakıp kaçarcasına gitmek de yakışıksız görülür.

Misafir olduğunuz yerde hoşlanmadığınız bir grubun içine düşseniz de oturup kalkmalarını sohbetlerini beğenmeseniz de ev sahibinin hatırına katlanmak zorundasınız.

Bu tür ortamlar Adige sabrının ve nezaketinin ölçüldüğü en önemli yerlerden birisidir.

 

Adige Psalhe
Eylül 2006
Çeviri : Ergün Yıldız

Adigelerde Selamlaşma

Aralık 25, 2018

Selamlaşma geleneği insanlığın yaratılışından bu yana istisnasız tüm toplumlarda müşterek bir davranış biçimi olarak devam edegelir.

İlk çağlarda iki insan karşılaştığında silahlı olmadıklarını, silahlı olsalar bile birbirlerine karşı kullanmayacaklarını göstermek için ellerini uzatır tokalaşırlarmış.

O dönemlerden başlayarak günümüze kadar ulaşan selamlaşma geleneği pek çok ortak özellikler taşımakla birlikte aynı zamanda her toplumun kültürünü, geçmişini, inançlarını ve dünyaya bakışını yansıtan, toplumlara has ipuçlarını da içerisinde barındırır. ''İnsanların görünüşleri gibi kalpleri ve düşünceleri de farklıdır" der bir Adige atasözü.

Bunu genelleyecek olursak milletlerin görünüşleri gibi düşünceleri kültürleri ve yaşayışları da farklıdır

Yine Adige ifade biçimi ile söyleyecek olursak: Dünya bir teker gibi döner, geceler günleri, günler ayları ve yılları, yıllar asırları kovalar gider.

Toplumlar da bu değişen zamana paralel olarak değişirler; yaşayış biçimleri, anlayış ve bakış açıları, kültürleri de bu değişimden payını alır şüphesiz.

Eğer bu süreç içerisinde bir toplumun bireyleri kendilerine ait olan değerleri terk eder, başka toplumların değerlerini, anlayış yaşayış ve davranış biçimlerini benimserlerse bireylerden başlayan bu kendine yabancılaşma, yavaş yavaş toplumun yok olup gitmesi ile sonuçlanır.

Yani o halk süreç içerisinde başka toplumların arasında eriyip yok olmaya mahkum olur.

Adige sözlü kültürü üzerine çok önemli çalışmaları olan ŞORTEN Askerbiy Adige selamlaşma biçiminin sadece bir karşılaşma sözcüğünden ibaret olmadığını, temel olarak insanı yüceltmek ona değer vermek mantığı üzerine kurulmuş olduğunu, aynı zamanda yaşanan hayata, yapılan işe dair düşünceleri ve iyi dilekleri de içerdiğini belirtmektedir.

Bir başka özelliği ile varlıklı/fakir veya sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın tüm cemiyet bireylerine yönelik olan Adige selamı, biçim ve köken olarak incelendiğinde erken dönemlerden bu güne yaşanan sosyal değişimleri de yansıtacak şekilde her döneme hitabeden bir biçim alarak devam edegeldiğini görürüz.

Her türlü olaya ve duruma uygun formları olan Adige selam biçimi geleneğimizde önemli bir yere sahip olması yanı sıra aynı zamanda sözlü edebiyatımız açısından da incelenmesi gereken güzel bir kaynaktır, der Askerbiy.

İşte bu nedenle yaşlı genç kadın erkek ayırımı yapmaksızın her Adige'nin bilmesi gereken temel değerlerimizdendir Adige selamlama biçimleri:

Bir kişi çalışan bir kişinin veya kişilerin yanına gittiğinde "uehu f|eh'u apş'iy" sözü ile selamlar

Selama muhatap kişi/veya grup ise gelen kişiyi "ui uehu f|ı yirik|ue" diyerek cevaplarlar

Ot veya ekin biçen birisinin yanına giden kişi "Şoşh apş'iy" sözü ile selam verir "ui uehu f|ı yirik|ue" sözü ile selamı alınır.

Tanışıp tanışmadıklarına bakılmaksızın bir kişi diğerinin yanına geldiğinde "f|eh'us apşiy" diyerek selam verir, diğer kişi "ue psou apş'iy" diyerek selamı alır.

Selamlaşmadan hemen sonra ise "uzepeş, uuzınşe" sözü ile hal hatır sorulur, buna cevap olarak "zepeş' uh'u , tx|am uiğauzınşe" cümlesidir.

Bir hasta ziyaretinde veya hastalık atlatmış bir kişiyi ziyarette "lhepe mahue k'ıux|aj|ej" diyerek h'ueh'u selamı verilir.

Yoldan dönen kişi "oh'usıj" selamı ile karşılanır. Gelen kişi ise "upsouj" sözü ile selamı alır.

Uzun süredir görüşmemiş kişiler karşılaştığında "ui l'ağuj f|ıue", "ueueri neh'ıf|ıjıue" sözleri ile selamlaşırlar.

Çok samimi veya yakın kişilerin karşılaşmasında ise doğrudan tokalaşılarak hatır sorulur.

Zamana yönelik bir kaç çeşit selam biçimi vardır. Sabah için "ui pşedcıj| f|ıue", gündüz "ui mahue f|ıue", akşam "ui pşıx|aşx|a f|ıue".

Gece bir yerden ayrılırken "nehu l|ef| fık'ik|" sözü ile çıkılır, yolcu eden ise "ğuegu mahue, f|ık|e th|am unix|asıj" sözü ile uğurlar.

Adigelerde hayata, ilişkilere ve zamana yönelik pek çok selamlaşma biçimi vardır. Biz burada onlardan sadece bir kaç örnek verdik. Bizim olanı, bize ait olanı kullanmamakla onun yok olması arasında bir fark yoktur.

Eğer anadilimizi konuşacaksak onu en temiz şekilde konuşmak ve kullanmakla yükümlüyüz.

Eskiler "ata mirası yedi nesil" derler. Bizler de çok eskilerden bize kadar ulaşan bu mirası korumak ve bir sonraki nesile aktarmakla yükümlü olduğumuzu bilmeli sözlü geleneğimize hak ettiği değeri vererek günlük yaşamda kullanmaya gayret etmeliyiz.

 

KlURAŞIN Betal 
Fleh"us Apş'iy isimli kitabından
Çeviri: Ergün Yıldız

Çerkes Mahkemeleri

Aralık 25, 2018

Çok sık bir şekilde Çerkeslerin hapishanesi olmayan bir halk olduğu sözü tekrar edilir cemiyetimizde. Tabii bu genel ifade bazen öyle abartılı bir biçimde anlatılır ki, dinleyenler neredeyse Çerkeslerde hiç suç işlenmediği, toplumda hiçbir problem olmadığı hayatın güllük gülistanlık olduğu yanılgısına düşerler. Elbette Çerkeslerde de iyi ve kötü vardı, hırsızlık cinayet adaletsizlikler vardı.

Fakat toplum o dönemlerde bu gün bile çok medeni kaçan yöntemlerle çözüyordu bu tür meselelerini.

Bu tür cemiyet içi sorunlarda işleyen mekanizmayı ve kuralları Mafedz serebiy ‘Adige Xabze’ isimli kitabında detaylıca anlatıyor.

Bu kurallardan, özellikle toplumdaki anlaşmazlık ve uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili olanlardan şöyle bahsediyor Serebiy:
Çerkeslerde hapishane yoktu, fakat o işi gören başka mekanizmalar, xabzeler vardı.

O Çerkesler ki çocuk 7 yaşına girdiği andan itibaren beline kama takardı ve yaşı ne olursa olsun asla o kama bir daha belden çıkmazdı.

Kendisini erkek sayan her Adige'nin belinde kama olması, erkeğin silah taşıması eski Çerkeslerde xabze idi. Eğer yasta değilse, cenazesi yoksa bir erkeğin belinde kaması olmadan bahçe kapısından dışarı adım atması bile çok ayıp sayılırdı.

Buna rağmen Adigelerde durup dururken silaha davranmak, çok geçerli bir nedeni olmadıkça silah çekmek de aynı derecede ayıplanırdı ve bu çok nadir rastlanan bir şeydi cemiyette.

Bu disiplin ise köylerdeki yaşam biçimlerinin xabze kuralları üzerine yürüyor olmasından ve bu kuralların herkes için bağlayıcı olmasından kaynaklanıyordu.

Aileyi bağlayan kurallar, mahalleyi bağlayan kurallar, köyü ve bölgeyi bağlayan kurallar vardı.

Bu kurallar her aile, mahalle, köy veya bölge, kısacası bütün cemiyet için geçerliydi. Herkes kurallara sadece uymakla değil aynı zamanda korumakla da yükümlüydü.

Tabii ki her şeye rağmen bu kurallara uymayanlar, yalan söyleyenler, ayıp işleyenler hırsızlık arsızlık yapanlar da oluyordu cemiyette fakat zaten xabzeyi gerekli kılan xabzenin güzelliğini belirginleştiren şeylerdi bunlar sadece.

Cemiyetin ezici bir çoğunluğu xabze dışına çıkmaz bu ortak kuralları yaşamında uygulardı.

Artniyet gütmeksizin herkes kendisine yakışanı yapar, kendi gücü oranında komşusuna soydaşına yardım eder, hiç kimse bir başkasına zarar verecek bir işe kalkışmazdı bilerek.

Yardımlar karşılık beklemeksizin yapılır, gençler cemiyetin tümü tarafından eğitilirdi.

Kendisi bir kazanç sağlamışsa bir şeyden fayda görmüşse, mutlaka yakınındakine komşu hakkı götürürdü insanlar.

Köyün yöneticisinin aldığı kararlar uygulanır, yaşlılara her daim saygı gösterilirdi ve herkes bu kurallara uyardı.

Ne zaman ki bu yaşam biçiminin eşitlikçi olmadığı, cemiyetteki bir kesimin diğerini kullandığı veya basit gördüğü, bu tür toplu kuralların kişi özgürlüğünü sınırladığı gibi düşünceler ortaya atılmaya başlandı, işte o zaman xabze toplumdaki değerini kaybetti, onunla da kalmadı yok olup gitti.

“İnsanlar birbirini dinlemeden anlamadan kendi doğrusuna giderse, birisinin elindekini diğeri gözünü kırpmadan kaparsa, yumruğu güçlü olan kuralları koyarsa,yüzsüz pişkin arsız olan itibar görürse, ister aile olsun ister cemiyet olsun o topluluğun ömrü uzun olmaz” diyor Serebiy.

Aşağıda daha ziyade kavga anlaşmazlık cinayet gibi meselelerin çözümü konusunda yürüyen xabze ile ilgili bilgiler bulacaksınız.

Kavga ve cinayet gibi aileler arası anlaşmazlıklar:

Bir şekilde köyde bir kavga bir cinayet olmuşsa önce köyün yaşlıları devreye girerlerdi.

Oluşturulan yaşlılar heyeti önce kendi aralarında adil olacaklarına dair yemin ederdi ve ettiği yeminden dönmüş kişi de görülmemiştir bu güne kadar.

Bu şekilde oluşturulan mahkeme heyeti problemi çözünceye kadar, öncelikle arasında kavga olan iki sülaleye köyün yollarını paylaştırırlardı.
Kavgalı iki aile bireylerinin de gezeceği yerler, geçeceği yollar belirlenerek durum kendilerine bildirilir, böylece arasında problem olan aile fertlerinin karşılaşması önlenirdi.

Eğer mevcut problem çok tehlikeli ve riskliyse, veya hatalı görülen taraf sürekli saldırganlıkta bulunan arsız bir aile değilse, yaşlılar heyeti o sülalenin büyüklerini çağırarak ikinci kez bu tür bir olayla gelmemeleri konusunda uyarır, haksızlığa uğrayan taraf için tazminat belirlerlerdi. 
Olayda yaralanan veya ölen varsa, yine bu yaşlılar heyeti zarar gören kişi için kan parası tayin eder bunu diğer tarafa ödetirdi.

Eğer ölen kişinin küçük çocukları varsa o çocuklar yetişinceye kadar bakımlarını hatalı görülen tarafın üstlenmesine karar verilirdi.

Bu tür bir kavga sonucu ölüm olmamış fakat, yaralı ve iş göremez durumda mağdur kimseler olmuşsa, zarara uğrayan kişinin tedavisini ve iyileşinceye kadar evinin odun su yiyecek gibi ihtiyaçlarını hatalı görülen kişinin veya sülalesinin üstlenmesine karar verilirdi.

Bu tür problemler yaşlılar tarafından çözüme bağlanıncaya kadar kavgalı ailelerden iki kişi bir şekilde karşılaşırsa birbirlerinden uzak durmaları, icap ederse yollarını değiştirmeleri gerekiyordu Çerkes xabzesine göre.
Bu tür durumlarda genellikle de haksızlığa uğrayan taraf olurmuş yolunu değiştiren.

Fakat bunun nedeni eski zamanlarda yaşayan Temir Kasbot’tan rivayetle şöyle anlatılır:

İki ailenin arasında kan davası olmuşsa, zarar gören ailenin yaşlısı kendi sülalesindeki herkesi toplar ve onlara şöyle tembihlermiş:
“Bu gün hasmımız olan sülalede eğer gerçekten sözü geçen yaşlı olsaydı, xabze olsaydı böylesi bir olay başımıza gelmezdi.Bu cemiyette xabze var, yaşlılarımız var ve onların alacağı kararlar geçerlidir.

Bu karar alınıncaya yaşlılar bu işe el atıp çözünceye kadar, şu andan itibaren içinizden hiç kimse hasmımız ile karşılaşmayacak, eğer bir yerlerde rastlaşırsanız yolunuzu değiştirin, tartışmayın saldırmayın muhatap olmayın.Haklıyken haksız çıkmayalım.”

Haksız durumda olan sülalenin yaşlısı da kendi sülalesini bir araya toplar onları şu şekilde uyarırmış:
“Artık olan oldu. Ortalıkta çok fazla dolaşmayın,hasmımızla karşılaşmamaya çalışın. Eğer hasmımız bir saldırıda bulunur, evimizi basmaya kalkarsa acımadan vurmakta serbestiniz.Bunun dışında kendinizi koruyun dikkat edin ve alınacak kararı bekleyin”.

Her ne kadar yaşlılar kendi ailelerini kontrol etmeye çalışsa da, zaman zaman bu tür baskınlar olduğu olurmuş kavgalı aileler arasında.
Buna Çerkesce de wunaje yнажэ deniliyor.

Fakat bu tür bir öfkeye kapılan,bu tür bir hata yaparak hasmına baskına yeltenen aile masum bile olsa saldırgan taraf durumuna düştüğü için,bu hoş karşılanmaz ve baskına yeltenen aile çoğu kez haklıyken haksız duruma bile düşebiliyormuş.

O nedenle bu tür olaylarda oluşturulan yaşlılar heyetinin kararı beklenir, onların kararı netleşip taraflar uzlaştırılıncaya kadar iki hasım sülale birbiri ile karşılaşmamaya dikkat edermiş.

George longvorth anılarında bu konudan bahsederken;
“Bu meselede taraflar o kadar dikkatli o kadar temkinli davranırlardı ki, Çerkes xabzesini bilmeden gözlem yapan bir kişi bunu rahatlıkla hasımların korkaklığına cesaretsizliğine verebilirdi, fakat işin aslı öyle değildir.

Eğer iki kişi arasında bu tür olay olmuşsa, artık o sorun kişilerin değil sülalelerin arasında bir mesele sayılıyordu.

Eğer kişi bir başkasını öldürmüş,yaralamış malını çalmış veya benzer bir zarar vermişse onun cevabını bütün sülale veriyordu ve çoğu kez de haksız olan tarafa karşıya verdiği zarar misli misli ödetiliyordu.

Dolayısıyla kişiler kendi başlarına hareket edemiyorlardı,böyle hareket edenler çıkarsa da kendi sülalesi onu dışlıyor ve yapayalnız bırakıyordu.” diyor.

Bütün bu olayların içerisinde bir önemli detay vardı; hiç bir suçu yokken saldırıya uğrayan, pusu kurularak öldürülen tamamen masum bir insanın öcü mutlaka alınır, hiçbir şekilde bunun affı olmazdı.

Yine Longvorth şöyle yazıyor bu konuda: 
“Tüfek tabanca ve kamanın erkek kıyafetinin bir parçası sayıldığı bu toplumda, silahın herkese bir güven bir cesaret verdiğini görebiliyorsunuz.
Fakat öte yandan aynı kişiler o bellerindeki silahın boyunlarına yüklediği sorumluluğun çok iyi farkındalar ve o nedenle de buna uygun davranıyorlar genellikle.”

Yukarıda anlatılanlara örnek vermek gerekirse : Eğer bir kişi bir cinayet işler ve onun mahkemesi görülüp kan bedeli ödetildikten sonra bu tür bir olayın tekrarı olursa, yaşlılar o sülalenin yaşlılarını çağırırlar ve şu kuralı bildirirler kendilerine: “Arsızınızı kendi kuyunuza gömün, cezasını kendiniz verin.”

Hiçbir sülale bu kararı uygulamazlık edemezdi.

Eğer böyle bir şey olursa o ailenin düğününe cenazesine girilmemek üzere karar alınır ve aileye köy terk ettirilirdi.

Bununla ilgili eski kaynaklarda örnekler de vardır.

Mesela bir sülalenin, tekrar tekrar suç işleyen kendi oğullarından birisini yaşlılar heyetinin kararı ile boynuna taş bağlayarak nehre attıklarını anlatan bir olay vardır eski yazılı belgeler arasında.


Kaza ile ölüme sebep olmak:

Kazaen bir insanın öldürüldüğü olaylarda ise başka bir xabze uygulanıyordu.

Bu xabzeye mate pılhe Матэ пылъэ deniliyordu.

Örneğin, kişi bir kavgayı ayırırken veya bir masumu korumak isterken saldırganın ölümüne neden olmuşsa, iki sülale arasına kan davası girmemesi için kendi evinin bahçe kapısı yanında bir sopaya boş bir sepeti tepe üstü takar çeker gidermiş köyünden.

Bunun anlamı, “ben bir adam öldürdüm ama bilerek isteyerek veya düşmanlık nedeni ile olmuş bir şey değil, tamamen kaza ile ölüme sebep oldum fakat saldırgan ve hatalı olan taraf ölen kişiydi” demekmiş.

Böyle yapıp giden bir kişinin sülalesine düşmanlık eden cemiyette haksız görülürdü.

Fakat ölüme neden olan kişi bir yerlerde bir şekilde yakalanırsa kana kan mı olur, kan bedeli mi alınır, artık o ölü sahibinin vicdanına kalmış bir şeydi.

Kişiyi aşağılamak:

Bir insana kamçı veya sopa ile vurmak hele hele çiğ et ile yüzüne vurmak çok aşağılayıcı bir hareket olarak görülürmüş Çerkeslerde ve bu durumda kama çekilirmiş.

Bu şekilde yüzüne çiğ et ile vurulan bir kişinin kamasını çekerek karşısındakini üstten aşağıya doğradığı ve sonra da matepılhe yaparak çekip gittiği anlatılır eskiler tarafından.

Yine bir başka olayda genç çobanın dalgınlığına gelmediği ve sürünün bir adamın ekinine girdiği, ekin sahibinin öfke ile gelip çobana sopa ile vurduğundan bahsedilerek; çobanın “ben hayvan mıyım bana nasıl sopa ile vurursun” diye kamasını çekerek adamı yaraladığı anlatılır.

Yaşlılara havale olan bu olayda,kurulan mahkemenin çobanı haklı görerek yaralanan adamı suçlu çıkarttığı belirtiliyor.

Böyle durumlarda taraflar arasında dargınlık olmaması için aynı mahkeme önünde hatalı olanın kafası haklı bulunana tıraş ettirilirdi.

Hatalı olan da bir sofra donatarak iki tarafında katıldığı bir ziyafet verir, bu şekilde iş tatlıya bağlanırdı.

Hırsızlık:

Bir hırsızlık olur da mal sahibi çalınan malının izini sürerek bir köye kadar girerse, o malı köyün bütünü ya bulup teslim etmekle veya hep birlikte ödemekle yükümlüydü.

Gizli şahitlik:

Bu tür bir hırsızlık yapan kişiyi gören olur da mal sahibine durumu bildirirse, mal sahibi o kişinin şahitliğini başka üç adama daha dinletirdi, fakat hepsi birlikte kişinin adını açıklamayacaklarına yemin ederlerdi.

Mahkemeye bu üç kişi şahidin söylediklerini duyduklarına dair isim açıklamadan bilgi verirlermiş.

İki topluluk arasındaki sorunun çözümü:

İki köy veya kabile arasında bir sorun çıkmış bir anlaşmazlık olmuşsa, meselenin çözümü konusunda Adige töresi çok önemli bir örnek teşkil eder.

Bu tür anlaşmazlıklarda olayın tarafı olan her köy veya topluluk, kendisini temsil edecek, dürüstlüğüne insanlığına güvenilen, itimat edilen ve her zaman doğrudan yana olabilecek kişilerden oluşan birer vekil heyeti seçerdi öncelikle.

Daha sonra bu iki heyet her iki köye de aynı mesafede olacak şekilde belirlenmiş bir yerde toplanırdı. Fakat iki köyün de heyetleri birbirine yaklaşmaz, karışmaz çok uzaktan karşılıklı otururlardı.

Bu tür bir toplantı olacağına karar verilmiş, sorun bu şekilde çözülmek üzere ele alınmışsa, öncelikle Jı-ak’ue (жыIакIуэ) denilen bir kişi görevlendirilirdi.

Jı-ak’ue aracı veya bir tarafın kararını diğer tarafa bildiren kişi demektir...

Bu göreve seçilmek kişiler için çok önemli bir itibar göstergesi olurdu.Çünkü böyle bir göreve seçilmiş olmak herkesin güvenini kazanmış olmak demekti aynı zamanda.

Hatta bu jıak’ue denilen kişiler vasıtasıyla pşılerin arasında barış sağlandığı, anlaşma yapıldığı zamanlar da oldu eskiden.

Jı-ak’ue (жыIакIуэ) olarak seçilen kişi, karşılıklı olarak toplanmış iki köy heyetinin arasında dururdu.

Anlaşmazlığın her iki tarafındaki heyetlerin kendi arasından seçtiği birer kişi de ona yardımcı olarak verilirdi ve başında Jı-ak’ue (жыIакIуэ)nin olduğu bu arabulucu grup üç kişiden oluşurdu.

Bu üç kişilik grup öncelikle bütün vasıflarını bir kenara bırakıp sadece doğrudan ve adaletten yana olacaklarına dair yemin ederlerdi.
Jı-ak’uenin (жыIакIуэ) yardımcısı olan ve anlaşmazlığa taraf heyetlerden seçilmiş birer yardımcı için bu tarafsızlık bazen zor olsa da onların çok önemli bir görevi yoktu bu işte. Onların bütün görevi, Jı-ak’ue (жыIакIуэ) bir heyetin kararını veya düşüncesini diğer tarafa anlatırken bir şeyi atlar, unutur veya kastedilenin dışında bir mana vererek ifade ederse bu yanılgıyı düzeltmekten ibaretti.

Fakat bu arabulucunun her ne olursa olsun kesinlikle kızmak sinirlenmek, bir tarafa hak verir veya bir tarafı hatalı bulur şekilde davranışlar sergilemek şansı yoktu.

Bu tür bir şaibe doğması bile çok büyük bir ayıp olarak görülürdü.

Oluşturulan bu üç kişilik heyet atlarına biner, Jı-ak’ue (жыIакIуэ) ortada diğer iki yardımcısı ise yaş durumuna göre onun sağında ve solunda yer almak üzere dizilirlerdi.

Öncelikle suçlamayı yapan tarafa gidilerek o köyün temsilcilerinin söyleyecekleri dinlenirdi.

Jı-ak’ue (жыIакIуэ) ve iki yardımcısı, şikayetçi tarafın heyeti ne söylüyor neyi savunuyorsa hepsini dinledikten sonra, üçü birlikte tekrar atlarına binerek şikayetçi adına görevli heyetin düşüncelerini taleplerini diğer tarafa iletmek üzere giderlerdi.

Suçlanan tarafın heyeti, karşı tarafın düşüncelerini suçlamalarını,sorunun çözümü için isteklerini dinledikten sonra kendi arasında görüşme yapar, ya suçu kabul etmediklerini veya kabul ediyorlarsa sorunun çözümü için önerilerini tartışırlar, aldıkları kararı yine bu üç kişilik heyete bildirirler ve onlar da karşı tarafa durumu anlatırlardı.

Arabulucu heyet burada zaman zaman kışkırtıcı veya öfkeli ifadeler olsa bile onu biraz yumuşatarak karşıya anlatır, mümkün olduğunca sorunun her iki tarafın da rızası ile çözümü için çalışırdı

Bu şekilde arabulucu heyetin iki taraf arasında defalarca gidip geldiği, hatta bir toplantıda bir günde, zaman zaman bir ayda sorunun çözülemediği durumlar da olurdu.

Bu süre ne kadar uzarsa uzasın, meselelerin çözülemediği ve bir Adige grubunun veya köyünün diğerine saldırdığı hiçbir zaman görülmemiştir. 
Süre ne kadar uzarsa uzasın,görüşmeler ne kadar çetin geçerse geçsin mutlaka sonunda çözüme ulaşılırdı.

Bu tür çetin geçen görüşmelere en iyi örnek olarak, 18.yy. ortalarında Baksan grubu ve Kaşkataw grubu olarak bölünmüş bölge Adigeleri arasında kan akmadan anlaşma sağlanması gösterilebilir.

Bu büyük çatışma nedeni, yukarıda anlatılan mahkeme yöntemi ile çözümlenmiş ve iki grup arasında yeniden barış sağlanmıştır.

Komşu haklarla olan anlaşmazlıkların çözümünde, pşıler arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde de aynı yöntemi kullanırlardı Adigeler.

Toparlarsak, gücün hükümran güçlünün hükümdar olduğu 17.-18. yy.larda, Adigeler bu gün sorunların çözümünde en medeni usul olarak sunulan ikili görüşmeler yoluyla çözüm arama yöntemini kullanıyorlardı.

Dünün yabani halkları bizi dağlı vahşi eğitilmemiş olarak dünyaya tanıtıyorsa da, gerçek bunun tam aksidir ve Çerkesler toplumsal sorunların çözümünde kendi çağına göre en medeni yöntemi kullanmışlardır.

Xabze bütün cemiyeti altına alan bir şemsiye olarak hükmetmiştir Çerkes yaşamına.

 

MAFEDZ Serebiy
Derleme: Ergun Yıldız

Adıgexem ya xeyaşek’ev şıtar
Xey=Mahkeme, -xeyaş’e=Mahkeme kararı 

Dığum yi pıam ğuez kışhaşexu.
Hırsızın şapkasından alev çıkar. 
Bzacer vi tsey kape tetıshame, pıvupşi kağane.
Kötü adam eteğine oturmuşsa, keste bırak. 

Yer zışem ye xuşılş.
Kötülük yapan kötülük bulur. 
Bane xezısem sane kıpiçkım.
Tiken diken üzüm koparmaz. 
Vımıuvfıama kivfık vuuşenş.
Durmazsan biriyle karşılaşırsın. 
Eski Adıgelerin karar verme yöntemleri, yaşantıları, toplum içindeki xabzeleri gerçek olarak enteresandır. Yabancı dil bilmeden, yazı yazma bilmeden, köylerdeki yaşlılar çıkan her sorun için söz sahibi idiler, çare olabiliyorlardı. Adıge köylerinde nasıl bir olay olursa olsun, yaşlılar o olayı kesin adil bir sonuca bağlarlardı. Bu konuda yetkileri vardı. 
Anlatılanlarla bize ulaşan haberlerin gerisinde kalan zamanlarda, Adıgelerin nasıl mahkeme (xeyaşeke) olduklarını bilmiyoruz. 

Adige topraklarinda gezen Fransız tüccar Taverna Jan Baptist (17. yüzyılın ilk yarısında) xeyaşeke ile ilgili azda olsa bilgi vermektedir. Jan Baptist in dediğine göre evli karı kocada şiddetli geçimsizlik varsa yapılan sorgulamadan sonra hangisi suçlu ise (erkek veya kadı) yurt dışından gelen tüccarlara satılırdı. Mahalleye uyum sağlamayıp herkesi rahatsız eden kimseye de aynı şey uygulanırdı. Böyle yapılmasının nedeni kalanların rahat yaşamaları içindir. Bu xabzenin kesin uygulandığını bilen kimse öyle bir kötü duruma düşme riskini alamazdı. Xabzenin yaptırım gücü çok yüksek, caydırıcı özelliği kesindir. Uygulamalarda adam kayırmadan söz etmek mümkün değildir. 

Adıge xeyaşeke leri ile ilgili araştırma yazıları en çok 18-19. yüzyıllarda yazılmıştır. Bu yıllarda da eski yaşantılarla ilgili yazılabilecek bilgiler azalmıştı. Dünya genelinde çok değişiklikler olmuş idare şekillerinde devrimler olmuştur. 

1. Kafkas Rus savaşlarında Adıgeler çok şeylerini kaybettiler. Nüfusları azaldı evleri arazileri yerleşim yerleri kullandıkları alet edevat yakıldı çoğu yok oldu. Yaşam şartları bozuldu bunlarla birlikte xabzelerin bir kısmı, yaptıkları xey ( yargılama) ler uygulanamaz oldu. Müslümanlıktan gelen hüküm verme şekilleri de topluma girerek eskıden uygulanan xey yavaş, yavaş kayboldu. Xey i uygulayanlar yaşlı Adıge lerdi, sonraki uygulamalarda bunların arasına din adamları da girerek xey aslından uzaklaştı.

2. Adıgeler savaşlardan yenik çıkıp halkın çoğu yurdu terk ettiğinde azıcık kalan Adıgelerede yakılmış yıkılmış boş yerler kalmıştı yaşam şartları da zorlaşmıştı. Yeni kurulan Rusya yönetiminden sonra büyük davalar Rusların sud dedikleri mahkemelerde görülmeye başlandı. Küçük davaları yine köylerde halk kendi yöntemleriyle çözüme kavuşturuyordu.
Soylu Fransız, diplomat Abri dö la Motra 1711 yıllarında Adıge topraklarında bulunmuş, Abri şöyle diyor: adıgeler hırsızlık yapan kimse çaldığı malı veya karşılığı olan parasal değeri ödeyemezse, hırsız mal sahibinin yanında borcunu ödeyinceye kadar azap olarak çalışmak zorunda kalırdı. 

Rusyanın akademilerinde çalışan Alman Palsa Petr Simon, akademide yapılan çalışmalara katılan S imon o çalışmalarla ilgili iki eser hazırladı. Bu eserlerinde Adıgeler deki bir uygulamadan şöyle bahsetmektedir.

Adıgelerde bir insan öldürme olayı olursa bu olaydan öldüren tarafın tüm sülalesi sorumlu tutulurdu. Böyle bir durumda iki sülale arasında sonu olmayan bir düşmanlığın başlangıcı olacağını herkes bilirdi. Ancak iki sülale kan bedeli ile anlaşıp veya aralarında bir düğün olursa düşmanlık son bulurdu. 

Vatanla, milletle ilgili büyük sorunlar olduğunda bu sorunlar pekum (пэк1ум) denilen toplantılarda görüşülürdü. Bu toplantılara pşı thamade başkanlı ederdi, daha önce liyakat sahibi belirlenmiş kişilerde toplantıya üye olarak katılırlar, aynı toplantılarda pşıların ve verklerin lıkue leri de söz sahibi olurlardı, onlarda konuşurlardı. Yapıldığı o dönemlerde bu toplantılara herkes tarafından çok değer verilirdi. Bu görüşleri 1798 yıllarında Adıgeler arsında bulunmuş araştırmacı, polşe den Potoski Yan yazmaktadır. 

1818Yılında kafkasyada bulunmuş araştırmacı Fransız Teby dö Marini de şöyle diyor: Adıgeler anlaşmazlıklarda kararları şahit ve yeminlerle (tharıue) karara bağlarlardı. Bir şeye ellerini basarak yemin ediyorlar, bu ellerini bastıkları değeri olan herhangi bir şey olabiliyordu. Yemin eden kişi dediğini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirecektir. Savaşlardan sonra Sovyetler birliği kurulunca tüm milletler ayrı adet ve geleneklere sahip olsalar da aynı kanunlarla yöneltmeye başlanır. 

Çok eski yıllarda tek tanrılı dinlerden önce Adıgelerde anlaşmazlıklarda kararları yeminle sonlandırırlardı. Yaptıkları yeminleri vaşkhue üzerine yaparlardı. (inkar etmiyorum, yalan söylersem yok olayım!). bunlar: Güneş adına, Ay adına, Ateş, Psetha-can tanrısı, Thağaledj, Axın, Şıble-yıdırım, Zekuetha-gezen tanrı, Mezıtha-orman tanrısı …gibi başka isimlerle de yemin edilirdi. Hıristiyan dini kabul edildikten sonra da Mariya ismi ile dua edilmeye başlandı. Grek dili ile evangel (İncil) e el basarak dua ederlerdi. Müslümanlık kabul edildikten sonrada yemin için kuran diğerlerinin yerini almaya başladı. 

Adıge köylerinde dava nasıl olursa olsun yaşlılar karar verir olayları bir sonuca bağlarlardı. Son zamanlarda anlaşmazlıklarda sonuç için taraflardan biri pek memnun olmayacaksa yaşlılar bu dava Rus işi oldu derlerdi. ( mır vırıs oxu khuas). 

Her köyde anlaşmazlıklara bakmak üzere iki yaşlı ile yanlarında birde din işlerine bakan adam (mola) seçilerek küçük xeyaşe heyeti seçilirdi. Bu küçük kurulu köylü seçerdi. Heyetin içinde mola nın bulunması gerektiğinde yemin ettirmek için kuranı kullanılacağı içindi. 

Köylerde xey de görev yapmak üzere seçilen kişilerin hayat tecrübeleri, yaşantılarındaki örnek davranışları, bilgi, beceri, dürüstlükleri ile örnek insanlar arsından oyla, yapılan toplantılarda seçilirdi. 

Köyde seçilen xey heyeti en fazla 300 som değerindeki davalara bakıyordu. Kişiler arsındaki hukuk anlaşmazlıklarına örnekler verecek olursak: birinin malı kaybolursa, sınır tecavüzleri olursa, dikili arazisine zarar verilmişse, otluğunu başkası biçmişse, borcunu ödememişse gibi benzer davalardı. 

Köyde xey şöyle yapılırdı : Birinin tahılı veya otu çalınsa, malı çalanı ben biliyorum diyen biri olur, veya kendisi birinden şüphelenir, yada mal sahibine biri çalındığına dair şahitlik yapacağını açıklarsa. O durumda mal sahibi köydeki xey heyetine durumu anlatır, şikayette bulunur. Heyet mal sahibinin söylediklerine göre karar vermiyordu. Herkesin dürüstlüğüne güvendiği seçilmiş adamın adı dzıhjеğuke (güvenilir) idi. Bu seçilen adam görevi almadan önce şöyle yemin ederdi: yaptığım görevde işi dürüstlükle,adam kayırmadan, akraba eş dosta kayırmadan, taraf tutmadan, aklımın erdiği kadarıyla herkesi eşit tutacağım derdi. Davalarda xey heyeti onu çağırır durumu anlatılardı. Git otu kaybolan adamın ne kadar malı kaybolmuş incele zararın değerini hesapla sonucu bize bildir. Güvenilir kişi ile malı zarara uğrayan kişi birlikte gider durumu yerinde inceler, zararın değerini o günün şartlarına göre hesaplar sonucu xey heyetine bildirirdi. Ondan sonra heyet şüpheli kişiyi çağırır konuşurdu. Şüpheli şahıs suçu kabul ederse (zimusıjme) iş kolaydı, suçu kabul etmese (zimumısıjme), olayı gören şahitlerinin olduğunu gerekirse yüzleştirileceğini söylerlerdi. Bundan sonra suçlunun yapacak bir şeyi kalmıyordu, çare yok yaptığı hatayı kabul ediyordu. 

Şahitte öyle rasgele kabul edilmiyordu ona da gözümle görmediğimi söylemeyeceğime, yalan bir şeyler katmayacağıma diye yemi ettirilirdi. İlk zamanlar İncil e daha sonraları kurana el bastırırlardı. Şahit in yeminli ifadesinden sonra suçlanan adamın suçu sabit olurdu. Malı çalınan adamın şahidi yoksa şüpheli kişiye yemin ettirilir xey biterdi. Onun yeminine göre karar verilirdi. Şüpheli kişi kurana el basıp yemin edemezse suçlu (mıse) olup zararı karşılamak durumunda olurdu. 
Malı çalınan kişi suçlunun ben almadım diye ettiği yemine inanmazsa, mal sahibi ben inanmıyorum diyerek durumu heyete bildirir, heyetten tharıueşıhal-tharıue şıhat (yemin şahidi) seçilmesini isterdi. Bu seçilen kişide suçlanan adamın sülalesindeki kişileri çağırır olayla ilgili yemine davet ederdi. Bu durumda şüphelinin akrabaları sıkıştırırlardı eğer çaldınsa ödeyelim bize yemin ettirip günaha sokma derlerdi. Bu görüşmelerden sonra akrabalar çalmadığına inanırlarsa yemin ederlerdi. Bu yeminden sonrada yemin şahidi son kararı verirdi, çalmadı derse suçsuz (xey) çaldı derse suçlu (mıse) olurdu. 

Adıgelerde başka şekilde de xey yapılırdı mesela bir adamın atı çalınmış olup şahitte yoksa atın sahibi atın çalındığını gören veya atın yerini bilen biri kendisine bildirirse ona ödül verileceğini ve miktarını ilan eder herkese duyururdu. Koyulan ödül oldukça yüksek olurdu. Bu değer mal sahibine hiç yüksek gelmezdi çünkü at bulunursa bu para atı çalan adamdan tahsil edilecekti. Ödülü alanda sevinecek çünkü verilen ödül cazip olması için az değildi. Bu verilen paraya xeşapşe denirdi. 
Haber yayılınca bir gün adamın biri çıkar gelir, atını çalan adamın kim olduğunu biliyorum koyduğun ödülü vereceksen sana söylerim der. At sahibi sevinir vermez olurmuyum tabi veririm der ikisi anlaşır. Bu gelen adamın atı çalanı açıkladığı gizli kalması gerekiyor. Onun için at sahibi güvenilir iki kişi çağırır, bu adamların yanında atı çalan adamın kim olduğunu nasıl olduğunu, olayı nasıl gördüğünü ödülü alan adama anlattırır. Nasıl çaldı, sattıysa kime sattı, şimdi at nerede gibi bilgileri anlatır. Bu bilgileri anlatan adama xaşe denir. Ödülü alan adamın ismi artık ölünceye kadar, dinleyen iki şahitle mal sahibinden başka kimse bilmeyecektir. Bu konu çok ciddidir, bilgi bu şahıslarla mezara gidecektir. Haberi veren xaşe onların yanından sizleri görmedim, sizde beni görmediniz (fıslağuakım, sıkaflağukım) der ayrılır giderdi. 

Ondan sonra at sahibi hırsızın peşine düşerdi. Xaşeyi dinleyen şahitleri yanına alarak, köyün mahkeme heyetinin (xey) yanına gider, durumu anlatırdı. Huzura çağrılan zanlı karşısında şahitleri de görünce hayır diyemiyordu. Ya atı verecek yada ödeyecekti, başka çıkar yolu yoktu. Ayrıca at için konan ödülü de ödemek zorunda kalırdı. Xaşe veya şahit olursa hırsıza (dığu) yemin (tharıue) yaptırılmazdı. Hırsız hemen ödemek durumunda kalırdı. 

Yukarda bahsettiklerimizin dışındada xey (mahkeme) olurdu: adamın malı çalındığında çalan belli değil, çalanı bilen gören yok, xaşe side yoksa böyle durumlarda da kişi xey e başvuruda bulunabilirdi. Olayı aydınlatacak hiçbir kanıt olmasa bile xey böyle davaları da bulmak (kağabelcılın) için kabul ediyorlardı. 

Böyle olayları da yemin (tharıue) ve şahitle bulmaya çalışırlardı. Eski Adıgeler tharıueden-yeminden çok çekiniyor ve korkuyorlardı. Böyle durumlarda şöyle bir düşünce vardı *kimse görmediyse de yemin ettirirlerse açığa çıktım demektir*. Onun için toplum olarak yanlış şeyler yapmaktan uzak dururlardı. Yalan yere yemin edildiğinin farkına varılırsa öyle kişiler küçük görülürdü toplum içinde değeri kalmazdı, o devirlerde bunlar riskli şeylerdi. Ondan sonra o toplumla barışık yaşaması mümkün değildi. Mesela bir kişi herhangi bir konuda yapacağına dair yeminle söz verip onu savsaklayıp yerine getirmemişse toplum o kişiye hiçbir değer vermez adam yerine koymazdı. (um pem yaşırt). Ondan sonra o kişiye hiçbir konuda şahitlik vermezlerdi, (necneptsş-нэджнэпц1щ) derler, (thar zığaptsam tsıxuri yiğapejınkım)- Allah ı inkar eden insanları da aldatır derlerdi. Toplumun o kişiye güveni kalmazdı, kendiside Allah ı inkar ettim! der kendini adam kabul etmezdi. O kişiyi Allah a affettirmek için ceza (tazır) *bağış-yardım v.s.* verip ödettirirlerdi. Bu günde bir kişiyi küçük, haksız, kalitesiz görüyorlarsa öylelerine thağaptsş-inkarcı derler. 

Ölümle lgili büyük olaylarda Rus sud (mahkeme) larına veriyorlardı. Bu durum Rus yönetimine girdikten sonra olmuştur. 
Adıgeler Ruslarla yönetim ortaklığına girmeden önce bütün işlerini kendileri yapmışlardır. Hukuk ve ağır cezayı ilgilendiren tüm konularda mahkemelerinde, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşları olanlardan daha güzel ve adil bir şekilde sonuca bağlarlardı. 

Günümüzde de Adıge ve abhaz köylerinde köy mahkemeleri kurulup yürütülse devletin üst kademedeki mahkemelerin işi azalacak, olaylar yerinde daha çabuk zaman geçmeden sonuçlandırılacaktır. Adıge kültürü de yeniden değerlendirilecek, bilinmeyen unutulmuş çok xabzelerin uygulamalarda işe yaradığı da görülecektir.


Adıge Xabzelerinden çeviri: Atalık Rafet 

Konukseverlik Çerkeslerin en büyük özelliklerindendir. Bu konuda hata yapanı hiç affetmezler. Bir Çerkes atasözü: “Ün salmak için keskin kılıç ve kırk sofra gereklidir” der.

Savaşta kılıçla, toplantılarda da güzel söylevlerle ün kazanıldığı gibi konukseverliklerde de ün salmaya çalışırlar. Kafkasya’da her evin mutlaka bir konuk odası vardır ve sürekli açıktır. Konuğa yatak ve yemek çıkarmak üzere hazırlıklı bulunmakta her kadının asal görevidir.

Atlı, konuk olacağı odaya yaklaşınca, ev sahibinin mevki ve şerefine göre odadan ne kadar uzaklıkta inmesi gerekeceğini takdir eder. Yaşlı soylu ve Thamadeler ancak odanın önüne kadar attan inmeden gelebilir. Diğerleri ev sahibi sayılır. Her hangi biri ise 30-40 metre uzakta attan iner.

Vücut dik olarak attan süratle ve sol tarafından inmek incelik olmakla birlikte atın omzuna doğru çok eğilmek ayıptır. İnerken sol eli ile yalnız atın başını tutar. Hayvanın yelesini tutmak ayıptır. Konuk attan ineceği zaman etraftaki gençler hemen atı tutarlar. Sağ eli ile dizgini, sol eli ile üzengiyi tutarak konuğun inişine yardım ederler. At, teri kuruyuncaya dek gezdirildikten sonra, yaz ise konuk odasının yanında bulunması gelenek olmuş ağaçların gölgesine, kış ise ahıra bağlanır. Bazı konuk odalarının önünde at bağlamak amaçlı 5-6 çatallı bir ağaç dikili bulunur. 4-5 saat geçmedikçe atın eyerini almazlar. Bunu atın sırtı kabarmaması için yaparlar. Konuk atına bakılmasını ev sahibine bırakır. Kendisinin hayvana gidip bakması güvensizlik gibi görülür ve kabalık sayılır.

Atından inen konuk açık bulunan kamçısı elinde olduğu halde ev sahibine ve hazır bulunanlara yanaşarak selam verir. Ev sahibi de “yeblag” diyerek konuk odasına alır.

Misafir silahları üzerinde olarak konuk odasına girer. Ev sahibi ya da konuğa hizmet edecek aileden gençler hemen konuğun üzerinde, varsa önce başlığını ve yamçısını, sonra kamçısını, tüfeğini, tabancasını, kılıcını sıra ile alarak asar. Sonra konuğa oturması söylense de oda içinde yaşlı biri varsa konuk hemen oturmaz. Önce oturulmasını konuk olarak önerir ve bu öneriyi bir kaç kez yineler. Sonunda konuk oturunca orada bulunanlar bir süre ayakta durur ve bu sırada önce ev sahibi “fesapsi” der. Sonra tanış olsun olmasın “su zepesa” yani iyi misiniz diye sorar. Konuk da “zepaso su sa” mutlu yaşayınız, diye yanıt verir. Konuğa ilk olarak kimliği sorulmaz. Varsa konukla birlikte gelen Pserhe’den konuğun kimliği, gideceği yer ve yolculuk amacı öğrenilir. Yoksa ev sahibi yalnızca “nereden geldiğinizi öğrenebilir miyim?” diye soru sorabilir. Konuk da kimliğini açıklar.

Ev sahibinden başka odaya giren ziyaretçilerin hepsi de “fesapsi” diye konuğu selamlar ve nasıl olduğunu sorarlar. Ancak kim olduğunu soramazlar. Konuk değerli bir kişi ise, ev sahibi ile diğerleri yanına geçip kendiliklerinden oturamazlar. Konuğun önerisi ve bu önerinin bir kaç kez yinelenmesi üzerine yaşı uygun olanlar konuk odasının gerisinde otururlar. Konuğun oturduğu uzun sedirin üzerine kimse oturmaz.

Oturma hakkına ulaşmamışlara oturmaları önerilmez. Zaten bunlarda oturmaz ayakta dururlar. Konuk oturma zamanlamasını yerinde yapmalıdır. Uzun ısrarlardan sonra oturan konukla “kibarlık bilmeyeni oturtmak, Teke’nin derisini yüzmek gibidir” diye alay ederler.

Çok kalabalık olan Çerkes konuk odasında sanki kral varmış gibi konuşmalarda büyük bir özen ve incelik görünür. Birisi konuşurken diğerleri yalnız dinler, kendisine söz düşmeyen konuşmaya karışmaz. Konuşanlar ağır ve ciddi olarak konuşurlar, gülümseme vardır, ancak kahkaha asla yoktur.

Yüksek sesle konuşmakta kabalık sayılır. Konuk odasındaki konuşma biçimi ve şekli güzel, kibar olur. Konuğun hal ve hatırını soranlar, bir süre sonra odadan çıkarlar. Ancak, çıkan kişi ”rahat olunuz” der, sonra kapıya kadar arka arka gider ve yüzü konuğa dönük biçimde kapıdan çıkar. Konuk da çıkan kişiye ya tümüyle ayağa kalkar ya da kalkar gibi doğrulur.

Konuk, odasına yeni ziyaretçi ya tümüyle ayağa kalkar ya da kalkar gibi doğrulur. Bu seçim etmek onun inceliğine bağlıdır. Gelen ziyaretçi ihtiyar ve muhterem ise konuk, önce ona oturmasını önerir. Ziyaretçe doğal olarak bunu kabul etmez ve kendisine uygun bir yer bulup oturur.

Konuk ayağa kalktıkça oturanlarda ona uyarlar. O oturmadan kimse yerine oturmaz. Konuk muhterem bir ihtiyar ise ya da asil olup pek genç değilse sedirin ocağa yakın baş köşesine oturtulur. Bu değerde olmayan konuğun biraz aşağıda oturmakla o yerde hakkı yokmuş gibi kendisini göstermesi incelik, alçak gönüllülük gereği sayılır.

Konuk gelişi sırasında hemen gelip sedire oturmaz. Sedir üzerindeki pamuk ya da kuş tüyü yastığın kenarına ilişerek oturur. Yastığın üzerine oturmak kabalık olarak görülür. Ancak çok ihtiyarlar, üzerine oturabilirler.

Konuk, sedirin üzerinde sandalyede oturur gibi ayakları dik ve yerde olacak biçimde bir tarafa yaslanmayıp doğru ve güzel oturmaya özen gösterir. Ayak uzatmak, ayak ayak üstüne atmak kendini üstün görme ve orada bulunanlara karşı hakaret sayılır. Bağdaş kurmakta ayıptır “deve oturuşu” diye tanımladıkları, diz çökmekte çirkindir. Yani, korseli bir kız gibi dik ve doğru oturmak gerekmektedir. Çelik vücutları bu törene dayanıklıdır. Konuğun, eliyle bıyığını ve sakalını karıştırıp oynaması, konuşmalarında laubali davranması hoş görülmez.

Çerkeslerde kahve yoktur. Onun yerine çay verirler. Çayı olmayanlar yemekten önce bir şey getirmezler. Sabah, öğle, akşam olmak üzere üç kez yemek verdikleri için konuk yemek zamanını bekler. Ancak yemek zamanından önce ayrılacaksa yemek hemen verilir. Bu en çok dikkat edilecek konudur.

Sofra insanların inceliklerini gösteren bir sınav yeridir. Bu sınavdan geçmek önemli bir başarıdır. Çerkesler “sofra terbiyle mihengidir” derler. Pxesi-Phesi dedikleri yani “agaç kili” diye nitelendirdikleri “kaba adam sofrada belli olur” atasözünü anımsarlar.

Yemeği ağır yemek, lokmaları orta büyüklükte bulundurmak, kibarca almak, başı sofra üzerine çok eğmemek, lokma ağza yanaşmadan ağzı açmamak, bir lokmayı çiğneyip yutmadan diğer lokmayı almamak, yanakları lokmayla şişirmemek, sofra üzerine aksırmamak, ekmek ve börek gibi şeyleri ısırmayıp el ile koparmak, az yemek, ancak incelik olsun diye diye aç kalmamak önemli kurallardır.

Çerkeslerin “zi ahe zefemishirer femif” (hakkını yemeyen olgunlaşmamıştır) deyimiyle konu ettikleri beceriksizliği göstermemek gerekir. Ancak sınırı aşıp “psıç” yani manda dedirtmemek, bir yemeğe gereğinden çok ilgi gösterip “hiç görmemiş mi?” diye alay konusu olmamak, yemekleri övmek ya da beğenmez hareketlerde bulunmak, gibi tükenmez inceliklere dikkat etmek gereklidir.

Konukla beraber ev sahibi (önemli biri değilse) yemeğe oturmaz. Yemek anında ayakta bekler. Hazır bulunanlar arasında oturmaya hak kazanmış ihtiyar varsa, bir ya da iki kişi sofraya oturabilir. Ancak, konuğun ısrarıyla sofraya oturulur.

Konuk gece kalacak ise (hoş geldin töreni yapıldıktan sonra dinlenme aşaması gelince) elbiselerinden yalnız dizliğini çıkarır. O zaman pserhasi ya da hizmet eden bir genç dizliğini çekerek çıkarır.

Gece yatacağı zaman yatak hazırlanınca ev sahibi “çhash maf “ (hayırlı gece) diyerek çekilir. Odada kalan psherahlar konuğun soyunmasına yardım ederler. Çizmelerini pantolonunu çekip çıkarırlar. Elbiselerini güzelce derleyip bir yana bırakırlar. Legen, ibrik ve yeterince çıra bıraktıklar. Konuğun yatağa girmesinden sonra onlarda “çhash maf” diyerek çekilirler.

Konuğun hizmetindeki psherah, yanındaki odada yatar. Oda yoksa misafir odasının geri tarafında yatağını yapar. Psherah konukla beraber yemek yemez, yanında oturamaz, evde hizmet edecek gençler varken, konuğa hizmet etmez, ancak atlara kontrol eder.

Konuk odasının dışında genç akranları ile sohbet eder. Savaşlara, düğünlere, eğlentilere ve kızlara ilişkin gençlik sohbetleriyle zamanını geçirir. Ev sahibinin kızı varsa yanına giderek ziyaret eder. Köydeki diğer kızlara uğramayı da -özellikle bekarsa- hiç ihmal etmez. Çünkü memleketin kızlarını gördükten sonra eş seçecektir. Gençlere psherahlığı sevdiren de işte bu durumlardır.

Konuk ayrılacağı zaman atlar hazırlanınca yaver makamında olan psherah içeri girerek “hazır” der. Bunun üzerine konuk ayağa kalkar. Psherahlar silahlarını, duvarda asıldığı düzen üzere sıra ile verirler. Konuk silahlarını takındıktan sonra dışarı çıkar. Ata binmeden önce ev sahibi ve dostlar ile veda eder ve sarılırlar. Çerkeslerde sarılma anında bir birini öpme geleneği yoktur. Ancak kucaklaşmadan sonra el sıkarlar. Bazen veda anında yalnız el tutma ile yetinirler.

Konuk giderken ev sahibine teşekkür etmez. Çünkü ev sahibi görevini yapmıştır. Ancak “Hoş Kalınız” der. Geldiğinde olduğu gibi giderken de misafir at bineceği yerin uzaklığını belirler. Psherahlar atı odaya yakın getirirlerse, konuk saygı göstererek istiyorsa biraz uzağa çektirir ve atın başı odaya ve oradakilerinse dönük olarak tutulur. Konuk ata bineceği zaman kolana bakabilir. Çerkesler kolanı sık bağlamayı binicilikte usta olmadığının kanıtı sayarlar. Bunun için genellikle ata bindikten sonra kolan atın karnı altında bir parmak sığacak biçimde sarkar.

Konuk ata sol taraftan biner, binme anında sol eli ile hem dizgini, hem de eyerin kayışını birlikte tutar. Atın yelesini tutup binmek ayıptır. Sağ eliyle de arkadaki kası tutar. Çevik ve iyi biniciler genellikle yalnız sol eliyle öndeki kası tutmakla yetinerek hızla at binerler.

At binerken vücudu atın başına doğru çok eğmemek, hızla binmek gerekir. Binerken sağ ayağı atın sağrısına dokundurmak çok ayıptır. Atı tutan psheraha sol el ile dizgini, sağ eli ile üzengiyi tutar. Ancak üzengiye çok asılmaz. Çünkü bu, konuğun binicilik yeteneğiyle ile alay etmektir.

Konuğun yanındaki psherahlar 30-40 metre daha ötede, konuk at bindikten sonra at binerler. Buna öyle dikkat ederler ki, konuğun ata binmesi bitince kendiside eyerinde bulunmuş olur. Daha önce binemez. Psherahların atları başkasınca genellikle tutulmaz.

Konuk at bindikten sonra “Sötxej – Söthej” yani mesut olunuz diyerek vedasını bitirirken at bir atak yapıyor gibi gideceği yere doğru hızla yürür. Iyi eğitilmiş Çerkes atlar bu atağı öyle doğal bir hızda yaparlar ki binicisi farkına bile varmaz. Binicinin geme hafif bir dokunması ya da üzengi içindeki ayağını ata dokundurması üzerine at, o güzel hareketi yapar.

Konuk biraz uzaklaşmadan atına kamçı vurmaz. Yüz metre ilerleyince bir kez kamçıyı ata vurarak şakırdatır. Bunun anlamı, ata kimin bindiğini belirtmektir. Başka zaman zorunluluk dışında atı kamçı ile dövmek çok ayıptır. Kamçıyı vuracağı zaman eli kulağa doğru kaldırmayıp ancak gem çekerek vurmak gerekir. Atlar çok iyi eğitildiklerinden kamçı darbesine gerek yoktur.

Psherah da thamadesi, yani büyüğü önünden geçtikten sonra arkası sıra yürür. Orada hazır bulunanlar da veda edip ayrılan konuğa “Goq Maf” yani uğurlu yol diye eşlik ederler.

Çerkeslerde konuğun evde kalma zamanı konuğun isteğine bağlıdır. Bazen 5-6 ay, hatta bir yıla varır. Ancak ne kadar uzarsa uzasın ona gösterilen ilgi hiç eksilmez. Aksine dostlarının çoğalması nedeniyle konuk odası günden güne kalabalıklaşır, düğün yeri gibi olur.

 

Nola Zaur Nalçik 1991

Адыгагъэ (ADIGELiK) İnsan yaşamına , hayat biçimine yönelik olarak Adige töresinin koyduğu tüm kuralları kapsar.Adigelik insani özelliklerimizi,saygı ve sevgiyi,doğruluk,adalet, cömertlik cesaret ve insana dair benzer tüm erdemleri kapsar.

Адыгэ хабзэ (ADiGE TÖRESi) Adige toplumunun yaşayış biçimini, birbirilerine karşı ve cemiyete karşı ilişkilerini yükümlülüklerini düzenleyen kurallar toplamıdır. Düğün cenaze ve benzer toplantıların da ana kuralları xabzeye göre tayin olunur.

Батырыбжьэ ( BATIRIBJ’E) Cemiyet ilişkilerine yönelik bir gelenektir. Örneğin bir kimse bir grubu çalıştırır, ot biçtirir veya odun kestirir veya benzer bir başka iş yaptırırsa grubun içerisinden en mahir ve çalışkan kişiye veya o grubun önce gelen bir bireyine x”uex”u (teşekkür) yapılarak bir bardak (veya kepçe) maksıme ikram edilir. Buna batırıbj’e adı verilir.Daha sonraları sadece bu koşullara bağlı olmaksızın önemli bir iş başaran, bir kahramanlık gösteren veya cemiyetin sevgisini ve takdirini kazanan kişilere verilen bu tür ikrama da batırıbj’e adı denilmeye başladı.

Башхуaпэ (BAŞHUAPE) Gelin alma geleneğinin bir parçasıdır. Yeni gelin bir süre sonra ailesini ziyarete geri [yasak]ürüldüğünde kaynı ve görümcesi gelini görmeğe giderlerdi. Ziyarete giden kişiler gittikleri yerdeki çocuklara verilmek üzere ayna,tarak,çorap,sabun ve benzer küçük hediyeleri bir sopaya takarak hazırlarlardı.Bu geleneğin adı Başhuape’dir.

Бэракъбла (BERAKBLA)Düğün geleneklerindendir. Nikah kıymaya gelen kafile ayrılırken bayrağa deri şapka,deri gömlek ,tülbent ,tarak,ayna vb küçük hediyeler iliştirilerek giden gruba verilirdi , bu bayrak hediyerlerle süslenmiş olarak aslında evlenecek oğlanın halası tarafından getirilirdi kız evine. Nikahtan dönen kafile bu bayrağı salimen döndükleri eve ulaştırmaya çalışırken kafileye rastlayanlar ise bayrağı ele geçirmeye çalışırlar, kafiledekiler böyle oyunlar ve eğlencelerle güle oynaya gidip dönerlerdi. Bu gelenek 1950-1960 yıllarına kadar devam etti,günümüzde çok seyrek olarak bu geleneğin uygulandığını görmekteyiz.

Гуф1апщ1э 1энэ (GUF’AP’Ş’E IANE ) Müjdeli bir haber , sevindirici bir bilgi getiren kişi eğer belirli bir yaşın üzerinde ise ona (guf’ap’ş’e) müjdeli haber için ödül olarak para veya benzer bir hediye verilmezdi. Bu kişi belirli bir yaşın üzerinde ise ona bir koyun (veya kişinin gücüne ve haberin önemine göre tavuk,kaz,hindi benzeri) kesilir güzel bir sofra donatılarak misafir edilirdi.

Псыхэгъэ (PSIXEĞE) Yas ile alakalı eski bir gelenektir. Eskiden suda boğulan ve cesedi bulunamayan kişinin boğulduğu veya suya kapıldığı yere gidilir kadınlar o su kıyısında ağlayıp ağıt yakarken erkekler de dualar ederlerdi.

Гъэф1эж (ĞEF’EJ) Evlilikle ilgili bir gelenektir. Eski dönemlerde bir kız ile ailesinin izni olmadan kaçırılarak evlenilmişse aileler arasında husumet ve düşmanlık doğmaması için yaşlılar bir araya toplanarak iki tarafı barıştırmak için arabulucu olurlardı.Böyle zamanlarda damat belirlenen başlığın dışında olmak üzere gelinin anne babasına bir at veya bunun karşılığı para veya kıymetli hediye verirdi.

Гъэф1эж (ĞEF’EJ) bu hediyenin adıdır. Anayurtta sovyet idaresinin kurulması ile birlikte gelenek ortadan kalkmıştır.

Гъуэгудэгъазэ (Ğuegudeğaze) Büyüğü ve misafiri yücelten bir gelenektir. Eskiden yolculuk esnasında bir misafirle karşılaşıldığında ona verilen değerin gösterilen saygının bir göstergesi olarak geriye dönülür ve,misafir teşekkür ederek geri dönülmesini isteyinceye kadar ona eşlik edilirdi.

Жьагъэхэх (J’AĞEHIEH) Eski düğün töresindendir. Evlenecek olan genç yanına arkadaşlarını da alarak dağdaki sürü çobanlarını dolaşırdı.Gittiği çobanlar geleneğe uygun olarak bir koyun verirlerdi ve bunun adına Жьагъэхэх (J’AĞEHIEH) denilirdi.Toplanan koyunlar düğünde gelen misafirin doyurulmasında kullanılırdı. Gelenek 1940’lı yıllarda ortadan kalktı.

Мэрем мэкъуауэ (MEREYM MEK”UAUE) Günlük yaşama dair gelenektir. Eskiden Başında aile reisi veya çalışabilir erkeği olmayan ailelerin ot ve ekinini biçmek için insanlar bir gün toplanır hep birlikte o aileye yardım ederlerdi. Bu geleneğin adı Mereym mek”uaue idi.

Iурыц1элъ (UıRIT’SELH) Düğün ile ilgili gelenektir. wuneyişe olarak adlandırılan yeni gelinin büyüklerle tanıştırılma merasimi sırasında gelinin dudaklarına yağ,bal ve şeker ile hazırlanmış bulamaç sürülür. Bunun anlamı yeni gelinin o ailede tatlı dilli mutlu ve huzurlu olması dileğinin ifadesidir. Gelenek günümüzde hala devam etmektedir.

Щыгъынгуэшыж (ŞIĞINGUEŞIJ)Cenaze ve yas ile ilgili gelenektir. Bir kişinin ölümünden 1 yıl sonra onun elbiseleri ve silahları dağıtılırdı. O gün at yarışı yapılır ve kazanan kişiye giysilerin silah ve gereçlerin iyileri verilmek üzere ölen kişinin eşyaları dağıtılırdı.Bu gelenek günümüzde de devam etmekle birlikte uygulama biçimi değişmiştir. Günümüzde bu tür eşyalar fakir ve ekonomik yönden yetersiz olanlara veya din işleri ile uğraşanlara verilmektedir.

Шуук1э плъак1уэ (ŞUUK’E PLHAK’UE) Düğün ile ilgili gelenek. Düğüncü giden grup hızlı bir at üzerinde birisini de beraberinde [yasak]ürürdü . Kafilenin en arkasından gelen bu kişinin görevi düğün gelenekleri ve şakaları arasında yer alan şapka kaçırma gibi bir durumla karşılaşıldığında bu kişinin görevi yetişerek müdahale edip şapkayı geri getirmekti. Bu görevi yapan kişi Шуук1э плъак1уэ ( ŞUUK’E PLHAK’UE ) olarak adlandırılırdı. Gelenek 1930’lu yıllarda ortadan kalktı.

Уэкъулэ. (Wuek”ule) Cemiyet yaşantısına dair gelenektir. Bir kişi başına bir kaza bela veya felaket gelir,varlığını ve ekonomik gücünü kaybederse yolculuk azığını temin ederek bir arkadaşına gider ve insanlardan yardım beklediğini sözleri ile belli ederdi. O cemiyette bir yardım başlatılır ve gelip gidenler bu kişiye güçleri oranında destek olurlardı. Bu geleneğin adı Уэкъулэ. (Wuek”ule ) idi.

Фэц1ынэгъэт1ылъ (Fetsıneğet’ıl”h) Adige düğün geleneğindendir. Yeni gelin eve girerken kapı ağzına serilen yaş deri üzerine ilk adımı atarak durur daha sonra evin içerisinde alınırdı.İnanışa göre bu şekilde karşılanan gelinin yeni evindeki yaşamı o deri gibi yumuşacık olur,mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerdi.Gelenek günümüzde de uygulanmaktadır.

Тешанк1эгъэк1эрахъуэ (TEŞANK’EĞEK’ERAH”UE) Gelini arabaya bindirip ayrılırken gelini götürenler gelin arabasını sağa doğru yürüterek evin önünde üç tur attırmak için çalışırlardı. Kız tarafından olanlar ise arabayı sol tarafa doğru sürmek için uğraşır diğer tarafın karşısına geçerlerdi.Burada inanışa göre gelin arabası sağa doğru yönelirse yeni evde erkeğin sözünün,tersi olursa kadının sözünün geçeceğine işaret sayılırdı.Tamamen güce dayanan bir mücadele,bir oyun olan bu gelenek zaman zaman kavga ve tatsızlıkla son bulurdu.Gelenek zaman içerisinde yokoldu.

Тешэрып1апщ1э (TEŞERIP’AP’Ş’E) Çok eski dönemlerde olan bir gelenektir. Prens evlendiğinde gelin bir soylunun evinde bir yıl süre ile kalır daha sonra prensin evine gelirdi. Prens gelini bir yıl süre ile ağırlayan soylu aileye kendi hizmetindeki bir hizmetkar aileyi ve gelini getirdikleri atları hediye ederdi. Bunun adı Тешэрып1апщ1э ( TEŞERIP’AP’Ş’E ) idi.

Пехьэжьэ (PEHIEJ’E) Düğün geleneklerindendir. Düğün kafilesi dönerken düğünün sahibi aile düğüncüler için yiyecek ve içecekler hazırlatarak köye yaklaşmakta olan kafileyi karşılatır ve köyün girişinde yenilir içilir daha sonra köye girilirdi. Bu şekilde düğün kafilesini karşılamak üzere gönderilen yiyecek ve içeceğin adı Пехьэжьэ ( PEHIEJ’E ) idi.Gelenek artık uygulanmamaktadır.

Нысащ1эзэгуэгъэп (NISAŞ’EZEGUEĞEP) Eskiden Adigeler geline bir yıl süre ile iş dışarı işi yaptırmazlarmış.Bu sürenin sonunda geline önce su getirme işi verilirmiş,gelin suya giderken yanına tarak,ayna,tülbent,toka vb. küçük hediyeler alır bunları yolda karşılaştığı insanlara hediye edermiş.Bu,insanların yeni gelinle ilk karşılaşmalarında “ boş kova ile karşıladı ” denilmemesi için yapılırmış. Yeni gelinle su getirirken karşılaşan kimselerin suyu döküp gelini yeniden suya gönderme hakları varmış gelenek gereği.Bu şekilde gelinin sabrı sınanır suyu getirinceye kadar gelinin defalarca geri döndürüldüğü olurmuş. Gelenek 1930 – 1940 arası yıllarda ortadan kalktı.

Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE]) Söylencelerde bahsedildiğine göre bir zamanlar psıj nehrinin doğduğu yerde bir ev varmış ve Adigeler toplantılarını bu evde yaparlarmış.Bu evin yanında, üzerinde at ayağı ve köpek ayağı işaretleri olan bir büyük taş varmış.Toplantı taşı olarak adlandırılan bu taşın bir bölümündeki delik insanların doğru söyleyip söylemediklerini anlamak için kullanılırmış.İnanışa göre insan ne kadar şişman olursa olsun eğer doğru söylüyorsa bu taşın deliğinden geçermiş,eğer yalan söylüyorsa insan zayıf olsa bile geçemez o delikte sıkışır kalırmış.İşte bu taşın adı Хасэ мывэ (XASE MIVE [NIVE] ) toplantı taşı olarak söylencelerimizde yer alır.

Мысостей бжьищ (MISOSTEY Bj’iŞ’)  Davet ve şölen sofrasında uygulanan gelenektir. Geç kalan ve sofraya oturulduktan sonra gelen kişiye peşpeşe üç kadeh içki içirilir.

Мысостей бжьищ (MISOSTEY Bj’iŞ’) bu içkinin adıdır.Geleneğin başlangıcı olarak farklı olaylar anlatılır, fakat gerçeğe en yakın olanı şudur : 18 yüzyılda büyük Kaberdey toprakları Pşı Hatokhşokue , Pşı Mısost , Pşı Janbolet’in kontrolündeymiş. Toprağı ve idareyi paylaşamayan bu üç prens sürekli çatışırlar onların mücadelelerinde suçsuz insanlar zarar görür can verirmiş. Sonunda bu duruma son vermek üzere halkın ileri gelenleri toplanarak prensleri barıştırıp anlaştırarak sulh etmeye karar vermişler.Pşı Mısost’un evinde toplanılmış , barışmanın şerefine sofraya üç kadeh içki konulmuş fakat pşı hatokhuşokue ve ve pşı janbolet içkilerde zehir olabileceği şüphesi ile içmekte tereddüt etmişler; bu durumu farkeden pşı Mısost onların bu şüphesini ortadan kaldırmak için her üç kadehi de arka arkaya alıp içmiş. Sözcük dilimize ve geleneğimize buradan girmiştir.

Şk’ax”ue Tıx’ - Шк1ахъуэ тыхь : Eski Adige geleneğidir. Yılın topraktan ayrıdığı gün (23 mart Adige yeni yılı) köydekiler birleşerek köydeki sığır çobanına bir dana hediye ederlerdi yeni yıl hatırına.

Psıxeplhe - Псыхэплъэ : Evlenme çağındaki kızlartoplanır kepçeye su doldurarak gözlerini kırpmadan suyun içine bakarladı.Bu şekilde, evlenecekleri gencin suretinin suda belireceğine inanırlardı.

Zek’uj ıAne -Зэк1уж 1энэ : Eski Adige geleneğidir.Aralarında kan olan iki aile barıştırılırken hatalı görülen aile ziyafet düzenlerdi.Aile bu ziyafette ne kadar harcama yapacağını köy mahkemesinin tayin ederdi.

Quaje dexu - Къуажэ дэху : Eski Adige geleneğidir.Köyde hırsız ahlaksız,kurallara uymayan veya köyün tümünü mahçup edecek davranışta bulunan birisi olduğunda köylüler toplanır o kişinin artık köyde yaşayamayacağına karar verirlerdi.Karar alındıktan sonra o kişi köyden kovulurdu.

Vak’ueyix’ej tx’alheıu -Тхьэлъэ1ук1э –(вак1уэихьэж Тхьэлъэ1у ц1ык1у.Tarlaların sürülme işi bittikten sonra o işte çalışanlar dışında hiç kimsenin katılmadığı bir dua yapılırdı.Herkes birer kaden maksıma alırdı ve x”uax”ue yaparlardı.Arazide yapılan barınağın önünde herkes içkisini içtikten sonra, ellerindeki kadehleri(bardakları) kaldıkları geçici barınağın üzerinden aşıracak şekilde geriye atarlardı.Daha sonra kafile birlikte köye döner Çift sürme kurbanı keserlerdi.

Şexex - Шэхэх : İnsanın vücudunda kalan kurşunu,oku veya saçmayı çıkartan çok usta cerrahlara o dönemde Şexex denirmiş.

Ş’ığın Gueşıj - Щыгъын гуэшыж : Eski Adige geleneğidir.Bir insanın elbiseleri ve silahları onun ölümünden bir yıl sonra dağıtılırmış.Genellikle At yarışında kazanan usta biniciye bu eşyaların en değerli olanı verilirmiş.Günümüzde de bu gelenek mevcuttur, fakat eskiye göre oldukça değişik bir biçimde uygulanmaktadır.Şimdilerde giysiler dağıtılmakta onlar da daha çok din görevlilerine veya köyün fakirlerine verilmektedir.

J’egu paş’x’e tıx’ - Жьэгу пащхьэ тыхь : Bu gelenek özel bir güne mahsus olmayıp,ailede mutlu bir olay olduğunda kutlandığında et pişirilen su veya et pişirilen yağ ocak ateşinin etrafına çepeçevre dökülür “Allahım rızık ve mutluğu ailemizden ek[yasak] etme” denilerek dua edilirdi.

Leğune Maf’e - Лэгъунэ маф1э : Eskiden Adigeler yeni geline bir yıl süre ile iş yaptırmazlarmış.Yeni gelinin iş yapmaya başladığı ilk gün sülalenin kadınları onu evin büyük odasına alırlarmış,En yaşlı kadın gelini ocağa [yasak]ürür çepeçevre gezdirdikten sonra ocaktaki ateşi yakarak “Allahım bu ocakta sonsuza kadar ateşi söndürmesin,bereketi ve doğumu senden eksiltmesin” der,dua edermiş.

Yaj’e tewude - Яжьэ теудэ : Eski tedavi yöntemidir.Hamile kadının doğumu uzadığında,ebe ocaktaki külü alır hamie kdaının karnına döker, sürer “tanrı tez zamanda ayırsın sizi” diyerek dua edermiş.

Vağebdzume X”uex”u - Вагъэбдзумэ хъуэхъу Vağebdzumeabanın bir seferde çevirdiği toprak dilimi)Tarla sürmeye çıkıldığında ilk gün toprağa ilk saban köyden birisine sürdürülür,bunun bereket getireceğine inanılırdı.Bu ilk saban vuruluşunda Çift süren gruptaki tx’amade bir kepçe maksıma doldurur ve bolluk bereket için dua ederek içerdi.Daha sonra ilk sabanı sürmesi kararlaştırılan kişiye sabanın sapı tutturulur ve başlangıç yaptırılırdı.

Qamexet’e - Къамэхэт1э : Adige düğün geleneğidir. Gelini getiren grup bahçe kapısından içeri gireceği sırada orada bulunan ve kafileyi karşılayan gruptan bir genç kamasını çıkartarak bahçe kapısının girişine yere saplar.Grup orada durur ve içeriye girmek için o kamanın saplandığı yerden çıkartılmasını bekler.Kamayı yerinden çıkartabilmek için öncelikle kamanın sahibi gence içecek ve yiyecekler ile ikramda bulunulur ve ancak ondan sonra kama çıkartılabilir;daha sonra ise kafile bahçeden içeri girerek gelini getirir.

Wuane Cıde - Уанэ джыдэ : Sefere çıkarken veya uzak yola giderken Adigeler ateş için odun kesmek gibi işlerde kullandıkları ve eyerlerinin kenarına bağladıkları küçük baltalar gezdirirlermiş.Bu küçük baltaların adı (wuane cıde – eyer nacağı) imiş.

Psıxedze - Псыхэдзэ : Kuraklık olduğunda köyde dedikodusu yapılan bir kadının ayakkabısının teki çalınır,bir sopanın ucuna sıkıca bağlanan ayakkabı köydeki suyun (dere-ırmak,göl vb) ortasında bir yere saplanırmış. Daha sonra hakkında dedikodu yapılan o kadın sürüklenerek getirilir giysileri üzerinde olduğu halde suya atılır iki üç kez suya batırıldıktan sonra topluca dua edilerek dağılırlar,bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

X”ump’ets’egığue Qute - Хъумп1эц1эджыгъуэ къутэ : Kuraklık olduğunda karınca yuvasını bozarak üzerine su dökerlermiş,bir kısmı da yuvayı hiç bozamadan üzerine su dökerler ve bu şekilde yağmur yağacağına inanırlarmış.

Jııak’ue - Жы1ак1уэ : Köyün veya ailenin bir mesele için elçi veya aracı olarak görev verdiği gruptan ilk konuşmak üzere seçilmiş olan kişidir. Bu kişi aklı başında ağzı laf yapan ve oturup kalkmasını bilen birisi olmak zorundadır.Bu tür elçi seçme daha ziyade adam öldürme olaylarından sonra tarafları barıştırmak için,cenazelerde,başlık parası almak için gidilirken vb. durumlarda olur.

Pşşı xuepsix - Пщы хуепсых : Eskiden Pşı (bey,prens) bir yerde dururken atlı birisi gelirse,atını durdurarak iner ve atın gemini tutarak pşı’nın yanından yaya geçerek ona saygısını gösterirmiş.Daha sonra yeniden atına biner yoluna devam edermiş.

Max”tabu - Махътабу (нахътабу) Eski bir gelenektir,köyün sürüleri dağdan indiği zaman sürü çaobanlarının başındaki kişiye görevini hakkıyla ve eksiksiz yaptığı için ücreti ile orantılı olarak ya bir at,veya onun karşılığı para verilirdi.Bu şekilde verilen para veya atın adına “Mahktabu (Nahktabu)” denilirdi.

Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ Düğün alayı gelini alıp ayrılırken,gelin tarafından olan gençler çıkışı kapatır çeşitli hediyeler almadan gelin alayının çıkmasına izin vermezlerdi,bu hediyeler de genellikle yiyecek şeyler ve içki olurdu.Bu geleneğin adı “Pş’ant’edene - ПЩIAНТ1ЭДЭНЭ” veya bir başka ifade edilişi ile “Kuebje ıUxıp’ş’e – куэбжэ 1ухыпщ1э” denilirdi.Günümüzde hala yürürlükte olan bu gelenkte içki ve yiyecek yanısıra para alındığı da olmaktadır.P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП. Toplumsal yaşama yönelik bir gelenektir.Din kurslarında okuyanlar daha ziyade fakir çiftçilerin çocukları olduğu için zaman zaman eğitim dönemi bitmeden öğrencilerin erzaklarının bittiği olurdu.Bu durumda köyden veya o cemiyetten çeşitli gıdalar toplanrak getirilir ve öğrencilerin ihtiyacı karşılanırdı. Bu tür gıda ve erzak toplamanın adı “P’asteşşıp - П1АСТЭЩЫП”idi.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

Almastı Çerkes Kadın Hareketi kuruldu: Sesiniz sesimiz olsun - bianet https://t.co/5D7bpzWdvZ
RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery