I
Natların (Nart) eskiden sihirli bir altın elma ağaçları vardı. Bu altın ağaç sıradan bir ağaç değildi: Ağaç üzerinde sabahleyin açan bir çiçek, akşamleyin olgun bir elma haline gelirdi. Bu elmanın ilginç özellikleri ve sırları vardı. Elmanın bir yarısı kırmızı, bir yarısı da beyazdı.

Çocuğu olmayan bir kadın
Elmanın beyaz yarısını yediğinde
İpek gibi saçları olan
Güzel bir kız çocuğu doğururdu,
Çocuğu olmayan bir kadın
Elmanın kırmızı yarısını yediğinde
Gürbüz bir oğlan-
Bir Nart pehlivanı dünyaya getirirdi!

Ancak bir süre sonra, elma, geceleri gizlice çalınmaya başladı. Çalan da bir türlü yakalanamıyordu.
- Ah, şimdi! Ne yapmalı, diyerek Natlar sorunu, sonunda H’ase’ye (Хасэ-Meclis) götürdüler.
- Bekçi dikelim, dediler ve bekçi diktiler. Ancak bir yararı olmadı, elma her gece çalınmaya devam etti yine.
- Yüksek ve dikenli bir çitle çevirelim!- diyerek, sivri kazıklı çitlerle ağacın etrafını çevirdiler. Ancak bunun da bir yararı olmadı, elma yine çalınmaya devam etti.
- Atlı bir müfreze ile ağacı koruma altına alalım, dediler ve ağacı süvari birlikleriyle çevirdiler. Onun da bir yararı gelmedi. Hırsızın izine bile rastlanamadı!

Günler boyunca böylesine umarsızca oyalanıp durdular.

Nat Tatemko’nun iki oğlu vardı. Büyüğünün adı Pıge, küçüğünün de Pızığeş idi. İkisi de ünlüydüler; okları şaşırmaz, kılıçları da bağışlamazdı. Nöbet sırası bu iki genç kardeşe gelmişti. Ağacı beklerken, büyüğü yatıp uyudu, daha yorulmuş olmalıydı. Küçüğü ise, oku yayında, gözü elmada tetikte dururken, üç güvercin gelip ağaca kondu.
- Ihı, tamam! Ne yapsam şimdi, dedi içinden. Okunu atıp birini yaraladı.

Güvercinler kanatlanıp uçtular, elmayı da alıp beraberlerinde götürdüler.

Pızığeş, yaralı güvercinden dökülen kanı beyaz havlusuyla yerden alıp ağabeyini uyandırdı. Durumu anlattı. Hemen güvercinlerin peşine düştüler. Kandamlalarını izleyerek, H’ı Mıvt’e Denizi (Хы Мыут1; Azak Denizi) kıyısına ulaştılar. Kan izleri orada son buluyordu.
- Tamam, dedi Pızığeş. Sen ve ben aynı ana babadan olma kardeşiz. Hırsızın kim olduğunu bulmadan dönersek, hem bize, hem ana babamıza karşı ayıp olur. Bu üç güvercin bu denize daldılar. Ben de dalıp peşlerinden gideceğim. Sen beni kıyıda bekle. Bir yıl boyunca bekle. Dönmezsem, yaşamadığıma say.
- Olur, dedi ötekisi de. Git, denizin altını üstünü tara ve bul onları. Yolun açık olsun.

Nat Pızığeş denize dalıp dibe indi. Gitmeye devam etti. Sonunda bir bahçe içinde bir başına duran güzel bir beyaz sarayla karşılaştı. Bahçesine girer girmez, hepsi birbirine benzeyen yedi delikanlı koşup karşıladı kendisini.
- Hoş geldin, diyerek eve buyur edip oturttular. Kendileri, saygı gereği ayakta beklemeyi yeğlediler.

Birinin elinde leğen ile ibrik, diğerinin elinde beyaz bir havlu olan iki kız içeri girip konuğun ellerini yıkamasına yardım ettiler.

Ardından sofrayı -ane- (2) getirdiler. Sofrada, Natların altın ağacından alınan elma da vardı.
- Vay canına! Bak hele, dedi içinden Nart delikanlısı. Anlaşılan tam yerine gelmişim!

Yedirdiler, içirdiler, oturup sohbet ettiler. Ardından:
- Biz Deniz Tanrıçası Psıtha-guaşe’nin çocuklarıyız. Üç erkek, üç de kız kardeşiz, dediler Nart gencine. Saklayacak durum yok, senin gördüklerin iki kız kardeşimiz, üçüncüsü gelemeyecek durumda, dediler Nart’a.
- Nedir sorunu, elimden bir şey gelir mi acaba, dedi Nat Pızığeş de.
- Söylememiz uygun düşmüyor ama durumu senden gizlemenin de artık bir anlamı kalmadı, dediler Psıtha guaşenin oğulları…
- Söyleyin öyleyse, dedi konuk da.
- Üç kız kardeş eş bulmak için güvercin görünümüne bürünüp Nart Ülkesine uçmaya, Nartların altın ağacındaki günlük elmayı getirmeye başlamışlardı. Şimdiye değin bir sorunla karşılaşmamışlardı. Bu son uçuşta en küçük kız kardeşimiz “Mığezeş guaşe” vuruldu, şimdi kanlar içinde ölüm döşeğinde yatıyor, dediler.
- Peki, yok mu bir çaresi bunun, dedi Nart da.
- Çaresi yok, ilacı Natya’da (Nartlar ülkesinde) dökülen kanında, dediler.
- Öyleyse, o kandan var bende, dedi Nart.

Elini cebine atıp güvercinin kan damlaları bulunan beyaz havlusunu çıkardı, ıslatıp kızın yarasına bastırır bastırmaz, güzel Mığezeş guaşe eski sağlığına yeniden kavuşuverdi.

Psıtha guaşenin oğulları çok sevindiler:
- Denizin üstü de dibi de bir senin için. Senin gibisini görmedik şimdiye değin, dediler. Bu üç kız kardeşimize bir bak da beğendiğin çıkarsa verelim sana, dediler.
- Öyleyse, dedi Nart. Bana vereceğiniz iyileştirdiğim kız olsun.
- İyileştirdiğin kız Mığezeş, öyle olsun, diyerek kızların en küçüğü Mığezeş’i Pızığeş’e verdiler.

Böylece yeryüzünde yaşayan Nart delikanlısı ile deniz dibinde yaşayan kız evlenip bir yuva kurdular.

Nat Pızığeş’i uzun bir süre ağırladılar, yedirip içirdiler. Ardından da Mığezeş guaşe ile birlikte yolcu ettiler.

Nat Pızığeş’i bir yıldır bekleyen Pıge, kardeşinin döndüğünü görünce, çok sevindi: “Hele bir sağ döndüysen bu bize yeter!” dedi ve üçü birlikte evlerine döndüler. Yedi gün yedi gece boyunca Nartlar yediler, içtiler, dans ettiler, düğün evinin bahçesini şenlendirdiler, ellerinden gelen hiçbir şeyi esirgemediler.

Yeni çift, mutlu bir yaşama kavuştu. Mığezeş’in ikiz oğlu oldu, ikizlerden birine “Verzemeg” (Орзэмэдж), diğerine de “Yımıs” (Имыс) adı verildi. Daha sonraları Mığezeş oğlu Verzemeg ile Yımıs, Natya’da ünlenen birer er kişi oldular.


II.

Nartların elma ağacının ilginç özellik ve sırları vardı. Ağacın tepesinde, günlük elmalardan ayrı olarak, yılda bir kez, tek bir elma yetişirdi. Bu elma görüntü ve irilik yönünden çift renkli günlük elmalardan farklıydı, daha iri, daha sert ve daha gösterişli olurdu.

Setenay guaşe, elma ağacının bu özelliklerini öğrenmişti. İlk kırağı düşüp ağacın yaprakları dökülmeye başladığında, elmayı ağaçtan alır, sandığına koyup saklar, bekletirdi. İnsan olmadık durumlarla da karşılaşabilir, iyi ya da kötü günü olabilir. Elmayı böylesine durumlar için saklardı.

Bu elmadan yiyen kişi temiz kalpli, acıma duygusu gelişmiş, zinde ve gençleşmiş biri olurdu. İnsanın ömründen yitirdiğini, bu elma, o kişiye geri getirirdi.

Setenay guaşenin yaşlandığını, güçten düşüp kocadığını ya da yüzünün kırıştığını gören ya da duyan olmuş muydu ki hiç? Olmamıştı, çünkü o hep genç kalırdı!

Setenay guaşe elmanın kaymak gibi yumuşak iç kısmını yüzüne sürer, bembeyaz, iç açıcı ve çekici bir görünüm elde ederdi. Elmanın kabuğunu kaynatıp suyunu kime içirirse, o kişi neşeli, doğru kalpli ve merhametli biri oluverirdi.

Çok geçmeden, Natların bu sırrını Yemınej (4) de öğrendi. Sınamak için, kör ve topal biri kılığına bürünüp Setenay guaşenin yanına vardı.

- Setenay, dedi.
- Ne var?
- Ayaklarım artık beni kaldırmıyor, gözlerim de iyi görmüyor, unutkan olmaya, bunamaya başladım, moralim çok bozuk, artık günlerim sayılı. Ne olur yardım et, dedi Yemınej. Büyük elmanızın şifa verici olduğunu biliyorum, yardım et bana!
- Benim elmamın sana bir yararı olmaz, diye yanıtladı Setenay guaşe onu. Sen çok kötü birisin, kötülüğün sınırsız. Sana yardımcı olamam.

“Bana bir yararı yoksa başkalarına da olmasın!” diyerek Yemınej, bir gece, gizlice Natların altın elma ağacını dibinden kesti. Eğer Natlar, bu ağacı koruyabilmiş olsalardı, günümüze değin, ihtiyarlamadan sağlık ve mutluluk içinde yaşıyor olacaklardı!

DİPNOTLAR:
1) “Bu öyküyü 50 yıl kadar önce, çocukluğum sırasında konuk odasında dinlemiştim” diyor ünlü öykü anlatıcısı İbrahim Huşt. Nartın adını Adige toplulukları farklı söylüyorlar; bir bölümü “Verzemedj”, ”Verzemeg” diyor, bazıları da “Verzemes”, ”Vazırmes” diyorlar. Nart terimi de bazen “nat”, bazen de “nart” olarak söyleniyor. -A.H.
2) Ane; üç ayaklı ve seyyar Adige yemek masası (sofra). -HCY
3) Yemınej-Nartlara düşman kötü bir dev, mitolojide kötülük simgesi bir yaratık. -HCY.

Not: Bu Shapsugh teksti 1881’de Adigey’in Afıpsıp köyünde doğan usta şarkıcı İbrahim Huşt tarafından, 20 Eylül 1959’da Asker Hadağal’a yazdırıldı. İbrahim Huşt Arapça okuma yazma bilirdi, kendi düzenlediği özel bir Adige alfabesi ile bir çok öyküyü yazıya geçirdi ve derlemeler yaptı.

İbrahim Huşt

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Bu olay çok eski bir tarihte oldu. O zamanlar ülkemizde Nartlar yaşamaktaydılar. Çok sayıdaki mezarları halen Vıbın Irmağı ötesindedir. Karadeniz kıyısında oturan Nartlar balıkçıydılar, balık ağı atarlardı, usta şarap yapımcılarıydılar, toprağı da işlerlerdi.

Nartlar daha çok tarla tarımı ile uğraşırlardı. Tarlayı eker, ürün devşirme zamanı, ürünü elleriyle sökerlerdi ama bu böyle sürüp gidebilir miydi?

- Tlepş! dediler Natlar.
- Ne var?
- Tarladan ürünü kaldırmamız için bize bir alet yap, elimizle yolmaktan usandık, yol yol bitmiyor bu iş.
- Nasıl bir şey bu yapmamı istediğiniz, diye sordu Tlepş.
- Bilmiyoruz ama bir elimizle tutacak ve ürünü almamızı sağlayacak bir şey olsun, dediler.
- Öyleyse, dedi Tlepş, gidip Thağelıg'ın karısına bir danışın.
- Olur, diyerek Thağelıg'ın karısının yanına gittiler.

Nart kadını yanıt olarak;
- Olsa olsa, bunu İsp-guaşe bilir, diyerek İsp-guaşe'yi çağırttı.

İsp-guaşe Peterez'in annesiydi, telaşeli biriydi.

Çok geçmeden de yetişti. Bahçe kapısını atlayıp geçmek istedi ama kapı ona göre yüksek olduğundan çarpıp düştü.

Thağelıg'ın hanımı şakacı, biraz da sivri dillinin biriydi:

‘’Ooo, hoş geldin
Hoş geldin
Sevdiğimiz İsp-guaşe
Bize gelmeden yuvarlanıverdin anlaşılan’’ dediğini, biraz da dokundurarak (anlatan gülümsüyor) dediğini anlatıyorlar.

İsp-guaşe bu sözlere içinden gücendi ama yaşlı kadından ve yanındakilerden utanıp yutkundu.
- Senden sormak istediğim şu, diyerek, Thağelıg'ın hanımı neyi istediklerini söyledi.

İsp-guaşe bir yanıt vermeden, özene bezene geri döndü, bahçe kapısından atlayarak geçti! (anlatan bıyığını burarak gülümsüyor).
- İyi bir şey yaptıysan karşılığını bulursun!

Thağelıg'ın hanımı uyanık biriydi, İsp-guaşe'nin huyunu iyi bilirdi:
- Biriniz peşinden gidin, dinlesin, bakarsın bir şeyler söyler, dedi Natlara.

Dinlemesi için en gençlerini kadının peşinden gönderdiler.

İsp-guaşe gidiyor, delikanlı da onu izliyordu. Kendi kendine kızgın kızgın konuştuğunu duydu:

"Size söylemem,
Siz de asla öğrenemezsiniz!
Horoz kuyruğu gibi kıvıracaksın,
Yılan yavrusunun dişi gibi keskinleştireceksin!
Size söylemem
Siz de asla öğrenemezsiniz!"

Nart delikanlısı İsp-guşe'nin dediklerini yeniden iyice dinledi.

"Horoz kuyruğu gibi kıvıracaksın,
Yılan yavrusunun dişi gibi keskinleştireceksin!

Size söylemem, Siz de asla öğrenemezsiniz!" diyerek, "rap-rap" yürüyerek, başını sallayarak dönüyordu.

- Hııı, şimdi anladık-gülüp seviniyorlar-aletin nasıl yapılacağını.

Nartlar Tlepş'in yanına varıp:
- Horoz kuyruğu gibi bükeceksin. Yavru yılan dişi gibi inceltip keskinleştireceksin, dediler.

Tlepş, eşi bulunmaz bir demirci piriydi! Bir söylemek yeterdi, aynısını yapıp verirdi. Genç horoz kuyruğu gibi yuvarlak, yılan yavrusu dişleri gibi keskinleştirilmiş, ekinleri biçen güzel bir orak yaptı:
- Alın, Nartlar, bunun biçeceğinden eksik kalmayın, çalışın, yiyin, dedi.

Tlepş'in dediği gibi, Nartlar yaşamları boyunca biçecek bulmakta zorluk çekmediler, Tlepş'in yaptığı bu orağın köreldiğini de görmediler.

Tlepş'in elinden çıkma orak böylesine bir ustalık ürünüydü!

(*) Bu Shapsugh teksti 30 Ağustos 1958'de Adigey’in Afıpsıpe köyünden Ali Şhalaho tarafından Asker Hadeğal'a yazdırıldı.

Ali Şhalaho

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Sosrukonun Doğuşu 1

Aralık 08, 2018

Bir gün, ince kaşlı Setenay dere kıyısında çamaşır yıkıyordu. Hep gelirdi buraya; gelir de yiğitlerin savaş zırhlarını temizlerdi. O gün, Nart köyünün çobanı derenin öbür kıyısında inekleri yaymış otlatıyordu. Çoban, Setenay'i gördü, donmuş gibi kalakaldı. Kendine gelince dere boyuna koştu.

I

Tlepş Nartların ilk demircisiydi.

Demiri ısıtıp tavına getirdiğinde bir eliyle ateşten çıkarır, diğer elinin yumruğuyla da döverdi. Böyle çalışıp dururdu. Gün geldi oğlunu evlendirdi. Gelininin gösterdiği örneklerden yararlanarak, bir maşa ile bir çekiç yaptı. Bunlarla çalışmaya başladı.

Bir gün Habaş ile Beşıko, iş siparişi vermek için Tlepş’ın yanına geldiler.

- Tlepş, dediler. Bize bir kılıçla bir mızrak yap ama üzerlerine kum serpmeden yap bunları. Kılıç vurduğunu kesen, mızrak da her şeyi delip geçen cinsinden olsun. Ancak yineliyoruz, katiyen kum dökmeyeceksin bunları yaparken. Yoksa bozuşuruz. Bunları yarın gözümüzün önünde yapmanı istiyoruz. Bunları söyleyip gittiler.

Kum dökmeden ham demiri nasıl sertleştireceğini bilmiyordu. Bu nedenle ne yapacağını bilmeden düşünüp duruyordu Tlepş.

Kayınpederinin (пщы) bu endişeli halini gelini fark etti.
- Ne diye kayınpederim (sipş) böylesine üzgün, diye sordurdu.

Olup biteni gelinine ilettirdi.
- Beni yanına aldırsın öyleyse, dedi gelin. Körük çekmeye yanına geleceğim.
- Olur, dedi Tlepş de.

Ertesi gün Habaş ile Meşıko geldiler. Tlepş de çalışmaya başladı. Gelini de körüğü çekiyordu. O dönemdeki körüklerin, hava alması için üst tarafında delik bulunurdu.

Ocaktaki demir ısınıp kıvılcımlar saçmaya başlayınca, kol yenine kum doldurmuş olan gelinine:
- Hadi, hadi, gelinim! dedi Tlepş.

Gelin kol yenindeki kumu körüğün içine boşalttı, hava ile birlikte demirin üzerine görünmeksizin yayılıvermişti kum.

Demir kızıllıktan beyaza dönüşünce, Tlepş demiri hemen örsün üzerine getirip kılıcı yaptı. Ardından mızrağı da tamamladı.
- Usta, bunun pek işe yarayacak gibi bir görüntüsü yok, dedi kılıcı ısmarlayan.
- Ver bana, diyerek kılıcı aldı Tlepş, kılıcın keskin tarafı ile örse bir vurdu, örs ikiye ayrıldı. Bunun üzerine:
- Ne kadar da usta demirci! dedi Beşıko.


II

Tlepş ile Hudımıj (Хъудымыжъ) Nartların en usta demircileri idiler. Hudımıj’ın atölyesi Kurğo Bjape (Кургъо бжъапэ) tepesinde, Tlepş’ın atölyesi de şimdiki Yegerukay (Еджэрыкъуай) köyünün bulunduğu yerin yakınındaki “Ğuç’ıps’ıy Oşha” (Гъучlыпцlый lуашъхьэ) tepesindeydi.

İki demircinin beraber kullandıkları ortak bir çekici vardı. Nart Tlepş ocağının başında körük çekip demirini ısıtırken çekici Hudımıj’a atar, Hudımıj çalışırken, Tepş de demirini ısıtmış olurdu. Bu arada demiri soğuyan Hudımıj da “jüjüjü” sesleri yayan koca çekici Tlepş’e fırlatırdı.

İki demirci böyle çalışıyorlardı ama bir gün Tlepş çekici atmadı. O güne değin Tlepş öyle bir şey yapmamıştı.

Hudımıj kaygılandı: “Olmaz böyle şey, başına bir şey gelmiş olmalı, varıp bir bakayım”, dedi ve Tlepş’ın evine gitti. Bahçeye girip seslendi:
- Tlepş evde mi?
- Değil, dediler.
- Nerede öyleyse?
- Yınıjlar (devler) şölene çağırdılar onu. Orada olmalı, dediler.
- Peki yınıjların yerini kim biliyor?
- Ben biliyorum, -dedi bir çocuk.
- O halde beni oraya götürür müsün yavrum, dedi Hudımıj da.
- Tabii götürürüm, baba, diyerek öne düştü çocuk. Yınıjların evine vardılar. Yınıjların yeme içme şöleni sürüyordu.

Hemen karşılayıp buyur ettiler gelenleri. Yaşlı Hudımıj ünlü bir demirci de olduğundan büyük bir saygıyla başköşeye götürüldü ve Tlepş’ın yanına oturtuldu.

Yeme içme bitince sıra oyunlara geldi.
- Nart Hudımıj, herkes oyununu görmek istiyor, diyerek hatiyak’o (хьатияк1о;şölenin yöneticisi) kendisini çağırdı.
- Olur, oynayayım, dedi Hudımıj. Ancak çok hafifim, omzuma bir ağırlık bastırmadan olmaz bu iş.

Nart Hudımıj topluluktan ayrıldı, onarım için birinin getirdiği ve atölye kapısında duran dört çift öküz koşulu bir sapanı atölyenin içine aldı, kapıyı kapattı. Omzunda bir yük olmadan oynayacak olursa, bir kazaya yol açmasından çekindiği için, sekiz öküz koşulu sapanla birlikte demirci atölyesini, olduğu gibi omzuna alıp oyun yerine döndü, elbisesiz ya da ayakkabısız oynayacağından daha iyi bir biçimde oynamaya başladı. Yınıjların şaşkın bakışları altında Hudımıj, oynadığı yeri oluklu bir daire biçiminde göğsüne değin oymuştu.
- Çok güzel, çok güzel! Sen kazandın Hudımıj, sağol, diyerek hatiyak’o kendisini durdurdu.

Hudımıj, hiçbir şeyi bozmadan demir atölyeyi yerine götürdü, kapısını açıp sekiz öküz koşulu sapanı dışarı çıkardı.

Nart Hudımıj’ın daireler çizerek oynadığı yer, önceleri köy kıyısında idi, şimdiyse Kunçıkohabl (Къунчыкъохьабл) köyünün orta yerinde bulunmaktadır. Ortası tümsek, tümseğin kenarları ise çukur biçimindedir, gidenler görebilirler. Buraya hala “Nart Hudımıj’ın Oyun Yeri” derler.

NOT: Bu Bjedugh teksti 1887’de Adigey’in Askalay köyünde doğan usta öykü anlatıcısı ve demirci İsmail Beretar tarafından, 23 Kasım 1951’de Asker Hadeğal’a yazdırıldı

İsmail Beretar

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Nart yiğitlerinden Nemırıfo, Abın ırmağı vadisinde yaşıyordu. Bir delikanlı eş aramak amacıyla komşu bir köye gidip bir kızla görüşmüştü. Kız, "Şu gün gelirsen sana kaçarım", diye delikanlıya gün vermişti.

Geleneğe göre, başlık (уасэ/vase) ödemeden kız alınamazdı. Delikanlının ise başlık verecek yeterli bir varlığı yoktu, kızı kaçırması gerekiyordu. Bu bakımdan kendisinden daha yaşlıca da olsa Nemırıfo'ya başvurma gereği duydu:

- Senin karşına böyle çıkmayı hiç istemezdim ama bu işimi halletmem için senin de benimle birlikte gelmen gerekiyor ve bana yardım edersen çok sevinirim, dedi.

Delikanlı iyi çocuktu, bu nedenle onu kıramadı Nemırıfo.

Gün geldiğinde, genç arkadaşlarına ve Nemırıfo'ya haber saldı delikanlı, hep beraber kızı almaya gittiler. Kız, gece sessizce evinden dışarı çıktı ve yanlarına geldi. Bu gibi durumlarda kız, arabayla değil, at sırtında götürülürdü. Dönüş yolunda, gençlerin kendi aralarında şakalaşmaları ve daha rahat olmaları için Nemırıfo onları biraz geriden izliyordu. İki köy arasında bulunan mezarlığa ulaştıklarında, gençler bir duraksadılar.

Geceleri o mezarlığın içinden geçen yolu izlemekten kaçınırlardı. Bu nedenle birbirlerine sordular:

- Uzun olan dolambaçlı yoldan mı, yoksa mezarlıktan geçen kısa yoldan mı gidelim, diye.

- Mezarlık içinden gitmeyelim, yanımızda kadın var, dedi bazıları, bazıları da buna karşı çıktı. Tartışıp dururlarken, arkadan Nemırıfo da yetişti. Kaçırılan kız:

- Şıhançerıye yanınızdaysa, korkmam, isterseniz kısa yoldan da gidebilirsiniz, dedi.

- Ne duyarsanız duyun, ne görürseniz görün, aldırmayın ve duraklamayın, yolunuza devam edin ve mezarlığı geçip gidin, diyerek Nemırıfo, çocukları yola çıkardı. Kendisi de biraz geride kaldı. Atlı grubu sessizce mezarlığı geçti.

Mezarlığın yarısına gelmişlerdi ki, Nemırıfo korkunç bir bağırtı sesi duydu. Sesin geldiği yöne baktığında, bir ot yığını yüksekliğinde ve sallana sallana gelen bir karaltıyı gördü. Durdu ve bu gelenin kendisine yetişmesini bekledi.

At sırtında olduğu halde gelen şeyin kendisinden de daha yüksek olduğunu gördü. Eğerinin üzengileri üzerinde bir dikilip gelene bir kılıç darbesi indirdi. İlk yağmurun atların ayak seslerini yumuşatışı sırasında görüldüğü gibi, yaralıdan boşanan kan yerleri ıslatıp yumuşacık hale getirmişti. Bir tek vuruşla bu gelen şey, her ne ise sessizce yere yığılıp kalmıştı.

Sabahleyin yaşlılar yanına gelip Nemırıfo’ya sordular.

- Dün gece gençler eski mezarlıkta bir bağırtı sesi duyduklarını, ama ne olduğunu bir türlü anlayamadıklarını söylüyorlar, diyerek sordular ve Nemırıfo'nun yanıtını merakla beklediler.

- Neye vurduğumu bilmiyorum, ama her neyse bu vurduğum yaratıktan çok kan akmış olmalı, dedi.

Yaşlılar mezarlığa gittiler. Kan izlerinin bir mezara doğru gittiğini gördüler.

O günden sonra mezarlıktan asla korkutucu bir ses duyulmadı. İnsanlar geceleri de mezarlığın içinden geçebilir oldular.

Ailesi, Nemırıfo’nun kullandığı bu kılıcı kimseye vermemek için ant içti. Çünkü kılıcı yapan usta Tlepş idi. Tlepş Nartların en usta demircisiydi. Kılıç yaptırmak için her gelene:

- Sallamak için mi, saplamak için mi istersin kılıcı, diye sorardı.
- Sallamak için, dendiğinde ucu delik bir kılıç yapardı. Nereyi hedef alırsan al, o kılıç hedefi biçer geçerdi. Nemırıfo da böylesine ucu delik bir kılıçla vurmuştu zaten o yaratığı.

Saplayacak cinsten olan kılıç ise, her şeyi delip geçen ama biçmeyen ve kesmeyen bir kılıç olurdu.

Tlepş’in yapıp verdiği bu kılıç Nemırıfo’yu kurtarmıştı. Üstüne gelenin büyük bir ejderha (блэгъо) olduğu belliydi ve canından olması işten değildi.

(*) Bu Şapsığ-Aguy teksti Kıyıboyu Shapsughya’nın Aguy köyünde, 8 Ekim 1951’de usta öykü anlatıcısı Sepşah Neğuç (Нэгъуцу Сэпшахь) tarafından Asker Hadeğal’a yazdırıldı). -HCY

Sepşah Neğuç

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Mezıtha’nın (Orman Tanrısı) bindiği yaban domuzunu (Khonejj), devi (Yinıjj) yenen küçük fareyi, varlık ve yasanın sembolü altından yapılmış küçük boğa figürleri onun koleksiyonunda yer alıyor. 2010 yılı Adıgey’de kar kaplanının (haşıwumış) yılı olarak kabul ediliyor. Eski söylencelere göre, Adıge topraklarında kar kaplanı hayvanlar kralıydı. Küçüklüğünde ananesi Kadırxhan’ın ona anlattığı masal ve hikayeler ressama eserlerinde yardımcı oluyor. Bronzdan yaptığı bu yılın sembolünün yanında kar kaplanının hayvanlar kralı oluşunu anlatan Adıge söylencesini sizlere aktarıyoruz.

Nartlar, eski zamanlarda Kafkas dağlarının güney, kuzey yamaçlarındaki altın ülkelerinde hiçbir şeye muhtaç olmadan, mutlu ve özgürce yaşıyorlardı.

Hem insanlar hem de hayvanlar yeterli yiyecek buluyorlar, hiç biri yasaları çiğnemiyordu. Büyük tanrının (Thaşxo), ormanlar ve avcılar tanrısının (Mezıtha) ve hayvanlar kralı Aslan’ın uygulamaları herkesi memnun ediyordu.

Ancak uzak dondurucu ülkenin kralı zalim rüzgar, Sepejj bunu hazmedemedi, onları kıskanmaya başladı ve Nartların altın yurdunu ele geçirmeyi planladı.

Sepejj büyük bir kar fırtınasıyla, dağları ve ovaları soğuktan dondurdu.

Sıcak yağmurların yerine Nart ülkesinde kar yağıyor, ırmaklar donuyordu. Yağan kar aylar boyunca topraktan kalkmamaya başladı. Yiyecek bulamadıklarından dolayı ilk olarak dağ keçileri ve mandalar sıcak ülkelere yöneldiler. Soğuğun korkuttuğu aslanlar ve kaplanlar da onları takip etmeye karar verdiler.

Kral aslan tacını başından çıkarıp Mezıtha’ya verdi. Ona bir yarışma düzenleyip, Nart yurdunda yaşayan hayvanlara uygun bir lider seçmesini söyledi.

Sepejj bu olayı duyunca çok mutlu oldu: “her şey benim istediğim gibi olacak, bugün Nartlar ülkesi hayvanları krallarını kaybettiler, ardından tüm canlıları da ben yok edeceğim…”

Adeta dünyanın sonu gelmiş gibi Nartlar ülkesinde büyük bir fırtına koptu. Sepejj hayvan yavruları ve çocukları dondurarak, geride iz bırakmadan onları yer yüzünden yok etmesi için korumalarından birine görev verdi.

Kralı seçmeleri için Mezıtha’nın hayvanları topladığı gün Nart yurdunda kopan büyük kar fırtınası ağaçları yıkıyor, dağların keskin yamaçlarını parçalıyordu.

Mezıtha’nın çağardığı hayvanların mağarada toplanmış olmaları onların sağ kalabilmelerini sağladı. Mezıtha toplananlara bakınca, hayvanlara kral seçmek istediği kar kaplanını aralarında göremedi.

Hayvanlardan bazıları başlarına bir tehlike geleceğini sezebiliyorlardı. O gün anaç kaplan Naşxho sabahtan beri bir sıkıntı içersindeydi. Yavrularına yuvadan çıkmamalarını, dışarı bakmamalarını ve eşi ’Uş’a da Mezıtha’nın yanına gitmemesini tembih ederek mağaranın girişine yattı. Aniden dünyayı kuşatan sert rüzgar bir hortuma dönüştü, iri dolu taneleri dağın keskin yamaçlarına düşmeye başladı. Duyduğu inleme sesi Naşxho’yu yerinden fırlattı. Rüzgarın yuvarlayarak getirdiği yavru kurt zor durumdaydı, keskin yamaca çarpmasın az kalmıştı. Naşxho yukarı sıçrayıp yavru kurdu yakaladı. Tipinin sırıl sıklam ıslattığı Dombay(yaban öküzü) yavrusu ve yavru kurdu mağaranın içine bıraktıktan sonra yardım etmesi için eşine seslendi. Rüzgarın savurduğu yavru tavşan ve domuzlar, dağ keçileri, ayı, tilki ve geyik yavruları ağlaşıyorlardı. Aniden Naşxho’nun gözünün önüne çocuklar geldiler. O insanları ancak uzaktan görmüştü, onlardan çekiniyordu, uzak duruyordu. Ancak Naşxho atılıp çocukları da yakaladı. ‘Uş diğer hayvan yavrularıyla beraber onları da mağaraya sakladı.

Kar fırtınası dinince alakargalar çocuklar ve hayvan yavrularının sağ oldukları haberini herkese ulaştırdılar. Hayvanlar mağaraya geldiler, yavruları ile buluştular. Çocukları dombaylara bindirip, evlerine geri göderdiler.

Mezıtha’nın adil kararını herkese ulaştırdılar: “Ormanlarımızda yaşayan hayvanlara kimin lider olacağını düşünmeye gerek yok, bu görev Kaplana düşüyor.” Mezıtha’nın emrini herkes kabul etti.

Aynı şekilde Kafkas ormanlarında kaplandan daha güzeli, daha yiğidi hiç yaşamadı; hayvanlar, insanlar ve Nartların tanrıları da onu seviyorlardı.

Asırlar geçince topraklarımızda kaplanlar ve aslanların yaşadıklarını insanlar unuttu. Ancak kar kaplanlarından bugün hala söz ediliyor. Ve tüm dünyada Kaplan yılının gelişine hazırlanıldığı zamanda Adıgey’de şöyle söyleniyor: “Bu yılı Kar Kaplanı yılı olarak kabul ediyoruz.”

Kap kaplanların bölgemizde artık yaşamamalarının sebebi ve onların dönüşü ayrı bir öyküde yer alıyor.

Kaynak: 11 Ocak 2010, Adıge Makh Cherkessia.net

Çeviri: Jade Wumar

Savsırıko'nun başka bir yerde, seferde olduğu bir sırada devler (иныжъ) saldırıya geçip Nartların mallarını yağmaladılar. "Savsırıko döndüğünde ne gerekiyorsa onu yaparız" diyerek Nartlar, uzun bir süre beklediler ama Savsırıko’nun dönüşü gecikti,bunun üzerine Nartlar , "Böyle oturup durmakla olmaz bu iş" diyerek toplandılar ve yola koyuldular.

Bir süre sonra Savsırıko da döndü.
- Anne, bana yiyecek bir şey ver, dedi.
- Sen mide davasındasın, oysa devler bizi basıp her şeyimizi götürdüler. Nartlar da "mallarımızı kurtaralım" diyerek yola çıktılar, kendilerinden hiçbir haber alamadık.
- Annemiz, o işe bir çözüm buluruz,sen hele bana bir şeyler hazırla da karnımı doyurayım bir, diyerek karşılık verdi Savsırıko annesine.

Bir parça soğuk kaçamağın (п1эстэ чъы1э) üzerine biraz biber sosu/acıka (щыбжьи щыгъу) sürüp Savsırıko'ya verdi.

Savsırıko karnını doyurdu, "Annemiz ömrümce bundan daha lezzetli birşey yemiş değilim, beni mutlu ettin" diye elini ağzını yıkadı, atı Thojıy’e (Тхъожъый) atlayıp yola koyuldu. Nartlar Koydana'ya (Къойданэ) (1) henüz ulaşmışlardı ki,korkunç bir tipiye yakalanmışlardı, daha ileriye gidemeyecek ya da geriye dönemeyecek biçimde ıssız kırda (ижъыгу) umarsız,kısılıp kalmışlardı. Uzun Sakallı Nesren Jak'e (Насрэн Жэк1э К1ыхьэ) de kafilenin başındaydı, sormaya başladı:

- Yımıs (Имыс), ateşin var mı?
- Yok.
- Sosım, senin ateşin var mı?
- Ateşim yok.
- Ya senin, Hımış (Хъымыщ)?
- Benim de yok.
- Aşemez?
- Yanıma ateş almayı unutmuşum.

Nartların hiçbirinde ateş yoktu. Bunun üzerine "Uğursuz bir yolculuğa çıkmış olduk" dedi Uzun Sakallı Nesren Jak'e. Gencimiz de yaşlımız da yolun sonuna gelmiş sayılırız, bu ıssız kırda donup gideceğiz demek. Aptallığımıza doymayalım, adı duyulunca düşmanın ödünün patladığı bir atlı olan, sürekli üstün gelen, kargısı bağışlamaz,sivri uçlu miğferi (тандж) de bir kılavuz yıldızımız gibi bizim için ışıldayan, yiğitliği bir zırh gibi pek olan, yayına taktığı oklarını fırtına ile yarıştıran ve zor duruma düşenlerin imdadına yetişen yağız delikanlımız Savsırıko yanımızda olmadan ne diye yola çıktık ki!?" dediler.

Nartların morali sıfıra inmişti, kendilerini artık kaderin eline terk etmişlerdi.

Thojıy rüzgarla yarışacak denli hızlı bir attı, Nartların bir haftada aldığı yolu,bir günde alırdı, bu nedenle Savsırıko, Koydana'ya kısa sürede ulaşmıştı. Nartlar bir baktıklarında, soğuk kara sisin içinde,ilerideki bir tepenin üzerinde bir atlının şahlanmakta olduğunu gördüler.

"Bu gelen kişi, görünümüyle Savsırıko'ya benziyor, bizi kurtaracak" diye sevindiler Nartlar ve hemen seslendiler.
- Hoş geldin, yaman savaşçımız, ünlü kılavuzumuz, bu karanlık gecenin soğuğu içinde ölmek üzereyiz, elinden geliyorsa hemen bizim için büyük bir ateş yak da iyice bir ısınalım,dediler.
- Uğurlu yolculuklar size, Nartlar, Tha/Tanrı yardımcınız olsun. Hangi atlı yanına ateş almadan yola çıkıyor ki? Bende ateş değil,bir kıvılcım bile yok, yanımda hiç ateş taşımam. Çünkü benim vücudum çelik, soğuktan etkilenmem. Yine de siz umudunuzu yitirmeyin, her nerede olursa olsun bulur getirir, size bir ateş yakarım, dedi Nartlara Savsırıko.

Savsırıko okluğundan bir çelik ok aldı, fırlatıp gökyüzündeki bir yıldızı vurup yere düşürdü. Nartlar sırtlarını yıldıza dönüp ısınmaya çalıştılar, ama yıldız kıvılcımlar saçarak dağıldı,söndü.

"Olacak şey değil bu" diyerek Savsırıko atı Thojıy’e binip Haram Oşha (Хьарам 1уашъхьэ) (2) tepesine tırmandı, uzaktaki bir tavtaş (тауташ) (3) içinde, etrafı sık dikenlerle çevrili bir sarayın bulunduğunu ve oradan yükselen zayıf dumanların bulutlara karışmakta olduğunu gördü. Atını oraya doğru sürdü,vardığında yedi sıra sivri dikenlerle çevrili bir bahçenin içinde bir devin sarayının bulunduğunu gördü. Koca bir ağaç tomruğu ile yarılmış odunları üst üste koyup tutuşturmuş ve koca bir ateş yakılmıştı,ateşin üzerine asılmış olan bir kazanın içinde bir dananın pişmekte olduğunu gördü. Alnı üstünde tek gözü görünen kocaman bir dev başını bir ağaç kütüğüne yaslamış, dizlerini hafifçe göğsüne doğru çekmiş, kendini ateşin sıcaklığına vermiş halde uyumaktaydı. Bir ön dişi eksikti.

"Thojıy, bu başımıza geleni görüyorsun, Nartlara ateş gerek. Ne yapacağız şimdi?" diye sordu Savsırıko, Thojıy’e.

Eğerimin altındaki keçeyi çıkar ve bana keçeden patikler (упк1э цуакъэ) hazırla. Tilki gibi, sincap gibi ateşe yaklaşacağım, dizlerimin üzerine çökeceğim, sen de ateşteki en küçük odunu al,oradan hemen uzaklaşalım, dedi Thojıy.

Savsırıko,Thojıy’ın dediği gibi yaptı. Thojıy bir toz bulutu gibi havaya doğru kendini savurdu,rüzgar gibi de uçtu ve ateşin yakınına ulaştı. Thojıy dizleri üzerine çöktü. Savsırıko ise, küçüğünü alayım derken şaşrıp en büyük odun yarmasını aldı, odundan saçılan kıvılcımlar devin kaşlarını yaktı ve onu uyandırdı. Uyandığında tek gözünü açtı ve ateşe koymuş olduğu odunları bir bir saydı, içlerinden birinin çalındığını anladı. "Kim miş bu benim ateşimi çalan köpeğin dölü?" dedi ve kızgınlığından deliye döndü dev. Yattığı yerden kolunu bahçe dışına uzattı, orayı burayı eşeledi karıştırdı,yedi yerin yolunu araştırdı. Yedi gün ve yedi gece boyu bir uzaklığa ulaşmış olan Savsırıko’yu bir ırmağın kıyısında yakaladı ve atı ile birlikte yanına getirdi. Ateşinden çalmaya kalkışan bu kişiyi şaşkın şaşkın gözlerken, onun çelikten biri olduğunu anladı. ”Küçücük biri de olsa bu kişi çok sağlam birine benziyor, çelikten, düşmüş ön dişimin yerine koyabilirim” onu dedi kendi kendine, ardından düşmüş dişinin yerine Savsırıko’yu koydu. Savsırıko da hızla kılıcını çekip devin diş etini kesmeye başladı. Dev bu acıya dayanamadı, Savsırıko’yu dışarıya tükürdü,ardından bağırdı:


- Beni dinle ateş hırsızı küçük Nart, benim ölümüm Setenay oğlu Savsırıko l’ehus’un (л1эхъус;yiğit) elinden olacakmış. Nartlar bize karşı hep onu öne çıkarıyorlar, at binen Nartlar içinde onu geçecek bir yiğidin bulunmadığı söyleniyor. Onun zayıf yanlarını (ш1эгъо-ш1ап1э) bana anlatırsan seni bırakırım.
- Ben karşı dağın eteğinde yaşayan Nartların basit bir at ve sığır çobanıyım, dediğin kişiyi görmedim, ama ona ilişkin anlatılan bazı şeyleri duydum, Savsırıko’nun nerede yaşadığını bilmiyorum ama ona ilişkin olarak duyduklarımı sana anlatabilirim, diye karşılık verdi tek gözlü deve Savsırıko.

- Küçük Nart, Savsırıko’nun nerede olduğunu bilmiyorsun,peki,onun oyunlarını/yaptığı şeyleri bana göster.

Bu sözler Savsırıko’yu rahatlattı ve gülümseyerek onu yanıtladı.
- Savsırıko’nun oyunlarını oynayabilecek başka bir Nart olmadığı, onu bir devin bile alt edemeyeceği söylenir.
- Lafı ağzında geveleyip durma, seni gibi tipsiz bücür çoban seni, sen bana Savsırıko’nun nasıl oynadığını bir anlat da, onu alt edip edemeyeceğimi bana bırak, o iş senin işin değil! diyerek çok kızmış bir halde Savsırıko’ya bağırdı.
- Nartların Savsırıko dedikleri kişinin en sevdiği oyunlardan biri saban demirini ocakta iyice ısıtıp ağzının içine sokup soğutmakmış diyorlar, dedi Savsırıko.
- Ağzımın içi zaten tutuşmak istiyordu, iyi ki bana bunu anımsattın, dedi dev.
- Daha başka keskin dişli canşereh’i (4) (Джанщэрэхъ) dağ doruğundan attırıyor, alnıyla vurup geldiği yere,tepeye geri gönderiyor.
- Göster de göreyim, dedi dev.

Savsırıko canşerehi tepeden yuvarladı ama dev daha hızlı biçimde tepeye geri sürdü.
- Gerçekten güzel bir oyun bu. İştahımı daha da arttırdı, alnımı da biraz rahatlattı. Beğendim bu oyunu, ama daha zor bir oyunu yok muymuş onun,behey bücür çoban?
- Nartların söylediklerine göre, Savsırıko denen kişi ağzını açıyor ve ağzını atılan oklarla dolduruyormuş. Savsırıko bana mısın demeden bütün bu okları çiğneyip ağzından dışarı tükürüyormuş.
- Bir yap da deneyeyim, diyerek dev kocaman ağzını açıyor. Savsırıko devin ağzını attığı oklarla dolduruyor. Dev bütün okları ağzında ezip dışarıya tükürüyor. Alaylı biçimde konuşuyor:
- Nartların bücür çobanı! Doğru, bu da güzel bir oyunmuş. Diş etlerim biraz gıdıklanmış, dişlerim de temizlenmiş oldu. Bunu da beğendim, ama daha zor bir oyun bilmiyor musun?
- Nartların Savsırıko’su büyük bir leğup (kazan) dolusu kurşunu yedi gün yedi gece boyunca ateşte ısıtıp kaynatıyor. Erimiş kızgın kurşunun içine, sanki eğer üzerinde imiş gibi girip oturuyor, kurşun katılaşana dek de orada kalıyor, ardından hiçbir şey olmamış gibi gerinip katılaşmış kurşunu çatırdatarak parçalıyor ve içinden çıkıyor.

- Ben mi başaramayacak mışım onu? Erimiş kurşunun içine girmeye hazırım, diyor dev, ağzını açarak Savsırıko’ya bakıyor.

Nart genci kazanı asıyor, yedi gün yedi gece kurşunu kaynatıyor, dev erimiş kurşunun içinde oturuyor, içindeyken kurşunu soğutuyor, ardından bana mısın demeden sallanıp kurşunun içinden çıkıyor.

- Bu işten kazançlı çıktım, vücudum yüz kez daha katılaşmış, iştahım da iyice açılmış oldu. Bu oyunu da sevdim, peki daha zor bir oyunu yok muymuş Savsırıko’nun? Yoksa hazırlan, seni bir lokmada yutayım, dedi dev.

- Sen çok büyük ve çok güçlü bir devsin, hiç acele etme, Savsırıko’nun son bir oyunu daha kaldı, onu göstermeme izin ver. Yedi denizin birleşip birbirine karıştığı, dalgaların köpürdediği bir yerde, Savsırıko denen o kişi denize giriyor, ayakları deniz dibine değmeden, ağzına da deniz suyu değdirmden dikiliyor. Nartlar da büyülü nefeslerini (шхъуабз/ушхъухьабз) üfleyip denizi ve içindeki Savsırıko’yu donduruyorlar, yedi gün yedi gece boyunca onu öyle bırakıyorlar, ardından Savsırıko sırtını ve göğsünü gerip sallıyor ve buzları parçalayıp denizin içinden çıkıyor.

- Onu beceremeyecek biri miyim sanki, diyerek dev kızıyor.

Savsırıko yedi denizin karıştığı yere devi götürüyor. Savsırıko büyülü nefesiyle (шхъуабзэ) üfleyerek devi denizin içinde donduruyor.

- Yüklen buzlara, Yınıj! diye sesleniyor deve.

Dev çok güçlü idi, sırt ve göğsünü gerince buzu ç’ı-ç’ıç’ ettirerek çatlattı. Savsırıko bunun üzerine ürktü:”Hele bir dur, acele etme, bir noktayı unutmuş,eksik bırakmışım, suyun üzerine saman döküp donduruyor, üzerine de kar yağdırıyorlardı” deyince, dev de “Mademki öyle, sen de öyle yap” dedi. Savsırıko suyun üzerine saman döktü, üfürünce de büyük bir fırtına oluştu ve dondurucu bir soğuk ortalığı kapladı, yedi deniz buzla kaplandı, soğuk devi daha da dondurmuş ve karın altına gömmüş oldu.

- Haydi yüklen bakalım, Yınıj, çıkabilecek misin görelim’ diye deve seslendi. Dev kızmış, alnındaki damarlara kan yürümüş, damarları çatlayacakmış gibi kabarmış halde,bir bastırmış, buzları yarmaya çalışmış ama başaramamış.Tek gözünü açıp kapar halde buzun içinde çakılı kaldı.

Savsırıko kılıcını çekip başını boynundan kesip uçurmak için devin üzerine doğru yürüdü, ama dev öyle bir üfledi ki, Savsırıko’yu iki at günü yolu uzaklığına fırlattı.

Savsırıko arkadan yanaşıp kılıcıyla deve vurdu, ama bir şey yapamadı, bir kılını olsun kesemedi.

- Ben aptalın teki olmasaydım esmer ve eğri bacaklı oluşundan, kendine özgü davranışlarından ve kurnazca hareketlerinden senin Savsırıko olduğunu anlamam gerekirdi. Olan oldu artık, sen yendin beni, yapacağım bir şey kalmadı artık. Kılıcını boşuna köreltme, onunla beni öldüremezsin. Evime git, giriş kapısında asılı olan kılıcımı getir, işte onunla başımı kesebilirsin, dedi dev.

Savsırıko yola düştüğünde atı Thojıy (Тхъожъый) sordu:”Nereye gidiyorsun böyle” diyerek. ”Devi öldürmek için kılıcını almaya gidiyorum”, diye yanıt verdi Savsırıko. ”Onu öyle kolayca getiremezsin. O kılıç vurmaya ayarlıdır, sana zarar verir. İçeri girmeden önce içeriye bir odun parçasını atıp bir dene. Ardından Tlepş’in (Лъэпшъ;Demirciler Piri) maşası ile o kılıcı al, sapından tut, öyle yapman gerekir” dedi Thojıy.

Savsırıko Thojıy’e atlayıp Tlepş’in yanına gidip maşasını aldı. Kapıyı açıp içeriye bir iri odun parçası attığında, devin kılıcı asılı olduğu yerden fırlayıp odunu vurdu. Savsırıko kılıcı tutmak istediğinde kılıç saldırıya hazırlandı. Maşanın yardımıyla kılıcı sapından yakaladı.

Savsırıko’nun kılıcı getirip döndüğünü gören devin son umudu da yok oldu:”Kılıcımın seni öldürmesini, bu yolla kurtulabilmeyi ummuştum, ama artık sonum/ecelim (хьадэгъу) geldi” diyerek dev alabildiğine bir bağırdı.

- Başımı kestiğinde gırtlak borumdan (къурбэчый) üç iri bağırsak çıkacak, üçünü sarıp bir kemer yaparsan benim gücüm seninkine eklenmiş olur, artık seni hiçbir Nart ve dev alt edemez, dedi.
- Senin anlatacağın masalları dinlemeye gelmedim buraya, seni öldürmeye ve arkadaşlarıma da ateşi yetiştirmeye geldim, diyerek devin başını uçurdu. Üç bağırsağı kılıcının ucuyla çıkarıp yanına aldı. Sırtı aşacaklarında, ”Ne yapacaksın bu bağırsakları?” diye sordu Thojıy. ”Onlarla güzel bir kemer yapmayı düşünüyorum, başka şeyler de yapabilirim” diye yanıtladı Savsırıko Thojıy’ı.
- Öyleyse, önce bu bağırsakları şu öndeki ağaca sar da bir görelim ne olup olmadığını, dedi Thojıy.

Bağırsaklar ağacı ikiye ayırdı.

Nartların mallarını yağmalatan devin işini bitirdikten sonra Savsırıko, ateşi getirip döndü. Döndüğünde Nartları umutsuzluğa kapılmış,vücut ısılarıyla ısınmak için üst üste yığılmış halde buldu. Üsttekiler soğuktan donmuşlar, alttakiler de ezilmişlerdi, sadece ara yerdekiler yarı canlı kalmışlardı.

Savsırıko büyük bir ateş yaktı:”Isının, herkes bir yerini ısıtabilir” dedi. Biri “ayak parmaklarım” dedi, bir diğeri “ellerim” dedi, bütün Nartlar sonunda ısındılar.
- Nartlar, şimdi gidelim, hayvanlarınızı kurtaralım, dedi Savsırıko ve birlikte yola koyuldular. Devler ülkesine ulaşınca, Savsırıko bir elçi gönderdi.
- Beni Nart Savsırıko gönderdi, Nartlardan yağmaladığınız hayvanların ve her şeyin eksiksiz geri verilmesini istiyor, devlerin kolenıj’ı (къолэныжъ) (5) ile su üzerinde yüzen ayakkabısını (псыщык1о цуакъ) ve deri yemek sofrasını (шъо 1энэжъ) da ek olarak istiyor, dedi elçi.
- Tavtaş’da (Тауташ) oturan devlerin güçlü pehlivanını Savsırıko bir gidip görüversin,ona yalvarsın, diye karşılık verdiler devler.

Bu yanıt üzerine Savsırıko:”Sizin pehlivanınızın yedi canını biraz önce çıkarmış bulunuyorum, sıra şimdi sizde” diye haber gönderdi.
- Sen öyle san, Nart Savsırıko, bizim pehlivanımız seni bir üfürmesi ile öteki dünyaya yolcu eder, diye yanıt verdiler devler.

Savsırıko öldürdüğü devin kılıcı ile devlere saldırdı. Üç gün üç gece boyunca devlerle çarpıştı. Kan buharı içinde akıttığı dev kanından ırmaklar içinde uçurduğu dev kelleleri yüzüyordu. Böylesine büyük bir savaş verdi. Yiğitlik ve zafer Savsırıko’nun oldu. Devler umutsuzluğa kapılıp yola geldiler.Devler, Nartlardan yağmaladıkları malları geri verdiler, kolenıj, su üzerinde yürümeyi sağlayan çizmeyi ve deri sofrayı da çaldıkları mallara eklediler.

- Nartları yağmayanlara yapacağım şey budur, diyerek Savsırıko Nartların mallarını topladı ve Nartlarla birlikte geri döndü.
- Savsırıko, günün yiğidi sensin, bizi kurtardın, bizi ailelerimize kavuşturdun, bu getirdiklerimizden beğendiklerini al, dediler Nartlar.
- Kolenıj, su üzerinde yürümeyi sağlayan ayakkabı ve deri sofrayı verirseniz alırım, diye yanıtladı Savsırıko Nartları.
- Daha başka bir şey istemiyorsan çok iyi, diyerek istediklerini Savsırıko’ya verdiler.

İçlerinden biri devlerden alınan şeylerin neye yaradığını bildiğinden “Bu uğursuz (мыгъо) getirdiklerimiz içinden en işe yarayanları kaptı” dedi.

Savsırıko beğendiklerini aldı ve evine döndü.

Not:20 Nisan 2010 günü yeniden gözden geçirilmiştir.

Dipnotlar:
1) Koydana (Къойданэ)-Nart destanında adı geçen bir yer.
2) Haram Oşha (Хьарам 1уашъхь)-Nart öykülerinde adı geçen bir tepe. ”Yasak Dağ” anlamında.
3) Tavtaş (Тауташ)-Dar ve derin dağ vadisi.
4) Canşarah (Джанщэрэхъ)-Nartların oyun oynadığı keskin dişleri olan büyük tekerlek.
5) Kolenıj (Къолэныжъ)- Devlere ait alacalı bir eşya olmalı.

Kaynak: Okuma Kitabı 6 (Литэратурэм реджэнхэу тхылъ 6), Maykop, 1989.
Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Nartların Yokoluşu

Aralık 08, 2018

Aslambeç K'eş (Aслъэмбэч К1эщ1) adlı bir Adige avcısı Teberda ırmağı* boyunda yürürken,ileride arabasını sürmekte zorlanan bir Nart yaşlısını gördü. Nart koşulu atını dizginleyemiyordu. Nart kızdı ve arabayı sırtına vurup gelmeye başladı.

Aslambeç K’eş, Nart’ı görür görmez korktu ve kendisini Nart’ın atının daha önce açmış olduğu bir çukurun içine attı.
Nart yaşlısı (Нартыжъ) yaklaşınca çukurun içindeki Aslambeç K’eş’i gördü ve duraklayıp önce onu şöylesine bir süzdü.
Yaşlı Nart, ”Vay,vay,vay…ne denli de küçücük biri bu,ne denli de çirkinmiş,bunlar toprağımızda türemiş olduklarına göre, sonumuz geldi demektir, tüh, tüh, seni çirkin seni!” diyerek yoluna devam etti.
O günden başlayarak Nartların sonu gelmiş oldu.

Not:Bu Kabardey tekstini Şercesya’nın (KÇC) İncıcışho (Инджыджышхо) köyünde 1884 yılında doğmuş olan Mırzebeç Verdeko’dan (Ордэкъо Мырзэбэч) 22 Şubat 1962’de yazıya aktaranlar Sekiy Nurdin ile Asker Hadeğal.Orijinali Adige Bilimsel Araştırma Enstitüsü arşivindedir.

Çeviri:Hapi Cevdet Yıldız

*Teberda ırmağı (Тэбэрды псыхъо)-Şercesya’da (Karaçay-Çerkesya’da) Kuban ırmağına dökülen bir akarsu.

Nartlar çok merhametli kimseler idiler. Güçsüz ve zayıf olanlara sataşmaz ve onları rahatsız etmezlerdi. Yispler’le de savaşmaz, tam aksine onları korurlardı.

Yisp-guaşe'nin kocası Hımışıj (Хъымыщыжъ) ölüp oğlu Peterez de kayıplara karşınca, Nart Khasesi (Хасэ; Meclis) toplanıp artık kocamış olan Yisp-guaşe'nin korunması sorununu ele aldı.

Sonunda Khase kararını açıkladı:

“Yisp-guaşe saygın bir gelinimiz idi. Bize hep değer verdi, yaşamımıza güzellikler kattı; Nartlara saygı gösterdi, hizmet etti. Bize verdiği değerin karşılığını bulmalıdır. Bu nedenle yaşadığı sürece Yisp-guaşe'ye saygı göstermek ve ona bakmakla yükümlüyüz. Kalbini kıran biri çıkarsa, bu kişiyi yüz psek’od (псэк1од; suç, günah) işlemiş sayılacak ve ona göre cezalandırılacak”

Khase bu kararı verip dağıldı.

Ancak çok geçmeden Nartların uzaklaşmış olmalarını fırsat bilen Yınıj Şhabğo (Иныжъ Шъхьабгъо), Yısp-guaşenin evini bastı, her şeyi yağmaladı. Yağmaladıklarını birbirine bağlayıp sırtına vurdu. Yısp-guaşe yalvardı Yınıj Şhabğo'ya:

- A evladım, ömrümün bu son günlerinde niye yapıyorsun bana böyle, diyerek.

Yınıj Şhabğo aldırmadı.

Bir süre sonra Nartlar döndüler ve olup biteni gördüler. Nart Tlepş’in oğlunu çağırıp ondan Yınıj Şhabğo’yu getirmesini istediler.

Yınıj Şhabğo, ayağı yere değdiği sürece bir Nart’ı yenmenin olanaksız olduğunu biliyordu. Bu nedenle Tlepş'in oğlunu yakalayıp havaya kaldırdı. Amacı uçurumdan atıp öldürmekti.

Ama iş beklediği gibi çıkmadı. Havaya kaldırılınca Tlepş'in oğlu kolunu Yınıj Şhabğo’nun boynunu dolayıp sıktı ve onu yere çökertti.

Bağladı, sürükleyip Nartların önüne attı. Nartlar toplanmış bekliyorlardı. Hemen oracıkta yargıladılar Yınıj Şhabğo’yu.

Verilen ceza gereği, Yınıj Şhabğo’yu dağa götürdüler, dik bir yamaca, yedi demir zincirle bağladılar.

Önüne biraz p’aste (п1астэ;kaçamak) konuldu ama yetmiyor ve doymuyor, p’astenin yediği kadarı geceleyin yerine geliyordu. Sonsuz bir çile çekiyor, bir türlü yeterince doyamıyordu. Önünden bir derenin akıp geçtiğini görüyor, ama suyun bir damlasını içemiyordu. Gündüzleri yüzü sıcaktan kavruluyor, iliklerine değin her yeri kuruyor, can çekişecek duruma düşüyor, ama geceleyin düşen çiy taneleriyle yeniden kendine geliyordu.

Görüldüğü gibi Nartlar, her zaman söz ve kararlarına sadık kalan ciddi kişiler idiler. Adige yaşlıları onları böyle anlatırlar.

(*) Bu Hak’uç teksti 1924 yılında Kıyıboyu Shapsughya’nın Thağepş köyünde doğan Halid L’ıf (Л1ыф Хъалид) tarafından, 3 Ağustos 1959’da Psışuape'de (Псыш1уапэ; Lazarevsk) Asker Hadeğal’a yazdırıldı. -HCY

Tarlasında çift sürmekte olan kocasına yemek götürmekteydi Nat (Nart) kadını. Yolda küçük cüsseli bir canlıyla karşılaştı. Çok ilginç bulup cebine koydu onu, görsün diyerek kocasına götürdü. Tarlada yemeğini (мэщы1ус) önüne koyup kocasına yedirirken:

-Yolda bir şey buldum. Onu cebime koyup getirdim, dedi kadın.

Cebinden çıkarıp gösterdiğinde, yaşlı adam başını salladı:

-“İnsan” (Ц1ыфы пэцый) bu, ülkemiz topraklarına girmiş bulunuyorlar, barınamayız artık burada!, dedi.

Ardından öküz arabasını koşup evine döndü.

“İşimiz olmaz artık burada!” diyerek, diğer Natları da peşine takıp ülkeyi terk etti, Nat ülkesinde kalanlar ise yok oldular.

Natlar gidince, Nat ülkesi Adigelere kaldı.

Not: Bu Şapsığ teksti 10 Kasım 1957’de Maykop’ta Vış’ıy K’ışıko’dan (Ушъый К1ыщыкъу) derleyen Asker Hadeğal. Adige Bilimsel Araştırma Enstitüsü arşivindedir.


Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery