Nart Destanları Kuzey Kafkasya otokton boylarından olan Adığeler'in diğer boylarla birlikte müşterek destanlarıdır. Adoğe deyimi içerisinde Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Çerkesler ve Adığe Özerk Bölgesinde yaşayan Adığe boyları girer. Adığe halkının ataları olan ve antik dünyaca çok iyi tanınan Meot-Sind-Zikh-Kerket-Press gibi Proto Çerkes boyları M.Ö.V.yy.da Sind Krallığını kurmuşlardır. Bu devlet bugünkü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğ toprakları üzerinde kurulmuş olan ilk devlettir.


Daha bu devlet ortaya çıkmadan önce Grekler Karadeniz kıyılarında ticaret kolonilerini oluşturmaya başlamıştır. Grekler'in vu ticaret merkezleri daha sonra Antik Yunanistan'daki oluşumu aynen göstererek antiksite devletlerine dönüşmüşlerdir. Pantikapey (bugünkü Kerç), Hermonacca (bugünkü Tamam), Phanagoria (Taman yarımadasındaki Seneggo köyü yakınlarında) bu antik-site devletlerinin başlıcalarıdır.

Daha sonra geriye doğru gidildiğinde M.Ö.III. binin sonlarına rastlayan, Kuban Mezar Anıtları'ndan ve Maykop Kurganları'ndan anlaşılacağı üzere bir hayli gelişmiş bir Proto-Çerkes uygarlığına rastlanmaktadır. M.Ö. 2.bin'in sonlarına gelindiğinde, Kuzey Kafkasyada demir üretimine ve yüksek düzeyde bir keramik üretimine rastlanmaktadır. Ağıl ve yayla tipi hayvancılığın içinde koyun ve at yetiştiriciliği özel bir yer tutmaktadır. Bugün artık Kuzey Kafkasyada M.Ö. 1.binib ortalarında pulluk kullanıldığı, buğday-arpa-darı üretiminin olduğu bilinmektedir.

Bu uygarlığın gelişmesi Hunların Bosphor Krallığına yaptıkları akınlar, yağmalar ve katliamlar sonucu duraklamıştır. O çağlarda Sind-Meot boylarının yerleşme merkezi olan Don ağzı, Azak Denizi kıyıları ile aşağı Kuban bölgeleri arasında yerleşmiş olan köy ve kentler yakılıp yıkılmış, halkın önemli bir bölümü tutsak edilerek götürülmüştür. adiğe Halkının ataları bu talan edilen yerlerdenayrılmak zorunda kalınca, Kuban'ın sol kıyısı ile Karadenizin Kafkasya kıyılarına yerleşmeye başlamışlardır.

Güney Batı da akraba topluluklar olan Abhazların ataları ile, Güney Doğu da Alanlarla Kuzeyde Kuban'ın üst tarafında oturan Utugurlar, Bolgarlarla sınır komşusu olmuşlar ve bu sınırlar içerisinde Got saldırılarını göğüsleyebilmişlerdir. Bu Proto-Çerkes boyları Zikh boyu çevresinde birleşerek güçlü bir birlik oluşturmuşlarıdr. (M.S.4.yy.) 10.yy.başlarından itibaren Adiğeler Labe ırmağından Karadeniz kıyılarına kadar olan alanı işgal etmekteler ve genelde (Kosok) olarak adlandırılmaktadırlar. Rus Vakanüvisleri 11.yüzyılın ortalarına dek "Kosok" ismini kullanmışlardır.

Adiğe boylarının etnik konsültasyonları (pekiştirmeleri), oluşumları süreci içerisinde epik kültürleride gelişme göstermiştir. Bu süreç içerisinde Adiğe Halk öyküleri, Nart Destanları biçimini almıştır. Destanların oluşmasından önce sanatsal düşünce biçiminin oluştuğunu söylemek hiçte yanlış bir şey olmaz. Puta tapıcılık inancını koruyan ve bu inancı onure eden öykü ve şarkılardan günümüze dek korunabile emek ve iş şarkıları da bu özelliği taşır.

Çok sayoda dinsel ve oyunsal şarkılarla yakarışlar değişik puta tapıcılık dinlerine adanmışlardır. Örneğin, Şıble (gök gürültüsü ve yıldırım tanrısı) onuruna düzemlenen dinsel törene eşlik eden şarkı bunların en belirgin özelliğidir. Bu şarkının bir kaç dizesini alıyoruz.

Yelle, yelle! Toplumumuzu çarpma,
Yelle, yelle! Yaşamımızı koru,
Yelle, yelle! Nektar(Armut suyu) içmeyi nasip eyle,

Bu tür esli yapıtlarda insanoğlunun doğanın üstün güçlerine karşı duyduğu korku sezilmektedir. Bu şarkılarda ritm çok önemlidir. Ancak, melodi ve içerikte aynı oranda önem taşımaktadır. Tarihsel bir değeri olan koyun kırkma şarkısında çoban makasının çıkardığı sesler şarkının ritmini vermektedir (koyun kırkma, keçe dövme, harman) gibi iş şarkıları ile Huaholarla çok geniş bir alana yayılmış olan dinsel tören ve ayin şarkıları, şiirler, bitki ve hayvan dünyasının çeşitli tanrıları için söylenen yakarı ve şarkılar, ayrıca aile törenleri şarkıları halk destanlarında yer almıştır.

Adiğe halkının puta tapıcılık dönemi çok tanrılı bir dönemi içermektedir. Bu tanrıların başlıcaları;

Tlepş (demirciler, ateş ve demir sanatı tanrısı),
Amış (hayvanları koruyan tanrı),
Thağeleç (bereket, bolluk ve ürün tanrısı),
Mezitha (Orman ve avcılar tanrısı),
Psıthaguaşe (Denizciler, denizaltı dünyası ve balıkçılar tanrıçası) dır.

Bu tanrıların hemen hepsi, halkın düşüncesinde emeğin bir simgesidir. Üretim kaynaklarının koruyucularıdır.

Bu tanrıların her birine bir Huaho adanmıştır. Bu Huaholar günümüze aslını koruyarak ulaşmıştır. Orman ve avcılar tanrısı (Mezitha) onuruna söylenen Huahoda sanatsal bir zorlamayıda sezmekteyiz.

Senin adını anıyoruz Me-zi-tha...
Bıyıkların kızıl alev,
Yakarlarımızda senin için.
Kızıl içki (kan) akıtıyoruz,
Cömertçe, bolca...
Bu ancak sana yaraşır,
Al bir keçi kurban edildi senin için...
Genç ve doğurmamış bir kadın,
Önünde diz çökmüş...
Ak elli...
Senki herşeyi bilen!
Güçlü meşe uçlarını yere eğen!
Giysin ap-ak, kar misali,
Dağ keçisi derisinden,
Yatağına bir dev sığar,
Gövden son gümüş lakaplı,
Boynuzlarına som gümüşten kılıflar giydirilmiş...
Okun, sağlam kızılcık ağacı özündendir.
Yayın, akceviz ağacındandır,
Başını salladığında,
Ormanlar uğuldar...
Eyvah!.

O anda vahşi hayvanlar inlerinde titrerler
Bütün yakarılarımız
Mezitha içindir...

Aynı biçimde bereket tanrısı Thağeleç'in adına birkaç Huaho söylenmiştir. Yoksullukla boğuşan, yoksulluktan korkmayan bir emekçi gibi tanımlanmıştır Tanrı Thağeleç.

Puta tapıcılık döneminin kimi tanrıları güç bir gelişim yolu kat ederk çağ çağ Adiğe Nart Destanlarının kahramanları olmuşlardır. Özellikle bu durumu Tlepş tipinde izleyebiliriz. Tlepş puta tapıcılık yakarışlarında "Ateş Tanrısı" olarak tanımlanmıştır. Son çağlarda ise Ateş Tanrısı karakterleri giderek belirginliğini yitirmiştir. Tlepş'in kişilği çiftçilere saban, çapa, kazma, orak ve işçilere metal araçlar sağlayan bir anlam ve çizgiye ödnüşmüştür. Bu çizgi Tlepş'in destanlar içindeki gelişiminin ikinci aşamasıdır. Üçüncü aşamada Tlepş, demircilik sanatının koruyucusu olarak görülür. O artık Nartların demircisi, belli bir yaşam biçiminin sözcüsüdür. Giderek destanlarda zanaatkar bir tipe, insana özgü korku ve tutkuları olan bir kişilğe bürünür. İnsanlar için söylenen onun içinde söz konusudur artık. Örneğin Seteney Guaşe ile hakkında çıkartılan dedikodular, nerede ise çağdaş insana söylenebilen dedikodulara benzemiştir. Adiğe halkı giderek kendinden saydığı bu tipe artık Huaholar sunmaktadır. Tlepş iş aracı üreticisi olarak, demirin ortaya çıkmasıyla demircilerin piri, demirciliğin koruyucusu durumuna gelmiştir. Bu dönüşüm Adiğe Folklorunun en ilginç dönüşüm biçimlerinden biridir.

Proto-Çerkes Halkı ve bu halkın bir boyu olan Proto-Adiğeler; suya ateşe, bitkilere, giz dolu ormanlara, kayalara, gök gürültüsüne ve yıldırıma tapmışlardır. Adiğelerin eski tapınma biçimleri "Thale'u" tanrıya yalvarış, belirli bir tanrı onuruna kurban kesme törenleri ve Huaho okuma biçiminde bir ayini kapsardı. Her türlü yakarış ve ağıta müzikal recitatitivelerle veya Huaholarla ve bir dizi anlamı olmayan sözlerle eşlik ederlerdi. Yakarış ve ağıtlarla veba, çiçek, humma ve benzeri hastalıklardan korunömayı, yeni doğan bebekleri kem gözlerden saklamayı amaçlarlardı. Kuraklık yıllarında Thağeleç'e yapılan yakarışlarla "Hantso Guaşe" şarkısı ile yağmur getirmeye uğraşırlardı. Bu şarkının diğer Kafkas boylarında değişik veryantlarla, değişik sözlerle bugün bile yaşadığını çoğu kişi bilmektedir. Örneğin abazince söylenen (Dzivara) şarkısının bugün uzunyaylanın Abazin köylerinde, Hantsa Guaşe şarkısının Kabartay varyantınında Kabartey köylerinde bilindiği görülmektedir. Kaybolan hayvanların kurtlar tarafından parçalanmaması için özel sihirli sözler, "Hapeşcıpkhe" kurt ağzı bağlamaya çalışırlardı. Bugün bu gelenekler ve yağmur dualalrı islami inançla birleştirilmiş olup, kimi arapça dualar okunark hala uygulanmaktadır.

Başka bir dramatize edilmiş tören ise "Çapşakue"dir. Yaralının veya hastanın uyuması halinde canının onu terk edeceğine inanırlardı. Bu törenle ilgili olark F.Torneau şöyle der; "Çerkesler ölümü, ağır yaralının veya hastanın yanından kovamak için odada bulunan değerli eşyaları çıkartırlar, odanın girişinde her gelenin birkaç kez çarpacağı bir biçimde saban demirleri yerleştirilir, ziyaretçiler topluca gelip hastanın yanına girdiklerinde hep birlikte yüksek sesle gürültü yaparlardı. Genç kızlarda töre elbiselerini giyip törene katılırlar, çeşitli dans ve şarkılarla hastanın uyumaması sağlanırdı." Bu gün bu gelenek daha insancıl, daha sevecen bir değişime uğrayarak uygulanagelmektedir. Bilindiği gibi geceleri hastanın sıkıntıları daha çok artar. Hele kırık çıkık içinde yatan bir hastanın sıkıntısı ile kırık kemiklerini oynatamamasının, uyuyup olumsuz ve zaralı yapmasının önlenmesi düşünüldüğünde, hastanın yanında düzenlenen eğlencelerin önemi ve anlamı daha iyi anlaşılmaktadır.

Eski Adiğe ayinleri ve sembolik törenleri arasında dramatize edilmiş bir temsil olan "Ajağafe" keçi dansının önemli bir yeri vardı. Hayvancılık ve tarım takvimine bağlı Adığe ürün ve hasat bayramları totemizm tasavvufuna dayanan Ajağafe oyunları ile süslenirdi.

Şarkı ve huaho'ların başka bir bölümü ise düğün ve evlenme törenleri ile ilgilidir. Bu huaho'ların genellikle gelinler üzerine söğlendiği görülmektedir.

Eski folklora genelde animizm ve sihir-büyü bağlıdır. Dünyadaki eski folklor değerleri aynıdır. Bu nedenlehayvan tipleri, canavar kahramanlar çok ilginç ve çok boldur. Huaho ve şarkılar herzaman yapısal bir gelişme, düzenli bir kompozisyon göstermezler. Ozanca bir işlemde yoktur. İnsan ve hayvan karşılaştırılmaları sonucunda bu şiirlerde ozanca bir usluba rastlanmaz. Ayrıca bu şiirlerde insan unsuru henüz pasiftir. Gücünün farkında değildir. Daha başka bir değimle olaylarda insanoğlu henüz bir eğlem içinde değildir.

Nartlar'la ilgili Adığe Destanları belli bir düzen ve ozanca bir usluba bağlanırken mitoloji ve masal süjelerine ayrılırlar. Bu suje ve motifler destanlarda yeni kahramanlık biçimleri kazanır. Kahramanlık eülemleri insanın emri altına girerler.

M.Ö. I. binin başlarında Meot boylarının sosyo-ekonomik yaşamında ilginç değişimler olmuştur. Artık yeni bir çağa gelinmiştir. Demir kılıç, demir saban, demir balta çağıdır bu çağ. Ekmek üretimi yalnız gereksinme için değil, bunda böyle satmak için de yapılmaktadır. Yayla besiciliği, yılkı atçılığı ve koyunculukta yeni boyutlara ulaşmıştır. Demircilik ve keramik sanatı belli özellikler gösteren ekoller haline gelmiştir. Zanaat gelişmiş, ticaret yeni sahalara yayılmıştır. Bu arada Sind-Meot boylarında etnik konsültasyon (pekişme) oluşmuştur. Bu yeni çağ halk şiirinde ve sanatta yeni bir anlatım biçimi zorlamıştır. Nart destanlarının giderek daha derli toplu bir biçimde söylenmesi için ileriye yönelik ilk atılımları getirmiştir.

Bu toplumsal yaşam biçiminde diğerine geçilirken bu geçitin halk sanatının gelişmesinde önemli bir rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Nart destanlarının doğuşu böyle bir geçiş dönemine rastlamaktadır. Destanlar halkın anonim yapısıdır. A. Maxim Gorki'nin de belirttiği gibi ilk çağların sözlü edebiyatında emekçilerin deneyimleri, düşünce sistemlerinin canlandırılması üslüpları kollektif gücün uyarısıdır. Nart destanları toplumsal gücün uyarısı biçiminde oluşmuştur. Öte yandan bu destanlar halkın kahramanlığıdır. Toplum ilkel kabile yapısı kabuğunu değiştirirken Nartlarla ilgili olarak anlatılanlar evrensel düşünce ve görüşleride yansıtmıştır. Destanlarda halk kendi amacını ve idealini yansıtırken, kendinide betimlemiştir. Sanatsal yansımadaki bulguların, Nart destanlarının çeşitli aşamalarının yansıması olduğu konusunda hemen tüm destan araştırmacılar birleşmektedir. V.I.Abaev, V.P. Semenova, E.I. Kurpanov, Prof. Yinalipa Şalva, Hadağatle Asker, Meremkul Vlademir, Şortan Askerby, vd. araştırmacıların ısrarla belirttikleri bir özellik vardır. "Nart Destanları" nın anlatımlarının temeli net bir biçimde kendi çağının özünü yansıtmaktadır.

Nartlarla ilgili anlatımlarda (Matriarkal) temelden başlayarak, feodalizmin ortaya çıkmasına dek geçen dönemde kalma izleri ve akraba ilişkilerinin anlatılması gibi çeşitli toplumsal biçimler işlenmektedir. Özellikle ataerkil kabile organizasyonu, kendisinden sonraki köleci toplum elementleri ile ve hatta feodalite ile katmerleşiş olarak açıkça canlandırılmıştır. Kabile sisteminde feodalizmin ortaya çıkmasına dek geçen dönem destanlarda açıkça izlenebilir. Destanlarda ne denli anaerkil yaşam izleri görülüyorsada anlatılanlardan çoğu ataerkil (patriarkal) aşama ile ilgilidir. İlkel toplum sisteminin asker yada savaş demokrasisi adını verebileceğimiz ayrışma dönemi net bir biçimde destan textlerinden izlenebilmektedir.

Adiğe halk destanları artık sözlü anlatım çağlarını çok gerilerde bırakmıştır. Bugün artık hiçbir halk anonim destan üretmemektedir. Üretilen bütün halk destanları yazılı edebiyata katılmıştır. Adiğe halk destanlarında Hadağtle Asker, Şortan Askerby, Kardenğwc Zeramuk gibi yetenekli ve özverili araştırmacıların paha biçilmez çalışmaları ile yazılı Kuzey Kafkasya edebiyatının temeli olacak biçimde arşivlere ve kitaplıklara maledilerek yok olmaktan kurtarılmıştır. Bu konuda Karaçay-Çerkesli araştırmacı Meremkul Vladimir'in bir tanımlamasını aktarmadan geçemeyeceğim. "İnsanoğlunun ısınma, aydınlanma için Sosrikuaya borçlu olduğu ateş varyantı, binlerce yılın ötesinde, Abazin halk destanları içindeki Sosrikuanın kişiliğini aydınlatmakta ve tarinin karanlıklarından günümüze getirmektedir". Ben bu tanımlamayı daha da genişleterek şöyle diyorum: "Nart destanları, binlerce yılın katmanları ve karanlıkları ardında kalan Kuzey Kafkasya sözlü edebiyatını, sanatını, folklorunu, geleneğini, kısacası, Kuzey Kafkasyalıların kökleri binlerce yıla uzanan yaşam felsefesini aydınlatarak Sosrikua'nın insanlığa ateş sunması gibi evrensel kültüre ve çağdaş insana sunmaktadır.

Yılda bir kez Tanrılar, Mutluluk Dağı’nda yaşama tanrısı Psatha'nın yanında buluşurlardı. Orman ve Av Tanrısı Mezitha, hayvanlar tanrısı Amış, bereket tanrısı Thağelec, Yuva Mutluluğu Tanrısı Sosreş ve demirciler tanrısı Tlepş gelirler, toplanır ''Sane'' içerlerdi.

Ruhu kanatlandıran, cesareti artıran, gücü de, tadı da için de saklayan o güzelim içkiyi. Bu toplantının adı sane içki şöleniydi.

Tanrılar, her yıl bu şölene, yeryüzü insanlardan en cesur ve kuvvetlisini çağırıyorlardı. Bu tanrısal içkinin güzelliğini, gücünü tatsın da insan kardeşlerine bildirsin, diye konuk ederlerdi. Nart ülkesinde böyle bir insan mutlulardan sayılırdı.

Bu böylece yüzyıllarca sürdü gitti.

Yine bir kez Mutluluk Dağı’nda yüce şölen kurulmuştu. Yaşama Tanrısı Psatha şölenin Thamadesiydi. (1) Bir ara ayağa kalkıp sordu. ''Bu yıl yeryüzü insanlarından kime Sane 'den tattıracağız? En yiğit, en kuvvetli kim şimdi?'' Yuva Mutluluğu Tanrısı Sosreş ''uzun sakallı Nasren'' dedi. ''Nartların en büyük şölenlerinin thamadesi, insanların en yiğidi en kuvvetlisidir''.

Orman ve Av Tanrısı Mezitha ''Kanş'ın oğlu, cesur avcı Nart Şevay'e bu tanrısal içkiden içmeye her keşten çok layıktır'' dedi.
Hayvanlar Tanrısı Amış: ''Nartların domuz çorbası benzersiz Gorgonıj olmalı konuğumuz!'' diye ileri sürdü. Bereket Tanrısı Thağelec ise ''Hepsinden daha çok, bir boynuz dolusu Sane içmeye Xımış layıktır'' dedi. O zaman Tlepş ayağa kalktı ''dünyaya bir insan geldi'' dedi. ''Öyle işler başarmıştır ki, bir yerde adı geçti mi demin saydığınız yiğitlerin hepsi ayağa kalkarlar. Tanrılar, işte böyle. NART ülkesinde tam bir yiğit geldi dünyaya, ta yedi kat yerin dibine varan örsümü çekti, çıkardı dışarı, üstelik bir de dokuz kat yerin dibine soktu tekrar. Hem genç daha. İnsan insan olalı beri Nart ülkesi ondan güçlü bir yiğit görmedi.'' Tanrılar iyice meraka düştüler. ''Nasıl bir insan bu?'' diye sordular. ''Sosruko’dur adı'' diye cevap verdi

Tlepş, ‘’Tanrısal Sane’den içmeğe gerçekten layıktır.'' Psetha buyurdu; ’’Öyleyse getir bize o in san oğlunu!’’

Demirciler Tanrısı gitti, Sosruko'yu buldu Mutluluk Dağı'na içki başındaki dertsiz tanrı oların katına çıkardı. Thamade Sosruko'ya dönüp; ’’Sen, küçük insan’’ dedi. ‘’Tat bakalım bizin Sane'den. Çünkü senmişsin, Nart ülkesinin en yiğidi, en güçlüsü. Siz insanlar Sane nasıl yapılır bilmezsiniz. Bu görülmedik, bu güç veren, bu tadım doyulmaz içki, yalnız biz tanrılarda vardır.’’ Sosruko'ya, ağzına dek Sane dolu bir içki boynuzu uzattı. Sosruko dikti ağzına boynuzu, bir yudumda boşalttı, içini bir sıcaklık sardı, dünya, çok çok güzel göründü gözüne. ''Eh artık'' dedi Mezitha ''Dünyaya dön de insanlara bizim Sane'yi anlat! ‘’Evet’’ diye ekledi Thağelec ‘’Tam gerçeği anlat onlara!’’ Fakat Sosruko sanki bağlanmış gibi kala kaldı orada. Sarhoş edici içki, içinde yeni bir kuvvet uyandırmıştı. Dünyayı tozpembe görüyordu. ‘’Bağışlayın da’’ dedi ‘’siz ey Tanrılar bir boynuz daha verin. Ne güzel içkiymiş sizin bu Sano!''''Bu imkansız'' diye karşılık verdi Thamade. ''Geleneğimiz bozulamaz. Bizim şölende, bir insanın payı ancak bir boynuz doluşudur.'' Sosruko'yu pek seven Tlepş güldü, dedi ki ''Bir boynuz dolusu daha verelim, içsin! Bir ikincisini hak etmiştir. Hem böylece o, bizim Tanrısal içkiyi, insanlara, öteki konuklardan daha doğru, daha güzel över.''

Bereket tanrısı seslendi ''Bırakalım, içsin bir tane daha!'' Yaşama Tanrısı ''Peki'' dedi ''nasıl isterseniz öyle olsun. Ama bilin ki böylece pek eski bir geleneği bozuyoruz. Tanrılar Tanrısı Tha, bağışlar mı bizi acaba?'' Bütün tanrılar ''Bağışlamaz diye haykırdılar. Ormanların ve avcılığın neşeli tanrısı Mezıtha içki boynuzunu aldı. Sane dolu küçük fıçının yanına gitti. Doldurmak için eğildiğin de. Sosruko geldi yanına, sordu. ''Ne fıçısı bu böyle?'' ''Tanrılar tanrısı Tha'nın fıçısıdır bu. Sane vardır içinde'' diye Mezıtha karşılık verdi.

''Demek olağan üstü fıçı bu!'' diye bağırdı Sosruko. Konuşmayı dinlemiş olan Bereket Tanrısı ''Küçük insan, olağan üstü olan bu küçük fıçı değil'' dedi ''olağan üstü olan içindeki Sane meyvesidir. Sane bitkisini büyüten gücümdedir mucize.'' Sosruko bunu duyunca sanki meraklanmış gibi küçük fıçıya iyice yaklaştı. Gözden geçirdi ve birdenbire kuvvetli kollarıyla fıçıyı kavradı, yukarı kaldırdı. Mutluluk Dağı’ndan aşağı dünyaya fırlattı. ''Sadece tek bir insan değil'' dedi ''Bu Tanrısal içkiden bütün insanlar tatmalı''.

Küçük fıçı yeryüzüne düştü; parçalandı. Sevinç kaynağı, kuvvet verici Sane bütün Nart ülkesine bir nehir gibi yayıldı. Fıçıdaki tohumlar toprağa değer değmez koskocaman asmalar yetişti. Dallarında sımsıkı, tatlı meyvesi, salkım salkım sarkıyordu. ''Nerden çıktı bu meyveler? Ne yapacağız bunları şimdi?'' diye Nart ülkesi halkı şaşkın şaşkın birbirlerine sordular. Sonra bu olağan üstü meyveleri bile Sataney'e götürdüler. Sosruko’da işine dönmüştü. Mutluydu. Sarhoş edici içki içinde yeni kuvvetler uyandırmıştı Nartlara ''Bu asmanın meyvesinden Tanrılar Sane'yi hazırlarlar. Daha bugün Mutluluk Dağı'mda içtim'' dedi. Akıllıydı, Sataney.

Salkımları bir fıçıya köye! fıçının üstünü Abrago (2) ile örttü.Daha bir yıl geçmemişti ki, köpüren Sane’nin kapağını da taşı da yukarı fırlattı.

Bütün Nartlar Sane'den içtiler. Dünya daha bir güzel göründü, neşeli, hoş sohbet oldular. İşte Sosruko Tanrısal Sane'yi hazırlamakta Nartlara böyle yardım etti. Bu güzel içkiden sadece seçkin tanrılar değil bütün Nart halkı içer oldu.

Her yıl yeryüzünde bir Sane İçme Günü yaptılar. Bundan sonra Tanrıların konuk etme ihtiyaçları kalmadı.

Bir gün, ince kaşlı Sataney dere kıyısında çamaşır yıkıyordu. Hep gelirdi buraya; gelir de yiğitlerin savaş zırhlarını temizlerdi. O gün, Nart köyünün çobanı derenin öbür kıyısında inekleri yaymış otlatıyordu. Çoban, Sataney'i gördü, donmuş gibi kalakaldı. Kendine gelince dere boyuna koştu.

Sataney yeni doğmuş ay kadar güzeldi. Beyazdı yüzü, yay kaşları incecikti. Çoban ''Ey güzeller güzeli Sataney. Kaldır gözlerini de bir bak bana'' diye seslendi. Ona büyük bir sevda ile tutulmuştu. Sevginin ateşi ile, kıyıdaki bir taşın üzerine çöküveren ince kaşlı Sataney'i de kara sevda almıştı.

Eli ayağı dolaşarak, çabucak ıslak çamaşırları toparladı, eve gitmek için ayağa kalktı. O vakit Nart köyünün çobanı ''Ey güzeller güzeli Sataney, senin kadın aklın, erkeklerin bilgeliğinden yücedir de niye bırakırsın bu taşı kıyıda? Al, onu da götür! '' Sataney onun bu öğüdünü tuttu. Sevdadan sarsılarak oturduğu o taşı aldı, evine götürdü. Kepek dolu bir sandığın içine koydu.

Zaman geçti, Sataney bir gün evinde bir gürültü duydu. Nereden gelebilir bu ses, diye düşündü, köşeye, bucağa baktı. Tuhaf şey; taşın olduğu yere yaklaşınca gürültü artıyor, uzaklaşınca azalıyordu. ''Hayret'' dedi Sataney, kulağını taşa koydu. Taşın içi uğul uğuldu. Demek, ses buradan geliyordu. Sesi boğsun diye taşın üzerine yün iplik sardı, yumak yaptı. Üç gün geçince bir de baksın ne görsün, iplikler kopu kopuvermişlerdi. Tekrar, tekrar sardı taşı, her defasında da aynı şey oldu. ''Hey, Yaşama Tanrısı Psatha, mutlu kılıyorsun sen beni! Taş büyüyüp duruyor boyuna'', diye Sataney sevinçle bağırdı, aldı taşı, sıcak ocağa koydu.

Taş, dokuz ay, dokuz gün ocakta kaldı, günden güne büyüdü, sıcaklaştı. Sonunda kıpkızıl kesildi. Alevler saçar oldu. O vakit Sataney, Demirciler Tanrısı Tlepş'e koştu. Ona, ''Bir sırrım var, açabilir miyim sana, Tanrım?'' diye sordu. ''Sanatımla, insanlara yardım ederim ben, fakat onlar da bana güvenmeli, şu benim balyozum, kıskaçlarım insanlara mutluluk vereyim diye değil mi? Balyozumun vuruşu, yaşamanın anlamı değil mi? İyilere yardım etmem mi ben?''

Tlepş de böyle sordu; güçlü sesinde alındığı seziliyordu. Sataney şüphesinden utandı, usulca ''Bir zorum var, saklamayı uygun bulmadım, insanlara anlatsam kimse inanmayacaktı. Ne edeyim ben şimdi'' dedi. Demirciler Tanrısı ''Çıkarını düşünmeden biri öğüt verirse, korkulacak bir şey yoktur. Aç bana, derdin neyse söyle'' diye karşılık verdi ''Söylemem, utanırım. Gel benimle, bir mucize göstereceğim sana''. ''Adam verdiği sözü tutar'' diye. Tlepş, gök gürültüsü gibi sesiyle konuştu ''İşi, sözü birdir er kişinin. Gel benimle, dedin. Haydi hazırım ben''.

Araçlarını topladı, demirhaneden çıktı. Sataney onu eve götürdü. Demirciler Tanrısı, kor gibi yanan taşı görünce şaşırıp kaldı. ''Aman Göklerin Tanrısı Uaşha. Ne acayip şey bu böyle? Çok şey gördüm ömrümde, çok şey işittim, böylesini hiç görmedim'' dedi. Alev saçan taşı demirhanesine götürdü. Yüreciği çarparak Sataney’de gelmişti peşinden. Güçlü Tlepş hemen şevkle, taşa balyozla vurmaya başladı. Yedi gün, yedi gece durmadan çalıştı. Sataney, balyozun her inişini sanki yüreğinde duyuyor, ağrılar içinde kıvranıyordu.

Sonunda taş parçalandı, parçaları dört bir yana dağıldı. İçinden bir küçük oğlan çocuğu çıktı. Yavrucuğun kızgın vücudundan kıvılcımlar sıçrıyor, duman yükseliyordu. Sataney her ananın yaptığı gibi yeni doğmuş çocuğu göğsüne bastırmak istedi. Bir çığlık attı birden bire, eli yanmıştı. Çocuk kucağına kaydı, eteğini yakarak bir delik açıp oradan yere düştü. Tlepş koca bir kıskaçla çocuğu boş böğründen tuttu, suya daldırdı, su cızıldadı, buharlar yükseldi. Demirciler Tanrısı, yedi kez suya daldırdı kızgın çocuğu, su yedisinde de fokurdadı durdu. Böylece Tlepş, çocuğa, vücudu çelikleşinceye kadar su verdi. Sadece kıskaçla tuttuğu boş böğürler sertleşmeden kaldı. Demirciler Tanrısı, mutlu Sataney'e ''al bakalım, çelik çocuğunu'' dedi gülerek.

Küçük çocuk, o günden sonra Sataney'in evinde, bir gün içinde öteki
çocukların bir ayda büyüyemeyecekleri kadar çabucak gelişiyordu. Bir mucizeydi bu. Bilinen şey mucizeler rivayetlerin kaynağıdır. Nart köyünde çok kötü dedikodular dolaşmaya haşladı. Haber yaşlı Barimbuch’ya da ulaştı. Çok kızdı yaşlı kadın, öyle kızdı ki, hemen eteklerini toplayıp Sataney 'e yollandı. Evine girince ocakta oturan, korlarla oynayan çocuğu gördü. Çocuk yanan kömür parçalarını ağzına atıyor, sonra sönmüş olarak tükürüyordu. Barimbuch, Sataney'e açtı ağzını, yumdu gözünü ''kötü kadınsın sen, kocan yok da nasıl oldu bu çocuğun? İlk önüne çıkanla ha?'' diye tehdit etti. ''Senin böyle bir çocuğun olsa sövmezdin'' diye sakin sakin cevap verdi Sataney. ''Evlatlığım o benim''. ''Evlatlığınsa, anası kim, peki'' diye bağırdı kocamış Barimbuch Sataney 'in sükuneti onu çıldırtıyordu. ''Öteki çocuklar gibi doğmadı o'' diye karşılık verdi Sataney ''Bir taştan doğdu. Adı bu yüzden Sosruko'dur yani yanan taşın oğlu''. O vakit Barimbuch öfkeden titreyerek ''Şeytan doğurdu onu, bütün Nart soyunun kökünü kurutacak. Mavi Göğün Tanrısı, Waşho'nun adına yemin ederim ki, onun hayatının başlangıcı, bir çok hayatın sonu olacak (*) kocakarı, Sataney 'in evinden çıkarken hala mırıldanıyordu. ''Cehennem dölü, keşke doğmasaydın! Madem doğdun, bari hiç büyümesen.''

Halkın dediğine göre Taşın Oğlu Sosruko adlı çocuk, işte böyle gelmiş Sataney 'in evine.

(*) ''Wie SOSRUKO auf dic wek kam'' Der Blanke SCHILD - Kabardinische Heldensagen verlag kultıır und Fortschritt. Berlin. 1959.
(1) Thamade: Akıl, mevki, bilgi ve yaşça üstün.
(2) Abrago : Büyük taş.
(3) Sataney : Sosruko'nun annesi
(Y.N) Yeni Kafkasya 1961, 26 ve 27. sayılarında yayınlanmıştı.


Almanca’dan çeviri: Kundeyt Surdum

Nart Verzemeg (**) (Орзэмэдж) sefere çıkacağı sırada eşi Setenay’a dönüp; fazla gecikirsem bir bizi (дыды) eline batır, kan akarsa ölmüşüm demektir, dönemeyeceğim ama süt damlarsa ölmedim, döneceğim demektir, dedi.

Kocası ayrıldıktan sonra, Nart Tığujıpş (Тыгъужъыпщ), kötü niyetle Setenay’ın kapısını çaldı. Niyetini söylediğinde, Setenay önüne katıp kovaladı kendisini.

Durumu öğrenen Nart Tlepş’in (Лъэпшъ) oğlu, kendi de bir demirci ustası olduğundan, büyülü iki küçük ustura (чаныц, чыяншъхьаупс) yaptı, bunları cebine koyup Setenay guaşenin yanına gitti.

Setenay guaşe, kendisi için bir koyun kesmesini istedi Tlepş’in oğlundan. O da cebinden usturaları çıkardı, usturanın biri delikanlı, diğeri de kız oldu. Oğlan koyunu kesti, kız da temizledi. İşleri bitince de, Tlepş oğlu Negureşho’nun (Нэгурэшхо) yanına gelip usturaya dönüştüler. Neguroşho da onları alıp cebine koydu.

Setenay guaşe adeta büyülenmişti. Usturaları kendisine vermesini istedi, yalvardı ama alamadı.
- Bu gece beni koynuna alıp uyutursan veririm, dedi Neguroşho.

Setenay’ın gözü usturalarda kalmıştı, Tlepş oğlunu koynuna aldı.

Verzemeg sabaha karşı büyük bir sürünün başında eve döndü. Karısına seslendi ama zor bir durumda olduğundan, karısı kapıyı açmadı. Bunun üzerine, Verzemeg de kuşkulanmış ve küsmüş halde bahçeden ayrılıp gitti.

Setenay guaşe, tanınmamak için erkek kılığıyla evden ayrıldı.

Başıboş dolanıp dururken koyun ağılının birinde Verzemeg’i gördü.

Kim olduğunu belli etmeden usturaları çıkardı ve usturaların yaptıklarını gösterdi. Verzemeg’in gözü usturalarda kaldı, istedi, çok yalvardı ama alamadı.
- Ancak benimle bir gece yatan bir kadına verebilirim, dedi.
- Bir kadın olsaydım seninle yatardım! dedi Verzemeg. Bunu üzerine Setenay guaşe de olup biteni anlattı. Barışıp birlikte eve döndüler.

DİPNOTLAR:
(*) Bu Hatukuay teksti Adigey’in Hatikuaye köyünde 1878 yılında doğan Bilevsten L'ıpıy (Л1ыпый Билъэустэн) tarafından 10 Ağustos 1946’da Asker Hadeğal’a yazdırıldı. B. L'ıpıy ünlü bir ozan ve öykü anlatıcısı idi. Nartlara ve halk kahramanlarına ilişkin Adıgeler arasında söylenen öykü ve şarkıların tamamını biliyordu dense yeriydi. Kavrama yeteneği eşsizdi, yer ve kişi adlarını, onların görünümlerini anımsayıp rahatlıkla anlatıyordu. Akşamları ‘haç’eş’inde toplanılırdı. “O’nun şarkı ve öyküleri doyumsuzdur!” diyorlardı insanlar. ”Hımışıko Peterez”, ”Savsırıko” ve “Şebatınıko” adlı türküleri zevkle söylüyordu. -AH.

(**) Verzemeg sözcüğünde olduğu gibi, sonuna “o” ve “u” seslileri gelmediği sürece, “g” sessizi, Adigece’nin Natukuay, Shapsugh, Hak’uç ve Vıbıh Adigece’si gibi kıyı lehçelerinde “g”, doğudaki bozkır (Abadzeh, Bjedugh, K’emguy, vb) lehçelerinde de “dj” (c) olarak okunur, çünkü "g" sessizi “c” sessizine dönüşür:"Ga", "ge", "gi" heceleri "ca", "ce", "ci" olarak okunur. Bu sessizlerin sonuna “o” ve “u” seslileri geldiğinde “go” ve “gu” biçiminde tam ya da yarım sesli biçiminde söylenir. -HCY.

Bilevsten L'ıpıy

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery