Büyük Kafkas Savaşı’nın son bulduğu tarih olan 21 Mayıs 19647’te Mihail Nikolaeviç bu gün Kuebıde olarak anılan yerde atından inip Kafkas halklarını (katliamlarla ve insanlık dışı yöntemlerle de olsa) dize getirdikleri için komutanlarını askerlerini kutlamıştı.

Kafkas savaşları olarak anılan bu savaşların acı izleri uzun yıllar silinmedi. Burada bu savaşın nedenlerini bu dönemde yaşanan dramı ayrıntıları ile ele alamayacağız belki, zaten bu tarihin ve tarihçilerin işidir.

Ancak reddedilemez bir başka gerçek artık tarihin ve tarihçilerin bu olayları tüm gerçekliği ile ele alıp araştırarak tüm bilgileri ortaya koymaları zamanının geçmekte olduğu ve bu konuda geç bile kalındığıdır. Eğer tarihe karşı bir kastınız, düşmanca bir tavrınız yoksa, gerçeği asla sonsuza dek gizleyemez örtbas edemezsiniz.

Yukarıda söz konusu ettiğimiz törenin ve kutlamanın olduğu gün Wubıhların topluca anayurtlarını terkettikleri gündü. Dağlara sığınıp kalan bazı ailelerden birisinin bir üyesi o gün gördüklerini daha sonraları şöyle anlatır: "Kimileri atlı, kimileri kağnılarla, kimileri at arabalarıyla ve kimileri de yaya olarak guruplar halinde geçip gittiler deniz kenarına doğru, tüm guruplar tüfekleri ellerinde parmakları tetikte askerlerin kuşatması altında devam ettiler yollarına".

Kafkas savaşlarının bitişinin kutlandığı ve Rus birliklerinin komutanlarının tebrik edilip törenler düzenlendiği o yerler Wubıh topraklarıydı. Wubıhlar tüm halklardan sonra teslim oldular ve silahlarını bıraktılar.

İşte o kötü gün ile birlikte birkaç bin yıllık tarihi olan Wubıhların tarihi ve halk olarak varlıkları da fiilen sona erdi.

Anayurdunu terkedenler ise yüzyıldan fazla koruyamadılar varlıklarını; zamanın acımasız dişlileri arasında birer birer tükenip gittiler geriye kalan bir avuç insan da.

Bu halkın başına gelen acı olayı Şınkube “Begrat Jılak|e” adlı romanında detayları ile anlatır. Wubıhlar eski tarihin bilinen halklarındandır ve o dönemlere ilişkin yapıtların pek çoğunda onların kahramanlıklarından söz edilir. Wubıhlar Adigelerle Abhazların ortasında yerleşik bulunurlardı. Aslında Adigeler, Abhazlar, Wubıhlar; Tarihleri, gelenekleri, kültürleri ile birbirinden pek ayrım göstermeyen ve aynı kökten gelen tek bir halktır. Dillerindeki bazı ayrımlara karşın dilde de aynı kökten beslenirler. Tek bir dilden türemiş lehçeler gibidir her üçü de. Gerek Abhazlar, gerek Adigeler ve gerek Wubıhlar çok uzun yıllar, pek çok düşmana karşı savaşmak zorunda kalmışlar, eski deyim ile kılıç elde yaşayagelmişlerdir. 

18.yüzyılın ikinci yarısında Kafkas insanının yarısının o güne kadar baş koyduğu özgürlük savaşının en acı günleri belirdi ve bu dönemde anayurtta halkımızın pek az bir bölümü kalmak üzere acı bir sürgün yaşandı. O dönemi yaşayan bir insanın kaleme aldığı şu sözler durumu çok net anlatıyor: "Bir zamanlar cennet gibi olan vatan toprakları bu gün bir mezarlığa dönmüş durumda. İnsanlar sürgün edildi, topraklarımız boşaltıldı. Dağlara sığınan birkaç aileden ve çaresiz bir bölüm insanlardan başka hiç kimse kalmadı. Bu manzarayı gördükçe insanın içi parçalanıyor".

Çoğunluk kaynaklara göre 17.yüzyıl başlarında Adigelerin yalnız bir bölümü olan Shapsughlar, Abadzechler, Bjedughlar, Kemırkueyler, Nahutaçlar’ın sayısı milyonun çok üzerindeydi. Şimdiye dek kanlı bir yol gibi uzayıp giden bu savaş yıllarının ateşi içerisinde tükenip giden insanların sayısına kimse yoğunlaşmadı. Bunu başlıbaşına araştırma konusu olarak ele alıp incelemedi.


Genellikle daha çok bilgi sahibi olduğumuz konu anayurttan sürülenlerle yerinde kalan çok az insanın sayıları ile ilgilidir. Abhaz araştırmacı G.A.Dzidzarie'nin verdiği rakamlara göre 1864 yılında 700.000 Adige, 100.000 Abhaz, Wubıhların tümü sürgün edilmişlerdir. Ayrıca yukarıda sıraladığımız Adigelerin diğer kollarından olan milyonun üzerindeki Bjedugh, Kemırguey, Natuhaç vb. halktan geriye anayurtta kalan yalnız 40.000 kişidir.

Bu sürgünde Natuhaçların bütünü, Shapsughların, Abadzechlerin bütüne yakını, yine Bjedughların, Kemırgueylerin, Besleneylerin çok büyük bir bölümü anayurttan sürülmüşlerdir. 300.000'in üzerindeki Shapsughların yerleşik bulundukları Anapa ile Şahıe ırmağı arasındaki bölgede yerleşik kalan insan sayısı çok azdı. Aynı acı sonu yaşayan Abhazlardan sürgünden artakalan insan sayısı yalnız 40.000 kişiydi. Kabardeylerin yaşadıkları son da pek farklı olmadı. 18.yüzyıl başlarında sayıları 400.000 üzerinde olan Kabardeylerden savaşlar ve salgın hastalıklar sonunda nüfusun onda dokuzu yok oldu. 19.yüzyıl başlarında geriye kalan insan sayısı 40.000 kadardı. 

Kafkas savaşlarından yalnız Adigeler değil diğer komşu Kafkas halkları olan Asetinler, Dağıstanlılar, Çeçenler, Balkarlar, Karaçaylar, İnguşlar da nasiplerini aldılar. Bu büyük savaştan ve sonrasındaki sürgünden kimi az kimi çok ama sonuçta hepsi bir şekilde etkilendiler. Dağlı halkların baş koydukları Kafkas savaşlarının nedenleri konusunda pek çok ayrı görüş öne sürülmektedir. Bunların çoğunluğu ne yazık ki gerçeğin tümünü yansıtmamakta ve bize göre doyurucu bilgiler içermemektedir. Bu konu günümüzde hala tam olarak netleştirilmiş değildir. 

Yine aynı şekilde yanıtlanması gereken bir başka soru ise İstanbılakuıe olarak adlandırdığımız Osmanlı topraklarına sürülme konusudur. Bu iki sorun yüzyıldır önümüzde yanıtlanması gereken iki önemli soru olarak durmaktadır.

Neden böyle oldu ,nedir bunun kaynağında yatan?

Neden yüz binlerce insan yollara düşüp anayurtlarını terk etmek zorunda kaldılar? En kolay ve araştırmacılarımız tarafında da en çok rağbet gören yanıt, bu sorunun kaynağında dinsel olduğu ve halkımızın din tacirleri tarafından, mollalar tarafından aldatılarak yurtlarını terk etmeye yönlendirildikleri yanıtıdır.

İşte budur günümüzde hala bu soruya verilen ve genelliklede itibar gören yanıt. Çoğunlukla bize söylenen bu olsa da özellikle bu yanıtı kabul etmemiz için bir neden yok bence. Böylesi saçma bir yanıt ile aldatıldığımız, gerçekten uzaklaştırıldığımız zamanlar çok gerilerde kaldı artık. Bundan hepimiz emin olmalıyız. Elbette bu acı sonun hazırlanmasında dinin ve din adamlarının hiç etkisi yok değil.

İnsanları yanılttıkları, büyük vaatlerde bulunarak cazip önerilerle aldattıkları ve sonradan da ortadan yok olup insanlarımızı yüzüstü bıraktıkları yalan değil. Ancak bu başlı başına bir neden olarak kabul edilemez, edilmemelidir. Milyonlarla ifade edilen bir halkın din ve din adamları yüzünden mahvolduğunu iddia etmek yalnız gerçeğin örtbas edilmesine yardımcı olur.

Yıllarca bağımsızlık savaşı veren Kafkasya bu savaşını din bayrağı altında yapmamıştır. Evet zaman zaman bu savaş dinsel bir kimlik kazanmıştır ama asla savaşın asıl nedeni, dökülen kanın asıl nedeni dinsel bir savaş için değildir. Asıl neden bağımsızlıktır.

Bu sorunun asıl yanıtını Karl Marks'ın sözünde bulabilirsiniz. "Bakın onlara, bağımsız yaşamak isteyen insanların neler yapabileceğini görmek istiyorsanız, onlara bakın" Marks bu söz ile Kafkasya'nın bağımsızlık savaşını diğer halklara örnek göstermiştir.Kafkasya savaşına ve sürgününe dini ana neden olarak göstermek onun özündeki anlamı ve uğruna çok büyük bir bedel ödenen özgürlük savaşının ve getirdiği sonuçları küçültmek anlamına gelir. 

O dönem, imparatorlukların ve emperyalizmin en gözü dönmüş yöntemlerle dünyayı paylaşıp yağmaladıkları dönemdi ve Afrika ve Asya halkları gibi bağımsızlıkları için can vermekten çekinmeyen dağlı haklarda bu gözü dönmüş yağmanın ve paylaşım siyasetinin içerisinde tükenip gittiler. Bu bir tarihsel sürecin olageldiği şekli ile işleyişidir. Ancak bizi daha çok etkilemesinin ve incitmesinin nedeni bu işleyişten en fazla zarar gören halkların başında geliyor olmamızdır.

Kafkasya her dönemde güçlü devletlerin ilgi alanında olmuş bu devletler bu bölgede üstünlük sağlamak için yüzyıllar süren savaşlar vermişlerdir birbirlerine karşı.

Örneğin Türkler ve Persler bu topraklar için birbirleri ile bir kaç yüzyılı bulan bir savaş içerisinde olmuşlardır.

Aynı şekilde Kafkasya, Rus Çarlarının her zaman düşlerine girmiş, bu toprakları ele geçirecekleri günün hayali ile yaşamışlardır pek çoğu. Napolyon'un yenilip güçlü ordusunun dağılmasından sonra Rus Çarları artık bu rüyalarının gerçekleştirilmesi zamanının geldiğine karar vermiş olmalılar ki, Kafkasya üzerinde yavaş yavaş ağırlıklarını hissettirmeye ve üstelik açıkça "diğer imparatorlukların Kafkasya’yı ele geçirmek için tetikte olduklarını ve bunun yayılma politikası izleyen, büyüyen Rus İmparatorluğu’nun aleyhine olduğu" düşüncesini dile getirmeye başlamışlardı.

Kafkasya’ya ilişkin her güçlü ülkenin bir politikası ve ileriye dönük planları vardı. Ancak asla geleceğe ilişkin söz hakkı olmayan ve düşüncesi alınmayanlar ise bu toprakların asıl sahibi olan dağlı haklardı. General Yermolov, Rus tarihinde çok bilinen ve kahraman olarak görülen bir isimdir. Napolyon'a karşı gösterdiği başarı ile ünlenen bu komutan aynı zaman da dağlı halklara karşı acımasız tutumu ile Rus İmparatorluğu’nun Kafkasya politikasındaki tavrının en önemli belirleyicisidir belki de. "Dağlı halklarla ancak ateş ve kılıç ile konuşulur" diyen bu acımasız komutanın bir tek seferde 200 Adige köyünü yakıp talan ettiğini ve bunun benzeri daha pek çok acımasız yöntemleri hala unutulmuş değildir ve tarih sayfaları yazar tüm bu katliamları.

Rus Çarı I.Nikolay'a bile bu komutanın artık çok ileri gittiğini itiraf ettirecek ve onu görevden aldıracak kadar insanlık dışı yöntemler kullanan Yermolov'un diğer tüm yaptıklarını gözardı etseniz bile, yalnız Adigelere karşı tutumu bu generali tarih önünde suçlu ilan etmek için yeterlidir. Yermolov görevden alınmış olsa da onun geliştirdiği mantık Kafkasya’da yerleşik kalmış ve ondan sonra gelenler de aynı insanlık dışı yöntemlerle hareket etmişledir savaş süresince. "Dağlı halklarla ateş ve kılıç ile konuşacaksınız" yaklaşımı Kafkas halkları kırılıp yok edilerek teslim alınıncaya kadar sürekli Kafkasya’da hakim olan ve uygulanan tek politika, tek yöntem olarak devam etmiştir. Bu kan ve ateş üzerine kurulu politika 1864 yılına dek sona ermeksizin devam etmiş, Çar orduları kadın, çocuk, yaşlı ayırtetmeksizin öldürebildiklerini öldürmüş, sağ kalanları ise yurtlarından sürmüşlerdir.

1828-1829 Türk Rus savaşının sonunda iki imparatorluk arasında imzalanan Adrianopolis antlaşmasının gereği olarak Gürcistan Rusya’ya katılmış, Karadeniz’in doğusundaki kaleler Rusların eline geçmiştir. Bu kalelerin çoğu Adige topraklarındaydı, dolayısıyla Ruslar kendilerini bu topraklar üzerinde de hak sahibi olarak görmeye başladılar. 

Türkler Sahip Olamadıkları Adige Topraklarını Pazarlık Konusu yapıyorlar

Burada Türkler çok akıllıca bir politika ile kendilerine ait olmayan toprakları pazarlık masasına getirip kullanmışlardı ancak tüm bu gelişmelerden habersiz olanlar ise asıl o toprakları da yaşayan ve o toprakların sahibi olan Adigelerdi. Adigeler, Türklerin Kafkasya’da kaleler inşa etmelerine izin vermiş olsalar da asla kendilerini Türk himayesinde görmemişler, topraklarını Türk toprakları gibi düşünmemişlerdir.

C.Golubov'un "Askerin Anısına" adlı romanında bu konuda Adigelerin bakışını anlatan güzel bir anekdot yer alır. Wubıhların ünlü komutanı Hacı Berzeg ile General Raevski arasında şöyle bir konuşma geçer: "Saygıdeğer hacı neden direniyorsunuz, topraklarınızı üzerindeki ölüleriniz ve dirileriniz de dahil olmak üzere her şeyi ile birlikte Türk Sultanı bize verdi antlaşmada bu açıkça yer alıyor, neden Sultanı’nın sözünü dinlemiyorsunuz? Neden silahlarınızı bırakıp teslim olmuyorsunuz?" Adigelerin asla aklından geçmezdi ki, Türk Sultanı sahibi olmadığı bir şeyi başkalarına verme hakkına sahip olsun. Bunun üzerine Hacı Berzeg Rus komutana şu tarihi yanıtı verir: "Şu ağacın tepesindeki kuşu görüyor musun? Onu sana veriyorum, yakalayabilirsen."

Bağışlayacağınız şey önce sizin olmalıdır, size bağlı olmalıdır. Oysa Adigeler kendilerini hiç bir zaman ne Türklere ne Ruslara, ne İngilizlere, ne İranlılara ait olarak görmemişlerdir. Ayrıca bu imparatorlukların her zaman bölgede üstünlük kavgaları süregelmiş olmasına karşın, Adigeler üzerinde bir kaç bin yıldır yaşadıkları toprakları asla kimseye vermeye niyetleri yoktu. Bu uğurda çok uzun yıllar savaşlar vermişler pek çok can dökmüşlerdi ve bundan sonrada öyle devam edecekti.

Yukarıda sözünü ettiğimiz Türk Rus antlaşmasından sonra Rus Çarı, Kafkasya üzerindeki baskısını iyice artırmış artık Karadeniz sahillerini de kendi hükümranlığında kabul ettiğinden denizden de gemilerle ablukaya almıştı bölgeyi. Oysa Türklere boyun eğmeyen Adigelerin Ruslara boyun eğmeye de hiç niyetleri yoktu ve Rus yayılmacılığı bilinen yöntemi ile kan ve ateş bölgeye yerleşmeye başladı . Bu şekilde başlayan işgal 1864 yılına kadar sürdü, bu savaşlarda Adigelerin akıttıkları kanın, döktükleri canın yaşadıkları felaketin tarih tanığıdır.

Ancak dünya devletleri, tarihte bir benzeri görülmemiş bu katliama sessiz kalmış, yaşanan dram görmezden gelinmiştir. Kafkas halklarının bu savaşlarda ve sonrasında yaşadıkları acı son, insanlık tarihinde pek az halkın başına gelmiştir. Taman'dan Soçi’ye kadar pek çok yerde Adigelerden geriye kalan izlerle karşılaşırsınız. Bu gün; köy adlarını, dağ ve nehir adlarını, coğrafi bölge adlarını görürsünüz.

Yalnız buncadır Adigelerden geriye kalan. 

Bir dönem Karadeniz kıyısında yerleşik bulunan Shapsughlardan, Natuhaçlardan, Wubıhlardan ve diğerlerinden Tuapse yöresinde bir küçücük Shapsugh bölgesi, Psıj yöresinde bir küçük Adige bölgesi ve benzer bir kaç darmadağın yerleşim bölgesi kalmıştır. İşte bu kadarcıktır sayıları milyonlarla anlatılan bir halktan geriye kalan.

Anayurdundan sürülenler ise bu gün dünyanın her tarafına dağılmış bir halde yok olmanın eşiğinde kendi felaketlerini yaşamaktadırlar. Bu gün Kafkasya’dan sürülen insanlarımız Türkiye, Suriye, Mısır, Ürdün, İsrail, Yugoslavya,Bulgaristan ve daha sonraki yıllarda göçler ile Amerika, Almanya, Fransa, Kanada vb. ülkelere dağılmışlar ve anayurtlarından uzak paramparça yaşayıp yok olmaya mahkum edilmişlerdir.

O dönem savaşlarda görev alan bir Rus yazar daha sonra şöyle anlatır kitabında: “Çerkeslerin silahlarını bırakmaları için nüfusun yarıdan fazlasının ölmesi gerekti. Ormanlara, dağlara kaçıp sığınanların on katı insan savaştan açlıktan ve doğa koşullarından dolayı can verdiler. Hepsinden daha çoktu kadın ve çocuk ölümü. Yurtlarından sürülmek üzere deniz kıyısına indirilen insanlara baktığınızda kadın ve çocukların azlığı açıkça görülebiliyordu. Canlarını kurtarmak için ormana sığınan kadınların çaresiz kaldıklarında çocuklarını öldürdükleri durumlara çok tanık oldum.”

Bir insanlık ayıbından bir dramdan başka hiç bir şey olmayan bu sonucu getirdi Rus askeri yönetiminin "Çerkeslere karşı konuşulmak üzere" kullandığı dil.

Bu dili konuşan ve insanlık dışı yöntemlerle hareket eden Ruslar sonuçta asıl hedefleri olan “Çerkeslerin Kafkasya’dan temizlenmesi” amacına ulaştılar.

Şamil'i esir alan Rus general Graf Baryatinski son dönem bu yöntemi en acımasız şekli ile kullananlardan birisidir. Onun asıl amacı, neredeyse kazanılmış olan savaş değil geriye kalan Kafkas halklarını yıldırarak bölgeyi terketmeye zorlamaktı.

Bu düşüncesini savaşın sona ermesi şerefine düzenlenen törende Çar'a açık açık şöyle anlatıyordu: "Eğer onları bu topraklardan temizlersek sonsuza dek Kafkasya diye bir sorunumuz kalmayacak, bu verimli ve stratejik topraklar tümüyle bizim elimize geçmiş olacaktır."

Artık tümüyle güçsüz düşmüş dağlı halklar anlaşmak istediklerinde onlara iki seçenek öneriliyordu. 

1) Kafkasya’yı terkedin bizim göstereceğimiz bölgelere yerleşin, 

2) Osmanlı topraklarına göçedin. 

Kafkasya dışında yerleşilmesi istenen topraklar genellikle yaşanması olanaksız, verimsiz ve asla Çerkeslerin anayurtları ile karşılaştırılamayacak bölgeler oluyordu. Bu durumda tek seçenek kalıyordu geriye: Osmanlı’ya göçetmek. Aslında 1.seçenek yalnız dışarıya karşı göstermelik bir merhamet ve iyi niyet gösterisiydi; gerçekte tek seçenek vardı o da 2.seçenek.

Rus Çarı savaşın sonuna doğru Psıj bölgesini ziyaret ettiğinde, Abadzech thamadeleri toplanıp bir karar almışlar ve teslim olmayı ve Çar’ın kararlarını kabul etmeyi kararlaştırmışlardı. Tek bir koşulları vardı sürgün edilmemek. Buna karşın istenirse başka bir bölgeye göçetmeyi de kabul etmişlerdi. Ancak bu gruba Çar’ın yanıtı ölüm gibi soğuk ve katıydı: “Bu toprakları terkedin, Osmanlı’ya gidin.” Öyle ya artık savaşın sonuna gelinmiş ve bu halklar tüm güçlerini tüketmişlerdi dolayısıyla öne sürülen her koşulu kabul etmek zorundaydılar.

Rusların bu tutumu karşısında anayurdu terkedip sürgüne gitmekten başka hiç bir çaresi kalmamıştı Adigelerin. İşin garipsenecek yanı; Osmanlı da bu duruma izleyici kalıyor, engel olmak bir yana bu göçü teşvik bile ediyordu. Adige topraklarında, Osmanlı vatanının “cennet parçası”na davet eden ve Sultan’ın fermanlarını taşıyan pek çok adam belirmişti. 1864 yılı 1 Mayıs’ında bu adamlardan biri padişah fermanı olduğunu iddia ettiği çağrıda Adigelere şöyle sesleniyordu: “Ailelerinizi yanınıza alın, gereksinim duyacağınız değerli eşyalarınızı yanınıza alın, Sultan’ın ve Osmanlı yönetiminin destekleri sizlerden asla esirgenmeyecektir, yerleşeceğiniz binalar tarafımızdan inşa edilecektir, tüm ülke sizlere yardımcı olacaktır, asla endişe etmeyiniz. Bir sorun çıkarda sonbahara kadar gelemezseniz bundan daha fazla gecikmemeye çaba gösterin ve sizden önce gidenlere yetişmeye çalışın.”

İnsanlar işte bu tür sözlerle aldatıldılar, ayrıca gözardı edilemeyecek bir başka önemli etken de, bir bölüm feodal beylerin tutumu oldu, bunlar da göçü teşvik etmek için ellerinden geleni yaptılar ve hatta bundan maddi çıkar sağlayan bir kısım feodal beyler ve Osmanlı Ordusu’nda görev alan bazı paşalar, üst düzey komutanlar isimleri ile ortaya konulabilecek kadar belirgin bir tutum sergilemişlerdir.

Kafkas Savaşı’nın sonunda Rus Çarı ve Osmanlı Sultanı Kafkasyalıların gıyabında anlaşmaya varmışlar ve onların geleceğine ilişkin kararlar almışlardır. Türk Sultanı zor durumda kalan Kafkasya halkını kendi ülkesine kabul etmeye rıza göstermiş ve görünüşte büyük bir merhamet örneği vermişti. Oysa gerçekte durum hiç de öyle değildi. Kafkasyalılar Osmanlı Sultanı için hazır asker demekti..

İç karışıklıkları hiç eksik olmayan ve sürekli bir kaç cephede savaş halinde olan Osmanlı için bu insanlar tam aranan kişilerdi. Cesur, sadık, gözüpek ve savaşçı yepyeni bir güç kazanmıştı Osmanlı ordusu. Zaten asıl amacın bu olduğu Kafkasyalılar Osmanlı topraklarına gelir gelmez çok net biçimde görmüşlerdi. Osmanlıların asıl hesapları gün yüzüne çıkmıştı.

Osmanlı yönetimi gelen göçmenlerin bu kadar yüksek sayılara ulaşacağını hesaplamamıştı, üstelik hepsi dikbaşlı ve boyun eğdirilmesi çok zor insanlardı. Bu durum Osmanlıları ürkütmüş olmalı ki bir anda yönetimin tavrı değişivermiş ve gelenlerin karşısına Osmanlı birlikleri dikilivermişdi. İşte bundan sonra uygulanan zorunlu yerleştirme politikası ile savaştan yorgun düşmüş ve neredeyse tükenmek üzere olan Kafkas halkları yepyeni bir baskı ve sefaletin içerisine düşürülmüşlerdir. Bunun sonucunu ise en net şekilde Wubıhların başına gelen acı son bize gösteriyor .
Diğerlerinin sonu da bu gün gelinen noktaya bakıldığında Wubıhlardan pek de farklı değildir.

Bazı tarihçilere göre Kafkasya’dan sürgün edilen insan sayısı yaklaşık 1.800.000 kişidir. Ancak tarihçilerin büyük bölümü bu sayının kuşkulu olduğu ve sürgün edilen insan sayısının bu rakamın çok üzerinde olması gerektiği konusunda aynı düşünmektedir. Çünkü burada verilen sayı yalnız resmi göç evrakları olan ve kayıtlara geçen insan sayısıdır. Oysa hiç bir kayıtta geçmemesine karşın yalnız Shapsugh ve Natuhaçlardan 1861-1862 arasında 20.000'in üzerinde ve yine 1864’te 21.000'in üzerinde insan göç etmek zorunda bırakılmışlardır.

Rus kaynaklarında yalnız resmi olarak kaydı bulunanlardan sözedilmekte ve dolayısıyla sayılar düşük gösterilmeye çalışılmaktadır. Sultan Devlet Giray anılarında, 1816 yılından 1910 yılına dek Kafkasya’yı terkeden ya da terketmeye zorunlu bırakılan insan sayısı 3.097.000 kişi olarak belirtmektedir. Yine aynı kaynakta 1910 yılında Osmanlı’daki Çerkes sayısı 2.750.000 kişi olarak belirtilmektedir. Devlet-Giray bu rakamları verirken kaynak olarak Osmanlı’nın istatistik enstitüsü verilerine dayanmaktadır. Dolayısıyla bu sayıları gerçeğe en yakın olarak kabul etmek gerekir.

Sürgün, Kafkasya halkına çok büyük bir bedele malolmuş ve yola çıkan insanların neredeyse yarıya yakını yollarda yaşamını yitirmiştir. Anapa, Çemez (Novorosisk), Tuapse, Subaşı, Psezuape, Adalar, Suhumi kıyılarında Rusların, ayrıca Osmanlıların gönderdiği gemilerin yanısıra pek çok özel tekneler de ücretini Ruslardan almak üzere aylarca kıyıya yığılan insanları taşımışlardır. 

Bu olaylara tanık olan o günün gazetecileri, yazarları pek çok yazılarında bu acıyı ayrıntılarıyla anlatırlar. Bunlardan bir tanesi olan A.P.Berje tanık olduğu bir olaydan şöyle sözeder: “Novorosisk limanına 17.000 den fazla insan yığılmış büyük bir çaresizlik içerisinde kendilerini karşıya geçirecek gemileri bekliyorlardı. Salgın hastalıktan insanlar bitkin düşmüşlerdi, denizin yüzeyi cesetlerden görünmez haldeydi, ölmüş annesinin kucağında minicik yavruları görüp acı duymamak olası değildi. Yine bir Rus görevli sonradan kaleme aldığı anılarında şöyle anlatır: “Gördüklerimiz karşısında ürpermemek, acı ve utanç duymamak mümkün değildi. Yaşlı insanların, küçücük çocukların cesetleri sokak köpeklerince parçalanıyor, salgın hastalıklardan güçsüz düşmüş insanlar tökezlese sokak köpekleri üzerlerine çullanıp parçalıyorlardı. Sağ ve ayakta kalmayı başarabilenler ise artık tüm ümitlerini yitirmişler diğer tarafta da kendilerini bekleyen pek parlak bir son olmadığını anlamanın çaresizliği içerisindeydiler. İnsanlar gemilere doluşup gidiyorlar eğer denizin üzerindeyken birisi hastalansa hiç acımadan atıyorlar denize. Böylesi pek çok ceset yine kıyılara vurmuş ve deniz kenarında çürümeye bırakılmış durumdaydı:” 

Aynı bu örnekler de olduğu gibi daha pek çok kaynakta insanlık tarihinin belki de en acı dramlarından birisi olan Kafkasya sürgününe ilişkin bilgiler bulabilirsiniz. Fransız gazeteci A.Fonvill'in “Çerkes Özgürlük Savaşının Son Yılları” adlı kitabında bu dönem ve yaşanan acılar tüm çıplaklığı ile anlatılır.

Bunca acı ve felaketin sonunda Osmanlı topraklarına ulaşabilenler ise hiç de bekledikleri ve kendilerine söz verildiği gibi bir manzara ile karşılaşmamışlardı.

İnsanlar aç, açık, hasta ve çıplak, içler acısı bir durumda terkedilmişlerdi bin bir sözle davet edildikleri topraklarda. Sayıları on binlerle ifade edilen cenazeler kalkıyor, insanlar yollarda, evsiz barksız ağaç altlarında ölüyorlar ve cesetleri günler sonra gömülebiliyordu. Ne Osmanlı Sultanı ne de onun yöneticileri hiç bir sözlerini yerine getirmemişler, zaten direncinin son noktasında olan bu insanları ortada bırakıvermişlerdi. Akçakale’de, Sinop’ta, Samsun’da, Varna’da sayıları on binlerle ifade edilebilecek kayıplar vardı. Eylül 1864’te yalnız Samsun’a gelen 110.000 insandan 50.000’i ölmüş sağ kalan 60.000 kişi ise hiç bir gereksinimi karşılanmamış olarak sefil bir durumda bırakılmışlardı. Aşağı yukarı yanaştıkları tüm sahillerde Kafkasyalıların yaşadıkları manzara bu ya da bunun benzeri acı bir sondu.”

Profesör Smirnov'un yazdığına göre sürgün edilen insanların yarıdan fazlası göç yollarında, Karadeniz’in geçilmesi sırasında ve daha sonra Osmanlı topraklarında yaşamını yitirmiş, sağ kalanların ise özellikle kadın ve çocukların oluşturduğu %15 gibi bir bölümü de köle tüccarlarının eline düşerek pazarlarda satılmışlardır. Bu bilgileri daha önce sözettiğimiz Fransız yazar Fonvill ve daha sonra anılarını yazan bir İngiliz konsolosu da doğrular.

Adigelerin Osmanlı topraklarına gelişinden sonraki dönem başlı başına bir inceleme konusu olarak ayrıca ele alınmalıdır kanaatimce. Ateş bir kez yandıktan sonra onun alevini büyütmek o kadar da zor bir iş değildir. Kafkas savaşlarının alevlenip yayılmasında pek çok etken bir araya gelmiştir. Rus çarlarının emperyalist emelleri, Rus komutanların acımasız insanlık dışı tutumları, Adige feodal beylerinin sorumsuz ve kişisel çıkar gözeten tutumları, Osmanlı, İngiliz, Fransız imparatorluklarının kendi çıkarları doğrultusundaki kışkırtmaları. Tüm bu karmaşanın ve örtülü kavganın içerisinde Kafkas halkı bağımsızlığını ve topraklarını yitirerek başka topraklara sürülerek en büyük bedeli ödeyen taraf olmuştur.

Bir halkın bağımsızlığı için verdiği savaşa ve bu savaşın sonucunda ödediği bedele tarih tanıktır.

Kafkas halklarının bu şanlı kavgasını her ülke kendi çıkarları doğrultusunda tarihi ve olayları saptırarak göstermeye çalışmaktadır. Gerek Ruslar ve gerekse Türkler kendi topraklarında olan acı olayları görmezden gelmektedirler.

Bir başka çarpık bakış açısı ise; bir halkın, uğruna büyük bedeller ödenen, çok büyük acılar çekilen bağımsızlık kavgasını yalnız bir din savaşı, bir gazavat olarak lanse etme çabasıdır.

Tarih Kafkas Savaşlarında Adigelerin Din Bayrağı Altında Savaştıklarına Tanık Değildir.

Uğruna bunca kan, bunca can dökülen ve bu kadar ağır bir bedel ödenen bir savaşı böyle sunmaya çalışmak, bunun yalnız bir gazavat olduğunu iddia etmek, ardında başka amaçlar aranması gereken boş bir çabadır.

Müslüman din adamlarının hiç bir zaman böylesine bir etkinlikleri olamamıştır Adigeler üzerinde. Sözgelimi Shapsughlar, Abadzechler ya da Natuhaçlar ve diğer pek çoğu Gazavat çağrısına katılmamışlardır. Onların savaşları vatanları, canları, özgürlükleri içindi. Evet zaman zaman bu halklardan da gazavat çağrısına katılanlar ve o yönde hareket edenler olmuştur ancak asla bu tür hareketler topluca bir destek bulmamıştır. Hiç bir zaman bu savaşların din ve din adamları tarafından başlatılmış ve din bayrağı altında yürütülmüş bir mücadele olduğu iddia edilemez.
Bunun en iyi örneği, Şamil'in naiplerinin Adigelere asla söz geçirememeleri ve kendi diledikleri şekilde yönlendirememeleridir.

Çünkü Adigeler kendi vatanlarının ve bağımsızlıklarının savaşını veriyorlardı. Onların kavgası hiç bir zaman “gavur kanı akıtmak” kavgası değildi. Şamil’in 1842-1845 ve 1848 yıllarında Adigeleri gazavat bayrağı altında toplamak üzere gönderdiği naillerinden hiç birisi tam olarak başarı sağlayamamış Adigeler özgürlük savaşlarının din savaşlarına dönüştürülmesine izin vermemişlerdir. 

Bunlardan en sonuncusu (Muhammet Emin)1859 yılında savaşı bırakmış ve öncülüğüne soyunduğu insanları yüzüstü bırakarak Osmanlı’ya geçmiştir. Oysa Adigeler 1864 yılına dek silah bırakmamacasına savaşa devam etmişlerdir. Yalnız bu bile Adigelerin bir din savaşı içerisinde olmadıklarını anlamak için yeterli nedendir.

Adigelerin savaşı bir özgürlük savaşıdır ancak en büyük eksikliği bir önderlikten yoksun oluşu ve birbirinden kopuk bölgesel savaşlar şeklinde sürdürülmesidir. Burada Kafkasya’nın neden tek bir ülke ve tek bir önderlik altında savaşamadığını uzun uzun incelemek elbette olası değildir. Ancak yenilginin ve doğurduğu acı sonuçların en önemli nedeni, savaş süresince devam eden dağınıklık ve organizasyonsuzluktur. Sözgelimi Natuhaçlar savaşırken Shapsughlar, Shapsughlar savaşırken Abadzechler destek vermeden diğerinin ezilmesini izlediler. Kafkas halklarının daha sonra bir araya geldikleri, birlikte savaştıkları dönemler olmakla birlikte hiç bir zaman tek bir önderlik altında savaşamadılar. 


"İki denizin arasında tek bir yönetim olmalıdır".

Bu söz Kıetıkıe Aslenbeç tarafından söylenmiş olmasına karşın kendisi de bunu gerçekleştirememiştir. Neğume Şore, Kafkasya’nın bir yönetim altında toplandığı tek dönem olan İnal Dönemi’ni anlatır yapıtında, ancak aynı yapıtında İnal'ın ölümünden sonra Adige pşılerinin nasıl birbirine düşüp yeniden dağıldıklarını da anlatır üzülerek.

Sanırım Adigeler tarihin yüzüne gülmediği halklardan birisidir. Eski dönemlerden bu yana büyük imparatorlukların kurulduğu Avrupa ve Asya’nın ortasında bir köprü durumunda olmalarına karşın asla düşmanlarının uykularını kaçıracak güçlü tek devlet durumuna gelemediler Adigeler.

Artık tarihi suçlamanın ya da yargılamanın bir anlamı yoktur. Halkımız böylesi bir güçlü birliği kuramamış olmanın bedelini Kafkas Savaşları ile sonrasında yaşadığı felaketle çok acı bir şekilde ödedi zaten.
Kafkas Savaşları ve sonrası halkımızın bir kaç kuşağının yaşadığı bir acı dönemdir. Artık bu dönemin tüm gerçekliği ile ortaya konulması tarihin, tarihçilerin görmezden gelemeyecekleri bir görev durumuna gelmiştir.

Bir kez daha belirtmek gerekir ki, artık bu dönemin başkalarının çıkarlarına göre yorumlandığı, emirle yazdırılmış bir tarih değil olayların doğru şekilde ele alınıp incelendiği ve gerçeklerin tüm çıplaklığı ile ortaya konulduğu gerçek tarihe gereksinim vardır. Yeni kuşak öncelikle bunu bekliyor. Asla unutulmamalıdır ki Kafkas savaşları tarihimizin ve geleceğimizin temeline koyacağımız ana temadır. Böyle olduğu içindir ki, bu konuyu bize dikte ettirildiği şekli ile kabullenip geçemeyiz. Tüm gerçeklerin ortaya konulması, gereken derslerin çıkartılması ve yeni kuşağın bu acıyı, nedenlerini, sonuçlarını eksiksiz ve doğru olarak bilmesi bizlerin üzerinde bir borçtur.

Tarihini bilmeyen bir halk, geçmişine sahip olmayan bir halk, geleceğine de sahip olamaz.

Artık yeter.Eğer Wubıhların akıbetine uğramak istemiyorsak. Eğer yaşadığımız acılardan biraz olsun ders alacaksak, eğer bunlardan bir sonuç çıkartacaksak, eğer yarınlarda güzel bir şeyler yaratacaksak olaylardan gereken dersleri alma zamanımız çoktan geldi geçiyor.


Kermokuıe Hamıd
Çeviri: Ergün Yıldız
Nalçik 1989

M.Ö V.yy.- Meot boylarından olan Sindler, kıyıda Anapa ve Taman yarımadası arasındaki alanıda kapsayan aşağı Kubana yayılan büyüleyici Sindika uygarlığını kurdular. (Strabon-(Geography, 11.2)

M.Ö 480- Doğu Kırımda başkenti günümüzde Kerç olan Panticapaeum olmak üzere, Grekler Bosporan Krallığını (Kimmer Boshpor)kurdular. Bu biricik devlet Grekler ve yerel Çerkes ve sonrasında İskit hanedanları tarafından yönetilmiştir.( A. M. Leskov and V. L. Lapushnian (eds), 1987) 200 yıldan daha fazla(M.Ö.438-M.Ö.108) Boshpor krallığını yöneten Spartakid Hanedanının yerli Meot hanedanlarından olduğu birçok bilimci tarafından kabul edilir (M.I. Artamonov, E.I. Krupnov)

M.Ö. 450- Çerkes-Sindika Krallığı Grekler tarafından kurulan Bosporan Krallığı hakimiyeti altına girdi.

M.Ö. 438- Çerkesler Meotlardan olan Spartakidler eliyle Bosporan krallığı yönetimini ele geçirdiler.

M.Ö III. yüzyıl- Meotida-Meot Gölü (Azak Denizi) çevresinde yaşayan Mıvıt’lar (Meotlar) “mert, usta ve çalışkan çiftçiler olarak biliniyor, güç yönünden de İskitlerden sonra  gelen topluluk olarak  sayılıyorlardı. (Eskiçağ Tarihi Bülteni, 1948, N 1, s. 249 (Вестник древней истории, 1948, N 1, н. 249)

M.Ö 108/7- İskitlerin istila girişimleri neticesinde Çerkesler tarafından yönetilmeye devam eden Bosporan Kırallığı çöküşe girdi ve Boshpor Çerkes Kralı Perisat Anadoludaki müttefiki Pontus kralı Mithradates VI’e çağrıda bulunarak krallığı ona devretti.

M.Ö 2.yy/150 İskitlerin ardılları olan Sarmatlar Çerkes topraklarına yayılmaya başladılar.

MÖ I. Yüzyıl- Çerkes(Sind- Mıvıt) toplulukları ittifak halinde köleci Greklere karşı koyuyorlar.(Strabon. 17 Bölge Coğrafya (Страбон. География в 17 книгах)

M.S.I.yy- Çerkesler(Boshpor Krallığı), Sarmatlar’ı  Maniç ırmağının kuzeyine sürmeyi başardılar. Batı Kafkaslarda Çerkes liderlerinden Stakhemfak önderliğinde Zixhia kabile birliği kuruldu.

M.S.II.yy- Zixhia Kralı Stakhemfak Roma İmparatorluğunun egemenliği tanıdı.

M.S.III.IV.yy- Gotlar Karadenizin kuzeyine yerleştiler. Çerkes krallıkları ile sürekli savaşlar oldu.

M.S.IV.yy- Pşı Baxsan,Adığe feodal beylerinden Dawıy’ın oğludur.Gotlara karşı savaşır ve seksen savaşçısı ile birlikte hayatını yitirir.

370-  Got Krallığı Hunlar tarafından yıkıldı.

374 – Çerkesyanın Hun saldırılarına uğramaları ve ülkenin yakılıp yıkılması. Boshfor krallığı çöktü, Alan ülkesi dağıldı. Çerkesler büyük bir direnişten sonra dağlık bölgelere çekilip savunmaya geçtiler.(*)

453- Hun lider Atilla öldü. Hunların Avrupa’ya akınların da Çerkes ve Alan savaşçılar ile olan müttefiklik sona erdi ve Hunların çekilmesinden sonra Çerkesler eski topraklarını geri aldılar, kuzeyde Ukrayna ve Kırım’a değin yayıldılar.

VI.yy. -Çerkes Kralı Lawristan’ın, Avar(Lezgi kabilesi) yönetimi altına girmeyi kabul etmemesi üzerine, Avar Hanı Baykan’ın 60 bin kişilik bir ordu ile Karadeniz kıyıları ve Kuban ağzından Baksan ırmağına kadar olan yerleri yakıp yıkması.( Lawristan’ın Avar Hanına cevabı meşhurdur:” Kim bizden özgürlüğümüzü alabilir? Bizler topraklarımızı geri almaya alışığız ama bizim olanı düşmana vermeye değil.Dünyaya savaşlar ve kılıçlar hükmettiği müddetçe bu böyle olacak. Tek kılıcımız ve tek canlı kalana dek özgürlüğümüzü teslim etmez, kimseye toprak,haraçta vermeyiz.”)  Baykan Han Anapa’dan ayrılıp ordusu ile birlikte Tsemez’e giderken Çerkesler Abın nehri üzerinde Avar odusuna saldırırlar ve savaş Çerkeslerin zaferi ile sonuçlanarak topraklarının büyük bölümünü geri alırlar. ( Ancient Circassian History, K.I.Natxho)

VII.yy.- Hazarlar Çerkesya topraklarına vardılar, fakat Çerkeslerin(Kasogların) direnişi ile karşılaştılar. Kuban yöresi Adıgelerini köleleştirmek amacıyla Hazarlar sık sık saldırılarda bulunuyorlar.(Kuban Derlemeleri. 1918 yılı) .Dağıstan’ın Semender şehri bu devletin başkenti olmuştu.

VIII-IX.yy.- Bazı Çerkes kabileleri tarafından Kuzey Kafkasya’da “Kasog Kabile Birliği” kuruldu.(Kasogia).

VIII.yy- Kasog kralı Weche’nin oğlu Prens Hapach binlerce atlı ve müttefik prensliklerden oluşan ordusuyla Hazar şehri Sarkel’e saldırdı.Onu karşılayan Hazar ordusu hezimete uğradı ve Sarkel prensi ile sağ kalan ordusu ayaklarından prangalanarak tutsak edildi. Güçlü yayı ve kavisli kılıcı ile Çerkes prensi Shawelin kahramanlığı Çerkes ozanı Yakhutl’ı Shaban’ın “Sarkel Savaşı” adlı şiirinde söz edildi. (Zenkovsky, Medieval Russia’s Epic,Cronicles and Tales, 58-59 )

821- 823 yılları-  Zihlerin (Adıgeler-M.Ö. Kerketler) de katıldığı büyük bir kitle/ ordu  Bizans İmparatoru II. Mihailin ordusunda çarpışıyor.(“Rusya Tarihi Derlemesi”. 1843 yılı.)

X.y.y.- Çerkesler bölgede güçlü bir siyasi güç haline gelerek gerçek ve tek dilli birleşik bir ulus haline geldiler. Zixhia ve Kasogia Krallıkları birleşti.

951- Khivin Khan Kasog topraklarına saldırdı.Fakat bu savaş yenilgi ile sonuçlandı ve tutsak edilip başı kesilerek öldürüldü.Mezarına konan bir kalkan üzerinde şu ibareler geçiyordu: ” Bu, ülkeleri istila etmeye kalkanlara bir ödüldür”- (Ancient Circassian History, K.I.Natxho)

964-972- Kiev Prensi Svyatoslav’ın Kırım’daki Hazar ordusuna saldırması ve ardından Çerkesya(Kasogia) topraklarına girmesi.

965 yılı- “Bir pagan (мэджусый)  olan  Rusya Büyük Prensi  İgor oğlu Svyatoslav (942-972)Taman’a saldırıyor ve üstün geliyor, ardından Tmutarakan Prensliği kuruluyor. Çerkeslerin türediği Kasogların ve Alanların bir kısmıda Tmutarkan’a bağlanıyorlar.(K. Marx, F. Engels. “SSCB Tarihi”.)

1022- Çerkes Prensi Redade ile Kiev Prensi Vladimir’ in oğlu Tmutarakan Prensi Mistislav arasında silahsız yapılan ikili güreşi Mistislav’ın bıçak kullanarak hile ile kazanması. Prens Mistislav’ın Tmurtokan’a yerleşmesi. Anlaşma gereği Çerkes Kraliçesi Ayner, iki oğlu Dzepş ve Zefes’i beraberinde götürmesi için Mistislav’a izin verildi. Onlarla beraber Şıwupaş ve AghbanTum-Tekhaşşe’ye gittiler. Meşıkhu, Çeçan,Khodan, Temrıkhu Kasogya’da kaldılar.Bir kıyı keşif koruma akıncı atlı birliği, Meot beyi Khayit, Hakuç ordusu komutanı Temur Mistislav emrinde hizmete girdi.

1023- Mistislav kutsal Tanrıça Meryem adına Tum-Tekhaşşe’de bir kilise inşa ettirmişti. Bu mabette Reded’in oğulları vaftiz edilerek Hıristiyan yapılmışlardı. Hıristiyan olduktan sonra Dzepş’e Yure, Zefes’e ise Roman adı verildi. Roman Mistislav’ın kızıyla evlenip ona damat oldu.(А.В. Пьянков. Народ Касоги и страна Каса (К этнополитической ситуации на Северо-Западном Кавказе в VIII-X вв.)

10. ve 13.yy- Tüm Adıgeler Rus kroniklerinde Kasog olarak anılmaya başlandı.

1023-Mistislav Adıge(Kasog) birlikleri ile beraber kardeşi Yaroslav’ın bölgesini (mirasını) elinden aldı. Kiev’e ulaşıp orayı zapt etti. Çernigov’da müstahkem bir şehir kurdu. Sonraki yıllarda Adıge-Rus süvarilerinden oluşan ordu Listven’de Yoroslav’ın ordusunu darmadağın etti.

1024- Reded’in oğlu Yuri/Yure(Dzepş) ünlü All Floor savaşında öldü.Evlenmemiş ve çocuklarıda olmamıştı.(Onun soyu diğer oğlu Roman’dan devam etti.)

1024 yılı yaz mevsimi- Kasoglar (Adıgeler), Tmutarakan Prensi Mstislav Vladimir’in ordusu ile, Çernigov kenti (şimdi- Ukrayna kuzeyinde) yakınlarında  karşı karşıya geliyorlar. Çarpışmada  Yaroslav  üstün geldi ve  savaş yapılmadı. ( «Полное собрание русских летописей» (Rus Kronikleri), cilt. 1. 1962, s. 147 – 140.)

1026-Gorodtse’de Mistislav ve Yaroslav barış antlaşması yaptılar. Bu antlaşmaya göre, Dinyep’in sol tarafında kalan topraklar Mistislav’ın eline geçti. Başkent olarak Çernigov’u seçerek ailesi ve ordusunu oraya taşıdı.

1030- Çerkeslerin 6.000 kişiden oluşan Alan(Osetin) savaşçılarının yardımıyla Tmutarakan Kalesi’ni kuşatması, kaleyi ele geçirerek yakıp yıkmaları, Çerkes Prensi Redade’nin öcünün alınması.(*)

1035- Mistislav ölünce bütün toprakların hakimiyeti Yaroslav’a geçti. (Karamiz’in yazdığı “Rus Devlet Tarihi” adlı eserde, Moskovalı 4 ailenin kendilerini büyük prens Reded’in soyundan geliyor saydıklarını yazıyor. Bunlar: Dobrinskeler, Belewtovlar, Sorokowmov-Glebovlar, Lopuhinler.)

1090- Kıpçaklar Tmutarakan’ı ele geçirdiler, Bölgenin Slav nüfusu Adıge Prensliği hakimiyeti altına girdi.

11.yy- Kasogia Gürcü Prensliği etkisi altına girdi, Hristiyanlık yayılmaya başladı.

1223-Altın Orda saldırıları sırasında topraklarının büyük bir bölümünü yitiren Çerkesler, buna karşılık Alanlar’ın bazı topraklarını ele geçirdiler.

1230- Çerkeslerin bir kısmının Kuban ovalarını aşarak liderleri Abdun-Khan  önderliğinde Kırım yarımadasını işgali. Çerkesya(Circassia) Karadeniz’in doğu sahilindeki birçok Çerkes kabilesini içine alan büyük bir ülke haline geldi.

13,yy- Rusya‘nın içlerine ve Kafkasya bozkırlarına ilerleyen Moğol kabileleri, göçebe yaşamlarını bırakarak Kırım‘a yönelmeye başladılar.

1230-1233: Çerkesya’ya Moğol istilası. Moğollar güçlü bir direnişle karşılaştılar, fakat Çerkes ve Alan ülkesi büyük zararlar gördü. Moğollar Çerkesleri “Serkesut” olarak adlandırdılar.

1236-1242: Batu and Mengü Han Çerkesya’nın Kırım topraklarını işgal etti, fakat Moğollar “Beyaz Çerkesler” olarak adlandırdıkları Karadeniz bölgesi Çerkeslerine(Zikhia) karşı egemenlik kuramadılar.(Rubruk)

1237 yılı sonbaharı.- Adıgeler Tukar(Tukaram) komutasında, Tatar-Moğol ordularına karşı sert bir direnişte bulundular. Mengühan ve Kadan komutasındaki düşman ordularını darmadağın ettiler ve çetin bir ceviz olduklarını kanıtlamış oldular. Tukar savaş meydanında hayatını kaybetti. (L.İ. Lavrov. “Kuzey Kafkasya’da Moğol İstilası” ve Historian Rashid-ad-Din in the Persian Chronicles)

1260- Ünlü Mamluk Sultanı Bibars, Kutuzu öldürüp Mamluk Sultanlığının başına geçti. ( Bibars Moğollar tarafından Çerkesya topraklarından kaçırılarak esir olarak Bizans tüccarlarına  satılmış ve köle olarak Kahire’ye getirilerek Eyyubilerin hassa ordusuna katılmıştı.)

1260- Bibars komutasındaki Mamluk ordusu (Çerkes ve Türklerden oluşuyordu) Ayn Calut’ta  Moğolları hezimete uğrattı ve Bibars atalarının öcünü almış oldu.

1277-Bibars İlhanlı Moğollara tabi olan Anadolu Selçuklu Devleti‘ne hücum etti. Ordusunun başında Elbistan‘da Moğol ordusunu tekrar yendi.

1277- Bibars hayatını kaybetti, yerine Baraka(Biz Çerkes kabilesinin adıdır) adını verdiği oğlu geçti.

1277: Moğol Hanı Mengü-Timur bir türlü diş geçiremedikleri Çerkeslere karşı büyük ölçekli bir savaşa girişti. Savaş ovalarda yaşayan Çerkeslerin mağlubiyeti ile sonuçlandı ve bozkır topraklarının bir bölümü ile Kırım toprakları Taman’a doğru Moğol etkisi altına girdi. (Zikhia bölgesi,Azak denizi doğu kıyıları ile Karadeniz kıyıları ve Kerç boğazı egemenliğini korudu.- “C.Rubruk ve S.Brunovski-1823”)

XIII.-XIV. y.y.- Birçok Çerkes beylikleri Terek Irmağına doğru doğuya göç ettiler(İlerde Kabarda olarak anılacak bölgeye). Çerkesya Batı Avrupa, Orta Asya ve Çin arasında bir ticaret merkezi haline geldi ve genelde ticaret işini Cenevizliler ellerinde tutmaya başladılar. Altın Orda devleti çöküşe girdi. Orta Kafkaslarda Balkar ve Karaçay halkının ataları zuhur etti.

1333- ÇERKESYA KRALI FERZAHE’YE ROMA İMPARATORLUĞU RUHANİ LİDERİ PAPA DAN(Papa John XXII) TEŞEKKÜR MEKTUBU ULAŞTI.Taman’da yaşayan Adığe kralı Ferzahe doğudan gelecek olan Barbar Turanilerin tehlikesini görerek Roma’yı uyarmış ve yardım istemişti. Uyarı dikkate alınmış ancak yardım gelmemişti.

1345: Timur Moğol-Altınordu Devletine savaş açtı ve Çerkesler Altınordu devletine destek verdiler.Timur Kuban Irmağını geçerek Çerkesya topraklarına girdi. Timur ordusu büyük kayıplar vermesine rağmen Çerkesleri mağlup etti ve Çerkes Ülkesine çok büyük zararlar verdi.

Nisan 1346- Önlenemeyen bir bulaşıcı  hastalık olan veba salgını Kuzey Kafkasya’da hızla yayıldı . Veba 1353 yılına değin Karadeniz kıyılarını kırıp geçirdi. (K. Marx ve F. Engels, Toplu Eserler, cilt XIII.)

14,yy. Çerkeslerin Rusları ilk yenilgiye uğratmaları.

1380- Ünlü Çerkes Kral İnal Nekhu dünyaya geldi. ( Atası 13.yy’da Kırımı da Çerkes topraklarına katarak Çerkes ülkesini yöneten Abdunkhan olduğu ve İnal’ın onun torunu Xurifelhey’in oğlu olduğu bazı kaynaklarda geçmektedir.)

1380,8 Eylül – Moğolların(Altın Orda) Ruslara karşı savaşlarında Çerkeslerin Moğollara yardım etmeleri.

1382- Mısır Kahire’de Malihuk (Çoban) lakaplı “Emir” Berkuk İbn Anas el Çerkasi sultanoldu.Ondan sonra başa geçen sultanların tamama yakını Çerkes olduğundan Ülke Çerkes Memluk sultanlığı olarak anılmaya başlandı.

1390- Mingrel Kralı Daoban Wamek Cristav’ın Kral VI. Bagrat adına Çerkesya’ya akın düzenlemesi, Mingrel kralı akında başarılı olur.

1395,15 Nisan- Çerkesler Tokhtamış ile birlikte  Topal Emir Timur’un ordularına karsı savaşması ve yenilgiye uğramaları (Terek Savaşı).Bu dönemler Çerkes Memluk sultanı Berkuk’un yardımları olduğu bir kaç kaynakta geçmektedir.

1395 yılı Ekim ve Kasım ayları- Timur büyük bir ordunun başında  Adıgelere saldırdı.Düşman ordusunun izleyeceği yolları belirleyen Adıgeler, Ğumade bölgesinde tüm çayırları ateşe verdiler ve düşman ordusunun büyük kısmı yanarak can verdi.Bu tarihten sonra Timur Çerkesya toprakların da büyük ölçekli bir savaşa bir daha girişemedi. (Altın Ordu Tarihi)

XV.yüzyıl- İçlerinde Adıgelerin de yer aldığı Kuzey Kafkasyalılar ateşli silahları kullanmaya başladılar. (Y.İ. Prupnov. “Kuzey Kafkasya halklarının arkeoljik kültürü konusunda sorular”)

1426- Çerkes Mamluk Devleti Sultanı Baresbi iktidarında Emir İnal komutanlığındaki donanma Kıbrıs Adası’nı işgal etti, Çerkes ordusu Kral Jean de Lousignan’ın son haçlılarına karşı galip geldi.

1428- İnal Nekhu birçok savaş ve Çerkes beyleri ile yaşanan çatışmalar sonucunda Çerkes devletinin en büyük kurumu olarak kabul  edilen Xase’de, Prenslerin Prensi yani Kral olarak seçildi.

1428- Kral İnal devletin daha iyi hizmet yapması için devleti yetmis ayrı bölgeye ayırdı, her bölgede de kendi yönetimini oluşturdu.

1429- Çerkes devletinin de başkenti Temen yarımadasının yukarı kısmına kurduklariŞancır şehri oldu.

1431- İnal Cenevizlerin Xhumeren kalesinden başka bütün kalelerini ele geçirdi.

1431- Çerkes orduları bir cok saldırıdan sonra Cenevizleri Xhumeren kalesinden de kovalamayı başardı.

1433- Abhazlarin prensi Ozdemir, İnal’ın hükümranlığına girmek istemediği icin İnal’a karşı savaş açtı.Ozdemirin ölmesiyle birlikte savaşta sona erdi.Ardından İnal Abhaz topraklarına girdi.

1433-34-Megrel kralı Abhazyayı işgal etmis,Abhazları hükümranlığına almak istiyordu.İnal, Megrellere saldırıp Megrelleri Abhaz topraklarından tamamıyle temizledi.

“Yınal’ın dört oğlu oldu. TEMRUK,JANE,TOBILE,BESLEN ( Tobıle’nin oğlu ilerde büyük Kabardey pşısı “Yinarmaz Temruk Mirza” olarak kayıtlara geçecektir.Onun oğluda Yidar Temruk’tur.)”

1438, 8 Haziran- Çerkes Mamluk Sultanı Barasbi’nin ölümü.

1439- Çerkes Kralı Yınal’den, Gürcü kroniklerinde, dehşet verici ve korkunç bir hükümdar olarak söz etmesi(1509). Yinal Çerkesya’ya saldıran Gürcü ve Mingrel ordularını durdurur. Bu savaşta Gürcü Prensi Dadian yaşamını yitirir. Diğer Gürcü Prensleri ve komutanlarının çoğu Çerkeslere tutsak düşer. Bu tutsakları Abhazya Patriği Malakia Gürcüler adına satın alarak özgürlüklerine kavuşturur.

1441- Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın oğullarından Cuci’nin küçük oğlu Toka Temür soyundan gelen ve Moğolları(Tatar) yöneten Hacı Giray tarafından Kırım Hanlığı kuruldu.

1460- Doğu Çerkesya (Kabardey), “Büyük Kabardey” ve  “Piyatigorsk Kabardey” olarak ikiye ayrıldı.Prens Konukue önderliğinde Besleney Prensliği kuruldu.

1462- Kral Yınal’in ölümü. Arşivlere göre mezarı , Urup ırmağı güneyinde, şimdiki K.Çerkesya cumhuriyetinin batı sınırına yakın Pedova bölgesinde bulunuyor.

1465- Asetinlerin bir bölümünün Kabardey yönetimi altına girmeleri. Abhazya’nın Osmanlı yönetimini tanıması.

1470- Sultan Yinal oğlu İnarmaz Temruk oğlu Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza dünyaya geldi.

1475- Kırım Osmanlı himayesine girdi.

1485-1491- Çerkes Mamluk sultanlığı- Çerkesler 6 yıl süren savaşlarda üç kez Osmanlı ordularını Türkiye topraklarında yendiler. 

1488- Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza, 18 yaşında iken Osmanlılar ile akrabalık kurmak ve gerek Çerkesya, gerekse Çerkes Memluk sultanlığı ile Osmanlı arasındaki ilişkileri düzeltmek adına Kırım Giray Prensesi Nazcan Hatun ile evlendirildi.

1491- Tunus hükümdarının araya girmesiyle Osmanlı Devleti(Sultan Bayezid) Kaytbay yönetimindeki Çerkes Memluklularla barış imzaladı.

1491, 24 eylül- Çerkes Mamluk Sultanı Kayıtbi’nin ölümü.

1496- II. Bayezid kardeşi Cem Sultan’ın kızı ile yeni Çerkes Memluk sultanı Nasir Muhammed’i evlendirmek suretiyle barışı güçlendirdi.

1497- Prens İdar Temruk Mirza’nın kızı Malhırup Baharay Kırım Çerkes topraklarında dünyaya geldi.(Mahidevran Haseki sultan)

1497- Cenevizlilerce yapılan Kafkasya haritasında, bu tarihlerde Adigelerin sınırının bugünkü Taganrog kentine kadar uzandığı görülebilmektedir.(1592 yılına kadar)

1498-  Çerkesler  altın ordu üzerine saldırdı ve birçok tatar savaşçıyı öldürdü. Düşman ve Khan Maakhmat Don nehri ötesine Kırıma doğru toprakları terketmek zorunda kaldılar. (Rus elçisi B.Chelishev )

1501- Khaffi Mehmet komutasındaki bir Osmanlı ordusu Çerkesya’yı işgal etti ancak ordusu tamamen bozguna uğratıldı. Kırım Hanı Mengli Giray’ın Çerkesya’ya saldırısı.

1501- İnarmaz Temruk Mirza oğlu Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza, Kaytuko Hanedanından Malyakurh Hatun ile evlendi.

1502- Ünlü Çerkes prensi Temruk İdarov/İdar Temruko dünyaya geldi.(Annesi Malyakurh Hatun-Kaytuko Hanedanından)

1502- Bu yıllara rastlayan Ceneviz kaynaklarında Azak Denizi’nin doğu yakası ve Don Nehri’nin doğu yakasına kadarki yerlerde Adigelerin oturdukları yazıldı.

1508- Prens İdar Temruk Mirza Kırım Giray Prensesi Nazcan Hatundan olan kızı Prenses Baharay’ı Şehzade Süleyman ile Kırım Kefe sancağında evlendirdi.İsmi önce Baharay olmuş, 1514 yılında evlendikten sonra Kanuni ona Mahidevran adını vermişti.Erkekkardeşi Prens Mustafa Temrukodur.

1515- Mahidevran Sultan’ın oğlu Şehzade Mustafa dünyaya gelir.

1516- Mercidabık Savaşı: Suriye Valisi Hairbey’in ihaneti yüzünden Çerkes Mamluk Sultanı Kanşav el Gauri ordusu Dabik Çölü’nde Sultan Selim’e yenildi.15 yıllık bir saltanattan sonra Sultan Gauri, Yavuz Sultan Selim’e Suriye’yi kazandıran Mercidabık Meydan Savaşı’nda öldü.

1516- Yavuz Sultan Selim Çerkes Memluk Sipahi bölüğünden eline geçen bir grup Çerkes savaşçısını Kudüs’e yerleştirdi. Osmanlı Şövalyeleri olarak adlandırılan bu askerlerin vergi toplamak gibi görevleri de vardı(Osmanlı Belgeleri). Şimdilerde Abu Ghoş olarak anılan kasaba da onların torunları yaşamaktadır(nüfusları yaklaşık 5.000).Ruth Kark and Michal Oren-Nordheim (2001). Jerusalem and its Environs. Hebrew University Magnes ve Nahit Serbes, “Abu Goshtaki Çerkes Memlukleri”

1517- Ridaniye Savaşı: Osmanlı ile Çerkes Mamluk Devleti..Kahire Osmanlı birliklerince kuşatıldı.Memlukların birkaç topu vardı.Osmanlılar saldırmak yerine birliği iki yandan kuşattı.Memluklar süvari saldırısına geçtiler ve Osmanlının bir topçu kanadını yendiler fakat savaşı kaybettiler.7.000 kadar Memluk savaşçı bu savaşta öldü,geri kalanı Kahire’ye savunmaya geçti.

1517- Tumanbay kenti yiğitçe savundu ve düşmanı geri çekilmek zorunda bıraktı. Ama sonunda ilgisiz bir suçlamayla hain (qumal-къумал) sayılarak Kahire’de Züeyl kapısı denilen yerde idam edildi ve Çerkes hanedanlığı dönemi bitti.

1518- Kırım hanı Bahadir Giray’ın Çerkesya’ya akını ve başarısız oluşu.

16.yy. Çerkes Prensi İdar Temruko’un kızı Melxhurıb Büyük Altın Orda hanının oğlu Tinehmat ile evlendirildi. (Kızı Altınçaç ta Astrahan veliahtı Bekbulat ile evlendirilmişti.Bu vesileyle Çerkesler Astrahan ve Büyük Altın Orda devletleri ile akrabalık kurmuştu.Temruko’nun 4 oğlu vardı- Demınekhu, Mamsırıkhu, Beghlayrıkhu ve Sultan. Kızlarının adları- Altınçaç, Melxhurıb ve Goşenay)

1520- Osmanlı Sultanı I.Süleyman(Kanuni) iktidara geldi.1566 yılına kadar 46 yıl iktidarda kalan Sultan Süleyman’ın anne tarafı Çerkes kökenliydi.Eşi Çerkes Prensesi Mahidevran’da bu vesile ile İstanbul’a gelir.

1530- Büyük Çerkes Prensi İdar Temruk Mirza vefat etti.( İdar Temruko ve Mahidevran sultanın babası)

1532- Çerkesler Astrahan’a sefer düzenleyerek şehri ele geçirdiler ve hanı tahtan indirerek beyleri ile birlikte esir aldılar. Hanlığın başına Çerkeslerin damadı olan Yakup Han getirildi.

1532- Psıfabe (Pyatigorsk) yöresinde oturan Kabardey Çerkeslerinin varlıklarını Tatarların baskı ve vahşetinden koruyabilmek için gönüllü olarak Rus Çar’ı İvan Vasilieviç ile birleşmeleri ve Çar ordusuna gönüllü asker olarak katılmaları.

1535- Nogay ordularının Çerkesya(Kabarda)’ya akını

1540-Jane Prensi ŞŞebekhu  Rusya’ya yöneldi. Hıristiyan oldu. Yanında oğulları Aleksandır ve Vasil olduğu halde Rusya’da yönetim görevi üstlendiler ve Livon savaşına katıldılar. Aynı dönemlerde Adige Prensi Şşebekhu, Meşukh, Temrukh, Rusya’ya açılan yolları buldular

1544- Prens İdar Temruko’nun kızı Goşenay Temruko dünyaya geldi.(Rus Çarı Korkunç İvan’ın eşi oldu.)

1545-47- Kırım hanı Sahip Girayın Kabardaya akını.

1551- Cenevizli gezgin İnteriano Giorgio’nun Adige ülkesi üzerine gezi notlarını yazar ve Adıgelerden Kirkas adı ile bahseder. Bu notlarda Adigelerin sınırının Kuzeyde Don Nehri kıyıla­rından Abhazya’ya kadar uzandığı yazılıdır.

1551- Kırım Hanı Sahib Giray’ın Batı Çerkesya’ya akını ve Janey Çerkeslerinin Türk ve Tatarlara karşı başarılı isyan mücadelesi.

1552- 200 atlıdan oluşan bir gurup Adıge elçisi anlaşma yapmak üzere Moskova’ya gitti.Gurubun liderleri meşhur Adıge prenslerinden Kanovko Meşıko ile Yelbezuvko Alkılış idi.(Bu Adıge atlılar, Kırım hanı Dolet -Ceriyin Ruslarla yaptığı savaşta, Rus ordusunda görev almış, hanın ordusunun saldırılarını önlemişlerdi.)

1553- KABARDANIN BÜYÜK VE KÜÇÜK KABARDA OLARAK İKİYE BÖLÜNMESİ

1553- Çar ilişkileri düzeltmek için kendi elçilerini de (meşhur diplomat Şepotev Andrey) Adıgey’e gönderdi. Heyet 1555 yılına kadar Adıgey’de kaldı.

1553-Sultan Süleyman, Konya’da bulunan oğlu Şehzade Mustafa‘yı kendisini tahttan indirmeyi planladığı inancıyla boğdurttu. Mustafa’nın cenazesi Bursa’ya gönderilirken, Mahidevran ile Mustafa’nın kızı ve cariyeleri de Bursa’ya sürüldü.

1555-Sepotev Andrey Moskova’ya dönünce beraberinde bir gurup Adıge elçisi de gitmişti. Bu gurubun lideri Siybeko Kanşavko idi. Moskova Kremlinde, Siybeko ile IV. Yivan arasında bir antlaşma yapıldı.

1556- Ukrayna-Polonya-Belarus-Litvanya Prensi Dymitro Wisniowiecki, Çerkesler ile birlikte Kırım Tatarlarına karşı savaşmak için Rusya’ya geldi. Kabarda’nın valisi olarak atanarak Çerkeslerin güvenini kazandı.

