Nart Mitolojisi

Aralık 14, 2018

Çerkes halkının tarihi gelişim yolculuğu içinde üretmiş olduğu ölümsüz destana Nart Destanı kısaca Nartlar adı verilir. Adigelerin türkülerende, melodilerinde, söylencelerinde anlıtmış olduğu yiğitlik öyküleridir. Nart destanları, ünlü Nartolog Hadeğal'e Asker tarafından derlenliş, yedi cilt olarak orjinal anlatımı korumak suretiyle yayımlanmıştır. Hadeğal'e nin derlemeliri içinde Suriye'de Ürdün'de yaşayan Çerkeslerin Anlatımları var, ancak üzülerek söyleyelimki Anadolu'da yaşayan Çerkeslerin anlatımları yok.Bağnazca tutumlar nedeniyle Hadeğal'e Asker'e Bir zamanlar Türkiye'ye giriş izni verilmimiş. Anadolu varyantlı tekstlerin varlığını George Dumezil'e borçluyuz.Dumezil'de derlediği tekstleri sadece İzmit'in Ketence ve Yanık köylerinden derlemiş. Oysa Anadol'da yaşayan Çerkesleren Nart Destanlarını okayarak, ağıtlar söyleyerek uzun kış gecelerini geçirdiklerin biliyoruz.Özellikle Kayseri yöresinde yaşayan Çerkeslerin Bahsimafe Wored (Baksime İçme Türküsü), adını verdikleri on iki bölümden oluşan yiğitlik Nart Destanlarının bölümlere olduğundan hiç kuşku yok.


Çerkeslerin günlük yaşamlarında belirleyici olan pek çok töreye Nart Destanlarında rastlamam mümkündür.Nart destanlarının bir zamanlar, insanlığın gelişim yolculuğu içindeki karanlık dönemlerde, yaşam içinde uyulması yada kaçınılması, doğru yada yanlış olan davranışları belirleyen kurallar manzumesi olarakta sayılabilir. Kuşkusuz eposu tarih olarak kabul etmek mümkün değil ancak, ahlkların tarih içinde almış oldukları yalculukların izini sürebilmek; tasa ve kıvançlarını, düşlerini, doğayı ve insanı kavrayışların boyutunu anlayabilmek için folklora muhtacız. Masallar, halk türküleri, kahramanlık melodileri, kimi çocuk oyunları, tekerlemeler, bulmacalar bize tarihin derinlerinden haberler getirmekte.

Nart Eposunu okuduğumuz zaman tekstlerin aynı yaşta olmadığını anlıyoruz.Anaerkil anlayışı olun tekstlerin yanı sıra babaerkil anlatımı olan tekstlerde var. Elbruz henüz karınca yuvası kadarmışken, çocuklar İdil'i bir adımla geçerken.. diye başlayan anlatımlarla birlikte grizudan "suda yanan ateşten" söz eden tekstlerede rastlamak mümkündür.

Eposta çeşitli görevler üstlenen pekçok tanrı adıyla karşılaşıyoruz.Yarı tanrı, yarı insan tanrıların yanı sıra Sosrıkua, Setenay gibi tamamen tanrısal özellikleri olanlar da Thağeleç, Psetha gibi mevcut.Gerek yarı tanrı, gerekse tanrılar insan yaşamına doğrudan müdahele etmiyor.Örneğin Setenay, insanların yaşamına kolaylaştırmak için orağın, nasıl yapılacağını ve sulamayı insanlara öğretiyor.Thağeleç, daha bol ürün sahibi olabilmeleri için ıslah ettiği tohumu insanlara hediye ediyor.Psetha'nın çaldığı ateşi Sosrıkua geri getiririyor ve insanlara armağan ediyor..

Bilim adamları, gerçekten "Nart" adında bir halkın yaşayıp yaşamadığını tartışıyor.Hadağal'e Askar, yapılan kazılırda, araştırmalarda eposta anlatılan büyüklükte insanın tarihin hiçbirevresinde bu lunmadığını , dolayısıylada böyle bir halkın yaşamadığını; ancak üretilmiş olan eposa, "Nart Eposu" dendiğini öne sürüyor.Kimi bilim adamları da "Nart" isimli bir zamanlar yaşamış olduğunu, bunlarında Adigelerin en eski ataları olduğunu öne sürmektedir.

Adigeyde'de yaşayan bazı bilim adamları, Hadağal'e nın derlemiş olduğu tekstlerin yayınlandıklarından çok daha fazla olduğunu, zamanın ideolojisine uymayan testlerin yayınlanmadığını söylüyor.Eposu okuduğumz zaman Nark Sosrıkua, Setenay Guaşe, Hımışıko Peterez, Nesren Jak'e, gibi kahramanların anlatıldığı pek çok varyanttaki tekstlerin gerçekten mitolojik özellikleri olduğunu görüyoruz.Ancak Kabartey varyantlarında arlatılan "Andemirkan", özellikle Hatıkuay varyantlarında çokca rastlanan "Papko Teterşav" motifleri, mitolojiden masala daha yakınlar.Bu sözümüzden yadsıdığımız, küçümsediğimiz gibi bir anlam çıkarılmasın.Halkların hafızasında masalın ne denli önemli bir yer tuttuğunu, masal kahramanlarının halkın yol göstericileri olduklarını, doğrudan söyleyemedikleri pek çok şeyi masal kahramanlarına söylettiklerini ve yaptırdıklarını biliyoruz.

Nart Mitolojisinin tanıtılması, yaygınlaştırılması ve kolay okunur hale getirmek için yeniden tasnif edilmesi gerekir.Yedi cilde dağılmış olan mitlerin yaşamına anlatan varyantlardar hangisinde daha çok epos özelliği varsa seçilerik otobiyografik anlamda biraraya getirilmesi gerekir.Eposta geçen yer adlari Adigelerin, ilişki kurdağu halkların tespeti veya arkeolojik kazılar için önemli. Bu gün bile Sosrıkua Tepesi adı verilen höyüğün yakınından veya yöresinden geçen yaşlı kadınlar, otobüsle seyehat etseler bile, hafifce ayağa kalkarak Sosrıkua'ya selam verirler.

Çabuk büyüyordu Sosruko. Yaşıtları daha beşikteydiler. O ise, avluda koşup duruyor, aşık oynamakla vakit geçiriyordu. Döşeği topraktı, yorganı gökyüzü, çakmak taşlarıyla besleniyordu, dağ arılarının balıyla beslenen öteki çocuklar, bu kuvvetli, benzeri görülmemiş sağlam çocuktan korkuyorlardı.

Onu öfkelendirdikleri zaman kıvılcımlar saçıyordu çünkü.

Küçük Sosruko bıkmıştı aşık oynamaktan: Tlepş’in demirhanesine dadandı. Sık, sık Demirciler Tanrısı Tlepş’i ziyaret eder oldu. Günün birinde Tlepş ona: ’’Oğlum çek bakayım şu körüğü’’ dedi. Sosruko bir körükledi, alt üst oldu demir hanenin içi, demirden yapılmış ne varsa havaya uçuverdi. Sadece ağır örs yerinden kımıldamadı.

Tlepş önce ürktü, sonra sevindi. Sosruko’nun gücünü denemeye karar verdi. ‘’Peki, oğlum. Bir de şu benim örsü topraktan çıkarabilecek misin bir bak bakalım?’’ Tlepş'in örsü çok derin çakılmıştı toprağa. Ayağı yedi kat yerin dibindeydi. Onu hiç değilse birazcık kımıldatan ancak «Ben bir Nart’ım» diyebilirdi. Sosruko körpe kollarıyla örse sarıldı; zorladı, zorladı ama örs bana mısın demedi. Tekrar asıldı, oynatamadı. Üçüncü denemesinde de başaramayınca. Tlepş üzgün bir sesle: ‘’Yok, Sosruko görülüyor ki, daha zayıf bir çocuksun. Ananın yanına dönsen. Sıcak ocağın başına otur da çakmak taşı kemir! Nartlara yaraşır büyük işler düşünmek, senin için biraz erken.’’

Eve dönünce, annesi onun keyifsiz ve üzgün olduğunu fark etti. Sosruko annenin sorularına cevap vermeden ocak başına çöktü, bir çakmak taşı alıp kıvılcımlar sıçratarak hırsla kemirmeğe koyuldu. Ertesi gün, sabahın köründe, gizlice, daha Tlepş gelmeden demirhaneye girdi. Koca örse sarıldı asıldı. Örs azıcık kımıldamıştı. ‘’Bugünlük bu kadarı yeter bana’’ dedi. ‘’Gidip biraz serinlemeli.’’ Aşağı, nehir boyunca indi. Yattı buzun üzerine, buz eridi, çünkü yaptığı işten, çelik vücudu ateş gibi olmuştu. Buzlar çözülünce, nehir, kış manzarası içinde, ilk bahardaki gibi gürül, gürül akmağa başladı.

Sosruko, ertesi sabah daha Tlepş gelmeden yeniden demirhaneye gitti. Yeniden sarıldı koca örse. Çekti, yedi kat yerin dibinden söktü, çıkardı. Demirhanenin kapısının önüne fırlatıp döndü evine. Tlepş demirhaneye girmek isteyince giriş yolunu tıkalı buldu, çünkü örs vardı orada. Nart ülkesinin en güçlüleri onu ancak biraz oynatabilirdi. Fakat böyle kaldırmağa Tlepş bile gücü yetmezdi. Örs demirhane kapısı önünde ayağı yedi kat yerin tozu ile kaplı devrilmiş duruyordu. Tlepş, ‘’benzeri görülmemiş bir insan gelmiş yeryüzüne. Bu güçte bir insanı dünya hiç görmemiştim. Ey, Yaşama Tanrısı Psatha, bu insan iyiliğin dostu bir yiğit olsun, kötülük elçisi olmasın! Onun hayatının başlangıcı, bütün kötü insanların sonu olsun!’’

Bu sırada demirhaneye üç Nart yaklaşmıştı. Kardeşti bunlar. ‘’Ömrün ateş gibi sürekli olsun!’’ diye; Demirciler Tanrısı Tlepş'i selamladılar. ‘’Ben de sizin için ayni şeyi dilerim’’ diye selama karşılık verdi Tlepş.

‘’Aramızda bir sorun var, yargıyı sen ver Tlepş’’ diye kardeşlerin en yaşlısı söze başladı. ‘’Bizler aynı günde doğmuşuz. Sabah ben, ortancamız öğle, en küçüğümüz de akşam. Kalkmış; kardeş, kardeş dağda ot biçiyorduk. Fakat hep küçüğümüz geçiyordu bizi ot biçmekte, bizimle aynı hizada başlıyordu, iki üç kere salladı mı tırpanı bizi iyice geçiyordu. Onu arkamızda başlatıyorduk, bir de ne görelim beş altı sallayışta bize yetişmemiş mi? Kaçıştık önünden, olur ya bizi de biçiverirdi. ‘En küçüğümüz amma da yamanmış ha’ dedik kendi aramızda dedik ya gene de ağrımıza gitti. Benim de ortancanın da’’.

’’Nasıl ağrıma gitmez’’ diye ortanca sözü aldı. ‘’Tutsun en küçük kardeş büyüklerini yensin. Müsaadenle, Tlepş, bak bir öğle vakti ne oldu anlatayım. Tırpanları toprağa sokmuştuk sapına değin. Oturmuş öğle yemeğini yiyorduk. Bir de baktık ki en küçüğümüzün tırpanı işe koyulmuş, biçer de biçer, yoluna bir ağaç mı çıkmış biçiyor, bir taşla mı karşılaşmış, onu da bölüyor ikiye.’’

Tlepş, ‘’desenize marifet ondaymış. kardeşinizde değil.’’

’’Hayır marifet bende değil’’ diye kardeşlerin küçüğü onadı, ‘’işte bu yüzden bu güçlü tırpandan iyi bir kılıç dövdürmek istiyoruz. Yalnız anlaşamadığımız bir şey var. Hangimizin alacak bu kılıç? Benim hakkım değil mi Tlepş?’’

Tlepş, sesini çıkarmadan tırpanı aldı, hemen kimin elinden çıktığını anladı. Debec, ustası ve Nartların ilk demircisi bu tırpanı Bereket Tanrısı Thagoleç için yapmıştı. Tlepş bu tırpan için kardeşlerin kavgaya tutuşacaklarını pek iyi anlıyordu. Üç Nart’a dedi ki: ‘’Elbette bu tırpan ve sizin için yapacağım bir kılıç yüzünden tartışırsınız. Tartışmanın sonu dövüştür. Dövüş düşmanlığa götürür. Düşmanlıksa insanlığı boğar, yok eder. Bu tırpan size babanızdan kaldı. Üzerinde hepinizin eşit hakkı var. Bakın, ne düşündüm. Demirhanenin kapısı önündeki örsü görüyor musunuz? Yolumu kapıyor. Yerine götürmek, yine eskisi gibi derin çakmak gerek. Kim yaparsa bunu, tırpandan döveceğim kılıç onun olur. Kabul mu?’’ ’’Kabul’’ diye yanıtladılar. ‘’Kabulse koyulun işe’’ diye kükredi Tlepş, «En büyüğünüz başlasın!’’

Kardeşlerin en yaşlısı örsü kavradı, ancak yerinden oynatamadı. Tekrar asıldı, nafile. Üçüncüsünde başaramadı. Sonra ortanca kardeş geldi örsün başına. Asıldı. Kımıldamadı bile örs. Yine çekti. Olmadı, üçüncüsünde birazcık kımıldadı. Sonunda en küçük kardeş geldi, bir kez çekti örsü. Kımıldatamadı. Yeniden denedi birazcık kaldırabildi. Üçüncü kez şöyle bir adım kadar sürükledi. Ancak örsü düşürdü, kendisi de üstüne kapaklandı. ‘’Sende örsümü kaldıracak güçte değilsin’’ dedi Tlepş ‘’Kılıç üzerinde hakkınızı yitirdiniz kardeşler’’ Biz gücümüzün yettiğini yaptık, diye cevap verdi üç kardeşler. ‘’Fakat bir Nart’ın sözü çelikten sağlamdır. İraden önünde saygıyla eğiliriz Tlepş. Demek içimizden hiç biri iyi bir kılıca layık değil.’’

Bu sırada demirhaneye Sosruko yaklaştı. Uzun zamandan beri öteden üç kardeşin boşuna uğraşmalarını seyretmişti. Geldi. Demirciler Tanrısı’na yakardı: ‘’Bırak bir de ben deneyim gücümü, Tlepş’’

Kardeşlerin en yaşlısı Tlepş'ten önce atıldı, bağırarak: ‘’Deneyecek ne işin varmış burada? Git ananın sütünü iç sen!’’ Orta kardeş de söze katıldı ‘’Amma da büyük görüyorsun kendini bacaksız. Yaşın başın ne? Hadi dön evine!’’. En küçük kardeş kahkahayı bastı: ‘’Hah hah hah! Sen daha yumurtadan yeni çıktın, hadi git gücünü Mejace’de (1) (yemekte) dene!’’

Bu sözlere fena kızdı Sosruko, örse koştu, tutup kaldırıverdi havaya. Eski yerine götürüp çaktı toprağa. Öyle, hızlı soktu ki, örsün ayağı yedi kat yerin dibini geçti, dokuzuncu katta durdu. Sonra üç kardeşlere bakmaya bile tenezzül etmeden eve annesinin yanına gitti.

’’Vay bacaksız vay’’ diye hayretler içinde kalmışlardı kardeşler. Nartların Chasesinde gördükleri bu mucizeyi anlatacaklarına yemin ettiler. Onların bu yemini Tlepş'in hoşuna gitti, dedi ki ‘’Nart kardeşler; bu mucizenin şerefine, iyi çelikten hepinize birer kılıç döveceğim, fakat Bereket Tanrısı için yapılmış Dabec'in tırpanından döveceğim kılıcı. Nartlardan buna en layık olan alacaktır. Yarın sabah içinizden demirhaneye en erken kim gelirse ilkin o alacak kılıcını. Anlaşıldı mı?’’ Kardeşler sevinçle cevap verdiler: ‘’Anlaşıldı Bilge Tlepş’’. Atlarına atlayıp yeni yiğit Sosruko'nun gücünü anlatmak için dolu dizgin Nartların Chasesine yöneldiler.

Tlepş; en iyi çelikten, hemen kılıç yapmağa koyuldu. Üç gün içinde üç kılıç yaptı, her birini bir kardeşe verdi. Sonra dokuz gün, dokuz gece demirhanesinden çıkmadı. Dokuz gün, dokuz gece Bereket Tanrısı’nın tırpanından bir kılıç doğdu. Kılıç tamamlanınca, demirhanede duvara astı.

Sosruko eninde keyifsiz, keyifsiz ocak başında oturuyor, can sıkıntısından için içini yiyordu. Sataney: ‘Oğlum’’ dedi, derdini paylaşmak için «Niye üzgünsün böyle’?’’ Sosruko: ‘’Üzülmek için ne gerekirse hepsi benim başımda’’ diye cevap verdi. ‘’Ne arkadaşım var benim, ne de yararlı bir şey yapıyorum. Boyuna ocak başında oturuyor, gözlerimi küle dikmiş bakıp duruyorum. Yaptığı işler için doğrusu şu bizim köpeği bile kıskanıyorum. Hiç olmazsa yabancı sokmuyor avluya, her geçen atlıya havlıyor. Şurada burada oturuyorum bense, iyi şeyler yapmak için gereken hiç bir şeyim yok.’’ Sataney haykırdı: ‘’Biricik yavrum, bir gün insan oğullarından kimsenin gücü benzemeyecek seninkine. Sen daha gençsin, düşman edinmen için biraz erken, gerçek bir dost bulacak çapta da değilsin şimdilik. Hem bir arkadaş nerden bulayım ben sana? Yetişkin hep bütün Nartlar, dengin yok ki aralarında. Yaşıtlarınsa daha beşikte yatıyorlar.’’

‘’Anneciğim’’ diye konuştu Sosruko «sadece bir arkadaş değil benim istediğim. Nart çocuklarından da bir şey istemiyorum. Savaşta gevşemeyen, hızlı konuşmaktan yılmayan dostlar gerek bana.’’

Anlamıştı Sataney, Sosruko'nun sözlerini. Doğru Tlepş'e gitti. Demirciler Tanrısına yalvardı, yakardı: ‘’Rahat vermiyor bana oğlum. Dünyayı dolaşmak, bütün Nart ülkesinin kıyısını bilmek isteği ile yanıp tutuşuyor. Bir atla bir kılıç diledi benden. Öğüt ver bana Tlepş. Ne yapayım ben şimdi? Korkarım ki, oğlum henüz pek genç. Gücü yetmez daha.’’

Tlepş alevlerin şavkı ile ışıltılı yüzünü Sataney’e çevirdi, gök gürültüsünü andıran sesi ile konuştu: ‘’Yanılıyorsun Sataney, gerçek gücüne erişti gayri oğlun. Yüzüne baksan daha çocuk ama ruhu ile tam olgun bir adam. Nart ülkesini tanımaksa isteği; güzel, koyulsun yola. Bir kılıç gerekiyorsa; gönder oğlunu bana!’’

Sosruko; sevinçten uçarak demirhaneye gelince, Tlepş sordu ona: ‘’Nasıl bir kılıç gerek sana?’’, ‘’Ne çok uzun olmalı. Ne çok kısa. Yakındaki düşmanı rahatça vurmalı, uzaktaki düşmana korku salmalı.’’ O zaman Tlepş; Bereket Tanrısı’nın tırpanından dövdüğü kılıcı aldı duvardan, Sosruko'ya uzattı ve dedi ki ‘’Nart ülkesinde bu kılıcı taşımaya layık yalnız sensin. Ünle, onurla taşı onu!’’

Sosruko sevinçle bağırdı: ‘’Ömrün uzun olsun Tlepş, ant içerim şimdi sana, tırpandan dövdüğün bu kılıcı lekelemeyeceğim.’’ Tlepş mutlu oldu; ‘’Ne lazım daha sana? Başka var mı dileğin?’’, ‘’Bir de atım olmalıydı, Tlepş!’’, ‘’Öyleyse dinle: Sataney'in iyi bir atı vardır. Söyle annene tüm iyilikler onunladır. O zaman verir atı sana.’’

Belinde Tlepş'in kılıcı, eve koştu Sosruko. Sataney onu böyle Tlepş'in kılıcı ile görünce yumuşak, üzgün bir sesle: ‘’Ne istediğini biliyorum oğlum. Tlepş, soylu kılıcı sana lâyık gördüyse, ben de seni bir attan yoksun etmem. Gel benimle!’’ dedi.

Sosruko'yu karanlık bir geçitten bir mağaranın önüne götürdü. Mağaranın deliği koskoca bir kaya ile kapanmıştı. Abramıve bir taştı bu. Sataney: ‘’Sosruko, gözümün nuru’’ dedi. ‘’Bu taşı çekebilir, içeri girersen, bir at bulacaksın orada. Üstüne binmeyi de başarırsan at senindir artık.’’ Genç çocuk bir itişle Abramıve taşı kenara fırlatıverdi, girdi mağaraya. Atın öfkeli kişnemeleri onu bir an için sanki sağır etmişti. Çakmak taşı kaplı yeri eşmesinden çıkan kıvılcımlar sanki kör etmişti. Dağlar yıkılıyor, dünya zangır zangır titriyordu sanki. Nart töresine göre Sosruko atın soluna yanaştı. Şaha kalktı at, genci bir
vuruşta ezip öldürmek istedi. Sosruko bu kez sağdan denedi. At yine üstüne bindirmedi. O zaman Sataney fısıldadı, ‘’Sosruko. Gözümün nuru! Seni yetişkin bir erkek bulmadığı için istemiyor’’. Sosruko bu sözleri işitir işitmez, yüreği öfke ile doldu. Çılgın gibi atın yanına gitti, bir sıçrayışta atladı üstüne, yelelerini tutup haykırdı.’’ Koruyun kendinizi Ciğitler (2).’’ Sonra yıldırım gibi geçide dalıp uzaklaştı oradan.

’’Ah başıma gelenler’’ diye dövündü zavallı Sataney. ‘’At öldürecek oğulcuğumu.’’ Fakat Sataney oğlunun arkasından bakana dek, at çoktan bir yıldız gibi göğe çıkmıştı bile, bir yıldız gibi bulutlar içinde kaybolmuştu. Orada gök kubbenin üstünde at, binicisini atmayı düşündü. Düşsün de yere, paramparça olsun! Neler yapmadı bunun için at. Şahlara mı kalkmadı, yıldırım gibi derinlere mi dalmadı. Fakat Sosruko sımsıkı tutuyordu yelesinden, düşmüyordu. At yükseldi, olmadı, aşağı indi, olmadı. Sonunda çok çok yukarılardan, yedi denizin sularının kavuştuğu bir yerde okyanusa daldı. Korkunç akıntılar, küçük binicisini sırtından sürükler sanmıştı. Fakat nerede, Sosruko sımsıkı tutuyordu yelesini, düşmüyordu. O zaman sarp yamaçlara, dik kayalara vurdu, kara yarlardan geçti fırtına azısı. Ancak kırlangıçlara yol veren yüzük kadar bir dağ geçidinde, şimdi düşer artık binici diye düşündü. Fakat nerde? Oğlancık sımsıkı tutuyordu yelesini, düşmüyordu. Yedi gün, yedi gece sürdü bu korkunç koşu. Sonunda at yoruldu. O zaman Sosruko haykırdı: ‘’Ee? Ne duruyorsun? Kımılda biraz! Senin yapacak bir şeyin yok, benimse şimdi geldi hevesim’’. Atın binicisini dinleyecek hali yoktu. Soluk soluğa durdu, kaldı. Burun deliklerinden çıkan duman sis gibi çalılara iniyordu.

Sosruko çalılardan dallar kesti. Parçaladı atın sırtında. At ‘’Hayvanların Tanrısı Amış adına yemin ederim ki, sen gerçek bir Nart kaldıkça ben de senin sadık atın olacağım’’ diye konuştu. Sosruko: ‘’Öyleyse, yürü bakalım!’’ diye buyurdu ve böylece eve döndüler. Genç biniciye karşıcı çıktı Sataney. Gözlerinden sevinç yaşları akıyordu. «Oğlum benim, gözümün nuru!» diye bağırdı. ‘’Ben çoktan yasını tutmuştum senin.’’

Sosruko indi. Atı bağladı bir kazığa. Annesine döndü: «Anne, bırak ağlama! Yolluk hazırla bana. Öyle pek ağır olmasın. Fakat uzun süre yetsin. Zaman geldi artık. İnsanları tanımak için gurbete çıkacağım.’’

Sosruko böyle konuştu işte. Sataney’in mutluluktan ışıldı gözleri, gururla oğluna baktı.

Çeviri: Kundeyt Şurdum

I

Tlepş Nartların ilk demircisiydi.

Demiri ısıtıp tavına getirdiğinde bir eliyle ateşten çıkarır, diğer elinin yumruğuyla da döverdi. Böyle çalışıp dururdu. Gün geldi oğlunu evlendirdi. Gelininin gösterdiği örneklerden yararlanarak, bir maşa ile bir çekiç yaptı. Bunlarla çalışmaya başladı.

Bir gün Habaş ile Beşıko, iş siparişi vermek için Tlepş’ın yanına geldiler.

- Tlepş, dediler. Bize bir kılıçla bir mızrak yap ama üzerlerine kum serpmeden yap bunları. Kılıç vurduğunu kesen, mızrak da her şeyi delip geçen cinsinden olsun. Ancak yineliyoruz, katiyen kum dökmeyeceksin bunları yaparken. Yoksa bozuşuruz. Bunları yarın gözümüzün önünde yapmanı istiyoruz. Bunları söyleyip gittiler.

Kum dökmeden ham demiri nasıl sertleştireceğini bilmiyordu. Bu nedenle ne yapacağını bilmeden düşünüp duruyordu Tlepş.

Kayınpederinin (пщы) bu endişeli halini gelini fark etti.
- Ne diye kayınpederim (sipş) böylesine üzgün, diye sordurdu.

Olup biteni gelinine ilettirdi.
- Beni yanına aldırsın öyleyse, dedi gelin. Körük çekmeye yanına geleceğim.
- Olur, dedi Tlepş de.

Ertesi gün Habaş ile Meşıko geldiler. Tlepş de çalışmaya başladı. Gelini de körüğü çekiyordu. O dönemdeki körüklerin, hava alması için üst tarafında delik bulunurdu.

Ocaktaki demir ısınıp kıvılcımlar saçmaya başlayınca, kol yenine kum doldurmuş olan gelinine:
- Hadi, hadi, gelinim! dedi Tlepş.

Gelin kol yenindeki kumu körüğün içine boşalttı, hava ile birlikte demirin üzerine görünmeksizin yayılıvermişti kum.

Demir kızıllıktan beyaza dönüşünce, Tlepş demiri hemen örsün üzerine getirip kılıcı yaptı. Ardından mızrağı da tamamladı.
- Usta, bunun pek işe yarayacak gibi bir görüntüsü yok, dedi kılıcı ısmarlayan.
- Ver bana, diyerek kılıcı aldı Tlepş, kılıcın keskin tarafı ile örse bir vurdu, örs ikiye ayrıldı. Bunun üzerine:
- Ne kadar da usta demirci! dedi Beşıko.


II

Tlepş ile Hudımıj (Хъудымыжъ) Nartların en usta demircileri idiler. Hudımıj’ın atölyesi Kurğo Bjape (Кургъо бжъапэ) tepesinde, Tlepş’ın atölyesi de şimdiki Yegerukay (Еджэрыкъуай) köyünün bulunduğu yerin yakınındaki “Ğuç’ıps’ıy Oşha” (Гъучlыпцlый lуашъхьэ) tepesindeydi.

İki demircinin beraber kullandıkları ortak bir çekici vardı. Nart Tlepş ocağının başında körük çekip demirini ısıtırken çekici Hudımıj’a atar, Hudımıj çalışırken, Tepş de demirini ısıtmış olurdu. Bu arada demiri soğuyan Hudımıj da “jüjüjü” sesleri yayan koca çekici Tlepş’e fırlatırdı.

İki demirci böyle çalışıyorlardı ama bir gün Tlepş çekici atmadı. O güne değin Tlepş öyle bir şey yapmamıştı.

Hudımıj kaygılandı: “Olmaz böyle şey, başına bir şey gelmiş olmalı, varıp bir bakayım”, dedi ve Tlepş’ın evine gitti. Bahçeye girip seslendi:
- Tlepş evde mi?
- Değil, dediler.
- Nerede öyleyse?
- Yınıjlar (devler) şölene çağırdılar onu. Orada olmalı, dediler.
- Peki yınıjların yerini kim biliyor?
- Ben biliyorum, -dedi bir çocuk.
- O halde beni oraya götürür müsün yavrum, dedi Hudımıj da.
- Tabii götürürüm, baba, diyerek öne düştü çocuk. Yınıjların evine vardılar. Yınıjların yeme içme şöleni sürüyordu.

Hemen karşılayıp buyur ettiler gelenleri. Yaşlı Hudımıj ünlü bir demirci de olduğundan büyük bir saygıyla başköşeye götürüldü ve Tlepş’ın yanına oturtuldu.

Yeme içme bitince sıra oyunlara geldi.
- Nart Hudımıj, herkes oyununu görmek istiyor, diyerek hatiyak’o (хьатияк1о;şölenin yöneticisi) kendisini çağırdı.
- Olur, oynayayım, dedi Hudımıj. Ancak çok hafifim, omzuma bir ağırlık bastırmadan olmaz bu iş.

Nart Hudımıj topluluktan ayrıldı, onarım için birinin getirdiği ve atölye kapısında duran dört çift öküz koşulu bir sapanı atölyenin içine aldı, kapıyı kapattı. Omzunda bir yük olmadan oynayacak olursa, bir kazaya yol açmasından çekindiği için, sekiz öküz koşulu sapanla birlikte demirci atölyesini, olduğu gibi omzuna alıp oyun yerine döndü, elbisesiz ya da ayakkabısız oynayacağından daha iyi bir biçimde oynamaya başladı. Yınıjların şaşkın bakışları altında Hudımıj, oynadığı yeri oluklu bir daire biçiminde göğsüne değin oymuştu.
- Çok güzel, çok güzel! Sen kazandın Hudımıj, sağol, diyerek hatiyak’o kendisini durdurdu.

Hudımıj, hiçbir şeyi bozmadan demir atölyeyi yerine götürdü, kapısını açıp sekiz öküz koşulu sapanı dışarı çıkardı.

Nart Hudımıj’ın daireler çizerek oynadığı yer, önceleri köy kıyısında idi, şimdiyse Kunçıkohabl (Къунчыкъохьабл) köyünün orta yerinde bulunmaktadır. Ortası tümsek, tümseğin kenarları ise çukur biçimindedir, gidenler görebilirler. Buraya hala “Nart Hudımıj’ın Oyun Yeri” derler.

NOT: Bu Bjedugh teksti 1887’de Adigey’in Askalay köyünde doğan usta öykü anlatıcısı ve demirci İsmail Beretar tarafından, 23 Kasım 1951’de Asker Hadeğal’a yazdırıldı

İsmail Beretar

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Nart Tlepş

Aralık 08, 2018

Nart Tlepş nartların en ulularındandır. Nart halkının tüm araç ve çereçlerini yapmak, yeni buluşları ile halkın yaşamını kolaylaştırmak onun görevleri arasındadır. Her türlü madeni işleyip olağanüstü güzellikte araçlar yapar. Maden çağı uygarlığı aşamasının ve Nart toplumunun yeni buluşlarının simgesidir.

Halkın gözünde çok güçlüdür. Ünlü Seteney Guaşe ile kimi zaman yardımlaşarak, toplumsal sorunları çözerler. Kimi zaman da birbirlerine ters düşerler. Setney Guaşe kızgın taş parçasını Tlepş'e kırdırarak Sosrikua'nın doğmasını sağlar. Sosrikua'yı maşası ile suya daldırarak çelikleştiren yine Nart Tlepş'tir.

Sosrikua'nın bir kahramana yaraşır biçimde eğitilmesini, silah kullanmasını öğrenmesini Seteney'in önerisi üzerine yine Nart Tlepş üstlenir. Bu manevi çocuğunun silah kullanma çağına geldiğini anlayan Seteney, Tlepş'e sihirli silahlar ısmarlar. Kahramanımız bu yönü ile Grek Mitolojisinin topal ve çirkin tanrısı, ateş ve demircilerin piri Hephaistos'u anımsatır. Akhilleus Troya savaşlarına giderken annesi Thetis Hephaistos'a giderek oğlu için efsunlu silahlar yapmasını ister.

Topal Hephaistos tanrıçaların en güzeli Aphrodite ile evlidir. Gerçi Tlepş ile Seteney Guaşe'nin evli oldukları pek anlatılmaz, ancak ilişkileri adı geçen Grek tanrılarını anımsatmaktadır. Bu benzerliğe karşın Tlepş'in tüm buluşları toplumun yararınadır. Hephaistos ise devamlı kin güden ve kötülük düşünen bir tanrı olarak tanımlanır. Buluşlarını kendisi ile alay eden, kendisini küçümseyen diğer tanrılar aleyhine kullanır. Hatta topal olduğu için oğlundan utanan annesi tanrıça Hera bile onun şerrinden kurtulamaz. Topal tanrı, içine zincirler sakladığı bir taht yaparak annesine götürür. Hera tahta oturunca zincirlerle bağlanır ve bir daha kurtulamaz. Kısacası topal ve çirkin oluşundan aşağılık duygusuna kapılmış olan Hephaistos kötülük yapmaktan kendisini alamayan bir mitoloji kahramanıdır.

Oysa Tlepş güçlüdür, cesurdur. Tarım araçlarından döküm araçlarına, silah yapımına kadar tüm uygarlık gereksinimlerini toplum yararına yapar. Buluşlarında en yakın danışmanı ve yardımcısı Seteney'dir. Abazin Halk Destanlarından Türkçeleştirdiğimiz aşağıdaki text bunun en güzel örneğidir.

"Nartlar güçlü ve insanüstü ırktı. Sert mizaçlı idiler. Büyük bir halk idi Nartlar... Çok güçlü atları vardı, alp (mitolojik olaylarda geçen, dağlara uçarak çıkan kanatlı at türü) soyundan gelen. Toplumsal düzenleri vardı. Sorunlarını yaşadıkları Guım (kuma) ırmağı kıyısında toplanan kurultayda çözümlerlerdi.

Evlenmiş, çok güzel ve akıllı bir kadın yaşardı aralarında. Seteney guaşe bilge idi, O nartların her derdine derman olurdu, felaketlerde, kıtlık yollarında, savaşlarda halkına yol gösterirdi, başı derde düşen ona koşardı.

O çağlarda nartlar çok yaşarlardı; ikiyüz, üçyüz yıl kadar... Uzun yaşamlı olurd Nart halkının bireyleri... Bu uzun yaşamlı halkın arasında Seteney'in belli bir yeri vardı. Aynı çağlarda Nartlar'ın demirci ustası tlepş de yaşamaktaydı. Seteney sık sık Tlepş'in dökümhanesine giderdi, "Örsü taştan, çekicide ağaçtan oldğu için yoruluyor" diye üzülürdü. Bir gün "Tlepş'in örsü ve çekici demirden olsa bu kadar yorulmazdı" diye düşünen akıllı kadın bir ağaç parçasını yontarak bir takım örs ve çekiç maketi yapar, çekiç maketinin tam ortasını delerek sap takılacak yeride belirtir. Onuru kırılmasın diye Tlepş'e söylemez, gizlice gidip yaptığı maketleri dökümhanenin penceresinden içeriye bırakır. sabah olup Tlepş iş yerini açtığında ağaç maketlere bakar bir süre, nerden geldiğini anlayamaz. ancak bunların örs ve çekiç modeli olduğunu kavrar hemen. "Bu örs olmalı, bu da yanılmıyorsam çekiç" diye söylenir kendi kendine...Önce örsü döker demirden, sonra çekici şekillendirir makete uygun biçimde... Ortasına açtığı delikten de sap takar. Böylece Tlepş'in takımı tamamlanmış olur. Ama çalışırken yine zorluk çeker. Ateşten aldığı kızgın demir parçaları ellerini yakmaktadır. Bir tutacak yapmak gelmez aklına. O güne dek bir akıllı çıkıp da bir kerpeden veya maşa yapmayı düşünmemiştir henüz.

Dökümhaneye sık sık uğrayan Seteney durumu izler bir süre, fakat bir yolunu bulamaz, ne yapsa da Tlepş'in ellerini yanmaktan kurtarsa?...

Derken birgün, Seteney suya giderken yolda iki küçük yılan yavrusu görür. Yılancıklar boyunlarını birbirinin üzerinden geçirmiş, uyumakta... Sarmaş dolaş yatan yılanlara bakarken Seteney'in aklına bir fikir gelir, bir dal parçasına taktığı yılanları, şekilleri bozulmadan Tlepş'e götürür: "Tlepş, Tlepş ilginç, çok ilginç bir şey buldum. Örsün çekicin tamam, bunun gibi demirden bir şey yapda ellerin yanmaktan kurtulsun.."

Tlepş boyunlarındanbirbirine çakılmış yılan ölülerine bakar, bakar da onların biçimlerini erimiş demirden biçimlendirir. Maşa veya kerpetenin bulunuşu böylece seteney'in parlak zekasından doğar.

Kahramanımız yararlı buluşları, gücü, haksızlıklara baş kaldırışı ile günümüze dek çeşitli ozanların ve yazarların esin kaynağı olmuştur. Ömer Seyfettin'in "Diyet" öyküsündeki demirci kahramanından, Yaşar Kemal'in "Ağrı Dağı Efsanesi"ndeki Demirci Hüsso'ya değin çeşitli yazarlarca işlenen demirci motifi Nart Tlepş ve Greklerin Topal Hephaistos'unun edebiyata yansıması biçimidir bizce...

Gogonıj (**) (Гогоныжъ) bir Nart'tı. Çok güçlü biri olduğundan diğer Nartlar onu kıskanıyorlardı. Nartlar bir araya gelip ondan kurtulmanın yolunu görüştüler.

Seteney guaşe adlı güzel bir kız, bir Nart köyünde yaşıyordu. Kızın üç ağabeyi vardı. Üçü de sert ve kafa tutmaya gelmez kişiler olarak ünlenmişti.

- Setenay guaşeyi kaçırması için Gogonıj’a bir haber gönderelim, kızı kaçırsın, ağabeyleri de onu öldürür, biz de kendisinden böylece kurtulmuş oluruz, dediler.

O sıralar Gogonıj dağda domuz güdüyordu. Domuzları gütmesi için bir çocuk gönderip Yergun’u (Gogonıj’ı) çağıdılar.
- Domuzları kayıp verdirmeden otlatabilecek misin, diye gelen çocuğa sordu Gogonıj.
- Otlatırım, diye yanıt verdi çocuk.
- Öyleyse, domuzların sayısını sana sayayım. İrisi dokuz, geniş ağızlısı on, boz renklisi on üç, normal renklisi otuz, otuzar da yavruları var, ne eder hepsi, diye sordu.
- Bilemiyorum, dedi çocuk.
- Öyleyse dön, sen bakamazsın domuzlarıma, diyerek çocuğu geri gönderdi.

Çocuk durumu Nartlara anlattı. Nartlar düşünüp sayıyı hesapladılar. Bin bir sayısını buldular. Bu kez başka bir çocuğu yolladılar. “Domuzların sayısını sorarsa, bin bir eder dersin” dediler.
- Domuzlarını gütmem için gönderildim, dedi çocuk.
- Öyleyse domuzların sayısını sayayım:irileri dokuz, koca ağızlısı on, boz renklisi on üç, normal renklisi otuz, bu otuz domuzun her birinin otuzar da yavrusu var, ne eder, diye sordu.
- Bin bir eder, dedi çocuk.
- Herhalde bakabilirsin, dedi Gogonıj.
- Domuzların yemini yedi yüz domuz sayısı hesabıyla hazırla, sonra ıslıkla onları çağır, yetmezse yeni yem ekle.
- Ben bu sürüyü bir yıl güdemem, dedi içinden çocuk.

Gogonıj Nartların yanına geldi.
- Setenay guaşeyi kaçırmak için senin de bizimle beraber gelmeni istiyoruz, dediler Gogonıj’a.
- Çok güzel, elbette gelirim, deyip Gogonıj onlarla birlikte yola koyuldu.

Üç gün üç gece yol aldıktan sonra Gogonıj’ın kır atı çatladı.
- A benim kır atım, sağlığında beni çok taşımıştın sırtında, şimdi sıra bende, diyerek ölü atı sırtlayıp herkesten önce gidilmesi gereken yere vardı.

Gogonıj herkesten önce evi basıp Setenay’ı dışarı çıkardı, onu atın sırtına bindirdi, kız ile atı sırtına vurup dönüş yoluna koyuldu.

Kafiledekiler kendisine bir türlü yetişemiyorlardı. Gece oldu. Korkunç bir ayaz bastırdı.
- Gogonıj’a yetişemiyoruz,ama sabaha kalmaz donup ölürler, ateşi de yok ama bizim var, geceyi ısınarak geçiririz, dediler ötekiler. Büyük bir ateş yaktılar, geceyi ateş başında geçirdiler.

Gogonıj’ın ise büyük bir kürkü vardı, ağaç dallarını koparıp karın üzerine yaydı, onun üzerine de kürkünü koydu, kız ve kendisi kürkün bir kenarına yattılar, kalanı da üzerlerine örtüp geceyi geçirdiler. Sabahleyin kızı yeniden kır atına bindirdi, her ikisini de sırtlayıp evine döndü.

Setenay Gogonıj’a kaldı. Ardından Gogonıj dağa, domuzlarının yanına döndü.

 

DİPNOTLAR:
(*) Bu Shapsugh teksti 1892’de Kıyıboyu Shapsughya’nın Aguy köyünde doğan, okuma yazması olmayan demirci Hacemos Şeveş’u (Шъэош1у Хьаджэьос) tarafından 20 Haziran 1935’te Hüseyin Bısıc’a (Бысыдж Хъусен) yazdırıldı.
(**) Gogonıj-Nart Yergun’a Shapsughların verdiği ad.


Hacemos Şeveş’u

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Güneşin akşamleyin durakladığını, günbatımına doğru gökyüzünde durakladığını ve bir süre öylece kaldığını hiç fark ettiniz mi?

Böyle olmasının bir nedeni var çünkü:

Setenay ile deri işleyen usta bir Nart genci bahse tutuşurlar.

Biri: “Bir günde bir kostüm dikerim” dedi.

Bu konuda kimsenin Setenay ile baş edemeyeceği biliniyordu.

Öbürü de: “Bir günde bir eyer yaparım” dedi.

Bütün gün boyunca her ikisi de işlerini tamamlamak için didindiler.

Nart genci usta bir eyerci olduğundan eyerini tamamlayıp yerine oturdu.
Bu arada güneş batma noktasına gelmişti ama Setenay’ın biraz eksiği kalmıştı.
- Hadi güneş, biraz duraklayıverir misin, dedi Setenay.

O zamanlar Nartların dilekleri yerine gelirdi, bu nedenle güneş de bir süre duraklayıp Setenay’ın dikişini tamamlamasını bekledi.

Gün boyu çalıştığından Setenay çok yorulmuş olmalıydı. Yine de gerinerek kalktı, diktiği kostümü giyinip Nart gencinin yanına gitti.
- Dedikleri kadar varsın, Setenay! Çok güzel bir kostüm diktin, dedi Nart delikanlısı.

O günden başlayarak, akşam üzerleri güneş, gök ufkunda bir süre duraklayıverir oldu.

 

DİPNOT
(*) Bu Abadzeh teksti 1876’da Adigey’in Hakurınehabl (Хьакурынэхьабл) köyünde doğan İsmahil K’uay (К1уай Исмахьил) tarafından, 26 Mayıs 1958’de Asker Hadeğal’a yazdırıldı.
İsmahil K’uay Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Tarlasında çift sürmekte olan kocasına yemek götürmekteydi Nat (Nart) kadını. Yolda küçük cüsseli bir canlıyla karşılaştı. Çok ilginç bulup cebine koydu onu, görsün diyerek kocasına götürdü. Tarlada yemeğini (мэщы1ус) önüne koyup kocasına yedirirken:

-Yolda bir şey buldum. Onu cebime koyup getirdim, dedi kadın.

Cebinden çıkarıp gösterdiğinde, yaşlı adam başını salladı:

-“İnsan” (Ц1ыфы пэцый) bu, ülkemiz topraklarına girmiş bulunuyorlar, barınamayız artık burada!, dedi.

Ardından öküz arabasını koşup evine döndü.

“İşimiz olmaz artık burada!” diyerek, diğer Natları da peşine takıp ülkeyi terk etti, Nat ülkesinde kalanlar ise yok oldular.

Natlar gidince, Nat ülkesi Adigelere kaldı.

Not: Bu Şapsığ teksti 10 Kasım 1957’de Maykop’ta Vış’ıy K’ışıko’dan (Ушъый К1ыщыкъу) derleyen Asker Hadeğal. Adige Bilimsel Araştırma Enstitüsü arşivindedir.


Çeviri: Hapi Cevdet Yıldız

Verzemeg oğlu Yerışeko, henüz bir bebek iken babasını yitirmişti, kendisini Setenay guaşe büyüttü. Setenay guaşenin yedi erkek kardeşi vardı.

Onlar kendisinden yedi günlük uzakta bir yerde yaşıyorlardı. Kardeşlerin yanında tek kız kardeşleri Akonde dah’e (Акондэ-Дахэ) de bulunuyordu.

Nart Yerışeko, biraz büyüyüp ayağı üzengiye ulaşan bir delikanlı olunca, Setenay-guaşe çocuğa babasının elbiselerini ve atını verdi:

- Şimdi kardeşlerimin yanına gidebilir, orada kalabilirsin, diyerek koyverdi çocuğu. Ancak dikkatli ol, kardeşlerimin her biri sert birer kişidir, karşı gelip de kızdırmaya kalkışma onları, diyerek uyarıda bulunmayı da ihmal etmedi.

Yerışeko yola koyuldu ve yedi günde Setenay guaşenin kardeşlerinin yanına vardı.

Karşılandı. Görünümüyle onun Verzemeg’in oğlu olduğunu anlamışlardı. Kız kardeşlerinin büyüttüğü bir çocuk olduğunu bildiklerinden kendisini sevinerek karşılamışlardı.

Delikanlı giderek, mertliği, dürüstlüğü ve yeteneği ile dayılarını geride bırakmaya başlayınca:
- Bu böyle olmaz, bunun yanında saygınlık diye bir şeyimiz kalmayacak.

Bunu geldiği yere geri gönderelim, dediler dayıları.

Bir bahane uydurup artık Setenay guaşenin yanına dönmesi gerektiğini söylediler:
- Yerışeko –h’af, bu gece kız kardeşimiz rüyamıza girdi, seni çok özlemiş olmalı, dediler. Oyalanmadan yanına bir gitsen iyi olacak…
- Peki, gideyim, dedi Yerışeko da. Ancak yalnız gidemem. Akuande’yi de birlikte götürüp gideyim.

Dayıların Yerışeko’yu kararından döndürecek güçleri yoktu.

Kızın durumunu anlattılar:
- Kız sözlü, avıj’ı (1эуж;söz yüzüğü) alınmış durumda. Bugün yarın Ğerışeko’nun (Гъэрыщэкъо) gelinalma alayının gelmesini bekliyoruz, dediler.

Yerışeko-h’afe bildiğinden geri kalmadı, kızı atına aldı ve üzerine de bir örtü örtüp “Hoşça kalın!” diyerek ayrıldı. Altı gün yol aldı.

Yoluna devam ederken, Ğerışeko’nun gelinalma alayı ile karşılaştı.
- Hayırlı yolculuklar, dedi Yerışeko-h’afe. Kimin için gidiyorsunuz, diye sordu.

Akonde dah’e için gittiklerini söyledi Ğerışeko.
- Öyleyse dönün geriye, dedi. Akonde dah’e artık evinde değil.

Ğerışeko, Yeşerıko-h’afe’nin sözünü ciddiye almak istemeyince:
- Kızın yüzüğünü görürsen tanır mısın, diye sordu.
- Tanırım, dedi öteki de.

Kızın bir elini örtünün altından çıkarıp parmağındaki yüzüğü gösterdi.
- Kuvoğuibl (кууогъуибл;yedi ses mesafesi) uzakta bulunsam da tanırım yüzüğü, dedi Ğerışeko. Evet, aynen dediğin gibi!
- Öyleyse birbirimizi çiğneyip geçemeyiz, kim kazanırsa kızı o alsın, dedi Yerışeko.

Çarpışmaya başladılar, üç gün üç gece boğuştular, üst başları dökülene değin didiştiler.

Bu arada giderek de Setenay guaşenin evine yaklaşmış oldular. Setenay guaşe de onları gördü. Her ikisinin de birbirini öldürecek gücü kalmamıştı. Bunu gören Setenay guaşe, üçünün de taşa dönüşmesi için Tha’ya (Тхьэ, Tanrı) yalvardı. Yerışeko-h’afe, Ğerışeko ve Akonde dah’e taşa dönüştüler.

Dağa çıkanların hala onları görebildiği anlatılır.

Her üçü de taşa dönüşerek yok olmuştu.

Setenay guaşenin kendi doğurmadığı bu oğlu üzerine düzenlenen ğıbzeler (ağıt) akşamları evlerin haç’eşlerinde (konuk evi) söylenirdi, bu ağıtları çok kez dinlemişliğim vardır:

Küçücüktün geldiğinde bana
Okşayıp dururdum saçlarını,
A benim Yerışekom, diyordu (Setenay guaşe)
Ne diye gönderdim seni (kardeşlerimin yanına),
Ne diye öyle kötü bir duruma düştün,
A benim Yerışekom, diyordu,
Akonde uğruna canından oldun,
Soysuz sopsuz bıraktın beni,
A benim Yerışekom, diyordu.

Setenay guaşe, başına gelen bu felakete yerinerek, üvey oğlunun taşa dönüşmüş heykelinin yanında ağlayıp kendinden geçti, son teline değin saçını başını yoldu, ardından da, o yerde can verdi diye anlatırlar.

(*) Bu Bjedugh teksti 1884 yılında Adigey’in Veçepşıy köyünde doğan İsmail Kuşü (Кушъу Исмахьил) tarafından, 10 Ekim 1948’de Asker Hadeğal’a yazdırıldı. -HCY

İsmail Kuşü

Çeviri: HAPİ Cevdet Yıldız

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery