İnsan ateşi hangi itici güçle elde etti? Daha çok hangi gereksinimle baş vurdu ona? Önce soğuktan korunmak ve yaban hayvanlarının saldırısından kurtulmak için başvurdu ona insan. Ateşi, “aletlerin aleti” ve “silahların silahı” olarak kullandı.

Julius Lippert ateşin insanlık tarihinde iki yönünün olduğunu söylüyor:“Biri teknik, öbürü toplumsal.” Ve devamla “ah doğanın eşsiz parçası, sana yok edici mi yoksa yaratıcı mı demeli” diye soruyor.

İkisine de doğru demek lazım.

Ama ateşe konuş, küle ağla işte...

Ana klan dizgelerinden günümüze ulaşan söylencelerde, hem yaratmış hem de yok etmişti ateş.

Tarihte birazda ateşi ele geçirmekle insan, insan olmuştu.

Mitolojide ateşin saklanması korunması oradan oraya taşınması kadınlara aitti. Kadınlar bir iş, bir uğraş sonucu bulmuşlardı ateşi. Erkekler çalmış, vurmuş, kırmış zorla ele geçirmişti onu.

Kadın anaydı ve ateş mitolojide kadının parmak ve tırnak uçlarındaydı.

Adiyuf parmaklarıyla aydınlatmıştı gece karanlıkta eşinin yolunu.

Seri yerlilerinin dilinde “km-kaak”” hem kadın hem ateş anlamında kullanılmaktadır. Yine bu gün Dersim Dımıli dilinde kadın, ana ve ateş yani; Kle, Klam, Kalampo (ana, ateş, alev ) aynı anlamda kullanılmaktadır.

Meksika ata sözü “kadından iyi alev yoktur” der. Kadın, ateş, ışık ve alev aynı anlamda kullanılmıştır. Ve kadınlar ateşi, bir uğraşla elde etmişlerdir.Yeni Gine’de iki sopayı birbirine sürterek ateş çıkartma işlemine “ana ateş doğuruyor” denilir.

Ananın dille, sözle de bir bağı vardır.Anadil bağı. Dili güzelleştiren ve kavratan da anadır, kadındır.Sözle de ana dil anlatılmaktadır. Başlangıçta sözü, dili ve ateşi geliştiren kadındı. Sonra ateşin denetimi erkeklere geçti. Ve Sosrukua devlerden Promete tanrılardan çaldı ateşi. İkisi de erkekti ve onlar tarihte, zorla ya da çalarak ele almışlardı denetimini ateşin.

Sosrukua, yaşadığı dönemin tanığıydı. O ateşi devlerden çaldı. Bir saldırı ya da savunma aracı olarak Tlepş'in yaptığı kılıçla yendi devi. Bin yıllar önce köklü bir direniş geleneği bıraktı Kafkasyalılara. Onda egemen yön kararlılıktı. Ateş, kararlılık oldu elinde onun. Yeninin kültürü, bilincin ve direnişin ifadesi ateş oldu. Bilincin ve kişiliğin derinleşmesine döndü. Yetkinleşen ve derinleşen bilinç, kapılarını başarıya açtı. Sosrukua, başarılı oldu ateşle.

Kuzey Kafkasya köklü bir direniş geleneğini Sosruka’nın ateşiyle kazandı.
Üzerinde yükselen bir direnme kültürüne döndü Kuzeyde. Bu direnme kültürü yarının yeni kültürü oldu.

Yeni kültür köklüydü. Kökleri ateş ve Sosruka'ya dayanıyordu.

Damarlarına indiğimizde, uzak geçmişinde dayanabileceğimiz Adiyuf, Seteney, Tlepş gibi örnek alabileceğimiz kişilikler vardı. Ama Kuzey Kafkasya’nın külleri, korlarını örtmüştü. Bu gün korları örten küllerin ve ezilenlerin, tarihinin en bilinçli, en iyimser kültürüne sahibiz yinede.

 

Ateşe konuş, küle ağla...

Bu yüzden içimizde bir kültür devrimine ihtiyacımız var.

Diaspora edilen halkların düşmanlarından daha etkili düşmanı
karamsarlıktır. Maddi şiddetin yanında manevi şiddettir karamsarlık. Bazen manevi şiddet, maddi şiddetten daha etkili olur.

O kolektif olan değil, içimizdeki bendir. Ben yalandır, yalan ben.

 

Kimliksizdir ikisi de.

Yeni de yalan, yalanda yeni yoktur.

Sosruka ve ateş Kuzeyin yeni kültürüdür.

 

Sosruka'yı Sosruka yapan içindeki bireysel ben çatışmalarından çıkıp toplumsal olana yönelip; fırtınalı, karlı, tipili, günlerde donmakta olan Nartlara sunmasıydı ateşi. Bu Sosruka'nın iradı çabasıydı. Ateşi iradeyle elde etmişti o. Yaşadığı çağın ve yaşadığı coğrafyanın ürünüydü. Ona ilham veren yaşadığı coğrafyaydı. Sosruka bir alt-üst oluş yaşamıştı karlı, tipili Kuzey Kafkasya’da.

 

Tüm ünlü kişilikler alt-üst oluşlarla doğar.

İnsan yaşadığı coğrafyanın ürünüdür. Sosruka Afrika çöllerinde yaşasaydı alt-üst olmazdı ve ateşi çalmazdı. Ateş lazım olmazdı orada ona. Soğukta ödül, sıcakta cezaya dönüşmüş bir alt-üst oluş ateşi çaldırtmıştı ona. Çöl ve ılıman bölgede öncelikli değildi, tipi ve buzda öncelikliydi o. Öyleyse, ılıman bölge Yunanistan'daki Promete'ye değil, buzlu Kafkas dağlarındaki Nartlara gerekliydi ateş. Ve Promete değil Nart Sosruka elde etti ilk ateşi. Soğuk ve tipiyle alt-üst olmuş geçmiş Nart kültürünü, Nart yaşamıyla birleştirdi.

Ünlü bir kişilik olan Nart Sosruka ateşle, ateşten doğdu. Nartların sanatı, dili ve yeni kültürü oldu.

 

Zaten ateşin kendisi bir sanattı. Onu elde eden Sosruka, Nartların damarlarını sanatla yakaladı. Tarihini bilince çıkarttı. Yöresel olanı evrensel olana dönüştürdü Kuzeyin tarzını açığa çıkarttı.

Sosruka Kuzeyin, ateş insanlığın oldu.

Tarih açısından büyük öneme sahipti Sosruka ve ateş!

Ateşi ve Sosruka'yı bilmek yetmiyor. Hangi nedenlerle, hangi zamanda ve hangi sebeple çaldı ateşi, bunu anlamak gerekli.

İnsan sanata çanak ve çömlekle, çanak ve çömleğe ateşle başlamıştı.

Sanatta büyük ve önemli yapıtlar toplumların alt-üst oluşlarıyla ortaya çıkmıştı. Tarihte büyük yapıtlara damgasını vuran büyük sanatçılar bu büyük alt-üst oluşlarla doğdu. Nartlar ve onların kültürü de buzun, soğuğun ve tipinin verdiği alt-üst oluşla ulaştı ateşe. İnsanın elinde bir meşale oldu. Yeni kültüre dönüştü.

Yeni insan ve onun kültürünün yarattığı yeni sanatçılar, aynı zamanda önemli birer düşün ve eylem insanları oldular.

Devlere karşı ilk eylem adamı Nart Sosruka ateşi ele geçirme eylemiyle yeninin sanatı oldu, sanatta ise onun ardılları dünden geldiler bu güne.
Leonardo da Vinci, Albert Dürer, Voltaire, Rousseau, Diderot, Picasso ve daha niceleri...

Hepsi de sanatta birer düşün ve eylem insanlarıydılar.

Leonardo da Vinci, çağının en önemli ressamı, matematikçisi ve mühendisiydi. Voltaire, Rousseau, Diderot gibi tarihsel kişilikler sanatçı, yazar, filozof gibi kimlikler toplumların alt-üst oluşlarında ortaya çıkan ünlü aydınlanmacılardı. Albert Dürer, çok iyi bir heykeltıraş, mimar ve gravürcüydü. Tarih açısından bu önemli kişilikler, toplumsal pratik mücadelelerle bir alt -üst oluş eylemlikleri yaşamıştılar.

Picasso'da, önemli bir yazar, şair, heykeltraş, seramikçi, grafikçi, ressamdı. Sanatın her alanında ölümsüz olanlara imza atmıştı. Picasso'ya göre "sanat bir tür ayaklanmadır".

Ve öyleyse sanat, var olan düzene karşı, onun kullanılması için insanın özgürleşmesidir. Sosruka'da devlerin var olan düzenine karşı ateşi sanatla -savaş sanatıyla- elde etti ve devlere karşı ayaklanarak Nartları soğuğa karşı özgürleştirdi. Picasso'ya göre yine sanat "bir yıkma ve yaratma edimidir." Ateş yaktığı için yıktı ve yok etti. Onun için Julius Lippert “ah doğanın eşsiz parçası sana yok edici mi yoksa yaratıcı mı” demeli demişti. Yeni bu yıkıntının içinden çıktı.

Ve Sosruka:
“Ey ateş, ey aydınlık ve ışık!
Nasılda güçlendi seninle insan!” dedi.
Ve insan sorunlarına kayıtsız kalmadı. Etkin çözüm yöntemleri buldu onunla.
Ateşe konuş küle ağla ama...

Abriskil

Aralık 08, 2018

Yalnız 'Batı'nın Promethesi mi var? Her halkın bir Promethe'si vardır! Çok tanınmasalar da, halklarının tarihindeki yeri Promethe'den geride değildir. Her biri kendince ateşe kavuşturmuştur halkını, kendince yol göstermiştir.

Abrıskil, Kafkas mitolojisinin kahramanlarından biridir. Batı Kafkasya'da yaşayan Abhaz (Abaza) halkına ait bu efsanenin diğer Kafkas halklarında da benzerleri vardır.

Örneğin Adige halkının Promethe'si, Abrıskil'i de Nesren Jake'dir.

Abrıskil, Nesren Jake ya da farklı isimlerde dile gelen ise, Yunan mitolojisinin, Marks'ın deyişiyle "en çilekeş kahramanı" olan Promethe'den aşina olduğumuz Tanrılara başkaldırı ve insanlığın geleceği için her türlü cefayı, eziyeti göze alıp kendinden vazgeçebilme erdemidir.

Abrıskil, Kafkas halklarının özelde Abazaların Promethe'sidir.

Bilinir ama kısaca hatırlatalım; Promethe, mitolojideki Yunan Tanrılarının en büyüğü Zeus'un egemenliğine başkaldırıp onunla savaşmış, o zamana kadar Tanrıların tekelinde bulunan ateşi, yaşadıkları Olimpos Dağı'ndan çalıp insanoğluna vermiştir. Yalnız bu kadar da değil; Promethe o güne dek kimsenin tanımadığı madenleri insanların kullanımına sunmuş, onlara ev, bark, gemi yapmayı, hastalıklarla savaşmak için ilaç kullanmayı öğretmiştir.

Kısacası, Promethe, insanlığı, zalim Tanrı Zeus'un mahkum ettiği karanlık, soğuk ve çaresizlikten kurtarmış, insanlığın kaderini değiştirmiştir. İnsanlık onunla birlikte gücünün farkına varır ve bu durum Zeus'un aczi haline gelir. "Kimse beni dinlemezse eğer, egemenlik elden gider" der Zeus. Promethe'ye tüm hışmıyla saldırması bu korkudandır. Zeus sonunda Promethe'yi tutsak alır ve Kaf Dağı'nda zincire vurdurur. Her gün bir kartal gelip Promethe'nin yüreğini lime lime eder. Ama aynı yürek ertesi gün yine oluşmuştur. Bu sonsuz bir işkencedir ve Promethe tüm bu acılar karşısında "Zeus tahtından inmedikçe benim acılarım dinmez" der. Promethe binyıllardır halkların dilindeyse, bu onun taşıdığı umut ve dirençtendir.

Abhazların Promethe'si Abrıskil'in de sonu, insanlarına adanmış bir yaşamın ardından başkaldırdığı Tanrı Ançûa tarafından Kaf Dağı'nda bir mağaraya zincirlenmek olmuştur.

Halklar farklı coğrafyalarda birbirine benzer efsaneleri yaratıyor ve binyıllar boyu yaşatıyorlarsa, bu çektikleri acıların ve de özlemlerinin birbirine benzemesinden kaynaklanıyor olsa gerek.

Abhaz şair Bagrat Şınkabu, Abrıskil efsanesini derlediği kitabında, Abrıskil'i "politik bir kahraman" olarak tanımlıyor.

Abrıskil, efsaneye göre, bir yaşındayken yedi yaşında, yedi yaşındayken on yedi yaşında gibidir. Korku nedir bilmez, ayağına tetik, gözüpek, yürekli bir yiğittir ve hem akıllı, hem çok güçlüdür.

Abhaz halkı böylesi bir efsane kahramanı yaratmıştır, çünkü efsanede tanımlanan ve Abrıskil'in doğduğu Abhaz yurdu, durmaksızın baskınlara, istilalara ve talana uğramaktadır.

Bu dönemde "eşitlik bozulmuş, hakim güçler ortaya çıkmış, doğaüstü olayların Tanrının eseri olduğuna inanılmış, kötü ve şeytani güçler dış istilalar, içeride uğursuz sülaleler, zararlı otlar türemiştir."

Abrıskil'in politik içeriği, bu koşullarda kişisel hiçbir beklenti taşımaksızın halkı ve yurdu için uğruna giriştiği mücadeleden kaynaklanıyor. Şınkuba'nın ifadesiyle o, "... yurtsever bir halk lideridir. Abhazya'ya sevdalıdır. Onun halkına, doğasına zarar verebilecek her şeyle mücadele eder. Tanrı Ançûa'ya başkaldırısı bu yüzdendir. Halkın güvenini kazanmak ve onları korkularından kurtarmak için Tanrıyla adeta yarışır."

Efsaneye bakılırsa, bu yarış kaybedilmiş gibidir. Ama Zeus, Promethe'yi zincirlemekle ne kadar kazanmışsa, Ançûa da Abrıskil'i zincirlemekle o kadar kazanmıştır. Ki Tanrılara başkaldırmanın bedelini ödeyenler, hiçbir zaman kaybetmezler. Efsanenin hala yaşıyor oluşu bile kaybedenin esasta zalimler olduğunu göstermiyor mu!

Gereksiz Sarmaşıklar

Abrıskil'in Tanrı Ançûa tarafından zincirlenmesinden önceki dönem, Abhaz halkı ve yurdu için tam bir gönenç dönemi olur. Abrıskil, istilacılara, soygunculara, kötülere aman vermez, ülkesini onlara dar eder. Düşmanları Abrıskil'in adını duyunca kaya deliklerine, kuytu köşelere saklanır, kıyıdan köşeden onu dinleyip gizli gizli izler. Tek dertleri kendilerine huzur vermeyen, kılıçlarını kınında paslandıran bu yiğitten kurtulmaktır. Efsanede "ama ne mümkündü..." diyor; "Halk Abrıskil'i öylesine benimsemişti ki, ona bir adım daha yakın olabilmek, onun himayesine girebilmek ve onu korumak için adeta yarışıyordu."

Abrıskil'in yenilmezliğindeki sır, efsanede bu şekilde, açıkça ortaya konur. Halk ve Abrıskil, etle tırnak gibi oldukları için düşmanları çaresizdir.

Abrıskil'in belirgin bir özelliği de çiftçileri çok sevmesi, ekip biçene yardım etmesi, üreticiye zarar verenleri gördüğünde yakaladığı gibi kafasını dazlak etmesidir. Bir kahramanın emeğe verdiği değerin bizzat halkın yarattığı bir efsanede altının böyle çizilmesi çarpıcıdır.

Bu özelliğini tamamlayan bir diğer yan da Abrıskil'in ekinlere zararlı eğrelti otunu nerede olursa olsun biçip kökünü kurutmasıdır. Bir de sarmaşıklarla arası hiç iyi değildir Abrıskil'in, ama bakın neden:

"Atıyla uçup giderken, yüzüne gözüne çarpan gereksiz sarmaşıklara çok kızıyordu. Onları kılıcıyla budamadan geçmiyordu. 'Şimdi bu dallar yüzüme değmesin diye başımı eğsem, yukarıdaki Ançûa, kendisine eğiliyorum sanacak' diye düşünüyordu."

Efsanelerde halklar başı her zaman dik kahramanlar yarattılar veya şöyle demek de doğrudur ki; halklar başı hep dik kahramanlarını efsaneleştirdiler.

Abrıskil'e bakın; düşmanını, zalimi umutlandıracak, bir zayıflıkmış gibi gözükecek en küçük bir söze, davranışa bile tahammülü yoktur.

Abrıskil, Ançûa'ya boyun eğmemekle kalmaz, onunla eşit, hatta ondan daha güçlü olduğunu söyleyecek kadar da cüretli ve kendine güvenlidir. Ançûa'nın yıldırımları varsa, kendisinin de kılıcıyla çıkardığı kıvılcımlar vardır. Kısacası, Abrıskil Tanrının egemenliğini sarsmaktadır. Ançûa'nın korkusu da Zeus'unkiyle aynıdır.

Dırgantsuha'nın Ettiği

Ançûa, Abrıskil'i ancak kurnazlıkla tuzağa düşürür ve Raş cinsi atıyla birlikte yakalatır. Efsanede Abrıskil'in "en kötü huyu" olarak derin uykusundan söz ediliyor. İşte Ançûa, düşmanına tuzağı en derin uykusundayken kurar. Önce, kırmızı bir takke vaadiyle bir ağaçkakanı kandırır ve Abrıskil'in asası Labaşa'nın içini oydurur. Ardından zirvesinde uyuduğu Elbruz Dağı'nın tüm yamaçlarını koyun, keçi derileriyle kaplatıp, üzerlerine kaygan olsun diye çökelek döktürür. Asası Labaşa ve Raş cinsi atı, Abrıskil'i dağdan dağa, ovadan ovaya taşıyan baş yardımcılarıdır ve Ançûa, onlar varken Abrıskil'e bir şey yapamamaktadır.

Ançûa'nın hilekâr hazırlıkları sonuç verir ve asası kırılan, kaygan zeminde adım atamayan Abrıskil ve atı yakalanırlar.

Efsaneler halkın hem düşgücü, hem tarihsel tecrübesi, dersleridir. Halk Abrıskil gibilerin ancak böyle hinliklerle yakalanabileceğini anlatıp, yiğitlerini uyarır aynı zamanda. Neyse biz efsanemize dönelim yine.

Abrıskil'in yakalanması, "tez zamanda bütün Abhazya'da duyuldu. Bütün ülke yasa büründü. Halk karalar bağladı. Abrıskil işkence gördükçe tüm Abhazya gözyaşı döktü."

Ançûa'nın, Kaf Dağı'nda zincire vurdurduğu Abrıskil ve atı, aç, susuz bırakılırlar. Ama Abrıskil için halkından, yurdundan koparılmış olmasının acısı yanında hiçbir işkencenin önemi yoktur. "Onu asıl üzen şey, canı gibi sevdiği yurdu, Abhazya'sı ve onun halkıdır."

Abrıskil, esaretine son verme mücadelesinden hiç vazgeçmez. Efsaneye kulak verelim yine.

"... Bağlı olduğu demir kazığı yüzyıllarca salladı durdu. Tam kanırtıp kökünden sökeceği sırada Dırgantsuha (kuyruk sallayan) denen bir kuş, gelip bu kazığın tepesine oturur, cır cır ötmeye başlardı. Yorgunluktan bitkin düşen, yüreği ve kafası paramparça olan, perişan haldeki Abrıskil, bu duruma çok öfkelenirdi. Kendisi bu denli acı çekerken tepesine gelip alay edercesine keyifle öten bu kuşu öldürmek için yerden bir demir parçası alır ve olanca hızıyla kuşa fırlatırdı. Kurnaz kuş pırr! diye uçup giderdi. O fırlattığı demir parçasıda gidip dosdoğru Abrıskil'in bağlı olduğu demir kazığın üstüne düşer ve kazık tekrar toprağın yedi kat dibine saplanırdı. Abrıskil'in çilesi işte böyle yüzyıllarca sürüp gitti."

Ve Abrıskil, Kaf Dağı'nda şımarık kuşa öfkesinin yarattığı girdabın sonsuz döngüsünde tutsaklığına devam ediyor. Bir Abhaz söylencesine göre, bu kuşun toprağa borcu vardır. Kuş, toprağa konunca, toprak kuşa yapışıp "borcunu ver" dermiş. Kuş da "vereceğim vereceğim" diye kuyruğunu sallayarak ötermiş.

Evet, kuş toprağa, toprak ise Abrıskil gibi halk sevdalılarına borçlu. Ve muhakkak ki, bir gün toprak kuşu bırakmayıp borcunu ödettiğinde Abrıskil'in esareti de son bulur.

Yeni dünyanın merkezindeki Tanrılar, dünyaya zulümler yağdırırken, zararlı otlar ve sarmaşıklar dünyayı bürümüşken, Abrıskil gibi, boynumuzu eğmeden, Tanrılara isyan ederek, zararlı otların köklerine kılıcı vura vura, atlarımızı dimdik sürüp gitmektir önemli olan.

Bagrat Şınkuba Yürüyüş dergisi, 21 Aralık 2008

Savsırıko'nun başka bir yerde, seferde olduğu bir sırada devler (иныжъ) saldırıya geçip Nartların mallarını yağmaladılar. "Savsırıko döndüğünde ne gerekiyorsa onu yaparız" diyerek Nartlar, uzun bir süre beklediler ama Savsırıko’nun dönüşü gecikti,bunun üzerine Nartlar , "Böyle oturup durmakla olmaz bu iş" diyerek toplandılar ve yola koyuldular.

Bir süre sonra Savsırıko da döndü.
- Anne, bana yiyecek bir şey ver, dedi.
- Sen mide davasındasın, oysa devler bizi basıp her şeyimizi götürdüler. Nartlar da "mallarımızı kurtaralım" diyerek yola çıktılar, kendilerinden hiçbir haber alamadık.
- Annemiz, o işe bir çözüm buluruz,sen hele bana bir şeyler hazırla da karnımı doyurayım bir, diyerek karşılık verdi Savsırıko annesine.

Bir parça soğuk kaçamağın (п1эстэ чъы1э) üzerine biraz biber sosu/acıka (щыбжьи щыгъу) sürüp Savsırıko'ya verdi.

Savsırıko karnını doyurdu, "Annemiz ömrümce bundan daha lezzetli birşey yemiş değilim, beni mutlu ettin" diye elini ağzını yıkadı, atı Thojıy’e (Тхъожъый) atlayıp yola koyuldu. Nartlar Koydana'ya (Къойданэ) (1) henüz ulaşmışlardı ki,korkunç bir tipiye yakalanmışlardı, daha ileriye gidemeyecek ya da geriye dönemeyecek biçimde ıssız kırda (ижъыгу) umarsız,kısılıp kalmışlardı. Uzun Sakallı Nesren Jak'e (Насрэн Жэк1э К1ыхьэ) de kafilenin başındaydı, sormaya başladı:

- Yımıs (Имыс), ateşin var mı?
- Yok.
- Sosım, senin ateşin var mı?
- Ateşim yok.
- Ya senin, Hımış (Хъымыщ)?
- Benim de yok.
- Aşemez?
- Yanıma ateş almayı unutmuşum.

Nartların hiçbirinde ateş yoktu. Bunun üzerine "Uğursuz bir yolculuğa çıkmış olduk" dedi Uzun Sakallı Nesren Jak'e. Gencimiz de yaşlımız da yolun sonuna gelmiş sayılırız, bu ıssız kırda donup gideceğiz demek. Aptallığımıza doymayalım, adı duyulunca düşmanın ödünün patladığı bir atlı olan, sürekli üstün gelen, kargısı bağışlamaz,sivri uçlu miğferi (тандж) de bir kılavuz yıldızımız gibi bizim için ışıldayan, yiğitliği bir zırh gibi pek olan, yayına taktığı oklarını fırtına ile yarıştıran ve zor duruma düşenlerin imdadına yetişen yağız delikanlımız Savsırıko yanımızda olmadan ne diye yola çıktık ki!?" dediler.

Nartların morali sıfıra inmişti, kendilerini artık kaderin eline terk etmişlerdi.

Thojıy rüzgarla yarışacak denli hızlı bir attı, Nartların bir haftada aldığı yolu,bir günde alırdı, bu nedenle Savsırıko, Koydana'ya kısa sürede ulaşmıştı. Nartlar bir baktıklarında, soğuk kara sisin içinde,ilerideki bir tepenin üzerinde bir atlının şahlanmakta olduğunu gördüler.

"Bu gelen kişi, görünümüyle Savsırıko'ya benziyor, bizi kurtaracak" diye sevindiler Nartlar ve hemen seslendiler.
- Hoş geldin, yaman savaşçımız, ünlü kılavuzumuz, bu karanlık gecenin soğuğu içinde ölmek üzereyiz, elinden geliyorsa hemen bizim için büyük bir ateş yak da iyice bir ısınalım,dediler.
- Uğurlu yolculuklar size, Nartlar, Tha/Tanrı yardımcınız olsun. Hangi atlı yanına ateş almadan yola çıkıyor ki? Bende ateş değil,bir kıvılcım bile yok, yanımda hiç ateş taşımam. Çünkü benim vücudum çelik, soğuktan etkilenmem. Yine de siz umudunuzu yitirmeyin, her nerede olursa olsun bulur getirir, size bir ateş yakarım, dedi Nartlara Savsırıko.

Savsırıko okluğundan bir çelik ok aldı, fırlatıp gökyüzündeki bir yıldızı vurup yere düşürdü. Nartlar sırtlarını yıldıza dönüp ısınmaya çalıştılar, ama yıldız kıvılcımlar saçarak dağıldı,söndü.

"Olacak şey değil bu" diyerek Savsırıko atı Thojıy’e binip Haram Oşha (Хьарам 1уашъхьэ) (2) tepesine tırmandı, uzaktaki bir tavtaş (тауташ) (3) içinde, etrafı sık dikenlerle çevrili bir sarayın bulunduğunu ve oradan yükselen zayıf dumanların bulutlara karışmakta olduğunu gördü. Atını oraya doğru sürdü,vardığında yedi sıra sivri dikenlerle çevrili bir bahçenin içinde bir devin sarayının bulunduğunu gördü. Koca bir ağaç tomruğu ile yarılmış odunları üst üste koyup tutuşturmuş ve koca bir ateş yakılmıştı,ateşin üzerine asılmış olan bir kazanın içinde bir dananın pişmekte olduğunu gördü. Alnı üstünde tek gözü görünen kocaman bir dev başını bir ağaç kütüğüne yaslamış, dizlerini hafifçe göğsüne doğru çekmiş, kendini ateşin sıcaklığına vermiş halde uyumaktaydı. Bir ön dişi eksikti.

"Thojıy, bu başımıza geleni görüyorsun, Nartlara ateş gerek. Ne yapacağız şimdi?" diye sordu Savsırıko, Thojıy’e.

Eğerimin altındaki keçeyi çıkar ve bana keçeden patikler (упк1э цуакъэ) hazırla. Tilki gibi, sincap gibi ateşe yaklaşacağım, dizlerimin üzerine çökeceğim, sen de ateşteki en küçük odunu al,oradan hemen uzaklaşalım, dedi Thojıy.

Savsırıko,Thojıy’ın dediği gibi yaptı. Thojıy bir toz bulutu gibi havaya doğru kendini savurdu,rüzgar gibi de uçtu ve ateşin yakınına ulaştı. Thojıy dizleri üzerine çöktü. Savsırıko ise, küçüğünü alayım derken şaşrıp en büyük odun yarmasını aldı, odundan saçılan kıvılcımlar devin kaşlarını yaktı ve onu uyandırdı. Uyandığında tek gözünü açtı ve ateşe koymuş olduğu odunları bir bir saydı, içlerinden birinin çalındığını anladı. "Kim miş bu benim ateşimi çalan köpeğin dölü?" dedi ve kızgınlığından deliye döndü dev. Yattığı yerden kolunu bahçe dışına uzattı, orayı burayı eşeledi karıştırdı,yedi yerin yolunu araştırdı. Yedi gün ve yedi gece boyu bir uzaklığa ulaşmış olan Savsırıko’yu bir ırmağın kıyısında yakaladı ve atı ile birlikte yanına getirdi. Ateşinden çalmaya kalkışan bu kişiyi şaşkın şaşkın gözlerken, onun çelikten biri olduğunu anladı. ”Küçücük biri de olsa bu kişi çok sağlam birine benziyor, çelikten, düşmüş ön dişimin yerine koyabilirim” onu dedi kendi kendine, ardından düşmüş dişinin yerine Savsırıko’yu koydu. Savsırıko da hızla kılıcını çekip devin diş etini kesmeye başladı. Dev bu acıya dayanamadı, Savsırıko’yu dışarıya tükürdü,ardından bağırdı:


- Beni dinle ateş hırsızı küçük Nart, benim ölümüm Setenay oğlu Savsırıko l’ehus’un (л1эхъус;yiğit) elinden olacakmış. Nartlar bize karşı hep onu öne çıkarıyorlar, at binen Nartlar içinde onu geçecek bir yiğidin bulunmadığı söyleniyor. Onun zayıf yanlarını (ш1эгъо-ш1ап1э) bana anlatırsan seni bırakırım.
- Ben karşı dağın eteğinde yaşayan Nartların basit bir at ve sığır çobanıyım, dediğin kişiyi görmedim, ama ona ilişkin anlatılan bazı şeyleri duydum, Savsırıko’nun nerede yaşadığını bilmiyorum ama ona ilişkin olarak duyduklarımı sana anlatabilirim, diye karşılık verdi tek gözlü deve Savsırıko.

- Küçük Nart, Savsırıko’nun nerede olduğunu bilmiyorsun,peki,onun oyunlarını/yaptığı şeyleri bana göster.

Bu sözler Savsırıko’yu rahatlattı ve gülümseyerek onu yanıtladı.
- Savsırıko’nun oyunlarını oynayabilecek başka bir Nart olmadığı, onu bir devin bile alt edemeyeceği söylenir.
- Lafı ağzında geveleyip durma, seni gibi tipsiz bücür çoban seni, sen bana Savsırıko’nun nasıl oynadığını bir anlat da, onu alt edip edemeyeceğimi bana bırak, o iş senin işin değil! diyerek çok kızmış bir halde Savsırıko’ya bağırdı.
- Nartların Savsırıko dedikleri kişinin en sevdiği oyunlardan biri saban demirini ocakta iyice ısıtıp ağzının içine sokup soğutmakmış diyorlar, dedi Savsırıko.
- Ağzımın içi zaten tutuşmak istiyordu, iyi ki bana bunu anımsattın, dedi dev.
- Daha başka keskin dişli canşereh’i (4) (Джанщэрэхъ) dağ doruğundan attırıyor, alnıyla vurup geldiği yere,tepeye geri gönderiyor.
- Göster de göreyim, dedi dev.

Savsırıko canşerehi tepeden yuvarladı ama dev daha hızlı biçimde tepeye geri sürdü.
- Gerçekten güzel bir oyun bu. İştahımı daha da arttırdı, alnımı da biraz rahatlattı. Beğendim bu oyunu, ama daha zor bir oyunu yok muymuş onun,behey bücür çoban?
- Nartların söylediklerine göre, Savsırıko denen kişi ağzını açıyor ve ağzını atılan oklarla dolduruyormuş. Savsırıko bana mısın demeden bütün bu okları çiğneyip ağzından dışarı tükürüyormuş.
- Bir yap da deneyeyim, diyerek dev kocaman ağzını açıyor. Savsırıko devin ağzını attığı oklarla dolduruyor. Dev bütün okları ağzında ezip dışarıya tükürüyor. Alaylı biçimde konuşuyor:
- Nartların bücür çobanı! Doğru, bu da güzel bir oyunmuş. Diş etlerim biraz gıdıklanmış, dişlerim de temizlenmiş oldu. Bunu da beğendim, ama daha zor bir oyun bilmiyor musun?
- Nartların Savsırıko’su büyük bir leğup (kazan) dolusu kurşunu yedi gün yedi gece boyunca ateşte ısıtıp kaynatıyor. Erimiş kızgın kurşunun içine, sanki eğer üzerinde imiş gibi girip oturuyor, kurşun katılaşana dek de orada kalıyor, ardından hiçbir şey olmamış gibi gerinip katılaşmış kurşunu çatırdatarak parçalıyor ve içinden çıkıyor.

- Ben mi başaramayacak mışım onu? Erimiş kurşunun içine girmeye hazırım, diyor dev, ağzını açarak Savsırıko’ya bakıyor.

Nart genci kazanı asıyor, yedi gün yedi gece kurşunu kaynatıyor, dev erimiş kurşunun içinde oturuyor, içindeyken kurşunu soğutuyor, ardından bana mısın demeden sallanıp kurşunun içinden çıkıyor.

- Bu işten kazançlı çıktım, vücudum yüz kez daha katılaşmış, iştahım da iyice açılmış oldu. Bu oyunu da sevdim, peki daha zor bir oyunu yok muymuş Savsırıko’nun? Yoksa hazırlan, seni bir lokmada yutayım, dedi dev.

- Sen çok büyük ve çok güçlü bir devsin, hiç acele etme, Savsırıko’nun son bir oyunu daha kaldı, onu göstermeme izin ver. Yedi denizin birleşip birbirine karıştığı, dalgaların köpürdediği bir yerde, Savsırıko denen o kişi denize giriyor, ayakları deniz dibine değmeden, ağzına da deniz suyu değdirmden dikiliyor. Nartlar da büyülü nefeslerini (шхъуабз/ушхъухьабз) üfleyip denizi ve içindeki Savsırıko’yu donduruyorlar, yedi gün yedi gece boyunca onu öyle bırakıyorlar, ardından Savsırıko sırtını ve göğsünü gerip sallıyor ve buzları parçalayıp denizin içinden çıkıyor.

- Onu beceremeyecek biri miyim sanki, diyerek dev kızıyor.

Savsırıko yedi denizin karıştığı yere devi götürüyor. Savsırıko büyülü nefesiyle (шхъуабзэ) üfleyerek devi denizin içinde donduruyor.

- Yüklen buzlara, Yınıj! diye sesleniyor deve.

Dev çok güçlü idi, sırt ve göğsünü gerince buzu ç’ı-ç’ıç’ ettirerek çatlattı. Savsırıko bunun üzerine ürktü:”Hele bir dur, acele etme, bir noktayı unutmuş,eksik bırakmışım, suyun üzerine saman döküp donduruyor, üzerine de kar yağdırıyorlardı” deyince, dev de “Mademki öyle, sen de öyle yap” dedi. Savsırıko suyun üzerine saman döktü, üfürünce de büyük bir fırtına oluştu ve dondurucu bir soğuk ortalığı kapladı, yedi deniz buzla kaplandı, soğuk devi daha da dondurmuş ve karın altına gömmüş oldu.

- Haydi yüklen bakalım, Yınıj, çıkabilecek misin görelim’ diye deve seslendi. Dev kızmış, alnındaki damarlara kan yürümüş, damarları çatlayacakmış gibi kabarmış halde,bir bastırmış, buzları yarmaya çalışmış ama başaramamış.Tek gözünü açıp kapar halde buzun içinde çakılı kaldı.

Savsırıko kılıcını çekip başını boynundan kesip uçurmak için devin üzerine doğru yürüdü, ama dev öyle bir üfledi ki, Savsırıko’yu iki at günü yolu uzaklığına fırlattı.

Savsırıko arkadan yanaşıp kılıcıyla deve vurdu, ama bir şey yapamadı, bir kılını olsun kesemedi.

- Ben aptalın teki olmasaydım esmer ve eğri bacaklı oluşundan, kendine özgü davranışlarından ve kurnazca hareketlerinden senin Savsırıko olduğunu anlamam gerekirdi. Olan oldu artık, sen yendin beni, yapacağım bir şey kalmadı artık. Kılıcını boşuna köreltme, onunla beni öldüremezsin. Evime git, giriş kapısında asılı olan kılıcımı getir, işte onunla başımı kesebilirsin, dedi dev.

Savsırıko yola düştüğünde atı Thojıy (Тхъожъый) sordu:”Nereye gidiyorsun böyle” diyerek. ”Devi öldürmek için kılıcını almaya gidiyorum”, diye yanıt verdi Savsırıko. ”Onu öyle kolayca getiremezsin. O kılıç vurmaya ayarlıdır, sana zarar verir. İçeri girmeden önce içeriye bir odun parçasını atıp bir dene. Ardından Tlepş’in (Лъэпшъ;Demirciler Piri) maşası ile o kılıcı al, sapından tut, öyle yapman gerekir” dedi Thojıy.

Savsırıko Thojıy’e atlayıp Tlepş’in yanına gidip maşasını aldı. Kapıyı açıp içeriye bir iri odun parçası attığında, devin kılıcı asılı olduğu yerden fırlayıp odunu vurdu. Savsırıko kılıcı tutmak istediğinde kılıç saldırıya hazırlandı. Maşanın yardımıyla kılıcı sapından yakaladı.

Savsırıko’nun kılıcı getirip döndüğünü gören devin son umudu da yok oldu:”Kılıcımın seni öldürmesini, bu yolla kurtulabilmeyi ummuştum, ama artık sonum/ecelim (хьадэгъу) geldi” diyerek dev alabildiğine bir bağırdı.

- Başımı kestiğinde gırtlak borumdan (къурбэчый) üç iri bağırsak çıkacak, üçünü sarıp bir kemer yaparsan benim gücüm seninkine eklenmiş olur, artık seni hiçbir Nart ve dev alt edemez, dedi.
- Senin anlatacağın masalları dinlemeye gelmedim buraya, seni öldürmeye ve arkadaşlarıma da ateşi yetiştirmeye geldim, diyerek devin başını uçurdu. Üç bağırsağı kılıcının ucuyla çıkarıp yanına aldı. Sırtı aşacaklarında, ”Ne yapacaksın bu bağırsakları?” diye sordu Thojıy. ”Onlarla güzel bir kemer yapmayı düşünüyorum, başka şeyler de yapabilirim” diye yanıtladı Savsırıko Thojıy’ı.
- Öyleyse, önce bu bağırsakları şu öndeki ağaca sar da bir görelim ne olup olmadığını, dedi Thojıy.

Bağırsaklar ağacı ikiye ayırdı.

Nartların mallarını yağmalatan devin işini bitirdikten sonra Savsırıko, ateşi getirip döndü. Döndüğünde Nartları umutsuzluğa kapılmış,vücut ısılarıyla ısınmak için üst üste yığılmış halde buldu. Üsttekiler soğuktan donmuşlar, alttakiler de ezilmişlerdi, sadece ara yerdekiler yarı canlı kalmışlardı.

Savsırıko büyük bir ateş yaktı:”Isının, herkes bir yerini ısıtabilir” dedi. Biri “ayak parmaklarım” dedi, bir diğeri “ellerim” dedi, bütün Nartlar sonunda ısındılar.
- Nartlar, şimdi gidelim, hayvanlarınızı kurtaralım, dedi Savsırıko ve birlikte yola koyuldular. Devler ülkesine ulaşınca, Savsırıko bir elçi gönderdi.
- Beni Nart Savsırıko gönderdi, Nartlardan yağmaladığınız hayvanların ve her şeyin eksiksiz geri verilmesini istiyor, devlerin kolenıj’ı (къолэныжъ) (5) ile su üzerinde yüzen ayakkabısını (псыщык1о цуакъ) ve deri yemek sofrasını (шъо 1энэжъ) da ek olarak istiyor, dedi elçi.
- Tavtaş’da (Тауташ) oturan devlerin güçlü pehlivanını Savsırıko bir gidip görüversin,ona yalvarsın, diye karşılık verdiler devler.

Bu yanıt üzerine Savsırıko:”Sizin pehlivanınızın yedi canını biraz önce çıkarmış bulunuyorum, sıra şimdi sizde” diye haber gönderdi.
- Sen öyle san, Nart Savsırıko, bizim pehlivanımız seni bir üfürmesi ile öteki dünyaya yolcu eder, diye yanıt verdiler devler.

Savsırıko öldürdüğü devin kılıcı ile devlere saldırdı. Üç gün üç gece boyunca devlerle çarpıştı. Kan buharı içinde akıttığı dev kanından ırmaklar içinde uçurduğu dev kelleleri yüzüyordu. Böylesine büyük bir savaş verdi. Yiğitlik ve zafer Savsırıko’nun oldu. Devler umutsuzluğa kapılıp yola geldiler.Devler, Nartlardan yağmaladıkları malları geri verdiler, kolenıj, su üzerinde yürümeyi sağlayan çizmeyi ve deri sofrayı da çaldıkları mallara eklediler.

- Nartları yağmayanlara yapacağım şey budur, diyerek Savsırıko Nartların mallarını topladı ve Nartlarla birlikte geri döndü.
- Savsırıko, günün yiğidi sensin, bizi kurtardın, bizi ailelerimize kavuşturdun, bu getirdiklerimizden beğendiklerini al, dediler Nartlar.
- Kolenıj, su üzerinde yürümeyi sağlayan ayakkabı ve deri sofrayı verirseniz alırım, diye yanıtladı Savsırıko Nartları.
- Daha başka bir şey istemiyorsan çok iyi, diyerek istediklerini Savsırıko’ya verdiler.

İçlerinden biri devlerden alınan şeylerin neye yaradığını bildiğinden “Bu uğursuz (мыгъо) getirdiklerimiz içinden en işe yarayanları kaptı” dedi.

Savsırıko beğendiklerini aldı ve evine döndü.

Not:20 Nisan 2010 günü yeniden gözden geçirilmiştir.

Dipnotlar:
1) Koydana (Къойданэ)-Nart destanında adı geçen bir yer.
2) Haram Oşha (Хьарам 1уашъхь)-Nart öykülerinde adı geçen bir tepe. ”Yasak Dağ” anlamında.
3) Tavtaş (Тауташ)-Dar ve derin dağ vadisi.
4) Canşarah (Джанщэрэхъ)-Nartların oyun oynadığı keskin dişleri olan büyük tekerlek.
5) Kolenıj (Къолэныжъ)- Devlere ait alacalı bir eşya olmalı.

Kaynak: Okuma Kitabı 6 (Литэратурэм реджэнхэу тхылъ 6), Maykop, 1989.
Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Nart Yaşe adlı iyi bir adam vardı. Yiğitti, geniş toprakları vardı, toprağının sınırları uzaklara değin uzuyordu. Altı oğlu vardı. Nart Yaşe'nin arazisi, Nart Tleguç-jak'e'nin (Лъэгуцу-жак1э) arazisi ile sınırdaştı.

Nart Yaşe'nin toprağında büyük bir ceviz ağacı vardı, ağacın altında bin koyun gölgelenebiliyordu. Tleguç-jak'e’nin bunda gözü kaldı.

- Bu ağaç senin arazinde değil, benim arazimde olmalı, diyerek Nart Yaşe'ye sataştı.
- Bu ağaç benim arazimde,rahatsız etme beni, diyerek Tleguç-jak'e'ye karşı koydu Yaşe.
- Bu arazi,üstündeki ağaçla birlikte sadece benim olacak, diyerek Nart Yaşe'nin üzerine yürüdü Tleguç-jak’e ama Yaşe bunu kabul etmedi.

Birbirlerine düşman oldular. Her gün birbirlerine ok atmayı kararlaştırdılar. Her gün birbirlerine otuz kırk kadar ok atmaya başladılar.

Üç gün boyunca çarpıştılar. Tleguç-jak'e'ye ok işlemiyordu, Yaşe'ye ise işliyordu. Sonunda Tleguç-jak'e, Nart Yaşe'yi öldürdü. Tleguç-jak'e, Nart Yaşe'nin atını yakalamak istedi ama at buna fırsat vermedi, eve geri döndü.

Yaşe'nin karısı atın binicisiz döndüğünü görünce çocuklarına seslendi.

- Bugün sizin uğursuz bir gün, bir yas günüdür çocuklarım, babanız Tha’nın (Tanrı'nın) tokadını yedi, babanızın atı eğeri boş geri döndü, demişti çocuklarına.

Çocuklar silah kuşanıp atlarına bindiler, babalarını almaya gittiler. Çocuklar gittiklerinde Tleguç-jak'e henüz ayrılmamıştı oradan, bir yere oturmuş dinleniyordu.

- Ne suçu vardı ki babamızı öldürdün, diyerek sert çıktılar çocuklar.
- Sizi de öldürürüm, diyerek öfkeli öfkeli yürüdü çocukların üzerine, altısını da öldürdü.
- Artık rahatladım, diyerek evine döndü Tleguç-jak'e.

Cenazeler alınıp toprağa verildiler.

Yaşe'nin karısı hamileydi, bir süre sonra bir oğlan çocuğu oldu. Çocuğa "Yaşem yıko Aşemez" (Ящэм ыкъо lащэмэз) adı verildi.

Not: Bu Bjedugh teksti 1868'de Adigey'in Askalay köyünde doğan Tsırğo Set'ten 4 Kasım 1940'da Adige yazarı Tlevsten Yusıf derlemiştir. Tsırğo Set Derleyen: Tlevsten Yusıf Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Yaşemiko Aşemez

Aralık 08, 2018

Aşemez adı, sert, kılıç gibi keskin birinin adı olarak Nart destanında yer alır. Bu nedenle Aşemez’in ikinci adı da "Keteven"(Кетэон) ("Чэтэон"), "Kılıçla Vuran"dır. Bu da onun bu sert yönünü dile getirir.

Bununla birlikte şarkıcı ve öykücülerin yazdırdıkları tekstlere göre,Yaşemıko Aşemez müziği (şarkıyı) seven, kavalı, flütü (sırın) ilk bulan kişidir.

Yaşemıko Aşemez'e ilişkin öykü (хъишъэ), şarkı (vered) ve türküler (pşınatl) Adigey, Kıyıboyu Shapsughya ve Kabardey'de söylenir,ama Aşemez'i en çok seven ve şarkılarını en çok söyleyen topluluk da Shapsughlardır. Nart'ın adı da "Shapsugh sözcük kuruluşuna" uygun düşecek biçimde düzenlenmiştir. "Aşe mez (Aşemez-"aşe el"-"vahşi silah" ya da "aşe phaş-sert silah") gibi anlamlar verir (*).

Hatehuşoko Kazi,Nart Aşemez'e ilişkin bir teksti 19.yüzyılda Tiflis'te bastırmıştır ("Сборник материалов для описания месностей и племен Кавказа",выпсук XII,1891); bir Aşemez türküsü de (pşınatl) A.N.Dyaçkov tarafından daha geç bir tarihte Gürcistan’da yayınlanmıştır («Записки Кавказского отдела Импараторского Русского Географического общества»,выпуск,XXII,Тифлис,1902). Bu son 20-30 yıl içinde de Aşemez’e ilişkin tekstler Maykop, Nalçik ve Moskova’da birçok kez basılmıştır. Adigeler bu Nart adını değişik biçimlerde söylerler: ”Aşemez”,”Aşermez” ve “Aşmez” gibi.

Asker Hadeğal

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız
Kaynak: Нартхэр адыгэ эпос, Maykop, 1971, cilt VI, s.317.

(*) A.M.Gadagatl,Героический эпос «Нарты» и его генезис, Краснодар, 1967, стр.203-204.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı