Çabuk büyüyordu Sosruko. Yaşıtları daha beşikteydiler. O ise, avluda koşup duruyor, aşık oynamakla vakit geçiriyordu. Döşeği topraktı, yorganı gökyüzü, çakmak taşlarıyla besleniyordu, dağ arılarının balıyla beslenen öteki çocuklar, bu kuvvetli, benzeri görülmemiş sağlam çocuktan korkuyorlardı.

Onu öfkelendirdikleri zaman kıvılcımlar saçıyordu çünkü.

Küçük Sosruko bıkmıştı aşık oynamaktan: Tlepş’in demirhanesine dadandı. Sık, sık Demirciler Tanrısı Tlepş’i ziyaret eder oldu. Günün birinde Tlepş ona: ’’Oğlum çek bakayım şu körüğü’’ dedi. Sosruko bir körükledi, alt üst oldu demir hanenin içi, demirden yapılmış ne varsa havaya uçuverdi. Sadece ağır örs yerinden kımıldamadı.

Tlepş önce ürktü, sonra sevindi. Sosruko’nun gücünü denemeye karar verdi. ‘’Peki, oğlum. Bir de şu benim örsü topraktan çıkarabilecek misin bir bak bakalım?’’ Tlepş'in örsü çok derin çakılmıştı toprağa. Ayağı yedi kat yerin dibindeydi. Onu hiç değilse birazcık kımıldatan ancak «Ben bir Nart’ım» diyebilirdi. Sosruko körpe kollarıyla örse sarıldı; zorladı, zorladı ama örs bana mısın demedi. Tekrar asıldı, oynatamadı. Üçüncü denemesinde de başaramayınca. Tlepş üzgün bir sesle: ‘’Yok, Sosruko görülüyor ki, daha zayıf bir çocuksun. Ananın yanına dönsen. Sıcak ocağın başına otur da çakmak taşı kemir! Nartlara yaraşır büyük işler düşünmek, senin için biraz erken.’’

Eve dönünce, annesi onun keyifsiz ve üzgün olduğunu fark etti. Sosruko annenin sorularına cevap vermeden ocak başına çöktü, bir çakmak taşı alıp kıvılcımlar sıçratarak hırsla kemirmeğe koyuldu. Ertesi gün, sabahın köründe, gizlice, daha Tlepş gelmeden demirhaneye girdi. Koca örse sarıldı asıldı. Örs azıcık kımıldamıştı. ‘’Bugünlük bu kadarı yeter bana’’ dedi. ‘’Gidip biraz serinlemeli.’’ Aşağı, nehir boyunca indi. Yattı buzun üzerine, buz eridi, çünkü yaptığı işten, çelik vücudu ateş gibi olmuştu. Buzlar çözülünce, nehir, kış manzarası içinde, ilk bahardaki gibi gürül, gürül akmağa başladı.

Sosruko, ertesi sabah daha Tlepş gelmeden yeniden demirhaneye gitti. Yeniden sarıldı koca örse. Çekti, yedi kat yerin dibinden söktü, çıkardı. Demirhanenin kapısının önüne fırlatıp döndü evine. Tlepş demirhaneye girmek isteyince giriş yolunu tıkalı buldu, çünkü örs vardı orada. Nart ülkesinin en güçlüleri onu ancak biraz oynatabilirdi. Fakat böyle kaldırmağa Tlepş bile gücü yetmezdi. Örs demirhane kapısı önünde ayağı yedi kat yerin tozu ile kaplı devrilmiş duruyordu. Tlepş, ‘’benzeri görülmemiş bir insan gelmiş yeryüzüne. Bu güçte bir insanı dünya hiç görmemiştim. Ey, Yaşama Tanrısı Psatha, bu insan iyiliğin dostu bir yiğit olsun, kötülük elçisi olmasın! Onun hayatının başlangıcı, bütün kötü insanların sonu olsun!’’

Bu sırada demirhaneye üç Nart yaklaşmıştı. Kardeşti bunlar. ‘’Ömrün ateş gibi sürekli olsun!’’ diye; Demirciler Tanrısı Tlepş'i selamladılar. ‘’Ben de sizin için ayni şeyi dilerim’’ diye selama karşılık verdi Tlepş.

‘’Aramızda bir sorun var, yargıyı sen ver Tlepş’’ diye kardeşlerin en yaşlısı söze başladı. ‘’Bizler aynı günde doğmuşuz. Sabah ben, ortancamız öğle, en küçüğümüz de akşam. Kalkmış; kardeş, kardeş dağda ot biçiyorduk. Fakat hep küçüğümüz geçiyordu bizi ot biçmekte, bizimle aynı hizada başlıyordu, iki üç kere salladı mı tırpanı bizi iyice geçiyordu. Onu arkamızda başlatıyorduk, bir de ne görelim beş altı sallayışta bize yetişmemiş mi? Kaçıştık önünden, olur ya bizi de biçiverirdi. ‘En küçüğümüz amma da yamanmış ha’ dedik kendi aramızda dedik ya gene de ağrımıza gitti. Benim de ortancanın da’’.

’’Nasıl ağrıma gitmez’’ diye ortanca sözü aldı. ‘’Tutsun en küçük kardeş büyüklerini yensin. Müsaadenle, Tlepş, bak bir öğle vakti ne oldu anlatayım. Tırpanları toprağa sokmuştuk sapına değin. Oturmuş öğle yemeğini yiyorduk. Bir de baktık ki en küçüğümüzün tırpanı işe koyulmuş, biçer de biçer, yoluna bir ağaç mı çıkmış biçiyor, bir taşla mı karşılaşmış, onu da bölüyor ikiye.’’

Tlepş, ‘’desenize marifet ondaymış. kardeşinizde değil.’’

’’Hayır marifet bende değil’’ diye kardeşlerin küçüğü onadı, ‘’işte bu yüzden bu güçlü tırpandan iyi bir kılıç dövdürmek istiyoruz. Yalnız anlaşamadığımız bir şey var. Hangimizin alacak bu kılıç? Benim hakkım değil mi Tlepş?’’

Tlepş, sesini çıkarmadan tırpanı aldı, hemen kimin elinden çıktığını anladı. Debec, ustası ve Nartların ilk demircisi bu tırpanı Bereket Tanrısı Thagoleç için yapmıştı. Tlepş bu tırpan için kardeşlerin kavgaya tutuşacaklarını pek iyi anlıyordu. Üç Nart’a dedi ki: ‘’Elbette bu tırpan ve sizin için yapacağım bir kılıç yüzünden tartışırsınız. Tartışmanın sonu dövüştür. Dövüş düşmanlığa götürür. Düşmanlıksa insanlığı boğar, yok eder. Bu tırpan size babanızdan kaldı. Üzerinde hepinizin eşit hakkı var. Bakın, ne düşündüm. Demirhanenin kapısı önündeki örsü görüyor musunuz? Yolumu kapıyor. Yerine götürmek, yine eskisi gibi derin çakmak gerek. Kim yaparsa bunu, tırpandan döveceğim kılıç onun olur. Kabul mu?’’ ’’Kabul’’ diye yanıtladılar. ‘’Kabulse koyulun işe’’ diye kükredi Tlepş, «En büyüğünüz başlasın!’’

Kardeşlerin en yaşlısı örsü kavradı, ancak yerinden oynatamadı. Tekrar asıldı, nafile. Üçüncüsünde başaramadı. Sonra ortanca kardeş geldi örsün başına. Asıldı. Kımıldamadı bile örs. Yine çekti. Olmadı, üçüncüsünde birazcık kımıldadı. Sonunda en küçük kardeş geldi, bir kez çekti örsü. Kımıldatamadı. Yeniden denedi birazcık kaldırabildi. Üçüncü kez şöyle bir adım kadar sürükledi. Ancak örsü düşürdü, kendisi de üstüne kapaklandı. ‘’Sende örsümü kaldıracak güçte değilsin’’ dedi Tlepş ‘’Kılıç üzerinde hakkınızı yitirdiniz kardeşler’’ Biz gücümüzün yettiğini yaptık, diye cevap verdi üç kardeşler. ‘’Fakat bir Nart’ın sözü çelikten sağlamdır. İraden önünde saygıyla eğiliriz Tlepş. Demek içimizden hiç biri iyi bir kılıca layık değil.’’

Bu sırada demirhaneye Sosruko yaklaştı. Uzun zamandan beri öteden üç kardeşin boşuna uğraşmalarını seyretmişti. Geldi. Demirciler Tanrısı’na yakardı: ‘’Bırak bir de ben deneyim gücümü, Tlepş’’

Kardeşlerin en yaşlısı Tlepş'ten önce atıldı, bağırarak: ‘’Deneyecek ne işin varmış burada? Git ananın sütünü iç sen!’’ Orta kardeş de söze katıldı ‘’Amma da büyük görüyorsun kendini bacaksız. Yaşın başın ne? Hadi dön evine!’’. En küçük kardeş kahkahayı bastı: ‘’Hah hah hah! Sen daha yumurtadan yeni çıktın, hadi git gücünü Mejace’de (1) (yemekte) dene!’’

Bu sözlere fena kızdı Sosruko, örse koştu, tutup kaldırıverdi havaya. Eski yerine götürüp çaktı toprağa. Öyle, hızlı soktu ki, örsün ayağı yedi kat yerin dibini geçti, dokuzuncu katta durdu. Sonra üç kardeşlere bakmaya bile tenezzül etmeden eve annesinin yanına gitti.

’’Vay bacaksız vay’’ diye hayretler içinde kalmışlardı kardeşler. Nartların Chasesinde gördükleri bu mucizeyi anlatacaklarına yemin ettiler. Onların bu yemini Tlepş'in hoşuna gitti, dedi ki ‘’Nart kardeşler; bu mucizenin şerefine, iyi çelikten hepinize birer kılıç döveceğim, fakat Bereket Tanrısı için yapılmış Dabec'in tırpanından döveceğim kılıcı. Nartlardan buna en layık olan alacaktır. Yarın sabah içinizden demirhaneye en erken kim gelirse ilkin o alacak kılıcını. Anlaşıldı mı?’’ Kardeşler sevinçle cevap verdiler: ‘’Anlaşıldı Bilge Tlepş’’. Atlarına atlayıp yeni yiğit Sosruko'nun gücünü anlatmak için dolu dizgin Nartların Chasesine yöneldiler.

Tlepş; en iyi çelikten, hemen kılıç yapmağa koyuldu. Üç gün içinde üç kılıç yaptı, her birini bir kardeşe verdi. Sonra dokuz gün, dokuz gece demirhanesinden çıkmadı. Dokuz gün, dokuz gece Bereket Tanrısı’nın tırpanından bir kılıç doğdu. Kılıç tamamlanınca, demirhanede duvara astı.

Sosruko eninde keyifsiz, keyifsiz ocak başında oturuyor, can sıkıntısından için içini yiyordu. Sataney: ‘Oğlum’’ dedi, derdini paylaşmak için «Niye üzgünsün böyle’?’’ Sosruko: ‘’Üzülmek için ne gerekirse hepsi benim başımda’’ diye cevap verdi. ‘’Ne arkadaşım var benim, ne de yararlı bir şey yapıyorum. Boyuna ocak başında oturuyor, gözlerimi küle dikmiş bakıp duruyorum. Yaptığı işler için doğrusu şu bizim köpeği bile kıskanıyorum. Hiç olmazsa yabancı sokmuyor avluya, her geçen atlıya havlıyor. Şurada burada oturuyorum bense, iyi şeyler yapmak için gereken hiç bir şeyim yok.’’ Sataney haykırdı: ‘’Biricik yavrum, bir gün insan oğullarından kimsenin gücü benzemeyecek seninkine. Sen daha gençsin, düşman edinmen için biraz erken, gerçek bir dost bulacak çapta da değilsin şimdilik. Hem bir arkadaş nerden bulayım ben sana? Yetişkin hep bütün Nartlar, dengin yok ki aralarında. Yaşıtlarınsa daha beşikte yatıyorlar.’’

‘’Anneciğim’’ diye konuştu Sosruko «sadece bir arkadaş değil benim istediğim. Nart çocuklarından da bir şey istemiyorum. Savaşta gevşemeyen, hızlı konuşmaktan yılmayan dostlar gerek bana.’’

Anlamıştı Sataney, Sosruko'nun sözlerini. Doğru Tlepş'e gitti. Demirciler Tanrısına yalvardı, yakardı: ‘’Rahat vermiyor bana oğlum. Dünyayı dolaşmak, bütün Nart ülkesinin kıyısını bilmek isteği ile yanıp tutuşuyor. Bir atla bir kılıç diledi benden. Öğüt ver bana Tlepş. Ne yapayım ben şimdi? Korkarım ki, oğlum henüz pek genç. Gücü yetmez daha.’’

Tlepş alevlerin şavkı ile ışıltılı yüzünü Sataney’e çevirdi, gök gürültüsünü andıran sesi ile konuştu: ‘’Yanılıyorsun Sataney, gerçek gücüne erişti gayri oğlun. Yüzüne baksan daha çocuk ama ruhu ile tam olgun bir adam. Nart ülkesini tanımaksa isteği; güzel, koyulsun yola. Bir kılıç gerekiyorsa; gönder oğlunu bana!’’

Sosruko; sevinçten uçarak demirhaneye gelince, Tlepş sordu ona: ‘’Nasıl bir kılıç gerek sana?’’, ‘’Ne çok uzun olmalı. Ne çok kısa. Yakındaki düşmanı rahatça vurmalı, uzaktaki düşmana korku salmalı.’’ O zaman Tlepş; Bereket Tanrısı’nın tırpanından dövdüğü kılıcı aldı duvardan, Sosruko'ya uzattı ve dedi ki ‘’Nart ülkesinde bu kılıcı taşımaya layık yalnız sensin. Ünle, onurla taşı onu!’’

Sosruko sevinçle bağırdı: ‘’Ömrün uzun olsun Tlepş, ant içerim şimdi sana, tırpandan dövdüğün bu kılıcı lekelemeyeceğim.’’ Tlepş mutlu oldu; ‘’Ne lazım daha sana? Başka var mı dileğin?’’, ‘’Bir de atım olmalıydı, Tlepş!’’, ‘’Öyleyse dinle: Sataney'in iyi bir atı vardır. Söyle annene tüm iyilikler onunladır. O zaman verir atı sana.’’

Belinde Tlepş'in kılıcı, eve koştu Sosruko. Sataney onu böyle Tlepş'in kılıcı ile görünce yumuşak, üzgün bir sesle: ‘’Ne istediğini biliyorum oğlum. Tlepş, soylu kılıcı sana lâyık gördüyse, ben de seni bir attan yoksun etmem. Gel benimle!’’ dedi.

Sosruko'yu karanlık bir geçitten bir mağaranın önüne götürdü. Mağaranın deliği koskoca bir kaya ile kapanmıştı. Abramıve bir taştı bu. Sataney: ‘’Sosruko, gözümün nuru’’ dedi. ‘’Bu taşı çekebilir, içeri girersen, bir at bulacaksın orada. Üstüne binmeyi de başarırsan at senindir artık.’’ Genç çocuk bir itişle Abramıve taşı kenara fırlatıverdi, girdi mağaraya. Atın öfkeli kişnemeleri onu bir an için sanki sağır etmişti. Çakmak taşı kaplı yeri eşmesinden çıkan kıvılcımlar sanki kör etmişti. Dağlar yıkılıyor, dünya zangır zangır titriyordu sanki. Nart töresine göre Sosruko atın soluna yanaştı. Şaha kalktı at, genci bir
vuruşta ezip öldürmek istedi. Sosruko bu kez sağdan denedi. At yine üstüne bindirmedi. O zaman Sataney fısıldadı, ‘’Sosruko. Gözümün nuru! Seni yetişkin bir erkek bulmadığı için istemiyor’’. Sosruko bu sözleri işitir işitmez, yüreği öfke ile doldu. Çılgın gibi atın yanına gitti, bir sıçrayışta atladı üstüne, yelelerini tutup haykırdı.’’ Koruyun kendinizi Ciğitler (2).’’ Sonra yıldırım gibi geçide dalıp uzaklaştı oradan.

’’Ah başıma gelenler’’ diye dövündü zavallı Sataney. ‘’At öldürecek oğulcuğumu.’’ Fakat Sataney oğlunun arkasından bakana dek, at çoktan bir yıldız gibi göğe çıkmıştı bile, bir yıldız gibi bulutlar içinde kaybolmuştu. Orada gök kubbenin üstünde at, binicisini atmayı düşündü. Düşsün de yere, paramparça olsun! Neler yapmadı bunun için at. Şahlara mı kalkmadı, yıldırım gibi derinlere mi dalmadı. Fakat Sosruko sımsıkı tutuyordu yelesinden, düşmüyordu. At yükseldi, olmadı, aşağı indi, olmadı. Sonunda çok çok yukarılardan, yedi denizin sularının kavuştuğu bir yerde okyanusa daldı. Korkunç akıntılar, küçük binicisini sırtından sürükler sanmıştı. Fakat nerede, Sosruko sımsıkı tutuyordu yelesini, düşmüyordu. O zaman sarp yamaçlara, dik kayalara vurdu, kara yarlardan geçti fırtına azısı. Ancak kırlangıçlara yol veren yüzük kadar bir dağ geçidinde, şimdi düşer artık binici diye düşündü. Fakat nerde? Oğlancık sımsıkı tutuyordu yelesini, düşmüyordu. Yedi gün, yedi gece sürdü bu korkunç koşu. Sonunda at yoruldu. O zaman Sosruko haykırdı: ‘’Ee? Ne duruyorsun? Kımılda biraz! Senin yapacak bir şeyin yok, benimse şimdi geldi hevesim’’. Atın binicisini dinleyecek hali yoktu. Soluk soluğa durdu, kaldı. Burun deliklerinden çıkan duman sis gibi çalılara iniyordu.

Sosruko çalılardan dallar kesti. Parçaladı atın sırtında. At ‘’Hayvanların Tanrısı Amış adına yemin ederim ki, sen gerçek bir Nart kaldıkça ben de senin sadık atın olacağım’’ diye konuştu. Sosruko: ‘’Öyleyse, yürü bakalım!’’ diye buyurdu ve böylece eve döndüler. Genç biniciye karşıcı çıktı Sataney. Gözlerinden sevinç yaşları akıyordu. «Oğlum benim, gözümün nuru!» diye bağırdı. ‘’Ben çoktan yasını tutmuştum senin.’’

Sosruko indi. Atı bağladı bir kazığa. Annesine döndü: «Anne, bırak ağlama! Yolluk hazırla bana. Öyle pek ağır olmasın. Fakat uzun süre yetsin. Zaman geldi artık. İnsanları tanımak için gurbete çıkacağım.’’

Sosruko böyle konuştu işte. Sataney’in mutluluktan ışıldı gözleri, gururla oğluna baktı.

Çeviri: Kundeyt Şurdum

Sosrukonun Doğuşu 1

Aralık 08, 2018

Bir gün, ince kaşlı Setenay dere kıyısında çamaşır yıkıyordu. Hep gelirdi buraya; gelir de yiğitlerin savaş zırhlarını temizlerdi. O gün, Nart köyünün çobanı derenin öbür kıyısında inekleri yaymış otlatıyordu. Çoban, Setenay'i gördü, donmuş gibi kalakaldı. Kendine gelince dere boyuna koştu.

Son Savaş

Aralık 08, 2018

İnsanlarla bir türlü baş edemediler tanrılar. Yok edemediler yiğit Nart halkını, Ne açlıkla, ne soğukla ne de vebayla. Püskürttüler Jedler’i, Dawegler’i Nartlar.

Baş başa bırakarak utançlarıyla. Tanrıların intikamından korktukları yoktu. Uzun zamandır ortalıkta görünmüyorlardı. Sanki hiç var olmamış, yaşamamışlar gibi.

Nıhasta toplanan Nartlar bir gün Aralarında şu karara vardılar birlikte: “Jedler, Dawegler bizlere düşman. Yiğitliğimize duydukları kıskançlık için için kemiriyor, yiyip bitiriyor onları. Tanrı ise göklerde en önde gelen varlık. Jedler’in kötü oyunlarını hoş görüyor. Onların ebedi dostu, koruyucusu.

Birinci düşman görelim bizde tanrıyı.Savaşta onu yenemeyeceğimize göre Sürelim gökler ötesine en iyisi, Oklar fırlatmaya başlayarak yeniden. Rahat, huzur vermeyecek hiçbir zaman. Nart halkını lanetleyecek sonsuza dek.” Jedler bunu öğrenince, endişeyle yeniden tanrıya çıktılar Dawegler’le birlikte. Tanrı bozgundan haberi olduğu halde, yinede Kurnazca meleklere şöyle sordu: “Sizi ne endişelendirmiş, anlatın hadi!” Eşikte bağrıştılar bir ağızdan dehşetle: “Ah, endişe duymamamız elde mi? Görüyorsun, geriye döndük utançla. Ordumuzu bozguna uğrattı savaşta Nartlar. Sadık Jedler’den çoğu ölüp gittiler. Adımız lekelendi bu kara günde. Seni de ilgilendiriyor bu düştüğümüz durum.”

Her şeye hükmeden tanrı kara öfkeyle güzel kırlangıcı çağırıp emrini bildirdi: “Uç kırlangıç Nart köyüne beklemeden!Öfke dolu gözü kara halkına duyur; Tanrı acımasızca cezalandıracak Nartlar’ı

Yeryüzünün evlatları, vicdan nedir unuttular. Ölüme mahkûm ettiler Jedler’i,Dawegler’i.
Nartlar’ın gözünden düştü tanrının kendiside.” Yeryüzüne uçtu kırlangıç Nart köyüne doğru. Damların üstünde belirip kayboluyordu kanatları.

Nartlar nıhasta toplanmışlardı bu sırada. Tanrını duyurusunu onlara bildirdi.
Dinledikten sonra bu sözleri büyük bir sabırla, Şöyle dediler bir ağızdan gerçeği gizlemeden: “Seni gönderene, tanrıya şu sözleri aktar! Biz kararımızda ısrarlıyız, dönmemiz mümkün değil. Seni tanımak istemiyoruz bundan böyle. En zor günümüzde yardım etmedin bize. Her zaman düşmanlarımızdan yana oldun üstelik.
Yenilmez Yüce Batraz’dan yoksun bıraktın bizleri. Ordular gönderdin Nart topraklarına
Kahraman halkımızı yok etmek için. Neden veba illetini üzerimize saldın? Rezilliğimizi görmek istedin niçin? Bereketli ekin tarlaları engel mi olmuştu sana?
Usandırmış mıydı seni mutlu Nart halkı? Aşağılanmak istemiyoruz hiçbir biçimde.
Seni saymıyoruz artık, kararımız kesin. Duaları, yakarıları çoktan bıraktık. Sırtımızı sana döndük böyle bilesin! Seninle eşit gibi konuşuyoruz şimdi, Açık bir savaşa çağırıyoruz seni!”

Narlar’ın yanıtını dinledikten sonra kırlangıç

Biranda gökyüzüne havalandı gerisingeri. Tanrının önüne çıkıp, olanları anlattığında
Bir ok saplanmıştı adeta tanrının evine. Öfkeden çılgına döndü tanrı Kırlangıcı Nartlar’a gönderdi yeniden: “Sor Nartlar, yanıt versinler hemen! Kabilelerinin kökünü mü kazıyayım tümden? Ya da dirençleri bütün bütüne kırıp Perişan bir kuşak mı bırakayım geleceğe? Hemen seçimini yapsın düşmanlarım!” Kırlangıç yeryüzüne uçtu zaman geçirmeden,

Tanrının sözlerini Nartlar’a aktardı. Kırlangıca şu sözleri söylediler gülerek:
“Seni gönderene uç yeniden! şu yanıtımızı aktar çekinmeden:
“Köle olarak utanç içinde yaşamaktansa, Hep birlikte ölmek daha iyi, kararımızı verdik.
Biz Nartlar onurumuzu çiğnetmeyiz. İstemeyiz asla zavallı, perişan bir kuşak, Teke tek savaşa hazırız gitmeye”

Yeniden tanrının yanına vardı kırlangıç.Nartlar’ın sözünü bir bir aktardı. Tanrı söyledi: “Ey kırlangıç uç geriye, Tanrının unuttuıu Nartlar’a son kez! Devrisi gün şafak söker sökmez dağa, Waza’ya çıkılacak tanrı buyruğuna göre Herkes küçükten en büyüğüne kadar silahlarıyla. Ben de ordumla geleceğim sabahleyin erken.

Korkunç, kesin savaşı başlatacağız hemen” Nartlar da korkusuz yola hazırlandılar.
Tanrıyla savaşa hazırdılar hepsi. İşte yüce Waza dağının doruklarına Göğün masmavi örtüsü altında Savaş düzenine geçmişlerdi birlikler Büyük bir suskunluk içinde çadırları açarak.

Herkes bekliyordu tanrının gelmesini Ve ansızın dağa baş kaldırdı korkunç;
Bir kasırga koptu yerle bir eden. Şimşekler çakıyordu çekiç gibi Koca kayalar yerlerinden kopuyor, Ağaçlar devriliyordu kökleriyle birlikte, Nart ordusu korkusuzca dikilmiş, Öfkeyle ve sabırla tanrıyı bekliyordu. Gökyüzü zinciri apansızın gürledi Bulutlar altından uçan Jed sürüsü. Aleve boıdular Nart toprağını boydan boya.
Nartlar da oklarına davrandıkları gibi Ok yağmuruna tuttular gökyüzünü. Bilenmiş oklar hedeflerini bulmuştu. Göklerde azalmıştı Jed sürüsü.

Melekler endişeye kapılarak yine Kaçmışlardı korku içinde tanrının yanına. Tanrının öfkesi geçmemişti hala. Bir kuşku çökmüştü her nasılsa içine. Nartlar’ı yenebilecek miydi gücüyle? İstediği gibi gerçekleşecek miydi savaşın sonu? Fakat kin katılaştırmıştı tanrıyı.
Bu kez iki kat güç gönderdi yeryüzüne. Tüm tarlalar ateşle yandı, kavruldu. Nartlar vuruştular gün bitimine dek. Dağlar sarsılıyor, bulutlar dağılıyordu.
Geçilmezi sık ormanı terk etmişlerdi. Vahşi hayvanlar, kuş sürüleri
Her yan yanıyordu korkunç alevlerle.

Sırdon şu öğüdü vermişti savaş sırasında: “Dağlara çekilmemiz gerek, kahramanlar;
Saklanabiliriz ancak derin boğazlarda Göğün gazabından, ölümcül oklardan” Sürdüre sürdüre büyük savaşı bir yandan Dağlara çekildiler Nartlar yığınlarla. Bir yıl kadar dolaştılar dağların arasında. Bir araya gelerek sonra şu sözleri ettiler: “Ne mi yapacağız bundan sonra gururlu Nartlar? Tanrıyla savaşa giriştiğimiz zaman Onurlu sona çoktan karar vermiştik zaten. Köle olarak yaşamak ve bu utanca katlanmaktansa

Şanlı biçimde ölelim daha iyi”
Sonları böyle oldu yürekli Nartlar’ın.
Dünya dönüp durdukça hatırlanacak hep
O cesur, onurlu insanların kahramanlıkları.

I

Tlepş Nartların ilk demircisiydi.

Demiri ısıtıp tavına getirdiğinde bir eliyle ateşten çıkarır, diğer elinin yumruğuyla da döverdi. Böyle çalışıp dururdu. Gün geldi oğlunu evlendirdi. Gelininin gösterdiği örneklerden yararlanarak, bir maşa ile bir çekiç yaptı. Bunlarla çalışmaya başladı.

Bir gün Habaş ile Beşıko, iş siparişi vermek için Tlepş’ın yanına geldiler.

- Tlepş, dediler. Bize bir kılıçla bir mızrak yap ama üzerlerine kum serpmeden yap bunları. Kılıç vurduğunu kesen, mızrak da her şeyi delip geçen cinsinden olsun. Ancak yineliyoruz, katiyen kum dökmeyeceksin bunları yaparken. Yoksa bozuşuruz. Bunları yarın gözümüzün önünde yapmanı istiyoruz. Bunları söyleyip gittiler.

Kum dökmeden ham demiri nasıl sertleştireceğini bilmiyordu. Bu nedenle ne yapacağını bilmeden düşünüp duruyordu Tlepş.

Kayınpederinin (пщы) bu endişeli halini gelini fark etti.
- Ne diye kayınpederim (sipş) böylesine üzgün, diye sordurdu.

Olup biteni gelinine ilettirdi.
- Beni yanına aldırsın öyleyse, dedi gelin. Körük çekmeye yanına geleceğim.
- Olur, dedi Tlepş de.

Ertesi gün Habaş ile Meşıko geldiler. Tlepş de çalışmaya başladı. Gelini de körüğü çekiyordu. O dönemdeki körüklerin, hava alması için üst tarafında delik bulunurdu.

Ocaktaki demir ısınıp kıvılcımlar saçmaya başlayınca, kol yenine kum doldurmuş olan gelinine:
- Hadi, hadi, gelinim! dedi Tlepş.

Gelin kol yenindeki kumu körüğün içine boşalttı, hava ile birlikte demirin üzerine görünmeksizin yayılıvermişti kum.

Demir kızıllıktan beyaza dönüşünce, Tlepş demiri hemen örsün üzerine getirip kılıcı yaptı. Ardından mızrağı da tamamladı.
- Usta, bunun pek işe yarayacak gibi bir görüntüsü yok, dedi kılıcı ısmarlayan.
- Ver bana, diyerek kılıcı aldı Tlepş, kılıcın keskin tarafı ile örse bir vurdu, örs ikiye ayrıldı. Bunun üzerine:
- Ne kadar da usta demirci! dedi Beşıko.


II

Tlepş ile Hudımıj (Хъудымыжъ) Nartların en usta demircileri idiler. Hudımıj’ın atölyesi Kurğo Bjape (Кургъо бжъапэ) tepesinde, Tlepş’ın atölyesi de şimdiki Yegerukay (Еджэрыкъуай) köyünün bulunduğu yerin yakınındaki “Ğuç’ıps’ıy Oşha” (Гъучlыпцlый lуашъхьэ) tepesindeydi.

İki demircinin beraber kullandıkları ortak bir çekici vardı. Nart Tlepş ocağının başında körük çekip demirini ısıtırken çekici Hudımıj’a atar, Hudımıj çalışırken, Tepş de demirini ısıtmış olurdu. Bu arada demiri soğuyan Hudımıj da “jüjüjü” sesleri yayan koca çekici Tlepş’e fırlatırdı.

İki demirci böyle çalışıyorlardı ama bir gün Tlepş çekici atmadı. O güne değin Tlepş öyle bir şey yapmamıştı.

Hudımıj kaygılandı: “Olmaz böyle şey, başına bir şey gelmiş olmalı, varıp bir bakayım”, dedi ve Tlepş’ın evine gitti. Bahçeye girip seslendi:
- Tlepş evde mi?
- Değil, dediler.
- Nerede öyleyse?
- Yınıjlar (devler) şölene çağırdılar onu. Orada olmalı, dediler.
- Peki yınıjların yerini kim biliyor?
- Ben biliyorum, -dedi bir çocuk.
- O halde beni oraya götürür müsün yavrum, dedi Hudımıj da.
- Tabii götürürüm, baba, diyerek öne düştü çocuk. Yınıjların evine vardılar. Yınıjların yeme içme şöleni sürüyordu.

Hemen karşılayıp buyur ettiler gelenleri. Yaşlı Hudımıj ünlü bir demirci de olduğundan büyük bir saygıyla başköşeye götürüldü ve Tlepş’ın yanına oturtuldu.

Yeme içme bitince sıra oyunlara geldi.
- Nart Hudımıj, herkes oyununu görmek istiyor, diyerek hatiyak’o (хьатияк1о;şölenin yöneticisi) kendisini çağırdı.
- Olur, oynayayım, dedi Hudımıj. Ancak çok hafifim, omzuma bir ağırlık bastırmadan olmaz bu iş.

Nart Hudımıj topluluktan ayrıldı, onarım için birinin getirdiği ve atölye kapısında duran dört çift öküz koşulu bir sapanı atölyenin içine aldı, kapıyı kapattı. Omzunda bir yük olmadan oynayacak olursa, bir kazaya yol açmasından çekindiği için, sekiz öküz koşulu sapanla birlikte demirci atölyesini, olduğu gibi omzuna alıp oyun yerine döndü, elbisesiz ya da ayakkabısız oynayacağından daha iyi bir biçimde oynamaya başladı. Yınıjların şaşkın bakışları altında Hudımıj, oynadığı yeri oluklu bir daire biçiminde göğsüne değin oymuştu.
- Çok güzel, çok güzel! Sen kazandın Hudımıj, sağol, diyerek hatiyak’o kendisini durdurdu.

Hudımıj, hiçbir şeyi bozmadan demir atölyeyi yerine götürdü, kapısını açıp sekiz öküz koşulu sapanı dışarı çıkardı.

Nart Hudımıj’ın daireler çizerek oynadığı yer, önceleri köy kıyısında idi, şimdiyse Kunçıkohabl (Къунчыкъохьабл) köyünün orta yerinde bulunmaktadır. Ortası tümsek, tümseğin kenarları ise çukur biçimindedir, gidenler görebilirler. Buraya hala “Nart Hudımıj’ın Oyun Yeri” derler.

NOT: Bu Bjedugh teksti 1887’de Adigey’in Askalay köyünde doğan usta öykü anlatıcısı ve demirci İsmail Beretar tarafından, 23 Kasım 1951’de Asker Hadeğal’a yazdırıldı

İsmail Beretar

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Nart yiğitlerinden Nemırıfo, Abın ırmağı vadisinde yaşıyordu. Bir delikanlı eş aramak amacıyla komşu bir köye gidip bir kızla görüşmüştü. Kız, "Şu gün gelirsen sana kaçarım", diye delikanlıya gün vermişti.

Geleneğe göre, başlık (уасэ/vase) ödemeden kız alınamazdı. Delikanlının ise başlık verecek yeterli bir varlığı yoktu, kızı kaçırması gerekiyordu. Bu bakımdan kendisinden daha yaşlıca da olsa Nemırıfo'ya başvurma gereği duydu:

- Senin karşına böyle çıkmayı hiç istemezdim ama bu işimi halletmem için senin de benimle birlikte gelmen gerekiyor ve bana yardım edersen çok sevinirim, dedi.

Delikanlı iyi çocuktu, bu nedenle onu kıramadı Nemırıfo.

Gün geldiğinde, genç arkadaşlarına ve Nemırıfo'ya haber saldı delikanlı, hep beraber kızı almaya gittiler. Kız, gece sessizce evinden dışarı çıktı ve yanlarına geldi. Bu gibi durumlarda kız, arabayla değil, at sırtında götürülürdü. Dönüş yolunda, gençlerin kendi aralarında şakalaşmaları ve daha rahat olmaları için Nemırıfo onları biraz geriden izliyordu. İki köy arasında bulunan mezarlığa ulaştıklarında, gençler bir duraksadılar.

Geceleri o mezarlığın içinden geçen yolu izlemekten kaçınırlardı. Bu nedenle birbirlerine sordular:

- Uzun olan dolambaçlı yoldan mı, yoksa mezarlıktan geçen kısa yoldan mı gidelim, diye.

- Mezarlık içinden gitmeyelim, yanımızda kadın var, dedi bazıları, bazıları da buna karşı çıktı. Tartışıp dururlarken, arkadan Nemırıfo da yetişti. Kaçırılan kız:

- Şıhançerıye yanınızdaysa, korkmam, isterseniz kısa yoldan da gidebilirsiniz, dedi.

- Ne duyarsanız duyun, ne görürseniz görün, aldırmayın ve duraklamayın, yolunuza devam edin ve mezarlığı geçip gidin, diyerek Nemırıfo, çocukları yola çıkardı. Kendisi de biraz geride kaldı. Atlı grubu sessizce mezarlığı geçti.

Mezarlığın yarısına gelmişlerdi ki, Nemırıfo korkunç bir bağırtı sesi duydu. Sesin geldiği yöne baktığında, bir ot yığını yüksekliğinde ve sallana sallana gelen bir karaltıyı gördü. Durdu ve bu gelenin kendisine yetişmesini bekledi.

At sırtında olduğu halde gelen şeyin kendisinden de daha yüksek olduğunu gördü. Eğerinin üzengileri üzerinde bir dikilip gelene bir kılıç darbesi indirdi. İlk yağmurun atların ayak seslerini yumuşatışı sırasında görüldüğü gibi, yaralıdan boşanan kan yerleri ıslatıp yumuşacık hale getirmişti. Bir tek vuruşla bu gelen şey, her ne ise sessizce yere yığılıp kalmıştı.

Sabahleyin yaşlılar yanına gelip Nemırıfo’ya sordular.

- Dün gece gençler eski mezarlıkta bir bağırtı sesi duyduklarını, ama ne olduğunu bir türlü anlayamadıklarını söylüyorlar, diyerek sordular ve Nemırıfo'nun yanıtını merakla beklediler.

- Neye vurduğumu bilmiyorum, ama her neyse bu vurduğum yaratıktan çok kan akmış olmalı, dedi.

Yaşlılar mezarlığa gittiler. Kan izlerinin bir mezara doğru gittiğini gördüler.

O günden sonra mezarlıktan asla korkutucu bir ses duyulmadı. İnsanlar geceleri de mezarlığın içinden geçebilir oldular.

Ailesi, Nemırıfo’nun kullandığı bu kılıcı kimseye vermemek için ant içti. Çünkü kılıcı yapan usta Tlepş idi. Tlepş Nartların en usta demircisiydi. Kılıç yaptırmak için her gelene:

- Sallamak için mi, saplamak için mi istersin kılıcı, diye sorardı.
- Sallamak için, dendiğinde ucu delik bir kılıç yapardı. Nereyi hedef alırsan al, o kılıç hedefi biçer geçerdi. Nemırıfo da böylesine ucu delik bir kılıçla vurmuştu zaten o yaratığı.

Saplayacak cinsten olan kılıç ise, her şeyi delip geçen ama biçmeyen ve kesmeyen bir kılıç olurdu.

Tlepş’in yapıp verdiği bu kılıç Nemırıfo’yu kurtarmıştı. Üstüne gelenin büyük bir ejderha (блэгъо) olduğu belliydi ve canından olması işten değildi.

(*) Bu Şapsığ-Aguy teksti Kıyıboyu Shapsughya’nın Aguy köyünde, 8 Ekim 1951’de usta öykü anlatıcısı Sepşah Neğuç (Нэгъуцу Сэпшахь) tarafından Asker Hadeğal’a yazdırıldı). -HCY

Sepşah Neğuç

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı