Makale

Gürcü-Abhaz Çatışmasının Kökeni ve Evrimi-1

Gürcü-Abhaz Çatışmasının Kökeni ve Evrimi-1

Gürcü-Abhaz Çatışmasının Kökeni ve Evrimi

Stephen D.Shenfield

Bu makalede Gürcü silahlı kuvvetlerinin 14 Ağustos 1992’de Abhazya’yı işgal sürecine kadar Gürcü-Abhaz çatışmasının ortaya çıkışı ve evrimini inceleyeceğim. En önemli olayları ve nedensel faktörleri belirtmeye çalışarak tarafların muhtemel niyetlerini ve planlarını çıkarmaya çalışacağım. 1.Bölüm aşağıdaki yedi dönemden oluşan analitik bir anlatıdan oluşuyor:

1) Abhazya’nın Rusya tarafından işgal edilmesinden önceki dönem (1810’a kadar)

2) Çarlık Dönemi (1810 – 1917)

3) Bağımsız Gürcistan Dönemi (1917 – 1921)

4) Erken Sovyet Dönemi (1921 – 1936)

5) Stalin-Beria Terörü Dönemi (Aralık 1936 – 1953)

6) Stalin sonrası Dönem (1953 – 1985)

7) Perestroyka ve Sovyetler sonrası geçiş Dönemi (1986 – Ağustos 1992)

2.Bölüm 1992 yazında alınan karara yönelik; Şevardnadze başkanlığındaki Gürcü Devlet Konseyi tarafından Abhazya’ya askeri müdahalede bulunma kararını anlatıyor: Gürcü liderliğinin muhtemel niyetleri ve hedefleri, eğer varsa kararı direkt olarak tetikleyen nedenler ve kararın diplomasi yoluyla engellenip engellenemeyeceği üzerinde duracağım. Ek olarak müdahalenin neden Gamsakhurdia değil de Şevardnadze döneminde gerçekleştiğini de göz önünde bulunduracağım.

3.Bölüm’de çatışmanın büyük boyutlu şiddete dönüşmesine yol açan tarafların sorunu algılama ve planlama hatalarına yönelik yorumlarımı paylaşacağım.

  1. BÖLÜM: GÜRCÜ ABHAZ ÇATIŞMASININ ANALİTİK ANLATISI

1) Abhazya’nın Rusya Tarafından İşgali Öncesindeki Dönem(1810 öncesi)

Antik dönemlerden beri, Abhazlar aynı anda iki farklı kültürel ve siyasi etkileşimde bulunmalarını sağlayan ilginç bir bölgede yer aldılar.

Bir tarafta, Abhazlar dil, folklör ve soy açısından Kuzeybatı Kafkasya’nın Çerkes kabilelerinin yakın akrabasıdır. Abhazya, bu açıdan belki de Çerkesya’nın güney kolu olarak düşünülebilir. Abhazlar her ne kadar Kafkas Sıradağları’nın güneyindeki halklar arasında Çerkeslerle tek akraba halk olsa da, tarih öncesi dönemler incelendiğinde Türkiye’nin kuzeyine kadar proto-Adige kültürüne ait kalıntılar bulunur(Çirikba 1998). Abhazlar Kuzey Kafkasya’nın tüm dağlı halklarıyla(Osetler,Vaynahlar, Dağıstan’ın yerel halkları ve Adigeler) daha geniş ancak daha az yoğun linguistik ve kültürel bağlara sahip olduğu için Güney Kafkasya’nın tek “Dağlı Halkı” olarak nitelendirilebilir.

Diğer tarafta, her ne kadar Abhazca ve sonradan modern Gürcüceye evrilecek olan Kartvel dilleri arasındaki bağlantı zayıf olsa da, Abhazların Kartvel(proto-Gürcü) kabilelere olan coğrafi yakınlığı, özellikle de Megrel ve Svanlara olan yakınlığı, sonradan Gürcistan olarak adlandırılacak bölgenin kültürü ve siyaseti üzerinde Abhaz soylularının etkili olmasını sağladı. Yabancı bir halkın egemenliği altında olmadığı zamanlarda, Abhazya bu bölgede birbirleriyle etkileşim halinde olan ve çoğu zaman kendi içlerinde savaşan prensliklerden biriydi. Abhaz soyluları sadece proto-Gürcü devlet sistemine entegre olmakla kalmadı, aynı zamanda diplomaside proto-Gürcü dilini kullanıp Hristiyanlığı da benimseyerek proto-Gürcü kültürüne de entegre oldu. Hanedanın iki dili birden kullanması Abhazca’da Çaçba, Gürcüce’de Şervaşidze olarak adlandırılmasıyla ismine de yansıdı. Bu dönemde Abhazca halkın kullandığı yazıya geçirilmeyen bir dildi.

Abhazların bu şekilde iki tarafa da yönelen yapısı, bana göre, her zaman Abhazlar ve Kartvel komşuları arasında uzun süreli bir çatışma potansiyelini içinde barındırdı. Eğer doğudaki Kartli ve/veya Kakheti krallıkları Gürcistan’ın birliği için sorumluluk almış olsaydı; Abhazya, Kuzey Kafkasya’yla olan kültürel ve linguistik bağları yüzünden, doğuda yaşayan Gürcülerin egemenliğine karşı doğal bir direniş merkezi olurdu.

Ancak Gürcistan’ın birleşmesi böyle gerçekleşmedi. Tam aksine, bugünkü Gürcistan’ı birleştiren Abhazya’nın askeri ve diplomatik faaliyetlerinin bir sonucu olan “doğu politikası” oldu. 978’den 13.Yüzyıl’ın ortalarına kadar faaliyet gösteren bu devlet, Abhazlar ve Kartvellerin Krallığı olarak adlandırılıyordu, ilk kralı III.Bagrat bir Kartli prensi ve Abhazya prensesisinin oğluydu(Bgazhba 1998). Bu zamanlarda “Abhazya” ve “Abhazlar” tüm Abhaz-Kartvel Krallığı ve onun sakinlerinden bahsetmek için kullanılıyordu( Hewitt ve Khiba 1998, s.173). Ortak krallığın yıkılmasından sonra, yerel prenslikler sistemi geri geldi ve Kafkasya’nın 19.Yüzyıl’da Ruslar tarafından fethedilmesine kadar bu sistem bölgenin siyasi yapısını oluşturdu.

2) Çarlık Dönemi (1810-1917)

Zapt etme ve direniş

Çarlık Rusya’sı doğu Gürcü Prenslikleri olan Kartli ve Kakheti’yi 1810’da ilhak etti. Batı Gürcü prensliklerinin sırası ise birkaç yıl sonra geldi. Karadeniz’deki Rus gemileri 1810 yılında aynı anda kıyıya çıkarma yaparak Sohum Kalesi’ni bombaladılar. Eş zamanlı olarak Rus askerleri Rusya’ya bağımlı bir devlet olan Megrelya’dan Abhazya’ya giriş yaptılar. İşgalin amacı Megrelya’ya sığınan isyankar Abhaz prensi Seferbey’i tahta çıkarmaktı. Rus tarihçiliği, belki bir kaçı hariç tutulursa, bu olayı Abhazya’nın Rusya’ya gönüllü katılışı olarak nitelendirmektedir. Esasında, neredeyse bütün Abhazlar Rusya ile işbirliğine karşıydılar ve Rus-Megrel uydurmasına göre bir baba katili olarak tasvir edilen Seferbey’in kardeşi Aslanbey’i meşru hükümdar olarak görmekte idiler.

Rusya’ya ve onun kukla prensine karşı tekrarlanan ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırıldı ve 1850’ler ve 1860’larda pek çok Abhaz, Rus işgaline karşı Çerkes direnişine katıldı. Rusya 1864 yılında resmi olarak otonom Abhaz prensliğini ilga etti ve Abhazya’yı doğrudan askeri idari birimine bağladı. 1866 yılında ve ardından 1877-1878’da, Rus-Türk savaşına denk gelen yıllarda, ayaklanmalar birbirini takip etti, bu dönemde Türk tarafı Abhaz isyancıları destekledi. Ayaklanmaların bastırılmasına, geride Abhazya topraklarının neredeyse yarısının insansız hale getirilmesi ile, Abhaz nüfusunun büyük bir bölümünün Osmanlı İmparatorluğu’na sürülmesi eşlik etti. Ancak bundan sonra Rus egemenliğine karşı var olan silahlı direniş sona erdi ve Abhazlar ülkelerinin imparatorlukça yutulmasını kabul etmeye başladılar.

Bu, bir yüzyılın üçte ikisi kadar uzun süren direniş ve zapt etmeden ibaret dönemin Abhaz ve Kartveller arasındaki müteakip ilişkiye etkisi nedir? Bu dönem boyunca Abhazlar halen daha asıl düşman ve acı çektiren olarak Kartvel prensliklerini değil Rusya’yı görüyorlardı. Yine de, hain Seferbey’e evsahipliği yapan ve Abhazya topraklarının istilasının başlatıldığı Megrelya’nın hükümdarı Nina’nın oynadığı role kızgın olmalılardı. Dahası işgalci kuvvetlerin komutanı Orbeliani bir Megrel’di. Bu Abhazlar ve Kartveller arasındaki olmasa da Abhazlar ve Megreller arasındaki sonraki düşmanlığın tohumlarını genel olarak dikmiş olabilir.

Rusya-Gürcistan-Abhazya üçgeninin doğuşu

Çarlık döneminin son yıllarında Abhaz-Rus çatışması kademeli bir şekilde yerini Abhaz-Gürcü çatışmasına bıraktı. Bu değişime Çarlık Rusya’sının koruması eşliğinde pek çok Kartvel grubunun modern Gürcü ulusuna dahli ile birlikte sosyoekonomik ve politik konsolidasyon eşlik etti. Bu meseledeki soru Abhazya’nın genç Gürcü ulusunun parçası olup olmadığı idi-bu soru bugünün de sorunları arasında yer almaktadır. Aralarındaki düşmanlık mirasına rağmen Abhaz ve Rus makamları bu soruyla ilgili olarak kendilerini aynı tarafta bulacaklardı –doğmakta olan Gürcü ulusal hareketinin karşısında.

Bunlara rağmen, Çarlık rejiminin son birkaç yılına kadar, Abhazlar çeşitli baskılar ve ayrımcılıklar yüzünden acı çekmeye devam ettiler. Tüm bir Abhaz halkı 1877-78 savaşlarında Türkiye ile işbirliği yapmaktan dolayı resmi olarak “vatan haini” olarak nitelendirildi ve bu damgalama ancak 1907’de son buldu. Abhazların üç ana şehirde yaşamaları (Sohum, Gudauta ve Oçamçira) veya sahil şeridinin 7 km’den fazla yaklaşmaları yasaklandı ve Abhaz köylüleri şahsi arazilerindeki haklarından mahrum bırakıldılar. Aynı zamanda düşük sayılarla da olsa Türkiye’ye sürgün devam ediyordu. Bu esnada İmparatorluğun dört bir tarafından getirilen insanlar sürgündeki Abhazlara ait arazilere yerleştiriliyordu. 1897’de Abhazlar Abhazya nüfusunun yarısından biraz fazlasını oluşturmakta iken, 20. Yüzyılın başlarında kendi anavatanlarında azınlık durumuna düşmüşlerdi. Abhazya, o zamandan itibaren tek etnikli bir bölgeden çok etnikli karmaşık bir bölgeye dönüştürülmeye başlandı.

Abhazlar arasındaki Gürcü karşıtı duyguların 19. Yy’ın sonlarındaki yükselişi, genellikle Megrelya, Guria, Imereti ve Gürcistan’ın diğer yoğun nüfuslu bölgelerinden gelen yeni yerleşimcilerin, Abhazların halen kendilerinin olarak gördüğü topraklardaki oranlarının yükselmesi ile bağlantılı idi. Çarlık otoriteleri Abhazya’ya olan Gürcü göçünü boşalan arazilere Ruslar ve Ermeniler, Grekler ve Estonyalılar gibi Gürcü olamayan başka halkları yerleştirmeyi tercih ederek engellemeyi denediler. Ancak bu amaca dönük ilerleme yavaştı çünkü bölgeye yeni gelenler Batı Gürcistan’dan gelenlerin aksine, bölgenin bataklık düzlük alanlarıyla ulaşılması zor dik yamaçları gibi kendine has doğal ve iklimsel koşullarına uyum göstermede zorlandılar. (Bu duruma rağmen Ermeniler, Grekler ve Estonyalılar hatırı sayılır sayıda şehir merkezlerine yerleşerek şehirli nüfusun çoğunluğunu oluşturdular.) Dolayısıyla, paradoksal olarak Rusya Gürcü istilasına karşı Abhazların koruyuculuğu rolünü üstlendi.

Batı Gürcistan’dan Abhazya’ya gerçekleşen köylü göçü ekonomik baskılara karşı anlık verilen bir tepki olmuş olsa da, Abhaz tarihçleri Gürcü gazetecilerin süreci teşvik etmeye ve Rus hükümetini kısıtlama olmaksızın göçe izin vermesine ikna etmeye çalıştıklarını işaret etmektedirler. Örneğin, 1877 yılında, Tiflis Herald gazetesi Gürcü dilinde eğitim için verdiği mücadele ile de tanınan Yakob Gogebaşbili tarafından yazılan “Abhazya’ya Kim Yerleştirilmeli?” başlıklı bir makale yayınladı. Cevabı ise: Megrellerdi. Lakoba makalenin “Abhazların anavatanlarını kitleler halinde terk etmeye zorlandığı” tarihte yayınlamasına dikkat çekiyor. Acıma hissetmeleri gerektiği yerde başkasının düştüğü kötü durumdan nasıl faydalanacağını düşünen insanlar için söylenen Abhaz atasözünü hatırlatıyor: “Ağaçtan düşeni yılan sokarmış” (Hewitt ve Khiba 1998, s. 175) Gogebaşvili gibi bireysel yaklaşımlar durumun tarihi ve uluslar arası konteksini anlamamız bakımından faydalı olacaktır. Geç 19. Yüzyıl kolonyalizmin altın çağı idi ve “kültürlü” halkların üyeleri, bir kaçı hariç, az kültürlü insanların topraklarının kolonize edilmesini kendilerine hak olarak görmekte idiler. Gürcüler kendilerini Abhazlardan daha kültürlü görme eğilimine sahiptiler ve halen de bu eğilimlerini korumaktalar.

1877’den sonra olanlar Çarlık Rusyası ve yeni başlamakta olan Gürcü ulusal hareketi arasında Abhazya üzerinde nihai kontrolü sağlamak için geçen mücadeleler olarak anlaşılabilir. Bu dönem gelişen olaylar, Rusya ve Abhazya’yı içine alan bağımsız bir Gürcistan’ı talep eden Gürcü milliyetçilerinin arasında geçen bir çatışma şeklini henüz almamıştı. Doğrusunu söylemek gerekirse, dönemin Gürcü proto-milliyetçileri yazarları Abhazya’daki Gürcü demografik, ekonomik ve kültürel varlığının genişletilmesinin Rusya’nın çıkarlarına hizmet edeceğini savunuyorlardı. Rus otoritelerinin Gürcülerin isteklerini yerine getirmeleri konusunda gösterdikleri tereddüt, onların Gürcülerin sadakatinden şüphe duydukları izlenimi bırakıyordu ve sonradan açıkça ayrılıkçı bir görünüm alabilecek olan Gürcü ulusal hareketinin gelişimini engel olmaya çalıştı.

Dil ve Kültür

Gürcü-Rus düşmanlığının bir başka ayağı da Rus ve Gürcü siyasi, kültürel ve dini elitlerinin Abhazya’daki lingusitik durum üzerinde etki sahibi olmak için giriştikleri rekabetti. Çarlık rejimi tarafından izlenen genel Ruslaştırma politikasına uygun olarak, Rus otoriteleri Abhazya’da Rusça’nın ortak dil olacağı çok kültürlü bir topluluk oluşturmayı hedeflediler. Aynı zamanda, Gürcü kültürel aktivistleri, Gürcistan’da olduğu gibi Abhazya’da da Gürcü dilinin konumunu güçlendirmeye çalıştılar. Hem Ruslar hem de Gürcülerin ortak kanısına göre, kültürel olarak geri kalmış kırsal bir halkın konuştuğu Abhazca yok olmaya mahkumdu. Tek sorun bu dilin yerini Gürcücenin mi Rusçanın mı alacağıydı(Zhorzholiani vs. 1994, s. 11).

Yine de, Çarlık yetkilileri Abhazca’nın kiliseler ve okullarda kullanılmasına izin vermeye, hatta olanak sağlamaya hazırdılar. Abhazya’da ilk okul açma deneyimi 1851’de Okumda Batı Gürcistan’dan gelen bir öğretmen ve rahip D.A Machavariani tarafından yapıldı (Dzidzariya 1979, s. 24), ve yetkililer Abhazların Gürcüleştirilmesi için girişilen çabaları engellemeye çalıştı. Rusça olmayan bütün yerel dillerin eğitim-öğretimde kullanılması yasaklanmıştı ve Abhazca da buna dahildi. Çar II.Aleksandr’ın 1860’lardaki liberal okul reformuyla yerel dillerde eğitimin yolu açıldı. 1906-1907’de yayınlanan bildiriler ise yerel dillerde verilecek eğitime ilkokul ikinci sınıfa kadar izin veriyordu, sonraki yıllarda eğitim Rusça yapılmak zorundaydı. Buna rağmen, eğitimin Abhazca yapılması Gürcüce yapılmasından daha uygun görülüyordu.

Abhazya’daki kilise hizmetlerinin hangi dilde olacağı konusunda da benzer tartışmalar vardı.  Bu tartışma Gürcü ve Rus Ortodoks Kiliselerinin Abhaz köylerindeki kiliselerin kontrolü üzerindeki çatışmasının bir parçasıydı.

Böylelikle Rus makamlarının Abhaz dili ve kültürünün koruyucusu rolünü sahiplenmesi yaygınlaştı. General Baron Pyotr K. Uslar Abhaz dili üzerine ciddi çalışma gerçekleştiren ilk Rus’tu; 1860’larda Kiril’den türetilmiş 55 karakterli ilk Abhaz alfabesini tasarlamıştı. Diğer bir Rus subay, I.A. Bartolemei, 1865’te okullarda kullanılmak üzere ilk Abhazca okuma kitabını meydana getirmişti.

Abhaz dilinin eğitimde kullanılmasının yaygınlaşmasıyla birlikte küçük bir Abhaz entelektüel kesimi de oluşmaya başladı, tamamını olmasa da çoğunluğu eğitimciydi(Dzidzariya 1979). 1876’da Sohum’da düzenlenen 1.Abhazya Öğretmenleri Kongresi bu sürecin ilk kilometre taşı oldu. 1877-78′ savaş ve isyanı izleyen baskılar ve sürgün Abhaz kültürel gelişimini engelledi. Birçok okul kapandı ya da yıkıldı. Ayakta kalabilen Abhaz entelektüelleri oldukça yavaş toparlanabildi.

Modern Abhaz kültürünün ve ulusal entelijansiyasının oluşumu devam ediyordu ancak bu süreç çarlık döneminin sonunda hala erken bir aşamadaydı. 1917 Mart’ında Gürcü filolog I. A. Kipshidze küçümseyen bir tavırla uyarıyordu: “Abhazlar çoktan -laik yada dini olsun- kendi edebiyatlarını oluşturdular – evet, çok fakir olabilir ama ne olursa olsun dikkat çekmeyi hak ediyor”(Dzidzariya 1979, s. 195). 1912’ye kadar Abhaz edebiyatı sadece ilkokul kitapları, kilise ayin ve vaazlarının çevirileri, Abhaz şarkıları, atasözleri ve kelime oyunlarından oluşuyordu. Nihayetinde, 1912’de, Abhaz edebiyatının ilk orjinal eseri olan Dırmit Gulia’nın şiirleri yayımlandı. 1915’te Abhaz dilinde eğitim verilen okullardaki öğretmenlerin yetiştirilmesi için bir üniversite açıldı.

Abhazlar, Gürcüler ve Devrimci Hareket

19.Yüzyıl’ın sonuna doğru, bir kısım Abhaz entelektüeli Abhazya’da Rus devrimci hareketinin kurulmasına yardımcı oldular. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi Bolşevik ve Menşevik olarak 1903’te ikiye ayrıldığında; Gürcü sosyal demokratların çoğunluğu Menşeviklerin tarafını seçerken, Abhazların çoğu Bolşevik oldu.

Abhaz tarihçi Stanislav Lakoba devrimci hareket ve Abhaz halkı arasında gelişen ilişki hakkında çelişkili değerlendirmeler öne sürdü. Marksizm ve sınıf mücadelesinin Abhaz mentalitesine uygun olmadığını ve Abhaz köylülerinin genelde devrimci harekete, özelde de 1905-1907’deki devrime, Gürcü karakterinde olduğundan ötürü güvenmediklerini iddia ediyor. Buna ek olarak, Çar II.Nikola’nın hükümete karşı gösterdikleri sadakatten ötürü Abhaz milletinin “suç”unu affettiği 27 Nisan 1907’deki bildiriyi kabul ediyor(Lakoba 1998, s. 85-6). Ancak 1905-1907 arasındaki Abhazya üzerine daha önce yazdığı kitapta ise Abhaz köylülerinin o dönemki ayaklanmaları üzerine oldukça yer ayırıyor(Lakoba 1985, s. 43, 82-5, 101). Örneğin; Lıhnı köylüleri 8 Şubat 1907’de muhtarlığa saldırıp bulabildikleri bütün vergi ve borç kayıtlarını yakmıştı. Çar’ın Abhazların “suç”unu affetmesini iyi huyluluklarının karşılığı olarak değil de Abhazların memnuniyetsizliğine karşı verilen bir ödün olarak değerlendirmek daha mantıklı görünüyor. Aynı zamanda, 1905’te çoğunluğu Gürcü işçiler tarafından gerçekleştirilen ayaklanma hükümetin Gürcü karşıtı yönelimini güçlendirmiş ve kendilerini Abhazların Gürcülere karşı koruyucuları olarak gösterip Abhaz tarafının bağlılığını kazanmaya itmiş olabilir.

http://abkhazworld.com/aw/conflict/31-origins-and-evolutions-of-the-georgian-abkhaz-conflict

Kaynak: http://kafkasyaforumu.org/kf64/2017/01/09/gurcu-abhaz-catismasinin-kokeni-ve-evrimi-1-stephen-d-shenfield/


Yorum Ekle