Çerkesler ve Tanrılar Türklerin Çerkes/Çerakis adını verdiği Kuzey Kafkasyalı Adige halkına, Araplar fierkes/fierakis, Batılılar ise Kirkassien (Circassian) adını verirler. Çerkeslerin MÖ 6. yüzyıldan bu yana Azak Denizi’ni Karadeniz’e bağlayan Kırım Boğazı’ndan Gürcistan’a kadar uzanan ve Kafkasya diye anılan bölgenin kıyı şeridinde yaşadıkları sanılır. Bu uzun dönem içinde, belgelerde Çerkesler için Sindai, Kerketai, Zikkoi, Zyghoi gibi değişik adlar kullanılmıştır. (1)


Çerkeslerin MÖ 6. yüzyıldan bu yana Kafkasya’da yaşadıkları sanılmaktadır.

Büyük bir kesimi dağlık olan Kafkasya, yaklaşık 1200 km uzunluğunda, 110-180 km genişliğinde olan Kafkas sıradağları ile kuzey ve güney olmaküzere ikiye ayrılır. Kafkas sıradağları, doğuda Apşeron Yarımadası’ndan başlayıp kuzeybatı yönünde ilerleyerek Taman Yarımadası’ndason bulur. Kafkaslar üzerinde en yüksek zirveler Elbruz (5642 m) veKazbek (5033 m) dağlarıdır. Büyük Kafkas dağlarını her iki tarafa bağlayan en önemli iki geçit ise Darial ve Derbent geçitleridir. Tarih boyunca büyük önem taşımış olan Darial geçidi, Kazbek Dağı’nın eteklerini yalayarak geçen Terek Nehri’ni takip ederek kuzeye ulaşırken, Derbent geçidi daha doğuda, Hazar kıyısına yakın bir yerdedir.Kafkasya’nın Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki coğrafi konumu, kuzey ve güney arasında hareket eden kavimler için uygun bir geçitoluşturmuştur. Tarih boyunca İran’a yönelen Hint-Avrupa göçlerinin Derbent geçidi üzerinden yapılmış olabileceği tahmin edilmektedir.Darial geçidini daha çok İskitler kullanmış, Karadeniz kıyısındaki sahilyolu ise Kimmerler ve Trererler tarafından tercih edilmiştir. Ticaret yapmak için gelen Yunanlılar bu coğrafyaya Kolkhis adını vermişlerdir. Yunan mitolojisine göre Altın Post’u (2) arayan Argonautlar (3) da buraya gelmiş ve büyücü Medeia (4) ile karşılaşmışlardır. Ayrıca Çerkes tanrıları arasında yer alan ateş tanrısı Premethaj, Yunan mitolojisinin en önemli figürlerinden biri olan “tanrılardan ateşi çalan Prometheus”tur. (5) Yunan mitolojisinin ve antikçağ edebiyatının önemli bir parçası olan Prometheus, Altın Post ve Medeia hikâyelerinin, ticaret yapmak için bölgeye gelen Yunanlı tüccarlar tarafından batıya nakledilmiş Kafkasya kökenli öyküler olabileceği düşünülebilir. 

Dinsel Çeşitlilik
Bir zamanlar Kafkasya’da yaşayan Çerkes toplumlarında Khabze adını verdikleri gündelik yaşamı geleneklere uygun olarak düzenleyen kurallar büyük önem taşırdı. Bölgeden geçen ticaret yolları sayesinde buradaki kavimler farklı dinlerle tanıştılar. Bunlar arasında İran kökenli Zerdüştlük (Zoroastrianizm) ve Yunan tanrı kültleri zaman zaman inanç sistemini etkilese de tamamıyla hâkim olamadı. Yaklaşık 4. yüzyıldan sonra Gürcistan Hıristiyanlıkla tanışmış ve bu din zamanla bazı Çerkes kabileleri arasında kabul görmüştür. 8. yüzyılda Bizans’tan kaçan yaklaşık 20 bin Yahudi'nin Kafkasya’ya yerleşmesi ve Türk kökenli Musevi Hazar Krallığı ile kurulan ilişkiler sonucu bazı Çerkes kabileleri Museviliği seçti. Bölgeye oldukça geç bir tarih olan 18. yüzyılda gelmesine rağmen, bugün halkın büyük çoğunluğu İslamın Sünni mezhebine bağlıdır. İslamiyet'in geniş kitleler halinde tanınmasından sonra Çerkes yaşam tarzı İslam inancı ile birlikte yürütülmeye başlanmış ve İslamiyet'in yayılmasıyla Khabze geleneği hızla etkisini kaybetmiştir.

Nart Destanları
Çerkes mitolojisinin ana kaynağını oluşturan anlatımlara “Nart destanları” adı verilir. Nart destanları sadece Çerkes değil, neredeyse tüm Kuzey Kafkasya halklarının ortak ürünüdür. Nart destanları Adigeler (Çerkes) dışında Karaçay-Malkar Türkleri, Abhaz-Abaza, Oset, Çeçen-İnguş ve Kumuk Türklerinin folklorunda da yer alır. Adige ve Abhazların Nart destanları eski Yunan mitolojisiyle benzerlikler gösterirken, Karaçay-Malkar Türklerinin destanları eski Türk mitolojisine yakındır. Gerçekte kuzey Kafkasya’da ya da Adige toplumunda Nart adlı bir soyun olduğuna dair somut bir bilgi olmamasına rağmen, Nartların Çerkesler ve Kuzey Kafkasya halklarının ortak olarak yarattıkları düş gücü kahramanları olduğu günümüz Kafkasya araştırmacıları tarafından kabul edilmektedir.

Çerkes mitolojisinde baş tanrı, evrenin yaratanı olarak tapınılan Tha’dır. İnanışa göre, insanlara acıyan, onlara yardım eden, sağlık veren Tha dışında daha çok doğa güçlerini simgeleyen yardımcı tanrılar vardır. Çerkes inançlarının önemli bir kısmı diğer tüm coğrafyalarda olduğu gibi animizm (cancılık) ve büyüye dayanırdı. Çerkesler suya, ateşe, bitkilere, ormanlara, kayalara, gök gürültüsüne ve yıldırıma tapmışlardır. Adigeler ibadet, dans ve müzik eşliğindeki bu tapınma eylemlerini, tapınak olarak kullanılan “kutsal koru”larda yaparlardı. Töreni Tha-made isimli bir rahip yönetir, Khabze kurallarına uymayanlar

Tha-made’ler tarafından cezalandırılırdı. Tören sırasında Tha’ya yalvarılır, kurban kesme törenleri yapılırdı. Törene huaho denilen, anlamı olmayan sözler ve yakarışlar eşlik ederdi. Bu yakarış ve ağıtlar veba, çiçek, humma ve benzeri hastalıklardan ve yeni doğan bebeklerin nazardan korunması amaçlıydı.


Kafkas Prometheus’u
Kafkasya mitolojisinde devler, kahramanlar ve büyücülerle ilgili hikâyeler önemle yer alır. Kabardey bölgesinde derlenmiş ve Yunanlıların Prometheus öyküsünü hatırlatan bir anlatıma göre; Elbruz dağlarının tepesinde, koni biçiminde büyük bir taş bulunmaktadır. Burada, sakalları ayaklarına kadar uzanan yaşlı bir adam oturur. Bütün vücudu kıllarla kaplı, uzayan el ve ayak tırnakları bir kartal pençesine dönüşmüş ve gözleri akkor kömür gibi kıpkırmızıdır. Boğazı, vücudu, elleri ve ayaklarından kalın bir zincire bağlıdır. Mitolojiye göre bu yaşlı adam bir zamanlar büyük Tha’nın çok yakınında yaşarken kendisini devirip yerine geçmek istemiş, yenilgiye uğradığında da kendini bu halde bulmuştur.

Yine rivayete göre kendisini görmeyi çok az kişi başarabilir, ikinci kez görme girişiminde bulunanlar ise ölürdü. Çoğunlukla hareketsiz duran adam arada bekçilerine şu soruyu sorarmış: “Dünyada hâlâ kamışlar ve koyunlar üremekte midir?” Bekçilerin olumlu yanıt vermesi üzerine öfkelenirmiş, çünkü dünyada kamışlar ve koyunlar ürediği sürece cezasının devam edeceğini bilirmiş. Ümitsizliğe kapılarak kayayı parçalamak istediğinde ise yer sarsılır, bağlı bulunduğu zincirler şimşek ve gök gürültüsü yaratır, nefesi fırtınalar oluşturur ve göz yaşları Elbruz Dağı’nın eteğinde kaynayan ve köpürerek akan bir nehre dönüşürmüş. Nart destanlarında anlatılan kahramanların tamamına yakını erkeklerden oluşur. Fakat bu destanlarda anlatılan bir kadın kahraman vardır ki, konumu ve sahip olduğu özellikleri bakımından erkek kahramanların hepsini gölgede bırakır. Bu kahraman, Setenay ya da tam adıyla Setenay Guaşe’dir. (6) Anaerkil kültle ilgili olduğu anlaşılan Setenay’ı “Ana Tanrıça” olarak anlatan bir metin şu ana kadar elimize geçmiş olmasa da, Çerkes mitolojisi Setenay’ı güç durumlarda akıl danışılan bilge kişi olarak tanımlar. Setenay, Büyük Nart Kurultayı’nın çözemediği toplumsal sorunları çözer. Doğan çocuklara isim koyar. O yalnızca iyi bir eş ya da âşık olunan güzel bir kadın değildir, aynı zamanda iyi bir ev sahibesidir, kahramanlara yol gösterir, öğütler verir, geleceği görür. Nart destanlarında sık sık karşımıza çıkan diğer figür, tanrı Tlepş’tir. Önceleri ateş tanrısıyken zamanla demirci tanrı rolü üstlenen Tlepş’in, tanrı olmasına rağmen Abazin metinlerinde Setenay’a akıl danışması ilginçtir. Bu anlatılara göre, Setenay Tlepş’in esin kaynağıdır. Sık sık Tlepş’in dökümhanesine gider, yararlı araçlar yapması için onu özendirir. Doğurmadığı oğlu Sosrıkua’ya annelik eder. (7) Aşıwa lehçesindeki Abazin metinlerinde, demirci Tlepş’in dökümhanesi ayrıntıları ile anlatılır. Bu anlatılar Çerkeslerin demire verdikleri önemi gösterir. 

Önceleri Tlepş’in örsü taştan, çekici ağaçtandır. Sık sık Tlepş’in dökümhanesine uğrayan Setenay, yeni örs ve çekiç modelleri yapar. Tlepş de bu modellerden yararlanarak örsü ve çekici demirden, çekicin sapını ağaçtan yapar. Yılan yavrularının boyunlarını birbirinin üzerinden geçirerek uyuduklarını gören Setenay, Tlepş’e ellerinin yanmaması için yapabileceği bir aracı esinler. Maşa ya da kerpeten böylece Setenay tarafından icat edilir. Aşıwa lehçesindeki Abazin metinlerine göre, Setenay’ın büyüttüğü Sosrıkua,Nartlara ateşi getiren kişidir. Rivayete göre, Sosrıkua devin kafasını uçurup evinden ateşi kapar ve “Hey koca Nartlar, yürekleri ateşten Nartlar, korkmayınız, canlanınız! İşte size gerçekten, gerçek ateşi getirdim,” diyerek insanları tanrılar karşısında cesaretlendirmeye çalışır. Kabardey anlatımında, daha çok Tlepş’in insan tarafı üzerinde durulur: Bunlara göre yaşlı demirci ustası Debeç’in körüğü geyik derisinden, körüğün kulpu kızılcık ağacından, ocağı tan güneşinden, kömürü kuru dikendendir. Çekici kıvılcımlar saçar. Demire güç yetirebilecek, ona şekil verecek kendisi gibi güçlü bir çırak arayan Debeç’e başvuran Tlepş kendisini “doğurmayan bir annenin oğlu” olarak tanıtır ve demirciliksanatını sürdürmeyi amaçladığını söyler. Tlepş dökümhanede demirlerle konuşur, onları istediği şekle sokar. Çalışırken tıpkı ustası Debeç gibi aksamaktadır. Nart destanlarında anlatılan demirci tanrı Tlepş, pek çok özelliği ile Yunan panteonunda yer alan Anadolu kökenli Hephaistos’a benzer. Bilindiği gibi Hephaistos da demirci tanrıdır ve aksaktır. Tanrılar ve kahramanlar için aletler, saraylar yapar. Zeus’un karısı Hera’nın oğlu olmasına rağmen, Hera tarafından tek başına ortaya çıkarılmıştır. Tlepş de öykülerde kendini anlatırken, “doğurmayan ananın oğluyum” der. Aşıwa lehçesindeki Abazın metinlerine göre, Setenay’ın büyüttüğü Sosrıkua (Nasren), Nartlara ateşi getiren kişidir. Bazı kaynaklarda Sosriquo veya Sawsrikua olarak da geçen Sosrıkua’nın adı da zaten “sıcak çocuk”, “ateş saçan”, “yakan erkek çocuk” anlamına gelmektedir. Rivayete göre, Sosrıkua devin kafasını uçurup evinden ateşi kapar ve “Hey koca Nartlar, yürekleri ateşten Nartlar, korkmayınız, canlanınız! İşte size gerçekten, gerçek ateşi getirdim,” diyerek insanları tanrılar karşısında cesaretlendirmeye çalışır. Aşkarıwva lehçesinde anlatılan Abazin metinlerinde ise, yaşlı ve çirkin büyücü Pakue Dame, Nartların ateşini devlere geri verir. Dev, ateşi geri getirmeye dağlara giden Nasren’i, Pakue Dame’nin kışkırtmasıyla Elbruz’a zincirleyip çiviler. Üzerine salınan kartal, Nasren’e gün boyu işkence yapar, ciğerini gagalar. Güneş batınca yarayı kanadı ile sıvar, yara kapanır. Güneş doğunca aynı işkence yeniden başlar. Nasren’i Peterez kurtaracaktır. (8)

Çerkesler için büyücüler korkulan ve yarı tanrı kişiliğe sahip varlıklardır. Büyücüler kıtlık getirebilir, halkı cezalandırabilir. Adige-Kabardey anlatımlarına göre, kahraman Wuezırmes bir kadının çocukları aç olduğu halde büyücü Pakue’ye yemek taşıdığını ve Nart halkının da Pakue’ye yiyecek, içecek ve armağanlar götürdüğünü görür. Wuezırmes, Nartların keçi sakallı, korkak Pakue’yi tanrı sayıp armağanlar vermelerini, ona hizmet etmelerini onuruna yediremez. Nartlar ise Pakue’nin üstlerine bela yağdırmasından korkar. Wuezırmes’in annesi, Setenay’ın annesi Yemğazeş Guaşe’ye gider ve Wuezırmes’in, Pakue’nin başını uçurmaya niyetli olduğunu söyler. Yemğzeş Guaşe, Wuezırmes’e babasından kalan Beyaz Yele’yi yeraltı ahırından çıkarmasını, eyerini demir kolonu ile almasını söyler ve siyah bir sandıkta da her şeyi biçen kılıcı bulacağını ekler. Wuezırmes Pakue’ye gider, kılıcını çekip kafasını uçuracakken Pakue zıplayarak uçar, göklere yükselip örümcek ağından bir ev yapar. Yarı tanrı Pakue yağmur yağmasını engeller, yeryüzündeki suları kurutur, ülkede kuraklık başlar. Zor durumda kalan Wuezırmes, Setenay’a koşar. Setenay, beyaz yeleli atın Alp soyundan olduğunu, iyice ısındıktan sonra üç kez kamçı ile vurulduğunda gökyüzüne uçacağını söyler. Wuezırmes, Pakue’nin örümcek evine ulaşır. Pakue’yi oyuna getiren Wuezırmes kılıcını çekip başını vurur. Yeryüzünde yedi hafta kanlı yağmur yağar. Toprak eskisi gibi verimli olur, ekinler büyür, ağaçlar meyve verir, yeryüzü yeşile bürünür, kadınlar doğurmaya başlar. Adigeler için değişik nedenlerle yaptıkları dini törenler çok önemlidir. Çerkesler kuraklık yıllarında Hantso Guaşe şarkısı ile yağmur duası yapar, kaybolan hayvanların kurtlar tarafından parçalanmaması için özel sihirli sözler demek olan Hapeşcıpkhe ile kurtların ağzını bağlamaya çalışırlardı. Bugün bu gelenekler ve yağmur duaları İslami inançla birleştirilmiştir ve bazı Arapça dualar okunarak hâlâ uygulanmaktadır.

Dramatize edilmiş bir diğer tören ise Çapşakue’dir. Yaralının veya hastanın uyuması halinde canının onu terk edeceğine inanan Çerkesler ölümü ağır yaralının veya hastanın yanından kovmak için odada bulunan değerli eşyaları çıkarırlar. Odanın girişine, her gelenin birkaç kez çarpacağı biçimde saban demirleri yerleştirilir, ziyaretçiler topluca gelip hastanın yanına girdiklerinde hep birlikte yüksek sesle gürültü yaparlardı. Genç kızlar tören elbiselerini giyip törene katılır, çeşitli dans ve şarkılarla hastanın uyumamasını sağlarlardı. Bugün bu gelenek daha yumuşatılmış bir şekilde hâlâ görülür. Eski Adige ayinleri ve sembolik törenleri arasında, dramatize edilmiş bir temsil olan Ajağafe keçi dansının da önemli bir yeri vardır. Hayvancılık ve tarım takvimine bağlı olan Adige hasat bayramları hayvan hareketlerini taklit eden Ajağafe oyunları ile süslenir. Yazımızı, korkulan tanrılardan biri olan orman ve avcıların tanrısı Mezitha’ya adanan bir şarkı ile bitirelim: 
“Senin adını anıyoruz Mezitha 

Bıyıkların kızıl alev
Yakarılarımız da senin için
Kızıl içki (kan) akıtıyoruz
Cömertçe, bolca
Bu ancak sana yaraşır
Albir keçi kurban edildi senin için
Genç ve doğurmamış bir kadın/Önünde diz çökmüş
Ak elli
Sen ki her şeyi bilen!
Güçlü meşe uçlarını yere eğen!
(…)
Başını salladığında
Ormanlar uğuldar/Eyvah!
O anda vahşi hayvanlar inlerinde titrer
Bütün yakarılarımız
Mezitha içindir...”

ADİGELERİN BAŞLICA TANRILARI

Şıble: Yıldırım tanrısı
Tlepş: Ateş ve demir tanrısı
Thağalace: Bereket tanrısı
Mezitha: Orman ve avcıların tanrısı
Wvatha: Gök tanrısı
Amış: Hayvanların koruyucu tanrısı
Debeç: Tlepş'in ustası
Pakue Dame: Yaşlı, çirkin büyücü
Dev nine: Tüm devlerin türedikleri çok yaşlı bir kadın
Kotıj: Adalet tanrısı
Premethaj: Ateş tanrısı
Setenay Guaşe: Yemğazeş Guaşe'nin kızı, bilge, cesur ve güzel Nart annesi


DOĞA GÜÇLERİNİ SİMGELEYEN TANRISAL VARLIKLAR
Psetha: Ruhlar tanrısı
Sewıseres: Fırtına tanrısı
Blewus: Yılan tanrı
Merıse: Yılan tanrısı
Psıtha: Sular tanrısı
Aytes: İlkbahar tanrısı


Kaynaklar

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul, Remzi Kitapevi, 1989.
Ufuk Tavkul, “Kafkasya'da Hıristiyanlığın izleri”, Türk Dünyası Araştırmaları, (128), İstanbul, 2000.
Özdemir Özbay, Mitoloji ve Nartlar, Kafdağı Yayınları, İstanbul, 1990.

Dipnotlar
1) Kabardey, Abhaz, Abzekh, Bjedug, fiapsığ, Besleney, Hatukhoay, Ubıh, Cemguy olarak anılan boy isimleri de Çerkeslerle ilgilidir.
2) Antik Yunan mitolojisine göre, Athamas’ın çocukları Phriksos ve Helle’yi sırtına alıp Yunanistan’dan Kafkasya’daki Kolkhis ülkesine kaçıran kanatlı koçun pöstekisi.
3) Yunanistan’daki İolkos Kralı Pelias kendisinden tahtını isteyen üvey kardeşi Aison’un oğlu İason’dan tahta sahip olması için Kolkhis’e gidip
Altın Post’u getirmesini ister. Bunun üzerine ünlü gemi ustası Argos’a bir gemi yaptırır ve Yunanistan’daki tüm gözüpek, atılgan ve cesur erkekler bu gemiye alınır, tanrıça Athena’nın yardımıyla yola çıkarlar.
4) Argonoutlar Altın Post’u almak için Kolkhis Kralı Aietes’in karşısına çıkarlar. Kralın kızı Medeia İason’a âşık olur. Büyücü Medeia, hazırladığı
merhemlerle İason’un Altın Post’a sahip olmak için savaşmak zorunda kaldığı ejderhalar karşısında galip gelmesini sağlar.
5) Mitolojiye göre, Titan (canavarlar) soyundan gelen Prometheus çok zekidir ve baş tanrı Zeus ile boy ölçüşmeye kalkar. Ateşi tanrılardan çalarak insanlara verir. Zeus da bu hareketinin karşılığında Prometheus’u zincirlerle bir sütuna bağlayarak karaciğerini bir kartala yedirir.
6) Çerkes araştırmacılara göre “Setenay”, Adige dilindeki “se” (bıçak, kılıç) kelimesi ile “tın” (vermek) fiilinin birleşmesinden meydana gelmiştir ve buna göre “bıçak/kılıç veren” anlamına gelmektedir.
7) Mitolojiye göre, Setenay Bakhsan Irmağı kıyısında çamaşır yıkarken onu gören Nartların sığırtmacı kendisine âşık olur. Fırlattığı aşk oku bir taşa
çarpar, taş ısınır ve büyümeye başlar. Setenay gider, taşı alır ve eteğine sararak Tlepş'in dökümhanesine götürür. Tlepş büyük çekici ile taşı kırar, içinden ateş saçan, kor halindeki Sosrıkua çıkar.
8) Peterez, Çerkesce güzel burun, düz burun demektir. Efsaneye göre çobanlar tarafından bulunup büyütülmüştür. Yardımseverliği ve korkusuzluğu simgeleyen bir Kafkasya kahramanıdır.

Ayşe Övür
Arkeolog M.A.
Toplumsal Tarih Dergisi, Sayı 155, Kasım 2006

I
Natların (Nart) eskiden sihirli bir altın elma ağaçları vardı. Bu altın ağaç sıradan bir ağaç değildi: Ağaç üzerinde sabahleyin açan bir çiçek, akşamleyin olgun bir elma haline gelirdi. Bu elmanın ilginç özellikleri ve sırları vardı. Elmanın bir yarısı kırmızı, bir yarısı da beyazdı.

Çocuğu olmayan bir kadın
Elmanın beyaz yarısını yediğinde
İpek gibi saçları olan
Güzel bir kız çocuğu doğururdu,
Çocuğu olmayan bir kadın
Elmanın kırmızı yarısını yediğinde
Gürbüz bir oğlan-
Bir Nart pehlivanı dünyaya getirirdi!

Ancak bir süre sonra, elma, geceleri gizlice çalınmaya başladı. Çalan da bir türlü yakalanamıyordu.
- Ah, şimdi! Ne yapmalı, diyerek Natlar sorunu, sonunda H’ase’ye (Хасэ-Meclis) götürdüler.
- Bekçi dikelim, dediler ve bekçi diktiler. Ancak bir yararı olmadı, elma her gece çalınmaya devam etti yine.
- Yüksek ve dikenli bir çitle çevirelim!- diyerek, sivri kazıklı çitlerle ağacın etrafını çevirdiler. Ancak bunun da bir yararı olmadı, elma yine çalınmaya devam etti.
- Atlı bir müfreze ile ağacı koruma altına alalım, dediler ve ağacı süvari birlikleriyle çevirdiler. Onun da bir yararı gelmedi. Hırsızın izine bile rastlanamadı!

Günler boyunca böylesine umarsızca oyalanıp durdular.

Nat Tatemko’nun iki oğlu vardı. Büyüğünün adı Pıge, küçüğünün de Pızığeş idi. İkisi de ünlüydüler; okları şaşırmaz, kılıçları da bağışlamazdı. Nöbet sırası bu iki genç kardeşe gelmişti. Ağacı beklerken, büyüğü yatıp uyudu, daha yorulmuş olmalıydı. Küçüğü ise, oku yayında, gözü elmada tetikte dururken, üç güvercin gelip ağaca kondu.
- Ihı, tamam! Ne yapsam şimdi, dedi içinden. Okunu atıp birini yaraladı.

Güvercinler kanatlanıp uçtular, elmayı da alıp beraberlerinde götürdüler.

Pızığeş, yaralı güvercinden dökülen kanı beyaz havlusuyla yerden alıp ağabeyini uyandırdı. Durumu anlattı. Hemen güvercinlerin peşine düştüler. Kandamlalarını izleyerek, H’ı Mıvt’e Denizi (Хы Мыут1; Azak Denizi) kıyısına ulaştılar. Kan izleri orada son buluyordu.
- Tamam, dedi Pızığeş. Sen ve ben aynı ana babadan olma kardeşiz. Hırsızın kim olduğunu bulmadan dönersek, hem bize, hem ana babamıza karşı ayıp olur. Bu üç güvercin bu denize daldılar. Ben de dalıp peşlerinden gideceğim. Sen beni kıyıda bekle. Bir yıl boyunca bekle. Dönmezsem, yaşamadığıma say.
- Olur, dedi ötekisi de. Git, denizin altını üstünü tara ve bul onları. Yolun açık olsun.

Nat Pızığeş denize dalıp dibe indi. Gitmeye devam etti. Sonunda bir bahçe içinde bir başına duran güzel bir beyaz sarayla karşılaştı. Bahçesine girer girmez, hepsi birbirine benzeyen yedi delikanlı koşup karşıladı kendisini.
- Hoş geldin, diyerek eve buyur edip oturttular. Kendileri, saygı gereği ayakta beklemeyi yeğlediler.

Birinin elinde leğen ile ibrik, diğerinin elinde beyaz bir havlu olan iki kız içeri girip konuğun ellerini yıkamasına yardım ettiler.

Ardından sofrayı -ane- (2) getirdiler. Sofrada, Natların altın ağacından alınan elma da vardı.
- Vay canına! Bak hele, dedi içinden Nart delikanlısı. Anlaşılan tam yerine gelmişim!

Yedirdiler, içirdiler, oturup sohbet ettiler. Ardından:
- Biz Deniz Tanrıçası Psıtha-guaşe’nin çocuklarıyız. Üç erkek, üç de kız kardeşiz, dediler Nart gencine. Saklayacak durum yok, senin gördüklerin iki kız kardeşimiz, üçüncüsü gelemeyecek durumda, dediler Nart’a.
- Nedir sorunu, elimden bir şey gelir mi acaba, dedi Nat Pızığeş de.
- Söylememiz uygun düşmüyor ama durumu senden gizlemenin de artık bir anlamı kalmadı, dediler Psıtha guaşenin oğulları…
- Söyleyin öyleyse, dedi konuk da.
- Üç kız kardeş eş bulmak için güvercin görünümüne bürünüp Nart Ülkesine uçmaya, Nartların altın ağacındaki günlük elmayı getirmeye başlamışlardı. Şimdiye değin bir sorunla karşılaşmamışlardı. Bu son uçuşta en küçük kız kardeşimiz “Mığezeş guaşe” vuruldu, şimdi kanlar içinde ölüm döşeğinde yatıyor, dediler.
- Peki, yok mu bir çaresi bunun, dedi Nart da.
- Çaresi yok, ilacı Natya’da (Nartlar ülkesinde) dökülen kanında, dediler.
- Öyleyse, o kandan var bende, dedi Nart.

Elini cebine atıp güvercinin kan damlaları bulunan beyaz havlusunu çıkardı, ıslatıp kızın yarasına bastırır bastırmaz, güzel Mığezeş guaşe eski sağlığına yeniden kavuşuverdi.

Psıtha guaşenin oğulları çok sevindiler:
- Denizin üstü de dibi de bir senin için. Senin gibisini görmedik şimdiye değin, dediler. Bu üç kız kardeşimize bir bak da beğendiğin çıkarsa verelim sana, dediler.
- Öyleyse, dedi Nart. Bana vereceğiniz iyileştirdiğim kız olsun.
- İyileştirdiğin kız Mığezeş, öyle olsun, diyerek kızların en küçüğü Mığezeş’i Pızığeş’e verdiler.

Böylece yeryüzünde yaşayan Nart delikanlısı ile deniz dibinde yaşayan kız evlenip bir yuva kurdular.

Nat Pızığeş’i uzun bir süre ağırladılar, yedirip içirdiler. Ardından da Mığezeş guaşe ile birlikte yolcu ettiler.

Nat Pızığeş’i bir yıldır bekleyen Pıge, kardeşinin döndüğünü görünce, çok sevindi: “Hele bir sağ döndüysen bu bize yeter!” dedi ve üçü birlikte evlerine döndüler. Yedi gün yedi gece boyunca Nartlar yediler, içtiler, dans ettiler, düğün evinin bahçesini şenlendirdiler, ellerinden gelen hiçbir şeyi esirgemediler.

Yeni çift, mutlu bir yaşama kavuştu. Mığezeş’in ikiz oğlu oldu, ikizlerden birine “Verzemeg” (Орзэмэдж), diğerine de “Yımıs” (Имыс) adı verildi. Daha sonraları Mığezeş oğlu Verzemeg ile Yımıs, Natya’da ünlenen birer er kişi oldular.


II.

Nartların elma ağacının ilginç özellik ve sırları vardı. Ağacın tepesinde, günlük elmalardan ayrı olarak, yılda bir kez, tek bir elma yetişirdi. Bu elma görüntü ve irilik yönünden çift renkli günlük elmalardan farklıydı, daha iri, daha sert ve daha gösterişli olurdu.

Setenay guaşe, elma ağacının bu özelliklerini öğrenmişti. İlk kırağı düşüp ağacın yaprakları dökülmeye başladığında, elmayı ağaçtan alır, sandığına koyup saklar, bekletirdi. İnsan olmadık durumlarla da karşılaşabilir, iyi ya da kötü günü olabilir. Elmayı böylesine durumlar için saklardı.

Bu elmadan yiyen kişi temiz kalpli, acıma duygusu gelişmiş, zinde ve gençleşmiş biri olurdu. İnsanın ömründen yitirdiğini, bu elma, o kişiye geri getirirdi.

Setenay guaşenin yaşlandığını, güçten düşüp kocadığını ya da yüzünün kırıştığını gören ya da duyan olmuş muydu ki hiç? Olmamıştı, çünkü o hep genç kalırdı!

Setenay guaşe elmanın kaymak gibi yumuşak iç kısmını yüzüne sürer, bembeyaz, iç açıcı ve çekici bir görünüm elde ederdi. Elmanın kabuğunu kaynatıp suyunu kime içirirse, o kişi neşeli, doğru kalpli ve merhametli biri oluverirdi.

Çok geçmeden, Natların bu sırrını Yemınej (4) de öğrendi. Sınamak için, kör ve topal biri kılığına bürünüp Setenay guaşenin yanına vardı.

- Setenay, dedi.
- Ne var?
- Ayaklarım artık beni kaldırmıyor, gözlerim de iyi görmüyor, unutkan olmaya, bunamaya başladım, moralim çok bozuk, artık günlerim sayılı. Ne olur yardım et, dedi Yemınej. Büyük elmanızın şifa verici olduğunu biliyorum, yardım et bana!
- Benim elmamın sana bir yararı olmaz, diye yanıtladı Setenay guaşe onu. Sen çok kötü birisin, kötülüğün sınırsız. Sana yardımcı olamam.

“Bana bir yararı yoksa başkalarına da olmasın!” diyerek Yemınej, bir gece, gizlice Natların altın elma ağacını dibinden kesti. Eğer Natlar, bu ağacı koruyabilmiş olsalardı, günümüze değin, ihtiyarlamadan sağlık ve mutluluk içinde yaşıyor olacaklardı!

DİPNOTLAR:
1) “Bu öyküyü 50 yıl kadar önce, çocukluğum sırasında konuk odasında dinlemiştim” diyor ünlü öykü anlatıcısı İbrahim Huşt. Nartın adını Adige toplulukları farklı söylüyorlar; bir bölümü “Verzemedj”, ”Verzemeg” diyor, bazıları da “Verzemes”, ”Vazırmes” diyorlar. Nart terimi de bazen “nat”, bazen de “nart” olarak söyleniyor. -A.H.
2) Ane; üç ayaklı ve seyyar Adige yemek masası (sofra). -HCY
3) Yemınej-Nartlara düşman kötü bir dev, mitolojide kötülük simgesi bir yaratık. -HCY.

Not: Bu Shapsugh teksti 1881’de Adigey’in Afıpsıp köyünde doğan usta şarkıcı İbrahim Huşt tarafından, 20 Eylül 1959’da Asker Hadağal’a yazdırıldı. İbrahim Huşt Arapça okuma yazma bilirdi, kendi düzenlediği özel bir Adige alfabesi ile bir çok öyküyü yazıya geçirdi ve derlemeler yaptı.

İbrahim Huşt

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Nartlarin yasadigi dönemde, büyük savaslar, soygunlar görmüsler, çaglari kargasa içerisinde geçirmislerdir. Komsulari olan Çint'i, Yipsi, Marak'u larla sürekli çatismislardir. Günlerden bir gün Nasren Jak'e üçyüz atli ile Çint'i ülkesine akina çikar. Yola çikarken arkadaslarinin bir bölümü Sosrikua'yi yanlarina almak isterler, çogunluk ise Sosrikuanin gruba katilmasini istemez. 

" -Sosrikuasiz bir sey beceremezsek neden variz bu yeryüzünde..." derler. Ona haber vermeden yola koyulurlar. Çintilari yenerek,getirecekleri ganimetlerle Nart yurdunu zenginlestirmek, kahramanliklarini, yigitliklerini duyurmak isterler.

Yolculugun sonu gelmeden Ibora, firtina baslar. Soguk rüzgarlar dünyayi kasip kavurur. O çaglarda yasayan bir dev Nartlarin atesini çalmis Nartlari soguk bir dünyada kaderleri ile basbasa birakmisti. Sosrikua bu devin adini sürekli duyardi, ancak hiç karsilasmamisti.

Nasren'in askerleri, firtina ile bogusarak güçsüz düser, ilerleyemez olurlar. "... yanildik, Sosrikua bizimle olsaydi, bize yol gösterirdi..." diye söylenirler, yakinirlar.
Seteney Guase'nin aklina ulasilmazdi, bilge idi, dahasi gelecekten haber verme yetenegi vardi. Çint'i ülkesine sefere çikan Nartlarin ugradigi felaketi ögrenir, olayi Sosrikua'ya anlatir:

" -Ey dogurmadigim ogul Sosrikua... küçügüm, yavrum... Nasren ve adamlari zor durumda, soguktan donmak üzereler... Geride dönemiyorlar." der.
Sosrikua bu haber üzerine hazirlanir, grubun ardi sira yola koyulur. Olaganüstü gücü ile rüzgar gibi yol alir, çok geçmeden ulasir Nartlara. Nartlar onu görünce sevinirler.

" -Yigit Sosrikua, bir belaya çattik, yardim etmessen öldük demektir." diye yakinirlar. Ates de yok, isinacak baska bir olanak da. Sosrikua "Ne yapsak ki?" diye düsünür. Bu arada firtina dinmis, kavurucu bir ayaz baslamis, gökyüzü piril piril berraklasmistir. Sosrikua basini gökyüzüne kaldirir, parildayan yildizi görür. Oku ile en parlak yildizi nisan alir. Bütün gücü ile yayini gerer, firlayan ok yildizin bir kösesini parçalayip yeryüzüne kirintilari döker. Bir süre bu kirintilarla isinirlar ancak bir sre sonra yildiz kirintilarinin sicakligi söner. "Biraz daha dayanin" diyen Sosrikua bir tepenin üzerine çikarak çevreyi inceler. Çok uzak bir yerde bacasi tüten bir ev görür. Atini sürüp o eve ulasir, orada yasayanin Nartlarin atesini çalan dev oldugunu anlar. Çok iri ve güçlü bir dev görür. Çaldigi atesi kollari ile sararak uyumaktadir... Oradan atesi almak oldukca güç diye söylenir Sosrikua. Hemen atina danisir. At:
" -Kurt kadar yürekli, kedi kadar sessiz olmalisin, yavasca yaklasip kap atesi, ellerini iyi ayarla yanan iri odunlardan birini kap..." der.

Sosrikua aradaki mesafeyi iyice ayarlayip atini sürer, hizla egilip en büyük odunu kapar. Kaptigi bir agaçtan kopan bir kor parçasi devin sakallari arasina düser. Sosrikua bir elinde ates yola koyulur. Sakali yanan dev uyanir, bir fiske ile sakalinin arasindaki atesi çirpar, ates yiginina sürdügü dallari sayar, dallarin eksildigini anlar.

"...olmadi bu is, Nartlar atesimi çaldilar" der ve yekinerek Sosrikua'yi izlemeye baslar. Sosrikua'nin ati yeryüzünün en hizli atidir. Buna karsin bir süre sonra dev Sosrikua'ya yaklasir. Atini özengisini yakalayarak onu durdurur:

" -Ey Nartlarin cocugu, Nartlarin sümüklüsü, atesimi nereye götürüyorsun?Benden kaçabilecegini mi düsünüyordun?" der.
Sosrikua deve yanit verir:

" -Evet atesi götürmek için çaldim, sen nasil bizden aldiysan bende toplumum için senden çaldim..."
" -Yazik atesi götüremeyeceksin, sen gerçekten Sosrikua degilsin, senin yerine Sosrikua gelseydi onunla hesaplasirdim..."
" -Her neyse gün gelir Sosrikua ile de karsilasirsin. Ama Sosrikua bugüne dek böyla bir seye kalkismamistir. Lafi uzatmadan sen niyetini söyle..."
" -Niyetim mi...?Sen Sosrikua'nin hünerlerini söyle. Söylemezsen seni suracikta hemen öldürürüm, hem sen kimsin bakayim?"
" -Ben Sosrikua'nin sigirtmaciyim."
" -Iyi o halde sen Sosrikua'nin hünerlerini, gücünü, yigitliklerini bilirsin. Söylemezsen öldürürüm."
" -Söylemesine söylerim ama sen beceremezsin."
" -Neden beceremeyecekmisim?"
" -Beceremezsin."
" -Su beceremeyecegim isleri hele bir söyle..."
" -Su tasi görüyormusun?Sosrikua bu tasi gökyüzüne firlatir, tas yeryüzüne dönerken kafasi ile vurup parçalar."
" -Bunu yapabilirim." diyen dev havaya firlattigi büyük bir tas parçasinin altinda durur. Tasi kafasi ile un gibi dagitir.
Sosrikua gülerek:

" -Bu birincisi, ancak pek büyük bir hüner degil, Sosrikua'nin baska hünerleride var. Sosrikua korkusuzdur. Yeryüzündeki hiç bir yaratiktan korkmaz, omu altedebilecek bir varlik henüz yaratilmamistir. Sosrikua büyük bir Suen'in içerisine kursun doldurup eritir. Erittigi kursunu agzina doldurur, daha sonra donmus kursun parçalarini tükürerek yere atar, sen yapabilirmisin"

" -Bumu benim yapacagim...?" diyen dev kursun toplayip büyük bir Suen'in içerisinde eritir, erimis kursunu agzina doldurur, katilasan kursunlari tükürerek döker.
" -Sosrikua'nin bundan baska hünerleri de var, o senin gibi anlamsiz ve amaçsiz bir hayat sürmez, o toplumu için yasar." der.
Dev hemen atilir:

" -Tamam tamam sen bana Sosrikua'nin baska bir hünerini anlat."
" -Sosrikua üç denizin birlestigi yerde denize girer, üç gün üç gece orada bekler, denizi dondurur. Sonra buzlari parçalayarak denizden çikar, iste bunu sen yapamazsin..."

" -Sosrikua yapsin ben yapamayim, ölsem daha iyidir..." diyen dev denize dalar, Sosrikua en büyük tanrilara yakarir; "Ne olur su denizi iyice dondurun, dev içerisinde donup kalsin, çikamasin" der. Tanrilar Sosrikua'nin yakarisini duyarlar. Dev bogazina kadar denizin içerisinde donar. deniz tek parça bir buz halini alir. Dev birkaç gün tüm gücüyle silkinirse de denizden çikamaz. Sosrikua deve bagirir:

" -Yekin zorla kendini."
" -Çikamiyorum, gücüm yetmiyor artik..."
" -Gücün yetmiyorsa sonun geldi demektir, Sosrikua benim bunu iyi ögren..."
" -Ah akilsiz basim... Senin Sosrikua oldugunu nasil da anlamadim. Kafasizligimin cezasini çekecegim... Kilicin benim bir tel saçimi bile kesemez. Bana iskence yapma, git benim kilicimi al, eger asili ldugu yerden kaldirabilirsen onunla öldür beni. Kilicim atesi çaldigin evdedir..."
Sosrikua bir an düsünür "Bu isin altinda bir oyun olmasin?" der.

Konuyu atina atina açip ona danisir. At hemen dile gelir:
" -Bir sey olmaz haydi bekleme, kos kilici getir, gecikirsen Nartlar soguktan donacak." der.
Sosrikua hemen atina atlayip devin evine gelir, kilici alip deniz kiyisina döner. Buzlarin içindeki hareket edemeyen devin kafasini uçurur. Devin evindeki bütün atesi toplayip Nartlarin yanina döner. Atesi harlandirip büyütür. Arkadaslarini isitir, onlarin buzlarini çözüp, yasamlarini kurtarir, hepsinin karnini doyurur.
Nasren Jak'e baskanliginda yola çikan atli grubu " -Bundan sonra yanimizda Sosrikua yokken yola çikmayacagiz..." diye and içerler...

ANLATAN: Sarmat ise, Gumlookit (Karasniy Vostok) köyünde dogmustur. 10.09.1967 yilinda ayni köyde Meremkuil Vladimir tarafindan derlenmistir. Öyküsünün derlendigi yil anlatici 80 yasinda idi...

Seteney Guaşe

Aralık 08, 2018

Kuzey Kafkasya Halk Destanlarının sembolü olmuştur Seteney Guaşe. Güzeldir, bilgedir, Nart kurultaylarında çözümlenemeyen toplumsal sorunlar O'nun dudakları arasından çıkan sihirli bir kaç söz ile hallolur.

Yarı tanrıça - yarı insan bir özelliği vardır. Grek mitolojisinde de rastlarız bu tür kahramanlara, örneğin, Achilleus, Hector, Agamemnon, Paris yarı tanrı - yarı insan kahramanlardır. Ne var ki Grek mitolojisinde kadın kahramanların çoğu salt tanrıça niteliği gösterir. Athena, Hera Aphrodite, Artemis bu tür tanrıçalardır. Seteney Guaşe ise Kuzey Kafkasya mitolojisinde tektir. Saydıpımız Grek tanrıçalarının kimi özelliklerini tek kişilikte birleştirmektedir. Güzelliği ile Aphrodite, cesur ve bilge oluşu ile Athena ve Hera'dır. Biraz da Artemis'tir Kuzey Kafkasya Mitolojisinde Seteney...

Demirci Tlepş ile olan ilişkisi, aphrodite ile ateş ve demirciler tanrısı topal ve çirkin Hephaistos arasındaki bağa benzer. Seteney'in çok yönlü işlevlerine kıyasla Grek tanrıçalarının işlevleri tek yönlüdür. Seteney'in farklı özellikleri Grek Mitolojisinde ayrı bir tanrıça ile simgelenmiştir.

Seteney için bilgedir demiştik, Büyük Nart Kurultaylarının çözemediği toplumsal sorunları çözer demiştik. Bu özelliği ile batılı araştırmacıları ve Kafkasologları yanlış yanılgılara itmiştir Seteney... Bu bilim adamları nart topluluğunu, dolayısıyla Kuzey Kafkasya boylarının anaerkil (Matriarkal) bir yapıya sahip oldukları kanısına varmışlardır. Anaerkil savına dayanak olarak da Sosrıkua'nın "Seteney oğlu Sosrıkua" (Seteneyko Sosrıkua) olarak tanımlanmasını göstermişlerdir. Oysa bu durum Seteney'in güçlü kişiliği nedeniyle yalnız Sosrıkua için geçerlidir. Sosrıkua dışında annesinin adı ile anılan Nart kahramanı yoktur. sosrıkua ve Seteney'in Kuzey Kafkasya Mitolojisindeki etkinlikleri Kuzey Kafkasya boylarının geçmişte salt anaerkil bir yapıya sahip olduklarını kanıtlamaya yetmez. Her toplumda olduğu gibi belli bir zaman kesiminde anaerkil bir düzene rastlanabilir. ancak Seteney Guaşe ile ilgili textlerin yoğun bir biçimde söylendiği çağlarda Kuzey Kafkas boylarının anaerkil süreyi tamamlayıp tamamlamadıklarını gösterir kesin deliller henüz saptanamaıştır.

Kuzey Kafkasya toplumlarının Abazin-Abhaz-Adiğr gruplarında bu kahramanı Seteney ismi ile yaşıya gelmiştir. Osetin-Karaçay-Balkar dillerinde Şatana veya Satana şeklinde değişikliklere uğramıştır.

Seteney ismi günümüz Kafkas dillerinde çiçeklerin en güzeli olan "Gül" anlamında kullanılmaktadır. Dolayısı ile kadın güzelliği ve erdemin sembolü olan bu destan kahramanının güzelliği, çiçeklerin en güzeli olan "gül-rosa" ile eş anlamlı tutulmuştur. Seteney sözcüğünün ayrışımından gülden başka anlamlar da çıkabilmektedir. Şöyle ki;

Adiğe şive grubunda "SE" sözcüğü bıçak, kılınç anlamında kullanılmaktadır. "TIN" veya "TEN" sözcüğü vermek veya lutufta bulunmak anlamındadır. "SETIN" bıçak vermek sözcüğü, belki de kahramanımızın isminin kökü olmuştur. Çoğu araştırmacılar bu açıklamada birleşmektedirler. Orta ve yeni çağlarda silahşör ve şövalyelerin ödüllendirilişi, onlara soylu ünvanlar verilişi, kılınçla (hükümdarca, özelliklede kadın hükümdarlarca) kutsanmalarından sonra olurdu. Batıda olduğu kadar Türk-İslam geleneklerinde de bu özellikler son yıllara kadar yaşamıştır (Kılıç kuşanma törenleri gibi). Bu uluslararası gelenekle Seteney'in güçlü kişiliği birleştiğinde sözcüğün kökenine, doğuşuna yaklaşabiliriz. Bu topluma düşünce ve davranışları ile yön verebilen, Nart kahramanlarına önderlik eden kadın kahramanın onlara silah vermesi, toplum için yöneticilik ve ünvanlar dağıtması olağandır. Böyle bir araştırma ile gerçeğe yaklaşmakta birçok bilim adamı birleşmektedir.

Geriye aydınlatılması gereken bir husus kalmaktadır: gül ile Seteney arasındaki ilişki, Kuzey Kafkasyalılar güzellikte ve bilgelikte eşi bulunmayan bu kahraman ile çiçeklerin en göz alıcısı olan, bir tanrıçaya yakışan "GÜL"ü şekilde ve anlamda birleştirmiştir.

Gül ile Seteney isminin arasındaki ilişki bir rastlantı sonucu, Arapgir ilçesinde yaşayan Hımsat adlı bir Kabardey nineden derlediğimiz bir küçük text ile aydınlanmış olmaktadır. Bu texti burada kısaltarak vermekteyiz:

"Seteney bir gün evinin bahçesinde oturmuş sırma işlerken, uzakta dağ yamacında, oğlu genç sosrıkua'nın devlerle kavgaya tutuştuğunu, devlerin onu öldürmek için, dizlerinden yaralamaya çalıştıklarını, bunun içinde dağdan Sosrıkua'nın üzerine demir tekerler yuvarladıklarını görür. Oğlunun ölüm ile karşı karşıya olduğunu anlar, gergefindeki sırma işlemesini bir tarafa fırlatarak oğlunu kurtarmaya koşar. Bahçe çitinden atlarken ayağına beyaz güllerin dikeni batar, ayağından damlayan kanlarla bir anda bütün beyaz güller kırmızıya dönüşür. O günden bu yana Kuzey Kafkasyalılar kırmızı gül anlamına gelen Seteney ismini kız çocuklarına ad olarak seçerler."

Bu küçük text, Kuzey Kafkasya Mitolojisinde karanlık kalan bir kavramı az da olsa aydınlatması bakımından önemlidir. Çünkü Hadağtle asker'in "Nartlar"ında, ne Dumesil'in "Mythe et Epopee" adlı yapıtında, nede son ıolarak 1975 yılında yayınlanan Meremkuıl Vladimir'in "Nartı Abazinsky Narodny Epos" adlı yapıtında bu konu bu denli aydınlığa kavuşturulamamıştır. Bu kısa öykü öteden beri savunulan Kuzey Kafkasya ve Grek mitolojilerinin arasındaki benzerlik ve Grek mitolojisinin Kafkasya mitolojisinden etkilenmiş olduğu savlarınıda desteklemektedir. Tanrıça Aphrodite ile Seteney'in benzeşimi bu sav'ın bir bölümüdür. Grek mitolojisine göre: "Kıskançlık yüzünden diğer tanrılar yakışıklı Adonis'in üzerine bir yaban domuzu salarlar. Sevgilisinin yardımına koşan Aphrodite'nin ayağına beyaz gülün dikeni batar. Yaradan akan bir damla kan Tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülleri kırmızıya boyar." Ancak bu destan textinin Kuzey Kafkasya'dan Antik Grek'e geçtiğini ısrarla savunmaktayız. Zira Antik Yunan dilinde "Aphrodite" sözcüğü ile "gül" sözcüğü arasından etimolojik veya öyküsel hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Oysa Çerkes dillerinde gülün karşılığı hala Seteney olarak yaşamaktadır.

Nartların en yaşlısı Wezırmes'ten kendi oğlu genç Sosrıkua'ya kadar herkesin akıl hocasıdır Seteney. Savaş ve barışa karar vermek, hasat için yeni usuller bulmak, onun görevlerindendir. Hastalık, kıtlık, deprem gibi doğal afetlerde toplumun son danışma mercii Seteney Guaşe'dir. Adiyukh, Yemğazei Gıaşe, Psıtha Guaşe gibi kadın kahramanlar salt güzellikte kadın olarak ün salmışlardır. Seteney Guaşe ise tek başına bir karr ve yargı mercii gibi Nart halkını etkilemektedir.

Doğan çocukalrın isim annesidir. Adını verdiği her çocuğun kulağına üflemek onun toplumsal görevlerindendir. Kulağına üflemediği çocuk geri zekalı olmağa mahkumdur. Bu konuda o denli bencilce davranırki, işine burnunu sokan Nart Tlepş ile çatışmaktan ve onu kırmaktan bile çekinmez.

Seteney bütün bu özellikleri ile Kuzey Kafkasya sanatında, toplumun isminde, zevkinde ve düşüncesinde destan çağından bugüne dek yaşamaktadır. Her çağda güzelliğin, bilgeliğin, aklın, sağduyunun, erdemin sembolü olagelmiştir.

Yismeyl Özdemir ÖZBAY - Mitoloji ve Nartlar' kitabından alıntıdır.

Nartlar-Karaçay-Malkar Mitolojisinin Destan KahramanlarıUfuk Tavkul tarafından hazırlanan "Nartlar-Karaçay-Malkar Mitolojisinin Destan Kahramanları" isimli kitap Türk Dil Kurumu Yayınları arasında çıktı. Kitabın tanıtım bülteninde yer alan bilgiler şöyle: Karadeniz ile Hazar Denizi arasında 1.100 kilometre boyunca bir duvar gibi uzanan sarp ve yüksek Kafkas Dağları, tarihten günümüze pek çok kavim, millet ve halka ev sahipliği

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı