Kuytsuk ve Ejderha

Aralık 08, 2018

Eskiden bir Nart köyünde Kuytsuk adında ihtiyar bir adamla, ihtiyar karısı yaşarmış. Kadın öyle kavgacıymış ki, komşuları bile onun çınlak sesini duydular mı hemen sus pus olur, kaçacak delik ararlarmış. Kocasını da tir tir titretirmiş. Talihsiz ihtiyar, bırak karşılık vermeyi, yanında bir kelime söylemekten çekinirmiş. Dayak da yermiş boyuna. Çokluk öyle olurmuş ki, akşam ağzına bir lokma koymadan dışarıda çiğnemek zorunda kalırmış.

Sonunda ihtiyar bu hayata dayanamaz olmuş ve karısını temelli bırakmağa karar vermiş. Dağlar asmış, sık ormanlar geçmiş, bir derin çukura erişmiş. Çukurun ağzı darmış ama aşağı doğru genişliyormuş. Öyle karanlık, öyle karanlıkmış ki, dibini görmek mümkün değilmiş.

Birden ihtiyarın aklına bir şey gelmiş. Sevinçle: ‘’Eh, artık başımın belasından hepten kurtulurum’’ diye düşünmüş. Hiç zaman yitirmeden evine dönmüş. Biraz soluk alıp huysuz karısına: ‘’Biliyor musun sevgili karıcığım bugün bir çukur buldum, böylesi ilginç bir şeyi ben ömrümde görmedim. Çukur derin mi derin. Geniş mi geniş. Dibinde düşünemeyeceğin hazineler yatıyor. Neler yok ki orada! Dondum kaldım. Gözümü ayıramadım bir türlü. Ne yazık ki, aşağıya inmek için bir ip yoktu yanımda’’.

’’Hay sersem’’ diye haykırmış yaşlı kadın. ‘’Deminden beri daha yeni söylüyorsun bana bunu. Sen burada zaman yitirirken başkaları öğreniverirler hazineyi, bize de karşıdan bakmak düşer. Yarın sabah erkenden bir ip, birde çuval alıp ormana gideriz.’’

Daha ortalık ağarırken çıkmışlar yola. Uzun bir ip, biraz da yolluk almışlarmış yanlarına. Onlardan önce birileri giderde hazineyi bulur korkusuyla sürekli kocasını sıkıştırmış.

Çukura eriştikleri zaman, adam aşağıya kendisi inecekmiş gibi ipi beline bağlamış. Kadın onu hızla bir kenara itip demiş ki, ‘’böyle önemli bir işi senin gibi bir aptala bırakır mıyım ben?’’ Çabucak beline ipi dolamış öbür ucunu ihtiyar adama vermiş. Homurdana
homurdana aşağıya inmiş. İhtiyar da bunu bekliyormuş zaten.

Kadının aşağı inmesinden sonra ipi alıp çabucak eve koşmuş. Mutluluğuna bir türlü inanamıyormuş. Aradan daha bir ay geçmemiş.
Kuytsuk bir gün ormana ava gitmiş. Birden bire içler acısı bir ağlama duymuş. Sesin geldiği yöne yürüyüp çukura varmış. Dibinde biri oturmuş acı acı sızlanıyormuş: «Vay, vay, vah öldürüyorlar beni. Dayanamıyorum artık, kimse yok mu beni kurtaracak? Kimse yok mu acıyan?’’ Kuytsuk'un yüreği pek merhametliymiş. Hiç düşünmeden ne olur ne olmaz diye hep yanında taşıdığı uzun bir ipi çukura sarkıtıp seslenmiş: ‘’Sıkı tutun zavallı yaratık, şimdi çıkarırım seni!’’ Karanlıkta seçilmeyen canlı ipe sarılmış.

Kuytsuk bu ağır yükü çekebilmek için bütün gücünü kullanmak

zorunda kalmış. İpin sonuna gelince dehşetinden donmuş kalmış. Çukurun ağzında. koskocaman bir ejderha ateş saçan gözleriyle belirmiş...

Kuytsuk uzun zaman ağzını açıp bir şey söyleyememiş. Ejderha boylu boyuna toprağa uzanmış.' Sıtmaya tutulmuş gibi tir tir titrermiş. Dereler gibi göz yaşı döküyormuş. Kuytsuk kendini toparlayıp ejderhaya sormuş:
- Ey söyle bakalım. Kim korkuttu seni böyle? Böyle acı acı ne ağlarsın?

- Bu çukurda doğdum ben. Bu çukurda geçti ömrüm. Orayı bırakacağımı aklımdan bile geçirmezdim. Fakat günün birinde yaşlı bir kadın düştü içeri. O günden sonra hayatım zindan oldu. Öyle dövdükçe beni. Yarasız beresiz bir yerim kalmadı vücudumda. Hele kopasıca dili. Bir saniye durmadı. Sen yardıma gelmeseydin sonunda beni yutacaktı sanırım. İyiliğine karşılık dile benden. Ne istersen yaparım.
- Bir isteğim yok. Günün birinde olursa, arar bulurum seni.

Ejderhayı bile kaçırtan karısını ‘’çukurdan çıkarmak değmez’’ diye çekip gitmiş Kuytsuk.

Ejderha yuvası olan çukura gayri dönmek istememiş. O günden sonra yer yüzünde yaşamaya başlamış. Dert olmuş insanların başına. Bir zaman sonra Kuytsuk'un köyünden geçen bir ırmağa ejderha set çekmiş. İnsanlar susuzlukları bitmiş, hayvanlar telef olmağa başlamış. Bir kuyu kazılmış, ancak içinde hemen hemen hiç su yokmuş. Nartların yaşamı artık dayanılmaz hale gelince ejderhayla savaşa bir ordu çıkarmışlar. Ancak korkunç ejderha çoğu savaşçıyı öldürmüş. Köy gene susuzmuş. Kuytsuk «bir gidip göreyim şu ejderhayı. Belki hallederim işi’’ demiş. Bazı kimseler «çok iyi olur diye sevinçlerinden bağırmışlar, bazıları ise iyi bir sonuç elde edileceğine inanmıyorlarmış. «Kuytsuk nasıl olurda bir ejderhayı zorlayabilir?

Kuytsuk geçirmiş yayını omzuna, kılıcını alıp düşmüş yola...

Ejderha, kendisini çaçaron kadının elinden kurtaran adamı hemen tanımış. Bu Nart'a, her isteğini yapacağına söz vermişti ya. İsteğine uyup suyu bırakmış ve nehir tekrar gürül gürül akıp insanlara, hayvanlara hayat ve neşe vermeye başlamış. Nart köyünün sakinleri büyük bir Sane (İçme Günü) hazırlamışlar. Kurtarıcı Kuytsuk şerefine beyaz Sane dolu bir çok boynuz boşaltılmış. Ejderha nehir boyunca gitmiş yakındaki başka bir kuyunun suyunu kesmiş.

O yaz sıcakmış. Hayvanlar, insanlar susuzluktan inim inim inlermiş. Kızgın güneşin altında sonları yaklaşmış. Kuytsuk'un haberi onların köyüne de gelmiş. En saygı değer yaşlılar, Kuytsuk'a gidip yardım dilemişler. Acılarına dayanamamış Kuytsuk. ‘’Ya sizi bu işkenceli ölümden kurtarırım ya da ben ölürüm’’ demiş. İkinci defa ejderhanın yanına varmış. Nehrin yolunu açması için konuşmuş. Ejderha: ‘’dileğini yerine getirip bu yerden gidiyorum ama şunu iyi bil ki üçüncü defa gelirsen istediğini yapmam. Üstelik yutarım seni! Çekilmez oldun sen de.’’

Dertten kurtulan köy, Kuytsuk'u büyük bir saygı ile karşılamışlar, sevinçleri sonsuzmuş. Kurtarıcının şerefine gece gündüz
senlikler yapılmış. Fıçı fıçı Sane içilmiş. Ejderhaysa biraz daha gitmiş nehir boyunca. Nehrin yatağına girip suyun yolunu kesmiş. Üçüncü bir köy de susuz kalmış. O zamanlarda artık Nart ülkesinde Kuytsuk'un iki köyü ölümden kurtardığını işitmeyen kalmamışmış. Gene bir çok kişi gelmiş yalvarmışlar, ‘’Ejderha bizim de suyumuzu kesti. İki haftadan beri bir yudum suyumuz yok, ölüyor çocuklarımız susuzluktan. Kadınların, ihtiyarların hali dayanılır gibi değil. Yardım et bize, Kurtar
bizi Kuytsuk, ölüp gideceğiz yoksa.’’ Kuytsuk kendi kendine: ‘’Ben tekrar ejderhaya gidersem istediğimi yapmayacak. Üstelik yutacak beni. Ancak elimden bir şeyler gelmezse bütün köy yok olacak. Peki.’’ deyip ejderhaya yollanmış…

Ejderha nehir yatağına uzanmış kimseye bir damla su bırakmıyormuş. Taa uzaktan Kuytsuk 'u görmüş: «Gene mı buradasın? Sana üçüncü defa gelirsen istediğini yapmam. Üstelik yutarım seni demedim mi?» diye bağırmış. ‘’Yok, yok’’ diye karşılık vermiş Kuytsuk. ‘’Bu kez bir şey istemeye gelmedim... İki kez dilediğimi yaptığın için teşekkür etmeye, sonra yaşı kadının çukurdan çıktığını, seni aradığını söylemeye geldim.’’

Kuytsuk gözünü bir kere kırpmana dek ejderha dehşetinden öyle bir sıçramış ki, havaya bulutlara girip sıra dağların ardına kaybolmuş. O günden beri Nart Ülkesi’nde bir daha görünmemiş.

Çeviri: Kundeyt Şurdum

Mezıtha’nın (Orman Tanrısı) bindiği yaban domuzunu (Khonejj), devi (Yinıjj) yenen küçük fareyi, varlık ve yasanın sembolü altından yapılmış küçük boğa figürleri onun koleksiyonunda yer alıyor. 2010 yılı Adıgey’de kar kaplanının (haşıwumış) yılı olarak kabul ediliyor. Eski söylencelere göre, Adıge topraklarında kar kaplanı hayvanlar kralıydı. Küçüklüğünde ananesi Kadırxhan’ın ona anlattığı masal ve hikayeler ressama eserlerinde yardımcı oluyor. Bronzdan yaptığı bu yılın sembolünün yanında kar kaplanının hayvanlar kralı oluşunu anlatan Adıge söylencesini sizlere aktarıyoruz.

Nartlar, eski zamanlarda Kafkas dağlarının güney, kuzey yamaçlarındaki altın ülkelerinde hiçbir şeye muhtaç olmadan, mutlu ve özgürce yaşıyorlardı.

Hem insanlar hem de hayvanlar yeterli yiyecek buluyorlar, hiç biri yasaları çiğnemiyordu. Büyük tanrının (Thaşxo), ormanlar ve avcılar tanrısının (Mezıtha) ve hayvanlar kralı Aslan’ın uygulamaları herkesi memnun ediyordu.

Ancak uzak dondurucu ülkenin kralı zalim rüzgar, Sepejj bunu hazmedemedi, onları kıskanmaya başladı ve Nartların altın yurdunu ele geçirmeyi planladı.

Sepejj büyük bir kar fırtınasıyla, dağları ve ovaları soğuktan dondurdu.

Sıcak yağmurların yerine Nart ülkesinde kar yağıyor, ırmaklar donuyordu. Yağan kar aylar boyunca topraktan kalkmamaya başladı. Yiyecek bulamadıklarından dolayı ilk olarak dağ keçileri ve mandalar sıcak ülkelere yöneldiler. Soğuğun korkuttuğu aslanlar ve kaplanlar da onları takip etmeye karar verdiler.

Kral aslan tacını başından çıkarıp Mezıtha’ya verdi. Ona bir yarışma düzenleyip, Nart yurdunda yaşayan hayvanlara uygun bir lider seçmesini söyledi.

Sepejj bu olayı duyunca çok mutlu oldu: “her şey benim istediğim gibi olacak, bugün Nartlar ülkesi hayvanları krallarını kaybettiler, ardından tüm canlıları da ben yok edeceğim…”

Adeta dünyanın sonu gelmiş gibi Nartlar ülkesinde büyük bir fırtına koptu. Sepejj hayvan yavruları ve çocukları dondurarak, geride iz bırakmadan onları yer yüzünden yok etmesi için korumalarından birine görev verdi.

Kralı seçmeleri için Mezıtha’nın hayvanları topladığı gün Nart yurdunda kopan büyük kar fırtınası ağaçları yıkıyor, dağların keskin yamaçlarını parçalıyordu.

Mezıtha’nın çağardığı hayvanların mağarada toplanmış olmaları onların sağ kalabilmelerini sağladı. Mezıtha toplananlara bakınca, hayvanlara kral seçmek istediği kar kaplanını aralarında göremedi.

Hayvanlardan bazıları başlarına bir tehlike geleceğini sezebiliyorlardı. O gün anaç kaplan Naşxho sabahtan beri bir sıkıntı içersindeydi. Yavrularına yuvadan çıkmamalarını, dışarı bakmamalarını ve eşi ’Uş’a da Mezıtha’nın yanına gitmemesini tembih ederek mağaranın girişine yattı. Aniden dünyayı kuşatan sert rüzgar bir hortuma dönüştü, iri dolu taneleri dağın keskin yamaçlarına düşmeye başladı. Duyduğu inleme sesi Naşxho’yu yerinden fırlattı. Rüzgarın yuvarlayarak getirdiği yavru kurt zor durumdaydı, keskin yamaca çarpmasın az kalmıştı. Naşxho yukarı sıçrayıp yavru kurdu yakaladı. Tipinin sırıl sıklam ıslattığı Dombay(yaban öküzü) yavrusu ve yavru kurdu mağaranın içine bıraktıktan sonra yardım etmesi için eşine seslendi. Rüzgarın savurduğu yavru tavşan ve domuzlar, dağ keçileri, ayı, tilki ve geyik yavruları ağlaşıyorlardı. Aniden Naşxho’nun gözünün önüne çocuklar geldiler. O insanları ancak uzaktan görmüştü, onlardan çekiniyordu, uzak duruyordu. Ancak Naşxho atılıp çocukları da yakaladı. ‘Uş diğer hayvan yavrularıyla beraber onları da mağaraya sakladı.

Kar fırtınası dinince alakargalar çocuklar ve hayvan yavrularının sağ oldukları haberini herkese ulaştırdılar. Hayvanlar mağaraya geldiler, yavruları ile buluştular. Çocukları dombaylara bindirip, evlerine geri göderdiler.

Mezıtha’nın adil kararını herkese ulaştırdılar: “Ormanlarımızda yaşayan hayvanlara kimin lider olacağını düşünmeye gerek yok, bu görev Kaplana düşüyor.” Mezıtha’nın emrini herkes kabul etti.

Aynı şekilde Kafkas ormanlarında kaplandan daha güzeli, daha yiğidi hiç yaşamadı; hayvanlar, insanlar ve Nartların tanrıları da onu seviyorlardı.

Asırlar geçince topraklarımızda kaplanlar ve aslanların yaşadıklarını insanlar unuttu. Ancak kar kaplanlarından bugün hala söz ediliyor. Ve tüm dünyada Kaplan yılının gelişine hazırlanıldığı zamanda Adıgey’de şöyle söyleniyor: “Bu yılı Kar Kaplanı yılı olarak kabul ediyoruz.”

Kap kaplanların bölgemizde artık yaşamamalarının sebebi ve onların dönüşü ayrı bir öyküde yer alıyor.

Kaynak: 11 Ocak 2010, Adıge Makh Cherkessia.net

Çeviri: Jade Wumar

Güneşin akşamleyin durakladığını, günbatımına doğru gökyüzünde durakladığını ve bir süre öylece kaldığını hiç fark ettiniz mi?

Böyle olmasının bir nedeni var çünkü:

Setenay ile deri işleyen usta bir Nart genci bahse tutuşurlar.

Biri: “Bir günde bir kostüm dikerim” dedi.

Bu konuda kimsenin Setenay ile baş edemeyeceği biliniyordu.

Öbürü de: “Bir günde bir eyer yaparım” dedi.

Bütün gün boyunca her ikisi de işlerini tamamlamak için didindiler.

Nart genci usta bir eyerci olduğundan eyerini tamamlayıp yerine oturdu.
Bu arada güneş batma noktasına gelmişti ama Setenay’ın biraz eksiği kalmıştı.
- Hadi güneş, biraz duraklayıverir misin, dedi Setenay.

O zamanlar Nartların dilekleri yerine gelirdi, bu nedenle güneş de bir süre duraklayıp Setenay’ın dikişini tamamlamasını bekledi.

Gün boyu çalıştığından Setenay çok yorulmuş olmalıydı. Yine de gerinerek kalktı, diktiği kostümü giyinip Nart gencinin yanına gitti.
- Dedikleri kadar varsın, Setenay! Çok güzel bir kostüm diktin, dedi Nart delikanlısı.

O günden başlayarak, akşam üzerleri güneş, gök ufkunda bir süre duraklayıverir oldu.

 

DİPNOT
(*) Bu Abadzeh teksti 1876’da Adigey’in Hakurınehabl (Хьакурынэхьабл) köyünde doğan İsmahil K’uay (К1уай Исмахьил) tarafından, 26 Mayıs 1958’de Asker Hadeğal’a yazdırıldı.
İsmahil K’uay Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Yıldızlar, güz sonunda, Kasım ve Aralık aylarında çok kayarlar. Onlar aslında Nartlann demircisi koca Debet'in demir döverken çıkardığı kıvılcımlardır. Gökyüzünde önceden yıldızların olmadığı zamanlar olmuş. O zamanların, devirlerin geceleri çok karanlık oluyormuş. Böyle karanlık gecelere "zifiri karanlık geceler" denirmiş. O devirlerde Nart oğulları yeryüzünde aslanlarla, kaplanlarla, dev yaratıklarla, orman devleriyle, cinlerle savaşıp geziyorlarmış.

Ağaçları sökerek, kayaları devirerek, taşları kaldırarak güçlerini sınarlarmış. Nartların içinde, yiğitliği meşhur, Debet adında bir Nart varmış. O her şeyin dilini biliyormuş. Anlatılanlara göre, Debet, Nartlar ile istişare edip, Karmur Dağlarına gitmiş. O burada taşların her türlüsünü alıp, eliyle sıkıp denerken, bir siyah, ağır ve parlak taşı sıktığında, ondan demir damlaları akmış. Debet'e, güneş tanrısı, demir madenini hamur gibi yumuşatmış.

Debet, geri dönüp, Nart yurdunda, Nartlara olan biteni anlatıp, onlara o demir madenini taşıtmış, toplatmış. Sonra, yere kuyu kazıp, eliyle o taşlan sıkıp, ona (kuyuya) akıtıp, (kuyunun içinde demir madeninden) bir yüksek tepe yapmış. kinci dolaşıp (sonra) demiri dövmek için bir tokmak yapmış. O tokmağı çekiç olmuş. ki yılanın birbirleriyle didiştiğini görüp bundan esinlenerek demiri tutmak için maşa (demirci maşası) yapmış. Bizon derisinden körük yapıp, üfleyip, kömür ateşi yakıp, taşları ateşte eritmiş. Taşları ateşte eritip, demiri ayırdıktan sonra, Nartlara kılıçlar, oklar, savaş baltaları, günde yüz tane kılıç yapmış. Onları, dağdan çıkan bir kızıl kaynak suyu ile sertleştirmiş. G kaynak suyuna "Bora Savdan " demişler.

Debet demirleri döverken, onun demirden sıçrayan kıvılcımları gökte yapışıp yıldızlar olmuşlar. Karanlık geceler de artık aydınlığa dönmüşler. Debet, yeryüzünde, Nartlann demir işlerini bitirip, Nartlar (Debet'e yapacak bir) iş bulamayınca, "Ben işsiz-güçsüz yeryüzünde duramam" deyip, kanatlı bir araba yaparak gökyüzüne gitmiş derler.

Pxharmat Efsanesi

Aralık 08, 2018

“Tanrı sana iyi şeyler söyletsin, mutlu yaşayasın, kötülükler uzakta, iyilikler seninle olsun” demelerini, söylemelerini ne yapacaksın?! İyi kulak ver, gözlerini aç, şimdi sana muhteşem bir efsane anlatacağım.

Vaktiyle şu karşıda görülen buz dağları şimdikinden çok daha yüksek olduğu zamanlarda, tepelerinde şimdiki gibi karlar ve buzlar yokken, çeşitli çiçeklerle mis kokulu otlar yetişirken, derin oyuklarıyla daha yüksek tepelerinde ise karlarla buzların erimediği zamana ait bir efsanedir bu.

Sana, karşıdaki Baş-Lam dağının doruklarında bulunan karların ne zamandan beri durduğunu, şu uzana giden çayırlarla mis gibi kokan otların, çeşit çeşit çiçeklerin hangi zamandan bu zamana geldiğini anlatacağım. O zamanlardaki atalarımız engin oyuklarda, yüksek kulelerde ve derin mağaralarda yaşarlarmış. Ta karşı dağdaki kayalar kadar iri gövdeli imişler. Atları da kendileri gibi cüsseliymiş. Närt Erstxólar ayı gibi güçlü, kurt gibi cesur, kaplan gibi çevik, tilki gibi de kurnaz kimselermiş. Dağdaki kayaları kaptıkları gibi fırlatıp atabiliyorlarmış, bağırdıklarında dağları titretirlermiş, naraları semâda yankılanırmış, buna rağmen çaresizlermiş, çünkü ateşleri yokmuş.

Närt Erstxólar soğukta yaşarlarmış, mahzun imişler, azap içinde imişler, çünkü ateşleri yokmuş. Kudretli Siela(4) acımasızmış, onlara azap ediyormuş. O gök tanrıymış, ateş elindeymiş. İnsanlara hayrı olmayınca kudretli olmanın ne yararı vardır ki?! İnsanlar azapta ve işkence içinde yaşarken onun gücünün ne yararı vardır ki?! Siela, Närt Erstxólara azametini göstermek için bulutlara binerek gök kubbenin doruklarında dolaşırmış.

Gök çöküyor, yeryüzü yarılıyormuş gibi semâyı dehşet veren gürültülerle gümbürdetirmiş.

— Ooo-o! İnsanları nasıl da dehşete düşürürmüş!
— Ooo-o! Yeryüzüne nasıl da korku verirmiş!

Siela’nın bulunduğu gök dorukları her zaman kara bulutlarla kaplıymış. Bulutları yağmurla dolduran Siela onu yeryüzüne dökermiş, insanların daha büyük işkence görmeleri için daha katılaşmadan toprağın dibine indirirmiş. Ateşten ve ışıktan yapılmış olan siela·jad’ı(5) eline alır, yeryüzüne sielaxäştigler(6) atarak her tarafı harap edermiş. İyilikler de, kötülükler de Siela’nın buyruğundaymış. Siela iyilikte cimri, kötülükte cömertmiş. İnsanlar da iyiyi kapmak için birbirleriyle alabildiğine kapışırmış, kötülüğü veren ise Siela’ymış.Gökyüzüyle yeryüzü arasında her zaman düşmanlık varmış. İnsanla Siela arasında da sürekli mücadele olurmuş.

Närt Erstxólar ne kadar işkence görür, ne kadar azap çekerse Siela da o kadar keyiflenirmiş, o keyiflendikçe, Närt Erstxóların anası sayılan sevgilisi Sata da o derecede acı çekermiş. Sata, Närt Erstxólara yardım etmek istermiş, ama Siela’dan korkarmış.

İşte o zamanlarda dağda güçlü Närt, Pxharmat yaşıyormuş. Kendisi hünerli bir ustaymış. Tatlı dil karşılığında Närtlara ham bronzdan kılıçlar, kalkanlar, zırhlar yaparmış. Dağdakiler arasında tatlı dil çok itibar görürmüş: Kolay gelsin! Şansın açık olsun! Sağlıkla yaşayasın! Başarılar senden yana olsun!

Pxharmat alçak gönüllü, cömert, kuvvetli bir Närt imiş. Az konuşur, çok düşünürmüş. Cehennemden halk için ateşin nasıl sağlanabileceği ve onlara yararının nasıl dokunabileceği kaygısındaymış. Siela bu ateşi ağız tadıyla vermemekteymiş. Dünyaya gelişinden itibaren insanlar arasında ne kadar iyilik varsa hepsini kendisinde topluyormuş. Güç, maharet, zekâ, hile, sabır. Atı Turpal da kendi halinde dağda otlamaktaymış.

Närtlar ona:

— At, eyerle binicinin altında, yiğit emeğiyle ve uğraşıyla mahir olur. Senin Turpal neden başıboş dolaşıyor? dermiş.

Pxharmat cevap verirmiş:

— Atım mâhirdir. Vakti gelince benim atım cehennemden qerç (köz, kor, ateş) getirecektir.

Närt-erstxõlar onun bu sözlerine karşılık gülerlermiş. Pxharmat ise halkın kaygısını giderebilmek için kafa patlatırmış.

Bir gün Pxharmat Orga derbentleriyle dağları çınlatacak, gökyüzündeki kudretli Siela’yı uykusundan uyandırıp bir taraftan öbür tarafına döndürecek yükseklikte ünleyip atı Turpal’ı yanına çağırmış. Taa uzak dağda otlamakta olan Turpal buna karşılık, Argun’un dalgaları gibi dağları aşındıracak, çağıltılarını durduracak biçimde kişnemiş. Şimşek hızıyla sahibinin karşısına dikilmiş. Pxharmat zırhını kuşanıp kılıcını beline bağlamış, taşlarla doldurduğu humbarasını sağrısına, ok sadağını omuzuna, bizon gönünden yapılmış olan kalkanını da sol koluna asmış. Turpal’ı eyerledikten sonra dağ keçisinin boynuzundan yapılmış olan kâsesini yiy’le(7) doldurup içmiş, “Ayağım yere zift misali, elim dokunduğu yere hamur misali yapışsın!” diyerek atına binmiş.

Hiç kimsenin hiçbir zaman gitmediği, gidip de dönmediği yola çıkmış.
Närt Erstxólar, gücü kuvveti artsın diye Pxharmat’ın gittiği yol üzerine akdarı serpmişler, bütün ülkede morx dolusu ikramda bulunmuşlar, onu, “Giderken elin boş ve hafif olsun, dönerken tok ve elin dolu olsun!” diyerek uğurlamışlar.

Pxharmat yedi gün yedi gece yol almış. Yedi vadiyi, yedi dağı aşmış. Yüksekliği göğe erişen, doruğunda Siela yaşayan Baş-Lam’ın eteğine ulaşmış. Baş-Lam’ın doruğuna doğru ilerleyen Pxharmat tepelerde hayli zorlanmış. Doruklarında ıtır kokulu otlar, renk renk çiçekler, cıvıldaşan kuşlar bulunmaktaymış. Güneş gibi parlayan Sata, Närt-erstxõların anası Siela-Sata, Siela’nın sevgilisi, zaman zaman, dinlenmek amacıyla Baş-Lam’ın doruğuna inermiş. Beyaz bir kuş olup Pxharmat’ın önüne süzülmüş. İnsan diliyle konuşmuş:

— Hey, yiğit Nart, Baş-Lam’ın doruğuna umarım gücünü denemek için çıkmamışsındır!
— Haklısın cömert kuş. Baş-Lam’ın doruğuna gücümü denemek için çıkmış değilim. Siela’nın ocağından ateş almaya geldim, almadan da geri dönmeyeceğim, diye cevap vermiş Pxharmat.
— Hayırlı bir iş için yola çıkmak da bir güç denemesidir. Ben sana yardım edeceğim. Atın hızlı mıdır? diye sormuş Siela Sata.
— Atım rüzgârdan daha hızlıdır.
— Atın güçlü müdür?
— Atım güçlüdür. Toynağı nereye değerse izi kalır.
— Sen kendin de kuvvetli misin?
— Elimdeki soğuk bronz bile bal mumu gibi yumuşar. Siele Sata Pxharmat’a, Siela’nın ocağına nasıl ve hangi yoldan varacağını, ateşi nasıl alabileceğini anlatmış:
— Siela şimdi uyumaktadır. Atını rüzgâr hızıyla sür ve Siela’nın ocağı üzerinden sıçrat. O anda ocağa uzan, ateşi kapıver. Sonra atını Baş-Lam’a doğru sür. Başını koru. Siela dehşet vericidir, acımasızdır. Uyanırsa sağ kalmazsın, ateşi de yeryüzüne götüremezsin!

Pxharmat işini, Sata’nın öğüdüne uyarak gerçekleştirmiş. Atı ocağa doğru sıçramış, tam o anda eğilerek cehennemden ateşi kapıvermiş ve atını Baş-Lam’ın doruğuna doğru sürüvermiş. Turpal at çok hızlı olduğu için ateşten sıçrayan kıvılcımlar Pxharmat’ın ardı sıra iz bırakmaktaymış. Kıvılcımlardan birisi dehşet Siela’nın burun deliğine girip onu uyandırmış.

Siela, ateşi elde edince insanın yiğitleşeceğini, kendisine itaat etmeyeceğini bildiği için telaşlanmış. Yiğit Nart’ın peşine yardımcılarını takmış: İçinde zifiri karanlık gecenin bulunduğu kırbasını açmış. Ortalığı zifiri bir karanlık kaplamış, Pxharmat kendi parmaklarını da, atının kulaklarını da görmüyormuş. Nart ve atı önlerini seçemez olmuş. Her an uçuruma yuvarlanıp ölmek uzak değilmiş.Güzel sesli Siela Sata kuşu tatlı nağmelerle önüne düşüp yol göstermiş. Siela, zifiri karanlık gecenin Pxharmat ile atını durdurmayı başarmadığını görmüş. Bu defa içinde tipinin bulunduğu kırbasını açmış. Keskin tipi ile zifiri karanlık yiğit Närt-Erstxó’yu yok etmek üzereymiş. Fakat güzel kuş ötüşleriyle onlara yol göstermekteymiş. Yiğit Nart tipinin ateşi söndürmek üzere olduğunu fark etmiş. Tereddüt bile etmeden ateşi koynuna sokmuş. Keskin tipi yiğit Nart’ın çevresinde ölüm dansı etmekteymiş. Keskin tipinin dehşeti Argun Nehri’nin sularıyla granit kayalarını aşındırıp boğaz oluşturmakta, iri meşe ağaçlarını kökünden söküp saman çöpü gibi savurmaktaymış. Siela, zifiri karanlık ile keskin tipinin de yiğit Nart ile atını durduramadığını, zarar ziyan görmeden kurtulmak üzere olduklarını görmüş.

Siela, içinde keskin ayaz bulunan üçüncü kırbasını da açmış. Keskin ayaz dağları titretmekte, kayaları çatlatmaktaymış. Ancak yiğit Närt Pxharmat ile atı Turpal yine de ilerlemekteymiş. Siela telaşlandıkça telaşlanmaktaymış. Pxharmat ile atının Baş-Lam’a ulaşmak, orada bulunan bir mağaraya girmek ve kurtulmak üzere olduklarını görmüş. Hiddeti arttıkça artmış. Ateş ve ışıktan olan siela·jad ‘ı (gök kuşağı) eline alıp peşleri sıra sielaxäştig’leri (şimşek) atmaya başlamış.

Sielaxäştigler dağları sarsmaktaymış, donmuş pınarlar akmaya, Argun’un dalgaları ise yatağından kalkıp tepelerin doruklarında öteye beriye saçılmaya başlamış. Yiğit Närt Pxharmat ile atını ne dehşet verici tipi, ne keskin ayaz, ne zifiri karanlık, ne de sielaxäştigler durdurabilmiş. Onlar kendilerini bekleyen Närtların yaşadığı büyük mağaraya ulaşmışlar. Pxharmat, şaşkın haldeki Närtlara dönerek:

— Buyrun, işte size ateş!! demiş. Her kulede, her mağarada, her hanede alevleri harlayı! Her ocakta ateş bulundurun, sıcaklık ve aydınlık olsun! Tam o sırada dağlarda dehşet verici bir gürültü kopmuş. Gökyüzü, yeryüzüyle boğuşmaya başlamış. Yiğit
Närt tekrar:
— Şansınız açık olsun! diye tekrar bağırmış. Yine o anda dağları titreten bir gürültü daha kopmuş. Gök gürlüyor, peş peşe şimşekler çakıyormuş.
Närt uzaklaşırken tekrar:
— Şansınız açık olsun! diye bağırmış. Benim cezalandırılmam gerekiyor. Siela’nın öfkesinin üzerinizde olmaması için kendimi fedaya hazırım. Benim için üzülmeyin!

Yiğit Närt Pxharmat mağaradan dışarıya çıkmış. Şimşeklere, kara geceye, tipiye ve keskin ayaza karşı koyarak Baş-Lam’ın doruğuna çıkmış. Başının üzerinde şimşekler çakıyormuş. Tipi dengesini bozmaktaymış. Elleri ayakları soğuktan buza kesmiş. Kara gece her tarafı kuşatmış. Hiddeti yatışmayan ve öfkesini kusan Siela’nın yanına doğru ilerlemiş. Baş-Lam’ın doruğuna, göğün arşına doğru yaklaşan yiğit Närt’i gören Siela tipiyi, ayazı, kara geceyi usulca kırbalarına çekmiş. Kırlar, vadiler ve dağ tepelerindeki karlar ve donlar eriyerek Pxharmat’ın ardı sıra usul usul Baş-Lam’ın doruğuna doğru çekilmekteymiş. Baş-Lam’ın doruğu kara teslim olmuş, bir daha da bu karlasrı başından çıkartmamış.

Siela bağırmış:
— Gökten alıp götürdüğün ateşe hasret kalasın, sıcağa hasret kalasın!
Sonra güvenilir kölesi olan Tek Gözlü Juzh’u (‘Uc), bronz zincirlerle birlikte onun karşısına sevk etmiş. Tek Gözlü Juzh, Pxharmat’ı, bronz zincirlerle Baş-Lam’ın doruğuna bağlamış.
Siela da onu ilençlemiş.
O zamandan bu zamana kadar dünyada ne kadar iyilik varsa tanrı kargışlamış, tanrının kargışladığını insan kutsamış.
Gökle yer arasında hep düşmanlık vardır. İnsanla Siela arasında hep düşmanlık vardır. Kuşların kralı İda, her sabah, zincirle bağlanmış olan Pxharmat’a gelirmiş.

Pxharmat’ın diz kapaklarına tüner, tekrar tekrar sorarmış:
— Ey zavallı Pxharmat! Yaptığından pişman oldun mu?Pişman oldunsa, sana eziyet etmeyeceğim, olmadınsa ciğerlerini yiyeceğim!
Başına gelmiş olan işkencelere katlanan Pxharmat her zaman aynı cevabı vermekteymiş:
— Pişman olmadım. Ben insanlara bir şans verdim. İnsanlara sıcak ve ışık verdim. Yapılan iyiliğe karşılık pişmanlık gerekmez.
İda ise, çelik gagasını çakmak kayasında sivrilttikten sonra Pxharmat’ın çiğerini yemeye başlarmış.

Närt Pxharmat gıkını bile çıkartmazmış. Gözlerinden bir damla olsun yaş akmazmış. İstifini bile bozmadan büyük bir dirençle acıya katlanırmış. O zamndan beri halkımız Närt Erstxólar, koç yiğidin ağlamasını uygun karşılamaz. Baş-Lam’ın doruklarındaki karlar ve buzlar o zamandan beri durmaktadır. Pxharmat zincirlendikten sonra Siela karları Baş-Lam’ın doruklarına toplamıştır. Pxharmat’ı sıcağa hasret bırakmak için vadilerde, ovalarda, dağın doruklarında soğuk eksilmez. O zamandan beri dağın etekleri, yamaçları, vadileri, ovaları ılıktır. O ılıklık, Pxharmat’ın gökten getirdiği ateş vasıtasıyla ulaşmıştır oralara kadar. Dağın daha aşağı eteklerinde o zamandan beri güzel kokulu otlar, renk renk çiçekler, tatlı tatlı öten kuşlar olur, Baş-Lam’ın dorukları ise soğuktur ve hep don tutmuştur, kat kat buz tabakaları vardır, hiçbir zaman erimez, ayaz eksik olmaz. İşte Pxharmat oraya bağlanmış. Bitmeyen işkencelere maruz kalmış, ama o hiçbir zaman ölmemiştir.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı