Thamade Kavramı

Aralık 25, 2018

Doğru ya da yanlış, çeşitli zamanlarda gençlerimizin THAMADE ve THAMADELİK konularını aralarında yazılı ve sözlü olarak tartıştıklarına tanık olmaktayız. Konularımızın sansür getirilmeden tartışılmasından yana olduğumu her zaman açıkça söyledim. Tabulaştırmakla ya da oluştuğu varsayılan tabulara sığınmakla kültürümüze ve kimliğimize kişilik kazandırmayacağımızda bir gerçektir. Bu anlamda bu yöndeki tartışmaların yapılmış olmasını da yararlı, hatta zorunlu buluyorum. Ne var ki kavramı her yönüyle anlamadan önce, kavramı öğrenmeden önce lehte ya da aleyhte olsa da tartışmaya açmak kanımca bazı sakıncaları beraberinde zorunlu olarak getirecektir.

Bu düşünce ile bu yazıda, daha geniş olarak yapmakta olduğum bir çalışmadan kısa alıntılar yaparak THAMADE kavramına bir açıklık getirmek istiyorum.

Öncelikle şu deyimlere beraberce göz atmakta yarar vardır.

Çünkü bu deyimlerin tamamı ve bunlara benzeyen başka birçok deyim yönetimle, yönetmekle, yöneticiyi görevlendirmekle ya da sevmekle ilişkilendirilebilir ve Thamade kavramıyla yakından ilgilidir. Deyimleri uzun uzadıya açıklamadan örnek olsun diye sıralayıp geçeceğim.

NEXIJ: Genellikle saygın kişiliği olan daha yaşlı kimse. 
VINAFE: Çıkan bir sorunu, bir problemi çözmek için yapılan toplantı ve alınan prensip kararları (Bunlar Xabze kuralları değildir. Karıştırmamak gerekir). 
VINEFEJ: Çıkan herhangi bir sorun, bir konu ya da olayın çözümünü üstlenen, Vinafe yapabilen kişi ya da kişiler (kurul). 
KENGEŞ: Akıl, bilgi ve deneyim danışma. 
KENGEŞEUĞ: Danışılacak, düşünmeye götürecek bilge kişi. 
XEXİN: Eylem olarak seçme fiili. 
XEXİNIĞE: Seçme eyleminin sürekli duruma getirilmesi. 
XEXE: Seçilen (burada genellikle aday tek ya da az sayıdadır). 
XADZE: Birçok aday arasından seçme.


THAMADE 
THAMADAĞE 
HABLE THAMADE 
KOAJE THAMADE 
XEĞEUG THAMADE 
JİLE THAMADE 
XEUK THAMADE 
THAMADE KODZE

Açıklamaya geçmeden önce, okuyucudan bir konuda özür diliyorum. Konuyu uzatmamak için farklı dil guruplarındaki kavramları ele almadım. Nitekim yaptığım çalışmada da ağırlıklı olarak Kabardeyce’yi aldım. Çünkü, o dille yetiştim. Kavramları genel olarak bu dille öğrendim. Bu dile aşinalığım var.

Adigece olarak sıraladığımız bu kavramlar, basitte olsa toplum niteliğini kazanmış olan topluluklardan başlayarak ulusal devlete, hatta imparatorluklara kadar her çeşit toplumda kendi dillerine özgü olarak vardır, olmakta zorundadır. Örneğin: Şef-Reis, Han, Kral, İmparator, Bilge, delege, yönetici, seçilmiş ya da seçilmemiş Lider vb. kavramlar bunlardan bazılarıdır. O halde konuya şöyle başlamak gerekiyor.

Thamade kimdir? 
Thamadeğe- Thamadelik nedir? 
Thamade kimler olabilir? 
Thamade nasıl olunur? 
Thamade olmanın koşulları nelerdir? 
Thamade seçilmeden olunabilir mi? 
Thamade’nin görevleri ve sorumlulukları nelerdir? 
Thamade kimlere karşı sorumludur? 
Thamadelik süreye ve göreve bağlı mıdır? 
Sürekli Thamadelik var mıdır?

Thamade Çeşitleri 
Bu soruların çokluğu okuyucuyu sıkabilir. Hatta gereksiz olarakta değerlendirilebilir. Bunu da saygıyla karşılamak gerek. Ne var ki tarih boyunca XABZE TOPLUMU olmakla gurur duyduğumuz ADİGE TOPLUMU bu kavramların hepsini ayrıntılı bir biçimde kurallara bağlamıştır. Doğrusunu isterseniz XABZE dediğimizde bütün bu kuralların toplamından başka bir şey değildir. Benim inancıma göre KÜLTÜRÜMÜZÜ- GEçMİŞİMİZİ, GEÇMİŞTEKİ TOPLUMSAL YAPIMIZI ANLAYABİLMEK İÇİN SABIRLI, HAZIMLI, SOĞUKKANLI OLARAK ÖĞRENMEYE ÖNEM VERMELİYİZ. KOLAYCILIĞA KAÇMAK BİZİ HİÇBİR KONUDA AMMA HİÇBİR KONUDA KURTARMAYACAKTIR.

Thamade Kimdir? 
Thamede, kendisine verilecek görev ya da görevlerin gerektireceği özellikleri taşımak koşuluyla, toplum ya da topluluk ya da onların temsilcileri tarafından, belirli bir görevi yerine getirmek üzere, görevlendirilen, belirli bir misyon ve statüyü belirli süreyle taşımak üzere seçilen kimseye denir. Bu anlamda Thamade, belirli bir görevi yerine getirmek üzere, belirli bir misyon ve statü ile seçilerek görevlendirilmiş kişi anlamında tanımlanmalıdır. Nitekim ADİGE XABZE' ye göre de böyledir. Burada çok önemli bir noktaya değinmek zorundayız. Thamade ile NEXIJ belirli görevde, zamanda ve kişide örtüşebilir. Ancak Thamade hiçbir zaman Nexij değildir. Nexij’de Thamade değildir. Bu iki kavramı kesinlikle birbiriyle karıştırmamak gerekir. Bu şekilde seçilmiş ya da atanmış olan Thamade, üzerine almış olduğu görevi tam yetkili olarak yerine getirmek zorundadır. Burada kendisini seçen ya da görevlendiren kişiler ya da kurullara karşı tam bir sorumluluk altında olduğunu düşünerek, tam yetki ile görevini yerine getirir, misyonunu tamamlar. Görevin sınırları içerisinde hiçbir yetki kısıtlaması yoktur.

Yine önemle durulması gereken bir konuda, yaşlılıkla Thamade 'nin özdeşleştirilmesi olayıdır.

Bilindiği üzere ADİGE kültürü hiçbir zaman yazılı olarak toplanmamış, yazılı biçime getirilmemiştir. Tersine sözlü ve uygulamalı olarak kuşaktan kuşağa süre gelmiştir. Bu durumda yaşın ilerlemesine paralel olarak bilgi ve deneyimin artmasına, birikmesine neden olmuştur. Bir yabancı yazarın dediği gibi Adıge Thamadeleri kendilerini propaganda ile ya da para ile kanıtlamamışlar, pratikte gerçekleştirdikleri eylemlerle bu unvana hak kazanmışlardır. Bunun içindirki yaşla Thamadelik çoğu kez örtüşmüştür. Ancak temel kural bu iki kavramın ayrı olduğudur. Nitekim belirli Thamadeler için yaş hiçbir şekilde aranmamıştır.

Thamadeğe- Thamadelik 
Adıge Xabze toplumunda Thamadelik hem kavram olarak, hem de kurumsal olarak oluşmuş ve toplumsal düzenimizde bir statü olarak yerini almıştır. Ayrıca bu kavramın toplumsal yapıda yer alması öyle yakın bir zamanda olmamıştır. Daha avcılık ve toplayıcılık dönemlerinde, görevin başarılması ve paylaşımın adil ve eşit olması için eşitler arasında Thamade seçilmeye ve görevlendirilmeye başlanmıştır. Geçen uzun tarihsel süreç içerisinde Thamadelik kavramı gelişerek daha çok toplumda saygı kazanarak bir kurum biçimine dönüşmüştür.

Bugün Tahamde'lik denilince Thamade'nin yetkilerini, özelliklerini, kimlerin Thamade olabileceğini, sorumluluklarını, görevlendiriliş biçimini, süresini, 
Thamadeliğin bitmesi ve bitirilmesini en ayrıntılı ve açık şekilde anlayabiliyoruz. Onun için Adıge Xabze’sine göre THAMADAĞE ya da THAMADELİK Thamade’den ayrı olarak ve soyut olarak toplumsal ve kuramsal bir olgu şeklinde ulusumuzda vardır. Toplumumuz devam ettikçe de var olmaya devam edecektir.

Kimler Thamade olabilir? 
Kural olarak, görevin gerektirdiği nitelikleri taşıyan ya da taşıyabilen herkes THAMADE olarak seçilebilir ya da görevlendirilebilir. Ancak burada bazı konuların daha açık olarak açıklanması gerekir kanısındayım.

Her şeyden önce Thamade olabilmek için: 
1) Akıl ve anlayış sahibi olmalıdır. 
2) Fiziksel ve zihinsel engeli bulunmamalıdır. 
3) Üzerine almış olduğu görevin bilincinde ve bilgisinde olmalıdır. 
4) Kişisel olarak yeterli deneyim birikimine sahip olmalıdır. 
5) Üzerine almış olduğu görevi (Thamadelik görevini) başarabilecek kadar yetenekli olmalıdır. 
6) Duygu ve düşüncelerini ifade edebilme ve ikna edebilme yeteneğine sahip olmalıdır. 
7) Suçlu ve toplumsal yaşama ters düşen bir aileden gelmemelidir. 
Kendisi toplumun gözünde davranışları ve sözleri ile güvenilir ve inanılır bir kimse olmalıdır.

Bunların dışında konuk olmaması, Adıge olması gibi ayrıntılı özelliklerde vardır.

Adıge Xabze kesin olarak bu özellikleri ararken geç zamanlarda özellikle bazı Adıge guruplarında feodalitenin gelişmesi, sınıfsal konumun güçlenmesi sonucu, Thamade seçilenler genellikle asil olarak adlandırılan aile ve kişilerden tercih edilmiştir. Hatta daha kötüsü sanki Thamadelik genetik olarak geliyormuş gibi bir anlayışın yerleşmesi de söz konusu olmuştur.

Adıge Xabze'nin zamanla Verk Xabze olarak anılmaya başlaması ne kadar yanlış olmuşsa, Thamade ve Thamadeliğin de bu şekilde anlaşılma ve uygulanması o derece yanlış olmuştur. Ne var ki her iki olguda toplumumuzda bir gerçeklik olarak yaşanmıştır, var olmuştur. Kanımca sağlam bir toplum kurmak istiyorsak, klasik anlamda ADIGE XABZE'nin anlayışına kesinlikle dönmemiz gerekmektedir. Kaldı ki günümüzde bu anlayış önemli ölçüde hem Kafkasya’da hem de diasporada değişmiştir.

Nasıl Thamade Olunur? 
Yukarında belirttiğimiz gibi, temel kural, Thamade 'nin seçilmesi ya da görevlendirilmesidir. Bu seçimlere ilk dönemde topluluğun hemen her bireyi katılmıştır. Hatta 
Kabardey tarihinde belirtildiği üzere ayakkabı giyen herkes bu seçimlere ve Xabze yapan toplantılara katılmıştır. Ancak toplulukların gelişmesi ve 
sayısal olarak çoğalması gibi olguların ortaya çıkmasıyla halkın tümünün katılımı yavaş yavaş delegelerin katılımıma dönüşmüştür. Nitekim aşağıda 
göreceğimiz Thamade çeşitleri bu açıdan sınıflandırılmıştır.

Thamade olabilmek için her şeyden önce kişisel olarak yukarıda saydığımız özellikleri taşımak gerekir. Bu özellikleri taşımayan kimse ailesi ve kendisi kim olursa olsun Thamade olarak seçilemez ve görevlendirilemez. Bunun dışında Thamade seçilmesini gerektiren sorunun ya da olayın doğmuş olması gerekir. Elbette, sonuçta da seçilmesi ya da atanması gerekir. Bunların dışında belirli Thamadelikler için zaman içerisinde Çarlık ya da Osmanlı halifesinden onay alındığı olaylarda olmuştur. Özellikle PŞI olunması durumlarında bu karşımıza çıktığı gibi, daha alt guruplardan Thamade olabilmek için PŞI'nın onayı gerekmiştir.Bunların ayrıntısına böyle bir yazıda girmenin olanağı yoktur. Umarım kitap çıktığı zaman bu yazıda belirtilen konuları ilgilenen okuyucu bütün ayrıntıları ile öğrenme olanağı bulacaktır.

Seçilmeden Thamade olunur mu? 
Yukarıda temel kuralın seçim ya da görevlendirme olduğunu, Thamadeliğin bir aileye ya da kişiye yaşam boyu verilmediğini belirtmiştim. Ancak toplum yaşamında bunun istisnalarını sıkça görmek her zaman olagelmiştir. Buna karşın, bu şekildeki Thamadelik istisna olarak kalmıştır. 
Bunlara ilişkin birkaç örnek vermek gerekirse: 
1) Thamade olarak seçilmediği halde Thamadenin ya da toplumun verdiği görevleri çok iyi ve sürekli olarak yerine getirerekThamadelik özelliğini kişiliğinde toplayan kimseler, seçilmediği halde toplum gözünde Thamade statüsünde algılanmıştır. 
2) Savaşlarda, bireysel kahramanlıklarda bu durum söz konusu olmuştur. 
3) Toplumda bilge insanlar çıkmıştır. Bunlar, olay çıktıkça ya da sorun oldukça kendilerine danışılan, seçilmedikleri ya da görevlendirilmedikleri halde, doğal olarak sürekli Thmade statüsünde kabul edilmişlerdir. 
4) Son zamanlarda seçimsiz olarak PŞI'lar tarafından bir çeşit atama biçiminde bazı kişilere Thamade görevi verilmiştir. 
5) Bunların yanında Pşıların Thamadeliğide zaman zaman söz konusu olmuştur.

Thamade’nin görev ve sorumlulukları 
Thamade olayına hizmet açısından bakıldığı zaman hiçte özenilecek bir statü değildir. Nedenlerini sıralayacak olursak; 
1) Öncelikle taşıması gereken özellikler ve yetenekleri seçildikten sonra da görevi sona erinceye kadar taşımaya devam etmek zorundadır. 
2) Yemek yiyişinden giyimine, adım atışından konuşmasına, oturmasından kalkışına kadar her türlü davranışına azami derecede dikkat etmek zorundadır. 
3) Beraberinde olan kişilerin maddi -manevi görevi süresince gereksinimlerini karşılamak ve onları korumak zorundadır. 
4) Davranışları ile görevini tam olarak yerine getirmek, ayrıca insani ilişkilerinde beraberindekileri inandırmak ve doyurmak durumundadır. Yerine göre hoşgörü sahibi, yerine göre ciddi bir gözlemci, yerine göre yargılama erkini kullanarak ceza verebilen, her koşulda Xabze kurallarını çok iyi bilip uygulayan bir kişilikte ve yapıda olması zorunluluğu vardır. 
5) Bütün bu görevleri yerine getirirken Thamade alçakgönüllü ancak hareket ve davranışları ile saygınlığı yaratabilen bir yapıda olmak durumundadır.

Thamade, kendisini seçen ya da görevlendiren kişilerin ya da kurulların istek ve direktiflerini yerine getirmekle yükümlüdür. Görevi bitirdiğini geleneklere uygun olarak teslim edinceye kadar da onlara karşı sorumludur. Doğaldır ki, Thamadenin bu sorumluluğu yalnız onlara karşı değil görevde bulunduğu sürece ilgili olan herkese karşı devam eder. Bu sorumluluğa karşılık, Thamade görevi boyunca tam yetkilidir. Çok ciddi olaylar çıkmadıkça azledilemez. Şikayetçi olan şikayetini Thmadeyi seçen ya da görevlendiren kurula bildirir. Görevi bittiğinde bu şikayet yerinde görüşürse Thamadenin yargılanması durumu vardır.

Thamade neden seçilir? Sorunlara bağlı olarak Thamade sınıflaması 
Toplumumuzun geçmişine baktığımız zaman açıkça görebileceğimiz gibi Adıge toplumu kendilerini XABZE denilen kurallarla ve seçilmiş ya da görevlendirilmiş ya da doğal olarak bu statüyü taşıma hakkını kazanmış olan Thamadeler aracılığıyla yönetilmiştir. Bunun tersini tezlerin tarihi gerçeklerle ilgisi yoktur, olamaz. Durum böyle olunca, her toplumda olduğu gibi Adige toplumunda da gerektikçe, gereksinim duyuldukça kural konulmuş, bu kuralları uygulayarak toplumu yönetecek ya da oluşan sorunları çözecek olan kişi ve kişileri de seçmiş ya da görevlendirmiştir.

Bu genel kurala bağlı olarak sorunları ve Thamadelikleri şu ana başlıklarda sınıflandırabiliriz;

1) Yönetim ile ilgili sorun ve Thamadelikler 
a) Savaşla ilgili olarak seçilen Thamadeler. 
b) Xabze yapımı ve yorumu ile ilgili olarak seçilen Thamadeler. 
c) Yönetmekle (Yürütme) ilgili olarak seçilen Thamadeler. 
d) Yargılama için seçilen Thamadeler. 
e) Diplomasi için seçilen thamadeler. 
f) Barış toplantıları için seçilen Thamadeler. 
2) Sosyal yaşamın düzenlenmesi için 
a) Hertürlü düğün yönetimi için seçilen Thmadeler. 
b) Gelin getirme (nisaşe) için seçilen Thamadeler. 
c) Cenaze töreni için seçilen Thamadeler. 
d) Sofra yönetimi için seçilen Thamadeler. 
e) Yolculuk için seçilen Thamadeler. 
f) Konuğun ağırlanması için seçilen Thamadeler. 
g) Her türlü yardım ve imece toplantıları için seçilen Thamadeler. 
3) Sorunun lokal olup olmamasına göre ya da sorunun gerektirdiği hiyerarşi gereği Thamadeler ve Thamadelik 
a) Hable Thamade - mahalle Thamadesi 
b) Koaje Thamade - Köy Thamadesi 
c) Xeğegu Thamade- Birkaç köyü kapsayan dar bölge Thamadesi 
d) Jile Thamade - Birkaç Xeğegu'yı kapsayan geniş bölge Thamadesi 
e) Xeku- Ülke Thamadesi

Bu sınıflandırmaları örnek olmak amacıyla genel anlamda yaptım. İşin özünde: Toplumumuz tarihi süreçte aktif ve hareketli bir yapı göstermiş, sık sık 
duyulan gereksinmeler ve sorunlar karşısında da kuralı ve kural uygulayıcısını yaratmıştır. Bu durumu aşırıya götüren bir Xabze yazarımız; “XABZE DÜŞÜNÜLMEDİ!” diyebilmiştir.

Genel biçimde sınıflandırmış olduğumuz Thmadelerin her görev için yukarıda sıralamış olduğumuz ilkeleri taşıması esastır. Ancak her göreve seçilen Thamade'nin seçildiği görevin ağırlığına uygun olarak ayrıca özellikleri ve yetenekleri taşıması da zorunludur. Aslında seçilirken bu ayrıntılara özellikle dikkat edilmiştir.

Thamade Kodza 
Thamade Yardımcısı diye adlandırılabilir. Thamade yardımcılığı statüsü Thamadelik kadar önem verilen bir misyon olarak Adıge Xabze uygulamasında yerini almıştır. Çünkü Thamadenin vereceği kararlarda, yapacağı davranışlarda yalnız bırakılmaması esas olarak kabul edilmiştir. Bunun yanında bayanlarla beraber yapılan yolculuklarda -gelin getirme gibi- ayrıca büyük Thamadeye bağlı olarak yine bayan thamade de görevlendirilir.

Sayın okuyucu, bu kısa tanıtma yazısını hiçbir iddia taşımadan yazdım. Amacım genç okuyuculara birazcık olsun yararlı olmaktır. Yazımı bitirirken şu önemli birkaç noktayı vurgulamak istiyorum .

1) Adı Thamade olduğu için kimse şaşırmasın. Bu kavram ve statü, toplum daha hafif deyimiyle topluluk biçimini almış olan her toplumda var olmuştur. Bundan sonrada var olacaktır. Bugüne uygularsak, bir cumhurbaşkanı, bir başbakan, bir bakan, bir meclis başkanı ve milletvekili ya da bir genelkurmay başkanı, bir vali ya da kaymakam, savcı ya da hakim herbiri kendi sınıfında bir Thamadedir.

2) Thamadeleri algılarken olumlu ya da olumsuz toplumsal tarih ve kültürümüzü yargıladığımızı unutmayalım.

3) Gerçek Thamadelik, aslında toplumun hizmet edeni, daha açık söyleyecek olursak, toplumun hizmetçisidir. Ancak buna karşılık hiçbir bedel almazlar. Üstelik çok çabuk gözden düşme durumları vardır.

4) Doğaldır ki günümüzde tanım ve analiz etmeye çalıştığımız anlamda Thamadelik pek yoktur. Ancak bunun nedeni de yalnızca Adige toplumu değildir. Çünkü, son yüz elli yıldır, hatta daha fazla bir sürede Thamadenin fonksiyonlarını sürekli olarak “devlet“ olgusuna bulaşması sonucu, başka kurumlar ve dinler almıştır. Ne var ki biz kültürel kimliğimize bu dönemleri ölçü alarak bakamayız, bakmamalıyız da.

5) Eleştiri hakkımız vardır ve kutsaldır. Ancak bunu inkar anlamında hiçbir zaman kullanmayalım.

Toplumuyla, Xabzesiyle, Thamadesiyle, gençliği ile hep birlikte tarihine, kültürüne, diline ve kimliğine sahip çıkabilen ve çıkan bir seviyeye ulaşmamızı dileyerek sözlerime son veriyorum.


Rahmi Tuna

Thamade

Aralık 14, 2018

Thamade; bana nasıl gel dersin 
Ve ben nasıl gelirim 
Nasıl terk ederim yurdumu 
Hürriyette esareti yaşarken 
Nasıl avuturum ruhumu 
Thamade, bana nasıl gel dersin 
Ve ben nasıl gelirim 
Nasıl sığdırırım elbruz dağını heybeme 
Yada nasıl içerim ağulgoh nehrini 
Hem bilmez miyim seninde biraz gücün olsa, 
Yurdumun bahtı gibi, halkımın bahtı gibi, 
O kara gemiye binmeyeceğini. 
Yok thamade, yok olmaz gitmem, gidemem 
Ben başka dağların suyunu içemem. 

Thamade 
Hatırlarsın o günü, sende ordaydın. 
Sende Elbruz da benimle aynı saftaydın. 
Nasılda sürmüştük atları, nasılda şendik 
Sanki savaşa değil, bir düğüne seferdeydik. 
Toplandık dağlarda yeminler ettik. 
Bir tekbir çekildi, hazıra girdik 
Sonrası tanıdık, sonrası bildik 
Sonrası çığ gibi dağlardan indik. 
Elbruz dağının eteğinde biriktik 
Boylamasına yüz atlıydık 
Enlemesine üç saf dizildik. 
Birden koptu kıyamet, 
Yırtıldı gök kubbe 
Gülleler yağdı tepemizden 
Cihan henüz nasibini almamıştı, 
Böyle bir hengameden 

Hamzat! Kardeşimdi Hamzat, ordaydı 
Son parçamdı ailemden 
Gençliğine doyamadım, 
Yeni çıkmıştı ondördünden 
Sende ordaydın Thamade, 
Sende ordaydın, sende gördün 
Sardılar etrafını, çembere düştü 
Sürdüm atımı yetişemedim 
Kafirin kılıcı sırtına düştü. 
Şehadet nuru alnına düştü 
Süzüldü aslanım kucağıma düştü. 
Sonra ay gitti, güneş söndü 
Öğlen vakti yıldızlar meçhule düştü 
Yaz gününde şimşekler bağrıma düştü 
Yer, gök, dağ, taş, deniz, toprak, 
Ve cümle mahlukat, karaya büründü 
Kırıldı kanadım kolum, bir yana düştü 
Yüreğime od düştü 
Canım yandı, dünyam karardı 
O şerefli şehidin, son sözü vatandı 
Yok thamade yok olmaz gitmem, gidemem 
Ben kardeşime yemin etmişim 
Yeminimden dönmem 

Savaş meydanında bulmalı beni ecel 
Sırtımdan vurulmalıyım 
Başımda babamdan kalma kalpak 
Bir tepede at üstünde durmalıyım 
Yavaş yavaş düşmeliyim atımdan 
Şehit olmalıyım, 
Önce başım çarpmalı toprağıma 
Sonra bedenim 
Sonra usul usul çıkmalı ruhum tenimden 
Ve toprağımda kalmalı cesedim. 
Kefen diye bayrağıma sarmalılar 
Makber diye siperlere atmalılar. 
Kartal olup dağlarımda uçmalıyım. 
Toprak olup vatanımda kalmalıyım. 
Yok thamade yok, olmaz gitmem, gidemem 
Ben bir savaşçıyım yün yatakta ölemem 

Kazma kürek tutmaz ellerim, ırgatlık yapamam 
Darıdan çavdardan anlamam, reçberlik yapamam 
Okuma yazama bilirim, müderrislik yapamam. 
Süsleyemem sözümü, hatiplik hiç yapamam 
Gerçeğimi bilirim, hayal kurup yazamam 
Ben tarih yazarım thamde, ben destan yazarım 
Öykü roman yazamam 
Yatak döşek aramam,dağda taşta yatarım. 
Yurdumda olayımda torak yer yaşarım 
Çar ın bütün ordusu gelip önüme dizilse 
Terk etmem vatanımı, binmem o kara gemiye 
Şehit bütün ecdadım, anam babam kardeşim, 
Bırakıp ta geçmişimi, nasıl çekip gideyim. 
Anlamam thamade savaştan başkasından 
Yapamam gurbet elde, kopamam toprağımdan 
Yok thamade yok olmaz gitmem, gidemem 
Ben bir Kafkasyalıyım, başka vatan istemem 

Thamade; bana nasıl gel dersin 
Ve ben nasıl gelirim 
Nasıl terk ederim yurdumu 
Hürriyette esareti yaşarken 
Nasıl avuturum ruhumu 

Oğuz Hüseyin ÖZDEMİR

Yaşamın içersinde çok çeşitli nedenleri olabilecek sevinçlerimizi mutluluklarımızı davetlere, kutlamalara dönüştürdüğümüz zamanlar çoktur.

. . .

Düğün, dua, doğum günü,milli bayramlar ve günler, aile içinde meydana gelen sevinçli olaylar, bir yere misafir olarak gitmek, bir yerden misafir gelmesi, eski dostların karşılaşması, toplantı, iş hayatındaki başarının ödüllendirilmesi ve bunlara benzer pek çok nedenle yapılan toplantılar (хъуэхъу) temenni konuşması yapılmadan olmaz.

Adigeler her zaman хъуэхъу/ h”ueh”u sofrasında bir araya gelen grubun töreye uygun, yakışır şekilde toplanıp dağılmasına önem verirler. Sofradaki büyüğün söyledikleri can kulağı ile dinlenir,onun izni olmadan konuşulmaz söze girilmez, gruplar halinde veya iki kişi arasında konuşma yapılmaz, toplantının başından sonuna kadar toplantıya vesile olan sevinçli olay paylaşılır, iyi dileklerde temennilerde bulunulur asla tartışma ve sürtüşmelere müsaade edilmez. Eski bir Adige sözü “iyi temenniler ile toplanıp, ağıtlarla dağılmayın” der.

İşte bu düşünceden dolayı da Adige sofrasında uyulacak kurallar çok açık ve çok katıdır. Herkeste bu kurallara harfiyen uymak zorundadır.

Kurulmuş olan o sofranın töreye uygun sürmesinden ve topluluğun sorunsuz dağılmasından o sofranın thamadesi sorumludur.

Her yaşlı thamade olarak seçilmez. Bir topluluğa thamade olacak kişide herkesin saygısını kazanmış olmak, kuralları ve töreyi bilmek ve uygulamak, dikkatli zeki ve pratik düşünebilmek, cemiyete hitap edebilmek ve sözünü dinletebilmek, tam ve uygun kararlar alabilmek yaşlı olmanın dışında aranan özelliklerdir.

Genç nesil çeşitli vesilelerle tertip edilen bu tür toplantılı yemeklere sık sık rast gelmektedirler. Buralara katılacak genç nesil bu tür toplantıların kurallarını ve uyulması gerekli prosedürünü bilmek durumundadır. Bu nedenle gençlere bir bilgi olması açısından bu konuda duyduklarımı bildiklerimi okuduklarımı ve yaşadıklarımı yazacağım.

Öncelikle toplanan insanların içerisinde saygın, nispeten yaşça büyük ve toplantıya vesile olan konu hakkında bilgi sahibi bir kişi (bu kişi gelen misafirlerden değil o çevreden ve o cemiyetin içinden birisi olacak) thamade olarak jant|eye (baş köşe) oturur.

Jant|e, sofranın kurulduğu o odanın içerisine gireni ve çıkanı görebileceği tüm odaya hakim noktadır. Thamadenin sağında ve solunda kalan oturma yerleri, thamadeden sonra gelen büyüklerin yeridir.

Gurupta misafirler varsa, bu misafirlerin yaşlısı thamadenin soluna, yerli grubun ikinci yaşlısı ise thamadenin sağına oturur. Diğer sofraya oturacak olanlar misafir ve yerli karışık olarak yaşlarına uygun biçimde otururlar.

(хъуэхъу) H”ueh”u sofrasında hizmet etmek, sofradakilerin ihtiyaçları ve istekleri ile ilgilenmek, yemeklerin içeceklerin uygun zamanda sofraya getirilip götürülmesi işlerini yapmak üzere genç bir gurup (şh’eğerıt-щхьэгъэрыт) görev alır.

(Şh’eğerıt-щхьэгъэрыт) yerlilerden, aileye yakın gençlerden seçilir veya sofranın büyüklüğüne göre daha fazla genç görev alır. Fakat genç olsa da bu kişinin güler yüzlü, saygılı, sofra kurallarını bilen birisi olmasına dikkat edilir. (Şh’eğerıt-щхьэгъэрыт) sofrada thamadenin sağ elidir demek pek de abartı olmaz. Bu kişiler genç olsalar da büyük bir erkek sorumluluğu ve davranışı göstermek durumundadırlar.

Sofrayı Thamade açar. Thamade bu açılış konuşmasında toplantıya neden olan konuya da değinerek sofrada bulunanlara davete icabetleri nedeni ile teşekkür eder ve kadeh kaldırır (бжьэ-bj’e).

Thamade kadehini bıraktıktan sonra diğerleri onun bu konuşması için kadeh kaldırarak içerler. Yemeğe ilk uzanması gereken de thamadedir,diğerleri bundan sonra yemeğe başlayabilirler.

Thamadeden hemen sonra misafir grubun thamadesi olarak oturan kişi kadeh kaldırarak konuşmasını yapar. Diğerleri, yani yaşlılardan isteyen veya gençlerden konuşmak isteyip izin verilen kişiler sırası ile konuşmalarını yaparlar.

İçkili toplantılarda h”ueh” söylenmeden kadeh kaldırılmaz, bu esnada (yani хъуэхъу-h”ueh”u söylenirken) ilk kadeh kaldıran da kadehi ilk bırakan da sofranın büyüğüdür gençler ondan sonra içmekte serbest olurlar.

Gençler için yakışanı her (хъуэхъу- h”ueh”u) söylenişinde elindeki kadehten bir yudum alarak bırakmaktır. Çünkü içkiyi alt etmiş kimse yoktur. Bu nedenle aşırıya kaçarak sofra adabına yakışmayan bir davranışta bulunmak cemiyete karşı saygısızlık olduğu gibi toplantının amacına da gölge düşürür ki, bu da büyük ayıp olarak kabul edilir.

“Evinde kendini eğit, sonra cemiyete gir” sözü bu tip nahoş durumlara sebebiyet verenler için söylenmiş bir sözdür.

Sofraya birisi geç kalmışsa gelen kişi cemiyete katılmak için izin ister buna gupmahuebj’e denilir. Thamadenin veya büyüklerin izni ile bu kişiye gupmahuebj’e (гупмахуэбжьэ-iyi dilek kadehi) verilir. Gelen kişi bunu içerek hizmet eden gence tekrar doldurtup kendisine ikram edene geri verir.

Bundan sonra ancak geç kalan kişi sofradakileri selamlar ve yaşına mevkiine uygun bir yere oturtularak sofradakilere katılır.

Bu tür toplantılarda olmazsa olmaz kural saygı ve sofra adabına uymaktır. Kendi başına sofradan kalkıp oturmak içeri girip dışarı çıkmak, yüksek sesle bağırarak konuşmak, kendi arasında fısıltı ile konuşmak veya gruplaşarak konuşmak geleneklere ve kurallara aykırıdır. Dolayısıyla ayıptır. Sofrada ne olup bitiyorsa her şey thamadenin veya onun yardımcısı olan yaşlının izni ile olmalıdır.

Kişi bu tür yerlerde temsil ettiği aileyi içerisinde yaşadığı cemiyeti utandırmamak için azami gayreti ve özeni göstermelidir. Sofrada iken sağa sola yaslanarak kaykılıp yayılarak oturmak ayıptır. O cemiyete ve temsil ettiği aileye karşı saygısızlıktır.

Bu tür toplantıları güzelleştiren en önemli şey Adige geleneğine uygun edep dairesinde toplantının sürüp gitmesi ve her şeyin olması gereken şekilde geleneğe uygun olmasıdır.

Sofra geleneğinin iki önemli ayağı (хъащ|эныш-h’aş’enış ve щхьаныкъуэ- şh’anık”ue) misafire kesilen hayvan eti ve sofraya getirilen yarım baştır.

Bu iki adet başlı başına bir seremonidir Adige sofrasında. Haş’enış sofraya en son getirilir, bu gelmeden misafirler sofradan kalkmaz, grup dağılmaz. Çünkü h’aş’enış adından da anlaşılacağı üzere gelen misafirler, toplanan cemiyet için kesilmiş hayvanın etidir ve bu şekilde gelenler için hayvan kesilmesi o gruba ve gelen misafirlere değer verildiğinin göstergesidir.

Misafirler artık kalkmak için isteklerini göstermeye ve yavaş yavaş gitmek için izin isteyip hareketlenmeye başlayınca h’aş’enış thamadenin talebi ile sofraya getirilir.

Bundan ayrı olarak thamadeye saygının bir göstergesi olarak da kesilen hayvanın sağ yarım başı ve göğüs kafesi ayrı bir tabakta thamadenin önüne getirilir. Bundan sonra thamade sofraya getirilen bu etin kesilme nedeni olan konuklara ve konukların toplanma nedeni olan konuya ilişkin bir konuşma yapar ve hep birlikte kadeh kaldırılır.

Thamade önüne gelen bu yarım başı kendisi kırar veya yanında oturan misafirlerin thamadesine ikram eder ki, bu durumda misafir thamade gösterilen nezakete teşekkürle bu yarım başı tekrar thamadeye iade eder. Çünkü o sofranın büyüğü ve sofrada düzenin sorumlusu olarak yarım baş thamadenin hakkıdır.

Sonuç olarak bu yarım baş, burun kısmı, göz çukuru ve başın arka kısmı olmak üzere üç parçaya bölünür (buna neh”ıj’ ah’e-нэхъыжь |ахьэ) büyük hakkı denilir. Ayrıca kulak (нэхъыщ|э |ахьэ-neh”ış’e ah’e) genç hakkı olarak verilir.

Başın dağıtılması şöyle olur: Önce kulağı kesilerek sofraya hizmet eden gence (şh’eğerıt) verilir ve duyduğu güzel gelenekleri ve kuralları kendisine örnek alarak hayatına uygulaması temennisi ile hizmeti için kendisine teşekkür edilir.

Thamade başın arka kısmını kendisine bırakarak burun ve göz çukurunu sağında ve solunda oturanlara ikram eder.

Bundan sonra misafir grubun thamadesi veya bir başka yaşlı, thamadeye bir teşekkür konuşması yaparak bu tür nice güzel toplantıda cemiyetin önünde içinde bulunması onları yüreklendirip doğru yolu göstermesi temennisi ile uzun ömürler diler, teşekkür ederler.

Bundan sonra leps (et suyu) içilmeden önce sofrayı açan thamade (şesıjıbj’e-uğurlama içkisi) adı ile kadeh kaldırır. Gelen misafirlere sağlıkla selametle evlerine ulaşmaları, güzel bir yaşam sürmeleri yine böyle güzel günlerde karşılaşmaları temennisi ile teşekkür konuşmasını yapar.

Eğer toplanan gurup için h’aş’enış kesilmemişse thamadenin önüne kesilen tavuk veya hindi eti ile birlikte ayrı bir tabakta (negeğu-mide) getirilir. Thamade bunu üçe bölerek bir parçayı kendisine diğer iki parçayı sağında ve solundakilere verir. Thamade bu parçayı sofradan kalkma zamanı geldiğinde yer, diğer iki kişi ancak bundan sonra yerler kendilerine verilen parçayı.

Bundan sonra grup thamadeye saygılarını sunarak yavaş yavaş dağılmaya başlar. “Cemiyeti bir arada tutabilen kişi bir cemiyet değerindedir” sözü işte bu tür toplantıları başarı ile sürdüren thamadeler için söylenmiştir.

Çeviri: Ergün Yıldız

Tley'in Öyküsü

Aralık 08, 2018

Sonuna kadar açılan konuk kapısında dik vücutlu, uzun boylu bir savaşçı belirdi. Sivri tepeli miğferindeki yarı erimiş kar kütlecikleri aşağı kayıp pervazdan damlıyordu. Gümüş grisi gür bıyıkları sarkıtçıklar halinde buz tutmuşlardı. Göğsünde bir gümüş kancayla kenetli geniş omuzlu yamçısını biraz yana kaydırdı, silahlı sağ elini ve fişekliğinin bir bölümünü açığa çıkarttı. Kapı çerçevesinin iki yanında kalan aralıklardan dışarısı görülebiliyordu. Saz damlı beyaz evlerle çevrili geniş avluya bazı pencerelerden, göz kırpar gibi yansıyan zayıf ışık huzmeleri dökülüyordu.

Açık cümle kapısından içeri bir atlı grubu girdi. Aniden, omuzlarında ne olduğu seçilemeyen bir yük ile kare düzeni içinde dört atlı ilerledi. Bunların hemen ardından eğeri boş bir at geliyordu. Daha gerilerde, henüz eve ulaşmamış, tek sıra halinde bir dizi siyah atlı yaklaşıyordu. Yokuş yukarı çıkıyorlardı. Derin kara bata çıka ilerleyen atların ayaklarından yayılan soluk gıcırtı insana tuhaf bir ürperti veriyordu.

Eve önce, önden gelen dörtlü girdi. Uçlarından birer savaşçının tuttuğu iki tüfek arasında beşik biçiminde gerili büyük yamçının üzerinde alev rengi kırmızı giysili bir genç yatıyordu. Hafifçe yana kaymış miğferinin altından kan pıhtılarının şakaklarına yapıştırdığı sarı saçları parlıyordu. Gözler açık fakat gözbebekleri hafif içeri dönmüştü. İki eli hala kamasının kabzasına yapışıktı. Kırmızı meşin çizmeler dizlere kadar çekili, altın işlemeli kırmızı kınında bulunan uzun kılıcı yanı başında duruyordu. Kusursuz bir genç kız yüzü kadar taze bu henüz sakalsız yüz, şuurlu bir yaratığın kesin bir ölüme yüce bir güçle göğüs gerişinin ifadesini korumaktaydı hala.

Hemen odanın ortasına serilen yatağın üzerine uzatıldı. Bu arada yetişen diğer savaşçılar, atlarını yamçılarıyla örtüp, kaşla göz arası bir çeviklikle dizginleri, avlu ortasında bu iş için özel olarak çakılı dev kuru ağacın budaklarına taktılar. Sivri miğferleri başlarında ve silahlı olarak yatağı çember örneği çevirip, kabzalarını yere dayadıkları uzun tüfeklerine tutunmuş durumda korkunç ve sessiz bir bekleyişe geçtiler. Bunların karşısına bereleri altın işlemeli genç kızlar ikinci bir dizi oluşturdu. Demir halkalı bir paçavra meşale, baca başından odaya kan rengi, dalga dalga, gür bir ışık saçıyordu. Avluda, atlar huzursuzluk içindeydiler. Köle haneden ve onun komşu evlerinden, aradaki mesafenin yarı boğuklaştırdığı, dibek sesleri sürekli duyuluyordu. Savaşın devam etmekte olduğu anlamını taşıyan bu sağır seslerin kaçınılmaz etkisiyle, savaşçıların burun kanatları kopacakmışçasına inip kalkıyordu. Cepheye sürekli barut gerekti. Aile ocağında barut hazırlayan kadınların savaşı, aralıksız sürmekteydi.

Kısa bir süre sonra içeri bir kadın girdi. Çember, bir yerinden hafifçe açılıp, yatağa yaklaşması için ona yol verdi. Bu, orada yatan gencin anasıydı. Uzun boylu ve dimdikti. Telaşsız bir yüzü ve antik tanrıça heykellerine özgü bir burnu vardı. Koyu renkli bir tül, oval yüzünü çevreledikten sonra sol omzunda yumuşak bir düğüm oluşturup, topuklarına dek süzülüyordu. Dudakları mutat tebessümünü, kaşları yay şeklini koruyordu. Güzel yüzünde herhangi bir heyecan belirtisini açığa vurabilecek en ufak bir gerilim izi sezilmiyordu.

Cenazeye yaklaştı ve yumuşak, şakacı bir tonla, "Ah oğlum, bu küçücük çocuk halinle böylesine şerefli bir töreni hak edecek ne yaptın?" diye konuştu.

Adığelerin en ileri gelenleri eksiksiz hazır bulunuyordu naaşın başında. Olanca gücünü kullanmasına rağmen yeğeni yolundan döndüremeyen amca, destanlara özgü mertlikleriyle ünlü prens, ardından sayısız kahramanlık ve aşk şarkıları bestelenmiş şık savaşçı, kısaca, şu ana kadar hiçbir gücün karşısında eğilmemiş o dimdik ve bembeyaz başlar, bu yüce ölümün karşısında sıradan, bükülmüş duruyorlardı. Prens, saygıyla ileri bir adım atıp, metin anaya şu cevabı verdi: "Oğlun bütün konularda bizi geçti. Bize ancak kendisine refakat etme şerefi kaldı."

Anne aynı soğukkanlılık ve sadelikle eğilip oğlunu gözlerinden öptü, çenesini kavuşturdu, kama ve kılıcını göğsünün üzerine çapraz olarak koydu, oğlunu son kez alnından öpüp odadan çıktı.

Diğer ölüm olaylarında olduğu gibi köy bu kez, kadın çığlıklarıyla çınlamadı. Zira gelenekte düşmanla savaşırken ölene ağlamak yoktu. Abla ve bacılar bu kurula saygılı kalmak için canlarını dişlerine takmış, kıyasıya dudaklarını ısırıyorlardı. Diğer evlerden koro halinde aralıksız duyulan dibek sesleri, barut hazırlıklarını ve savaşın devam etmekte olduğunu bir an olsun kimseye unutturmuyordu.

Küçük prens Guşaw, ürpertili, neşeyle parıldayan bu kırmızı giysilere bürünmeden önce uzun, uzun düşünmüştü. Çepeçevre, her tarafta, her şey kıyasıya yerle bir oluyordu. Civar köylerden göklere çılgın alevler yükseliyordu. Bu halleriyle vahşi bir törende birer paçavra gibiydiler. Ormanlar cayır, cayır yanıyordu. Bu arada defalarca bir zamanların asırlık ağaçları göklere uzanan alevli dallarıyla adeta evrenden umutsuzca imdat diliyor, çok geçmeden de dayanılmaz bir çatırtıyla ateş tufanına bir, bir pes ediyordu. Recep seyirci kaldığı bir dizi olayın ardından babasını da kaybetmişti ve bütün bunların üstüne son ölüm kalım toplantılarında, Prens Kangot tüm meclise hitaben haykırmıştı:

"Sizler Kabardey gururunuz uğruna gücünüzün kat, kat üstündeki umutsuz bir savaşı uzatmakta hala inat ediyorsunuz. Karşınızda sonsuz boyutlara sahip dev bir imparatorluk var. Düşüreceğiniz bir alayın yerine ellisi gelecek ve hepiniz yok edileceksiniz!"

Diğer erkekler hep birden ayağa kalkıp hep bir ağızdan; "Silahlarımız ellerimizde olarak, ayakta öleceğiz. Kimse düşmanın önünde diz çöküp yaşamak istemiyor."

İçten içe bütün karşıt çabasına rağmen Küçük Prens, ruhunun ta derinlerinde düşmanın boyunduruğuna düşme olasılığını fısıldayan kahredici bir esinti sezmeye başlamıştı. Bu düşünce onun körpe beynini acı, acı sızlatıyor, damarlarındaki özgür ata kanını ölçüsüz bir isyanla ateşliyordu. Yaşlı Kangot'un uyarı sesi ve diğerlerinin karşı haykırışları genç yüreğinde kıyasıya çarpışıyor, tüm benliği anlatılmaz bir acı ile kıvranıyordu.

Sonunda kalktı, biraz dolaşmak için ormana gitti. Asırlık bir ağacın altında duraladı. Yerleri okşadı. Nazik elinin toprağı titrettiğini hissediyordu. Böylece hayli dolaştı. Vaktiyle ataları için kutsal bir varlık olan antik meşe ağacının altında eğreti otlarından kendine bir yatak yapıp üzerine uzandı. Tüm geceyi orada geçirdi.

Bir ara kutsal ağacın büklüm, büklüm dalları küçük prensin üzerine eğildiler. Alev, alev yanan alnını okşayarak, yumuşak bir dille ona seslendiler; genç Prens söyleneni çok iyi anladı.

Şafakta, dudaklarında tuhaf bir tebessümle iki kız kardeşinin kendisine doğru geldiklerini gördü. İkisini de muhabbetle kolları arasına aldı, heyecanlı bir sesle konuştu: "Şimdi bana bir Tley elbisesi gerek."

Bu söz üzerine, iki kız kardeş de küçük prensin ayakları dibine yığıldılar. Sesleri sedaları kesildi. Aynı anda ruhları, önüne geçilmez bir matem duygusunun baskınına uğramıştı. İri, şaşkın gözlerinde çaresizlik parıldıyordu.

Anne etkisiz kalacağını bilerek hiç bir şey dememişti. Fakat amca... Böyle bir şeye kesinlikle razı olmak istemiyordu. Vaktiyle on beş yaşında silaha sarılıp, elli yıl vatanı ve özgürlüğü için savaşmayı çok doğal bulmuştu ama şimdi neslinin son kuşağının da söndüğünü görmek ona belirli belirsiz bir hiçlik duygusuna eşdeğer bir dehşet veriyordu. Kısa boylu, ince yapılı, esmer, kara gözlü, genç bakışlı bir ihtiyardı. Kısa ve düzgün kesilmiş bembeyaz sakalı yüzünü alttan ışıklı bir hilal gibi çevreliyordu. Yerinde duramıyor, huzursuzluk içinde kıvranıyordu. Yeğenini çağırıp hiddetle haykırdı: "Guşaw demek sen, şu dün doğmuş bebek, biz Thamadelerin önünde savaşa gidecek kadar büyümüş sanıyorsun kendini!"

Daha sonra otoriter bir sesle emretti: "Yerine dön ve sıranı bekle! Anlaşıldı mı?"

Küçük Prens, gözleri saygıyla önüne eğik, yüzünde sanki bu dünyaya ait olmayan bir ışık huzmesi, tek söz etmeksizin bir adım bile geri çekilmeden orada kaldı. İhtiyarın yüzünü, ürperten bir solgunluk kapladı, başı eğildi.

Basık tavanlı geniş odanın katı çıplaklığı içinde, en yaşlılar dahi tek çizgi halinde dizilmiş olarak, thamadelerin tümü hazırdılar. Uzun yaşamlarının bin bir güçlüğü karşısında başları hala dimdik, fakat sakalları bembeyazdı. Gözleri soğuk bir onur tabakasıyla kaplıydı ve her biri yıllar yılı derinlemesine yığılmış bin bir meşakkati uzaklardan yansıtan birer dünya gibiydiler. Ak badanalı bembeyaz duvarlar paha biçilmez silahlarla kaplıydı. Ayaklarının altında ne bir halı ne bir hasır, yalnızca pekişik toprak vardı. Ateşsiz bacadan içeri ocağın küllerini hafifçe kımıldatan bir rüzgâr esiyor, camsız dar bir pencereden de çok az ışık girebiliyordu. Odanın ortasında büyük masanın üstünde taze kan rengi bir kumaş yayılı duruyor, küçük prenseslerden daha büyükçe olanı kardeşinin yanı başında dikiliyordu.

Küçük prens, thamadenin uzattığı silahlara doğru uzandı, yumuşak fakat kararlı bir sesle andını içti: "Düşman üzerine, kılıç gibi keskin, ok gibi hızlı gideceğim. Ayaklarımın altındaki sert toprak korkudan titreyebilir, ama ben asla! Dehşet karşısında gök iki büklüm olabilir, ama ben asla! İmkansız denen başka şeyler olabilir, yerle gök birleşebilir, fakat ben yolumdan dönmeyeceğim."

Silahlar thamadenin elinden küçük prense devrolundu. Kız kardeş hafif bir ürpertiden sonra kırmızı kumaşı biçmeye koyuldu.

Ertesi gün, cepheye doğru rüzgar gibi ilerleyen siyah kitlenin elli metre önünde, bembeyaz atının üstünde alabildiğine mutlu, olağanüstü göz alıcı Küçük Prens, dolu dizgin ebediyet yoluna düştü.

Düşman saflarının ta içlerine dalmış, savaş dumanları arasında şimşek örneği zigzaglar çizerek ilerleyen kırmızı noktayı, yaşlı amcası olanca gücüyle izlemeye çalışıyordu. Bütün hatlar boyunca gırtlak gırtlağa, acımasızca boğuşuluyordu. Tarih böylesine vahşi, bu denli umutsuz bir göğüs göğse savaşa tanık olmamıştı.

Her yanını çepeçevre sarmış ve kendisini adım adım, nefes nefese izleyen ölümü tınmıyordu ihtiyar artık. Ele avuca gelmez hayal örneği, kıran kırana savaşları yarıp geçerek ilerliyordu. Yeğeninin yüksekten gelen sesi onu çağırıyordu çünkü. Nihayet Guşaw’ı toz duman bulutlarının ötesinde, yukarılardan aşağı bakar durumda gördü. Zavallı körpe vücut, bir grup Kazağın süngüleri ucunda göğe kaldırılmıştı. Artık ölümle buluşmuş yüzünü solgun bir tebessüm aydınlatıyordu. Bembeyaz kesilmiş dudaklarından son olarak şu bir kaç söz döküldü..

"Ey amcam! Sen ki benden onca yaş fazla yaşadın, hiç bu kadar yükseğe çıktığın olmuş muydu

Thamade Nedir?

Kasım 30, 2018

Thamade Kimdir?

Thamade, kendisine verilecek görev ya da görevlerin gerektireceği özellikleri taşımak koşuluyla, toplum ya da topluluk ya da onların temsilcileri tarafından, belirli bir görevi yerine getirmek üzere, görevlendirilen, belirli bir misyon ve statüyü belirli süreyle taşımak üzere seçilen kimseye denir.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery