Yazarlar

Öncelikli Hassasiyetler

Öncelikli Hassasiyetler

Bu gün diasporadaki insanlarımıza bakarak “Çerkes’i” tarif etmekte oldukça zorlanacağımız kesindir.
Artık asimilasyonu kabullenmiş ve diasporada ölmeye yatmış bir halkın her bireyi için başka şey ifade eder oldu Çerkeslik.

İnternetten sözlerinin ne anlama geldiğini dahi bilmediği birkaç şarkı paylaşan kişinin gözünde, o faaliyet Çerkes olmak için yeterli olabiliyor.
Çeşitli güzel fotograflar ve manzaralar paylaşıp üzerine “çok şükür Çerkesim” “en asil millet biziz” “en bilmem ne biziz” gibi zırvalar yazan ve sağa sola gönderen kişi için de bu yaptığı yeterli oluyor.
Gidip bir dernekte oynamak , ara sıra arkadaşları ile toplanıp geyik muhabbetinden öteye geçmeyecek etkinliklerde vakit öldürmek de, bir başkası için yeterli Çerkeslik kriteri oluyor.
Çerkeslik adı altında çeşitli politik şahsi dini amaçlar güderek, beş on kişiyi bir araya getirip istismar etmek, asıl amacın yanında folklorik Çerkes kimliğini de bir süs gibi kullanmak bazıları için yeterli oluyor.

Velhasılı kelam, diasporada Çerkeslik, artık bir “ulusa mensubiyet” olmaktan çıkmış, ne idüğü belirsiz bir tatmin malzemesi, günlük hayatın meşgalelerinden bir tanesi, kendisini tanımlamanın folklorik bir ögesi haline gelmiştir.
Hiç kimse alınmasın lütfen, bu yukarıda saydıklarımı küçümsemek veya incitmek için söylemiyorum.
Elbette toplumuzun hepsi böyledir de demiyorum, yüreğinde ince bir sızı taşıyan pek çok insanımız var hala ve onları tenzih ederek söylüyorum bütün bunları.

Ama müsaade edin şu kadarını da ifade edelim;
Çerkeslik bu değil.
Çerkeslik bir ulusal davanın adıdır.
Diline,kültürüne,tarihine,vatanına sahip çıkmanın, bu değerleri hayatının merkezine koyarak yaşmanın-yaşatmanın ve geleceğe taşımanın adıdır.
Bu sahip çıktığın değerler ile VATANINDA bir gelecek inşa etmenin, yüzlerce yıl savaşan ve sürgünlerde can veren atalarının davasından kendi payına düşeni sırtlanmanın adıdır Çerkeslik.

Şimdi birileri kalkmış, şu yukarıda tarif ettiğimiz nitelikteki bir kitleye sırtını dayayarak, diasporada 6-7 milyon Çerkes var, ana vatan bize tabi olmalı diyebiliyorlar.
Bu Çerkesler! “Vatanın kaderini,halkımızın geleceğini etkileyecek hayati konularda” inisiyatif almaya ve geleceğimizi tayin etmeye yelteniyorlar.
Bir başkaları çıkıyor, bu tip kitleleri kullanarak bambaşka politik dini şahsi amaçlarla ana vatanda olan bitene müdahil olmaya çalışıyorlar.
Sonra da biz “diaspora ana vatana politika,yol yöntem dayatmasın” dediğimiz zaman güceniyorlar.

Şu yukarıda örneklediğim Çerkeslik mücadelesine iki örnek verelim :
Kıytırık kiril alfabesini öğrenme zahmetine bile katlanmayanlar, kalkıp hiçbir bilimsel temeli olmayan uydurma bir Latin alfabesi yaratarak, “Ana vatanın bu Latin alfabesini kabullenip itibar etmesini” bekleyebiliyorlar.
Yasal olarak bunun mümkün olmaması bir yana , girilen bu yolun getireceği sonuçlar, bunun ana vatanda yaratacağı şüphe ve hayal kırıklığı umurlarında değil, bunun diasporayı ana yurdundan nasıl kopartacağı umurlarında değil.
Neymiş , diaspora daha fazlaymış ve onlar Latin harfleri biliyorlarmış.
Vatanda kullanılan alfabeyi öğrenme zahmetine katlanmayan Çerkes milliyetçileri !
Bunların döneceğine, vatan için sıkıntı çekip fedakarlık edeceklerine kimi inandırabilirsiniz ?

Bir yerlerden okuduğum kadarı ile, kiril alfabe ile yaratılmış 7 milyon civarında kitap dergi ve benzeri basılı yayın var.
Vatanda bu alfabe ile kurumlaşmış yüz senelik bir toplumsal sanat ve kültür hayatı var, sende ne var ?
Sen ne yazdın Latin ile ?
Bir şey yazmadım ama, biz daha fazlayız sayıca …
Sonra da biz, diaspora ana vatana politika dayatmasın deyince kızıyorlar.
Ayıptır ayıp.

Fakat bu ayıbın bir kısmı da ana vatandaki yönetimlerimizin ve o yönetimlere etki edemeyen sözünü dinletip gerçeği gösteremeyen aydınlarımızındır.
Otuz küsur senedir hala bir ortak alfabe,ortak bir yazı dili yaratamazsan, diasporada yok olan halkına ulaşacak bir uydu televizyon yaratamaz, üç tane öğretmen gönderemezsen, aileleri kaynaştıracak değişim programını bile hayata geçiremezsen olacağı budur.
Kendi vatanında bile ana dilin üvey evlat muamelesi görür, okullarda seçmeli ders haline gelir, devlet kademelerinde geçerliliğini yitirirse birisi de çıkar yol açmaya kalkar işte böyle.

Bir başka örnek :
Hayatında vatanı görmemiş-görmeyecek ve vatan kana boğulsa kılına zarar gelmeyecek adamlar, yukarıda tanımladığımız Çerkesleri de ! arkalarına alarak, başka bölgesel politikalar paralelinde buradaki bir avuç halkı kirli oyunların içerisine çekmeye çalışıyorlar.
Tabii bu durum hem ana vatan kesimini endişelendiriyor, vatana karşı böylesi bir dayatma onların diasporadaki kardeşlerine olan güvenlerini zedeliyor.
Bu konuda da haksız değiller,
Ama dönüp kendilerine sormaları gerekiyor;
Ana vatan bunca senedir diasporayı uyutmak uyuşturmak dışında hangi somut politikayı ve programı koydu önlerine ?
Hangi ulusal hedefi koyarak, diasporayı da buna katılmaya katkıda bulunmaya davet etti ?
Yada hangi zamanda diasporaya temsilciler gönderip, ana vatanın içerisinde bulunduğu zor durumu, merkez ile veya diğer halklarla ilişkilerinde mevcut hassas dengeyi anlattı.
Ne zaman karışıklığın kaosun şu aşamada bizim aleyhimize olduğunu izah ederek, diasporanın bu duruma göre davranmasını beklediğini beyan etti ?
Burada o işlerle uğraşanların ve diasporanın karşısına çıkanların büyük bir kısmı, yukarının gözüne bakan resmi görevli statüsünde ve hala eski sovyet kafasını değiştirememiş adamlardan oluşuyor.
Bu mantıkla nereye kadar ?
Sürekli uyutma oyalama taktikleri ile nereye kadar tutabilirsin diaspora gibi dış etkilere açık bir büyük kitleyi ?

Gelinen bu noktada herkesin kendi durumunu yeniden gözden geçirmesi gerekir.
Diasporanın, vatanın durumunu göz ardı eden ve vatanın gerçekleri ile çelişen hiçbir faaliyetin içerisinde olması hoş görülemez.
Sayısal gücüne vs. dayanarak vatana politik sosyal önermelerde bulunmak, uzaklardan çeki düzen vermeye çalışmak, kendi başına buyruk çözümler üretmeye kalkışmak en basit tarifi ile sorumsuzluk ve samimiyetsizliktir.

Bu halkın geleceği vatandadır ve her ne olacaksa vatanda olacaktır.
O nedenle ilişkileri zedeleyecek, karşılıklı güveni sarsacak her türlü faaliyetten sakınmak gerekir.
Diaspora, tek başına ancak kendi yaşadığı bölgeler için lokal politika üretebilir, lokal faaliyetlere ve mücadelelere girebilir ama ulusal politikalarda kendi başına hareket edemez, etmemelidir.

Ana vatan kesimi de “biz nasılsa yurdumuzdayız diğerleri bizi ilgilendirmiyor” diyerek sorumsuzca hareket edemez.
İstiyorsanız dönün, vatan burada diyerek kestirip atamaz.
Mutlaka diasporayı dinlemek, anlamak, onların koşullarını ve sıkıntılarını göz önünde bulundurarak çözümler üretmek zorundadır.
Üzerinde %90 oranında başka halkların yaşadığı bir coğrafyada, hayali haritalar çizerek olmayacak düşler görmek, karşımızdakini de tahrik etmek yerine, öncelikle bu halkın yeni baştan güçlü bir şekilde ayağa kalkması, kendi kaderi hakkında söz söyleyebilir hale gelmesi gerekir.

Bu umudu yaratacak ve diasporayı bu hedefe kanalize edecek olan vatandaki halkımızdır.
Eğer idaredekiler en hayati konularda bile bir yerlerin memuru kafası ile davranırsa ve eğer ana vatan aydını bu duruma sessiz kalırsa, sonradan kalkıp kimse diasporayı çıkış yolu aradığı için suçlamasın.

Önümüzde yirmi yıl ve son bir dönemeç var.
Düşünelim, aklımızı başımıza devşirelim, yoksa bizi zamanın girdabından kimse çekip alamaz bir daha.

 

Madina


Yorum Ekle