1556 – İvan Grozni Altın Orda Hanının oğlu Tinehmat Prensine elçiler göndermiş ve eşi Çerkes prensi Melxhurıb Çerkasske’ye değerli hediyeler verdirtdi.(Onlar daha sonra Moskova’ya yerleştiler. Onların nesli asil Wrusovlar olarak devam etti)

1556-Rusya, Astrahan Hanlığı’nı ilhak etti ve Çerkeslerle ilk defa komşu oldu.(Temruko Kızı Altınçaç Astrahan veliahtı Bekbulat ile evliydi.). İvan Grozni Olga nehri önündeki toprakları Bekbulat ve Altınçaç’a verdi.

1557- Kırım hanı Dolet- Geri Çerkes yurduna saldırmak için 60 bin kişilik bir orduyla harekete geçti. Çar, on üç bin kişilik ordusuyla Şeremetev Yivan komutasında hanın ordusunu arkadan kuşatarak, Tula şehri yakınında büyük bozguna uğrattı.

1557- Kabardey Prensi İdar Temriyuko’nun Şamhal Beylerine karşı korunabilmek için Çar IV. İvan’ın himayesi altına girmesi.

1557- KIRIMA KARŞI BÜYÜK KABARDA-RUSYA İTTİFAKI GERÇEKLEŞTİ.

1557- Çerkesler Çarın ricasıyla Osmanlının Karadeniz sahilinde elinde tuttuğu Taman ve Temruk kalelerini yakıp yıktılar.

1558- Sibeko Kanşavko ve Kanoko Meşıko kumandasındaki Adıge süvari ordusu Çarın hizmetine girdiler(1557) ve Rus ordusuyla beraber Livon savaşına katıldılar.Rıngen kalesini işgal ettiklerinde Adıgeler büyük bir Alman süvari birliğini yok etmişlerdi.(Bu aile soyundan daha sonraları Rus kroniklerinde Cherkasky ailesi olarak bahsedilecektir.)

1558- Adıge elçileri Moskova’ya gidiyorlar. Onların liderliğini Temrıkho’nun iki oğlu Beghlayrıkhu ve Sultan yapmaktadır.Sultan Moskova’da kaldı. Hıristiyan olarak Mihail Çerkasske adını aldı.

1559- Temrıkonun oğlu Goşeneyin (Marie) meşhur ağabeyi Çerkaskiy Mihail  Rus ordusunun en büyük kumandanı oldu.

1561- Prens Temruk Mirza’nın oğlu Kabarda Prensi İdar Temruko’nun kızı Goşeney (1545-1569)  Rus Çarı 4. İvan’la evlendi. Makariy Metropolitinde Rus Çarı İvan Grozni ile Adıge Prensi Prenses Goşewnay Wupenske kilisesinde nikahları kıyıldı.

1561- Çar İvan Polonya’ya saldırmaya karar verdi.Prens Dymitro’da ülkesini savunmak için geri döndü.

1561- Çar İvan’a karşı gelerek Tatarlara karşı savaşan Ukrayna-Polonya prensi Dymitro Wisniowiecki Moldova’da ele geçirilerek  İstanbul’a getirilir ve İstanbul’da idam edilir.

1562,Ağustos- Polonya Kralı Çerkes savaşçılarını ülkesine kabul edeceğini “demir mektuplar” ile bildirir.(Kralın kitabında yazdığı üzere)

1562- Rus düşmanı 5 Kabardey prensi ailelerine de yanlarına alarak 300 kişilik bir kafileyle Çerkesya’dan Polonya’ya göç etti ve Polonya ordusunda Prens Solgien ve Prens İdar Temruko komutasında bir Çerkes alayı kuruldu.

1564- Çar İvan Çerkes prensleri tekrar kazanmak için Aleksiej Kulobukov’u elçi olarak Polonya’ya gönderir ama prensleri ikna edemez.

1569- Çariçe Çerkes Prensesi Goşeney(Prens İdar Temruko’nun kızı) , Vasilliy adındaki oğlu ile birlikte zehirlenerek öldürülür.

16.yy.- Osmanlı-Polonya(Leh) Savaşı. Polonya ordusunda kurulan Çerkes alayının komutanı Prens İdar Temruko ve Çerkes savaşçıları kaçışan Leh askerine rağmen savaş alanını terk etmeyerek Lehlerin savaşı kazanmasında büyük rol oynadılar.Polonya Meclisi ve Kral onu İndygenat Polski soyluluk nişanı ile ödüllendirdi.

1569- Kırım Valisi’nin Osmanlılar ile birlikte Astrahan’a sefer açması, Yedi Adige Bey’i de bu sefere askerleri ile katılmaları için çağırılır. Beyler bu çağrıyı kabul etmezler.Osmanlı-Kırım ordusu Rus ordusu tarafından geri püskürtüldüğünde, İdar Temruko ordusuyla onlara baskın düzenleyip onları bozguna uğrattı. Pek çok ganimet ve esir aldı.

1571- Batı Çerkesya Afips ırmağı yakınında Adil Giray komutasındaki Kırım Tatarlarıyla Çerkesler arasında savaş yapıldı. Temrıkho oğullarına yardım etmek amacıyla bölgeye hareket etti. Ancak Kırım kuvvetleri karşısında tutunamadı ve yenildi. Oğulları Mamsırıkhu ve Beghlayrıkhu esir düştü. Aldığı savaş yaralarının etkisiyle de Prens İdar Temrıkho öldü. Temrukonun eşinin soyundan Kaytukolar bölgede söz sahibi olmaya başladılar.

1570- Pyatigorsk (Psihuabe) yöresinde oturan Kabardeylerin Nogaylarla yaptıkları savaşlardan güçsüz düşmeleri Kırım Hanlarının baskılarına karşı, onlarla anlaşma yoluna gitmeleri.

1577-Kazi Mirza(Kazi Giray) komutasındaki Nogayların Kabarda’ya saldırısı. Kazi Mirza bu savaşta öldürülür.(Nogay Bey ve Mirzaların listesi-Khodarkovsky,Michael “Russia’s Steppe Frontier’, (2004))

1578- Osmanlı İran’a karşı yeni bir sefer başlattı ve Çerkesya prenslerinin neredeyse tamamı , Osmanlı ordusundaki Çerkes paşalar ile birlikte bu sefere askeri destek verdiler. Kaytuko Aslanbek’ten Kabarda ülkesinin hükümdarı olarak Osmanlı belgelerinde söz edildi.

1583, 8-9 mayıs- Ünlü Meş’ale Savaşı(Osmanlı-İran Savaşı): Başkumandan Özdemiroğlu Çerkes Osman Paşa.Osmanlı ordusunun sağ kanadında Rumeli Beylerbeyi Çerkes Haydar Paşa.Tiflis savunmasında Çerkes Kasım Paşa vardı..Savaş Osmanlı zaferi ile sonuçlandı.Bu savaşlarda yer alan Çerkes prensleri,beyler, ve soylularının isimleri Osmanlı belgelerinde açıkça yazılmıştır.

1578-1591, – Osmanlı-İran savaşında Tatarlarla beraber Çerkeslerden oluşan ordu, Özdemiroğlu Osman Paşa komutasında kuzeyden dolanarak Dağıstan üzerinden Derbent’i geçerek Kuzey Azerbaycan’a girdi.

1604-Kuban Çerkeslerine karşı yürüyüşe geçen bir Rus ordusunun Şetkale (Stavropol)’de durdurulması.

1613-Şetkale’nin Ruslarca Fethi

1615- KABARDANIN RUSLAR TARAFINDAN YAKILIP YIKILARAK YAĞMALANMASI. Çerkes Pşi Şenceley’in Ruslarca Kabardey Bölgesi Prens’i olarak tanınması.Kalmuk ve Kazaklardan oluşan bir ordunun Ka­bardey’i yakıp yıkarak yağmalamaları.

1619- İdar Temruko oğlu Mamsırko’nun oğlu Kanşav (Çerkeskiy Dimitriy) Rus ordusunun en üst komutanı ilan edilerek “boyar”  unvanını aldı.

1621- Kudenet’in oğlu Kabardey Prensi Vurıshan(Yakov adını aldı)  Moskova’yagitti.Rusya, Almanya ve Polonya ile savaştığı zaman Çerkaskiy Yakov genel kurmay başkanıydı

1633- Çerkaskiy Borisin(Hureşey) oğlu Çerkaskiy Yivan Rusya adalet teşkilatının başına getirildi.

1644- Büyük Kabarda’da Kalmuk ordularının bozguna uğraması.

1645, 2 Şubat-General Rechter’in Temruk’a Karşı Seferi, Temruk ve Hacı Efendi Yerleşimlerini Yıkması (F. A. Cherbin-Kuban Kazak Kuvvetleri Tarihi,Cilt 2 Sayfa 476)

1652- Çerkes beyi Koca Derviş Mehmed Paşa Osmanlı Donanması hizmetinde Büyük Amiral(Kapudan Pasha) ünvanı aldı.1653’de Büyük Vezir oldu.

1658-Sunjeske kalesinin Kabardey Çerkeslerince fethe­dilerek yıkılması.

1661- Çar Alexej’in İdar Temruko’nun erkek kardeşi Kabardey Pşi’si Kambulat Mirza’ya tüm Çerkeslerin Bey’i unvanını vermesi.

1666- Çerkaskiy Yakov (Vurıshan) 1666 da vefat etti, cenazesi Novospaske manastırı yakınındaki, meşhur soydaşları Kambolat’ların oğlu Ç.Boris, Mamsırko’nun oğlu Ç.Dimitri, Ç.Boris’in oğlu Ç.Yivan yanına defnedildi.

1667-Çar’in Osmanlılarla yaptığı anlaşmaya dayanarak Kabardey ülkesinin kendisine ait olduğunu ilan etmesi.

1672-Kırım Han’ının Kabardey’i işgal etmek için büyük bir ordu göndermesi. Prens Çerkes Kaspulat komutasındaki Rus birliklerin Çerkesler ile birlikte Tatar-Kalmuk birliklerine karşı birleşmesi

1679- Rus ordu komutanı Çerkes prensi Çerkaskiy Kaspulat Muçaloviç Kırım Hanlığı ile yaptığı savaşta ordu komutanı olarak hanın kuvvetlerini büyük bozguna uğrattı.

1689-Çerkes Prensi Reded’in soyundan Fedor Lopuhin’in kızı Evdokiye, I. Petro ile evlenerek Rusya kraliçesi oldu.

1689- 50 bin Kumuk, Nogay, Çerkeslerden oluşan güç, Kırım Hanı Salim Girey Hanın yardımına gidiyor ve Golitsinanın orduları püskürtülüyor.(Bammat Ataev,Dağıstan Yoldaş Gazetesi)

1695,14 Aralık – Çerkaskiy Mihail Alegukoviç Rus ordusunda Genel Kurmay başkanı oldu.(Mihail Besleney prensi Konoko’nın soyundandı)

1696- Karadeniz Kıyısındaki Tsemez’de kıyı Adigeleri tarafından Suyuk kalesinin kurulması.

1700,1701- Kaplan Giray emrindeki orduların Çerkesya’ya akını.

18,yy- Rus dostu Çerkes Prens Kurgokin Muhammed ile şeriat karşıtı Kazaniko Jabağı’nın birleşerek, Kırım Hanının dostu ve taraftarı olan Roslan Bek Kaitoko’ya karşı savaşmaları. Birbirlerine düşerek iç savaşı başlatmaları.

1703- Cherkaskiy Mihail’in oğlu Cherkaskiy Aleksy Çar I.Petro’nun kız kardeşi ile evlendi.

1707-Rus-İsveç savaşını fırsat bilen Kırım Hanı Kaplan Girey’in Osmanlı sultanıII.Ahmet’in de onayı ve desteğini alarak içinde yeniçerilerin ve topçu birliklerininde olduğu 80-100 bin kişilik(bazı kaynaklara göre 50-60 bin) bir ordu ile Kabardey yurduna saldırdılar. Ancak bu savaşta Kurhako Atajukin önderliğinde ki Kabardey Prensliği Tatar-Osmanlı ordusunu Kanjal adı verilen savaşta bozguna uğratırlar.

1708-Tatar Hanının Çerkeslerden kendisine itaat etme­lerini isteyerek yeniden Çerkesya’nın güçlü eyaleti olan Kabarda’ya saldırması.Çerkesler yenilgiyi kabul etmiş gözüküp gece ani bir baskınla Tatar komutanları ve ordusu­nu imha ederler.

1708,Kasım- Osmanlı padişahı II.Ahmet’in yaşanan hezimetten dolayı Kırım hanı Kaplan Giray’ın tahtan indirilmesi için fermanı.(İstanbul-Osmanlı Devlet Arşivi)

1711- Çar I.Peter’in(Petro) Çerkes generali Alexander Bekoviç Cherkaskiy’nin Çerkeslerin de Türk-Rus savaşına katılmalarını istemesi. Çar Petro Bekoviç Cherkasskiy aracılığı ile Kabarda Beylerine şöyle dedi:” Bize karşı savaş açan Osmanlı sultanı ve Kırım Hanına karşı bize yardım etmenizi ve ittifak halinde olmanızı diliyorum.Vatandaşımız olmanız halinde sizlerden vergi de alma niyetinde değiliz.”

1711,26 Ağustos– Çar Peter I. , Astrahan hanı Araksin ile anlaşma yaparak 30.000 kişilik bir ordu ile Çerkesya’ya saldırıya geçti.Kuban ırmağı nın 100 km kuzeyindeki Kopıl kasabasını (şimdiki Slavianski) ele geçirdi.86 km ye kadarki tüm köyleri yağmalayarak yaktı.Çerkesler 7,000 Çerkes süvarisi ile Chalou nehri yakınında saldırıya geçtiler ancak, silah bakımından üstün rus güçleri karşısında hezimete uğradılar. Bu işgalde Çerkesler erkek ve kadın olmak üzere toplam 43,247 kayıp verdiler.39,200 at,190,000 sığır ve 227,000 koyun düşman tarafından yağmalandı.

1712- Adige elçilerinin Çar I.Peter’e gitmeleri ve dostluk istemlerini bildirmeleri.

1717-Kırım Hanı Devlet Girey ve Gazi Girey’in yeni­den Kabardey’e gitmeleri. Kırım Hanının Çerkesleri yeniden islam dinine girmesi için zorlaması. Kabul etmeyenlerin kılıçtan geçirilmesi. Papazların ve Hıristiyan Adigelerin kiliselere doldurularak canlı canlı yakılmaları.

1720- Kırım hanı Saadet Giray’ın Kabardey’e akını.Rus Çarı Petro Astrahan Valisi Graf Valinski’yi büyük bir ordu ile Çerkeslerin yardımına göndermesi.

1725-Kabardey Prensi Ruslan Bek Kaitoko’nun Kırım Hanı Bahtiyar Girey’in Kabardey’e saldırmasını desteklemesi.

1728, Mayıs-Mikhail Nikrassov tarafından idare edilen Kazak ve Çerkeslerden oluşan 600 kişilik yaya bir birlik Çar birliklerine karşı harekete geçti.(Kuban Birlikleri ve Kuban Eyaleti Tarihi Arşiv Toplayıcısı S. 38)

1732-Tatar ve Kalmuklarca kuşatılan bir Rus birliğinin Kabardey kuvvetlerince kurtarılması.

1735-Kırım Hanının Kabardey’de egemenlik kurması. Kabardey Çerkeslerinin de Rusların yanında katıldıkları Rus-Türk Savaşının başlaması.

1739- BELGRAD ANTLAŞMASI- 6. madde ile KABARDANIN(DOĞU ÇERKESYA) BAĞIMSIZLIĞI OSMANLI VE RUSLAR TARAFINDAN RESMEN KABUL EDİLDİ. Ruslar Kırım’dan çekilmeyi kabul ettiler. Haliyle Çerkesya’dan da çekilmiş oldular.

1745-Wuşakov soylu bir aile ferdi olarak dünyaya geldi. Yaroslavske yönetsel bölgesine dahil Romanovske mıntıkasına bağlı Burnakove köyündendi. 16 yaşında denizcilik eğitimi veren harp okuluna girdi. 20 yıl sonra tuğamiral rütbesine yükseldi ve 10 yıl sonra da filo amirali oldu.

1752- Kabardey Prensi II. Teymurza’nm Gürcü Krallığının yeniden kurulmasında Gürcü Kralına yardımda bulunması.

1754-Dameley önderliğindeki Çerkes köylülerinin Pşı-Beylerine karşı ayaklanmaları.ÇERKESYADA İÇ SAVAŞIN YAŞANMASI.

1758- Boletıko Memetbıy, Kırım- Giray’ın (Къырым-Джэрые) maliye bakanı oldu(1764’e kadar), daha sonra özel danışmanı oldu.

1761- Çerkesya’ya akan Kırım Tatarlarının Temirgoy prensliği tarafından bozguna uğratılması.

1763- Belgrad Anlaşmasının hükümlerini ihlal eden Rus güçleri 4 yıl önce kurulan Kabardey’in Mozdok(Mezdeghu) kasabasını ele geçirdi, onu bir kaleye dönüştürdü ve güçlendirilmiş bir hatla Kızılyar’a bağladı.( 100 yılı aşkın sürecek Çerkes-Rus savaşlarının başlangıcı )

1764- Yeni Rus ordusu generali De-Medem, Kabardey beyi Jhankot Sidokov ve Uzden Sahbaz Giray’ı Rus tebası olmalarına ikna etmek için Kuban Çerkeslerine(Besleney,Chemguy) gönderdi.Ancak beyler, ömür boyu vatandaşlığı kabul etmediklerini,ama Ruslara karşı savaşmayacaklarına dair söz vermeye hazır olduklarını bildirdiler.

1765, 21 Ağustos- II.Katherina tarafından bir ultimatom verildi. ” Çerkesler ya Rus tebalığını kabul edecekler ya da Rus ve Kalmuk ordularına boyun eğmek zorunda kalacaklar.”

1765-Kızlar Kalesi’nin Çerkeslerce kuşatılması.

1767-Her iki Kabardey’in birleşerek Psıj (Kuban) Tatarlarını da yanlarına alarak Çarlık Rusyası’na karşı savaş ilan etmeleri. (Kabardeylerin bir kısmı Kuma nehrinin yukarı kısımlarına, ittifaka girdikleri Trans-Kuban Çerkeslerine yakın bir bölgeye göç etmişlerdi.)

1768-Osmanlı-Rus savaşında, Rus ordularının Kabar­dey topraklarını istila etmeleri.

1769- Nartsane Savaşı: Ruslar bütün güçleri ile Kabardey’i işgal etti ve Peştu dağları yakınlarına mevzilendi. Çatışma Kabardeylerin yenilgisiyle sonuçlandı ancak Bemate Misost’un kahramanlıkları sayesinde Kabardeyler, General De Medem’in ordusunu geri çekilmeye zorladılar. Bundan sonra, General Medem güçlerini Kabardeylerin ittifak içinde oldukları Kuban Çerkeslerine karşı yolladı. (V. A. Potto, Kafkas Savaşı–Cilt 1, Sayfa 60)

1770-Abdzax bölgesi Adıgeleri asillere (pşı ve verk) karşı ayaklanırlar. Diğer feodal Adige kabile beylerinin ve Rusların yardımıyla, devrim hareketi bastırılır.((Vorlesungen von Prof. Dr. M. Sarkisyanz. SAI- Heidelberg . Trubetykoy, Nikolaj Sergejewitsch Fürst Erinnerungen an einen Aufenthalt bei den Tscherkessen des Kreises Tuapse. In: Caucasica, 1934, 11, S. 1-39)

1770-Abazalar Abhazya’nın Gagra yöresinden kalkarak, Kabarda beylerinin izniyle günümüzdeki yerleşim sahaları olan ve Adıge-Abdzax bölgesine komşu olan Kuban ovalarına göç ettiler.

1771- Soqur Karamirza komutasındaki Kabardey ordusu birçok Kazak köyünü ve Rus kışlasını yaktı.

1772- Karasu anlaşmasına göre, Kabardeyler kendilerine sorulmadan Rusya’ya tabii olarak kabul edildi.

1774-Osmanlı-kırım ile askeri bir ittifak gerçekleştirildi.Kırım Hanı Çerkes, “Nekrasov” Kazakları, Türkler ve Kırımlı kuvvetlerle Kabardey’e yardım etmek amacıyla Mozdok’a doğruilerledi.Ancak başarı sağlanamadı.

1774- KÜÇÜK KAYNARCA BARIŞ ANTLAŞMASI İLE RUSLAR TARAFINDAN KIRIM HANLIĞININ BAĞIMSIZLIĞI KABUL EDİLDİ.O DÖNEME KADAR TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ KABUL EDİLEN KABARDA TOPRAKLARININ RUSLARA AİT OLDUĞU OSMANLININ DA ONAYI İLE KABUL EDİLİR. Ancak Çerkesler ve Kırım Hanlığı Rusların Kabardey üzerindeki haklarını tanımaz ve kabul etmezler.

1776- Kabardey Çerkeslerinin/Beylerinin Rusların politika icabı desteği ile tüm komşu Kafkas halklarından vergi ve haraç aldıkları dönem. ( Rusya bir sene önceki kaynarca anlaşmasına uygun olarak bu toprakları elinde tutmak ve bunun içinde beyleri yanına çekmek zorundaydı. Ancak Kabarda’da bir iç savaş başladı ve Ruslarla savaşa devam kararı alan prensler güçlenmeye başlayarak Ruslara savaş ilan ettiler.)

1777- Çerkes aslanı lakaplı Hacı Khızbeç Çerkesya’nın Şapsığ bölgesi Atakum(Adagum) ırmağı Nasha Köyünde doğdu.

1778-Osmanlı imparatorluğunun kıyı Adigelerine ilgi duymaya başlaması. Canikli Hacı Ali Paşa’nın Çerkesler hakkında bilgi toplamak görevi ile Soğucak’a gönderilmesi.

1778, Şubat – A. V. Suvarov, P. A. Rumyantsev- Zadunayski’ye gönderdiği yazıda, Adıgelerde bol miktarda yiyecek, atlar için de yetecek kadar yem bulunduğunu belirtiyor. ” Ruslara saldıracak gibi görünmüyorlar ama çok geçmeden saldırıyorlar, yiğit kişiler”.

1778,20 Mayıs – Çerkesler Slaviyanski kalesi yakınlarındaki bir Kazak muhafız birliğini yokettiler.Eylül ayının 23’ünde Deyleko Sultan komutasında Arhangelsk kalesine , ardında da Vsehsviyatski kalesine saldırıp ağır kayıplar verdirerek kaleleri ele geçirdiler.

Ağustos 1778- Nekrasov Kazakları** ve Adıgeler , Albay Kulbakov komutasındaki Rus birliklerine karşı birlikte çarpıştılar.(İ. İ. Dmitriyenko.)

1779,10 mart – Aynalıkavak Antlaşması (10 Mart 1779)imzalandıktan sonra Rus birlikleri Kırım’dan ve Kuban’ın sağ kıyısından çekildiler.(www.nlr.ru)

1779,29 Eylül- Kabardeyler ve sayıca çok üstün olan Gen.Yakobi komutasındaki Ruslar arasında Balka nehri yakınında savaşların en kanlısı gerçekleşti. Hazırlıksız yakalanan Kabardeylerin pek çoğu öldü. Yaklaşık 50 prens ve 350’den fazla soylu teslim olmayı reddederek bu çatışmada öldü.Kuma, Psifabe, Dzeluko çayırı, Tambukan ve Psikhuray rus ordusu tarafından yağmalanarak ele geçirildi.Çerkesler tarafından “Kabardey kâbusu” olarak bilinen bu bozgun için ulusal olarak yas tutulmaktadır.

10 Ekim 1779- Kemguy(Çêmguy) ve Besleneyler birlikte Stavropol’a saldırdıkları bir anda, Kabardey bölgesi Adıgeleri de Alekseyevski kalesini bastılar. 3,000 kişilik Çerkes süvarilerinin kahramanca direnmeleri üzerine Rus birlikleri Çerkesya’dan geri çekilmek zorunda kaldılar.  

1780-Çarın desteği ile Çerkes Prensi Reded’in torunu Wuşakov Çar özel filosunun liderliğine getirildi.

1780-Osmanlı-Çerkes ittifakının ve Anapa kalesinin(Bığurkhale) temeli atıldı. Natuhay prensi Şıvpeka Ahmed (Şıvpeke Ahmed/ Шыупэкъэ Ахьмэд)  kalenin kurulacağı yerin Osmanlılara verilmemesi için çok direndi. Bu nedenle daha önce kurulan(1724) Soğucak kalesine birkaç kez baskın yaparak Osmanlı birliklerine zararlar verdi.Ancak bir diğer Natuhay prensi Muhammed-Girey Zan Osmanlılarla ittifak ederek kalelerin kurulmasına destek verdi.(Dubrovin, 1887,s. 701; Çirg, 2009, s. 185). Bu nedenle ona “Khalevubate/ Къэлэубатэ” (Kale yıkan/ Крепость-разрушитель)  sanı veriliyor.“Adıgey Tarihi Konusunda Makaleler” (Сборник статей по истории Адыгеи).

1782- Tatar Hanı Şahin Giray ve ordusu ile Çerkesler arasında savaş yaşandı. Tatarların perişan edildiği bir gece baskınında Şahin Giray Çerkesler tarafıdan kaçırılarak Çerkes ülkesine götürüldü. (Osmanlı arşiv belgesi- Dosya No:23 Gömlek No:1111)

1782-Gürcü kökenli Osmanlı Paşası Ferah Ali’nin Çerkesleri Müslümanlaştırmak, Osmanlı tabiiyetine sokmak, imparatorluğun doğu sınırlarını bu yolla güvence altına almak amacı ile Soğucak Kalesine gelmesi.

1783-Nogaylar Yeysk kalesi önünde toplanarak toplu imza verdiler ve Rus yönetimi altına girmeyi kabul ettiler. Gürcüstan Kartli-Kakheti Krallığı Rus korumasına altına girdi.

1783-19 Nisan- Rus imparatorluğu çariçesi II. Katerina’nın “Kırım Yarımadası’nın, Taman adalarının bütün Kuban tarafıyla Rusya’ya ilhakı hakkında” manifestosu yayınlandı.

1783- KIRIM 1713 EDİRNE ANLAŞMASINDAN BERİ RUSLAR TARAFINDAN BAĞIMSIZ BİR DEVLET OLARAK TANINMASINA RAĞMEN RUS ÇARLIĞI TARAFINDAN İLHAK EDİLDİ.Osmanlı Devleti’nin Ruslara Kafkasya sınırı olarak Çerkesya’yı(kuzey sınırı Kuban ırmağı) göstermesi.

1783-Kırım Hanlığı’nın 1783 yılında ilgasından sonra Girayların bazı temsilcileri kendi bağlılarıyla birlikte Çerkesya’ya sığındılar.”Anzor Kushhabiev-Osmanlı belgelerinde Çerkesya-Batı Kafkasya”

1783, 23 ağustos- Çerkesler ve Nogaylar birleşerek Yeysk Kalesini bastılar. Kaleyi ele geçiremediler ama düşmana ağır kayıplar verdirdiler.

1784- Çerkeslerin Jane ve Hatukuay kolları Antahir ovasında toplanarak bundan böyle Rus saldırılarına karşı birlikte hareket etmek için antlaşma imzalarlar. Bu antlaşmaya Ferah Ali Paşa da katılır. Antlaşmayı imzalar, ancak antlaşmanın önemli maddelerinden biri olan silah yardımı vaadini yerine getiremez. Çerkesler ve Nogaylar Ruslara karşı birlikte savaşırlar.

1784-Kırım Hanı Şahin Girey’in Ruslardan tamamen ayrıldığını Osmanlı’ya hizmet etmek islediğini açıklaması. Adigeler Kırım Hanı Şahin Girey’in bu açıklamasına inanmayıp onun askerlerini yok etmek için harekete geçerler. Ancak Ferah Ali Paşa bu harekete mani olur.

1788- RUSLARIN ANAPA KALESİNE SALDIRISI.BAŞARISIZLIKLA SONUÇLANDI. 

1788-1787 de Osmanlı-Rus savaşı başladığında Fidanos adası yakınlarında sayıca daha üstün Osmanlı donanması yenilgiye uğratılırken en öndeki savaş gemisinin komutanı Çerkes Prensi Reded’in soyundan Amiral Wuşakov oldu.

1788-Kutais’li Mehmet Bey’in 25 000 kuruş ve başka hediyeleri Kabardey Pşılarına göndermesi.

1790-Osmanlının Kabarda seferinde bugünkü Çerkessk şehri yakınlarında Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Rus ordusu tarafından
bozguna uğratıldı ve Battal Paşa Rusya’ya iltica etti. Battal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusuyla çarpışan Rus birliklerinin komutanı olan Geyman, Çerkes ve diğer Kuzey Kafkasyalı çok sayıda savaşçının (10 bin kadar) Osmanlılar safında çarpışmalara katıldığını belirtmektedir. (Vevskaya, Şamanov, 1985, s. 128).

1790- Büyük bir Rus ordusu Kuban’ı geçip Çerkesya topraklarına girdi. Rus birliklerinin başında General  Y.B.Bibikov bulunuyordu. Bibikov Anapa’ya ulaşmayı başardı, ama kaleyi ele geçirmeyi başaramadı. Geri çekilişi sırasında da ağır kayıplar verdi. 

1790- Çerkes kraliyet ailesinden Amiral Wuşakov Karadeniz filosu komutanı olarak, Kerç Boğazı yakınlarındaki Tende adası ve Kaliakra’de deniz filosunu üstün bir şekilde idare ederek, Osmanlı deniz kuvvetlerini yenilgiye uğrattı.

1790- Abdzax bölgesi Adıgeleri ikinci kez başarılı bir ayaklanma yaparak beylerini öldürürler. Hayatlarını kurtarabilenler diğer Adige kabilelerine sığındıkları gibi pek çoğu da Moskova’ya giderek Ruslara sığınırlar. Verk(soylu)’lere de bazı şartlar sunularak, Abdzax bölgesinde yaşamalarına izin verilir ve canları bağışlanır.(Vorlesungen von Prof. Dr. M. Sarkisyanz. SAI- Heidelberg . Trubetykoy, Nikolaj Sergejewitsch Fürst Erinnerungen an einen Aufenthalt bei den Tscherkessen des Kreises Tuapse. In: Caucasica, 1934, 11, S. 1-39)

1791-İmam Mansur Çerkesya’nın başkenti Anapa’da Ruslar tarafından tutsak edildi. Anapa Rusların eline geçti. Şlisselberg kalesine hapsedildi ve orada öldü.

1791- YAŞ ANTLAŞMASI- Çerkesya’nın kuzey sınırı olan Kuban ırmağı Osmanlı ve Rusya arasında sınır olarak kabul edildi.Antlaşmaya göre Osmanlı hükümeti Kırım Hanlığı, Taman’ın, Kuban’ın sağ kıyısının ve Kabarda’nın Rusya’ya ilhakını kabul ediyordu.

1794-Kabardeyler, Rusların ortaya çıkarttığı mahkemelere ilişkin memnuniyetsizlikleri sebebiyle büyük bir isyan başlattılar ve birçok prens Ekaterinoslav’a sürgün edildi.

1794- Anapa Muhafızı Mustafa Paşa’nın Natukhay, Şapsug ve Abdzax isimli Çerkes kabilelerinin beyleriyle Devlet-i Aliyye’ye müttefik olmalarını temin maksadiyle 9 maddelik bir taahhütname imzalandı.(Osmanlı arşivleri-Dosya No:197 Gömlek No:9895)

1795- Polonya işgal edildi ve Çerkes alayı ortadan kaldırıldı. Prens soyları asimile olarak Cherkazki adı ile soylarını devam ettirdiler.

1796- Kalmuk lider Dukdukunba komutasındaki 50 000 kişilik bir Kalmuk ve Kazak askeri gücü, Ruslarla ittifak halinde Doğu Çerkesya’ya saldırdı. Kuban ve Terek nehirleri civarındaki bütün köyleri yakıp yıktılar, Çerkesleri kadın çocuk demeden katlettiler. Ama Çerkesler bu saldırıyı da püskürtmeyi başardılar.

1799- Napolyon -Mısır savaşı. Osmanlı himayesinde ki Çerkes emirleri komutasındaki Çerkes süvarileri ile karşı karşıya gelir. “Piramitler savaşı” denilen savaş başlar. Fransız ilerleyişini durdurmak isteyen Çerkesler piramitlere yakın Embaba bölgesinde süvari saldırısına geçerler, fakat yenilirler. Fransız topçusu, saldıran Çerkes süvarilerini daha yaklaşamadan paramparça etmiştir

1800’ler – Temirgoy prensliği federasyonu kuruldu.Prenslik Xase adı verilen bir meclise sahipti ve Temirgoy, Adamey, Hatukay, Yecerukay ve Hajret (*) Kabardeylerinin bölgelerinden oluşturuldu. Abdzax,Şapsığ bölgesi liderleri de destekliyordu.Nogaysavaşçılar ve Ermeni tüccarlar da bu federatif yapıda yer almaktaydılar.

1801- Rus Çarlığı Gürcistan’ı işgal etti.Koruması altındaki Kartli ve Kakheti krallığını ele geçirdi.

22 Şubat 1802-  Karakuban Adası yakınında Çerkesler Karadeniz’deki teknelerden içinde 400 pud barut bulanan birini yakaladılar. Çarpışma sırasında 2 Rus subay ve 14 Kazak öldürüldü. (Vestnik Vladikavazkoyjeleznoy dorogi.)

30 Mayıs 1802.- Kazaklar bunu Çerkeslerin yanına bırakmadılar. Kazak Atamanı F. Bursak 6000 Kazakla birlikte  Bıcıkopşı’nın dört köyünü bastı, Bıcıkopşı dahil 500 tutsak aldı, ayrıca hayvan sürülerini yağmaladı. (Vestnik Vladikavazkoyjeleznoy dorogi.)

1803- Psıçetıko Irmağı sırtında, Psıçetıko zefes (Psıçetıko Toplantısı) adı altındaki bir halk toplantısında, 1791- 1796 yılları boyunca savaşlardaki Şapsığ kazanımları konusu ele alınıp görüşüldü, değerlendirildi. (Sbornik statey poistorii Adıgei.)

1806-1812- Rus-Osmanlı savaşı yeniden başladı.

1807- Anapa yeniden Rusların eline geçti.

1809- Kazak Atamanı Bursak Şapsığlara saldırdı, 18 köyü yok etti, bin kişi öldürdü, otluk alanları ve buğday tarlalarını ateşe verdi. 

1809- Jankhot Dokhshukin and Atazhuko Atazhukin Kabarda’da yapılan kurultay sonrası prens olarak seçildiler.

1810- Abhaz Prensi Hıristiyanlığı kabul ederek, bir prenslik olarak Rusya’nın gönüllü koruması altına girdi.

12 Ocak 1810- Çerkesler İvanovskaya ve Stebliyevkaya Kazak yerleşimlerini bastılar ve yağmaladılar. Olginsk Kalesin’de kale komutanı Albay Tikhovski ile 146 Kazak’ı öldürdüler. 40 Rus askerini de tutsak aldılar, Çerkesler de 500 kayıp verdiler (-Bu yerleşimler Kuban Irmağı sağ yakasında ve hâlen şimdiki Krasnodar kentinin batısındadır- hcy). (Vestnik Vladikavazkoyjeleznoy dorogi)

1811- Petesburg’a bir delegasyon gönderildi. Delegasyon barış olmasını ve II. Katerina döneminde 1771 yılında Kaberdeylere verilen hakların iadesini talep etti.

1812- Reded soyundan Petre Lopuhin’in oğlu  Pavel Oteçestvenne savaşında kahramanca savaşarak, General-Teğmen rütbesine yükseldi.

1812- Bükreş Antlaşması: Napolyon-Rus savaşı. Ruslar Çerkesya’da ki çoğu birliklerini geri çekti.Osmanlı ile Bükreş antlaşması imzalandı.Batı Çerkesya prenslikleri ile Rus anlaşmaları fesh edildi ve Çerkesya’nın bağımsızlığı bir kez daha tescillenmiş oldu.(Anapa ile birlikte, kuzeyde Kuban Irmağı ağzından başlayıp güneyde Bzıb (Psıb) Irmağına ulaşan Çerkesya kıyılarının denetimi Osmanlı müttefiki Çerkeslerde kaldı.)

1812-7 eylül- Çerkes savaşçı Boletıko Kaybıy (Болэтыкъо Къэйбый)Borodino Ovasında yapılan savaşta bir atlı grubunu yanına aldı grubu Fransız toplarının üzerine vardı; topçuları dağıttılar ve topları bir bir ele geçirmeye başladılar.

1812-Boletıko Kaybıy’a tuğgeneral rütbesi (генерал-майорыцIэр) ve 4. dereceden – Hıristiyan- Aziz Georgi nişanı verildi

1812- Şapsığ soylularından (werq) Dolet- Cerıye (Devletkeri) (3) oğlu Meğureko PşıkuyTürklerle Fransızlar arasında yapılan dört savaşa da katılmıştı. 1812 yılında Fransızlara karşı büyük bir yiğitlik gösterdi, savaş tarihine adını yazdırmayı başardı.

1813- Abdzax liderler Boletoko’ya destek için Türklere Rusların hareketlerinden rahatsız olduklarını bildiren bir heyet gönderdiler.

1814 Mart- Rus generali Kuban Irmağını geçerek Prens Misost Bolotoko’ya desteğini gösterdi.

1814- Chemguy(Temirgoy) Federasyonu iki parçaya ayrıldı.Biri Ruslarla savaşı savunan Prens Janbulat Boletoko  tarafından diğeri ise Ruslar ile iyi geçinen büyük prens Misost Boletoko tarafından yönetilmeye başlandı.(1)

1815-Ruslar Osmanlı ile olabilecek yeni bir zıtlaşmadan çekinerek Misost Bolotoko’yu yalnız bıraktılar

1818- Çeçen başkenti Grozniy işgal edildi.

1820- Çerkesya’da “Çerkes(Adige) Aslanı” namıyla ünlenen Hacı Guzbeg (Kuzbech Tughuzique)’in Hac dönüşü Kahire’yi ziyareti.

1823- General Yermolov,  Rus yönetiminde kabul edilen Kabardeydeki başkaldırıları bastırdı.Rus Çarlığı tarafından Çerkes köylerine saldırılar düzenlemeye başlandı ve 25 bin ailelik Rus kolonisi buralara yerleştirildi.Kabarda büyük oranda işgal edildi.

1823 Nisan- Prens Boloteko ve Skhum emrindeki 300 Çerkes süvarisi Rus askeri sathına saldırdı.(2)

1823 Mayıs- Çerkes süvarileri 320 rehine alarak Kruglolesskoe’daki büyük bir Rus kalesini yaktı.

1823, 8 Ağustos- 30 prens Boloteko Janbulat’ın Belaya Nehri ardındaki köyünde toplandı.(3)

1823,Eylül- Janbulat önderliğinde 800 süvari Rus topraklarına yöneldi(4)

1823,Ekim- Kazak alayı, Barsuk Nehri yakınlarındaki Sabl köyünde, Çerkeslerle karşılaştı. Janbulat’ın ordusu Kazakların tamamını yok etti.

1824-Nisan- Fransa kralının temsilcisi olarak Tiflis’te bulunan Chevalier Gamba’nın ricasıyla, daha önce, 12 yıl boyunca  Napolyon Bonapart’ın yakın  korumalığını yapan Adıge Memlûku Hozat Ali (doğ. 1778)  Rusya’nın Kuban yöresi yöneticilerince yaman bir savaşçı ve bir kahraman olarak ilan edildi.

1825- Adıgey’in şimdiki Tulski beldesinin bulunduğu yerde bir Rus askeri kalesi kuruldu. (Кубанский сборник, т. 17 (Kuban Koleksiyonu, s. 17)

1825, Temmuz- Maykop’a uzakça olmayan Mıyeko Irmağı kıyısında Pşı F. A. Bekoviç- Çerkasskiy (*) komutasındaki Rus Khersonskiy Alayı ile Abdzaxlar çarpıştılar. (Kabardey beyi, daha sonra general olacak ve 1828- 29 Osmanlı- Rus Savaşı’nda üstü General Paskeviç tarafından  Erzurum’a askeri vali olarak atanacaktır.)

1825,18 ağustos- General Veliaminov Abdzax Çerkes direnişçisi Hajı Tlam ın ikametini yaktı.Ruslar geri çekilmeye vakit bulamadan Çerkeslerden cevaben gelen saldırı karşısında kaçmışlardır.(5)

1826,Ocak – Janbulat Marevskoye kalesini yakar.

1826- Akkerman ticaret antlaşması – Rusya Karadeniz’de gemi bulundurmak hakkını elde etti.

1827- Temirgoy Federasyonun’un büyük prensi Missost Bolotoko öldü ve Janbulat Bolotoko bu unvanı aldı

1827- General A.R.Yermolov(1777-1861) görevinden ayrıldı.

1827,Aralık- 40 refakatçileri ile iki İranlı prens (pşı) Kuban yöresi Çerkesya topraklarına geldiler, Adıgeleri Rusya’ya karşı durmaları konusunda teşvik ettiler. Кубанский сборник (Kuban Derlemeleri)

1828- 28 Nisan- İran’la olan savaşı bittikten sonra Rusya Osmanlı ile tekrar savaşa girdi.

1828 -Çerkes beyi Pecıde (Begidov) Adılcerıye (David Grigoryeviç), Rus ordusunda dağıtılmış 3 atlı alayın birleştirilmesiyle oluşturulan bir birliğin komutanı olarak Tuğgeneral rütbesi ile Osmanlıya karşı savaştı.Ardından Moldova ve Eflak’da 5 alaydan oluşan ordunun komutanı yapıldı.

1828, Mayıs- Çerkes prensleri Urup Nehri kıyısında Janbulat başkanlığında bir araya geldiler.

1828,Mayıs- Kuban bölgesi komutanı General Emmanuel, Çerkesya’nın içlerine doğru kat ederek  Janbulat’ın kuzeni Heaolei Bolotoko’nun köyüne saldırdı fakat gece Çerkesler tarafından kuşatıldığı için geri çekilmek zorunda kaldı.

1828,4 Haziran-  Janbulat Bolotoko 5 Çerkes prensliği ve Türklerden oluşan 2000 süvariyle Rusya’ya olan seferlerine başladı

1828,6 Haziran- Janbulat Kuban bölgesindeki en büyük alaylardan biri olan, Khopyor Kazak alayına saldırdı. Ruslar paniğe kapılıp kaleye çekildi.

1828-Haziran- Rusların Kafkasya komutanı Earl Paskevich, İran’la olan savaştan dönerken, Gürcistan yolunu keserek Kabardey’in izole edilmesi emrini verdi. Kırkıncı Eğer taburu Kabardey’den Janbulata doğru ilerlemeye başladı.

1828-Haziran- Janbulat Khopyor alayının önündeki Podkumok Nehri’ni geçer ve izini kaybettirir. Volga Nehri civarındaki korumasız Rus köylerine doğru hareket etti. Sabahına Ulan emirlerinin ve Belgorodsky alayının yönetim merkezi olan Nezlobnaya kalesini yaktı.

1828-Haziran- Çerkes ordusu , Mariskaya kalesine uzak yüksek bir tepede tekrar konuşlandı. Rus ordusu gruplar oluşturmaya ve iki ana hat oluşturmaya başladı fakat çok dağıldı. Jembulat Rusların zayıf noktalarını keşfetti ve Volzhskiy alayının sol cenahına tüm gücüyle saldırdı. Donskoy alayı aceleyle oraya yetişmeye çalıştı fakat çok geçti. Sol cenah çoktan geri çekilmişti. Çerkes güçleri yaklaşan Rus güçlerini pala ve mızraklarıyla karşıladılar.Paniğe kapılan çoğu subay ve komutan geri çekilirken katledildi.

1828-Haziran- Sultan Aslan Giray, Aslan Roslanbek, Abdzax soylusu Jankhot Aşe isimli 3 prens öldürüldü ve Hajı Mirzabek Hamurzin ağır yaralandı.

1828-9 Haziran- Janbulat Baksan Vadisi’ne doğru ilerledi.

1828- Bjeduğ köylüleri kendilerine baskı uygulayan PşıHacemıko ile Pşı Axecego’ya (Akhecego) karşı baş kaldırdılar, ama başarılı olamadılar. П. Аутлев. Апэрэ Бжъэдыгъу пщы-оркъ зау (P. Avtlev. İlkBjeduğ Pşı- Verk Savaşı)

1829- Osmanlı-Rus savaşı Osmanlının yenilgisi ile sona erdi. Edirne  antlaşmasıimzalandı.Adige Beylikleri Rus İmparatorluğu’na bağlı sayıldılar.Osmanlılar Çerkesya’nın kıyı, yani Kuban ve Bzıb ırmakları arasında bulunan kıyı kesiminin denetimini Ruslara devrettiler. Ruslar bunu, tüm Çerkesya’nın uluslararası hukuka göre kendilerine bırakılmış olduğunu ilan ettiler. Çerkesler ise, Osmanlı yönetimine bağlı olmadıklarını, örneğin vergi vermediklerini, sadece müttefik olduklarını öne sürerek,1829 Edirne Antlaşması hükümlerini tanımadılar(6) Ruslar  işgal için sadece Kuzey Kafkasya’da 280.000 kişilik bir orduya sahipti

1832- Çerkesler, 12 topu bulunan bir Rus savaş gemisine saldırdılar.

1830- Bell, James Stanislau,  Lord Palmerston’un Çerkesya dağlılarına gönderdiği politik ajan. Görevi Çerkeslerin savaşa devam etmelerini sağlamaktı ve başarılı da olur. Takma adı Yakup Bey’dir.

1834- Çerkes Aslanı Hacı Khızbeç  komutasındaki Çerkes ordusu Abın Irmağı boyunda 700 Çerkes atlısı ile, 12.000 kişilik ve silah,top bakımından donanımlı Rus,Kazak ordusunu yendi.

1834,Mayıs- Çerkeslerin Bombory’e(Gürcistan) yakınlarına gerçekleştirdikleri başarılı deniz çıkarma harekatı, Rus komutanlığını şaşkına çevirdi.

1836,26 Ekim- Çarlık savaş gemisi Nartsiss, Soçi Nehri ağzı yakınlarında,  7 Çerkes kadırgası tarafından saldırıya uğradı. Sonrasında Rus kaptan Varnitskiy raporunda, Çerkesler’in organize şekilde savaştıklarını, saldırı sırasında Çerkes komuta gemisinin, uzun yelken direği ile diğer kadırgalara yerini gösterdiğini, şiddetli çarpışma sonucunda Rusların kaçtığını bildirdi.

1836- Janbulat Boletoko bir suikaste uğrayarak şehit edildi.(Eurasia Daily Monitor Volume: 8 Issue: 206)

1838- Ruslar Çerkeslerle çarpışarak, Soçi ve Tuapse ırmakları ağızlarını ele geçirip kıyı boyunca kale ve karakollar kurmaya başladılar. 4 Çerkes kadırgası ile Rus yelkenlisi Glubokiy arasında şiddetli bir çarpışma yaşandı.

1839/36?-ANAPA-Afepsip Bölgesinde Ubın nehri kenarında Havdıko Mansur (Kral Mansur) Başkanlığında büyük Çerkes Kurultayı toplandı. Çerkesya Bayrağı resmi bayrak olarak kabul edilerek karara bağlandı ve Anapa tekrar Çerkesya’nın Başkenti ilan edildi.

1840- BÜYÜK ÇERKES SALDIRISI VE BAHAR ZAFERİ-ABIN KALESİNİN HAVDIKO MANSUR(1766- 1846) KOMUTASINDAKİ ÇERKESLER TARAFINDAN RUSLARDAN GERİ ALINMASI. 24 Şubat- Çerkes Aslanı Hacı Khızbeç hayatını kaybetti.

1840-Kıyı boyundaki bir çok Rus istihkamlarını yerle bir eden Ubıh lider Degumuko Hacı Berzec kılıcını General Heimann’a vererek teslim oldu.

1840-Çerkesler Karadeniz kıyı hattı ile ülke içinden geçen Gelencik Hattı’na saldırarak bu hatları yıktılar ve kalelerin çoğundan (Şapsığ kıyısındaki kalelerden) Rusları atmayı başardılar.

Mart 1842- Ruslar, düzlüklerde bulunan köylere karşı saldırıya geçtiler. Bunun üzerine dağlarda yaşayan Abzehler,Şapsığlar, Wubıhlar, Hatukaylar, Yecerukaylar, Cemguylar, Besleneyler düzlüklerde Rus saldırılarına maruz kalan Adıgelere yardım için dağlardan indiler. Ferz nehri önünde ünlü zalim Rus komutan Zaas’ın ordusu ağır kayıp vererek geri çekildi.

Ekim 1842– 8000 Gürcü ve Mengrel süvarisi ile 10-12.000 Rus askerindan oluşan ordu Scotcha kalesine 8 mil uzakta olan Hamish gecidinde 5.000 kişiden oluşan Çerkes süvarilerinin saldırısına uğradılar. Rus ordusu 3500 kayıp verdi ve birçoğu sahilde onları bekleyen gemilere kaçtılar. Bir kısmı da Scotcha kalesine çekilerek savunmaya geçtiler. 400-500 kadarı da atları ve techizatları ile birlikte tutsak edildi.( Osmanlı devri, İstanbul ve İngiliz Gazeteleri.bknz.Belgeler)

1842-İmam Şamil’in ilk kez naibi Hacı Muhammed’i Abdzax bölgesi Çerkeslerine göndermesi. Abdzax Adıgeleri bu çağrıya destek verdiler. Adıge Beylerinden Daur Hashmaxuo İmam Şamil‘in Naibi Muhammed Emin‘in çağrısına cevap verdi ve 1849 yılında Laba bölgesine geçti.(M.A.DAUROV “Khabez. Aile Ansiklopedisi “, 2004)- bugün Karaçay-Cherkess ülkesi sınırlarında ki Çerkesler içinde Abdzaxlar, Besleneyler, Kabardeyler v.b. Adıge boylarının bir arada olmasının nedeni büyük oranda bundandır.

1843-44- Besleney prensliği Şamil’in Naibi Muhammet Halşi ile birlik olup savaşmaya devam ettiler. Yurtlarını terk ederek Labe ardına göç ettiler. Bir yıl sonra beyleri Kanoko  Ayteç vefat edince yeniden alıştıkları yurtlarına geri döndüler.

1845- Besleney Prensi Kanoko Ayteç 1845 yılında Kazak saldırısında şehit oldu.

1846- Çerkeslerin Kral olarak adlandırdıkları ünlü komutan Havdıko Mansur (İmam Mansur) hayatını kaybettti.

1846- İmam Şamil Çerkeslerle birleşmek için Kabardey bölgesine yürüdü, ama o dönemler Rus işbirlikçisi olan Kabardey beylerinin destek vermemeleri üzerine birleşme girişimi başarısızlığa uğradı.

1851- Nalçik’te ilk Çerkes okulu açıldı.

1853- Çerkeslerin silah devrimi yaptığı bir eserde gün yüzüne çıktı.”Yivli mekanizmalı kendi tüfeklerini yapmaya başladılar.İngiliz Ordusunda o yıllarda 40.000′in üzerinde misket tüfeği bu şekilde geliştirilmiş ve buna uygun olarak üretilir olmuştu.”(By captain L. E. NOLAN  (Lewis Edward)(1818-1854)–GENERAL CHARLES SHAW‘ın eserlerine dayanılarak)

1853-56- Kırım Savaşı. Çerkesler, Müttefik Avrupalı devletlerin baskısı nedeniyle Rusların elinde bulunan kıyı kalelerini, bu arada Navaginsk (şimdi Soçi), Novorossiysk ve Anapa kaleleri ile Taman Yarımadası’nın bir bölümünü geri aldılar

1854- Pşı Kanoko Adilgeri ,  dönemin Osmanlı Padişahı ile çeşitli yazışmalardan sonra beraberindeki  akraba ve bir grup seçilmiş tam teçhizatlı Besleney Şovelye ile birlikte İstanbul’a geldi.

1856- Paris anlaşması: Antlaşmaya göre, Karadeniz’in doğu kıyılarının (- Çerkesya-)Rusya’ya ait olduğu kayıt altına alındı.

1856-Temmuz; Rus birlikleri Anapa’ya yaklaştıklarında, Çerkes beyi Zaneko Seferbey, Anapa’dan ayrılıp  daha güneydeki Novorossiysk’e çekildi, ardından Natuhay ve Şapsığlara, Osmanlı Padişah’ına bağlılık  (фэшъыпкъэн) yemini ettirdi.“Tsuvıç Anjel (Цуук1 Анжел),Adıge tarihçi, Adıge Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi, Maykop”

1857 -Ocak- Tuapse Irmağı boyunda Seferbiy’in oğlu Karabatır ile Muhammed Emin arasında bir çarpışma yaşandı. Karabatır üstün geldi. “Tsuvıç Anjel (Цуук1 Анжел),Adıge tarihçi, Adıge Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi, Maykop”

1857-ABIN’DA TOPLANAN BÜYÜK ÇERKES KURULTAYINDA 60 ÇERKES BÜYÜĞÜ TARAFINDAN RUSLARA KARŞI SAVAŞA DEVAM KARARI ALINDI.

19.yy- Khelewıbat savaş yerine barışı öneren komutan. Osmanlı ve İngilizlerin kendi çıkarları için Adığeleri Çarlara karşı savaş için kışkırttıklarını, yalan söylediklerini ve yardım da etmeyeceklerini halk meclisinde açıkça söyleyerek uyaran ileri görüşlü büyüğümüz. Kale yıkan unvanını hakkıyla halkından almıştır.

1858,Haziran- Bletz, Mr. İstanbul/Pera’da yaşayan İngiltere elçiliğine mensup bir diplomat. Çarlık Rusya’sı askerlerinin geçerli sözleşmeleri ihlal ederek Çerkesya’ya yaptıkları saldırıyı Times gazetesinde yayınlayıp, kamuoyunun dikkatini çeker ve bu tür olayların tekrarlanmasını azda olsa önler.

1859- iMAM ŞAMİL GUNİB’DE RUSLARA TESLİM OLDU. Aralık 1859’da Zaneko Seferbey öldü, bir yıl sonra Natuhay Çerkesleri Rusya’ya boyun eğdiler.

1860- KABARDANIN İŞGALİ VE NÜFUSUNUN 1/8 İNİN OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRGÜN EDİLMESİ.

1861- BATI ÇERKESYA VE KABARDA-BESLENEY TOPRAKLARI ÇERKESYA ADI İLE BAĞIMSIZLIĞINI TEKRAR İLAN ETTİ,MİLLİ MECLİS KURULARAK SOÇİ BAŞKENT İLAN EDİLDİ.1862-Çerkeslerin üç önemli kişisinin (л1ышъхьэ)- Hasan Efendi, Hacı İsmahil Efendi ve Hacı Mıhamod’un da  (Хьаджэ Мыхьамод) yer aldığı bir Adıge grubu İstanbul’a gitti

1861,18 Eylül- Çar II.Aleksandr büyük bir törenle Çerkes ileri gelenleri ile görüşmek için bizzat Taman’a gitti ve Çerkeslerin teslim olmalarını isteyerek barışçı teklifler sundu.Çerkesler çoğunluk olarak bu teklifleri kabul etmediler ve savaşa devam kararı aldılar.

1862-Ağustos- Dağlıların üç önemli kişisinin (л1ышъхьэ)- Hasan Efendi, Hacı İsmahil Efendi ve Hacı Mıhamod’un da  (Хьаджэ Мыхьамод) yer aldığı bir Adıge grubu İstanbul’a gitti.

1862- Çerkesya Bağımsızlık Meclisi binası kıyıdan gizli bir çıkarma yapan bir Rus komando birliği tarafından yıkıldı. Başkent Soçi ele geçirildi ve yakıldı.

1683, 26 Ekim- Şapsığlar ateşkes istemek zorunda bırakıldılar.

21 Şubat 1864- Rus Daho Birliği  General Kont Yevdokimov’un komutasında harekete geçti ve Kafkas Dağları üzerinde bulunan geçidi buldu ve geçti, 23 Şubat’da kıyıya, Tuapse ırmağı ağzına vardı ve eski Velyaminov (Tuapse) kalesi ele geçirildi. (St. Petersbourg Gazetesi Kafkasya Bülteni, 19 Mayıs 1864)

1864. Mart- “L’Invalide Russe” dergisinin 78 ve 90′ncı sayılarında, Tümgeneral Heymann’ın komutasındaki bir birliğin Wubıhları bozguna uğrattığı ve bu topluluğa yıldırıcı bir darbe indirdiği bildirilmektedir

1864,MART- ŞUBEŞKH NEHRİNDE 100’Ü AŞKIN ÇERKES SAVAŞÇISI KANLI BİR ÇARPIŞMAYA GİRERLER. HAYATTA KALANLAR TESLİM OLUR VE ÖLDÜRÜLÜRLER.

1864-MAYIS- Ruslar Kafkas Savaşı’nın kendi zaferleriyle sona erdiğini Mzımta Irmağı yukarısındaki Çerkesce ismi ile Atkuace Yaylasında (şimdiki Krasnaya Polyana; Abhazca Kbaada) bir dini ayin ve askeri tören düzenleyerek ilân ettiler.

1864, HAZİRAN- OSMANLI TOPRAKLARINA SÜRÜLEN ÇERKESLERİN SAYISI 400.000’E ULAŞIR.

1865,Haziran- Dağlı Hakuç Çerkesleri teslim olmayarak direnişe devam ettiler.Ruslar kıyıdaki Aşe, Psezuape, Tuapse, Soçi ve Mzımta Irmakları havzalarını koruma altına almak ve Hak’uçlara boyun eğdirmek için Hak’uç Hattını kurdular.

1865,Ekim- kapsamlı bir askeri harekât yürüten Ruslar Hak’uçları yok ettiler. Ancak Hak’uç direnişi yer yer 1870’li yıllara, direnişçiler ölene ya da anlaşmalar yapılana dek sürdü.

1877, 1 Aralık- Plevne Savaşında Osmanlı ordusundaki gönüllü Çerkes süvarileri adıyla bir haber yapılmış ve başarıları anlatılmıştır.- Harper’s Weekly gazetesi.

1878, 11 Mayıs- Osmanlı topraklarındaki Çerkes göçmenleri beyleri aracılığı ile İngiltere parlamentosuna yazı yazdılar ve Ruslara karşı İngilizlerle beraber savaşmaya hazır olduklarını bildirdiler.(Osmanlı arşivleri)

19.y.y. sonları- Rus deniz savaş filosu için imal edilen ilk geminin adı “Reded –Kasogya Prensi” olarak konuldu.(Adığe Makh 26.09.2007-Meşbeş’e İshak’ın “REDED” isimli tarihi romanından bölümler)

*- Çerkesya Kronolojisi-1- Dr.Yedic Batıray Özbek 

**- Nekrasov Kazakları, Rusya’ya başkaldıran, yenilgi üzerine Osmanlı Devleti’ne sığınan Kazaklardır.

(1)Ama her iki prens de Temirgoy’u bir iç savaştan uzak tutmuş ve kişisel çekişmelerden kaçınmıştır.

(2)Savaş o kadar şiddetliydi ki Prens Skhum yanağından ,iki yanından birer mızrak ve omurga civarından bir mermi ile yaralanmıştı. Ruslar geri çekilerek Çerkeslere 19 adet de tutsak bırakmışlardı

(3)Kabardey’den işgaller sonucu batıya kaçan Çerkeslerin “otonktonluğu” Çerkes Direnişi’nin yeni ideolojisi olarak deklere edildi. Rus topraklarına saldırmak ve Kabardeyleri kurtarmak üzere karar kılındı

(4) Müfrezenin yarısını 18 yaşındaki Kabardey Prensi İsmail Kasey’in emrindeki Hajretler oluşturmaktaydı.Ruslar kumandanları Pobednov ve Isaev adlarındaki albayları Jembulat Bolotoko’yla savaştan kaçtıkları gerekçesiyle cezalandırmış ve bu subayların rütbelerini düşürmüştür.

(5) Rus belgelerinde bu olayla ilgili, Abadzekh savaşçılarıyla kamalar kullanılarak göğüs göğüse geçen çok kanlı bir muharebe denilmektedir

(6) Edirne antlaşmasının 7.Maddesi:  Osmanlı Devleti Çerkesya’nın Kuban Irmağı ile Bzıb Irmağı arasındaki Karadeniz kıyı kontrolunu Rusya’ya devretti .Çerkesya’daki Anapa ve Sucuk-Kale(şimdiki Novorossiysk) Limanlar/Kaleler dışında, Poti Limanı,Ahıska ve Ahılkelek de Rusya’ya bırakıldı. 

-Rus deniz subayı N.N. Sushev’e göre, “bir ticari gemiyi ele geçirmek için yapılan saldırı sırasında, Çerkesler ilk önce, üst güverteden yivli tüfekleriyle ateş açarlar, ardından kamalarıyla borda ederler, birkaç dakika içinde de herşey bitmiş olurdu.” Dubua de Monpere bu konuda şöyle aktarmıştır. “Eski çağlardan beri deniz soygunculuğuyla ünlü olan Mamay körfezi, Çerkesler için  merkezi bir üs konumundaydı.”

KAYNAKÇA:

-Compiled by WH Kazharov, JH Mekulov, Of Adyghe (Circassian) encyclopedia – Çeviri= Soner DAUR

-Nogmov, Sh.B. Istoriya Adyheiskogo Naroda. Ed. T. Kumykov (Nal’chik, 1994), p. 45.

-Akty Kavkazskoi Archeograficheskoi Komissii (AKAK). Ed. A. Berge (Tiflis, 1873), v 5, p. 857.

-James Stanislaus, Journal of Residence in Circassia during the Years 1837, 1838 and 1839, London: Edward Moxon, 1840 (2 vols).

-Jaimoukha, Amjad, The Circassians: A Handbook, London and New York: Routledge; New York: Palgrave, 2001.

-Khan-Girey, Sultan, Zapiski o Cherkesii [Studies on the Circassians], St Petersburg, 1836; reprinted: Nalchik: Elbrus Book Press, 1978.

-Longworth, John Augustus, A Year among the Circassians, London: Henry Colburn, 1840 (2 vols).

-Nogmov, Sh. B., Istoriya adikheiskogo [adigeiskogo] naroda [History of the Circassian Nation], Tiflis (Tbilisi)

-Adığe Makh 26.09.2007-Meşbeş’e İshak’ın “REDED” isimli tarihi romanından bölümler.

 

Araştırma-Derleme-Çeviri : S.DAUR

Kafkasya Dağlı Halkların Göçü ve Kısa TarihiKafkasyalıların Savaş ve Sürgünlerle Dolu 19. yy. Tarihi. Kafkasyalıların savaş ve sürgünlerle dolu 19. yüzyıl tarihi ve 19. yüzyılın tanınmış Kafkasya uzmanlarından biri olan Berje`nin iki çalışması... "Kafkasyalı Dağlı Kavimlerin Kısa Tasviri" ve "Dağlıların Kafkasya`dan Göçü" adlı çalışmaları bu kitabı oluşturdu. Bir anlamda Göç ve göçü gerekli kılan şartları diğer taraftan ise Kafkasyalı Dağlı halkları tanımak için kılavuz niteliğinde bir çalışmadır.

Doğru ile Eğri

Kasım 30, 2018

Doğru ile EğriValeriy N.Ratuşnyak'ın ''Kuban Kazak Kuvvetlerinin 300. Yıldönümü'' başlıklı makalesinde gerçekleri araştırma yerine Kazakları yüceltmeye çalışmasına cevaben bu kitabı yazmayı görev bilmiş bir bilim adamıdır İgor Y. Kutsenko. Kutsenko, Kafkas savaşları sırasında Rus ordusunda göre yapan I. Tolstoy'un Hacı Murat adlı eserinden aktardığı alıntılarla Kafkas halklarına reva görülen insanlık dışı ve vahhşice

Çerkes ulusunun tarihinde kara bir leke olarak kalan bu savaş sona ereli, bu sene 135 yıl oluyor. Bu duygu ve düşüncelerle, bugün bir daha bakıyoruz ulusumuzun kat ettiği yola, tarihimizin en yürek yakan sayfalarına. İlmi temellere dayanan, özel araştırmalarla desteklenen tarih çalışmaları biz Çerkeslerin geçmişi ile ilgili bir çok gerçekleri ortaya koyuyor ise de, hala söylenemeyenlerin, henüz ulaşamadıklarımızın daha fazla olduğu kanaatini hasıl ediyor, içinde bulunduğumuz zaman. Tarihin hiçbir dönemi göz ardı edilemez, ancak, milletin hayatiyetini ve gelişmesini daha yakından ilgilendiren konuları öncellikle ve daha bir ciddiyetle analiz etmeyi gerekli kılıyor hayat.

Rus-Kafkas savaşı tarihimizde ayrı bir yer işgal eder ki, onun başlayışı, cereyan tarzı ve bitişi hakkında yazan ve onu rasyonel bir izaha kavuşturmak isteyen her tarihçiyi iki kat sorumluluk beklemektedir. Birincisi, üzerinde çalıştığı bilimle ilgili, ikincisi de hakkında yazdığı kendi halkı ile alakalı. Bugün sorularımıza cevap verenlerin, bu iki sorumluluğun da gerçekten idraki içinde olduklarından kuşku duymuyoruz.

- Rus-Kafkas savaşı üzerine çok şey yazıldı, fakat bugün de onunla ilgili gerçeklerin yeterince dile getirildiği söylenemez. Hangi bakış tarzı gerçeğe daha yakındır?

- Doç.Dr. Kalmık Jılebi (tarihçi): Rus-Kafkas savaşı hakkında çok kimse yazdı ancak Kabardey ilim adamlarından, bana göre bu konuda daha çok çalışan ve konuya daha vakıf olanlar, Kumuk Tığuen, Kasımha Ali, Bıj Ali, Duman Hasan, Sokur Valera, Zdemıh Kasbolet ve Berzec Beresbi’dir. Bence, Rus-Kafkas savaşına bugünkü bakışımızla alakalı olarak, daha yazılacak çok şey var. Neden derseniz, gerçekler yeterince söylenmedi. Evvela, bu savaşın başlangıç tarihinin tam olarak açıklığa kavuşturulamadığını söylemek gerekiyor. İkinci olarak, bu zorlu savaşa ne ad vereceğiz; “Rus-Kafkas Savaşı”, yahut “”Kafkas Savaşları” demekle yetinecek miyiz? Bu ikisinin hangisinin daha doğru olduğu bugün de netlik kazanmış değil.

Rusya’nın tarihine göre bu büyük savaş, 1817 yılında başladı ve 1864 yılına kadar devam etti. Onlara göre verilmesi gereken isim de ”Kafkas Savaşları”dır. Bizim tarihçilerimizden Bıj Ali ile Kumuk Tığuen de bu görüş üzerinde gayet ısrarcıdırlar. Bu görüşü kabul edersek, o büyük savaşta Kabardeylerin bulunmadığı anlamı çıkmaktadır. Bunun doğru olmadığına, tarihçilerimizin son dönemlerde yaptıkları araştırmalar ve yazdıkları eserler tanıklık etmektedir. Bu bağlamda Rusya Kabardey’i bilfiil 60 yıl savaşarak işgal etti; 1768’ten 1825’e kadar. Bunu herkesten daha iyi bilen Kumuk Tığuen’ın neden “Kafkas Savaşları” demeyi tercih ettiğini anlamak mümkün değil.

Bu sözünü ettiğimiz görüşe katılmak, savaşın başlangıç yılı, yani 1817 yılı, 1763 yada 1768 ile değiştirilirse ancak mümkün olur.

Son dönem bazı Çerkes tarihçileri, ”Rus-Kafkas” savaşı şeklinde ifade etmektedirler. Ben bunu daha doğru buluyorum ve ben de bu anlayış üzerindeyim. Rusya’nın Kabardey ile savaştığı dönem, Kafkas savaşlarının ilk devresi kabul edilmeli. Şayet Rusya Kabardey’i önce işgal etmemiş olsaydı, Kafkasya’ya egemen olamazdı. Dolayısıyla Kafkas savaşlarının başlangıç tarihini değiştirmek icab ettiğine göre, adının da değiştirilmesi gereği üzerinde tereddüde mahal yoktur. Savaşan tarafların da Rusya ile Kafkasya’da yaşayan halklar olduğunun altının çizilmesi lazım. Yoksa ‘dağlılar’ birbirleriyle savaşmış değiller. Kafkaslı bazı münferit gurupların Rusya’nın yanında savaşmış olmaları, sözünü ettiğimiz bu durumun mahiyetini hiç değiştirmez.

Hatta söz konusu iki görüşten farklı başka bir görüşten söz etmek te mümkündür. Rusya’nın Çerkes halklarını(n topraklarını) işgali öne çıkarılırsa, ”Rus-Çerkes” savaşı diye de adlandırılabilir. Savaşın başlangıç ve bitiş tarihleri de, hiç kimsenin kuşku duymayacağı 1768—1864 yılları olarak tespit edilerek, Çerkeslerin özgürlükleri uğruna yüzyıl savaştıkları, önceleri gizleniyor idiyse de, artık bunu bilmeyen tarihçi pek yok.

İşte hem bütün bu görüşleri derinliğine incelemek, hem Rusya’nın da, Kafkas halklarının da tarihçilerinin katılacağı büyük bir toplantı/kurultay tertiplemek gerekiyor. Bunların hepsinin birlikte alacağı ortak karar doğru olurdu. Değilse her tarihçi kendi şahsi görüşünü söyler, halk da doğruları öğrenemeden devam eder gider.

- Betğon Seferbi (tarihçi-arşiv müdürü): Her şeyden önce “Rus-Kafkas savaşı” demek uygun düşmüyor. Kafkas adında bir devlet de ulus da yok. “Kafkas” adı coğrafi bir terimdir, yer ismidir. Devletler, uluslar savaşır birbirleriyle. Kafkas Savaşı denilebilir. (Nitekim) tarihte Kırım (doğu) savaşı denilen ve 1853-1856 yıllarında cereyan eden büyük bir çatışma görülüyor. Bu savaşta, Rusya bir tarafta, İngiltere, Fransa, Osmanlılar vd. bir tarafta savaştılar. “Kafkas Savaşı” der ve dönemini de belirtirsek, o zaman Rus ordusuyla Kafkas halkları arasında yüzyıl süreyle devam eden o amansız savaşı dile getirmiş oluruz.

Kafkasya için devletler, dört-beş bin yıldır birbirlerini yiyorlar. Ancak bugüne kadar, tarihe karışmamış uluslar için söylersek, Kafkas savaşlarının yeniden alevlenmesi, onu işgal etmiş olan, Moğol-Tatarların dağılmasından sonra olmuştur. Bu olay XV. Yüzyılın sonlarına tekabül eder.

- Doç.Dr. Zdemıh Kasbolet (tarihçi): ”Rus-Kafkas” (yada bazılarının deyişiyle “Kafkas”) savaşları üzerine yapılan tarih çalışmaları XIX. yüzyılın başlarından itibaren başladı. Rusya ‘dağlı’ halkları işgal ettikten sonra, tarih ilminde bu olayla ilgili iki yaklaşım tarzı ortaya çıktı. Birincisi, imparatorluk geleneği içinde “hükümranlık”, “kolonizasyon” kavramlarına dayanarak, ”bilgiden ve eğitimden yoksun” dağlıların işgalini her yönden meşru göstermekti. İkincisi ise, bize göre bunun hem başladığı, hem geliştiği yer Avrupa’dır. (İlk önce K. Marks ve F. Engels ile başladı). Bu bilge kişiler, bir çok çalışmalarında, gerçekler ışığında, Rus Çarlığının Kafkasya’da işlediği zulüm ve haksızlıkları, ona karşı koyan halkların yürüttükleri özgürlük mücadelesini ortaya koydular. Rus demokratlarından Belinski, Çernişevski, Gerşen ve başkaları da aynı görüşler doğrultusunda düşüncelerini açıklamışlardı. Ancak ne yazık ki, XIX. yüzyılın sonlarında ve XX. yüzyılların başlarında Rus Çarlığının yürüttüğü emperyalist politikadan söz eden çok az sayıda Rus vardır. Onların sesi de ülkede hiç duyulmadı.

XX. yüzyılda, Sovyet tarihçiliğinde, “dağlı halkların kendi ulusal bağımsızlıkları” uğruna mücadele ettiklerini ele alan hususi bir bölüme yer verilmişti. Ancak bunu, “kendi arzusuyla büyük devlete katılanların” yürüttüğü faaliyetler olarak yorumluyorlardı. Bununla amaçladıkları da, SSCB doğmadan çok önceleri, halkların kendi rızasıyla birleştiklerine halkı inandırmaya çalışmaktı.

Gerek Sovyetler döneminde, gerek ondan sonraki Rus tarihçiliği anlayışında, Çarlık döneminde temeli atılan, “jeopolitik hedeflerin” korunmuş olduğunun özellikle altını çizmek lazım. Bunun altında yatan mantık, “öteden beri Rusya’nın sınırlarını genişletiyor olmasını” meşru göstermektir. 80’li yıllarda Kafkasya üzerine yapılan çalışmalarda,utanç duyulacak bir durum gibi ortaya çıkan “Dağlıların yayılma politikası (bghırıs ekspensiyonizm)” üzerine kurgulanmış bir görüş doğdu. Bu görüşe göre haksızlık yapanlar, Çerkes, Dağıstan ve Çeçen halklarıdır (bkz: M.M. Bliyev’in çalışmaları). İddiasını şöyle açıklıyor: ”Neden derseniz, onların öteden beri adetleriydi başkalarına baskınlar düzenlemek.” Bu tür çalışmalar özel amaçlara hizmet ediyor; Kolonyalist savaşın en önemli gerekçesini inkar etmek, Çerkeslerle başka ulusların soykırımını gizlemek, başka devletleri saf dışı bırakıp, Rusya’nın egemenliğini pekiştirmek.

Ülkemiz tarih ilminin, kabul edilebilir en gerçek yanı, Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı savaşla, zulümle topraklarına kattığı, yanına çektiği ve bu devletin Çerkesleri ve diğer bazı dağlı halkları soykırıma (jenoside) tabi tuttuğuna tanıklık eden bölümüdür.

- Merzey Aslan (tarihçi): Ben, Rus- Kafkas savaşına, Çerkeslerle Rus devletinin her iki tarafın sadece kendi amaçlarına ulaşmak için (Çerkeslerin amacı bağımsızlıklarını korumak, Rusya’nınki Kafkasya’yı işgal etmek) yürüttükleri bir mücadele olarak bakmıyorum. Bu (savaş), iki ulusal kültür(ün), anlam ve içerik, öz itibariyle hiç de kıyaslanamayacak iki uygarlığın yüzleştiği bir savaş… İnsana saygı duymanın, onun onurunu ve özgürlüğünü korumanın –ki, Çerkes uygarlığının temeli buydu. Çerkeslerin en önemli ve üst geleneği olan work xabze (soylu/aristokrat geleneği) buna hizmet ediyordu. Rusya’ya gelince, orada aslolan devletin egemenliği ve yasaların işlemesiydi. Dolayısıyla, onur, şeref, özgürlük gibi değerlerin pek önemi yoktu. En üst düzey bürokratından tutun da özgür olmayan çiftçilere kadar, herkesin kölesi durumunda bulunduğu devletin gücü ve yetkisi sınırsızdı. Rus halkı onurunun ayak altında oluşuyla, özgürlükten yoksun oluşunu devletinin başarılarıyla “telafi ediyordu.”

Çerkeslerin düşüncesi farklıydı; her birey özgür olarak kendi onurunu koruyarak yaşamıyorsa, halkın gücünün, yada özgürlüğünün bulunabileceğini hayal bile edemezlerdi. Bu kadar büyük anlayış farkından kaynaklandığı kanaatindeyim, bu kanlı savaşın o kadar uzun sürmesinin, Çerkeslerin büyük ekseriyetinin (%95’nin) kırılmasının ve ülkelerinden sürülmesinin nedeninin. Doğrusunu isterseniz, emperyalistler, Çerkeslere galip geldiler, ancak onlara istediklerini yaptıramadılar.

- Kuşhabi Anzor (tarihçi): Evvela, Kafkas tarihi üzerine çalışan ilim adamlarımız, bugüne kadar, o savaşa verilecek isim konusunda anlaşmış değiller. Bazıları “Kafkas savaşı” demeyi daha uygun buluyor. Kimileri de “Rus-Kafkas savaşı” demenin daha doğru olacağını söylüyor. “Rus-Kafkas savaşı” demeyi kabul etmeyenler şu gerekçeleri ileri sürüyorlar:

1.Kafkas adında bir devlet yoktu.

2.Güney Kafkasya’nın (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) kendi arzusuyla Rusya’ya katıldığını söylemek mümkün.

3.Kuzey Kafkasya’da Rus ordularına karşı, Çerkesler, Dağıstanlılar ve Çeçenler savaştılar. Böyle olunca, Rus-Çerkes savaşı, Rus-Dağıstan savaşı, Rus-Çeçen savaşı (da) denilebilir. Savaşlar hemen hemen aralıksız yüzyıl devam etti.

“Kafkas Savaşı” denilmeye Rus Çarlığı zamanında başlanmıştı. Bunun ne anlama geldiği de tam olarak anlaşılmış değil.

Bana göre , “Rusya’nın, Kuzey Kafkasya’yı işgal ettiği dönem” demek daha doğrudur. Başka ülkelerin tarihçilerinin çalışmalarında bu ifadeye rastlanmaktadır.

Son zamanlarda bu savaş hakkında birkaç eser yayınlandı. Bence şunların daha gerçekçi olduğu kanaatindeyim:

-Zdizdariye G.A., Mahacirstve i Problem İstori Abhazi XIX Stoletiya, Suhum, 1982,

-Kasımxe A., Genosid Adigova, Nalçik, 1992,

-Berezc Nihat, İzgyaniya Çerkesov, Maykop, 1996.


Bu arada yalan yazan ve (“bilimsel temelden yoksun” denilen) eserlere de işaret etmek lazım. 1944 yılında Moskova’da yayınlanan “Kavkazskaya Voyna” adlı eser buna bir örnektir. Onu Asetin tarihçilerinden Bliyev M.M. ve Degoyev V.V. yazdılar. Bunlar, Kuzey Kafkasya’da yaşayan halkların gelişmediğini, diğerlerinden geri kaldığını ve savaşmaktan başka bir şey bilmeden yaşadıklarını yazıyorlar. Bu halkların, Rusya’nın sınırlarına baskınlar düzenlediklerini, soygun yaptıklarını ısrarla yazıyorlar. Rusya’nın da bunları durdurmak, hadlerini bildirmek ve onları “uygarlaştırmak” için Kuzey Kafkasya’da mecburen savaşmak zorunda kaldığını ileri sürüyorlar. Bu yalanı uyduranlar, Rus çarlığının kendi politikacılarıydı. Bizim ilim adamlarımız bunu reddeden görüşlerini bir çok konferanslarda dile getirdiler.

Terminoloji ile ilgili olarak şunu da söylemek istiyorum: İlim adamlarımız çoğu defa, bu savaşı, özgürlüğünü yeniden elde etmek için yapılan bir mücadele olarak yazıyorlar. Bunun pek doğru olduğu söylenemez. Neden derseniz, Rusya o zaman henüz Kafkasya’yı ele geçirmiş değildi. Onu gerçekleştirmek için çalışıyordu. En doğru tanımlama “özgürlük mücadelesi” demektir.


- Rus-Kafkas savaşıyla ilgili araştırmalar konusunda bugün ne gibi noksanlıklar görüyorsunuz?

- Kalmık Jılebi: Noksanlık ararsanız onu her yerde çokça bulabilirsiniz. Doğrusunu söylemek gerekirse, tarihçilerimiz son zamanlarda epeyce çalışma ortaya koydular, Rus-Kafkas savaşları üzerine. Bana göre şu anda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, Kabardey Çerkeslerinin, Rus-Kafkas savaşlarındaki tavrı/duruşu ne idi, onu net olarak ortaya koymaktır. Bu konuda yazılmış hususi bir kitaba ihtiyacımız olduğunda hiç kuşku yok. Böyle bir eser, eğip-bükmeden doğruları söylediği zaman bir anlam/değer ifade edecektir. Farklı görüşler olabilir, ancak Sovyet(ler) dönemindeki tarihçilerin yaptığı gibi, gerçekleri örtbas etmek doğru olmaz. Orta okuldaki öğrenciler için en son hazırlanan (“İstoriya Kabardino–Balkari”, Nalçik, 1995) kitapta, Rus-Kafkas savaşlarından söz ediliş biçiminden memnun kalmanın imkânı yok.

Betğon Seferbi: Bu soruya kitaplık çapında bir çalışmayla ancak doyurucu cevap verilebilir. Kısaca ifade etmek gerekirse, savaşa katılan iki tarafın, doğru-düzgün, net olarak, gerçekçi yada gerçeğe yakın bir şekilde yazılmayışıdır. Tarihçi hangi tarafı tutuyorsa, o tarafı haklı, diğer tarafı haksız gösteriyor. Noksanlık olarak bu yetmez mi?

Zdemıh Kasbolet: Çarlığın Kuzey Kafkasya’da yaşayan halkları ne şekilde ve nasıl hakimiyeti altına aldığı konusunda, farklı yaklaşımları ortaya koyan bir hayli makale yayınlandı 90’lı yıllarda ve bir hayli belge de ortaya çıkarıldı. Böylelikle savaşın cereyan tarzı zamanla daha belirgin hale geliyor. Çerkeslerin vatanlarını terk edip, Osmanlıya göç edişlerinde “din meselesinin” yada “İngiliz-Türk ajanlarının” faaliyetlerinin, değil birinci gerekçe, ikinci gerekçe bile olmadığı tarih ilminin özel kanıtlarıyla pekiştirilmiş bir realite olarak çıkıyor karşımıza. Bütün bunlara rağmen yine de Rus çarlığının, Kuzey Kafkasya’da yaşayan halkları egemenliği altına almasını ilim adamlarının yeterince araştırıp, analiz ettiklerini söylemek kendini kandırmak olur. Hatta bu büyük davanın ancak kapısını araladılar demek de mümkün. Bugüne kadar savaşla ilgili kavramlar ve savaşın adı(nı koymak) konusunda bile bir görüş birliğine varmış değiller. Brokgauz ve Yefron’un ansiklopedilerindeki “Kafkas Savaşı”na, sonradan, Sovyet(ler) döneminde yayınlanan eserlerde de (BSE, SİE (?) ve başkalarında) rastlanmaktadır. Ancak onun anlamını her yerde farklı gösterdiler. ”Mıhacirtsvo” tabiri, Adigelerin, Abazaların ve diğer halkların ülkelerinden zorla/zulümle sürülüşünün anlamını tam olarak karşılamıyor. Bu konunun sadece isimlendirmeden / kavramlardan ibaret olmadığının ilim adamlarınca (tarihçiler, siyaset bilimciler, edebiyatçılar) artık anlaşılmasının zamanı geldi. Pek yakın zamanda yayın hayatına giren eserlerde çok büyük hatalara rastlanmaktadır. Söz gelimi, yazarların çoğu, Çerkes, Dağıstan ve Çeçen tarihiyle ilgili ortaya çıkan yeni eserleri, Moskova, Rostov ve diğer büyük şehirlerde bulunabilecek yeni çalışmaları dikkate almıyorlar. Gerek ülkemizin, gerekse yabancı ülkelerin ilim adamlarının çalışmalarından muhakkak surette haberdar olmalıyız ve bu bilgileri de aklın rehberliğinde bir senteze kavuşturmalıyız.

- Merzey Aslan: Rus-Kafkas savaşları üzerine yapılan araştırmaların en büyük kusuru, ilim adamlarının, tarihçilerin çoğunun sadece Rus kaynaklarına müracaat ediyor olmalarıdır. Bu durum, objektif ve gerçekçi bir analiz yapamama sonucunu doğuruyor. Osmanlı, Kırım-Tatar, Avrupa kaynaklı çalışmalar hep göz ardı edile geliyor. Her türlü savaş, savaşın geçtiği yerle, savaşın cereyan tarzı ve savaşta yok olanların sayısıyla alakalıdır. Bu açıdan bakılırsa, Rus-Kafkas savaşının tarihte adı yok sanki.

Ayrıca, Rus-Kafkas savaşları hakkında yazarlarken, Çerkeslerin siyasi birlikten yoksun olduklarının özellikle altını çiziyorlar ve abartılı bir şekilde onların bölünmüş / dağınık bir halde yaşadıklarından söz ediyorlar. Oysa Çerkeslerin sadece kendi soydaşlarına değil, Kafkasya’da yaşayan diğer halklara da yardım ettiklerine dair, bizzat o savaşta bir çok örnekler var. Güçlerini birleştirip düşmana karşı koydukları da olmuştur (Şeyh Mansur döneminde olduğu gibi). Kısacası öteden beri söylenegelen, Kafkasya’daki halkların anlaşmazlık içinde yaşadıkları şeklindeki görüşü, Rus-Kafkas savaşlarına gerekçe yapmak için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Gerçek apaçık ortadayken buna nasıl katlanılır? Bu halkların çok eskiden beri var olagelen gelenekleri (sözgelimi atalık geleneği, “kan” (p’ur) alıp ergenlik çağına gelinceye kadar büyütüyor olmaları), onların, bugüne nazaran daha çok birbirlerine arka çıkmalarını ve birlikte hareket etmelerini sağlıyordu.

(“Asil çocuklar aileleri nezdinde büyütülmez, başka ailelere verilip orada yetiştirilir.”Kan” kelimesi samimi ve ciddi bir muhabbeti ifade etmek için kullanılır. ”Kan”ın asıl ailesine iadesi büyük ve hususi bir merasimle olur.” Tarihte Kafkasya, s. 349 – ç.n.)

Rus-Kafkas savaşından söz ederken, devleti de, düzenli ordusu da olmayan, zamanın / dönemin yürürlükte olan savaş kurallarını bilmeyen, aralarında birlik olmayan Çerkes boylarının nasıl olup ta güçlü imparatorluğun sayısız ordularına karşı koyabildiği üzerinde düşünmek gerekmez mi? Rus subaylarının tanıklığına göre yılda 40-50 bin asker yok ölüyordu Kafkasya’da. Kayıplarını da yeni birliklerle sürekli takviye ediyorlardı. Kazaklar hariç, Kafkasya’da bulunan Rus askerlerinin sayısı 250 binin altına hiç düşmedi. Napolyon’un 100 bin kişilik ordusunu yenen Rusya’ydı. Polonya’yı, Finlandiya’yı, başka devletleri ve nüfusu Çerkeslerden çok daha fazla olan halkları daha az zayiatla işgal eden aynı Rusya değil miydi?

Ulusumuzun düşmana karşı direnebilmesinde, başka kuvvetlerin doğmasına sebep olan, bizim kusur saydığımız şey (Çerkeslerin siyasi birlikteliği sağlayamayışları) olmalı. Rus generalleri, “Çerkeslerin düzenli, büyük orduları yok ki, savaşa son verecek (meydan) muharebesi yapalım” diye yakınıyorlardı.

- Kuşhabi Anzor: Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı işgali konusunda bizim cumhuriyetlerimizde, hiçbir bilim adamı şu an için derinlemesine ve ciddi bir çalışma yapmış değil. Bunun özel nedenleri var. Yöneticilerimiz, yahut sermaye sahibi kuruluşlar, yada başka birileri bilim adamlarına yardım etmiyor. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’da olup bitenleri anlatan sayısızca makaleler, yazılı belgeler var Moskova’da. İstediğini arayıp bulman için birkaç yıl orada oturmak gerekiyor. Aynı yöntemle Türkiye’deki arşivleri de taramak kolay. (Ancak) elde ettiğiniz belgelerin fotokopilerini, mikrofilmlerini çekmek için paraya ihtiyacınız var. İlim adamları eserlerini yayınlamakta güçlük çekiyorlar. Bütün bunlar için Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne ayrılan ödenek çok az.

- Konuya vakıf olmayan bazı bilgisiz kimselerin ağzından, Rus-Kafkas savaşlarına Kabardey’in pek fazla katılmadığı şeklinde sözler duymaktayız. Bu savaşın en başında kimseden kayda değer bir yardım görmeksizin yirmi-otuz yıl savaşı tek başına omuzlayan Kabardey için böyle bir yargıda bulunulması hiç hoş değil. Tarih ilminin, Kabardey’in itibarını ve onurunu kurtarmaya hizmet etmesinin zamanı henüz gelmedi mi acaba?

- Betğon Seferbi: Kafkasya’nın kıyısında, kenarında değil de, tam göbeğinde bulunan Kabardey’in, silah zoruyla / savaşarak ele geçirilmedikçe, Rusya’nın o ülkede tam egemenlik kurmasının mümkün olduğunu söyleyen kimse bakar-kördür ki, ona acımak gerekir, yoksa onu dinlemenin mantığı yok. Ne yazık ki, tarihçilerden birinin ortaya koyduğunu diğerinin anlaması için kapasitesinin yetmediği oluyor çoğu zaman. Değilse bu sorunun “Kabarda i Yermolov” adlı eserde kısmen cevaplandırıldığını söylemek mümkün.

- Zdemıh Kasbolet: Kabardey, esas itibariyle Rus-Kafkas savaşının başlangıcında olanca kahramanlığıyla ve en aktif bir şekilde bulundu. Gizlisi-saklısı olmayan araştırmacı için bu bir tarihi hakikattir. Bu konuda eser yazanlardan biri de benim.

Tarihçilerden kendisini Kafkasolog sanan bazıları, Rus-Kafkas savaşları konusunda Kabardey’den söz ederken, önceden (XVI. yüzyıldan XVIII. yüzyılın ortalarına kadar) Kabardey ile Rusya’nın anlaşıp, dostluk kurdukları hal üzere yazıyorlar son dönemleri de. Doğrudur, sözünü ettiğimiz dönem içinde, önde gelen Çerkes prens ve soyluların, kendi dönemlerinde savaş konularındaki anlaşmalarının mevcudiyetinden kaynaklanıyor Rusya ile Kabardey’in “görüş birliği içinde olması.” Ancak buna rağmen XVIII. yüzyılın ortalarında durum çok değişmişti. Tam bu sırada Rusya’nın devlet politikası, Kuzey Kafkasya’yı her yönüyle kendi egemenliği altına almak şeklinde ortaya çıkıyor. Kafkasya’nın tam merkezinde bulunan Kabardey’i işgal etmeden emeline ulaşmasının imkanı da yoktu. Kafkasya’nın dışına giden yollar Kabardey’in topraklarından geçiyordu. İşgal etmek için can attıkları Kafkasya’da Kabardey’in itibarı anlatılamayacak kadar büyüktü. Bütün bu nedenlerden ötürü emperyalist çapulcular önce o toprakları ele geçirdiler. XVI. Yüzyılın ortalarında her ikisi de eşit şartlarda düşmanlarına karşı koymak amacıyla, Kabardey her ne kadar Rusya’ya yanaşmış ise de, 1760’lı yıllardan itibaren yine yol ayrımında kalan ülkemiz tercihini yapmak zorunda kalıyor ve kendi bağımsızlığını korumak için (bu defa) Rusya’ya karşı direnişe geçiyor. Kabardey, savaştan bir yarar sağlayacağını yada başka bir çıkar yol olduğunu düşünmedi. Onun düşündüğü / hedefi ezelden beri sahip olduğu hayat tarzını, geleneklerini (xabzeyi) kendi topraklarında özgürce sürdürmek ve yaşatmaktı. Kanlı savaş, ağıtla bittikten sonra, Çerkeslerin ülkelerinden zalimce sürülüşünü, halkın kendi arzusuyla seçtiği çıkış yolu olarak gösteren bazı sahte “tarihçilerle”, düşük politikacılar, göze batan apaçık gerçeği istemiyorlar, isteselerdi görebilirlerdi. Hiç bir seçeneği kalmayan, ne yaptıysa da, kendisini müdafaaya bir türlü güç yetiremeyen bu halkın çıktığı İstanbul yolu, çok zorlu ve meşakkatliydi. Kolonyalizm nedeniyle başlarına gelen (felaket) sadece Kabardeyleri değil, tüm Çerkes boylarının gelecek kuşaklarını hem sayıca, hem kuvvet itibariyle perişan etti, güçten düşürdü. Halkın kendi gelişmesini sağlayan geleneklerini yıktı. Çok kadim zamandan beri üzerinde yaşadığı topraklar elinden alındı. Bugünkü bir çok acımızın kaynağı şüphesiz ki o savaştır. Kabardey’in bu savaşa katılmadığını yada az katıldığını söylemek uygun düşmez, insan onuruyla da hiç bağdaşmaz.

-Merzey Aslan: “Kabardey”in Rusya’ya kendi arzusuyla katıldığı” tezi üzerine ilmi çalışmalarını bina eden tarihçilerimizle, alışılageldiği gibi, bu konuyu bugün de “su yüzüne çıkarmaya” çalışan politikacılarımızın bir şekilde bu işte katkısı var. Oysa ki, bugün Çerkes ilim adamlarının çoğu, XVI. yüzyılda Kabardey’in Rusya’ya hiç de katılmadığı konusunda hemfikirdirler. Peki, olan neydi derseniz? Rusya Devleti ile bir grup Kabardey prens ve soylular savaşa ilişkin konularda birlikte hareket etme ve yardımlaşma kararı almışlardı, hepsi o kadar. Öte yandan Kabardey’in Rus-Kafkas savaşındaki konumundan söz edecek olursak, Kuzey Kafkasya’yı işgal hareketini bizim topraklardan başlattılar. Düşman için başka seçenek de yoktu. Zira sadece Çerkes boyları değil, diğer komşu halklar da, bir çok açıdan Kabardey’e bağlı olarak yaşıyordu.

İlk çatışma 1764 yılında meydana geldi. Ondan sonra Rus ordusuyla Kabardeyler arasında meydana gelen çatışmaların sayısı oldukça fazla. Yedi yıl savaşlarıyla (1779 yılında başladı) devam etti. Rus generallerinden Glazenep, Çiçiyanov, Kozirev, Yermolov ve diğerleri tarafından alevlendirilen bu soykırım ve kanlı savaşın ağırlık merkezi Kabardey idi. Rus subaylarının tanıklığına göre, Rus ordusuna karşı, açık/düz arazide savaşabilenler sadece Kabardeylerdi. Büyük veba salgını ile Rus ordusu Kabardey’in nüfusunu büyük oranda azaltınca, 1822 yılında 25 bin Çerkes Kuban ötesine hicret etti, mücadeleye orada devam etmek için. Bizzat Çarın generallerinin yazdığına göre, hajret denen bu “kaçanlar”, Rus kalelerine baskınlar düzenliyor ve düşmana büyük kayıplar verdiriyorlardı.

Kabardeyler herkesten önce savaşa girdi ve savaş bitinceye kadar da silahı bırakmadılar. Çerkes ulusunun içine düştüğü, sonu gelmez acılarla yüklü İstanbul yolculuğu (Yistenbılako) onları dünyanın dört bir tarafına savurdu. Rus hükümetinin emri altında ülkede kalan Kabardeylerin sayısı otuz bin kadardı. Bir zamanlar “Kabardey!” dedirtenlerin sadece yüzde onu kadardır bu. Yüzde 90’ı yok oldu, yada yabancı ülkelere göç etti. Kabardeylerin, milleti ve ülkesinin bağımsızlığı uğruna, canlarını feda ederek, o zorlu savaşın içinde, başından sonuna kadar yer aldıklarından kuşku duymak günahtır, vebaldir.

- Kuşhabi Anzor: Maalesef, önceleri, politik kaygılarla, Kabardey’in gerçek tarihi gizleniyor ve değiştiriliyordu. Söz gelimi, XVIII. yüzyılda Rus ordularının Kabardey’e baskınlar düzenlediği pek dile getirilmezdi. Oysa Rusya’nın, Kabardey topraklarının yarıdan fazlasını işgal etmesi, aynı yüzyılın son yarısında gerçekleşmiştir. Kısa aralıklarla devam eden bu savaşta, Kabardey’in nüfusunun yarıdan fazlası yok oldu. Rusya’nın egemenliği altına girmek istemeyenler, ülkeyi terk edip, Kuban’ın ötesine yerleştiler. Orta öğretimde okutulan kitaplara, Kabardey’in gerçek tarihini koymak lazım. İnsanımıza artık gerçek tarihini öğretmek gerekiyor.

- Büyük savaş tecrübesi yaşamış her ulusun görevidir; o savaşta yok olanların, kahramanlık gösterenlerin adını yaşatmak, nefretle anılmayı hak eden korkakları, hainleri de açığa çıkarmak. Dolayısıyla, konuyla ilgili şu sorumuza cevap verirseniz memnun kalacağım. Rus-Kafkas savaşları döneminde yaşamış olup, bugün adından saygıyla söz ettiğimiz herkes bunu gerçekten hak ediyor mu? Adını yaşatmamız gerekenlerin çoğu da yavaş yavaş unutulup gitmiyor mu acaba?

- Kalmık Jılebi: Bu sorunun cevabı üzerinde çok kimsenin konuşabileceğini sanmıyorum. Savaş yıllarında yazılmış, arşivlerde mevcut belgeleri iyi bilmeyen, söylencelere tam olarak vakıf olmayanların hata yapması kaçınılmazdır. Biz bugün çok az şey biliyoruz. Söz gelimi, 1768-1797 yıllarında Rus ordusuna karşı koyan Çerkeslerin ve bunlardan kimin daha aktif olduğunu, kimin kahraman unvanına layık olduğunu. Bu konuyu çok iyi bilen Sokur Valera’nın Çerkesçe hazırladığı çalışmaları, Rusçasıyla da insanların istifadesine sunmalıyız. 1794-1797 yıllarında cereyan eden halk ayaklanmasında aktif olarak yer alan Hatoğşoko Adelceri, Hamırza Hatoğşoko ve Abuk İshak ile ilgili haberleri daha geniş bir şekilde yeniden yazmak lazım.

Bana göre, Yermolov döneminde Kabardey’in uğradığı yıkım, tam olarak aydınlatılmamıştır. O savaşta yer alanların isimlerini hepimizin iyi bildiği de doğru değil. Jankhot Kuşuk’unki hariç. Adından hiç söz etmediklerimiz, Çar’ın yanında yer alıp, kendi halkına karşı savaşanlardır. Artık gerçekten onların adlarını anmanın ve yaptıkları haksızlıkları anlatmanın zamanı gelmiştir sanıyorum. Mesela, Fedor Bekoviç-Çerkaski, Temirkan Şıpş ve diğerleri.

- Betğon Seferbi: Epeyce zamandan beri bu konu beni şahsen rahatsız ediyor. Jankhot Kuşuk’un oğlu Kuşukupş ile Hatoğşoko Hatığşıko hakkında parlamentomuza müzakere teklif ettim.

Hain yada kahraman derken, hangi kriterlerle onları değerlendireceğimizi kendimize sormamız lazım. Rusya’ya hizmet edip, XVI. yüzyılda öncü olan İdar oğlu Temroko’nun izinden giden Çerkaskilere, Bekoviç Çerkaskilerden bir çok kimseye hain demek her halükarda uygun düşmez. Bu bakış tarzı, Han-Ceri, Neguma Şora, Kaz-Ceri, Kazdoko Lokman, Hatoğşoko Gazi ve daha başka bir çok ünlü Çerkes büyüklerine de gölge düşürecektir. En başta da Jankhot’un oğlu Kuşukupş’a… Kırımla Osmanlı’ya yönünü dönenleri de kınamak doğru değil. Her iki taraftan da Çerkeslerin hısım ve akrabaları çoktu. Bizim talihsizliğimizin esas sebebi, Tatar-Moğol Devleti dağıldıktan sonra ortaya çıkan, her ikisi de başa oynayan Rusya ve Osmanlı sınırında sayıca az olarak bulunmuş olmamızdır. Bu iki devletin, bizim kendilerine ait olduğumuzu, bizde hakları olduğunu iddia etmeleri de işin cabasıydı. Başka bir deyişle Çerkeslerle Rusların yada Çerkeslerle Türklerin (Kırım Hanlarının) arasında, eskiye dayanan kin ve düşmanlıkları sebebiyle uzun ve kanlı savaşlar yapmaları için herhangi bir neden olduğunu tarih göstermiyor.

- Zdemıh Kasbolet: Tarihini bilmeyen ulusun, geçmişi belirsiz, geleceği de karanlıktır. Her şeyden önce gençliğimizi vatanına bağlı ve özgürlüğü her şeyin üstünde tutan gençler olarak yetiştirmek için, atalarımızın kahramanlıklarını örnek göstererek eğitmeliyiz. Kültürümüzü, dilimizi, diğer uluslardan bizi ayıran özelliklerimizi korumak, onları yeniden ihya etmek, hayata geçirmek için daha önümüzde yapmamız gereken çok şey var. Kahramanlıklarla ve acılarla dolu tarihimizde, milletimize rehber olmuş üstün şahsiyetlerimizin var olduğunu anlamanın zamanı gelmiştir artık. Böyleleri adına ödüller konmalı, onların adları sokaklara verilmeli, onlar için ilmi, edebi eserler yazılmalı. Ayrıca genç kuşaklar, bizden öncekilerin, düşmana karşı nasıl büyük bir dirençle karşı koyduklarını, ne kadar büyük kayıplar verdiklerini, bir çok prens ve soylunun (pşı ve work’ın) çarlıktan yana olduğunu, savaş devam ettiği sürece doğudaki ve batıdaki Çerkeslerin birleşememelerinden dolayı, Rus ordusunun sırayla her iki tarafla da savaştığını bilmeleri gerekir. Geçmişte yaptığımız hatalardan bugün ders almalıyız.

- Merzey Aslan: Kahramanlarını anmak milli bir görevdir. Bu konuda atalarımız örnek alınmaya layıktır. Rus-Kafkas savaşlarında öne çıkan, savaşta daha aktif olarak yer alan herkes için Çerkesler kahramanlık türküleri yakmışlardır. Kahramanlarımızı iyi tanıdığımız söylenemez. Şamil, Hamzat, Hacı Murat ve Baysungur’un kim olduklarını bilmeyen kimseye ne Çeçenler ne de Dağıstanlılar arasında rastlayamazsınız. Daha 70’li yıllarda bile Çeçen ozanları, Rus-Kafkas savaşlarındaki kahramanları için türküler yakıyorlardı. Bugünkü yazar, kompozitor ve bestekarlarımızın, arada bir aşk temasından başlarını kaldırıp, atalarımızın gösterdikleri kahramanlıklar ve özgürlük anlayışları hakkında yazmayışları, besteler yapmayışları doğrusu çok gücüme gidiyor.

Bilmiyorum ama, halkımızın düşünce yapısı değişti galiba. Önceden, “önce şeref, sonra can” (“psem yape naper”) diye yaşayanlar, şimdi “zamana uyan yiğittir” anlayışı üzerindeler. Hoş bu ikinci hikmetli sözün anlamını değiştirdiler ve onu, ”nabza göre şerbet”, “sırtına ne yüklerlerse taşı”, “başını kurtarmaya bak” şeklinde anlıyorlar ve adete hep bu hal üzere yaşıyorlar Çerkesler bugün.

Rus-Kafkas savaşları döneminde yaşayan “Adige aydınları” dediğimiz (Kaz-Ceri, Han-Ceri, Neguma Şora vb.) kimselere gelince, bunlara halk kahramanları unvanı verilip, itibar atfedilmesine hem çok şaşıyorum hem de çok öfkeleniyorum. Onların hepsi çarlığa hizmet ettiler ve çoğu kendi halkının kanını döktüler. İçinden çıktıkları halkı (kendi soydaşlarını) yok etmek için gösterdikleri gayret ve çabanın şahididir yüksek askeri rütbeleri ve aldıkları nişanlar. Halklarına iyilik ettikleri doğru olsaydı şayet, haklarında ya bir türkü yakılır yada bir söylence anlatılırdı. Çerkeslerden kahraman çıktı mı derseniz, evet çıktı. Hem de bir iki değil, sayılamayacak kadar çok. Onların yaptıkları, sergiledikleri güzel davranışları örnek göstererek eğitmeliyiz gençliğimizi.

Alman tarihçisi Kuliyeviç bir zaman şöyle demişti: “Bir ulus, gücü varken ve bir şeyler yapmaya muktedir iken silahı bırakmışsa, onu tekrar eline almamak için, artık ömür boyu her türlü zulme ve aşağılanmaya katlanacaktır. Gelecek kuşaklar bunun utancını üstünden atamayacak, onların ardından gelenlerin de belini kıracak, güç bulamayacaklar ve bu böyle devam edip gidecek. Ancak ulus, bağımsızlığını, kanlı savaşlardan başını alamadan yitirmişse o başka. Bu mücadele ilerde onun işine yarayacaktır. Kahramanlığının eseri olarak yeniden ayağa kalkacaktır o ulus.”

Bu konuda atalarımızın hiç hakkı kalmadı. Canlarını verdilerse de ulusal onurumuzu, haysiyetimizi çiğnetmediler.

- Kuşhabi Anzor: Milletinin, devletinin bağımsızlığı uğruna mücadele eden insanları yüceltmek, onları kahraman ilan etmek, tüm dünyada bir gelenektir. Düşmanla birleşip, onunla birlikte kendi halkına karşı savaşanlar da tarihe kötü olarak geçiyor “karşıkahraman (hain)” dedikleri gibi. Ne yazık ki, tarihimiz bu açıdan çok parlak değil. Rusya’nın Kafkasya’yı işgal tarihi gerçekçi bir şekilde yazılamadığı için, bugüne kadar, o savaşa katılanlardan, adını yücelttiklerimiz, Çarlık ordusunda yer alan Çerkes subaylardır. Rus ordusunun içinde Çerkes köylerini yakanlardır, soydaşlarını vatanlarından sürenlerdir. Onların adını bir daha burada anmak istemiyorum. ”Resmi” tarihte var onların adları. Bizim tarihimizde daha çok gizli kalanlar, gerçek kahramanlardır. Vatanımızın bağımsızlığı uğruna Rus ordusuna karşı mücadele edenlerdir.

- Rus- Kafkas savaşlarıyla, şu son yıllarda Kafkasya’da cereyan eden hadiseler bize göre bir çok açıdan benzerlik arz ediyor. Siz bu olaya nasıl bakıyorsunuz?

Kalmık Jılebi: Rus-Kafkas savaşları döneminde, Rusya’nın yürüttüğü zorbalık ve haksızlıkların bir benzeri yaşandı yakınlarda Çeçen Cumhuriyeti’nde. Ondan önce İnguşya ve Kuzey Osetya’da (iki cumhuriyet arsında anlaşmazlık çıktığı zaman). Kazaklar kendi meselelerini ortaya attıkları zaman da. (Silah taşımanın serbest olması için yeniden karar almış olmaları, onların Rus-Kafkas savaşlarındaki soyguncu hallerini ve ne kadar zulüm işleye geldiklerini hatırlatıyor).

- Betğon Seferbi: Geçen zamanla, bizim zamanımızın benzerlikler arz etmemesi mümkün değil. Politikanın temeli, ona hayat veren, onu ayakta tutan şey, egemenlik kurma mücadelesidir. İlelebet hiç değişmeyecek şekilde çizilmiş devlet sınırları olmadı, yoktur, olmayacaktır da. Hal böyle olunca, her ülkeye, özellikle de güzel yerlere karşı muhteris/tamahkar ve oraya doluşmak için can atanlar olacaktır. Aynı şekilde, o ülkenin bağımsızlığını korumak fikri ve bu fikrin cesaret aldığı kuvvetler de…

- Zdemıh Kasbolet: Bugünkü uluslararası ilişkiler, Rus yöneticilerini, Federasyon’u oluşturan halkların tarihlerini bilmek ve onlara saygı duymak noktasında mecbur kılıyor. Kuzey Kafkasya’da yaşayan halkların ilim adamları, tarihçileri, önde gelen yazarları, halklarının kökeninin nereye kadar dayandığını bulmak, bir zamanlar toprakları işgal edildiğinde kaybettikleri devletlerinin tarihini yeniden yazmak, vatanlarından sürülen soydaşlarını tekrar nasıl getirebilecekleri konusunda büyük çabalar sarf etmektedirler. Gerek bilim adamlarının, gerekse politikacıların artık bundan böyle hata etmemeleri gerekiyor.

Kuzey Kafkasya’da yaşayan halkların, kolonizasyona tabi tutularak işgal edildiğini ve başta Çerkesler olmak üzere bir çok halkın jenoside tabi tutulduğunu, federal yasalar çerçevesinde herkese anlatmak gerekiyor. Kolonyalizmin çirkinlikleri ve XIX. yüzyılda bu yönteme baş vuranlar hakkında daha çok yazmak bizim görevimiz. Neden derseniz, bunları unutmak hiç doğru olmaz. (İşte) Rus-Çeçen savaşı bunun şahididir.

- Merzey Aslan: Bana göre Rus-Kafkas savaşı bugün de devam ediyor. Önceden halkımızı topla, süngüyle öldürüyorlardı. Şimdi kullandıkları silah ise farklı; alkol, uyuşturucu ve yanlış ideoloji. Yakın zamanda Çeçenistan’da cereyan eden hadiseler gösteriyor ki, Rusya, Kafkas “meseleleri” için “çözüm şekli” olan eski yöntemleri hala bırakmış değil.

- Kuşhabi Anzor: Doğrudur, XVIII.-XIX. yüzyıllarda ve günümüzde politik açıdan benzer bir çok olay görmekteyiz. Rusya’nın bugün de şovence düşünen pek çok politikacısı var. Onlar sürekli olarak Rusya’yı birkaç vilayete taksim etmeyi dile getiriyorlar. Bunun bir tek anlamı var, ulusal cumhuriyetleri yok etmek. Bu projenin başka hiçbir amacı yok. Bunun ilk adımı olarak nitelendirilebilir, ulusal adlarımızı taşımadan hazırlanan yeni kimliklerimiz.

- Kafkasya’da barışın egemen olması için ne yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

- Kalmık Jılebi: Kafkasya’da barışın olması için, insanların iyi bir yaşantıları ve iş-güç sahibi olmaları gerekir. Bugün Kuzey Kafkasya’da yaşayan insanlar, Rusya’da yaşayanlardan çok daha yoksul durumdalar.

Halklar arasındaki ilişkileri de sağlam ilkeler çerçevesinde düzenlemek lazım. Şu anda olduğu gibi, Rusya topraklarına ayak basınca, soyulma, rencide edilme gibi durumlar devam etmemeli. Kafkasya’da yaşayan halkların da, aralarında birlik ve beraberliğin olması için, kendileri sık sık bir araya gelerek, ekonomik ve kültürel bağlarını güçlendirmeleri gerekir. Topluma zarar verenler, halkımızın haysiyetiyle oynayanlar, ciddi bir şekilde hesaba çekilmelidir.

- Betğon Seferbi: “Barış içinde yaşamak istiyorsan savaşa hazır ol” diyor eskiler. Söz güzel söylenmişse de, bir çok hikmetler içeriyor ise de, söylendiği dönemin izlerini taşıyor, barut kokuyor. İnsanın savaşı bırakması zamanı gelmiştir, birbirlerini katletmek ve dinozorlar gibi yok olmak istemiyorlarsa. Barışın egemen olması için, bir tek şey gerekli: akıl. Bildiğimiz gibi, akıl, kısmet gibi dağıtılmış bir şey değil, o herkese verilmeyen derin düşüncenin dünyasıdır. İki akıllının kavga ettiği vaki değil. Boğuşmak, didişmek, birbirine eziyet etmek delilerin işidir(ki), ikincisinin tutsak ettiği kimseler oldukça çoktur. Bunlar, yerin altında olmaktan, üstünde olmanın daha iyi olduğunu bütün benlikleriyle kavramadan kavga ve katliamlar son bulmayacaktır herhalde.

- Merzey Aslan: Asırlar geçti, Kafkasya barışın ne olduğunu bilmeden. Bu, Kafkasya’da yaşayan halkların suçu değil. Suç, onlarla mütemadiyen mücadele eden düşmanlarındır. Kafkas halkları kendi aralarında anlaşmanın yollarını bularak, birlikte yaşadılar. Bu halklar arsında politik anlaşmazlık sebebiyle, bu topraklarda hiçbir savaşın cereyan etmemiş olması bunun delilidir. Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan yollar Kafkasya’dan geçiyordu. Şayet burada yaşayan halkların arasında savaş geleneği olsaydı, dışardan ülkeye ticaret için gelenlerin soyguna maruz kalmaları anlaşılır bir şey olurdu. Oysa böyle bir şey olmadı. Düşmanların ve art niyetlilerin kötü emelleridir, Kafkasya’ya huzur ve esenlik vermeyen.

Kafkasya’nın jeopolitik ve diğer açılardan önemini göz önüne alırsanız, bazen, arada soluk alma fırsatı tanısalar da, onu hiçbir zaman barış içinde yaşatmayacaklarını anlarsınız. Ancak bu o kadar tehlikeli değil, savaştan başını alamadan asırlar geçirdi atalarımız. Asıl tehlikeli olan, kendi milli kimliğini yitirip, başkalarının içinde eriyip gitmektir. Bu duruma düşmekten kendini koruyabilmenin yolu da ulusal bağımsızlıktan geçer.

- Kuşhabi Anzor: Bunların hepsini kaşıyan (sebep), Rusya’yı saran ekonomik, politik ve kültürel krizdir. İlerde devletin ekonomisi düze çıkar ve devlet politikası istikrara kavuşursa, Kafkas Cumhuriyetlerindeki yaşantının da düzeleceğini ve bugün için anlaşamadığımız bir çok konunun kendiliğinden yatışacağını umut etmek mümkün.

OŞHAMAHO, Mart-Nisan 1999, sayı: 2
Tarihteki Rus-Kafkas Savaşı hakkında açık oturum. Oturumu tertipleyen: KANIKO Zerine Çev. Erdal ÖZDEN

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Değerli büyüğümüz Yismeyl Özdemir Özbay'a Allah'tan Rahmet ailesine ve camiamıza baş sağlığı dileriz. https://t.co/568Ue3bIPa
RT @profdrhalukkoc: Rusya Fed.Ank B.elçisi Aleksey Yerhov;1820-1870 yıllarında her türlü eziyet,baskı ve zorla topraklarından sürdükleri Ka…
https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı