I
Natların (Nart) eskiden sihirli bir altın elma ağaçları vardı. Bu altın ağaç sıradan bir ağaç değildi: Ağaç üzerinde sabahleyin açan bir çiçek, akşamleyin olgun bir elma haline gelirdi. Bu elmanın ilginç özellikleri ve sırları vardı. Elmanın bir yarısı kırmızı, bir yarısı da beyazdı.

Çocuğu olmayan bir kadın
Elmanın beyaz yarısını yediğinde
İpek gibi saçları olan
Güzel bir kız çocuğu doğururdu,
Çocuğu olmayan bir kadın
Elmanın kırmızı yarısını yediğinde
Gürbüz bir oğlan-
Bir Nart pehlivanı dünyaya getirirdi!

Ancak bir süre sonra, elma, geceleri gizlice çalınmaya başladı. Çalan da bir türlü yakalanamıyordu.
- Ah, şimdi! Ne yapmalı, diyerek Natlar sorunu, sonunda H’ase’ye (Хасэ-Meclis) götürdüler.
- Bekçi dikelim, dediler ve bekçi diktiler. Ancak bir yararı olmadı, elma her gece çalınmaya devam etti yine.
- Yüksek ve dikenli bir çitle çevirelim!- diyerek, sivri kazıklı çitlerle ağacın etrafını çevirdiler. Ancak bunun da bir yararı olmadı, elma yine çalınmaya devam etti.
- Atlı bir müfreze ile ağacı koruma altına alalım, dediler ve ağacı süvari birlikleriyle çevirdiler. Onun da bir yararı gelmedi. Hırsızın izine bile rastlanamadı!

Günler boyunca böylesine umarsızca oyalanıp durdular.

Nat Tatemko’nun iki oğlu vardı. Büyüğünün adı Pıge, küçüğünün de Pızığeş idi. İkisi de ünlüydüler; okları şaşırmaz, kılıçları da bağışlamazdı. Nöbet sırası bu iki genç kardeşe gelmişti. Ağacı beklerken, büyüğü yatıp uyudu, daha yorulmuş olmalıydı. Küçüğü ise, oku yayında, gözü elmada tetikte dururken, üç güvercin gelip ağaca kondu.
- Ihı, tamam! Ne yapsam şimdi, dedi içinden. Okunu atıp birini yaraladı.

Güvercinler kanatlanıp uçtular, elmayı da alıp beraberlerinde götürdüler.

Pızığeş, yaralı güvercinden dökülen kanı beyaz havlusuyla yerden alıp ağabeyini uyandırdı. Durumu anlattı. Hemen güvercinlerin peşine düştüler. Kandamlalarını izleyerek, H’ı Mıvt’e Denizi (Хы Мыут1; Azak Denizi) kıyısına ulaştılar. Kan izleri orada son buluyordu.
- Tamam, dedi Pızığeş. Sen ve ben aynı ana babadan olma kardeşiz. Hırsızın kim olduğunu bulmadan dönersek, hem bize, hem ana babamıza karşı ayıp olur. Bu üç güvercin bu denize daldılar. Ben de dalıp peşlerinden gideceğim. Sen beni kıyıda bekle. Bir yıl boyunca bekle. Dönmezsem, yaşamadığıma say.
- Olur, dedi ötekisi de. Git, denizin altını üstünü tara ve bul onları. Yolun açık olsun.

Nat Pızığeş denize dalıp dibe indi. Gitmeye devam etti. Sonunda bir bahçe içinde bir başına duran güzel bir beyaz sarayla karşılaştı. Bahçesine girer girmez, hepsi birbirine benzeyen yedi delikanlı koşup karşıladı kendisini.
- Hoş geldin, diyerek eve buyur edip oturttular. Kendileri, saygı gereği ayakta beklemeyi yeğlediler.

Birinin elinde leğen ile ibrik, diğerinin elinde beyaz bir havlu olan iki kız içeri girip konuğun ellerini yıkamasına yardım ettiler.

Ardından sofrayı -ane- (2) getirdiler. Sofrada, Natların altın ağacından alınan elma da vardı.
- Vay canına! Bak hele, dedi içinden Nart delikanlısı. Anlaşılan tam yerine gelmişim!

Yedirdiler, içirdiler, oturup sohbet ettiler. Ardından:
- Biz Deniz Tanrıçası Psıtha-guaşe’nin çocuklarıyız. Üç erkek, üç de kız kardeşiz, dediler Nart gencine. Saklayacak durum yok, senin gördüklerin iki kız kardeşimiz, üçüncüsü gelemeyecek durumda, dediler Nart’a.
- Nedir sorunu, elimden bir şey gelir mi acaba, dedi Nat Pızığeş de.
- Söylememiz uygun düşmüyor ama durumu senden gizlemenin de artık bir anlamı kalmadı, dediler Psıtha guaşenin oğulları…
- Söyleyin öyleyse, dedi konuk da.
- Üç kız kardeş eş bulmak için güvercin görünümüne bürünüp Nart Ülkesine uçmaya, Nartların altın ağacındaki günlük elmayı getirmeye başlamışlardı. Şimdiye değin bir sorunla karşılaşmamışlardı. Bu son uçuşta en küçük kız kardeşimiz “Mığezeş guaşe” vuruldu, şimdi kanlar içinde ölüm döşeğinde yatıyor, dediler.
- Peki, yok mu bir çaresi bunun, dedi Nart da.
- Çaresi yok, ilacı Natya’da (Nartlar ülkesinde) dökülen kanında, dediler.
- Öyleyse, o kandan var bende, dedi Nart.

Elini cebine atıp güvercinin kan damlaları bulunan beyaz havlusunu çıkardı, ıslatıp kızın yarasına bastırır bastırmaz, güzel Mığezeş guaşe eski sağlığına yeniden kavuşuverdi.

Psıtha guaşenin oğulları çok sevindiler:
- Denizin üstü de dibi de bir senin için. Senin gibisini görmedik şimdiye değin, dediler. Bu üç kız kardeşimize bir bak da beğendiğin çıkarsa verelim sana, dediler.
- Öyleyse, dedi Nart. Bana vereceğiniz iyileştirdiğim kız olsun.
- İyileştirdiğin kız Mığezeş, öyle olsun, diyerek kızların en küçüğü Mığezeş’i Pızığeş’e verdiler.

Böylece yeryüzünde yaşayan Nart delikanlısı ile deniz dibinde yaşayan kız evlenip bir yuva kurdular.

Nat Pızığeş’i uzun bir süre ağırladılar, yedirip içirdiler. Ardından da Mığezeş guaşe ile birlikte yolcu ettiler.

Nat Pızığeş’i bir yıldır bekleyen Pıge, kardeşinin döndüğünü görünce, çok sevindi: “Hele bir sağ döndüysen bu bize yeter!” dedi ve üçü birlikte evlerine döndüler. Yedi gün yedi gece boyunca Nartlar yediler, içtiler, dans ettiler, düğün evinin bahçesini şenlendirdiler, ellerinden gelen hiçbir şeyi esirgemediler.

Yeni çift, mutlu bir yaşama kavuştu. Mığezeş’in ikiz oğlu oldu, ikizlerden birine “Verzemeg” (Орзэмэдж), diğerine de “Yımıs” (Имыс) adı verildi. Daha sonraları Mığezeş oğlu Verzemeg ile Yımıs, Natya’da ünlenen birer er kişi oldular.


II.

Nartların elma ağacının ilginç özellik ve sırları vardı. Ağacın tepesinde, günlük elmalardan ayrı olarak, yılda bir kez, tek bir elma yetişirdi. Bu elma görüntü ve irilik yönünden çift renkli günlük elmalardan farklıydı, daha iri, daha sert ve daha gösterişli olurdu.

Setenay guaşe, elma ağacının bu özelliklerini öğrenmişti. İlk kırağı düşüp ağacın yaprakları dökülmeye başladığında, elmayı ağaçtan alır, sandığına koyup saklar, bekletirdi. İnsan olmadık durumlarla da karşılaşabilir, iyi ya da kötü günü olabilir. Elmayı böylesine durumlar için saklardı.

Bu elmadan yiyen kişi temiz kalpli, acıma duygusu gelişmiş, zinde ve gençleşmiş biri olurdu. İnsanın ömründen yitirdiğini, bu elma, o kişiye geri getirirdi.

Setenay guaşenin yaşlandığını, güçten düşüp kocadığını ya da yüzünün kırıştığını gören ya da duyan olmuş muydu ki hiç? Olmamıştı, çünkü o hep genç kalırdı!

Setenay guaşe elmanın kaymak gibi yumuşak iç kısmını yüzüne sürer, bembeyaz, iç açıcı ve çekici bir görünüm elde ederdi. Elmanın kabuğunu kaynatıp suyunu kime içirirse, o kişi neşeli, doğru kalpli ve merhametli biri oluverirdi.

Çok geçmeden, Natların bu sırrını Yemınej (4) de öğrendi. Sınamak için, kör ve topal biri kılığına bürünüp Setenay guaşenin yanına vardı.

- Setenay, dedi.
- Ne var?
- Ayaklarım artık beni kaldırmıyor, gözlerim de iyi görmüyor, unutkan olmaya, bunamaya başladım, moralim çok bozuk, artık günlerim sayılı. Ne olur yardım et, dedi Yemınej. Büyük elmanızın şifa verici olduğunu biliyorum, yardım et bana!
- Benim elmamın sana bir yararı olmaz, diye yanıtladı Setenay guaşe onu. Sen çok kötü birisin, kötülüğün sınırsız. Sana yardımcı olamam.

“Bana bir yararı yoksa başkalarına da olmasın!” diyerek Yemınej, bir gece, gizlice Natların altın elma ağacını dibinden kesti. Eğer Natlar, bu ağacı koruyabilmiş olsalardı, günümüze değin, ihtiyarlamadan sağlık ve mutluluk içinde yaşıyor olacaklardı!

DİPNOTLAR:
1) “Bu öyküyü 50 yıl kadar önce, çocukluğum sırasında konuk odasında dinlemiştim” diyor ünlü öykü anlatıcısı İbrahim Huşt. Nartın adını Adige toplulukları farklı söylüyorlar; bir bölümü “Verzemedj”, ”Verzemeg” diyor, bazıları da “Verzemes”, ”Vazırmes” diyorlar. Nart terimi de bazen “nat”, bazen de “nart” olarak söyleniyor. -A.H.
2) Ane; üç ayaklı ve seyyar Adige yemek masası (sofra). -HCY
3) Yemınej-Nartlara düşman kötü bir dev, mitolojide kötülük simgesi bir yaratık. -HCY.

Not: Bu Shapsugh teksti 1881’de Adigey’in Afıpsıp köyünde doğan usta şarkıcı İbrahim Huşt tarafından, 20 Eylül 1959’da Asker Hadağal’a yazdırıldı. İbrahim Huşt Arapça okuma yazma bilirdi, kendi düzenlediği özel bir Adige alfabesi ile bir çok öyküyü yazıya geçirdi ve derlemeler yaptı.

İbrahim Huşt

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Nartlarin yasadigi dönemde, büyük savaslar, soygunlar görmüsler, çaglari kargasa içerisinde geçirmislerdir. Komsulari olan Çint'i, Yipsi, Marak'u larla sürekli çatismislardir. Günlerden bir gün Nasren Jak'e üçyüz atli ile Çint'i ülkesine akina çikar. Yola çikarken arkadaslarinin bir bölümü Sosrikua'yi yanlarina almak isterler, çogunluk ise Sosrikuanin gruba katilmasini istemez. 

" -Sosrikuasiz bir sey beceremezsek neden variz bu yeryüzünde..." derler. Ona haber vermeden yola koyulurlar. Çintilari yenerek,getirecekleri ganimetlerle Nart yurdunu zenginlestirmek, kahramanliklarini, yigitliklerini duyurmak isterler.

Yolculugun sonu gelmeden Ibora, firtina baslar. Soguk rüzgarlar dünyayi kasip kavurur. O çaglarda yasayan bir dev Nartlarin atesini çalmis Nartlari soguk bir dünyada kaderleri ile basbasa birakmisti. Sosrikua bu devin adini sürekli duyardi, ancak hiç karsilasmamisti.

Nasren'in askerleri, firtina ile bogusarak güçsüz düser, ilerleyemez olurlar. "... yanildik, Sosrikua bizimle olsaydi, bize yol gösterirdi..." diye söylenirler, yakinirlar.
Seteney Guase'nin aklina ulasilmazdi, bilge idi, dahasi gelecekten haber verme yetenegi vardi. Çint'i ülkesine sefere çikan Nartlarin ugradigi felaketi ögrenir, olayi Sosrikua'ya anlatir:

" -Ey dogurmadigim ogul Sosrikua... küçügüm, yavrum... Nasren ve adamlari zor durumda, soguktan donmak üzereler... Geride dönemiyorlar." der.
Sosrikua bu haber üzerine hazirlanir, grubun ardi sira yola koyulur. Olaganüstü gücü ile rüzgar gibi yol alir, çok geçmeden ulasir Nartlara. Nartlar onu görünce sevinirler.

" -Yigit Sosrikua, bir belaya çattik, yardim etmessen öldük demektir." diye yakinirlar. Ates de yok, isinacak baska bir olanak da. Sosrikua "Ne yapsak ki?" diye düsünür. Bu arada firtina dinmis, kavurucu bir ayaz baslamis, gökyüzü piril piril berraklasmistir. Sosrikua basini gökyüzüne kaldirir, parildayan yildizi görür. Oku ile en parlak yildizi nisan alir. Bütün gücü ile yayini gerer, firlayan ok yildizin bir kösesini parçalayip yeryüzüne kirintilari döker. Bir süre bu kirintilarla isinirlar ancak bir sre sonra yildiz kirintilarinin sicakligi söner. "Biraz daha dayanin" diyen Sosrikua bir tepenin üzerine çikarak çevreyi inceler. Çok uzak bir yerde bacasi tüten bir ev görür. Atini sürüp o eve ulasir, orada yasayanin Nartlarin atesini çalan dev oldugunu anlar. Çok iri ve güçlü bir dev görür. Çaldigi atesi kollari ile sararak uyumaktadir... Oradan atesi almak oldukca güç diye söylenir Sosrikua. Hemen atina danisir. At:
" -Kurt kadar yürekli, kedi kadar sessiz olmalisin, yavasca yaklasip kap atesi, ellerini iyi ayarla yanan iri odunlardan birini kap..." der.

Sosrikua aradaki mesafeyi iyice ayarlayip atini sürer, hizla egilip en büyük odunu kapar. Kaptigi bir agaçtan kopan bir kor parçasi devin sakallari arasina düser. Sosrikua bir elinde ates yola koyulur. Sakali yanan dev uyanir, bir fiske ile sakalinin arasindaki atesi çirpar, ates yiginina sürdügü dallari sayar, dallarin eksildigini anlar.

"...olmadi bu is, Nartlar atesimi çaldilar" der ve yekinerek Sosrikua'yi izlemeye baslar. Sosrikua'nin ati yeryüzünün en hizli atidir. Buna karsin bir süre sonra dev Sosrikua'ya yaklasir. Atini özengisini yakalayarak onu durdurur:

" -Ey Nartlarin cocugu, Nartlarin sümüklüsü, atesimi nereye götürüyorsun?Benden kaçabilecegini mi düsünüyordun?" der.
Sosrikua deve yanit verir:

" -Evet atesi götürmek için çaldim, sen nasil bizden aldiysan bende toplumum için senden çaldim..."
" -Yazik atesi götüremeyeceksin, sen gerçekten Sosrikua degilsin, senin yerine Sosrikua gelseydi onunla hesaplasirdim..."
" -Her neyse gün gelir Sosrikua ile de karsilasirsin. Ama Sosrikua bugüne dek böyla bir seye kalkismamistir. Lafi uzatmadan sen niyetini söyle..."
" -Niyetim mi...?Sen Sosrikua'nin hünerlerini söyle. Söylemezsen seni suracikta hemen öldürürüm, hem sen kimsin bakayim?"
" -Ben Sosrikua'nin sigirtmaciyim."
" -Iyi o halde sen Sosrikua'nin hünerlerini, gücünü, yigitliklerini bilirsin. Söylemezsen öldürürüm."
" -Söylemesine söylerim ama sen beceremezsin."
" -Neden beceremeyecekmisim?"
" -Beceremezsin."
" -Su beceremeyecegim isleri hele bir söyle..."
" -Su tasi görüyormusun?Sosrikua bu tasi gökyüzüne firlatir, tas yeryüzüne dönerken kafasi ile vurup parçalar."
" -Bunu yapabilirim." diyen dev havaya firlattigi büyük bir tas parçasinin altinda durur. Tasi kafasi ile un gibi dagitir.
Sosrikua gülerek:

" -Bu birincisi, ancak pek büyük bir hüner degil, Sosrikua'nin baska hünerleride var. Sosrikua korkusuzdur. Yeryüzündeki hiç bir yaratiktan korkmaz, omu altedebilecek bir varlik henüz yaratilmamistir. Sosrikua büyük bir Suen'in içerisine kursun doldurup eritir. Erittigi kursunu agzina doldurur, daha sonra donmus kursun parçalarini tükürerek yere atar, sen yapabilirmisin"

" -Bumu benim yapacagim...?" diyen dev kursun toplayip büyük bir Suen'in içerisinde eritir, erimis kursunu agzina doldurur, katilasan kursunlari tükürerek döker.
" -Sosrikua'nin bundan baska hünerleri de var, o senin gibi anlamsiz ve amaçsiz bir hayat sürmez, o toplumu için yasar." der.
Dev hemen atilir:

" -Tamam tamam sen bana Sosrikua'nin baska bir hünerini anlat."
" -Sosrikua üç denizin birlestigi yerde denize girer, üç gün üç gece orada bekler, denizi dondurur. Sonra buzlari parçalayarak denizden çikar, iste bunu sen yapamazsin..."

" -Sosrikua yapsin ben yapamayim, ölsem daha iyidir..." diyen dev denize dalar, Sosrikua en büyük tanrilara yakarir; "Ne olur su denizi iyice dondurun, dev içerisinde donup kalsin, çikamasin" der. Tanrilar Sosrikua'nin yakarisini duyarlar. Dev bogazina kadar denizin içerisinde donar. deniz tek parça bir buz halini alir. Dev birkaç gün tüm gücüyle silkinirse de denizden çikamaz. Sosrikua deve bagirir:

" -Yekin zorla kendini."
" -Çikamiyorum, gücüm yetmiyor artik..."
" -Gücün yetmiyorsa sonun geldi demektir, Sosrikua benim bunu iyi ögren..."
" -Ah akilsiz basim... Senin Sosrikua oldugunu nasil da anlamadim. Kafasizligimin cezasini çekecegim... Kilicin benim bir tel saçimi bile kesemez. Bana iskence yapma, git benim kilicimi al, eger asili ldugu yerden kaldirabilirsen onunla öldür beni. Kilicim atesi çaldigin evdedir..."
Sosrikua bir an düsünür "Bu isin altinda bir oyun olmasin?" der.

Konuyu atina atina açip ona danisir. At hemen dile gelir:
" -Bir sey olmaz haydi bekleme, kos kilici getir, gecikirsen Nartlar soguktan donacak." der.
Sosrikua hemen atina atlayip devin evine gelir, kilici alip deniz kiyisina döner. Buzlarin içindeki hareket edemeyen devin kafasini uçurur. Devin evindeki bütün atesi toplayip Nartlarin yanina döner. Atesi harlandirip büyütür. Arkadaslarini isitir, onlarin buzlarini çözüp, yasamlarini kurtarir, hepsinin karnini doyurur.
Nasren Jak'e baskanliginda yola çikan atli grubu " -Bundan sonra yanimizda Sosrikua yokken yola çikmayacagiz..." diye and içerler...

ANLATAN: Sarmat ise, Gumlookit (Karasniy Vostok) köyünde dogmustur. 10.09.1967 yilinda ayni köyde Meremkuil Vladimir tarafindan derlenmistir. Öyküsünün derlendigi yil anlatici 80 yasinda idi...

Nart Badinokue

Aralık 08, 2018

Nart Badinokue (Adiğey şivesinde Şebatniko) Kuzey Kafkasya mitoloji kahramanlarının en ilginç olanlarındandır. Daha önce sözü edilen Sosrıkua, Tlepş ve benzeri kahramanlar, iyi savaşçı olmak, toplumu yönetmek gibi özellikleri ile destanlarda iz bırakmışlardır. Badinokue ise bu özelliklerinin yanı sıra müzik, şşir gibi sanat alanlarına yönelik davranışları ile Nart toplumunu estetik açıdan etkileyen bir destan kahramanıdır.

Kabardey-Besleney-Abazin şivelerinde "Badinokue" olarak geçen bu kahramanın ismine Karadeniz'in doğusundaki mezar taşlarında rastlanıldığı açıklanmaktadır. Gürcü bilimadamı Y.A. Çavaşvili'nin "Gürcü Tarihinin Problemleri" adlı yapıtında bu sav açıkça işlenmiştir.

Prof. G.V. Ragova'ya göre, bu denli karışık Adiğe isimlerinin yazıldığı ve kullanılmaya başlandığı tarih bilinmeyecek kadar eskidir. Şebetriko ismi el açıklığı anlamına gelmektedir. Bolluğu içerir ve çok heceli bir sözcüktür. Bu isim hece hece ayrıldığında "Şe-ben-rı-te-rer" oku çok veren anlamı çıkmaktadır. Ok ve yayı çok kullanan Nart kahramanları için çok doğal bir isim olduğu görülmektedir. Sözcüğün sonundaki "Rıt-re" bölümü Abazince'de de vermek mastarı ile çakışmaktadır. "Ko"=Oğul, "Yı-ko"=Oğlu anlamına geldiği tüm Adiğelerce bilinen basit bir dilbilgisi kuralıdır. "Şebetniko" ismi ise "Çok silah verenin oğlu" anlamına gelmektedir. Aynı kurallara uyan Adiğe isimleri pek çoktur."Kışoko, Aleciko, Ghıbıjko" gibi isimlerdeki 'ş' harfi Şapsığ söyleşinde ince, diğer Adiğe boylarının söyleyişlerinde kalın olarak kullanılır. Şı (kalın), Şi (ince), aşe, "Şebetniko" sözcüklerinin etimolojik araştırmasını yaparken dikkatleri "be" sözcüğü çekmektedir. Bu sözcük eski Adiğe dilinde bulunmakla beraber bu gün Kabardey söyleyişinde fazla kullanılmamaktadır. O halde Adiğeler, Karadeniz, KErç, Azak ve Psıj kıyılarında topluca yaşarken ve aynı lehçe ile konuşurlarken "be" takısı da dilde yaşamakta idi. Öyle ise "Şebetmiko" ismi de o çağlarda kullanılmaya başlanmıştır. Hatta günümüzde Abazincede "Be ğue-re" şeklinde kullanılan ve çoğalmak, bollaşmak, üremek anlamına kullanılam sözcükte bile "be"=çok kökü hala yaşamaktadır.

Şebatnıko isminin Abhazlarda da pek değişmeden kullanıldığı (Nart Şabatnıko, Naşbatıkua) ortaya çıkmaktadır. Adiğe Phonemlerinin (Na-ş-ba-tı-ko) hepsi Abhaz dilinde yaşamaktadır. Hatta Adiğe telafuz kurallarına uygun biçimde Abhazca'da da kullanılmaktadır. Bugün Adiğey de, Karadeniz kıyısı Şapsığlarında, "Şebatın", "Şebatnıkua" denildiği halde, Çerkesk'te, Kabardey'de bu isim "Şebadınokua", "Badınokua" şeklinde kullanılmaktadır. Bı isimdeki "T" phonemi, iç Adiğe (Kabardey-Besleney) dilinde kelime içinde "D" olmaktadır. Bu konuda bir kaç örnek vermekte yarar vardır: "Tığuse-Diğuse, Thamate-Thamade" şekline dönüşmektedir.

Kabardey söyleyişindeki "Badınokue" ismi komşu Osetin ve Abazin söyleyişlerine Kabardey telaffuzu ile geçmiştir. Bu dillerde de Badınokue şeklinde kullanılmaktadır. Bütün bu açıklamalardan ulaşılan sonuç şudur: "Şebat" "Şebatniko", Badınokue" sözcüklerinin ifade ettiği ad aynı addır. İsa'dan önceki yüzyıllarda yazılmış, Grek Destanlarında da bu isme rastlanmaktadır. Ayrıca Linguistik karakterlerde yukarıda sözü edilen özellikler de vardır. O halde bu ünlü Nart isminin Adiğe-Abhaz grubu Kuzey Kafkasyalılara ait olduğu gerçeği aydınlığa kavuşmaktadır. Kahramanımızın isminin bu açıklama dışındaki özellikleri Hadağatle Asker'in "Nartlar" derlemesinde yeterince belirtilmiştir. Bu yazıda biz Kafkasya dışında, özellikle Türkiye'nin belirli bir bölgesinde yaşayan Kuzey Kafkasyalılar arasında, bu kahramanın nasıl tanındığı ve Grek mitolojisindeki aynı tip motiflerle karşılaştırmasını yaparak kısa da olsa Hadağatle Asker'in bu konuya ilişkin derlemesinde haklı olarak açık bıraktığı bir cepheyi tamamlamak amacındayız.

Badinokue mitolojimizde "Khamılepşine" (Kamıştan yapılan bir Kafkas flütü) çalan, kırlarda, ormanlarda sürülerini otlatan, doğaya aşık bir kahraman olarak tanımlanır. Kafkasya'da yapılan derlemelere girmeyen bir öyküsü aynı zamanda Kafkas Folk danslarından "Kafe" veya "Zefako" veya "Guaşemahue"nin doğuşunuda anlatması bakımından ilginçtir: "Nart Babinokue yukarı Kuban yamaçlarında sürüsünün otlatmaktadır. Çevredeki toprak ve yaylalar varlıklı bir prens'in yönetimidedir. Prens'in kızı genç Guaşe uzun süredir melankolik bir hastalıktan kurtarılamamaktadır. Yemeden içmeden kesilmiş, gülmez konuşmaz olmuştur. Kızını bu hastalıktan kurtaramayan prens, uçan kuştan medet umar hale gelmiştir. Her yana haber salarak, kızını bu beladan kurtaracak kişi ile evlendireceğini, bu kişiye mal ve mülkünün yarısını vereceğini duyurur.

Ülkenin dört bir yanından gelenler her konuda her türlü ustalıklarını gösterirler. Şarkı söylerler, masal anlatırlar, prensesi güldürmek için her yola baçvururlar. Ancak güzel kızı karanlık dünyasından kurtaramazlar. Nart Badinokue ise sürüsünü suya saldıktan sonra bir ağacın altına çekilerek Khamılepşine'sini dudağına götürür, bütün ustalığını göstererek çalmağa başlar. Sesten sese melodiden melodiye geçerek hızlanır. Sihirli borusundan o güne dek duyulmamış güzellikte eserler dökülmeye başlar. Badinokue'nin çaldığı hava o denli güzeldir ki, bahçeye çıkartılan hasta prensesin kulağına kadar gider.

Guaşe yıllar süren uykudan uyanır gibi gözlerinin açar, gülümsyerek yerinden kalkar, müzüğin çoşkusuna kendisini bırakarak o güne dek görülmemiş incelikte bir dansa başlar, kuş gibi, tüy gibi kayıp gider prenses... Durup dinlenmeden danseder danseder danseder... Görenler bu mutlu olayı prense duyurmak için koşarlar. (Bu text Pınarbaşı ilçesinin Kazancık köyünde K'unip'at Kadir tarafından anlatılmıştır. Y. Özdemir çocukluğunda duyduğu şekli ile kaleme almıştır.) Nart Badinokue güzel Guaşe ile evlenirmi bilmiyoruz, ancak "Kafe"nin bugün bile Çerkesler arasında en çok sevilen ve beğenilen danslardan biri olduğunu biliyoruz. Sözü Kafe'ye getirmiş iken bu konuda kısada bir açıklama yapmayı faydalı buluyoruz. Adiğe dilinde müzik eşliğinde oyun, dans genel anlamında kullanılır Kafe sözcüğü. Özellikle Kabardey-Besleney gruplarında her türlü dans karşılığında kullanıldığı gibi bir erkek ve bir kız dansçının düo şeklinde oynadığı, karşılıklı uzun gidiş dönüş ve geçiş hareketleri ile oynanan ağır ve soylu bir dansın adı olarak da kullanılır. Gerçekte bu dansın adı "Kafe" olmayıp "Guaşemahue veya Guaşemaf" (Prensesin günü veya uğuru anlamına) dır.

Nitekim Yukarı Kuban, bugünkü Karaçay-Çerkesk Özerk Bölgesi yöresinden ayrılıp Uzunyayla yöresine yerleşmiş olan Abazin köylerinde bu gün bile bu dansa Guaşemahue denmektedir. Bir Guaşeyi onulmaz hastalıklarından kurtaran bir melodinin, bir dansın bu tür adlandırılması anlamlı olduğu kadar Nart Badinokue'nin özelliklerini yansıtan destanların Çerkes halkının belleğinde ve zevkinde şimdilere dek yaşayan bir kanıtıdır da... Nart Badinokue'yi müzikle ilişkisi bakımından Grek mitolojisindeki Tanrı "Pan", latin mitolojisindeki "Faunus" adlı kahramanlara benzetebiliriz. Grek mitolojisinde tanrı Pan, küçükbaş hayvanların ve çobanların koruyucusudur. Keçi ayaklı ve insan başlı olarak düşünülürdü. Maykop kurganlarında yapılan kazılardan çıkarılan altın kaplama tabletlerde bu tasvire uyan kabartmalara rastlanması çok ilginçtir. Bu anlatıma uyan başka kahraman daha vardır Çerkes mitolojisinde. Keçi ayaklı olan ve düğün bayram töreni, hasat töreni gibi insanları toplayan olaylarda ortaya çıkan ve toplumu eğlendiren "Ceğafe" adlı bu kahraman özellikle Abazin Halk Destanların'da sık sık konu olur.

Tanrı Pan kavalını çok sever. İnsanların ve hayvanların uykuya daldığı sıcak yaz günlerinde öğle vakti birden bire beklenmedik gürültüler koparır, çevreye korku saçarmış. Maraton savaşlarında Persler'i bu şekilde bozguna uğrettığı için Atinalılar Tanrı Pan onuruna Akropol eteklerinde bir tapınak bile yaptırırlar. Pan'ın bu özellikleri çağdaş edebiyatta ve sanatta bile etkisini göstermiştir. Fransız bestecilerden Cladue Debussy, "La Mer" adlı yapıtında Tanrı Pan'ın gürültüsünü ve kavalını simgeleyen solo flüt partisini "Prelude de L1apremidie d'un Pan" (Bir Pan'ın Öğleden Sonrası Prelüdü) bir bölümde işlenmiştir. Bizim Mitolojimizde Nart Badinokua omuzları Kafkas Dağları genişliğinde, bir omzunda güneş doğarken, öbür omzunda gece karanlığının olduğu, bir omuzunda bahar başlarken, diğer omuzunda karakışın hüküm sürdüğü şeklinde tanıtılmaktadır. Bu özellikleri ile günümüze dek şarkı ve destanları ile yaşaya gelmiştir.

 

Yismeyl Özdemir ÖZBAY- Mitoloji ve Nartlar' kitabından alınmıştır.

Tantalos Efsanesi-2

Mart 22, 2014

Neolitik Kültürün Bereket Ayinleri Tantalos’un oğlu Pelops’u kurban edişini, tanrıçalara tapan neolitik kültürün bereket ayini ile ilişkilendirmiş, ancak konuyu ayrıntılarıyla ele alamamıştık. Ele aldığımız konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu konudaki görüşleri sunmak istiyoruz.

Tantalos Efsanesi-1

Mart 22, 2014

Kültürün ayrılmaz öğelerinden biri de, sosyal değerleri ve inançları yansıtan mitoslardır. Mitos ya da efsane, masal ya da uydurulan söz olsa da, insanların nedenini çözemediği doğa olayları karşısındaki korkuları, düşünceleri ve toplumsal yaşama ilişkin çok eski dönemlerden beri

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı