Kafkasya Tarihi

Kafkas Ordusu Karargah Komutanı D.A. Milyutin’in Anılarından

Kafkas Ordusu Karargah Komutanı D.A. Milyutin’in Anılarından

DMİTRİ ALEKSEYEVİÇ MİLYUTİN (1816‐1912)
Rus devlet adamı ve asker. 1861‐1881 yıllarında Rusya savaş bakanı görevinde bulundu. Henüz Kafkas Ordusu Ana Karargah komutanıyken, ilk olarak Kafkasyalıların yerlerinden göç ettirilmesi ve Kuzey Kafkasya’nın Kazak ve Rus nüfus tarafı ndan kolonizasyonu düşüncesini dile getirdi. 1867 tarihli “Rus Kazak Nüfusunun Kafkasya’da Artırılmasına ve Yerli Kabilelerin Bir Kısmının Yer Değiştirmesine Dair Vasıtalar” başlıklı raporunda Milyutin şunları yazıyordu: “Fethedilen Dağlıları tespit edeceğimiz
yerlere göndermeliyiz. Onları Don’a yerleştirmek gerekir, çünkü Stavropol Eyaleti’nde boş toprak yok.

Kazak nüfusun gerisine yerleştirilmeleri uygun olmaz ve bizi asıl hedefimizden, yani Rus nüfusun Kafkas sıradağları nın kuzey eğiminde, orada yaşayan Asya kökenli kabileler üzerinde nihai üstünlük sağlayı ncaya kadar artması hedefinden uzaklaştırı r. Dağlıları Kazak’a dönüştürmeden, onlardan Don’da koloni tarzında hususi yerleşimler kurmak gerekir. Bu düşüncemizi, uygulama zamanı gelinceye kadar Dağlıları n yöneticilerinden özenle gizlemek zorundayı z”. (RGVİ A , f. 38, op. 30/286; sv. 866, d. 2, l. 123‐124, 126).

Milyutin’in bu fikrini daha da geliştiren Prens A.İ. Baryatinski, bu tedbirin en başta Kuban ötesi ve Karadeniz kıyılarındaki Çerkeslere uygulanmasını önerdi. Önerisini şuna dayandırıyordu: “Çerkeslere boyun eğdirmek zordur, çünkü ‘araları nda yayı lan müridizm, başsızlı k ve serbestlik alışkanlı ğı’ buna engel olmaktadı r. Üstelik Kafkasya’nın bu kı smı , Çerkesleri her zaman Rusya’yla mücadeleye tahrik edecek Avrupalı ajanları n gizli siyasi oyunları için engin bir alandı r.” Sonuç bölümünde Baryatinski şunları yazıyordu: “Kuban ötesinde sağlam şekilde tutunmamızın tek yolunun, Dağlıları n aşamalı olarak sınırları nın daraltı lması ve onları yaşam vasıtaları ndan mahrum etmek için Kazakları n ön hatlara yerleştirilmesi olduğu kabul edilmektedir. Israrla düşman olarak kalan bu kabilelere acımak için sebep yoktur; devlet çıkarı toprakları nın onlardan alınmasını gerektirir.” (RGV İ A , f. 38, op. 30/286, sv. 866, d. 2, l. 117).

Çerkes topraklarının kolonizasyonu meselesi Kafkas Komitesi’nde görüşüldü ve Komite Prens Baryatinski’nin tekliflerinin yararını ve önemini kabul etti. Fakat “bu işi o kadar geniş ölçülerde uygulama imkanları konusunda şüpheye düştü”. Birincisi, “toprak tahsisatı konusunda Dağlıları haddinden fazla tahdit etmek tehlikeli olabilirdi”. İkincisi de “devlet bunun için büyük bir tahsisat ayırabilir miydi?”. Komite Dağlıların Don topraklarına yerleştirilmesi konusunda, Ruslara karşı topluca ayaklanmaları gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dair endişelerini ifade etti: “Vatanları na derin bağlılıkları biliniyor, bu yüzden Don steplerine yerleşmektense ölmeyi tercih edeceklerinden kuşku duyulmamalı . Sadece bütün halinde kabileler değil, tek tek aileler bile bu şartlarda itaat etmeyeceklerdir ve teklif edilen tedbirin uygulanması Dağlıları n itaatini değil imha olmasını getirecektir. Ayrı ca bu tedbir ardı ndan genel bir hareketlenmeye ve hatta en barı şçı ve bize sadı k toplulukları n ayaklanmasına yol açabilir.” (RGVİ A , f. 38, op. 30/286, sv. 866, d. 2, l. 311, 314).

Çerkeslerin Rus toprakları içine yerleştirilme şartıyla itaat etmeyi kesinlikle reddedeceklerine kanaat getiren Kafkas Üst Komutanlığı daha kolay ve elverişli bir yolu, Osmanlı İmparatorluğu’na göç ettirilmelerini seçmeye karar verdi. 1860 Ekim ayında Vladikafkas’ta başında Prens Baryatinski’nin bulunduğu Kafkas Üst Komutanlığı toplantısı yapıldı. Toplantıya Kont Yevdokimov, Prens Svyatopolk‐Mirski, her iki Kazak ordusunun karargah komutanları (Hat Kazak Ordusu ‐ Tuğgeneral Popandopolo ve Karadeniz Kazak Ordusu ‐ General Filipson), keza bu sırada Petersburg’a savaş bakanlığı görevine gitmekte olan Milyutin katıldı. Milyutin’in anılarında yazdığına göre bu, Baryatinski’nin 1860 yılı başında çara şahsen rapor verdiği en önemli konulardan biriydi. Petersburg makamlarını Kafkas Dağlılarının bir kısmının, esas olarak Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu topraklarına göç ettirilmesinin mümkün olduğuna ikna etmeyi başarmıştı. Daha sonra Baryatinski savaş bakanına yolladığı müzekkeresinde şöyle yazıyordu: “Bu tedbir fanatizmleriyle öne çıkan ve kabiledaşları üzerindeki etkileriyle bizim için zararlı kiş ilerden bizi kurtaracaktı r ve savaşın sonunu hızlandı racaktı r, dolayı sıyla yol açtı ğı masrafları azaltacaktı r.” (RGV İ A , f. 1, op. 1, d. 26043, l. 2).

Askeri ve siyasi bir tedbir olarak Kafkasyalıların Osmanlı topraklarına göç ettirilmesi, resmen Kafkas Komitesi’nin bu konudaki kararnameyi onayladığı 1862 yılında başladı.


Kafkas Ordusu Karargah Komutanı D.A. Milyutin’in Anılarından
KUBAN OBLASTI’NA VE KARADENİZ KIYILARINA SEYAHATİM (1860)1

Doğu Kafkasya’nın fethinden sonra yeni fethedilen yörenin çeşitli yerlerinde memnuniyetsizlik emareleri, bize karşı düşmanca niyetler, Dağlıların vatanlarını terk etme ve Müslümanların halifesi sultanın himayesi altında sığınak arama arzusu görülmeye başladı.

Yeni fethedilen halk arasında bir düzen tesis etmek ve Dağlıların idari bakımdan kontrolünü kolaylaştırmak için, büyük köyler halinde ovaya yerleştirilmeleri gibi onların asırlık alışkanlıklarına ve hukukuna aykırı bazı sert tedbirler alınmasının gerekli olduğu kabul edilmişti. Yüksek dağlık vadilerin sakinleri eski evlerinin yok edilmesini kayıtsızca izlemediler; açıklık, düz araziye geçmeye ve Rus kasabaları ya da Kazak stanitsaları gibi yerleşmeye çok istekli olmadılar. Yeni yerleşimciler arasında, elbette, ele avuca sığmaz adamlar, eski abrekler az değildi ve onlar kökten değişmediler. Diğer taraftan Şamil’in eski mücadele arkadaşları, koyu fanatikler geçmişten kopamadılar ve Rusların iflah olmaz düşmanları olarak kaldılar. Hem onlar hem de diğerleri, Rusların Müslümanlık inancına karşı hayali kasıtları, bütün halkı Kazak yapma veya askere alma niyetleri gibi çeşitli asılsız söylentiler yayarak halkı heyecanlandırıyorlardı. Naif düşünceli halk arasında Rusları kovmak gibi çeşitli akılsızca fikirler doğmasına şaşmamak gerekir. Bu fikirlerin anlamsızlığını bilen daha sağduyulular Türkiye’ye göç etmeyi konuşmaya başladılar.

Kont Yevdokimov yerlilerin bu niyetine karşı çıkmayı gerekli saymadığı gibi, islah olmaz şekilde ele avuca sığmaz ve dik kafalı bir halktan kurtulmak için memnuniyetle göçe yardımcı olmaya hazırdı. Fakat yerlilerin topluca göçünün büyük maddi güçlükler yaratma ve Babıali’nin itirazıyla karşılaşma ihtimali vardı. Hareketi sınırlandırmak ve öyle düzenlemek gerekirdi ki Kafkasya bütün kütleyi yerinden etmeden en uygunsuz nüfustan kurtulsun. Başkomutan da öyle düşündü. Bu münasebetle Tuğgeneral Loris‐Melikov’a talimatlar verildi ve Konstantinopol’deki elçimizle birlikte bu meseleyi halletmesi için nisan ayında oraya gönderildi. Aynı münasebetle Prens Baryatinski, hükümdara gönderdiği 11 Mayıs tarihli mektubunda Dağlıların göçü konusundaki fikirlerini bildirdi.

Terek Oblastı’ndan gelen endişe verici haberler, Prens Baryatinski’yi bana Vladikafkas’a gitme görevini vermeye sevk etti. Görevim Kont Yevdokimov’la Dağlıların göçü konusunu görüşmek ve yeni fethedilen halkta ortaya çıkan hoşnutsuzlukların sebeplerini açıklığa kavuşturmaktı. Daha sonra da Kuban Oblastı’nı ve Karadeniz’in doğu kıyılarını dolaşarak oradaki işlerin durumunu daha yakından görecektim.

3 Eylül 1860’ta Vladikafkas’ta, başında Prens Baryatinski’nin bulunduğu Kafkas üst komutanlığının toplantısı yapıldı. Toplantının ana konusu Kuban ötesinde yapılacak askeri faaliyetlerin planıydı. Bu konuda Tuğgeneral Filipson’un ve Kont Yevdokimov’un görüşleri tamamen zıttı. Tuğgeneral Filipson önceki tezkeresinde ortaya koyduğu aynı fikirleri savunuyordu. Ona göre Kafkasya’nın batı yarısının Dağlı halkı doğusunun halkından tamamen farklıydı; dolayısıyla Çeçenistan’da ve Dağıstan’da çok başarılı sonuçlar veren aynı hareket tarzı onlara karşı uygulanamazdı. Şapsığlara ve Ubıhlara karşı sert tedbirler bu kalabalık kabileleri sadece hırslandırır ve hatta büyük Avrupa devletlerinin, özellikle Rusya’nın Karadeniz’in doğu kıyısındaki haklarını tanımayan İngiltere’nin müdahalesine yol açabilirdi.
Filipson’un düşüncesine göre Abadzehlere ve Natuhaylara ilişkin itaat nasıl sağlandıysa, bütün Batı Kafkasya’da Muhammed Emin’in yardımıyla yumuşak tedbirlerle aynı derecede itaati sağlamak gerekiyordu. Bu yörede iktidarımızı yerli kabilelerin yaşam tarzına ve adetlerine uygun, hümanist ruhta, kıyı boyu Dağlılarının Türkiye’yle ticari ilişkilerini engellemeyen vb. tedbirlerle, sadece birkaç müstahkem noktayı alarak, yollar yaparak, ormanları açarak, istihkamlar kurarak güçlendirmeye çalışmıştık.

Kafkasya’da (tam da onun batı kısmında) otuz yıl görev yapmış G.İ. Filipson’un bu iyimserliğine ve hayallerine hayret etmemek mümkün değildi. Dağlı halkın ruhunu ve adetlerini tanımak için, Dağlıların insancıllıktan ve yumuşaklıktan ne anladığına, itaat bildirmelerine ne kadar az güvenilebileceğine kani olmak için yeterince vakti olmuş olmalıydı. Avrupa’nın ve özellikle İngiltere’nin düşmanca ilişkisine gelince, herhalde, General Filipson’un düşüncesine tamamen zıt bir hüküm çıkarmak gerekirdi; Kafkasya’nın Dağlı halkı arasında kasıtlı olarak karışıklığı ve düşmanlığı destekleyen yabancıların suistimallerinden kendimizi korumak için bizi zaman kaybetmeden en kararlı tedbirlere başvurmak zorunda bırakan zaten bu düşmanlıktı.

Filipson’dan sonra Kont Yevdokimov düşüncesini açıkladı. Sabık Kuban Oblastı komutanının yanılsamasını çürütmek onun için zor olmadı. Her zamanki inceliğiyle, açıklığıyla ve sadeliğiyle Yevdokimov, önceki düşüncelerinin temelinde, bizzat başkomutan tarafı ndan da desteklenen kendi hareket planını ortaya koydu. Özü şuydu: Yerli halkı kesinlikle dağlardan indirmek ve onu ya Kazak stanitsalarının arkasındaki açık ovalara yerleşmeye ya da Türkiye’ye gitmeye zorlamak. Yevdokimov’un düşüncesine göre, her şeyden önce kuvvetlerimizi Şapsığların üzerine göndermek, dağların etekleri boyunca geniş bir şeridi temizlemek ve ardından Kara Dağlar sırasının ardında, Laba ve Belaya nehirlerinin yukarı kesimlerinden başlayarak batıya doğru sağlamca yerleşmek gerekiyordu. Bu da Dağlı nüfusu baskı altına alarak, onu taleplerimize boyun eğmeye zorlayarak olacaktı. Yevdokimov o zamanki mevcut kuvvetlerle bu planı kararlılıkla iki veya üç yıl boyunca uyguladı.

Kendiliğinden anlaşılacağı üzere, Kont Yevdokimov’un düşüncesi üstün geldiğinde2, müzakere konusu olarak sadece planının yöntemleri ve icrası kalmıştı. En önemli mesele, bütün dağ önü şeridini işgal etmesi düşünülen Kazak nüfusun nereden alınacağıydı. Don Ordusu atamanının direnmesi yüzünden Kafkas Kazaklarının yerleştirilmesine karar vermek zorunda kalındı. Karadeniz (Çernomorski) Kazak Ordusu’nun eski atamanı Filipson artçı ve dahili alayların, olduğu gibi, stanitsalar halinde yerleştirilmesi fikrini ileri sürdü. Ancak bu mesele toplantılarımızda nihai bir çözüme kavuşmadı ve sonradan üzücü anlaşmazlıklara yol açtı. ORRGB, F. 169, P. 9, D. 14, L. 634‐636, 662, 681‐684.


D.A. Milyutin’in Anılarından (1860)3

… Prohladni’den Vladikafkas’a döndüm ve bazı meseleleri, bilhassa Dağlıların Türkiye’ye verecekti.

… Baryatinski çara sunulan ilk iki raporun neticesini bizzat Milyutin’e mektupla bildirdi. Lezgi hattının kaldırılmasını ve Kuban, Terek ve Dağıstan oblastlarının kurulmasını öngören yörenin yeni askeri‐idari taksimatı, keza Türkiye’ye yerleşmek isteyen Dağlılara serbest çıkış açılması gibi bütün önemli meselelerde Zatıalilerinin icazeti gerekiyordu.

24 Mart 1860 tarihli mektubunda Baryatinski çara şunları yazıyordu: “Amacım şu anda Abadzehlerin sakin kalmasını sağlamak, böylece onları bu yıl için bize karşı düşmanca hareketlerden alıkoymak ve bu süreden Şapsığlara karşı faaliyetlerimizin etkin şekilde devam etmesi için yararlanmak. Bunun için de Şapsığlara karşı en iyi birlikleri topluyorum ve eğer silah gücüyle Şapsığlar üzerinde hakimiyet kurarsam Abadzehler savaşmak imkanından mahrum kalacaklar. İşte beni Muhammed Emin’i Abadzeh vekillerle birlikte Size göndermeye sevk eden budur; ülkelerine döndükten sonra Zatı alinizin yüceliği, parıltı sı ve lütufkarlığı
hakkı ndaki fevkalade hikayelerle kabiledaşları nı hayretler içerisinde bırakacaklardır.”

Aynı mektupta Baryatinski hükümdara şunları yazıyordu: “Muhammed Emin son derece menfaatine düşkün ve şöhretperest bir adamdı r. Gelecekte Dağlılar üzerinde heyete katı lan di ğer bazı Abadzeh ileri gelenleri gibi nüfuzu olmayacaktır. Fakat Muhammed Emin silah bırakarak bize büyük bir hizmette bulunmuştur, ki bunun için onu cömertçe ödüllendirmek gerekir. Ona ömür boyu 5 bin ruble emekli maaşı bağlatmayı ve bir kereye mahsus aynı miktarı tahsis ettirmeyi düşünüyorum. İ leri gelenlere de sadece bir kereye mahsus iki şer bin ruble tahsil ettireceğim.”

Muhammed Emin ve Abadzeh heyeti hükümdara 18 Nisan’da takdim edildiler. Hepsi lütufkar karşılamadan, ödüllerden, ikramlardan ziyadesiyle memnun kaldılar. İki hafta boyunca onları şehirde gezdirdiler ve türlü Petersburg harikalarıyla eğlendirdiler. 28 Nisan’da onları yine Prens Lvov’un (bu olay vesilesiyle fligel‐adyutant4 rütbesi aldı) refakatinde Kafkasya’ya geri gönderdiler. Dönüş yolunda Muhammed Emin’e Şamil’le görüşmek için Kaluga’ya uğrama izni verildi.
ORRGB, f. 169, p. 9, d. 13, l. 597‐ 598.

Kaynak: Tragiçeskiye posledstviya Kavkazskoy voynı dlya adıgov, vtoraya polovina XIX‐ naçalo XX veka (Kafkas Savaşı’nın Adığeler İçin Trajik Sonuçları; 19. Yüzyıl İkinci Yarısı – 20. Yüzyıl Başı), Haz. R.H. Gugov, H.A. Kasumov, D.V. Şabayev, Nalçik, 2000, s. 27‐31.

Nart İki Aylık Kültür ve Düşün Dergisi, Sayı 65, Ocak‐Şubat 2009, 32‐35.ss.
Çev.: Murat Papşu


1 Д.И.Милютин, “Моя поездка в Кубанскую область и начерноморский берег.” Tarih anlatılan olaylara göre verilmiştir.
2 Not: Prens A.İ. Baryatinski’nin biyografisinde Zasserman, Prens D.İ. Svyatopolk‐Mirski’nin sözlerine dayanarak güya benim Filipson’un düşüncesini desteklediğimi ve ancak o Yevdokimov tarafı ndan çürütüldükten sonra diğerinin tarafı na «kaydığımı» yazıyor. Bu tamamen yanlıştır. Doğrusu şudur ki, ben Prens Baryatinski tarafı ndan Batı Kafkasya’ya yönelik uzun zamandır uygulanan o plana taban tabana zıt düşünceyi desteklemiştim.
3 Милютин, Д.И., «Мои старческие воспоминания»(Yaşlılık Anılarım). Tarih anlatılan olaylara göre verilmiştir.
4 Fligel‐adyutant – (Alm. Flugeladjutant) Çarın veya üst rütbeli bir generalin maiyetinde görev yapan subay, yaver. (ç.n.)


Yorum Ekle