Kuzey Kafkasya'nın diğer halklarında olduğu gibi Abaza halkının folklorunda de Nart destanları yaşar. Bu destanlardaki olaylarda, insan üstü gücü olan iri yapılı Nart kahramanlarının Kafkasya'nın ilk sahipleri oldukları, bunların arkasından gelen binlerce yüzyıl sonra normal insan kuşaklarının ortaya çıktığı anlatılmak istenmiştir. Destanlar kuşaktan kuşağa aktarılarak ve zenginleşerek yasaya gelmiştir.


Abaza halk eposu bilinen tarih çağlarından beri, -o çağların yaşam biçimi, toplum düzeni anaerkil aile düzeninden (Matriarkal düzen) başlayarak- yaşamaktadır. Matriarkal (Anaerkil) çağdan Patriarkal (babaerkil) düzen çağına dek ve daha sonraki süreçlerin özelliklerini taşıyan bu öykülerin kaybolmaması, halkın destanlara duyduğu ilginin sonucudur.

Destanlarda her çağın ayrı ayrı düşünce biçim ve sistemi açıkça belirtilmiştir. Dinsel, moral, etik ve mit özellikler, halkın yaşamının belirgin izleri olarak, destanların içinde günümüze ulaşmıştır. Bu özellikleri ve ürünler halk folklorunun ve dilinin zenginleşmesinin nedenidir. Abaza halkının dili, kendine en yakın olan Apsuwa (Abhaz) dili gibi İber-Kafkas dil ailesinin üyesidir ve bu ailenin Apsuwa-Adige grubunda olduğu gibi bir kuruluş ve doku gösterir. Bu dokunun bozulmadan günümüze dek geldiği bir gerçektir. (1)

Aynı durumu Abaza halkının Nart eposunda da görmekteyiz. Destanların başlangıcı çağımızdan binlerce yıl öncesine ulaşır.

Abaza Nart tekstleri ve hatta tüm Abaza folklor verileri 1930'lardan sonra toplanmaya başlamış, 1940'dan sonrada basın organlarında yer almıştır. Bu yıllara kadar ne destan ne de folklor veya başka bir janrda (tür) derleme çalışmalarını göremiyoruz. N. F. Dubrovin ve Ketevena Lomtatidze'nin çalışmalarını bu açıklamanın dışında tutmak gerekir. N. F. Dubrovin'in "Kafkasya'da Rus savaşları ve egemenliği tarihi" (2) adlı yapıtında sekiz sayfa halinde yer alan "Siyah Arıların Kovanı" ve daha küçük bir beyit olan ''Dzivara'' Abazaca olarak yazıya aktarılan ilk halk ürünlerdir.

Abaza dilinin yazılıp okunur hale getirildiği yıllarda, Abaza folkloruna de ilgi arttı. Dilin tüm diyalekt ve şivelerini kapsayan çalışmalar yapıldı. Böylece de açık sonuçlara, daha başka bir deyişle folklor ağzından hareketle folklar diline ulaşıldı.

Lomtadidze Ketevana'nın ''Abhaz dili Tabant'a diyalekti'' (3) adlı monografisi Abaza folklorunun tüm janrlarına yer verirken, Nart destan tekstlerini de içermiştir. Lomtatidze'nin ikinci monografisi Abaza folklorunun tüm janrlarını ve bunlarla ilgili 62 adet folklorik ismi toplarken Abazin dilinin (Aşkarıua diyalektinde söylenmiş olan destan tekstlerini de kapsamına almıştır. Ketevana B. Lomtadidze'nin bu iki monografisi taşıdığı folklor materyalleri nedeniyle hiçbir zaman kaybolmayacak değerde yapıtlardır. Bu tekstlerde destanlar anlatılırken kişisel söyleyiş biçimlerine bağlı kalınmak ve destanları öğrenebilmek olanağını sağlamak için güzel ve yararlı bir yöntem uygulanmıştır.

Tekstlerin kapsadığı tüm olaylar incelenirse Abaza folklorunun bu güne dek derlenip basılmış olan tüm verilerine yönelme olanağını verir. Ketevana Lomtatidze'nin derlediği ve yazılı hale getirdiği tekstlerden ''Nartların Sosrıkua'' (4) ''Sosrukua'' (5) ''J'alejeyin Öyküsü'' (6) ''Nartların Öyküsü'' (7) adlı olanlar Abaza Nart destanlarının ilk basılan bölümleridir.

Nartlarla ilgili olarak gazetelerde ilk yayınlanan öykü ''Nart Sosrıkua'' (8) adı ile ''Çerkes Khapşı'' adlı Abazaca gazetede basılmıştır, Arkasından 1941 yılında Tobil Talustan ''Sosrıkua ile Sotraş'' (9), ''Sosrıkua ile Sosran'' (10), ''Sosrıkua ile Öncü Atlı'' (11) ve "Sosrıkua ile Kör Dev" (12) adlı parçaları derleyip yayınladı.

Bütün bu çalışmalara karşın, Abaza Nart Epos'u bu güne dek gerekli ilgiyi görmedi, 1967-1974 yılları arasında, her yıl yaptığımız folklor derlemeleri sırasında yazdıklarımız ile daha önce sözü edilen ve basılan Tekstler topluluğundan elinizdeki bu yapıt ortaya çıkmış oldu.

Nart Destanları Dünya halk destanlarının en eskilerindendir. Halkımızın sınıfsız bir bütün olduğu çağlarda üretilmeğe başlanmıştır. Toplumun o çağlardaki yapısı, ilk destan parçaları ile Sosrıkua ve Seteney Guaşe gibi tiplerin davranışından anlaşılmaktadır.

Bu parçalar, din, etik, düşünce sistemi ve gelenekler bakımından geçmiş çağların tüm izlerini taşımaktadır. Halkın yaşamını etkileyen, düşüncesinde, değer yargılarında derin izler bırakan olaylar kuşaktan kuşağa aktarılarak gelirken destan havasına bürünmüştür, daha başka bir deyişle destanlaşmıştır.

Nart halkının çağdaşı olan diğer halkların destanlarının çok azında kendi halkının anlatılmasına rastlanabilir. Çünkü bu halkların yaşamını zaten tarihleri anlatmıştır. Bilindiği gibi Abaza halkı, Wubıh, Abhaz ve diğer Çerkes boyları ile birlikte aynı dil gurubundandır. Kronolojik derinliğe indiğimiz zaman, değil Abhaz-Adige dilleri, İber-Kafkas dillerinin hepsinin aynı kökten türediklerini kanıtlayan lingustik deliller ortaya çıkmaktadır.

Nart Destanları Kuzey Kafkasya halk gruplarının, Abaza, Wubıh, Adige Asetin, Abhaz, Balkar, Karaçay, Çeçen ve İnguşların ortak ürünüdür. Fragmentler halinde, Dağıstan'da yaşayan halk guruplarında azda olsa Nart Destanları'na rastlanmaktadır. Abhaz-Adige dil gurubu gibi kökeni aynı olan dilleri konuşan boyların lingustik ve folklorik özellikleri ile yaşadıkları coğrafi bölgeler, tekstlerde geçen olaylarla birleştirilince bu halk gruplarının aynı kökten geldiği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.

Kuzey Kafkasya'da benzerlik göstermeyen dilleri konuşan halklarda vardır. İran dil gurubu, yani Hint-Avrupa dil gurubu ailesinden sayılan Asetinler, Türk dil gurubundan olan Karaçay ve Balkarlar böyle halk gurubundandır. Tüm bu diller bin yıldan bu yana birbirini etkileyerek yaşamaktadır. Asetin dili her ne kadar Hint-Avrupa dillerinden gelme ise de Kuzey Kafkasya özelliği göstererek gelişmiştir. ''Kuzey Kafkasya'da İran dili, kendi kökünden olmayan diller ve uygarlıklar tarafından bir ada gibi kuşatılmışcasına, bölgenin kültüründe yabancı bir kültürün dili gibi yaşamıştır.. Ancak, kendini kuşatan dillerden ve kültürlerden alışveriş yaparak kendi biçimini ve dokusunu oluşturmuştur'' (13) diyor V. İ. Abaev.

İlk çağlarda Abaza ve Abhaz boylarının ataları olan halkla Asetin halkı komşu idiler. Lingustik araştırmalar şüphe bırakmayacak biçimde bu savı doğrulamaktadır. Abaza ve Abhaz dilleri ile Asetin dili birbirinden sözcükler almıştır. V. İ. Abaev'e göre Abaza dilinde bir hayli Alan kökenli sözcük vardır. (14) Asetince'de de Abazaca'dan gelme sözler bulunuyor. Asetin Nart Destanları'nda (Alagatae) her üç isimden biri Abazaca'daki kök'e benzemektedir. Abaza Nart Destanları ve Asetin Nart Destanları'ndaki kahramanların isimleri benzeşmektedir.

Abazaca Asetince
Sosrıkua, Sasrıkua Sozryko
Batraz, Bataraz Batraz
Camaz, Açamaz Açamaz
Xmış, Xrmşş Xamıç
Sosran, Sosranpa Soslan

Nart destanları Kuzey Kafkasya halk guruplarının ortak ürünüdür. Bu halkların dil, gelenek, folklor ve yaşam benzerlikleri, yüzyıllara göre zaman zaman biri birine yaklaşmış, bazen de aralarındaki ilişki kopmuştur. Ancak, genellikle aralarındaki kültür alışverişi süregelmiştir.

Ön Asya, Akdeniz ve Kafkasya tarih boyunda birbiri ile ilişkisi olan coğrafi isimlerdir. Bu bölgelerde yaşayanlar, birbirinin varlığından haberdar idiler ve aralarında sıkı bir kültür alışverişi olmuştur. N.Y. Marr'ın yaptığı bilimsel araştırmalarda Akdeniz kültürünün oluşmasında Kafkas halkının etkisi şöyle anlatılmaktadır. ''Bilim adamları iki klasik dilde birkaç kültür ismine rastladılar. Bu durum, Küçük Asya'da yaşamış fakat bilinmeyen bir dilin varlığına inanmaya yöneltti bilim adamlarını.

Ancak, bu durumda karşımıza başka bir engel çıkmaktadır. Hatta buna başka bir realitedir diyebiliriz, bu ise bu iki klasik dilin "Hint-Avrupa" kökenli olmayan bir zenginlikle beslendiği gerçeğidir.'' (15) Marr bu konuyu daha da genişleterek şöyle der; "Akdeniz kültürünün yaratılmasında Kafkas halkı kendisini ilk etnos element olarak sayabilir. Aslında üçüncü element sayılan, Hint-Avrupa dillerinin o çağdaki yararlarını birinci element saymak daha doğru olurdu. Ancak, bu tip bilginler, Akdeniz ve ona bağlı olarak Ön Asya kültürünü oluşturanların yanında yerleri, arkeolojik bilgi ve elementleri ortaya çıkaranlara çağdaş olduklarından, tarih araştırmasında arkeolojik bilgiye üçüncü element dendiği için bunlara da ''üçüncü'' demek zorunlu olmuştur." (16)

Gelişimi ve özelliği Kafkas dil gurubu ve etnos ile yakın ilişki halinde olan ve Mezopotamya kültürü içinde bulunan Sümer kültürüne konumuz açısından eğilmek hiçte şaşılacak bir şey değildir. Fenike alfabesi Mısır'dan Kafkasya'ya kadar o çağlar dünyasının her yerinde, değişikliğe uğrayarak, Babilonya'ya dek, her yerde çivi yazısı olarak kullanılmasını sağlayanlar Sümerlerdir. Onların dili içinde semitik dillerin özelliğini de taşıyarak, birbiri ile benzeliği olmayan, Babilonya ve Asur topraklarında, daha geç çağlarda uyanan halkların dinini, sözcüklerini, hukuk kurallarını ve edebiyatlarını etkilemiştir. Saydığımız bu bölge halklarının soy isimlerinde yukarıdaki dillerden kökler bulunmaktadır. Hatta yüzlerce yıl bu halklar semitik köklü etkileri ve bu dili unuttukları halde din adamlarının, yöneticilerin, bilginlerin ve varlıklı kişilerin dili olarak yaşamıştır.

''Mezopotamya'ya, komşu olan Elam, Akad, İran, Ön Asya ve Mısır halklarının dinlerinde yasaya gelen Mezopotamya uygarlığının izleri, Sümer kökenli semitik destanların doğmasında etken olmuştur.'' diyor ünlü İtalyan Dinler Tarihi yazarı Ambrogıo Donini. (17)

Yulius Mesaros, Wubıh dili ile ilgili olarak yazdığı kitabında Heredot, Hipokrat, Ctrabon Amion Marcelli ve diğer eski yazarların ''Tanats - Don Irmağı'' kıyılarını ziyaret ettiklerini, Grek coğrafyalarının küçük Asya ve Ege havzası uygarlık ve demokrasisinin buralara dek uzandığını iddia etmektedir. (18)

Aynı şekilde her iki bölge halklarının (Kafkasya ve eski Yunanistan) ortaklaşa bildikleri tarihi ve coğrafi isimler, o çağın hukuk kuralları, yine ortaklaşa bildikleri etnolojik bilgiler, kültür, halkın yaşam benzerlikleri içinde yaşaya gelmiştir. (Kafkasya'nın arkeolojik tabakaları bizi tarihin bilinmeyen çağlarına götürmekte ve bu çağlarla ilgili arkeolojik izlerin özelliklerinin Ön Asya kültürüne benzediğini göstermektedir.'' (19)

''İber-Kafkas dilleri, Prenelerde yaşayan Bask dili, Ön Asya'da yaşamış Hint-Avrupa ve semitik olmayan ölü dillerin (Eti, Hurri, Mitani, Urartu, Sümer) morfolojik açıdan benzerlikleri hipotezinin gerçekliği, morfolojik açıdan yapılan tarih incelemeleri derinleştirildikçe daha güçlü bir şekilde kanıtlanmaktadır.'' diyor A.C. Çikobov. (20)

Antropolojik, Arkeolojik ve Etnolojik, lingustik çalışmaların sonucu Abhaz-Adige halklarının ataları arasında etno-genetik bir bağın bulunduğunu doğrulamaktadır. (21) Yukarıda ismi geçen halk gurupları ile diğer Kafkas halklarının sözlü edebiyatlarının bize öğrettiği bilgiler bu dillerin geçmişi açısından büyük değer taşır. Abazaca ve kendisine akraba olan diğer Kafkas dillerinin yazıları olmadığı için, başlangıçları ile ilgili olay ve tarihleri bu halk guruplarının folklorundan araştırmak gerekmektedir. ''Günümüze dek kaybolmadan gelen legendlarda (destan); farklı halkların gelenekleri, hukuk kurumları, bunlar arasında ilişkiler, benzerlikler bulmak doğaldır. Geçen her tarih yüz yılının unutulmaya mahkum geleneklerini, yaşam biçimlerini o yüzyılın arkasından gelen yüzyılın uygarlığı içinde bulmaktayız.

Dil, halkın yaşam felsefesini ve ideolojisini içeren, insanlık tarihinin farklı çağlarını ve farklı özelliklerini saklayan bir örtü gibidir. Bu görüşten hareketle sözün doğuşu incelenirse dilin tarihi ortaya çıkar. Dilin tarihi açıdan incelenmesi ise, arkeolojik kalıntılar ve eski mezarların vereceği bilgilerden daha çok bilgi bırakır. (22)

Bilim çevrelerinde, ilk çağların Abaza-Adige dillerinin bir yazısı olabileceği inancı vardır. Ayrıca henüz çözümlenememiş, konu ile ilgili belgeler vardır. Bize göre Abazaca'nın ve Adige-Abhaz dil gurubunun hepsinde yazı-bilgi-öğrenme-okuma konuları ile ilgili kelimeler vardır. Yazısı olmayan bir dilde "yazmak", "okumak", "öğrenmek'' kavramlarının yerleşip yaşaması anlamsızdır. Adige-Abhaz dilleri, ilk çağlardan bu yana yukarıda belirttiğimiz sözcükleri terminolojik açıdan korumuştur. Birkaç örnek inceleyelim:

Abazaca'da:
ğhui-ra (yazı),
gru-ra (yazmak),
ç'uagua-ra (çizmek)
şua (mektup),
şua-bgı (yazı yazılacak sayfa)

Abhazca'da:
ğhul-ra (yazı),
ğhu-ra (yazmak),
ç'ua-(Apsıwa)
A-şu-kı (mektup),
A-ç'ugua-ra (çizmek),
ç'ua-gua (çiz)

Kabardeyce'de:
Txı-ğhe (Abazaca'da; ğhuı-ra): yazı T
xın (Abazaca'da; ç'ua-gua-ra): yazmak

Txıtl (Abazaca'da; şua): mektup veya yazılı belge

Tsıxun (Abazaca'da; Dırra): tanımak, bilmek, öğrenmek

Avarca'da:
O'al-deze: okumak

Gürcüce'de:
O'era: okumak veya mektup

Açıkladığımız kökler genetik bakımından akrabadır. Bu yakınlık ve kök birliği hem Kabardeyce'de, hem diğer dillerin hepsinde vardır. Özellikle ''C'u'': çizmek, yazmak, öğrenmek veya Ç'era; yazmak veya mektup (Gürcüce), Ş'u (a)-n veya Tşıxun: öğrenmek (Kabardeyce), Ç'al: okumak (Avarca'da) görüldüğü gibi (C'U) kökü bütün İber-Kafkas dil gruplarında ortak bir hecedir. Bu morfolojik ve fonetik inceleme bu dillerin aynı kökten geldiğini kanıtlamaktadır.

Folklor geleneği, yazı geleneğinden öncelik taşır. Daha sonra açıklamalarını yapacağımız ve isimlerini vereceğimiz epik dizeler birkaç yüzyıl yaşadıktan sonra ve yeri sağlamlattıktan sonra yazılmıştır. Daha sonra halkın ürettiği sözlü demişler, sözlü edebiyat yayılıp genişledi. Sözlü edebiyattan söz açılmışken İlyada'dan bin yıl daha eski olan Sümerlerin (Gılgameş Destanı'ndan açıklamalarda bulunmakta yarar yardır. (24) ''Bize kadar ulaşamayan bu yazılar 800 yıllık bir gecikme ile Gılgameş Destanı ve diğer Sümer masallarından rastlamaktayız. Bu masal ve destanlar M.Ö. 3000 yıllarının ilk yarısının sonlarına doğru ortaya çıkmış olmalılar'' (25)

Tarih sahnesinde henüz görünmediğimiz veya saptayamadığımız çağlardan sonra M. Ö. 9. yüzyıl sonları ile 8. yüzyıl başlarına rastlayan yıllarda, halkların anlaşmazlığından doğan büyük çatışma ve savaşlar çağında, eski söyleyiş ve şarkılara yeni katkılar yapılarak "İlyada" ve "Odiyçe" adlı büyük poemler yaratıldı. (26) Bu tarihten 100-200 yıl sonra, 6. yüzyılda Psistiratos'un yaşadığı yıllarda bu destanlar yazılı belgeler haline getirilmiştir. Eski Hindistan'ın ''Mahabharata'' ''Ramayana'' adlı epik poemleri doğdukları çağlarda halkın ezberinde yaşayan sözlü edebiyat ürünleri idi. Bu ürünler M. Ö. 6. yüzyılda yazılı hale getirilmiştir. (27) Eski çağların edebiyat ürünü olan destanlar, yazarlarının isminin unutulmamasını sağlamış ve bu isimleri günümüze dek getirmiştir. (28) Gılgamış Destanı'nın Akatça varyantı ''her şeyi görebilen'' veya ''yolunu önceden seçebilen'' (29) adları ile anılır. ''Sha-na-qba-imara her şeyi görmüş olan, veya yolunu seçebilen'' anlamındadır.

''Ramayana'' destanı söyleyenlerin isimleri ise destanın içinde günümüze ulaşmıştır. Bu destanda konunun kahramanı ''Rama''nın oğulları "Kuss" ile "Lav"dır. ''Mahabharata''da aynı biçimde destanı yaratanların isimlerini günümüze taşımıştır. Bu destanı söyleyenlerden ''Uğr ramravas'' destan söyleme alışkanlığını kazanmak için babası "Lomaharşan" tarafından eğitildiğini anlatır. (30)

İnsanlık yaşadıkça ölmeyecek değerde olan büyük poemler ''İlyada'' ve ''Odiyce''yi ilkçağların büyük ozanı ''Homerus''un yazdığı söylenir. Bu, bilinen bir gerçektir. Yazı alışkanlıkları ve alfabelerinin olmaması nedeniyle Kuzey Kafkasya halklarının hiçbirisi Nart destanlarını yazılı hale getirme olanağını bulamamıştır. Bunun bir sonucu olarak, destanlara yeni yazılı metinler katamamışlar ve destan tekstleri orijinal hali ile günümüze ulaşmıştır. Çünkü yazı, her zaman sözlü edebiyatın farklılaşmasında etkendir. (31) V.l. Abaev'e göre (Nartların epos'u ''ikinci sürecinde Poem biçimini aşma olgusu içinde aldığı kalıpla bizlere kadar ulaşmıştır.'' (32) Çağlar geçtikçe halkların ekonomik yaşamı, üretim ve dağıtım biçimi nasıl değişiyorsa, diller de aynı paralelde gelişip değişmektedir.

Eski Ön Asya dilleri, Sümer, Hitit, Akat, Urartu, Hurrı dilleri bugün ölüdür. Latin dili de ölmüştür bugün ama onların bıraktığı yazılı belgeler yaşamaktadır. Kendilerinden sonra yaşayacak. Toplumlar ve dillere ölümsüz adlarını bırakmışlardır.

Yaşayan diller ve onları çağımıza dek taşıyan halklar binlerce yıldan bu yana kültürlerini, geleneklerini, kimi toplumsal değerlerini de getirmişlerdir. Abaza dili yaşamaktadır bugün, yazılı edebiyatı ve alfabesi henüz pek gençtir. Dillerini yüzlerce yıldan beri yaşatan Abazalar folklorlarını kuşaktan kuşağa aktararak korumuşlardır. Ancak, tamamının korunduğu da söylenemez, folklorun başlangıcında ve son yüzyıllarda üretilen kimi bölümleri bir daha derlenemeyecek şekilde kaybolmuştur. Geriye kalan bölüm ise bu eksik hali ile de büyük değer taşır. Mitler, destanlar, çiftçi kültleri ve halkın düşün biçiminin kökeni bizi çok eski çağlara götürebilmektedir. Eski Grek öykülerinde karşılaştığımız bu tür halk düşün ve felsefesinin ''Kafkasya kültüründeki paralelliği'' incelenecek olursa ilginç bir sonuca ulaşılır; Grek uygarlığının edebiyat yapıtları ve destanları ile paralellik özelliği Abazalarda daha yoğundur.

Diğer Kafkas halkları gibi Abaza halkının sözlü edebiyatında, insan üstü yaratıklar olan Nart halkının yaşamı, yaşamdan kaynaklanan destanlarda Grek mitolojisinde olduğu gibi anaerkil ve ataerkil sürelerin izlerine rastlanabilmektedir. Bu iki gurup destanlar arasında analojik paralellik belirgindir. Bu özellikler Grek mitinde tek başına doğmamıştır. ''Çağdaş bilimin öğretilerine göre, Homeros'un poemleri, Grek tarihinin ilk yüzyıllarının izlerini de taşımaktadır.'' (33) Aynı şekilde, Abaza halk destanlarında da, destanın söylendiği yüzyılın öncesinden izler bulunmaktadır. Örneğin, insan eti yiyen devlerin işlendiği öyküler vardır. (Tek gözlü dev, Hağur'un kardeşlerinin hepsini yemiş, Hağur da devin tek gözünü oymuş, mağaradaki devin koyunlarının tüylerine asılarak gizlenmiş ve mağaradan bu şekilde kaçmış.) Homeros'un büyük poemi Oddicea'nın 8.ci bölümünde Oddicea ile tek gözlü Cyclop Polifem'in serüvenlerini anlatan tekstler ile, Nart destanlarında Hağur ile tek gözlü devin savaşı birbirine benzemektedir. Nart halk eposunun en ünlü kahramanı Sosrıkua'nın annesi Seteney'in önerisi ile suya batırılarak çelikleştirilmesi olayı ile Akhilleus'un annesi Thetis tarafından Ctyks ırmağına daldırılarak vücuduna su verilmesi olayı arasında da büyük benzerlik vardır. İki destan gurubu arasında daha başka benzerlikler de bulabiliriz. Örneğin; Thetis, oğlu Akhilleus'u ölümsüz yapabilmek için ateşe gömmüştür. Thetis'in aynı biçimde ateşe gömdüğü diğer yedi oğlu ölmüştür. Nart destanlarında da "Naribgia", doğumu yaklaşınca büyük bir ateş yakar, doğan çocuklarının her birini ateşe atar. Çocuklarının hepsi ölür. Sonuncu çocuğu Şavay ise, ocaktaki kızgın marsık taşını yutarak soğutur, tekrar ağzından çıkarır. Sıcağa karşı dayanıklılık kazandığı için ölmez. Annesi de ''bu çocuğum Nartlara layık bir erkek olacak'' diye övünür.

Her iki destanın benzeyen yanlarına yazımızın sonunda yine değineceğiz. Abazaların mitolojisinde, özel konularda güçlü ve görkemli olan, halkın sevinçli olduğu günlerde veya bayram günlerinde ortaya çıkan keçi kılığında dolaşan ''Cığafa'' adında bir destan yaratığı vardır. ''Trayas'' motifi de Grek dilinde keçi veya teke anlamına gelir. (Abazaca'da Teke, ab veya Abığh) ''Ode'' sözcüğü ise Abazaca'daki ''Varad huara, şua'a huara'' yani destan veya şarkı söyleme karşılığıdır. (34)

Tarım veya çiftliğe yönelik ''Rareyta'' adlı Abaza şarkısı ekime başlarken veya hasat sonunda söylenirdi. Karaçay ve Balkarların "Erirey" adlı bolluk ve bereket şarkısı da buna benzer. (35) Bu örneklerden anlaşılacağı üzere ''Erehtey'' veya ''Ereftey'' sonradan Foseidon (Poseidon Erehtaş) kültürüne karışmıştır. (36) Bolluk ve bereket tanrısı idi.

Kafkasya ile Ön Asya kültürlerinin birbirine bağlılığı, Ön Asya kültürüne Kafkas halklarının katkısının, ölü Ön Asya dilleri (Sümer, Urartu, Hitit) ile Kafkas dillerinin akrabalığından daha önce söz etmiştik. Bize göre, Abaza dili ve folklorunda ilkçağ yaşamından kalan izlerden, tanrılar Panteon'unda bulunan kimi isimleri çıkartma olanağı vardır. Bilindiği gibi gelmiş geçmiş tüm halkların yaşamında ''güneş'' kültü vardır. Tanrılar toplumunda veya Tanrılar çevresinde "güneş=Tanrı" özelliği gösteren (Bak, A. Donini) ve M.Ö. 2000 yıllarında tapılan üç isim vardır. ''Ra'' veya "Re" (Heliopolis kentinde), "Amon' veya "Aton'', (Fiva'da) (37) ''Amon'' diğer tanrıları etkisi altına almış, onların özelliklerini kendine mal etmiş, kendini halkın ve diğer tanrıların türediği baba tanrı saydırmış, diğer tanrı kültlerini kendi kişiliğinde birleştirmiştir. Bu haliyle Heliopolisli rahipler Amon'u Greklerin "Zeus"una benzetmişlerdir. Heliopolisli din adamları, tanrılar hanedanı'nın ve insanların babası Amon-Ra için dualar ve ilahiler söylerlerdi." (38)

Abazaca'da ''Mora: Güneş'' ve Abhazca'da ''Amra: Güneş'' denince Amon-Ra ismini anımsamamak olur mu? Ambrogio Donini adlı İtalyan bilgini bir başka sav daha ileri sürmektedir; ''milattan önce 332 yılında Büyük İskender'in Mısır'ı ele geçirmesinde Amon rahipleri yeni hükümdarı, ''Oiympio'' adlı annesinden ilginç bir biçimde doğan tanrı "Zeus-Amon"un oğlu olarak halka kabul ettirmek istemişlerdir. (39)

Konumuzda bizi daha çok ilgilendiren Amon isminin etimolojik özelliğidir. Abazaca'da güneş anlamına gelen ''Mora'' sözünden türeme ''Merey-mon'' veya ''Maryam'' (Meryem'in oğlu) sözcüklerine dikkatimizi çekiyor bilgin N. Dubrovin. (40)

Eskilerin "güneş buzağı" diye adlandırdıkları (Abazaca'sı, Amara Ahıus Amara: Güneş, Hıus: Buzağı) tanrı kavramı, totemizm ile yaradılış kültünü içeren iki fazlık sürede yaşayan "Marduk" adlı tanrı ile eş anlamdadır. (41)

Amacımız bu sözcüklerin etimolojik açıklamasını yapmak değildir elbet, ancak ''Marduk'' sözcüğünün ilk yarısı Abazaca'da güneş anlamına gelen "Mora" sözcüğünü vermektedir. ''Ra'' sözcüğü ise eski Mısır dili olan Kopt dilinde güneş (Re=Mara=güneş) anlamındadır. (42) Yine hatırlatalım, amacımız Tanrı isminin dilere göre etimolojisini araştırmak değildir. Amacımız, dillerde olduğu gibi mitolojide de benzeyen elementlerin bulunduğunu açıklamaktır.

Yazımızın bundan sonraki bölümlerinde Abaza halk destanlarındaki kahramanlar anlatılırken yukarıda açıklanan özelliklere yeniden değineceğiz.

Çağdaş bilim, arkeoloji, antropoloji ve lingüistik çalışmaların verileri Abhaz-Adige halk grubunun ataları arasındaki ilişkiyi ne denli açıklığa kavuşturuyorsa, folklorda de aynı biçimde bir ilişkinin varlığı desteklenmektedir. Mitoloji ve dinde kendini belli eden halkların paralel benzeşimi, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, bu mitoloji ve dinleri yaratan halkların gelenek ve yaşamlarının benzerliğini kanıtlayarak tarih boyunca bir arada yaşadıklarını, çok sıkı ilişkileri bulunduğunu açıklamaktadır. Önemli bir işe veya uğraşa başlamadan önce yapılan kurban kesme töreni ve geleneğinin kökeni ilk çağlara kadar gitmektedir. O çağlarda yaşayan Abaza'lar için N. Dubrovin şöyle yazmıştır: "Dil ve din gelenekleri ile bayram ve tören günleri, inanç biçim ve kalıbı içinde yasaya gelmiştir. Kurban kesme törenleri ise dinin dogmatizmi olarak yine inanç kavramı içinde yaşamıştır. (43)

Abazaların "Cara Jıra; Yeme İçme" dedikleri deyim; ziyafet, şölen anlamınadır. Homeros destansal şiirlerinden "Hekatomba" adı verilen şölenlerden sık sık söz eder. "Ge-katomba: Hekatomba" sözünün kısa karşılığı dilimizde "Çuajua" şeklinde yazılır. İlyada'nın 7. bölümde işlenen şölen sahnesi şöyledir:

''Güneş battı.
Tamam oldu Akhaların yapıtı
Kulübeler boyunca sığırlar kesip yemek yediler.
Şarap taşıyan bir hayli gemi geldi Lemnos'tan
Şarabı lasan oğlu Euneos gönderiyordu''

"Gılgameş" destanında ''deniz kıyısında tanrıları besleyen kadın yaşar.'' (45) tümcesi ile tanrılara ev sahipliği yapan, onları ağırlayan "Siduri" adlı kadından söz edilmektedir. ''Tanrılarda sineklere benzerler, kurban kesilen yerde toplanırlar.'' (46)

Abaza Nart eposunda anaerkil düzen çağından izler bulunduğunu söylemiştik. Bu çağın sona erişiyle doğan ''Ataerkil-Patriarkal'' toplum çağında Nart destanları kökleşmiş ve yerleşmiştir. ''Bu çağlarda, halk göçebeliği bırakıp yerleşik düzene geçmeye başlamıştır. Yerleştikleri merkezlerde doğal faktörleri ve zenginlikleri değerlendirerek güçleniyorlar ve benliklerini koruyarak bilinçleniyorlardı. Bu ulusal bilinçlenmeyi ve bunun sonucu doğan ulusal değerleri yaratan kahramanları ve tarihleri de unutmaz oluyorlardı. Bu zamanda toplumun bireylerinden farklı olduğunun bilincine varan, gücünün ve yeteneklerinin bilincinde olan çağın destan kahramanları, sivrilmiştir. Bu kahramanlar ne denli sivrilse bile, içinden geldikleri toplumla bir arada, onlar için, yaşamıştır.'' (47)

Abaza Nart Destanları'nın kahramanları Seteney ve Sosrıkua'nın ilk öyküleri bu çağlara ışık tutmaktadır.

Sosrıkua ile Seteney Abaza halk eposunun en eski kahraman tipleridir. Yeni kahraman motiflerinin yaratıldığı daha sonraki yüzyıllarda da temel motif Sosrıkua'dır. Daha sonraki yüzyılların ortaya çıkardığı biçimler, kendinden önceki çağlardaki daha hareketli, renkli motiflere dayanmıştır.

Abaza Nart Destanlarında Sosrıkua çağı içinde söylenenler (Sosrıkua'nın doğuşu, güçlülüğü ve kahramanlığı ile Nart halkının övgüsünü kazanması) kendinden sonra gelen çağlarda daha çok etken olmuştur.

Abaza Nart destanlarında Sosrıkua'nın isminin önüne her zaman "Nart" sözcüğü konur. "Nart Sosrıkua".

Bu özelliğin başka türlü olması da düşünülemezdi, zira, destanlarda her zaman kişinin bireysel sorunu, toplumsal sorunların önüne geçemezdi. Kişi ne denli ünlü olursa olsun birey olarak toplumdan önde tutulamayacağı içindir ki, "Nart" ve "Sosrıkua" sözcükleri sinonim anlam taşırmış gibi birbirine bağlanmıştır.

Sosrıkua çağının bu kahramandan söz eden Abaza destan tekstleri ile aynı çağın Adige destan tekstleri birbirlerine çok benzerler. Bu benzeşim özelliklerinden biri, örneğin üzüm ve şaraba ilişkin olanı aslında Abhaz mitolojisinin ürünüdür. (Oradan Adige ve Abaza mitolojisine geçmiştir. Abaza ve Adige destanlarında Sosrıkua Nartlara darı (veya mısır) tohumunu hediye eder. Bu tohumun bir tanesi bir büyük (şıwan) şuen (*) dolusu P'aste (**) yapmağa yetermiş.

Sosrıkua'nın Abaza halk destanlarında anlatılan kahramanlıklarının en ünlüsü; devlerden ateşi çalarak insanlara vermesidir. İnsanoğlu'nun ısınma, aydınlanma için Sosrıkua'ya borçlu olduğu ateş varyantı, yüzyılların ötesinden Abaza halk destanları içindeki Sosrıkua'nın kişiliğini aydınlatmakta ve tarihin karanlıklarından günümüze getirmektedir. İlkçağ Grek mitolojisinde Prometheus'da tanrılardan ateşi çalmıştır. Prometheus tanrıların muhatabıdır. Sosrıkua ise halkın henüz bu tanrıları tanımadığı zaman ateşi "devlerden çalmıştır. Ateşi halka getirişinde ve darı tohumunu halka verişinde, Sosrıkua halkın amansız düşmanı olan devlerle savaşmıştır. Patriarkal düzen çağında türetilen destanlarda da Nart erkekleri ile devlerin sık sık çatışmaları anlatılır. Bu çağlardaki olayların süjeleri çoktur ve birbirine karışmıştır. Bu devlerin iriliği, karşılaştıkları Nart kahramanlarının gücünü açıklayan deliller, bu devlerin kemikleridir. Tasvir edilen kemikler, normal insan ölçülerinin çok üstünde bir iriliğe sahiptir.

Bir defasında, Nart Sosrıkua bir devin kalça kemiğine rastlar yolda. O anda karşısında korkunç bir dev dikilir. Bir süre konuşurlar. Daha sonra "İşte biz P'aste'mizi bundan elde ederiz" diyerek bir araba büyüklüğündeki toprak yığınını eline alır ve avucu ile ufalayarak darıları döker, kuvvet gösterisi yapar. "İşte sütümüzü bundan elde ederiz" diyerek yerden aldığı kaya parçasını avucunda sıkar, taştan süt akmaya başlar. Çeçen-İnguş destanlarında da buna benzer motifler vardır. C. Ahpii'nin anlattığı Nart Soska Solsa, Nart Sosrıkua'nın öyküsüne benzer biçimde iri dev kemikleri ile karşılaşır. Bu güçlü kahramanların dev kemikleri ile karşılaşmalarını anlatan öyküler çağımızdan cok uzak­tır. (48)
Abaza Nart destanları, başka destanlarda görülmeyen özellikler taşısa bile köken olarak kendine yakın diğer halk destanlarına çok benzer. Kuzey Kafkasya halk destanlarının tümünde görülen mitoloji kahramanı Sosrıkua'nın özelliklerinde, bazı bilginler güneş motifinin izlerini bulmaktadır. (Örneğin; George Dumesil, N. İ. Abayev. Sosrıkua'nın taştan doğuşu, Nart halkına ateşi getirirken devi buzların içine atarak yenisi motifleri gibi.) (49)

Sosrıkua motifi ve destanları doğarken başka yerlerde üretilmiş çok destanlarla karışmıştır. Bu ismin doğuşu hakkında çok şeyler söylendi. Etimolojik açıdan açıklığa kavuşturulmak istendi. Bize göre, bu ismin Ön Asya ve Akdeniz uygarlığı ile sıkı ilişkisi vardır.

Örneğin, Oziris adındaki tanrı kültü ile Sosrıkua'nın benzerlikleri çoktur.

Bilindiği üzere Oziris, ilk çağlarda aşağı Nil bölgesi totemlerinden idi. ''Görünüşü ya koç ya boğa tasviri'' (50) şeklinde idi. Oziris, mitolojik evrim geçirdikçe kendine benzemeyen Legend'larla karışıyordu. ''Yazıdan önceki çağlarda ortaya çıkan yapıtlarda Oziris, güneşle birlikte tasvir edilir. Daha sonra, insan biçiminde gösterildiği zaman, bu isim her yeniliğin simgesi olarak kabul edildi. Daha geç çağlarda ortaya çıkan dinlerin hepsinde ve en sonunda Hıristiyan dininde de rastlandığı gibi, ölümden sonra yeniden dirilme, Oziris'in özelliklerinin bu dinlere yansıma şeklidir. (51) Abhaz-Adige halk destanlarında şarabı ilk defa mayalayan, darı tohumunu insanlığa hediye eden mitoloji kahramanının Sosrıkua olduğu anlatılır. Eski mitlerde rastladığımız ''kültür kahramanlarının başardığı, uygarlık aşaması ile ilgili büyük yararlıklar vardır. Örneğin; insanlara büyük yardımı olan evcil hayvanların, Sosrıkua'nın yakarış ve duaları sonunda ortaya çıktığı anlatılır. Aynı biçimde zararlı hayvanların da yine Sosrıkua'nın bedduaları üzerine yaratıldığı anlatılır. (52) Nart halk destanlarını yaşatan Adige-Abhaz halk destanı kahramanları ile, diğer destan kahramanlarının isimleri ve bu isimler üzerine söylenen sayısız öyküler vardır. Bu mitler ''hangi olay veya düşünceyi vurgulamak amacıyla olursa olsun'' (53) tarım araçlarının bulunuşundan tutun da toplumun geçim kaynakları ve toplumsal düzene kadar ilk çağda yaşayan atalarımızın panoramasını vermektedir.

Mitoloji hiçbir zaman halkın yaşamının önünde değildir. Her zaman yaşamın arkasından gelir. Bu nedenledir ki, Sosrıkua, Oziris veya başka bir mit kahramanı halkın yaşamının ve toplumsal düzeninin yarattığı kahramanlardır. Abaza-Adige halk destanlarının ünlü baş kahramanının ölümü, destan geleneğine uygun biçimde bir trajedi olayıdır. Abaza halk destanlarında kahramanımızın ölümü ne denli trajedi kabul edilse de olayda nikbinlik (optimizm) izlerine de rastlanır. Destanın Adige varyantlarından anlatılış şekli ile, her şeyi eşit kılmak, eşitsizlikleri düzeltmek amacında olan Sosrıkua'nın bu işleri yapabilmesi için kalın toprak tabakaları altından dirilerek kalkması gereklidir. ''Aynı biçimde Oziris'in tekrar canlanarak eski Mısır çiftçisinin yaşamına yardımcı olacağı umudu yaygındı eski Mısır'da.'' (54) Sosrıkua isminin doğuşu ve Sosrıkua'ntn özelliklerinin güneş kültüne yönelik oluşu mitolojik bilgilerden anlaşılmaktadır.

Solarizm (güneşe tapıcılık) hem Proto Abhaz-Adige, hem de diğer Kafkas halklarının ilk ve müşterek dinleri idi. Adigelerin müşterek sözcüğü ''Tha: Tanrı'' şematik ve fonetik yönden değişikliğe uğrayan ''Tığe: Dığe: Güneş'' sözcüğünün varyantıdır. Bu sözcüğün kökü olan (ğıa) açık sesli hece Abaza-Adige dillerinde ğıa, ğa, ğua sözcüklerinin de müşterek köküdür. Diğer İber-Kafkas dillerindeki söyleyişlere de uymaktadır. Örneğin; Avarca'da; Kho: gün, Bakh: güneş, Khap'uc. Bokh:güneş, Udince; Beuğ: güneş. Gürcüce; bğu-ar-i: ğuadahı: yukarıdaki varlık (Abazaca) (55) (Çikobava Arn. N. Turbetskoy.)

Adige dilindeki Dığe: Tığe: güneş sözcüğü ile Gürcüce'deki Dğa sözcüğü birbirine benzemektedir. Zan dilinde Dğa, Tsan dilindeki Da-Değ: gün sözcüklerinde de benzerlikler vardır. (56)

İber-Kafkas dillerinin tek kökten doğduğunu, bu dillerde Dığa: güneş: Tanrı sözcüğünün birlikte kullanılması ve lingüistik araştırmalar göstermektedir. Tha: Tanrı, Tığa: Dığa: Güneş sözcüklerinden ayrıca bir de gün ismi türemiştir. (Thavvmaf: Thamahue: Abazaca'da Mt'caşa sözcüklerinin -Türkçe karşılığı tanrının günü olmaktadır- karşılığı Pazar günüdür. Abazaca'da bugüne Ançva Ymış: Tanrının günü, veya Mara-Mışı: Güneş günü isimleri verilir.) Yine Abazaca'da Mıtçaşa: Mıç'aşa: Pazar günü anlamınadır. (57) (İ.A. Cavahişvili)

Abhaz-Adige halkı ve diğer İber-Kafkas dillerini konuşan halkların dilleri üzerine yapılan araştırmalardan anlaşılacağı üzere bu halklarda Ön Asya'nın eski halkları Sümer, Hitit ve Mısırlılarda olduğu gibi ''Güneş'' ilk Tanrı kabul edilmektedir.

V,İ. Abayev'e göre ''Sosrıkua ve Soslan'ın simgelediği kişi aynı Nart kahramanıdır. Her iki isimde de aynı kök ''Sosr-Sosl'' vardır. Asetin dilinin ''suffiks'' (son ek) ''on'' takısı (bugünkü Asetince'de On: oğul) vardır. Abazaca'da Pa: Oğul kavramının karşılığı Adigece'de ''Kho: Oğul''dur. Sosr kökünün ise hangi kavramdan doğduğu henüz belli değildir.'' (58)

K'umahue M. ise bu iki kökün benzeyişinden şöyle bir yargıya varmaktadır; ''Önce, Adige Sewsır ile Asetin Sosl'ın fonetik açıdan aralarındaki farklılığı araştırırsak, genetik açıdan tek kökten olmadıkları açıklığa kavuşacaktır. İkinci bir husus ise, Adige varyantında Sevvsır olarak doğan bu ismin uzun bir süre sonra ''Sosr'' halini aldığı çağlarda Sosl kelimesi Asetinlerde ortaya çıkmaktadır.'' (59) Sözcük Asetin dilinde değişikliğe uğrarken (sonundaki ''r'' harfi ''I'' şekline girerken) Adige dilinde değişikliğe uğramamaktadır. Zira ilk deyiş olan ''Sevvsır'' ve değişen şekli olan ''Sosr'' sözcüklerinin her ikisinin sonunda da ''r'' harfi vardır. O halde ''Sosr'' ve ''Sosl'' sözcüklerinden ''Sosr'' aslına sadık kalınmıştır. Köke daha yakın olanın daha eski bir söyleyiş olması gerekir. O halde biz de K'umahue M.'nin görüşüne katılarak Adige dilindeki ''Sevvsır'' in Asetince'deki ''Sosl'' dan daha eski olduğu ve asıl kökün Adigece söylenişi olan ''Sevvsır'' veya ''Sosr'' olduğu iddiasında bulunuyoruz. Daha başka bir deyişle ''Sevvsır'' veya ''Sosr'', ''Sosl''dan türememiş, olsa olsa Sosl, Sosr'dan türemiştir. (60)

Kimi araştırmacılar, Sosrıkua isminin Gürcü tarihinin ünlü kraliçesi Tamara'nın kocası olan Asetin asıllı David Soslan'ın isminden türediği savındadırlar. Oysa Tamara'nın yaşadığı çağ ile Sosrıkua destanlarının söylenmeye başladığı devir tarih kronolojisi içinde karşılaştırıra, bu yaklaşımın inandırıcı ve bilimsel olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır. (61)

Lingüistik, arkeolojik, antropolojik araştırmalardan elde edilen bilgilere göre Nart Halk Destanları'nın doğuş yerini saptarken, kahraman isimlerinin ve anlamlarının verdiği ipuçlarının yanında, Ön Asya ve Akdeniz havzası lingüistik ve etnografik materyallerinin de değerlendirilmesi gerekir. Gerek Abaza ve diğer Kafkas boylarının ortak destanlarında yaşayan kahraman tiplerinden, gerekse ''güneş'' motifinin mitolojideki yerinden söz edebilmek için Sosr (Sosl) sözcüğünün ve Sosrıkua isminin kökenini araştırmak gerekir. ''Sosr'' sözcüğündeki ''r'' harfini ilk tanrı ''Mara: Güneş'' sözcüğündeki ''ra'' sesinde bulmak kolaydır. En eski Abazaca ve ona yakın Adige dillerinin tek sesliliği (monovokalizm), hece kesiminden anlaşılacağı üzere Sevvsır'ın en son değişikliği Sosr olmuştur, diyor K'umahue M. Ayrıca Adige dilinde sözcüğün kuruluşu (reconstruction) olmaktadır Sosr sözcüğü... Aynı biçimde Abaza dilinde de Savvsır'ın değişik formu olan ''Sosr'' sözcüğünün kuruluşunu (reconstruction) göstermektedir. Abaza dilinde hem Sosrıkua, hem de Savvsırıkua şeklinde bugün bile söyleyişler vardır. Abhazca'da ise ''Sasrıkua'' şeklinde söylenmektedir.

Sosrıkua ile Oziris'in benzeyen özellikleri karşılaştırıldığı zaman mitolojik olay benzerlikleri de ortaya çıkmaktadır. Eski Mısır dili ile Adigece'deki mit isimleri karşılaştırıldığında Kopt dilinde (Oziris) veya Ousıra (62) ile Adige dilindeki Savvsır, Sow (sı)-r, Sau-s-{ı)-r isimlerinin benzerliklerini görmekteyiz. Özellik olarak ''güneş'' kültü taşıdıkları için de benzeşmektedirler, O halde bu iki isim bir yerde aynı mit kahramanını göstermektedir, dersek, kanımızca yanılgıya düşmeyiz.

Abaza Nart Destanları'nda ''Sosrıkua'' isminden başka, ''Sosran'' veya ''Sosranpa: Sosran oğlu'' isimleri de vardır. Abaza destanlarında ''Sosranpa: Sosranoğlu'' bir kürk olabilecek kalınlıkta tüylerle kaplı bir yaradılışta anlatılır. Bu yönü ile Asetin Soslan'a benzer. (Soslan'ın kürkü öyküsü.)

Bize göre; Sosran, Sosranpa (Sosranoğlu) Soslan ve Sosrıkua isimlerinin hepsi Sosr sözcüğünden türemiştir. Bu kanıtlar bizim savımız olan, Sosl sözcüğünün, Sosr kökünden daha yeni olduğunu kanıtlamaktadır. Abaza Nart isimlerinden olan Sosran ve Sosranpa (Sosranoğlu) ve Adigece'deki Sosrıkua veya Savvsırıkua isimlerindeki pa=kuas=oğlu anlamınadır. Bu ise Adige-Abhaz toplumu­nun geçirdiği ataerkil aşamanın bir izidir.

Yukarıda geçen sözlerde ortaklaşa bulunan ''r'' harfinin saptanışı gibi, ''an'' hecesinin de sözcüklerde ortak olduğu görülür. Sos-r-an-pa, Sos-I- an sözcüklerinde ''an'' hecesi dışında, destanlardaki diğer kahraman isimlerinde de ''an'' hecesi vardır. Abaza-Adige ismi Nas-r-an, Abhoz destan ismi Şa-ru-an, Abazaca'da Şar-d-an, Karaçay-Balkar halk destanlarındaki Ala-u-g-an Gi-la-hırs-t-an' da olduğu gibi...

Nartiya'da da (yazar, Nart Destanları'nı, Yunan destanı İlyada'ya benzeterek bu ismi vermiş. O.N.) bütün olayların içinde görülen Setenay'ın (Seteney Guaşe) isminde de ''en'' sözcüğü vardır. Set-en-ey (Şai-an-a).

Bilindiği gibi Sümer tanrılarının çoğunda da ''an'' hecesi ile kurulan kadın isimleri kullanılmaktadır. Bunlardan Yer ve Gök Tanrıları ''Enlil'' ve ''An'', Yeraltı suları ve Oseanos (Okyanus) tanrısı olan ve aynı zamanda kendisine yalvaran insanlara iyilik getiren tanrı Enki (En-ki), Ay tanrısı Zuen (Zu-en) veya Nanna (N-an-na) isimli tanrı, kadın tanrıça Ninin (Nİ-n-in) hepsinde aynı hece vardır. Mah veya Ninmah diye adlandırılan tanrıça ve Ninhursang (Nin-hur-s-an-g) isimlerinde de aynı özelliği görürüz. (63) (Ayrıca Abazaca'da An: Anne, Adigece'de Ane: Anne anlamına gelir.)

Yukarıda açıklamalarını verdiğimiz sözcüklerdeki ''an'' hecesi Sümer dilinde yükseklik, gökyüzü anlamınadır. Bu kavrama uyan ideogram ise yıldızdır. (64) Sümer dilindeki (An: Gökyüzü), tanrı kavramı ile Abhazca'daki ''an'' kavramı da birbirine yakın kavramlar getirmektedir. Aynı element (an) Grek dilinde de Ur-an (gökyüzü) sözcüğünde bulunmaktadır. (65) Abaza dilindeki gökyüzü (Juğ-an-d), (Juğ-an-daku) sözcüklerinde bulunan (a)n, n(a), n(ı) harfleri ile kurulabilen başka bir isim çıkmaktadır karşımıza; (ajuğ-an-d-an : gökün annesi demektir. Bu sözlerde kullanılan (n)a, (n)ı Abazaca'da Tanrı adı verilerek yapılan yemin etme sözcüğü olan (nı'ha) veya tanrıya yakarma sözcüğü olan ''nı'hua''nın kuruluşunda da vardır. Yakarma veya yalvarma işi ise tanrının adı verilerek yapılırdı. Asetince'de ''nihas'' sözcüğü, erkeklerin tartışmak konuşmak için toplandıkları yer anlamınadır ve Abazaca'da geçen yukarıda sözünü ettiğimiz iki sözcüğü andırmaktadır. Hatta destanlarda toplantı amacı ile yapılan evin ismi ''Nihasdan'' olarak geçer. (66)

Abaza Nart eposunun ilk parçalarından olan ve Seteney'den söz eden tekstler, toplumun sınıflar halinde yaşamını vermektedir, Abazaların, Abhaz-Wubıh-Adigelerin ortak ataları olan halkın bilinen en eski çağlarında, kadının, özellikle annenin baş tacı edildiği, annenin göklere çıkarıldığı ''gine kokrat'' çağda üretilen destanlar, o çağların kadınla ilgili düşün ve davranışını günümüze kadar getirebilmektedir. Bu saygın kadınlar, Sümer, Mısır ve Karadeniz kıyısı uygarlıklarının büyük tanrılarıdır.

Gerek tanrı, gerekse insan olsun, bu çağ destan kahramanlarının yaşamına katılan bir özellik ''Büyük Anne Tanrı'' kültüdür. İkinci Pön savaşlarından sonra (M.Ö. 218-201) yıllarında bu tanrı kültü Roma'ya da ulaştı. Roma'da ana tanrıça kültü o denli etkili oldu ki, ''Ana Tanrıça'' için tiyatro gösterileri bile yapılmağa başlandı. (67)

Abhaz ve Abaza dillerinde ''Ançva: Tanrı'' sözü aynıdır. ''Çva'' eki kişinin sınıfını göstermektedir. Ançva, anne tanrıça anlamınadır. Monoteizm'in (tek tanrılı din) doğduğu daha sonraki çağlarda ''ançva'' sözcüğündeki ''çva'' eki, artık tek kişiliğin, tanrının simgesidir. 19. yüzyılda bu söz, ''Ançva Raşa: Tanrıların kardeşi'' (Erkek veya Kadın Tanrı'nın Kardeşi) adlı şarkıda, kavram karışıklığına yer vermeden kullanılıyordu. (68) Bu sözcükte de grammatik sınıfların göstergesi diyebileceğimiz (r) harfi vardır.

Daha yakın çağların ideolojisinde grammatik biçim korunmuşsa da yeni bir anlamda kullanılagelmiştir. Abaza ve Abhaz dillerinde ''Anne'' ''Tanrı'' kelimelerinin aynı kökten türeyişi, bunları kesin biçimde ayırma olanağının bulunmayışı, bizi, tarihin gösterdiği tüm ulusların matriyarkal (anaerkil) düzen sürecinden geçtikleri gerçeğine götürür.

Abaza Nart Destanlarında ve bunlara yakın diğer halk destanlarında ''salt Seteney ismi ile ilgili'' bir yüzyıl saptanamamaktadır, Ayrıca, Seteney başka uluslarda olduğu gibi bir tanrıça katına da yükseltilmemiştir. Bunun nedeni, Seteney'in tüm özelliklen ve fonksiyonlarıyla birlikte halkın içinde, halkın sorunlarının içinde yaşatılmasıdır. Seteney'in bu özellikleriyle yaşatılması, diğer destan kahramanlarından çok daha eski tarihlerde başlamaktadır. O, her olayda vardır: Nart halkının bir özelliği sorunlarını tartışarak kurultaylarda çözümlemeleridir. Bu tür toplumsal sorunların hepsinde güzel ve bilge Seteney Nart halkının danışmanıdır. Onlara, öğütleriyle yol gösterir. Doğurmadan edindiği oğlu Sosnkua ise görülmemiş kahramanlıklarla Nart halkına hizmet etmektedir, Abaza Nart Destanları'nda Seteney'in sıfatı, yalnız güzelliği, yararlı olmağa, bilgeliğe yönelik değildir. O, dilerse en büyük kötülükleri de yapabilmektedir. Büyü ve afsun yapmakta ustadır. Düşleri ise her zaman doğru çıkar ve gaipten, geçmişten, gelecekten haber verir. Seteney Nart halkının falcısıdır, aynı zamanda. Eski halkların yaşam felsefesini göstermesi bakımından Seteney'in günümüze ulaşan öykü ve özelikleri çok önemlidir.

Matriyarkal (anaerkil) düzen çağının gelenek, görenek ve özellikleri, Seteney'in toplumsal görevlerinden anlaşılmaktadır. Örneğin; ''Senden başka, bana göre, bana uygun erkek yoktur Nartlar içinde...'' sözleriyle kardeşi Bataraz'la ilişki kurmağa kalkması ve kardeşinin tepkisi karşısında ''Eşeğe ters binip halkın içine karışırsan, halk bunu örneği görülmemiş bir olay gibi karşılayacaktır, ertesi gün daha ertesi gün halkın davranışını incelersen, tepkilerin giderek normale dönüştüğünü, tersliğe alıştıklarını göreceksin. Senden söz etmeyeceklerdir.'' Bu örnekten de anlaşıldığı üzere ''bizim yaptığımız iş için ileri geri konuşacaklardır. Bizim olayımızdan daha ilginç olaylar çıkacak ve bizi unutacaklardır.'' demesi matriyarkal düzende kadınların toplumsal kurallar koyma güçlerinin belirtisidir.

Anlatılan olayın benzerleri Adige ve Asetin destanlarında Wozırmes veya Worzemağ'ın başından da geçmektedir. (69)

Dünyanın bugün bilinen tüm destanlarında kadın akıllıdır, aklın simgesi olarak işlenmiştir. Nart destanlarındaki Seteney tipi ve Gılgameş destanlarındaki ''Ninsuri'' çoğu yönleriyle benzer kahramanlardır. Seteney'den farklı olarak ''Ninsuri'' tam anlamıyla tanrıçadır, Gılgameş'in annesidir. Gılgameş ise üçte iki tanrı, üçte bir insan özelliği olan bir kahramandır. (70)

Seteney ve Ninsuri, doğurmadan sahip oldukları oğulları kendilerine bir şey sordukları veya yola çıkacakları, bir işe başlayacakları zaman, onlara şöyle seslenirler; ''Sosnkua, doğurmadığım oğul veya Gılgameş, karnımda türemeyen oğlum''. Yine Sümer destanı kahramanlarından olup her zaman orman ve kırlarda dolaşan ''Şamhat'' adlı gezgin kadın, kendisi ile yedi gün yedi gece dolaştıktan sonra insan aklı kazanan kahraman Enkidu'ya ''Güçlü Enkidu, doğurmadığım oğul'' diye seslenmektedir. (71)

Seteney ve Ninsuriyi, her iki destan akıllı ve bilgi özellikleri ile anlatmaktadır.

Nart Destanları'nın daha geç çağlarda ilgili kimi tekstlerinde başka kadın portreleri vardır. Daha önce adı geçen ''Naribğia'' Khaydiuh (veya Adıyihu) ve daha ismini saptayamadığımız bir hayli kadın... Bu kadınların hepsi akıllıdır. Nart erkeklerine her konuda yardımcı olurlar. Khaydiuh, kocası (Psabıda)ya yardım ederek, kocasının düşman topraklarına akın yapıp ganimet olarak getirdiği at ve sığır sürülerinin sağ salim kaleye ulaşmasını sağlar. O, elindeki (daha yeni destanlarda, serçe parmağı) ışık saçan yüzüğü kale mazgallarından yansıtarak Yinjiğ ırmağı üzerine uzatılan kumaştan köprüyü aydınlatır ve kocası Psabıda bu ışıktan yararlanarak hayvan ve at sürülerini karşı sahile ulaştırır. Zamanla karı-koca arasında anlaşmazlık çıkar. ''Parmağımdan yansıyan ışık nedeniyle, rahatça köprüden geçebiliyorsun'' der kocasına. Psabıda ise yalnız kendi gücü ile geçtiğini savunur. Son akında Psabıda düşmandan yağma ettiği ganimet sürüyle köprünün ortasına kadar gelir, kendini izleyen, düşmanlar köprüye ulaşmak üzeredir. Tam bu sırada Kaidiuh aralarındaki çekişmeyi hatırlayarak kocasına küçük bir ders vermek ister. Güzel Kaidiuh, Psabıda köprüyü yarılamış iken elini mazgal penceresinden çeker. Ortalık kararınca Psabıda ve at sürüsü coşkun Yinjtğ ırmağına dökülerek boğulur. Yaptığına pişman olan Kaidiuh ağlar, dövünür, saçını-başım yolar, yüzünü-gözünü kan içinde bırakır, dereler, sular, vadiler kızıl kana boyanır. Destanlar böyle anlatır olayı...

Abaza ve Adige folklorunda Kaidiuh'un (Adıyuh) özellikleri aynıdır. ''Adı''nın anlamı Adigece'de ''adiy: bilek, el'' demektir. ''Hu'' ise beyaz anlamınadır. Topluca isim, ''beyaz bilekli'' veya ''beyaz elli'' anlamına gelir. Kaidiuh ile ilgili mitolojik özellikler, Grek mitinin en eski tanrıçalarından ''Hera''nın özelliklerine benzemektedir. (Leycolcpo) (72) Bu sözcüğün antik Grek dilindeki anlamı, Adige dilindeki ''beyaz bilekli'' anlamı ile aynıdır. Anne veya tanrıça kültüne tapıldığı çağların özelliklerini gösterdiği bir gerçektir. Kaidiuh, daha yakın çağlarda Abaza-Adige destanlarına konu olmağa başlamıştır. Adıyiuh ve Psabıda'nın her ikisi, destan kahramanlarını bir arada toplayan ''Nart'' ön adını kullanmışlardır. Destanlar çağ çağ belirginleşmeye başlayınca şiirin doğuşunda, destanın temelini atan materyal olarak sayabileceğimiz dize ve kafiye kavramı da doğmaktadır. Olaylarda suje görevi yapan kahramanlar, çoğunluğun içinden seçkinleşerek sivrilmektedir. Diğer olaylar ve kahramanlar bu seçkinleşen isimlerin etkisi ve gölgesi altında kalarak karanlığa itilmektedir. Dolayısıyla destanla birlikte birçok ayrılıklar ve yüzyıllara göre farklılıklar doğmaktadır.'' (73)

Nart destanlarının baş kahramanı Seteney'in teninin beyazlığı, berraklığı ünlüdür. Abhaz Nart destanlarında bu kahramanın teni, yeni mayalanmış yoğurt gibi ak-pak olarak tanımlanır. Ten beyazlığının, Adıyiuh ve Seteney'in söylenen anlatım biçimi açısından anlamı vardır. Ancak, Seteney salt teninin güzelliği ile ünlü değildir. Ününün nedenlerinden biri de akıllı ve bilge oluşudur. Gelmiş geçmiş tüm dünya kadınlarından daha güzel ve daha bilgedir Seteney...

Uçsuz bucaksız anlatımıyla Nart destanlarında her yüzyılın olayları başka yüzyılları peşinden sürüklemiştir. Herhangi bir yüzyılın kahramanını başka bir çağda daha değişik özelliklerde bulmamız, bu nedenle mümkündür.

Herhangi bir çağda toplum açısından değer taşıyan bir olay veya bir özellik, arkadan gelen çağlarda topluma ters düşmektedir. Bu nedenle de bu olay, özellik veya kahraman, daha sonraki çağlarda yeni bir renk ve özelliğe bürünerek yaşamaktadır. Nart destanlarının en eskilerinde toplumun akıl hocası ve önderi olan Seteney, ataerkil (patriyarkaf) düzenin kurulduğu çağlarda gücünü ve önemini yavaş yavaş yitirmektedir. Doğurmadığı oğlu Sosrıkua ''kadına danışmak anlamsızdır'' diye onu tersleyebilmektedir. Gılgameş'in tanrıça İştar'ı ''hiç saygı duymadan, bağırarak azarlarken'' gördüğümüz sahnesi çok ilginçtir. Bu sahne yaşamın patriyarkal (babaerkil) düzene doğru yol aldığı çağları bize göstermektedir. (74)

Destanların son çağları Seteney'in büyük ününü yok edememiştir. Destan tekstlerinden hiçbirinde onun ölümünü anlatan bir öykü yoktur. Daha yakın çağlarda söylenen destanlarda Seteney övgüsü, anneye duyulan saygı ölçüsünde yaşamıştır.

Son çağlar destanlarında daha yeni kahramanlar da yaratılmıştır. Destanın en ünlü ismi Sosrıkua, tüm destan çağlarını kapsayan kahramanlıklar yapmaktadır. Ateşi ve darı tohumunu devlerden alarak Nart halkına vermektedir.

Nart halkının düşmanı olan devleri kesin bir yenilgiye uğratmakta, kendisinden sonra gelen kuşaklara büyük ve ünlü ismini armağan bırakmaktadır. Daha sonraki çağlarda yaratılan pek büyük kahramanlıklar yoktur. Bu çağların erkek kahramanlarının uğraşıları öç almak, düşmanın malını, altın ve gümüşünü, karısını, çoluk-çocuğunu gasbetmek gibi olaylardır. Patriyarkal düzenin özelliklerini gösteren Calejey'in babası Çamaz'ın (Aç yipa Çamaz: Aç'ın oğlu Camaz-Adige destanlarında Aşemez) öcünü almasını anlatan destan bu türdendir.

Halk arka arkaya gelen evrimleşme aşamalarında yeniliğe ve ilerlemeye yöneliktir. Artık, ünlü ''Nart Destanları'' çağı geçmiştir. Bir Abaza atasözü ''Nartların sonu gelirken, toplantıları arttı.'' der. Mitolojideki Nartların sonu artık gelmiştir. Ancak, onların ismi, destanları, tarihleri, etnografik özellikleri ve öz kültürlerinin mirası olan ''Nart Destanları'' ölümsüzleşmiştir.

Notlar
(*) TIĞU Vladimir'in Abazinski Narodny Epoc - Çerkessk, 1975 yapıtından. Yazıda ve destanlarda geçen Abaza deyimi, yalnız (Aşua-Aşka-rıua) Abazaları içindir. Bu boylar bugünkü Karaçay-Çerkessk Özerk Bölgesi'nde ve Türkiye'de Uzunyayla-Sivas-Yozgat köylerinde yaşamaktadır. Abhazya Özerk Cumhuriyeti ise Apsuwa (Abhaz) olarak işlenmiştir.
(**) Yağmur duasına çıkıştan önce yapılan yortu biçimindeki gösterinin adı ve bu gösteride söylenen şarkı. (Adige'cede Hantsa guaşe.)

Kaynakça
1. A. Çikobava - G.V. Rugave - Z.N. Keraşeva, Çerkes Dilinin Grameri, Maykop-1966, II. sayfa.
2. N.F. Dubrovin, Kafkasya'da Rus Savaşları ve Egemenliği Tarihi, SP.-b, 1871, 2. bölüm, 23-26. sayfalar.
3. Ketavana Lomtaüdze, Abhaz Dili, Tabanta Dialekti Tekstierle birlikte Tiflis-1944, (Gürcüce)
3. Ketavana Lomtatidze, Aşkarıua Diyalekti, Diğer Adige-Ahbaz Dilleri Arasındaki Yeri (Tekstlerle birlikte) Tiflis-1954, (Gürcüce)
4. Ketevana Lomtatidze, Abazaca Tabanta Diyalekti, TifIits-1944, 97-98. sayfalar.
5. Aynı yapıtın 59. sayfası.
6. Aynı yapıtın 113-117. sayfaları.
7. Ketavana Lomtatidze, Aşkarıva Dialektinin Abhaz-Adige Dillerindeki Yeri, 1954-Tiflis, 83-85. sayfalar.
8. Nart Sosrıkua ''Çerkes Khapşı'' Gazetesi 117 (355) sayısı, 25 Nisan 1941.
9. Sosrıkua ile Sotraş ''Çerkes Khapşı'' gazetesi 30 (425) sayısı, 9.3.1041.
10. Sosrıkua ile Sosran, ''Çerkes Khapşı'' gazetesi 45 (440) sayısı, 13.4.1941.
11. Sosrıkua İle Öncü Atlı, ''Çerkes Khapşı'' gazetesi, 49 (445) sayısı, 25 Nisan 1941,
12. Sosrıkua ile Kör Dev ''Çerkes Khapşı'' gazetesi, 60 (456) sayısı, 21 Mayıs 1941.
13. Vj. Abayev; Asetin Diü ve Folkloru, M-L, 1*19, 30. sayfa.
14. V.i. Abayev, aynı yapıt, 87 sayfa
15. N.Y. Marr, (Yafet Kafkasya ile etnik açıdan Akdeniz kültürünün doğuşu) 1933, 83. sayfa.
16. Aynı yapıtın 83. Sayfası.
17. Ambrogio Donini, Halklar, İdoller, Tanrılar ve Dinler Tarihi (İtalyanca'dan çevirme) M-1966, 107-108. sayfalar.
18. Julius Meszaroş, Die Pakhy-Spache Chicago, 1934, 5. ve 6. sayfalar.
19. Aynı yapıtın aynı sayfaları.
20. A.S. Çikobava, Gürcü Dili, SSCB. Halklarının Dilleri IV. tekst, Iber-Kafkas Dilleri, M. 1967, 22. Sayfa.
21. Y.A. Fedorov, Batı Kafkasya'nın Toponomisi, Etnoloji ve Tarihi Karaçay Çerkessk Tarihinden alınmıştır'' K.C.N.T.T. VIII. basım Tarih Serisi, Çerkessk 1974.
22. Atnbrogio Donini, adı geçen eser, 45-46. sayfalar.
23. G.F. Turçaninov, Kafkasya ve Doğu Avrupa Halklarının Yazıları ve Dillerinin geçmişi, L 1971, 18-19. sayfalar.
24. I.M. Dyakonov, Gılgameş Destanı M-L, 1961, 91. sayfa.
25. Aynı yapıt.
26. N. Ştal, Önsöz, Homeros-İlyada, Çev. N.i. Gnediç, M-1960, 8. sayfa.
27. P. Grintser, Büyük Destan İliada-Mahabhara-Ramanya (Sanskrit-çe'den çevirme) M-1974, 8. sayfa.
28. Gılgameş Destanı, M-L. 1961.
29. A. Donini, Adigeçen yapıt, 122. sayfa.
30. P. Grintser, Adigeçen yapıt, 8. sayfa.
31. V.İ. Abayev, Nart Destanları, İzvestiya, SONİİ, X. Cilt, I. baskı, Ozanjikau, 1945, 21. sayfa.
32. V.İ. Abayev, Adigeçen yapıt, 22. sayfa.
33. A.F. Losev, Homeros-M.-1960, 5. sayfa.
34. M.i. Mıjayev, Çerkes Mitolojisi üzerine şiirler, Çerkessk, 1973, 29. sayfa.
35. M.i. Mıjayev, Adigeçen yapıt, 29. sayfa.
36. Mitolojik Sözlük, Leningrad, 1961, 281. sayfa.
37. A. Donini, Adigeçen yapıt 85. sayfa.
38. A. Donini Adigeçen yapıt 85. sayfa.
39. A. Donini, Adigeçen yapıt, 85. sayfa.
40. N.F. Dobrovin, Adigeçen yapıt, 39. sayfa.
41. A.Donini, Adigeçen yapıt, 119. sayfa.
42. N.S. Petrovski, Kıpti (Kopt) dili Leningrad, 1958, 69. sayfa. — Wa-cfer— G. Till, Koptiche Granımatik Leipzig, 1961, 330 sayfa.
43. N. Dubrovin, Adigeçen yapıt, 12. sayfa.
44. Homeros, iliada, M-1960, 124. sayfa.
45. Gılgameş Destanı, M-L-1961, 62. sayfa. 4C. Aynı yapıtın 77. sayfası.
47. A.F. Losev, Homeros, M-1960, 22. sayfa.
48. U.B. Dalgat, Çecen-tnguş'ların Kahramanlık Destanları, M-1972, 91.
49. V.I. Abayev, Nartların Destanı, İzvestiya, SONU, X. cilt, I. basım, Dzaudjikau, 1945, 51. sayfa.
50. A. Donini, adıgcçen yapıt, 91. sayfa.
51. A. Donini, Adigeçen yapıt, 92. sayfa.
52. Ş.H. Salakay, Abhaz Halkının Kahramanlık Destanı, Tiflis, 1966, 50. sayfa.
53. A. Donini, Adigeçen yapıt, 46. sayfa.
54. A. Donini, Adigeçen yapıt, 93. sayfa.
55. G.V. Rogava, Çerkes sözü (Yazısı) etimolojisi için I. KY. II. Cilt, Tifüs, 1948, 4a sayfa.
56. G.V. Rogava, Adige (Çerkes Dillerindeki İsimlerin Kökeni, Gram-matik Sınıfların Kategorileri Hakkında Araştırma, Tiflis, 1956, 6. sayfa.
57. G.V. Rogava, Adige Dilinin Yazısı Hakkında İ.K.Y. II. Cilt. 48. sayfa
58. V,İ. Abayev, Nart Destanları, izvestiya, SONİI, X. cilt, I. baskı, Dzaudjikau 1945, 47. sayfa.
59. M.A. Kumahov, Adige-Abhaz Destan Kahramanının isminin etimolojisi üzerine (Nartlarla ilgili yazılar-Kafkas Halk Destanları) M-1969, s. 509.
60. Aynı yapıtın aynı sayfası.
61. Bak. T.A. Guriyev, Destan ismi ''Sorıkua'' ismini yaratan İber-Kafkas dillerinin tarihi benzeşimi, karşılıklı anlaşılması ve regional açıdan bilimsel yaklaşım. Kafkasya'da anlaşabilen diller hakkında araştırma, Orjonikidze, 1973, 78. sayfa.
62. N.S, Petrov, Kopt (Kski Mısır) dili, Leningrad, 1958, 69. sayfa.
63. Bak. İ.M. Dyakonov, Gılgameş Destanı, M-L-196İ, 1021-1030 sayfalar.
64. A. Donini, Adigeçen yapıt, 121. sayfa.
65. N.Y. Marr, Kabardey-Abhaz Dillerinden anaç başlatma biçimleri, Derleme, Abhaz Dili ve Tarihi M-1938, 344. sayfa.
66. V.İ. Abayev Asetin Dilinin Tarihi, Etnoloji ve Sözlüğü, II. cilt, 219. sayfa, Leningrad, 1973.
67. — Kornemiy Tatsit, ''İki Ciltten oluşan Ödevler'' I. Cilt-Yıllık — Düşün (Felsefe) yazıları 84. sayfa. L-1970.
68. N.F. Dobrovin, adıgcn yapıt 27. sayfa.
69. V.i. Abayev, Nart Destanları, İzvestiya, SONİİ, 10. cilt, I. baskı, Dzaudjikau, 1945, 37. sayfa. Aynı yazarın ''Asetinİerde Akrabalık Araştırmaları ve İsimler, Engels ve Dil Öğrenimi'' M-1972, 236. sayfa.
70. A. Donini, adı geçen yapıt 92. sayfa.
71. Gılganıeg Destanı M-L-1961, 29. sayfa.
72. A.A. Tahu — Godi, Homeros'un İliada'da kullandığı şiir dilinin mitolojiye katkıları ''Antik Çağdan günümüze dek'' Moskova, 1971, 20i). sayfa.
73. Vj. Abayev, Nart Destanları, izvestiya, SONİİ, X. cilt, I. baskı, 1945, s. 21.
74. Gılgameş Destanı, M-L-1961, 41. sayfa.

 

EGE MİTOSLARI ÜZERİNE ETKİLERİ VE BENZERLİKLERİYLE KUZEY KAFKAS NART MİTOLOJİLERİ 
Mitoloji nedir? Tarihsel süreç içerisinde doğuşu ve gelişmesi nasıl başlamıştır? İnsanın mitolojiyle ilişkisi nedir? Bu ilişki hangi gereksinimlerden kaynaklanmıştır? Yaşamın mitolojiyle bağı nedir? Bu sorulara cevap vererek başlayalım. 

Mitoloji sözcüğü, Antik Yunan dilinde 'söz' ya da 'öykü' anlamına gelen 'mythos' tan türetilmiştir. Başlangıçta küçük ve kısa öyküler biçiminde şekillenen sözler hayal kurarak ve hayallerin süslenmesi özelliğine bürünerek geliştirilmiştir.

Evrenin ve doğa olaylarının gizemli sorularının çözümlenemeyişi karşısında insan, korku ve paniğe kapılır. Bu gizemlerin bir düzen içinde algılanması, yorumlanması ve ustaca anlatılması, mitolojinin, insan düşüncesinde, belli kalıplar içinde şekillenip doğmasını sağlamıştır. Giderek şiirsel ifadelerle ezgilere dönüştürülmüş ve destanlaştırılmıştır. İnsanoğlunun kolektif ürünü olan destanların doğuşunun kesin tarihini belirlemek zordur. Bu zorluğa rağmen yine de, destanlardan, söylendikleri çağlara özgü bazı bilgileri edinmekteyiz.

Doğanın şiddeti karşısında kalan insan; bu şiddetin kendisine yöneldiğini görünce, bundan kurtulmak için bir 'yakarı' ve 'dua' başlatır. Doğasal şiddetin bir güç, bir kuvvet, bir Tanrı tarafından yönlendirildiğine inanır ve bu şiddetten zarar görmemek için yakarılarını şiirsel söylemlerle ifade etmeye başlar. Bu şiirler de destanlaşarak kahramanların doğmasını sağlar.

İnsandaki korkuyu doğasal şiddet doğurmuştur. Korku ve panik korunmayı gerektirir. Korunma çabası içindeki ilk insan, kahramanlarını, mitoslarını ve mitolojisini yaratmıştır. Antik çağ insanında mitoloji böyle başlar. Yunan mitoslarında, Roma mitoslarında veya diğer mitoslarda hep aynı süreç yaşanmıştır.

Kuzey Kafkas Nart Mitolojilerinde o çağın insanı 'gök gürlemesi' ve 'yıldırım çarpması' gibi olaylar karşısında kalınca, Yıldırım Tanrısı "Şıble" yi doğurmuştur. Yıldırımın verdiği zararları önleyebilmek için Yıldırım Tanrısına bir yakarı, bir dua zorunluluğu şiirsel bir anlatımla kendini gösterir.
Şöyle ki;
"Wua Yela Yela halkımıza vurma
Yela Yela, yaşamımızı koru
Yela Yela armut suyumuzu* serbestçe içir."
İlkçağ insanının düşüncesinde doğruyla yanlış ayrılmamıştır. Dağda, ormanda dolaşan genç kız, durgun akan suya bakınca Apollon'un yüzüyle karşılaştığını hayal eder. Bu özlem ve hayal, şu şiirsel dizelerle yansır mitolojiye:
"Bak nasıl yükseliyor Proteus denizden
Dinle, yaşlı Tiriton borusunu çalıyor..."

Bu şiirsel ifadeyle anlatıldığı gibi, gerçek olmayan anlamlar ilk çağ mitolojisine ve insan düşüncesine yansıtılmıştır. İnsan kendisine yönelen doğasal şiddet ve korkuyu yok etmek için çözümler arar. Çözüm üretmekte zorlanınca, bu güçleri Tanrılaştırır. Tanrılaştırdığı güçleri kızdırırsa, zarara uğrayacağına inanır. Zarara uğrama tehlikesini ortadan kaldırabilmek için Tanrıların yanında yer alarak kurbanlar keser, tapınaklar kurar. Kahinler, falcılar, büyücüler ve rahipler de insanın korkularının içerisinde ve mitoloji kültüründe yer alırlar. Diğer taraftan, korku ve kötülükleri yok etmek için kahramanlar yaratır; bu defa da yarattığı kahramanları tanrılaştırır. Tanrılarına kurbanlar adar. Adadığı kurbanlar o duruma gelir ki, kendi cinsini bile kurban eder. Bütün dünya kültürlerinde, halk destanlarında ve dinlerinde ortak bir özellik olarak 'kurban kesme' törenleri görülmektedir.

Kurban kesme seremonisi, Nart Destanları ile Sümerlere ait 'Gılgamış Destanı'nda ortak özellikler taşır. Kuzey Kafkas Nart Mitolojilerinin kadın kahramanı olan Seteney Guaşe ile Sümer Tanrıçası Nansuri benzeşmesi şöyledir: Nart kadını Seteney, oğlu Sosrikua'nın yiğit biri olarak savaşçıların yanında yer almasıyla bir kurban keser. Kestiği kurbana Nart Tanrılarını davet eder. Bu davete pek çok Tanrı katılır. Sofradaki yemeğin yetmeyeceğini görünce;
" Sineklerin kurban kanına çökmesi gibi
Soframa saldırıp her şeyi silip süpürdünüz..." der.
Sümer Tanrıçası Nansuri de oğlu Gılgamış'ı korumak için en büyük Tanrı'ya kurban keser. Kurban etinin tanrılara yetmediğini gören Nansuri;
"Aman aman !
Tanrılar da sineklere benzemiş
Kurban kanının kokusunu duyarak
Hepsi gelivermiş..." der.

Görüldüğü gibi her iki mitolojide de şiirsel söylem, benzer özellikler taşımaktadır. Tanrıların gönlünü almak için kurbanlar sunan ilk insan, böylelikle, onların gazabından kurtulacağına inanır ve yürütülen bu seremoniyi şiirsel bir yaklaşımla açıklar. Böylece şiirin, destanın, ozanın dünya mitolojik kültüründeki görünümü ortaya çıkar. Mitolojinin kaynağında yer alan bu sözlü edebiyat ürünleri, inançları ve yaşamı yansıtır.

İnsanoğlunun yaşama mücadelesinin ve doğaya karşı sürdürdüğü savaşın tarihinde, düşüncenin sözle anlatılması ve inanç dizgeleri içerisindeki ana temalar oluşturmuştur mitolojiyi... Anaerkil toplumdan ataerkil topluma, taş çağından maden çağına geçişin izlerini mitolojik kahramanların görev ve rolleri arasında bulmaktayız. Yine, inanç dizgeleri içerisinde imgesel olan tanrıların çok tanrılı dinlere dönüşümünü mitolojiyle seçebiliriz. İlk insanın yarattığı tanrılar arasında Gök Tanrısı, Güneş Tanrısı, Yıldırım Tanrısı, Orman Tanrısı gibi imgesel Tanrıları ve Demirciler Tanrısı, Ateş Tanrısı, Bereket Tanrısı, Aşk Tanrısı gibi bazı görsel Tanrıları mitolojinin bütünlüğü içinde kavramaktayız.

İnsanlarla Tanrıların iç içe yaşadığı mitoloji tarihinin konuları oldukça kapsamlıdır. İnsanın doğayla savaşımı; insanların birbirleriyle savaşımı; insanların Tanrılarla savaşımı başlıca konuları oluşturur. Bunlar, insan yaşamındaki belirgin çelişkilerdir. İnsan yaşamında yer alan bu derin ve düşsel zenginlikler, bir türlü bitirilemeyen kavgalar hep kaynak olmuştur mitolojiye... Diğer yandan mitoloji de insan yaşamındaki mutluluğu ve kavgayı, aşkı, sevdayı, şiiri ve müziği beslemiştir. Binlerce yıl öncesinin dokuları; öyküler, masallar, efsaneler ve destanlar aracılığıyla dilden dile, kulaktan kulağa aktarılarak günümüze ulaşmış; pek çoğu da yazılı edebiyatla ürünleştirilip kalıcılaştırılmıştır. Mitoloji, kendisini oluşturan halkların ilişkilerine, yaşam tarzlarına, düşlerine ve merak duygularına anahtar olmuştur hep...

Toplumların destanları ortak özellikler taşır. Kırgızlara ait Manaş Destanı, İranlıların Şehname'si, Türklerin Dede Korkut'u, İskitlerin Alper Tunga'sı, Yunanların İlyada'sı, Çerkeslerin Nart Destanları; bunların tümü, yeryüzü halklarının destanları olarak birbirlerini etkilemiş ve içlerinde ortak özellikleri barındırmışlardır.

Kuzey Kafkas Nart Destanları, halkın binlerce yıllık geçmişinden izler taşır. Öyküleri, masalları ve efsaneleri henüz yazının bulunmadığı dönemlerde başlamış ve sözlerle ifade edilip günümüze ulaştırılmıştır. Nart destanlarında; halkın yaşadığı sosyal kesitleri ve toplumsal sürecin izlerini, Nart kahramanlarının görev ve rolleri arasında buluyoruz. Kahramanların aldıkları sorumluluklar destanlarda açıkça yansımıştır. 'Nart destanları', Kuzey Kafkasya'nın otokton halklarından oluşan Çerkeslerin binlerce yıldan bu yana ürettikleri ulusal destanlar bütününün adıdır. Ulusların belleğinde izler bırakan doğal afetler, öldürücü salgın hastalıklar, işgaller halkın dilinde söylene söylene bu güne ulaşırlar.

Kuzey Kafkas Nart Destanları'nın tüm kahramanları insana değer veren, insanı yücelten özellikler taşır. Nart Destanları'nın kahramanları halkı koruyup yol gösteren, kötülük yapmayan, iyilik düşünen bilge kişilerdir.

Sosyolojik olarak baktığımızda; Anaerkil ilişkileri yaşamış insanlık tarihi, kadına, dönemin özelliklerine göre roller biçmiştir. Mitolojide kadın kahramanlar ya 'Koca-Ana' ya 'Bereket-Ana' ya da 'Tanrıça-Ana'dır. Bu Koca-Analar'ın ortak özelliklerinden biri, kahraman olan çocuklarına aşık olmalarıdır. Koca-Anaların çocukları babasız doğmuştur. Genelde, Koca-Anaların üç özelliği vardır: Tanrıça olmaları, bakire olmaları ve kahraman oğul sahibi olmaları. Anadolu'da Kybele Ana bakiredir. Babasız doğan oğlu Attis, aynı zamanda da aşığıdır. Babil ülkesinin Koca-Anası İştar'ın oğlu Demmuzi de babasız doğmuştur ve aynı zamanda annesinin aşığıdır. Mısır'da İsis ve oğlu Osiris; Batı ve Güney Anadolu'da Artemis ve oğlu Adonis; Batı Ege'de Meryem-Ana ve oğlu Hz. İsa; Sümerler'de Nansuri-Ana ve oğlu Gılgamış; Kuzey Kafkas Nartları'nın Anası Seteney ve oğlu Sosrikua... İşte tüm bu Koca-Analar ve oğulları arasındaki ilişkiler aynı özellikleri taşır.

Anaerkil toplum ilişkilerinin egemen olduğu süreçte Nart Destanları'nın kadın kahramanı Seteney, Nart Kavminin başkanıdır. Güzellikte, bilgelikte ve erdemde birincidir. Bir 'güzellik' anasıdır. Öncüdür. Başı derde giren Nart toplumunun kurtarıcısıdır. O, tek başına Nartlar'ın danışma organıdır.

Kuzey Kafkas Nart Destanlarındaki Seteney'in özellikleri ile Antik Yunan Destanlarındaki Aphrodite' in özellikleri benzeşim halindedir. Nart destanlarında Seteney bilgelik ve erdemin yanında güzellikte de bir 'gül' gibidir. Çerkes dillerinde Seteney'in sözcük anlamı 'gül-kırmızı gül'dür. Bu isim Ç erkes kızlarına verilerek bugün de yaşatılmaktadır. Nart destanlarında Seteney ile 'gül' ilişkisi şöyledir: Nart kadın kahramanı Seteney bir gün evinin bahçesinde oturmuş sırma işlerken uzakta, dağ yamacında oğlu genç Sosrikua'nın devlerle kavgaya tutuştuğunu, devlerin onu öldürmek için dizlerinden yaralamaya çalıştıklarını, bunun için de dağdan Sosrikua'nın üzerine demir tekerler yuvarladığını görür. Oğlunun ölümle karşı karşıya olduğunu anlar, gergefindeki sırma işlemesini bir tarafa atarak oğlunu kurtarmaya koşar. Bahçe çitinden atlarken ayağına beyaz güllerin dikenleri batar. Ayağından damlayan kanlarla bir anda bütün güller kırmızıya dönüşür. O günden bu yana Kuzey Kafkasyalılar kırmızı gül anlamına gelen Seteney ismini kız çocuklarına takarlar.

Kuzey Kafkas Nart Destanları ile Grek Destanları arasında benzeşen söylencelere sıkça rastlanır. Nart destanlarının M.Ö.2500 yıllarına kadar uzanan tarihsel bir süreci vardır. Antik Yunan, Venedik, Bizans ve Ceneviz ticaret kolonileri Karadeniz üzerinden Kuzey Kafkasya'ya girdiklerinde, Antik Yunanlıların çağdaşı ve bugünkü Çerkeslerin ataları olan Sindler, Meotlar, Zikhler ve diğer halklarla karşılaştılar. Karadeniz sahillerinde, bilinen en eski halk Sindlerdir. Antik Yunan halkları Kuzey Kafkasya'ya geldiklerinde, beraberlerinde getirdikleri ünlü coğrafyacılarına, askeri komutanlarına, gezgincilerine ve uzmanlarına Kuzey Kafkasya'nın yerleşik halklarının dillerini, geleneklerini, yaşam tarzlarını incelettiler. Sindlere, Meotlara ait söylenceleri, mitosları ve toplayabildikleri bilgileri yazıya dönüştürdüler. Bu mitolojilerden etkilendiler. Antik Yunanlılar, Kuzey Kafkasya'nın sadece doğal zenginliklerini götürmekle kalmadılar, Çerkeslerin ataları olan Sind ve Meot halklarının mitolojilerini de beraberlerinde taşıdılar. Nart halk destanlarının sözlü geleneklerini ve kültürel miraslarını üstlendiler.

Antik Yunan mitolojisinde Aphrodite ile 'gül' ilişkisini anlatan destan ise şöyledir: Kıskançlık yüzünden, diğer Tanrılar, yakışıklı Adonis'in üzerine bir yaban domuzu salarlar. Sevgilisinin yardımına koşan Aphrodite'nin ayağına beyaz gülün dikeni batar. Yaradan akan bir damla kan Tanrıça’nın çiçeği olan beyaz gülleri kırmızıya boyar. Eski Yunanca'da 'kırmızı gül'ün karşılığının Aphrodite olmadığını da belirtmek gerekir. Dolayısıyla bu mitolojik mirasın Nart destanlarına ait olduğu ve biçim değiştirerek Antik Yunan destanlarına geçtiği kuvvetli bir olasılıktır.

Nart destanlarında anaerkil toplumun kadın kahramanı olan Seteney, tüm erkek Nartların akıl öğretmenidir. Savaş ya da barışa Seteney karar verir. Ekip biçmek için ürün bulmak, kıtlık ve hastalık gibi sorunlara çözüm aramak, yeni doğan çocuklara isim takmak gibi işler Seteney'e aittir.

Mitolojilerin ana unsurlarından biri de insan sevgisidir; insanın daha huzurlu ve daha mutlu bir yaşam sürmesi arzusunu ifade ederler. Nart Destanlarında yerleşik uygarlığa geçişin izlerini bulabiliriz. Kahramanların tahtadan yapılmış araçlarla toprağı işlediklerini, meyve ve üzüm yetiştirdiklerini, şarap yaptıklarını yine destanlarda görüyoruz. Madenleri işleyip orak aracı ve kelepten yapmak ve bu aşamada demir işçiliğini kullanmak Demirciler Tanrısı Nart Tlepş'in görevleri arasındadır. Buna bakarak Nart toplumunun maden çağına girdiğini veya Nart kahramanı Sosrikua'nın görevlerine bakarak da ataerkil ilişkilerin özelliklerini, yine bu destanlardan öğreniyoruz. Anlaşılacağı üzere, Nart kahramanlarının toplumsal görevleri sayesinde Nartların toplumsal yaşamları, savaşları, komşu halklarla-kabilelerle ilişkileri (Seteney'in komşu kabilelere esir düşmesi ve Yespi kalesinden kurtarılması), kıtlık ve kuraklıklar konularında pek çok bilgiye ulaşıyoruz. Nartların bolluk ve bereketi simgeleyen 'Altın Elma Ağacı'nın devlerden korunması, dağın doruğuna suya giden genç kızların 'Seteney Çiçeği' ile karşılanması gibi olaylarda çeşitli toplumsal kesitlerin işlevlerini kavrıyoruz.

Demirciler Tanrısı Tlepş'in temel görevi Nart halkının demir işçiliğini kullanmasını; demirin eritilmesini ve yaygın olarak araç ve gereçlerin yapılmasını sağlamaktır. Nart Tlepş; Nartların en ulularındandır. Nart halkının tüm araç ve gereçlerini yapmak, yeni buluşlarıyla halkın yaşamını kolaylaştırmak onun görevidir. Her türlü madeni işleyip olağanüstü güzellikte araçlar yapar. Maden çağı uygarlığının ve Nart toplumunun yeni buluşlarının simgesidir. Nart kahramanı Tlepş, iri ve güçlüdür. Nart kadın kahramanı Seteney Guaşe ile birlikte hareket ettiği ve sorunları, ondan aldığı destek ve güçle çözdüğü görülür. Nart Seteney'in oğlu Sosrikua'nun sıcak taştan doğuş öyküsünde Nart Tlepş de görev alır. Kızgın taşı çekiciyle vurarak kırar; kızgın taştan doğan Sosrikua'yı maşasıyla tutar ve suya daldırır. Onun vücudunu çelikleştirir. Sosrikua'ya, kılıç kullanmasını ve çeşitli savaş taktiklerini Tlepş öğretir. Seteney, Sosrikua'nın iyi bir savaşçı olarak yetişmesi için, onu, Tlepş'in eğitmesini ve Sosrikua'nın kullanması için bir takım tılsımlı silahlar yapmasını ister. Burada da Antik Yunan mitolojisinin bir kahramanı Hephaistos ile bir benzeşim kurmak mümkündür. Hephaistos; çirkin, topal, aşağılık duygusuyla dolu ve demircilerin piri sayılan bir Antik Yunan Tanrısıdır. Akhilleus, Troya savaşlarına giderken annesi Thetis, Hephaistos'a giderek efsunlu silahlar yapmasını ister. Topal Hephaistos, Tanrıçaların en güzeli Aphrodite ile evlidir ama Nart mitolojisinde adı geçen Seteney, Demirciler Tanrısı Nart Tlepş ile evli değildir. Tlepş ve Seteney'in ilişkisi ile Hephaistos ve Aphrodite'in ilişkisi arasındaki benzeşim, görev ve roller bakımındandır. Ayrıca, Demirciler Tanrısı Nart Tlepş, bulucusu olduğu araç ve gereçlerini, tılsımlı silahlarını Nart halkının çıkarına kullanıp, hep iyilik ve mutluluk için çalışır. Oysa Hephaistos çirkin ve topal olduğundan olsa gerek, kötülük yapan, halkına zarar veren bir tanrıdır. Diğer tanrılarla kavga eder. Annesi Hera bile Hephaistos'un kötülüğünden kurtulamaz. Şöyle ki, topal Tanrı Hephaistos zincirlerle sakladığı bir taht yaparak annesine götürür. Hera tahta oturunca zincirlerle bağlanır ve bir daha kurtulamaz. Görüldüğü gibi, Hephaistos kötülük yapmaktan kendini alamayan bir mitoloji kahramanıdır. Nart Tlepş ise demirden tarım araçları ve silahlar yaparak bunları uygarlık gereksinimlerinde kullanır. Faydalı buluşlarında en büyük desteği Nart Seteney'den görür. Seteney ve Tlepş bir çok defa ortaklaşa kararlar alırlar. Aphrodite Güzellik Tanrıçası’dır; oysa Seteney, güzellik, bilgelik ve erdem özelliklerini kapsar. Hephaistos da demirciler piridir ancak halkına hainlik ve kötülük eden bir Tanrı’dır.

Nart destanlarına göre Nart Tlepş'in bir dökümhanesi vardır. Seteney sık sık dökümhaneye gider, Tlepş'in çalışmalarını gözler. Örsü taştan, çekici ağaçtan olduğu için yoruluyor, diye kendi kendine söylenir. Akıllı Nart kadını Seteney, Tlepş'in örsü ve çekici demirden olsa bu denli yorulmazdı, diyerek çözüm arar. Ağaçtan çekiç ve örs modeli yapar. Bunu kendisinin yaptığını, onuru incinmesin diye Tlepş'e söylemez. Dökümhanede görülecek bir yere gizlice bırakır. Tlepş gelip maketi gördüğünde, bunun demirden aslını yaparak, çekiç ve örsü icat etmiş olur. Nart Tlepş, çalışmalarını sürdürürken ateşten aldığı kor halindeki demir parçaları elini yakar. Seteney, nasıl etsem de Tlepş'in elini yanmaktan kurtarsam? diye düşünür. Destanda görüldüğü üzere, o güne kadar henüz biri çıkıp da bir tutak aleti yapmamıştır. Anlatıldığına göre, Seteney günün birinde suya giderken yolda iki küçük yılan yavrusuyla karşılaşır. Boyunları birbirine sarılmış yılanları bir çubuğa takar ve bunları doğruca dökümhaneye, Nart Tlepş'e götürür. Bunun gibi, demirden bir alet yap da ellerin ateşte yanmaktan kurtulsun, der. Böylece, Nart Tlepş ilk kerpeten ve maşayı yaparak insanoğluna armağan eder.

Nart Tlepş, demir işçiliğinin ilk kurucusu ve koruyucusudur. Nart destanlarında görüldüğü gibi, Tlepş, demirden yaptığı pulluk, kazma gibi madeni araçlarla hep çiftçinin dostu olmuştur. Yer yer Ateş Tanrısı olmuştur, yer yer Demirciler Tanrısı... Kendisinden önceki imgesel Nart Tanrılarından olan Yıldırım Tanrısı Şıble'nin biraz daha evrimleşmiş bir görsel tanrısıdır. Nart Tlepş, M.Ö.1.binin başlangıcıyla Çerkeslerin ilk atları olan Sind ve Meot boylarının sosyo-ekonomik yapılarındaki değişmelere paralel olarak demir çağının, demir işçiliğinin başladığı dönemin Nart Tanrılarındandır.

Destanlarda işlenen konular ve kahramanların görevleri her yüzyıl boyunca başka olay ve kahramanlara dönüştürülerek süre gelmiştir. Bir çağın kahramanı diğer bir çağda başka bir kahraman rolüne büründürülmüştür. Sonraki yüzyıllarda Nartlar arasında yeni kahramanlar da yaratılmıştır hep.

Kuzey Kafkas Nart Destanlarında ünü en yaygın olan erkek kahramanlardan biri Sosrikua'dır. Tarih öncesi çağlardan beri anlatılarak günümüze ulaşan Nart kadını Seteney, Sosrikua'nın manevi annesidir. Nart destanlarının kahramanlarının hepsinin ölmüş olmasına rağmen destan tekstlerinin hiçbirinde Seteney'in öldüğüne rastlanmamıştır. Nart kahramanlarının hiçbiri Seteney'in ününü, güzelliğini, bilgeliğini ve erdemliliğini yok edememiştir. Bu miras, kadına duyulan saygıya ve anneye duyulan övgüye dönüştürülerek günümüzde de yaşatılmaktadır.

Destanda Nart Seteney, Bakhian ırmağı kıyısında çamaşır yıkarken, Nartların sığırtmacı onu görür ve güzelliğine vurulur. Fırlayıveren aşk oku, karşı kıyıda üzerinde çamaşır yıkanan taşa çarpar. Taş birden ısınmaya ve büyümeye başlar. Seteney sıcak taşı eteğine sararak Nart Tlepş'in dökümhanesine götürür. Tlepş, çekici ile taşı kırar. İçinden kor halinde Sosrikua çıkar. (Nart Sosrikua'nın doğuşu, Grek mitolojisindeki "Cyleop" motifi ile benzeşir.) Sosrikua'nın çelikten bir vücudu vardır. Ateş saçarak doğar. Nart Tlepş, onu diz kapaklarından maşa ile tutarak suya daldırdığı için, maşanın altında kalan dizleri etten ve kemikten, diğer organları ise çeliktendir. Sosrikua'yı öldürmek isteyen düşmanları, onu, dizlerinden vurarak öldürmek isterler. Grek mitolojisinde de Tanrıça Thetis, oğlu Akhiellus'u doğurduktan sonra yıkamak için Styks ırmağına batırmış, böylece onu silah işlemez hale getirmiştir. Ancak annesinin elinin altında kalan topukları, suyla temas etmediği için et ve kemik olarak kalmışlardır. Bilindiği gibi, Troya kuşatmasında Akhilleus, Hektor'un attığı okun topuğuna saplanması sonucu ölmüştür.

Nart Destanlarındaki Sosrikua, ateşi devlerden çalarak insanlığa armağan etmiştir. Bu söylence de, ateşi tanrılardan çalarak insanlara sunan Grek kahramanı Prometheus miti ile benzerlik taşır. Nart erkek kahramanı Sosrikua, özellikleri ve rolleriyle Grek mitolojilerindeki Prometheus, Akhilleus ve Adonis ile benzerlikler taşımaktadır.

Günümüz Kuzey Kafkas dillerinde Sosrikua ismi 'sıcak çocuk-ateş saçan erkek çocuk' anlamındadır. Nart Destanlarında da Sosrikua'nın, sıcak taştan doğuşu öyküsü ile ismi arasında benzerlik vardır. Erkek kahramanların en ünlülerinden olan Nart; atılgan, mert ve yiğit bir kişidir. Ateşi devlerden çalarak insanlara sunmanın yanı sıra, bulduğu darı tohumuyla da insanlığı tarımsal döneme geçirmiştir. Halkın düşmanı olan devlerle sürekli savaşmıştır. Kuzey Kafkas Destanlarındaki kahramanlar çoğunlukla isimleriyle anılırken, Sosrikua'nın isminin önüne her zaman 'Nart' sözcüğü konur. Sosrikua, 'Nart Sosrikua' biçiminde bir ayrıcalığa sahiptir.

Savaşlara katılan Nart Sosrikua'ya, demirci Tlepş çok ünlü bir kılıç yapar. Sosrikua, devlerle savaşırken bu kılıcı kullanır ve böylece ateşi alıp insanlara getirir.

Ateşin devlerden çalınması öyküsü Nart Destanlarında şöyle geçer: Nartlar sefere çıkarlar. Yol sürerken, Sosrikua atı Tığuj ile Nartların peşine düşer. Ateşin yanında kıvrılmış yatan devi görür. Sosrikua, ateş yığınının içinden bir parçayı alarak kaçar. Nartların bulunduğu yere doğru sürer atını. Ansızın, dev uyanır. Yattığı yerden eliyle çevresini araştırır. Pek uzaklaşmamış olan Sosrikua'yı yakalar. Sosrikua tüm savaş oyunlarını bilmektedir. Devi denize sokup dondurur. Dev buzlarını kırıp çıkınca, Sosrikua devin üzerine daha fazla ayaz gönderir. Artık dev buzları çatlatamayacak şekilde güçsüz kalmıştır. Sosrikua, kılıcıyla devin kafasını kesmeyi dener ama başaramaz. Dev kurnazlığa başvurur. Ona kendi kılıcıyla kendi kafasına vurmasını söyler. Devin kafasını devin kılıcıyla kesebilecektir. Oysa devin kılıcına dokunursa ölecektir Sosrikua. Atı Tığuj, devin kurnazlığını Sosrikua'nın kulağına fısıldar. Bunun üzerine Sosrikua, Tlepş'in yaptığı maşayla devin kılıcını tutar ve kılıca dokunmadan uçurur devin kafasını. Böylece Nartlara, ateşi götürebilecektir artık.

Nart Sosrikua'nın atı Tığuj, kanatlı bir attır. Kuzey Kafkasya'nın en yüksek tepesi olan Elbruz'a bir sıçrayışta çıkar. Bu kanatlı at motifi Antik Grek mitolojisinde de yer alır. Şöyle ki; büyük deniz yaratığı Keto'nın kızı Medusa'nın kafası Perseus tarafından kesilir. Akan kandan kanatlı at (Pegasos) doğar. Medusa, savaşçı bir kadındır; yani bir Amazon kadını. Amazonlar ise İronya (İrilerin ülkesi)'dan göçebe topluluklar halinde Kuzey Kafkasya'ya yerleşen Alan, Sirakis ve Sarmat (İronca 'baş belası' anlamına gelir) kabilelerindendir. "Kanatlı At" mitosu, Kuzey Kafkas Nart mitolojilerinden Antik Grek mitolojilerine geçmiştir.

Antik Çağ kültürü içinde yer alan Nart Destanlarına ait kanatlı at motifi, Kuzey Kafkasya'da Maykop ve Kuban yöresinde yapılan kazılarda açığa çıkartılmıştır. Bu kazılar sırasında bulunan 'altın ve gümüşten yapılmış kanatlı at' görünümündeki kupa Leningrad ve Ermirtaj müzelerinde koruma altına alınmıştır. Bu buluntularda elde edilen ve öyküsü Proto-Ç erkes Nart Destanlarında anlatılan başka bir seramik kapta, ok atan avcının ters yönünde yayın arkasında duran resmin mitolojik anlamı ise şudur: Demirci Nart Tlepş, demirden bir ok yapar. Bu okun ilginç bir özelliği vardır. Ok, atıldığı yöne gitmez. Kimler öldürülmek isteniyorsa, onların isimleri söylenir ve ok havaya atılır. Ters yöne giden ok düşmanları bulur ve öldürür. Üç düşmandan ikisi bu okla ölür. Sosrikua, önceden haber alır ve kendini toprağa yatırır; ok, toprağa deyince tılsımı da kaybolur. Böylece Nart Sosrikua ölümden kurtulur. Bu olayın resimlerinin olduğu seramik kap, Maykop kazılarında açığa çıkarılmış ve koruma altına alınmıştır.

Kuzey Kafkasya, doğudan gelen göçebe kabilelerin Avrupa'ya geçişlerini sağlayan bir bölgedir. Avrupa'dan doğuya dağılan halklar da yine bu coğrafyadan geçmişlerdir. Antik Yunan mitolojilerinde ateşi Tanrılardan çalan Prometheus, Kafkasya'da zincire vurulmuştur. Zincire vurulmak için neden Yunanistan'ın Olympos dağı ya da Ege'nin İda dağı seçilmemiştir? Düşündürücü bir durum... Milattan 2500 yıl önce Grekler, Karadeniz sahillerine girdiklerinde, Ç erkeslerin ilk boyları olan Sind ve Meot'larla karşılaşırlar. Kuzey Kafkas Nart halklarının mitolojilerinden etkilenirler. Antik Maykop ve Kuban halklarının mitolojileri dünyanın en eski Nart mitolojileridir. Antik Grek halkları bu mirastan etkilenmiş ve beraberlerinde taşımışlardır.

Antik Nart mitolojilerinde anlatılan, Hayvancılık ve Tarım Takvimine dayalı totemlerin ve sembollerin Sind ve Meot halkının şenlik, bayram ve yortularındaki mitolojik anlamı şudur ki; Meot halkının Ceğafe (keçi ayaklı dansı) totemine göre halkı eğlendiren şenlikleri de Nart mitolojilerinde yer almaktadır. Ceğafe olayını anlatan buluntular, yapılan kazılarda açığa çıkarılmış ve koruma altına alınmış bir Antik Kuban kültürüdür. Günümüzde Çerkesler arasında, herhangi bir nedenle kavruk, çelimsiz, gelişmemiş tiplere kızıldığında, 'eğri-büğrü, keçi ayaklı' anlamında 'Ceğafe yapılı seni' şeklinde bir deyim kullanılmaktadır.

Sind, Zikh, Meot halklarının Antik Çağ kültürü olan Nart Mitolojileri'nin bu bulgularla açıklanması, dünya mitolojileri arasında ender görülebilecek bir özelliktir.

Sonuç olarak, Mitolojiler, insanoğlunun dünyayı algılama ve olayları yorumlama tarzını, binlerce yıl öteden günümüze, dilden dile, kulaktan kulağa aktarmış ve her çağın insanına düşsel bir zenginlik, kültürel bir derinlik katarak bu günlere gelmiştir.

İskenderiye Yazıları- Turabi Saltık

(*) Armut suyu Tanrıların kutsal saydığı 'Nektar'dır.

Nart Mitolojisi

Aralık 14, 2018

Çerkes halkının tarihi gelişim yolculuğu içinde üretmiş olduğu ölümsüz destana Nart Destanı kısaca Nartlar adı verilir. Adigelerin türkülerende, melodilerinde, söylencelerinde anlıtmış olduğu yiğitlik öyküleridir. Nart destanları, ünlü Nartolog Hadeğal'e Asker tarafından derlenliş, yedi cilt olarak orjinal anlatımı korumak suretiyle yayımlanmıştır. Hadeğal'e nin derlemeliri içinde Suriye'de Ürdün'de yaşayan Çerkeslerin Anlatımları var, ancak üzülerek söyleyelimki Anadolu'da yaşayan Çerkeslerin anlatımları yok.Bağnazca tutumlar nedeniyle Hadeğal'e Asker'e Bir zamanlar Türkiye'ye giriş izni verilmimiş. Anadolu varyantlı tekstlerin varlığını George Dumezil'e borçluyuz.Dumezil'de derlediği tekstleri sadece İzmit'in Ketence ve Yanık köylerinden derlemiş. Oysa Anadol'da yaşayan Çerkesleren Nart Destanlarını okayarak, ağıtlar söyleyerek uzun kış gecelerini geçirdiklerin biliyoruz.Özellikle Kayseri yöresinde yaşayan Çerkeslerin Bahsimafe Wored (Baksime İçme Türküsü), adını verdikleri on iki bölümden oluşan yiğitlik Nart Destanlarının bölümlere olduğundan hiç kuşku yok.


Çerkeslerin günlük yaşamlarında belirleyici olan pek çok töreye Nart Destanlarında rastlamam mümkündür.Nart destanlarının bir zamanlar, insanlığın gelişim yolculuğu içindeki karanlık dönemlerde, yaşam içinde uyulması yada kaçınılması, doğru yada yanlış olan davranışları belirleyen kurallar manzumesi olarakta sayılabilir. Kuşkusuz eposu tarih olarak kabul etmek mümkün değil ancak, ahlkların tarih içinde almış oldukları yalculukların izini sürebilmek; tasa ve kıvançlarını, düşlerini, doğayı ve insanı kavrayışların boyutunu anlayabilmek için folklora muhtacız. Masallar, halk türküleri, kahramanlık melodileri, kimi çocuk oyunları, tekerlemeler, bulmacalar bize tarihin derinlerinden haberler getirmekte.

Nart Eposunu okuduğumuz zaman tekstlerin aynı yaşta olmadığını anlıyoruz.Anaerkil anlayışı olun tekstlerin yanı sıra babaerkil anlatımı olan tekstlerde var. Elbruz henüz karınca yuvası kadarmışken, çocuklar İdil'i bir adımla geçerken.. diye başlayan anlatımlarla birlikte grizudan "suda yanan ateşten" söz eden tekstlerede rastlamak mümkündür.

Eposta çeşitli görevler üstlenen pekçok tanrı adıyla karşılaşıyoruz.Yarı tanrı, yarı insan tanrıların yanı sıra Sosrıkua, Setenay gibi tamamen tanrısal özellikleri olanlar da Thağeleç, Psetha gibi mevcut.Gerek yarı tanrı, gerekse tanrılar insan yaşamına doğrudan müdahele etmiyor.Örneğin Setenay, insanların yaşamına kolaylaştırmak için orağın, nasıl yapılacağını ve sulamayı insanlara öğretiyor.Thağeleç, daha bol ürün sahibi olabilmeleri için ıslah ettiği tohumu insanlara hediye ediyor.Psetha'nın çaldığı ateşi Sosrıkua geri getiririyor ve insanlara armağan ediyor..

Bilim adamları, gerçekten "Nart" adında bir halkın yaşayıp yaşamadığını tartışıyor.Hadağal'e Askar, yapılan kazılırda, araştırmalarda eposta anlatılan büyüklükte insanın tarihin hiçbirevresinde bu lunmadığını , dolayısıylada böyle bir halkın yaşamadığını; ancak üretilmiş olan eposa, "Nart Eposu" dendiğini öne sürüyor.Kimi bilim adamları da "Nart" isimli bir zamanlar yaşamış olduğunu, bunlarında Adigelerin en eski ataları olduğunu öne sürmektedir.

Adigeyde'de yaşayan bazı bilim adamları, Hadağal'e nın derlemiş olduğu tekstlerin yayınlandıklarından çok daha fazla olduğunu, zamanın ideolojisine uymayan testlerin yayınlanmadığını söylüyor.Eposu okuduğumz zaman Nark Sosrıkua, Setenay Guaşe, Hımışıko Peterez, Nesren Jak'e, gibi kahramanların anlatıldığı pek çok varyanttaki tekstlerin gerçekten mitolojik özellikleri olduğunu görüyoruz.Ancak Kabartey varyantlarında arlatılan "Andemirkan", özellikle Hatıkuay varyantlarında çokca rastlanan "Papko Teterşav" motifleri, mitolojiden masala daha yakınlar.Bu sözümüzden yadsıdığımız, küçümsediğimiz gibi bir anlam çıkarılmasın.Halkların hafızasında masalın ne denli önemli bir yer tuttuğunu, masal kahramanlarının halkın yol göstericileri olduklarını, doğrudan söyleyemedikleri pek çok şeyi masal kahramanlarına söylettiklerini ve yaptırdıklarını biliyoruz.

Nart Mitolojisinin tanıtılması, yaygınlaştırılması ve kolay okunur hale getirmek için yeniden tasnif edilmesi gerekir.Yedi cilde dağılmış olan mitlerin yaşamına anlatan varyantlardar hangisinde daha çok epos özelliği varsa seçilerik otobiyografik anlamda biraraya getirilmesi gerekir.Eposta geçen yer adlari Adigelerin, ilişki kurdağu halkların tespeti veya arkeolojik kazılar için önemli. Bu gün bile Sosrıkua Tepesi adı verilen höyüğün yakınından veya yöresinden geçen yaşlı kadınlar, otobüsle seyehat etseler bile, hafifce ayağa kalkarak Sosrıkua'ya selam verirler.

Nartlar

Aralık 14, 2018

Nart Destanı'nın pek az rastlanan bir biçimde, belirli bir ulusal kimlikle özdeşleştirilemez oluşu, onu Kuzey Kafkas halklarının ortak bir ürünü, bir 'Kafkas Mitolojisi' haline getiriyor. Bozkırlardan sualtı uygarlıklarına, yeraltındaki 'Ölüler Ülkesi'nden Tanrıların gökyüzündeki mekânlarına uzanan bir coğrafya üzerinde Nartlar, yurtsever, savaşçı ve korkusuz ama bir çocuk saflığındaki sevgi dolu kahramanları; bilge ve güçlü kadınları; paylaşımcılığı, konukseverliği ve görkemli törenleriyle geçmiş bir zamanın özgün yaşanmışlığını günümüze yansıtıyor.

Nart kahramanlık destanları, Kuzey Kafkasya halklarından olan Adige (Çerkes), Abhaz, Abazin, Oset, Karaçay, Malkar, Çeçen ve İnguşlar'ın binlerce yıldan bu yana ürettikleri destanların genel adıdır. Halkların dilinde, folklorunda, ezgilerinde ve yüreklerinde yaşayarak kuşaktan kuşağa aktarılmış, toplumsal ve tarihsel koşulların değişimiyle yeni biçimler almış, serpilip gelişerek günümüze ulaşmıştır.

Nart destanı, birçok halkın ortak ürünü olması özelliğiyle etnik farklılıklar gösteren ve değişik diller konuşan halkların kültürlerinde birleştirici rol oynamıştır. Asetinler, Hint-Avrupa, Karaçay-Malkarlar Türk dil kökenli, Kafkasya'nın otokton halkı olan Adige (Çerkes), Abhaz, Abazin halkları da aynı dil grubundandırlar. Değerli araştırmacı yazar Yismeyil Özdemir Özbay Mitoloji ve Nartlar adlı yapıtında, ünlü nartolog ve akademisyen V. İ. Aheyev'den alıntı yaparak bu konuya şöyle açıklık getirmektedir: "Tüm bu diller binlerce yıldan bu yana birbirlerini etkileyerek yan yana yaşaya gelmişlerdir. Oset dili her ne kadar Hint Avrupa dilleri ailesinden gelse de Kuzey Kafkasya özelliği göstererek gelişmiştir." Kuzey Kafkasya'da İran dili, kendi kökünden olmayan diller ve uygarlıklarca, bölgenin kültürüne yabancı bir kültür dili gibi yaşamıştır. Ancak, kendini kuşatan dillerden ve kültürden alışveriş yaparak kendi biçimini ve dokusunu oluşturmuştur."

Türkçeye yeni kazandırılan Nartlar destanı, bir Asetin versiyonudur. Asetinlerin çok kısaca tarihlerine göz atacak olursak, Asetinler'in Kuzey Kafkasya halklarından farklı olarak Hint-Avrupa dil kökenli halklarının İrani koluna mensup olduklarını görürüz. Kendilerini etnokültürel ve genetik bakımdan İskit, Sarmat ve Alanlar'ın soyundan kabul ederler. Ancak binlerce yıldır birlikte aynı bölgede yaşadıkları Kuzey Kafkasya'nın otokton halklarından olan Çerkes boyları etnogenetik ve kültürel yapılanmalarını etkilemiştir. İS IX, XI. ve XV. yüzyıllarda Asya bozkırlarından Kafkasya'ya akın eden Kıpçak, Poloveç, Peçenek ve Nogaylar'ın Asetinler'i etnokültürel açıdan etkilediği görülür. 

Nart destanlarının ortaya çıkış tarihini tam tamına saptamak mümkün olmamakla birlikte, karşılaştırmalı olarak yapılan birçok analiz, destanların İÖ VIII. yüzyıl ile İS XIV. yüzyıl arasında geniş bir dönem içinde yaşadığını, biçimlendiğini ve zenginleştiğini göstermektedir. Destan mitoloji ve efsane öğeleriyle dolu olmasına karşın, yaşanılan dönemlerin sosyokültürel özelliklerini gerçekçi ve güçlü bir anlatımla bizlere aktarır.

Nart destanı, konularının özgünlüğü ve içerik zenginliği bakımından İlyada, Odysseia, Kalevala, Roland'ın Ezgisi, Şehname, Nibelungen, Ramayana gibi dünya mitolojisinde yerini almış destanlar kadar yetkindir.

Nart destanlarının araştırılması, derlenmesi ve yayımlanmasına 140-150 yıl kadar önce başlanmıştır. 1870'li yıllarda V. F. Miller, V. B. Pfaf gibi bilim adamlarının XX. yüzyılın ünlü nartologlarından Kuzey Kafkasyalı Hadagatle Asker, Şortan Askerbiy, Meremkul Vladimir, V. İ. Abayev ve Fransız dilbilimci Georges Dumesil Nart destanları üzerinde derin araştırmalar yaparak birçok destan metnini gün ışığına çıkarmış ve kendi yorumlarıyla süsleyerek bizlere çok değerli yapıtlar kazandırmışlardır.

Nartlar tam anlamıyla tarihsel bir destan olarak nitelenebilir mi?..
Bu biraz güç... Fin "Kalevala", Kırgız "Manas" destanlarında olduğu gibi tarihsel konular yerini Nartlar destanında, mitoloji ve efsane motiflerine bırakmaktadır. Destanda yansıyan tarihsel olaylar yok denecek kadar azdır. Totem kültünün Hıristiyan diniyle savaşı buna örnektir. Destanın son bölümlerinde ünlü Nart kahramanları Sosrıko ve Batraz'ın tanrısal güçlerle savaşı, totem dünyasının yeni dinin temsilcileriyle savaşının simgesel bir anlatımıdır.

"Geniş konu zenginliğine karşın, Nart destanları sanatsal biçim bakımından biraz kısırdır. Basit cümle kuruluşları egemendir. Eylem, sanatsal betimlemeler ve retorikten daha önemli bir yer tutar. Kahramanların karakterleri derin değerlendirmelerde ve anlatımlarda değil, eylemde öne çıkmaktadır. 

Ancak bu darlık destanın sanatsal değerini düşürmez. Çimentosuz, yontulmamış kütlelerden yapılan dağlı savaş kulelerini mimari anlayışla zengin bir yapı olarak nitelemek mümkün mü? Ama çevresindeki doğanın sertliği ve köylerin uyumuyla bütünleşirken kendine özgü bir güzellik yaratır. Nart destanları da her türlü süslemelerden uzak yapılar gibidir. İçinde eski zamanın soluğu, gücü duyulur ve insanı büyüler." (1)

Destanın lirik unsurlar bakımından yoksulluğu rastlantısal bir olgu değil kuşkusuz. Bu özellik, destanın oluştuğu dönemlerde bilinen toplumsal biçimlenmelerin ilkelliğinden kaynaklanmaktadır. Karl Marx'ın dediği gibi: "Genelde destanlar, gerçek halk edebiyatı kurallarıyla söylenmişlerdir. Ölçüler bir düzene uymaktadır. Bu tür sanat yapıtları halkın anonim malı olarak doğar. Anonim sanat yapıtlarının halkın dışına çıkması olanak dışıdır. Ancak bu yapıtların ortaya çıkışında sanat yapma çabası düşünülemez. Zaten eski çağ insanının açıkladığımız anlamda bir sanat yapma anlayışı da yoktur. Bu nedenle de destanlar doğdukları çağlardan yüzlerce yıl sonra gerçek değerine kavuşabilmektedirler.(2)

Destanda, tanrısal güçlerle Nartlar arasında yaşama biçimi açısından farklılık yok gibidir. Nartlar gökyüzüne konukluğa gittikleri gibi, tanrısal güçler de yeryüzüne inerek düğünleri, şölenleri, ziyafetleri onurlandırırlar. Wastırci, Kurdalegon, Wasilla, Felvera, Efşati, Safa, Tutır gibi tanrılarla, Bardwag, Jed ve Daveg gibi melekler Nartlar'ın sık sık yardımına koşarlar, onları güç durumdan kurtarırlar. Ne var ki, zamanla tanrılar Nartlar'ın yeryüzündeki düşmanlarıyla bir olup Nartlar'a sırt çevirirler. Nartlar da Batraz ve Sozrıko gibi çok sevdikleri yoldaşlarının tanrısal güçler tarafından öldürülmesi üzerine gökyüzüne karşı savaş açarlar. Bu tanrılarla savaş motifi destanın son bölümlerinde çok çarpıcı biçimde anlatılır. Ayrıca destanda, anaerkil düzeni çağrıştıran izler bulunmaktadır. Totemizm ve fetişizm destanda önemli bir yer tutar.

Gelmiş geçmiş tüm halkların destanında olduğu gibi Asetin folklorunda ve yaşam tarzında da var olan at kültü Nart destanlarında da izlenir. At çok önemli bir varlıktır Nartlar için. Tehlikelerle dolu yolculuklara, savaşlara güvenle ve korkusuzca giderler. Atlarıyla konuşup akıl danışırlar. Ölen kişiye at kurban edilmesi geleneği, Asetin gömü kültünde erkekler için bir zorunluluktur. (3) Destanda sık sık bu tür kut törenlere rastlarız. Atın yanında yılan kültü de birkaç olayda geçer. 

Bazı kahramanların kurt, tilki, köpek, boğa, yılan vb. gibi hayvanların bedenlerine girmeleri ve yeniden eski biçimlerine dönmeleri totemist anlayıştan kaynaklanan bir olgudur. Fetişizme gelince, kılıç Nartlar için, vazgeçilmez kutsal bir nesnedir. Kılıçları olağanüstü özelliklere ve güce sahiptir. Nartlar, kılıç üzerine ant içerler. (Dargavşer kızının önderliğindeki kadınlardan kurulu birliğin meşe ağacına sapladıkları kılıçların üzerine ant içmeleri gibi.)
Nartlar destanı ile diğer destanlar arasındaki benzerlikler...

Nartlar destanının diğer destanlarla karşılaştırılması gerekli midir, değil midir, ayrıca tartışılması gereken bir konu belki de... Ancak şu birkaç örnek oldukça ilginç bir tablo çıkarmaktadır ortaya: Nart kahramanları Hemıts ve Sozrıko'nun öldürülmeleri motifi, antik Grek mitolojisindeki Akhilleus'un öldürülmesi motifine benzer. Suda çeliklenirken Hemıts'ın ağız içinin, Sozrıko'nun da dizlerinin çeliklenememesi, bu bölgelerinin zayıf kalmasına neden olur ve bu noktalardan aldıkları darbelerle öldürülürler. Nartlar destanında, Köroğlu destanındaki at kültüne benzer motifler vardır. Karanlık yeraltı mahzeninde kendi haline terk edilmiş olan Hemıts'ın yıllardır günışığı görmemiş cılız atını, oğlu Batraz çıkarır ve deniz suyuyla yıkar. At birden olağanüstü bir güce kavuşur. Nartların efsanevi atı Evsurg'a dönüşür. Albeg oğlu Totraz'ın atı da aynı biçimde olağanüstü güç kazanır.

Batraz'ın doğar doğmaz buz yarıklarına bırakılması ve başkaları tarafından büyütülmesi motifi, diğer mitolojilerde ve masallarda sıkça görülmektedir. Doğan çocukların bir sepete konarak ırmağa bırakılması gibi. (Hz. Musa örneği)
Ulu Nart kahramanı Wrıjmeg'in tek gözlü dev ile çatışması, Odysseia destanında, Odysseus'la kiklop Poliphemos arasında geçen olaylara çok benzer.

Kayadan doğum motifine Grek mitolojisinde de rastlarız. "Soslan'ın Doğuşu" bölümünden kısaca özetlersek... Wrıwmerg bir mağarada karşılaştığı peri kızıyla birlikte olmak isteyince, kız tarafından lanetlenir, gizemli bir güç onu kayaya çeker ve kayaya tohumlarını bırakır. Zaman gelince kaya yarılır ve Soslan dünyaya gelir. Grek mitolojisinde bu motif şöyledir: Frigya'da Agdos adlı bir kaya, Ana Tanrıça Kibele'yi simgelemektedir. Zeus, Kibele'yi elde etmeyi başaramayınca tohumlarını bu kayaya bırakır ve kayadan Agdistis doğar. (4) Grek mitolojisinin ünlü kiklopları da kayalardan doğarlar.
Nart destanındaki "Altın Elma" öyküsü, Türk ve Önasya masallarında içerikleri farklı olsa da vardır. (Zümrütüanka kuşu)
Nart destanlarının derin bir biçimde araştırılması, derlenmesi ve yayımlanması üzülerek söylenebilir ki, Sovyetler Birliği ile sınırlı kalmış, dünya mitolojileri arasında hak ettiği yeri alamamıştır. Kuşkusuz yurdumuzda da Nart destanları üzerinde araştırma ve derleme çalışmalarına önem verilmiş, Yısmeyil Özdemir Özbay gibi değerli yazarlar bizlere değerli yapıtlar kazandırmışlardır.Altmış bir bölümden oluşan Nartlar, ünlü Asetin budunbilimci ve nartologlar olan V. İ. Abayev, N. G. Djusoyev, R. A. İvnev, B. A. Kaloyev tarafından derlenmiş ve yayıma hazırlanmıştır. Türkçeye Rusça aslına uygun olarak çevrilmiştir. 

Kaynaklar:
1. Vaso Abayev'in kitaba yazdığı önsözden.
2. Yismeyil Özdemir Özbay, Dünya Mitolojisi ve Nartlar, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara, 1999.
3. A. H. Magometov, Obşestvennıy Story İ Bit Asetin (XVII-XIX yy) - XVII. - XIX. Yüzyıl Asetinlerin Toplumsal Düzeni ve Yaşam Tarzı, Orjonikidze, 1974.
4. Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1989.

Açıklamalar
Bardwag: Melek
Daveg: Melek
Efşati: Vahşi hayvanların koruyucusu
Felvera: Küçükbaş hayvanların koruyucusu
Jed: Melek
Kurdalegon: Demirci tanrı
Safa: Ev ocağının, ateşin ve ailenin koruyucusu
Tutır: Kurtların koruyucusu, çobanı
Wasilla: Fırtına ve ürün tanrısı
Wastırcı: Erkeklerin, savaşçıların, yolcuların koruyucusu.

 

Nart Destanları Kuzey Kafkasya otokton boylarından olan Adığeler'in diğer boylarla birlikte müşterek destanlarıdır. Adoğe deyimi içerisinde Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Çerkesler ve Adığe Özerk Bölgesinde yaşayan Adığe boyları girer. Adığe halkının ataları olan ve antik dünyaca çok iyi tanınan Meot-Sind-Zikh-Kerket-Press gibi Proto Çerkes boyları M.Ö.V.yy.da Sind Krallığını kurmuşlardır. Bu devlet bugünkü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğ toprakları üzerinde kurulmuş olan ilk devlettir.


Daha bu devlet ortaya çıkmadan önce Grekler Karadeniz kıyılarında ticaret kolonilerini oluşturmaya başlamıştır. Grekler'in vu ticaret merkezleri daha sonra Antik Yunanistan'daki oluşumu aynen göstererek antiksite devletlerine dönüşmüşlerdir. Pantikapey (bugünkü Kerç), Hermonacca (bugünkü Tamam), Phanagoria (Taman yarımadasındaki Seneggo köyü yakınlarında) bu antik-site devletlerinin başlıcalarıdır.

Daha sonra geriye doğru gidildiğinde M.Ö.III. binin sonlarına rastlayan, Kuban Mezar Anıtları'ndan ve Maykop Kurganları'ndan anlaşılacağı üzere bir hayli gelişmiş bir Proto-Çerkes uygarlığına rastlanmaktadır. M.Ö. 2.bin'in sonlarına gelindiğinde, Kuzey Kafkasyada demir üretimine ve yüksek düzeyde bir keramik üretimine rastlanmaktadır. Ağıl ve yayla tipi hayvancılığın içinde koyun ve at yetiştiriciliği özel bir yer tutmaktadır. Bugün artık Kuzey Kafkasyada M.Ö. 1.binib ortalarında pulluk kullanıldığı, buğday-arpa-darı üretiminin olduğu bilinmektedir.

Bu uygarlığın gelişmesi Hunların Bosphor Krallığına yaptıkları akınlar, yağmalar ve katliamlar sonucu duraklamıştır. O çağlarda Sind-Meot boylarının yerleşme merkezi olan Don ağzı, Azak Denizi kıyıları ile aşağı Kuban bölgeleri arasında yerleşmiş olan köy ve kentler yakılıp yıkılmış, halkın önemli bir bölümü tutsak edilerek götürülmüştür. adiğe Halkının ataları bu talan edilen yerlerdenayrılmak zorunda kalınca, Kuban'ın sol kıyısı ile Karadenizin Kafkasya kıyılarına yerleşmeye başlamışlardır.

Güney Batı da akraba topluluklar olan Abhazların ataları ile, Güney Doğu da Alanlarla Kuzeyde Kuban'ın üst tarafında oturan Utugurlar, Bolgarlarla sınır komşusu olmuşlar ve bu sınırlar içerisinde Got saldırılarını göğüsleyebilmişlerdir. Bu Proto-Çerkes boyları Zikh boyu çevresinde birleşerek güçlü bir birlik oluşturmuşlarıdr. (M.S.4.yy.) 10.yy.başlarından itibaren Adiğeler Labe ırmağından Karadeniz kıyılarına kadar olan alanı işgal etmekteler ve genelde (Kosok) olarak adlandırılmaktadırlar. Rus Vakanüvisleri 11.yüzyılın ortalarına dek "Kosok" ismini kullanmışlardır.

Adiğe boylarının etnik konsültasyonları (pekiştirmeleri), oluşumları süreci içerisinde epik kültürleride gelişme göstermiştir. Bu süreç içerisinde Adiğe Halk öyküleri, Nart Destanları biçimini almıştır. Destanların oluşmasından önce sanatsal düşünce biçiminin oluştuğunu söylemek hiçte yanlış bir şey olmaz. Puta tapıcılık inancını koruyan ve bu inancı onure eden öykü ve şarkılardan günümüze dek korunabile emek ve iş şarkıları da bu özelliği taşır.

Çok sayoda dinsel ve oyunsal şarkılarla yakarışlar değişik puta tapıcılık dinlerine adanmışlardır. Örneğin, Şıble (gök gürültüsü ve yıldırım tanrısı) onuruna düzemlenen dinsel törene eşlik eden şarkı bunların en belirgin özelliğidir. Bu şarkının bir kaç dizesini alıyoruz.

Yelle, yelle! Toplumumuzu çarpma,
Yelle, yelle! Yaşamımızı koru,
Yelle, yelle! Nektar(Armut suyu) içmeyi nasip eyle,

Bu tür esli yapıtlarda insanoğlunun doğanın üstün güçlerine karşı duyduğu korku sezilmektedir. Bu şarkılarda ritm çok önemlidir. Ancak, melodi ve içerikte aynı oranda önem taşımaktadır. Tarihsel bir değeri olan koyun kırkma şarkısında çoban makasının çıkardığı sesler şarkının ritmini vermektedir (koyun kırkma, keçe dövme, harman) gibi iş şarkıları ile Huaholarla çok geniş bir alana yayılmış olan dinsel tören ve ayin şarkıları, şiirler, bitki ve hayvan dünyasının çeşitli tanrıları için söylenen yakarı ve şarkılar, ayrıca aile törenleri şarkıları halk destanlarında yer almıştır.

Adiğe halkının puta tapıcılık dönemi çok tanrılı bir dönemi içermektedir. Bu tanrıların başlıcaları;

Tlepş (demirciler, ateş ve demir sanatı tanrısı),
Amış (hayvanları koruyan tanrı),
Thağeleç (bereket, bolluk ve ürün tanrısı),
Mezitha (Orman ve avcılar tanrısı),
Psıthaguaşe (Denizciler, denizaltı dünyası ve balıkçılar tanrıçası) dır.

Bu tanrıların hemen hepsi, halkın düşüncesinde emeğin bir simgesidir. Üretim kaynaklarının koruyucularıdır.

Bu tanrıların her birine bir Huaho adanmıştır. Bu Huaholar günümüze aslını koruyarak ulaşmıştır. Orman ve avcılar tanrısı (Mezitha) onuruna söylenen Huahoda sanatsal bir zorlamayıda sezmekteyiz.

Senin adını anıyoruz Me-zi-tha...
Bıyıkların kızıl alev,
Yakarlarımızda senin için.
Kızıl içki (kan) akıtıyoruz,
Cömertçe, bolca...
Bu ancak sana yaraşır,
Al bir keçi kurban edildi senin için...
Genç ve doğurmamış bir kadın,
Önünde diz çökmüş...
Ak elli...
Senki herşeyi bilen!
Güçlü meşe uçlarını yere eğen!
Giysin ap-ak, kar misali,
Dağ keçisi derisinden,
Yatağına bir dev sığar,
Gövden son gümüş lakaplı,
Boynuzlarına som gümüşten kılıflar giydirilmiş...
Okun, sağlam kızılcık ağacı özündendir.
Yayın, akceviz ağacındandır,
Başını salladığında,
Ormanlar uğuldar...
Eyvah!.

O anda vahşi hayvanlar inlerinde titrerler
Bütün yakarılarımız
Mezitha içindir...

Aynı biçimde bereket tanrısı Thağeleç'in adına birkaç Huaho söylenmiştir. Yoksullukla boğuşan, yoksulluktan korkmayan bir emekçi gibi tanımlanmıştır Tanrı Thağeleç.

Puta tapıcılık döneminin kimi tanrıları güç bir gelişim yolu kat ederk çağ çağ Adiğe Nart Destanlarının kahramanları olmuşlardır. Özellikle bu durumu Tlepş tipinde izleyebiliriz. Tlepş puta tapıcılık yakarışlarında "Ateş Tanrısı" olarak tanımlanmıştır. Son çağlarda ise Ateş Tanrısı karakterleri giderek belirginliğini yitirmiştir. Tlepş'in kişilği çiftçilere saban, çapa, kazma, orak ve işçilere metal araçlar sağlayan bir anlam ve çizgiye ödnüşmüştür. Bu çizgi Tlepş'in destanlar içindeki gelişiminin ikinci aşamasıdır. Üçüncü aşamada Tlepş, demircilik sanatının koruyucusu olarak görülür. O artık Nartların demircisi, belli bir yaşam biçiminin sözcüsüdür. Giderek destanlarda zanaatkar bir tipe, insana özgü korku ve tutkuları olan bir kişilğe bürünür. İnsanlar için söylenen onun içinde söz konusudur artık. Örneğin Seteney Guaşe ile hakkında çıkartılan dedikodular, nerede ise çağdaş insana söylenebilen dedikodulara benzemiştir. Adiğe halkı giderek kendinden saydığı bu tipe artık Huaholar sunmaktadır. Tlepş iş aracı üreticisi olarak, demirin ortaya çıkmasıyla demircilerin piri, demirciliğin koruyucusu durumuna gelmiştir. Bu dönüşüm Adiğe Folklorunun en ilginç dönüşüm biçimlerinden biridir.

Proto-Çerkes Halkı ve bu halkın bir boyu olan Proto-Adiğeler; suya ateşe, bitkilere, giz dolu ormanlara, kayalara, gök gürültüsüne ve yıldırıma tapmışlardır. Adiğelerin eski tapınma biçimleri "Thale'u" tanrıya yalvarış, belirli bir tanrı onuruna kurban kesme törenleri ve Huaho okuma biçiminde bir ayini kapsardı. Her türlü yakarış ve ağıta müzikal recitatitivelerle veya Huaholarla ve bir dizi anlamı olmayan sözlerle eşlik ederlerdi. Yakarış ve ağıtlarla veba, çiçek, humma ve benzeri hastalıklardan korunömayı, yeni doğan bebekleri kem gözlerden saklamayı amaçlarlardı. Kuraklık yıllarında Thağeleç'e yapılan yakarışlarla "Hantso Guaşe" şarkısı ile yağmur getirmeye uğraşırlardı. Bu şarkının diğer Kafkas boylarında değişik veryantlarla, değişik sözlerle bugün bile yaşadığını çoğu kişi bilmektedir. Örneğin abazince söylenen (Dzivara) şarkısının bugün uzunyaylanın Abazin köylerinde, Hantsa Guaşe şarkısının Kabartay varyantınında Kabartey köylerinde bilindiği görülmektedir. Kaybolan hayvanların kurtlar tarafından parçalanmaması için özel sihirli sözler, "Hapeşcıpkhe" kurt ağzı bağlamaya çalışırlardı. Bugün bu gelenekler ve yağmur dualalrı islami inançla birleştirilmiş olup, kimi arapça dualar okunark hala uygulanmaktadır.

Başka bir dramatize edilmiş tören ise "Çapşakue"dir. Yaralının veya hastanın uyuması halinde canının onu terk edeceğine inanırlardı. Bu törenle ilgili olark F.Torneau şöyle der; "Çerkesler ölümü, ağır yaralının veya hastanın yanından kovamak için odada bulunan değerli eşyaları çıkartırlar, odanın girişinde her gelenin birkaç kez çarpacağı bir biçimde saban demirleri yerleştirilir, ziyaretçiler topluca gelip hastanın yanına girdiklerinde hep birlikte yüksek sesle gürültü yaparlardı. Genç kızlarda töre elbiselerini giyip törene katılırlar, çeşitli dans ve şarkılarla hastanın uyumaması sağlanırdı." Bu gün bu gelenek daha insancıl, daha sevecen bir değişime uğrayarak uygulanagelmektedir. Bilindiği gibi geceleri hastanın sıkıntıları daha çok artar. Hele kırık çıkık içinde yatan bir hastanın sıkıntısı ile kırık kemiklerini oynatamamasının, uyuyup olumsuz ve zaralı yapmasının önlenmesi düşünüldüğünde, hastanın yanında düzenlenen eğlencelerin önemi ve anlamı daha iyi anlaşılmaktadır.

Eski Adiğe ayinleri ve sembolik törenleri arasında dramatize edilmiş bir temsil olan "Ajağafe" keçi dansının önemli bir yeri vardı. Hayvancılık ve tarım takvimine bağlı Adığe ürün ve hasat bayramları totemizm tasavvufuna dayanan Ajağafe oyunları ile süslenirdi.

Şarkı ve huaho'ların başka bir bölümü ise düğün ve evlenme törenleri ile ilgilidir. Bu huaho'ların genellikle gelinler üzerine söğlendiği görülmektedir.

Eski folklora genelde animizm ve sihir-büyü bağlıdır. Dünyadaki eski folklor değerleri aynıdır. Bu nedenlehayvan tipleri, canavar kahramanlar çok ilginç ve çok boldur. Huaho ve şarkılar herzaman yapısal bir gelişme, düzenli bir kompozisyon göstermezler. Ozanca bir işlemde yoktur. İnsan ve hayvan karşılaştırılmaları sonucunda bu şiirlerde ozanca bir usluba rastlanmaz. Ayrıca bu şiirlerde insan unsuru henüz pasiftir. Gücünün farkında değildir. Daha başka bir değimle olaylarda insanoğlu henüz bir eğlem içinde değildir.

Nartlar'la ilgili Adığe Destanları belli bir düzen ve ozanca bir usluba bağlanırken mitoloji ve masal süjelerine ayrılırlar. Bu suje ve motifler destanlarda yeni kahramanlık biçimleri kazanır. Kahramanlık eülemleri insanın emri altına girerler.

M.Ö. I. binin başlarında Meot boylarının sosyo-ekonomik yaşamında ilginç değişimler olmuştur. Artık yeni bir çağa gelinmiştir. Demir kılıç, demir saban, demir balta çağıdır bu çağ. Ekmek üretimi yalnız gereksinme için değil, bunda böyle satmak için de yapılmaktadır. Yayla besiciliği, yılkı atçılığı ve koyunculukta yeni boyutlara ulaşmıştır. Demircilik ve keramik sanatı belli özellikler gösteren ekoller haline gelmiştir. Zanaat gelişmiş, ticaret yeni sahalara yayılmıştır. Bu arada Sind-Meot boylarında etnik konsültasyon (pekişme) oluşmuştur. Bu yeni çağ halk şiirinde ve sanatta yeni bir anlatım biçimi zorlamıştır. Nart destanlarının giderek daha derli toplu bir biçimde söylenmesi için ileriye yönelik ilk atılımları getirmiştir.

Bu toplumsal yaşam biçiminde diğerine geçilirken bu geçitin halk sanatının gelişmesinde önemli bir rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Nart destanlarının doğuşu böyle bir geçiş dönemine rastlamaktadır. Destanlar halkın anonim yapısıdır. A. Maxim Gorki'nin de belirttiği gibi ilk çağların sözlü edebiyatında emekçilerin deneyimleri, düşünce sistemlerinin canlandırılması üslüpları kollektif gücün uyarısıdır. Nart destanları toplumsal gücün uyarısı biçiminde oluşmuştur. Öte yandan bu destanlar halkın kahramanlığıdır. Toplum ilkel kabile yapısı kabuğunu değiştirirken Nartlarla ilgili olarak anlatılanlar evrensel düşünce ve görüşleride yansıtmıştır. Destanlarda halk kendi amacını ve idealini yansıtırken, kendinide betimlemiştir. Sanatsal yansımadaki bulguların, Nart destanlarının çeşitli aşamalarının yansıması olduğu konusunda hemen tüm destan araştırmacılar birleşmektedir. V.I.Abaev, V.P. Semenova, E.I. Kurpanov, Prof. Yinalipa Şalva, Hadağatle Asker, Meremkul Vlademir, Şortan Askerby, vd. araştırmacıların ısrarla belirttikleri bir özellik vardır. "Nart Destanları" nın anlatımlarının temeli net bir biçimde kendi çağının özünü yansıtmaktadır.

Nartlarla ilgili anlatımlarda (Matriarkal) temelden başlayarak, feodalizmin ortaya çıkmasına dek geçen dönemde kalma izleri ve akraba ilişkilerinin anlatılması gibi çeşitli toplumsal biçimler işlenmektedir. Özellikle ataerkil kabile organizasyonu, kendisinden sonraki köleci toplum elementleri ile ve hatta feodalite ile katmerleşiş olarak açıkça canlandırılmıştır. Kabile sisteminde feodalizmin ortaya çıkmasına dek geçen dönem destanlarda açıkça izlenebilir. Destanlarda ne denli anaerkil yaşam izleri görülüyorsada anlatılanlardan çoğu ataerkil (patriarkal) aşama ile ilgilidir. İlkel toplum sisteminin asker yada savaş demokrasisi adını verebileceğimiz ayrışma dönemi net bir biçimde destan textlerinden izlenebilmektedir.

Adiğe halk destanları artık sözlü anlatım çağlarını çok gerilerde bırakmıştır. Bugün artık hiçbir halk anonim destan üretmemektedir. Üretilen bütün halk destanları yazılı edebiyata katılmıştır. Adiğe halk destanlarında Hadağtle Asker, Şortan Askerby, Kardenğwc Zeramuk gibi yetenekli ve özverili araştırmacıların paha biçilmez çalışmaları ile yazılı Kuzey Kafkasya edebiyatının temeli olacak biçimde arşivlere ve kitaplıklara maledilerek yok olmaktan kurtarılmıştır. Bu konuda Karaçay-Çerkesli araştırmacı Meremkul Vladimir'in bir tanımlamasını aktarmadan geçemeyeceğim. "İnsanoğlunun ısınma, aydınlanma için Sosrikuaya borçlu olduğu ateş varyantı, binlerce yılın ötesinde, Abazin halk destanları içindeki Sosrikuanın kişiliğini aydınlatmakta ve tarinin karanlıklarından günümüze getirmektedir". Ben bu tanımlamayı daha da genişleterek şöyle diyorum: "Nart destanları, binlerce yılın katmanları ve karanlıkları ardında kalan Kuzey Kafkasya sözlü edebiyatını, sanatını, folklorunu, geleneğini, kısacası, Kuzey Kafkasyalıların kökleri binlerce yıla uzanan yaşam felsefesini aydınlatarak Sosrikua'nın insanlığa ateş sunması gibi evrensel kültüre ve çağdaş insana sunmaktadır.

Page 1 of 7

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı