Wubıh Dili

Aralık 28, 2018

Wubıh dili denince akla ilk gelen kişi ''Son Wubıh'' olarak isimlendirilen Tevfik Esenç’tir. Manyas'ın Hacıosman Köyünün bu efsane adamı Prof. Georges Dumezil ile yıllarca çalışarak bu dile emek vermiş ve dilin kayda geçirilmesine olanak sağlamıştır ancak ''Bir dile, bir ömür yetmiyor'' diyerek dile ait yapılacak bir çok şey olduğunu dile getirmiştir. 

Dünyada var olan diller arasında öğrenilmesi en zor dillerden biri olan Wubıh dili üzerinde kaynak kişi olması bakımından Tevfik Esenç dilbilimci akademisyenlerin ilgisini çekti. 

Wubıh dili ''Sessiz Harfler Senfonisi'' olarak tanımlanabilir. Diğer Kafkas kültürlerinde olduğu gibi kadına verilen önem dildeki karşılığından da anlaşılabilir. ''Kadın'', ''Sabah Yıldızı'' anlamına gelirken, kadınlara ''siz'' diye hitap edilir, buna karşın erkeğe ise ''sen'' diye hitap edilirdi. 

Ünlü Kanadalı dilbilimci J. Catford, kitabında ''Dillerin Dağı'' diye adlandırdığı Kafkasya için, kendisi dahil olmak üzere bir çok dilbilimci özelde zorluğu nedeniyle Wubıh diline ve diğer Kafkas dillerine ilgi göstermişlerdir. 

Macar J. Von Mészaros, yaptığı araştırmalarda Wubıh dilinde Wubıhların kendilerine, “Paekh” ve lisanlarina da “Paekhy” dediklerini yazmıştır. (J.Von Mészaros: Die Paekh-Sprache. Chicago 1934.) 

Fransız Akademisi (College de France) üyesi 30 civarında dil bilen Prof. Georges Dumezil, 1925 yılında İstanbul'da dinler tarihi dersi vermeye geldiğinde, yok olmaya yüz tutan Wubıh dili hakkında da çalışmalar ortaya koyar. Wubıh dili metinlerin ile diğer Kafkas dilleri ile karşılaştırmalı örneklerinin verildiği çalışmalarda bulunur, ''La langue des Oubykhs'' ve ''Le Verbe Oubykh'' adlı çalışmalarda bulunur. Prof. Georges Dumezil ölmeden önce Wubıh dilinin sözlüğünü çıkarmak istiyordu, fakat ömrü maalesef buna yetmedi. Aynı çalışmalar günümüzde Wubıh dili üzerinde en büyük otorite sayılan adaşı Prof. Georges Cherahidze tarafından Paris'te yürütülmektedir. 

Ubıh dilinin son temsilcisi Tevfik Esenç
Wubıh dilinin son temsilcisi Tevfik Esenç

Wubıh dili ile ilgilenen bir başka dilbilimci de Alman dilbilimci Prof. Adolf Dirr'dir. 1898 yılında İzmit-Kırkpınar'da çalışmalarda bulunan Danimarkalı Age Benediksen'in el yazısı ile tuttuğu notları, 1913 yılında Kafkasya öğretim bölgesi müfettişi ve Adıge dili üzerinde çalışan L. Lopatinsky'den alan A. Dirr, aynı yıl St. Petersburg'daki imparatorluk bilimler akademisi tarafından da Küçük Asya'ya gitmek ve Wubıh dilinde kurtarılabilecek ne varsa kurtarmakla ve korumakla görevlendirilmişti. 

Lopatinsky ve Uslar'ın Wubıh dili ile ilgili çalışmalarını da yakından takip eden Dirr'e göre, her Wubıh üç lisan biliyordu; Adıgece, Türkçe ve göreceli olarak (daha az) Wubıh dilini biliyorlardı. A. Dirr'e göre bu dilde güvenilir materyaller elde etmek oldukça güç bir işti. A. Dirr, 1924 yılında Gerhard Deeters ile beraber çıkarmaya başladığı ''Caucasica'' adlı bilimsel dergisiyle Kafkas biliminin yaygınlaşıp tanınmasına büyük katkılarda bulundu. 1934 yılına kadar yayımlanan Caucasica'nın yönetimini Adolf Dirr'in ölümünden sonra ise Gerhard Deeters üstlendi. 

Wubıh dili ile ilgilenmiş bir başka değerli dil bilgini ise Norveç'li Hans Kampstrup Vogt'dur. İlk makalesini 1930 yılında Ermeni dili üzerinde ''Les deu themes verbaux de l'armenien classique'' ismiyle yayınlamıştır ve bu yıllarda Gürcü dili çalışmalarına da başlayan H. Vogt, 1932-1933 yıllarında Gürcistan'da bulundu. "Esquisse d'une grammaire du georgienne moderne" adlı araştırması, modern Gürcü dilinin ilk bilimsel çalışmasıdır. Asıl ilgi alanı Gürcü dili olmasına rağmen, Hans Vogt'un, Tevfik Esenç ile birlikte hazırladığı Wubıh dili sözlüğü, dile yapılmış en önemli katkıdır. (HansVogt: Dictionnaire de la langue oubykh, Oslo 1963). Tevfik Esenç'in, Wubıh dili üzerine konuşmalarını, şarkılarını ses bantlarına da kaydeden H. Vogt, bize bu anlamda çok değerli yapıtlar bıraktı. 

Bu dili en son konuşan tek kişi olan Tevfik Esenç'le sadece dilbilimciler değil -film dünyası da ilgilenmiştir. Çekimi Eylül 1987'de tamamlanan ''Son Sesler'' adlı, belgesel-film 1-14 Mart tarihlerinde Paris'te gerçekleştirilen “Cinema du Reel Festivali”ne davet edildi. Yapımcılığını İstanbul Film Ajansının üstlendiği, Hasan Gergin'in görüntülediği bu film, anayurtları olan Kafkasya'dan kopan Wubıh halkı ve diline bir ağıttı. 

Wubıh dili ile ilgili Türkiye'de yapılan en önemli bilimsel çalışma Sumru Özsoy'un (Boğaziçi Üniversitesi) evsahipliğinde UNESCO tarafından desteklenen Kuzey Batı Kafkas Dilleri toplantısında gerçekleşti. Günümüzde Wubıh dili ile ilgili olan bir çok dilbilimci bu toplantıya katılmıştır. 

G. Cherachidze, M. Kumakhov, J. Catford, C. Paris, J. Colarusso, R. Smeets, W. Lucassen, G. Hewitt ve S. Chırıkba gibi dilbilimciler bu çalışmaya katılarak Wubıh diline katkıda bulunmuşlardır. Tevfik Esenç'in vefatı ile dili bilen kalmamıştır, kendi deyimiyle; köyündeki asırlık Meşe ağacı onunla birlikte dili bilen tek canlıydı, ancak Tevfik Esenç'in vefatı ile meşe ağacı da kurumuştur. 

Prof. Dr. Georges Dumezil'in, Tevfik Esenç'in Wubıh dilinde anlattığı hikayeyi dinleyerek "Etudes Oubykhs'' (1959) adlı yapıtına aktardığı hikayenin Fransızca’dan çevirisi aşağıda yer almaktadır. 

Kafkasya'da bir zamanlar (Hataqoap) diye biri yaşardı. Bir gün Wubıhlar Ruslara karşı büyük bir savaşa girdiler. Rus ordusunu yendiler ve bir çok askeride yaraladılar. Wubıh olan Hataqoap, yaralı bir Rus'u öldürmek üzere yaralıya eğilmişken, Rus "Beni öldürme!" diye bağırır. Böyle savaşan bir kahramanı öldürmenin utanç verici olacağını düşünen Hataqoap, Rus'u yerden kaldırır ve kendi evine götürür. Yaralarını özenle sarıp iyileşmesini bekler. Bir gün Hataqoap Rus'a "Artık istersen ülkene dönebilirsin" der. "Eğer aramızda yine savaş çıkarsa, kahramanca dövüşürüz" demeyi de unutmaz. 

Buna çok sevinen Rus, "Ben de senin yaptığın bu insanlığı geri ödemek isterim, sana hediye olarak da tabancamı vermek istiyorum" der. Bunu duyan Hataqoap, bu hediyeyi almak istemez "Bir kahramanın silahı alınmaz" der. Fakat Rus ısrar eder ve "Eğer bir gün olur da benim ülkeme gelirsen, beni “Tamaqan” diye ara, ben bir Prensin oğluyum" dedikten sonra ülkesine geri döner. Bir kaç yıl sonra büyük bir düğünle evlenen Hataqoap'ın bir süre sonra bir oğlu dünyaya gelir. Fakat işleri yolunda gitmez. Ve bir gün karısına Rus Prensini görmeye gideceğini söylediğinde, karısının: "Allah bugün rızkımızı vermezse; yarın mutlaka verir" demesine bile aldırmadan yola koyulur. 

Rus ülkesine varır ve sora sora Tamaqan'ı bulur. Tamaqan'ın huzuruna çıktığında, Tamaqan onu tanımasına ragmen adamlarına "Bu adamı baştan aşağı soyun ve Sibirya'ya yollayın, kendisine de 100 domuz vermeyi unutmayın" der. Sibirya'ya ilk gittiği sene Hataqoap'a verilen domuzların hepsi ölür. Bunu duyan Tamaqan ona bir yüz domuz daha yollattırır. 6 yıl boyunca Hataqoap'ın baktığı domuzlar hep ölür ve Tamaqan her sene ona bir o kadar domuz yollamayı ihmal etmez. 

7. sene domuzların ölmediğini hatta yavrulayıp çoğaldığını duyan Prens, "Hataqoap'ı bana getirin, yıkayıp giydirin ve huzuruma çıkarın" der. Tamaqan, Hataqoap Sibirya'dan getirilip de huzuruna çıkarıldığında "Böyle yapmak bana düşmezdi, fakat sen buraya geldiğinde yüzünde insana benzer bir ifade yoktu ve iyilik de yapsam bundan istifade edemeyecektin, bir anlam çıkaramayacaktın" der. "Şimdi dile benden ne dilersen, ben bu ülkenin Prensiyim" diyen Tamaqan'a, Hataqoap ''Aman, bir şey istemem. Bana sadece özgürlüğümü ver ve ülkeme geri gönder beni, başka bir şey istemiyorum'' der. Bu isteğini kabul eden Temaqan, Hataqoap'a silahını geri verir ve "Ateşlemeden önce iyi düşün ve beni hatırla" der. 

Prensin verdiği at ve bir kese altınla ülkesine geri dönen Hataqoap, evine yaklaşıp da pencereden baktığında, yatağında karısının bir başka adamla yattığını görür. "Eyvah, karım ben gittikten sonra yatağımıza bir başka adamı aldı" diyen Hataqoap onları öldürmek ister. Fakat Prensin dediği aklına gelir ve sabahı beklemeyi tercih eder. 

Sabah olduğunda, karısının yanında yatan erkeğe, "Kalk oğlum bir misafir geldi" diyen karısının sesini duyduğunda Hataqoap " İyi ki onları dün gece öldürmemişim; yoksa karımı ve oğlumu öldürecektim" diye sevinir. Bundan sonraki yıllarını rahatlık içinde geçiren ailenin hayatı sadece masal olarak değil şarkı olarak ta söylene gelir; 

"Yamçın omzunun üstünde iken
Lülen de ağzinda iken
Ayağının her tarafı çamurlu iken
Domuz çobanı da oldun zavallı Hataqoap
Verdikleri yüz domuz ölüyor
Bilmiyorum neden ben ölmüyorum
Büyük Allah'ın kahrına uğrayan
Uğursuz Rus dost yapmış olan
Fakir olarak da kalmış olan
Karısının sözünü de dinlememiş olan
Domuz sürüsünün içinde kalan
En büyük domuzun ismi Garji idi
Yüzü gözü, her tarafı çamurluydu
Domuz sürüsünün içinde kalan Zavallı Hataqoap”

Kaynak: Nart Dergisi Kasım Aralık 2001 Sayı:27

Koşulların Kafkasya’dan doğal olarak oldukça farklı olduğu Diasporada yöntemlerimiz durumu iyileştirebilmek için gereklidir. Genel olumsuz tabloya rağmen, diaspora toplumunun çabaları ile durumun tersine çevirebilecek etkenler olduğunu düşünüyorum. Bu olumlu etkenleri aşağıdaki gibi sıralayabilirim:

— Halen hatırı sayılır miktarda ana dil yetisine sahip konuşmacılar bulunmaktadır.
— Dilin canlandırılması anlamında ulusal ve uluslararası yeni finansal kaynak olasılıkları vardır.
— Diasporada genç nüfusun ana dilini öğrenme motivasyonu vardır. Genç Kafkasların birçoğu vasat ve hatta bazen vasatın üzerinde bir düzeyde ana dil yetisine aile içindeki iletişim yoluyla sahip olduğunun altı çizilmelidir.
— Kafkas anavatanından entellektüel, teknik ve finansal destek sağlanabilmektedir. Tüm bunlar durumun dramatik olmakla birlikte umutsuz olmadığını göstermekte ve finansal destekle birlikte sürekli çabalar olumsuz durumu iyileştirebilecektir. Her şeyden önce, Türk hükümetinin etnik azınlıkların dilleriyle ilgili olarak yeni yürürlüğe koyduğu fırsatlardan maksimum düzeyde faydalanılması gerekmektedir. Durumu iyileştirme amacıyla gerçekleştirilebilecek somut önlemler arasında aşağıdakiler sayılabilir.
— Pazar günlerine has anadil okulların (Moskova da işlevsel olan okullar gibi) ve hatta resmi eğitim programıyla ana dil ve edebiyatı eğitimini birleştiren geniş kapsamlı özel okulların açılması.
— TV de ilginç ana dil programlarının yaratılması
— Ana dilin öğretmensiz öğrenilmesine olanak sağlayabilecek bilgisayar programlarının geliştirilmesi.
— Ana dilde resmi dile paralel Internet sitelerinin tasarlanması
— Kafkasya’ya öncelikle gençlerin yoğunlaştırılmış dil kursları alacağı, ana dil ortamının yaşama koşullarını öğrenecekleri eğitsel turların düzenlenmesi.

Kesin olan şudur ki, hem Kafkasya, hem de Diaspora’da bilimsel araştırma yapmak dil kaybı tehlikesinin gerçek dinamiklerini ortaya çıkarmak ve olumsuz eğilimleri bertaraf etmek açısından önemlidir.

Buna ek olarak, Abhaz ve Adıge dillerinin tarih ve folklorunun belgelenmesinin önemini vurgulanmakta fayda vardır. Bu anlamda birçok çaba gösterilmiş olmakla birlikte, bu çabalar daha organize ve sistematik bir karakter kazanmalıdır. Diasporada kişisel arşivlerin, el yazmalarının, kitapların, gazetelerin, dergilerin, kaset ve videoların ve diğer dokümanların toplanıp saklanacağı, sergileneceği ve yayımlanacağı müzeler açılması düşünülebilinir.

Bunlar diasporada özellikle genç kesimde dil yetisini kabul edilebilir bir düzeye çekmeye ve dil inkârı sürecini yavaşlatmaya yarayacak bazı olası önlemlerdir. Bu hedeflere ulaşabilmek için diaspora toplumu, Türk hükümetinin sağladığı finansal, eğitsel, ve diğer olanaklardan, azınlık dillerinin ve kültürlerinin desteklenmesi için yaratılan uluslar arası fonlardan faydalanmalı ve son olarak ta Kafkasya’daki devlet ve özel kurumlarla işbirliği içerisinde finansal, teknik, ve entelektüel kaynaklarını diasporada ana dil programlarının geliştirilmesi için seferber etmelidir.

Alfabe

Çok kısa olarak değinmek istediğim son konu, Abhaz ve Adıgeler’in ortak kullanabileceği bir alfabe oluşturulması sorunudur. Bu tür bir alfabenin, Kiril yazımına mı yoksa Latin alfabesine mi dayalı bir alfabe olması gerektiği çokça tartışılan bir konu olmuştur.

Türkiye’deki Batı-Kafkas toplumunun sayısını göz önünde bulundurarak, birçok meslektaşım gibi ben de bu tür ortak bir Latin temelli alfabenin Türk alfabesine dayandırılması gerektiğine inanıyorum. Ben, Abhaz ve Adıgelerin ortak kullanımı için bu tür bir Latinleştirilmiş Türkçe temelli bir sistem hazırladım ve yayına hazırlıyorum. Bazı diğer versiyonlar George Hewit ve Dr. Moica Howlig tarafından önerilmiştir. Ayrıca Kafkasya’da Latin temelli Türk yazımına uygun olmayan alfabeler yaratmaya yönelik çabalar da mevcuttur. Ancak bunlar benim kişisel olarak desteklemediğim çabalardır.

Diaspora toplumu içinde tüm Abhaz ve Adıgeler için tek tip bir alfabe oluşturulmasının işlevselliği hakkında ateşli tartışmalar gerçekleşmektedir. Aslında, Abhaz ve Adıgeler gibi birbirlerine çok yakın kültürlerin birliğinin gelişmesine ve Kafkasya ile diaspora arasında iletişimi kolaylaştıracak olması anlamında ortak bir Latin temelli alfabe oldukça anlamlı gözükürken, böyle bir amacın gerçekleşmesi bir çok güçlüğü beraberinde getirecek, bazı finansal sonuçlar doğuracak, köklü bir edebi geleneğin varlığına zarar verebilecek ve kuşaklar arasında istenmeyen bir iletişim boşluğu yaratabilecektir.

Cahit Aslan’ın* sayımlarındaki verilere göre Adana’daki Abhaz-Adıge toplumundaki 1766 denekten %63’ü Latin temelli bir sistemin desteklerken sadece %31.8’i Kiril temelli bir sistemi desteklemektedir. Bu çelişkiyi çözmede tasarlanabilecek bir öneri olarak Moldova örneğinde olduğu gibi, hem Kafkasya’da hem de diasporada birbirine paralel alfabelerin getirilmesini öneriyorum. Zaman Latin temelli bir alfabenin Kiril alfabesiyle girdiği mücadeleyi kazanıp kazanmayacağını gösterecektir.

1 Temmuz 2006 tarihinde Ankara’da,
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonuyla gerçekleştirilen “Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adıge-Abhaz dillerinin Konumu” konulu uluslararası konferans

Konuşmacı: Dr. VIACHESLAV CHIRIKBA Leiden Üniversitesi Hollanda

Kafkasyanın yerli (otokhtan) Halkları genel olarak konuştukları dil yönünden üç ana grup halinde incelenmektedir. Buna göre;
I. Grup / Kuzeybatı Kafkasya halklarıdır ve üç ana gruba ayrılır.

1.ADİGELER: Kuzey çerkesleri olarak ta adlandırılan bu gruplar dil bakımından birbirlerini anlayabilirler. Adigeler kendi aralarında iki ana grup halinde incelenir.

a)Abzah, Hatukuay, Kemirguvey(Temirgoy - Çemguy), Adamey, Bjedug (Yegerkhoy-Kiray), Mahuş(:Makhoş), Şhapsıg, Natukhaç ve Janelerdir.

b)Kabardey ve Besleneyler(:Besniy): En kalabalık Çerkes kabilesi olan Kabardeyler, Büyük ve Küçük Kabardeyler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Büyük Kabardeyler Nalçik ve çevresinde, Küçük Kabardeyler ise Mozdok (Mezdegü) çevresinde otururlar. Kabardeylerin bir kolu olarak kabul edilen Besleneyler ise batı komşularıdır.

2.UBIHLAR (:Ubuh-Vubıh- Ubukh): Kafkasyada Abhaz ve Adigeler arasında yaşayan bu topluluklar dil bakımından ölü diller arasına girmiştir. Tamamı 1864'de göç etmiş olduğundan Kafkasya'da hiç Ubuh kalmamıştır. Diasporada yaşayan Ubıh kökenli aileler ise komşuları olan Abzahların dilini benimsemişlerdir.

3.ABHAZLAR- ABAZALAR : Kuzeyde Çerkes topluluklarına komşu olan Abazalar (Abazin-Aşuva) ile Karadeniz kıyılarında oturan Abhazlar (Apsuvalar) aynı kökten çıkan iki grup halinde birbirlerinden Kafkas Dağları ile ayrılmışlardır. Karadeniz kıyı kesiminde oturan ana Abhaz kitlesi ile kuzeyde Kabardeylere yakın olarak oturan Abazaların şivelerinde farklılıklar ortaya çıkmış ise de zorluk çekmeden anlaşabilirler. Abhazlar tarih boyunca Gürcüler'le yakın ilişkiler içerisinde olmuşlar, hatta onların tesiriyle büyük çoğunlukla Hıristiyanlık benimsenmiştir.

II. Grup / Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya halklarıdır ve iki ana gruba ayrılır.

1.VAYNAHLAR: Kafkasya'nın stratejik önemi en büyük noktalarından birinde yaşayan dağlı Vaynah toplulukları genel olarak birbirlerinden lehçe farklılıkları ile ayrılan üç ana gruba ayrılır.
a.ÇEÇENLER (Nohçi-Nohçoylar) Vaynahların ana kitlesini meydana getirirler.
b.İNGUŞLAR (Galgaylar) İnguşlar ikinci büyük Vaynah grubudur ve Asa ile Sunja ırmakları arasında ve Terek Nehri'ne doğru kuzeye yayılırlar.
c.KİSTLER (Batslar,Tuşhlar) Gürcüstanın Çeçen sınırında Tuşa ve Alazan ırmaklarının kaynaklarında ve Pankisi vadisinde oturan bu küçük grup daha çok Gürcü unsurları ile etkileşim halindedir. 

2. DAĞISTAN HALKLARI:
Kafkasyanın en çeşitli topluluklarının yaşadığı bölge olan Dağıstan’da Kafkas Dil grubundan olan 4 ana grup yaşamaktadır. Kafkasya'nın yerlisi olan bu halklar (Avarlar, Lezgiler, Laklar ve Darginler) daha çok dağlık bölgelerde yaşarlar.

a)AVARLAR (MAARULALAR): Lezgilerden sonra Dağıstan'ın en kalabalık kabilesı Avarlar'dır. Kendi aralarında ise en kalabalık grubu esas Avarlar meydana getirirler. Dil yönünden üç gruba ayrılırlar; 
ı.Avar (Maarulal), 
ıı..Andi (Bottlih, Godoberi, Karatin, Bagvalal, Çamalal, Tindi ve Açvaçiş gibi alt gruplara ayrılırlar) 
ııı.Dido (Hinuk, Çvarşin ve Kapuçinler gibi alt gruplara ayrılırlar) 

b)LEZGİLER. Dağıstan'ın güney-doğusunda yaşarlar Samur Nehri'nin orta ve yukarı mecralarında ve Şamahı yöresine kadar uzanan alanda yayılmışlardır. Doğu ve güney-doğuda Azeriler ile karışmışlardır bu nedenle Türkçe Lezgiler arasında geniş ölçüde yayılmıştır. Rutul, Kütin, Agul, Budukh, Dzekh, Tabasaran, Tsakhur, Udi ve Khinalug gibi alt kollara ayrılırlar. Kürinler ve Tabasaranlar en kalabalık gruplardırlar.

c)LAKLAR (Gazi Kumuklar) Orta Dağıstanda yaşarlar.
d)DARGİNLER. Lezgi diline yakın bir dil konuşan Darginler bu nedenle Lezgi kabileleri arasında da sayılırlar. Akuşa, Sutkur, Sırhal, Urkarak, Horakan, Kaytak (Haydak) ve Kubaçi gibi gruplara ayrılırlar. 
Dağıstan;daki dağlı kabilelerin aralarında bulunan doğal engeller (dağlar, tepeler, derin vadiler vs.) Batı Kafkasya;daki kadar olmasa da buradaki toplumlar arasında da çeşitli dil farklılıkları doğurmuştur.
III. Grup / Güney-Batı Kafkasya halklarıdır ve dört ana gruba ayrılır.

1.GÜRCÜLER
Çoruh Vadisi'nden doğuda Alazan Irmağı ve Zakatali Mıntıkası'na kadar, kuzeyde Kafkas Dağları'nın güney eteklerinden güneyde Gümrü-Elizavetpol hattında kadar uzanan geniş bölgede yaşarlar. Kuzeyden Abhazlar, Svanlar, Ossetler, Çeçenler ve Lezgilerle komşudurlar. Güney-doğuda ise Azerilerle sınırları aşağı yukarı Nuha yakınlarından geçer. Güneylerinde Ermeniler bulunur.

Dil bakımından "Güney-Batı Kafkasya Dilleri Grubu"Gürcüce çeşitli gruplara ayrılır. 
a-Asıl Gürcüler: Tiflis çevresinden ibaret olan Kartli ile doğusunda bulunan Kakheti'de otururlar. Zakatali civarında oturan İnguiller'de bu gruba dahil edilirler. 
b-İmeretler: Riyon ile Yukarı Kura ırmakları arasında otururlar. 
c-Gurienliler: Kutais yakınında yaşarlar. 
d-Acaralar: Batum civarında yaşarlar. 
e-Pşavlar: Tiflis'in kuzey doğusunda otururlar, 
f-Kevsurlar Kazbek doğusunda dağlık bölgelerde Tuşlarla komşu olarak yaşarlar. Tuşlar gibi dillerinde Çeçen, Oset etkileri bulunan küçük bir halktır.

2.MEGRELLER İngur ve Riyon Irmakları arasında oturan Bu halk asıl Gürcülerle birlikte bölgedeki en kalabalık toplumlardan birisidir.

3.LAZLAR Çoruh Vadisi'nde oturan Lazlar tamamen Müslümanlığı kabul etmiş bir halktır.

4.SWANLAR Elbruz Dağı'nın güney eteklerinde Gürcüstanın dağlık bölgelerinde yaşayan Swanlar, Gürcüce'ye bağlı ama farklılıkları olan bir dil kullanırlar vardır. 

DİĞER KAFKAS HALKLARI;
Kafkasya;da yerli (otokhtan) Halkları dışında tasnif edilen ama en az yerli halklar kadar artık Kafkasyalı olan başka toplumlarda yaşamaktadırlar. Kültürel açıdan yerli halklarla aynı özeliklere sahip bu topluluklar genel olarak konuştukları dil yönünden ayrı bir grup olarak tasnif edilirler.

A.İrani Dil Konuşan Kafkas Toplumları:
1 .OSETLER (ASETİNLER)
Aslen Alanlardan geldikleri kabul edilen bu toplum dil açısından Kafkas dillerinin etkileri altında önemli değişiklikler geçirmesine karşılık İran diline çok yakın bir dil kullanırlar.
Kafkasya'da Daryal Geçidi'nin güney ağzında otururlar. Doğularında Çeçenler, kuzeylerinde İnguşlar ve Kabartaylar, batılarında Gürcüler bulunur. Güneyden de yine Gürcülerle komşudurlar. Onlara diğer Kafkas halkları Kuşha, kendileri ise Iron derler.
Daryal Geçidi'nden başka Liakkva ve Ksa vadilerinde, güneyde Kura'ya doğru Uruk, Fiag-Don ve Ardon ile Yukarı Terek boylarında da yaşarlar. Yine bir ayrı grupları da Yukarı Kura'nın sağ kıyısı ile Trialet Dağı'nda ve Borjom'un doğusunda otururlar.
Osetinler başlıca iki gruba ayrılırlar; 
1- İron, 
2- Digor. 
Osetlerin çoğunluğu Hıristiyan olduğu için ne Rusya'ya karşı olan mücadeleye, ne de göç hareketine etkili bir şekilde katılmamışlardır. Yalnız sayıca çok az sayıda Müslüman olanları aslen Oset olan General Musa Kundukhov öncülüğünde Çeçenlerle birlikte göçe katılmışlardır. 

2.TATLAR (PADARLAR) Safeviler tarafından Kafkasyada Bakü, Kuba, Şamahı, Derbent ve Zakatali mıntıkalarında yerleştirilmiş olan İranlılardır. Pehlevi Dili'ni konuşurlar.

B. Türk Dili Konuşan Kafkas Toplumları:
1. KARAÇAY-BALKARLAR (MALKARLAR) 
Kaynakları hakkında çeşitli görüşler ileri sürülen Karaçayların genel olarak, Kafkasya’da belirli dönemlerde bulunmuş olan Hazar, Bulgar ve Kıpçak gibi Eski Türk topluluklarının bir devamı olduğu kabul edilmektedir. Ancak Alanlarla tıpkı Osetler gibi ortak kültürel özelliklere sahip olmaları bu konuda kesin bir hüküm verilmesine de engel olmaktadır. Kıpçak Türkçesinden geldiği bilinen bir dil kullanırlar. Karaçay ve Balkar (Malkar) olarak iki grup halinde anılmalarına rağmen gerçekte tek bir halktırlar.

XIII.-XV.yüzyıllar arasında Kabartayların doğuya doğru yayılmalarına kadar Kuban, Terek ve Kuma nehirlerinin orta ve yukarı mecralarında ve onlara katılan akarsuların boylarında geniş bir sahada yaşadıkları bilinen Karaçaylar daha sonraları Kafkas Dağları'nın zirvelerine doğru çekilerek Elbruz Tepesi'nin etrafındaki sarp ve yüksek bölgelere yerleşmişlerdir. Çevrelerinin genel olarak Çerkes-Abaza kabileleri tarafından çevrili olmasından dolayı, kültürel açıdan komşu kabilelerle aynı özelliklere sahiptirler. 

2. KUMUKLAR
Kuzeyde Terek Nehri'ne kadar, güneyde de Makhaçkale'nin güneyine kadar uzanan alçak arazide otururlar. Genel olarak Dağıstan'ın kuzey-doğu ve doğusundaki Hazar Denizi'ne kadar uzanan düzlüklerde yaşarlar. Kafkasya'ya ne zaman ve nasıl geldikleri kesin olarak bilinmemektedir. Onları Hazarlara, Kimaklara, Gazi-Kumuklara ve hatta Karaçay-Balkarlara bağlayanlar bulunmaktadır. Ayrıca Hazar Denizi kıyılarında oturdukları ve kıyıdaki "kum"dan kaynaklanan "Kumuk" ismini aldıklarını ileri sürenler dahi vardır. Makhaçkale, Kaspiiski, Hasavyurt, Babayurt, Buynakski ve hatta İzberbaş şehirleri Kumukların yaşadıkları alana dahildirler. Ovalık yerlerde yaşayan çeşitli Kafkas kabileleri genellikle Türk kabileleri ile sıkı ilişkiler içerisinde bulunmalarından dolayı Kumuk Türkçesini de bilirler. Bu nedenle Türkçenin bir lehçesi olan Kumukça Doğu Kafkasya'da ortak bir anlaşma vasıtası olarak kullanılmaktadır. 

3. NOGAYLAR 
Kazak ve Karakalpak Türkçesine yakın bir dil konuşan bu topluluklar XVIII. Yüzyıldan sonra Kafkasya bölgesine yerleştirilmişlerdir. Dağıstanda Hazar Denizi'ne doğru uzanan düzlükte ve daha kuzeyde step görünümü alan bozkırlarda Türk asıllı kabilelerle (Kumuklar, Azeriler, Türkmenler) karışık olarak yaşarlar.

Edebiyatımızda kendi yolunu açmış usta isimlerden birisidir Qağırmes Boris. 
Onun eserlerinde zamanı yakalıyoruz, günümüzün önemli sorunlarına, yaşamın kendisine dair ipuçları buluyoruz. İnsanların duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde ifade eden sanatçı kendi duygularını da aynı ustalıkla aktarıyor bize. 

O, Adıge diline mükemmel denecek derecede hakim, dilin tüm inceliklerini ve sırlarını bilen bir üstat. Qağırmes Boris’in samimi duyguları, sağlıklı düşünceleri ile harmanladığı eserleri edebiyatımızda çok önemli bir yere sahiptir. 

Bu gün röportaj yaptığımız sanatçı aynı zamanda gazeteciler ve yazarlar birliğine üye,20 yıla yakın zamandır da Oşx’emaxue dergisinin şiir bölümünün başında bulunuyor. 

Dil halkın en büyük zenginliğidir, dilimizin hakkettiği değeri bulduğuna inanıyormusunuz? 

Cumhuriyetimizdeki üç dil devlet dili olarak tanınmış olmasına rağmen onların imkânları açısından eşit olduklarına inanmıyorum. 
Çünkü devlet dili dediğinizde o ülkede/bölgede yürütülen tüm resmi işlemlerde kullanılan tüm yazışmalara taban olan dildir devlet dili. 

Bu amaçla kullanılan dil ise Rusçadır, fakat bu bizim Adıge diline küsmemiz sırt dönemiz için bir neden değildir. 
Bahsettiğimiz durum dilimizin bir kusuru eksiği olduğu anlamına gelmesin, fakat insanların dilindekidir, okudukları yazıştıkları dildir gelişen. 

Ben 50 yıldır duygularımı düşüncelerimi anadilimle yazıyorum, kendimi ana dilimle ifade ediyorum. Bu güne kadar ana dilimin sözcüklerinin yetmediği, dilim ile bir şeyi ifade edemediğim ve tıkandığım bir an hiç olmadı. 

Çoğu kişinin Adıge dili ile duygularının tümünü ifade edemedikleri yönünde şikâyetlerini duyuyoruz, bu asılsız bir yalandır bana göre. 

İfade yeteneği, kavrama yeteneği olmayan insan hangi dil ile olursa olsun duygularını ve düşüncelerini yansıtmakta yetersiz kalır. 
Adıge dilinin yetersiz olduğunu söyleyenler düşünceleri yetersiz kavrama ve tanımlama yetenekleri yetersiz, ifade zaafı olan insanlardır. 

Bilmediğiniz anlamadığınız her hangi bir iş ne ise, dil de ondan farklı değildir. 

Onu kullanmak için kurallarını, inceliklerini sırlarını bilmek gerek, o dile, o dilin sahibi halkın tarihine kültürüne edebiyatına hakim olmak gerek. 

Ne yani! Ormana odun kesmeye gidiyorsunuz fakat yanınızda balta yok. Bu sözlerim Adıge yazarlarımızın bir kısmına yöneliktir. 
Adıge gazetelerinde hayatı geçmiş, uzun yıllardır Oşx’emaxue dergisinde çalışan birisi olarak ben çok rastladım bu dili kullanmaya kalkışan fakat dilin kurallarını dahi bilmeyen insanlara. Bu işler böyle yürümez.

“Dil olmazsa ulus olmaz”deniyor. Dilimizin bu günkü durumu size neler düşündürüyor? 

Bana kalırsa dilimizin bu günkü kadar geliştiği yükselişe geçtiği hiç bir dönem olmadı bu güne kadar. Bir kısım araştırmacıların “Dillerin yarısı yakın zaman içerisinde yok olacak” dediklerini duyuyoruz, Adıge dilinin bu risk ile karşı karşıya olmadığını söyleyemeyeceğim ne yazık ki. 

Bu konuda canla başla çalışan bilim adamlarımızın araştırmacılarımızın yeteneklerine ve sayılarına baktığımda ancak “Dilimizi korumanın geliştirmenin ilk adımlarını atmış bulunuyoruz” diyebiliyorum. 

Eskiden Adıge dilinin eğitimini verecek doktor, profesör, akademisyenlerimiz varmıydı? 
Edebiyatın teorik temelini atacak yazarlarımız eleştirmenlerimiz araştırmacılarımız varmıydı? 

Aynı şekilde şairlerimiz, tiyatrocularımız ve sanat adamlarımız da bu grubun içerisindedir. Bunca belayı, bunca sıkıntıyı, bunca olumsuzluğu atlatabilen dilimiz hala ayaktadır. 

Bu gün bu dili konuşan bu halkın eskiye kıyasla sahip olduğu imkânlar ve özgürlük, dilimizin ve halkımızın daha binlerce yıl yaşayabileceği yönünde bize ümit veriyor. 

Halkın anlama ve kavrama yeteneği doğrudan ana diline olan bağlılığı ve hakimiyeti ile ilişkilendiriliyor. 
Bu gün bilim adamları ve araştırmacılar ne kadar bu konuda çalışıyor olsalar da ana dilin korunması ailede başlar. 

Ben birçok aile tanıyorum ki büyükleri anadilimiz konusunda çalışırken çocukları iki atasözünü dahi söylemekten aciz bir biçimde yetişiyorlar, bu tür aileler için ne düşünürsünüz? 

Adıge dilinin en iyi korunduğu alanlar köylerimizdir. Şehirlerdeki ailelerde bu konu bir biçimde ihmal edilir oldu. Fakat Adıgeyim diyecekseniz ve kendinizi bu halkın mensubu sayacaksanız her şeyden önce ana dilinizi bilmek, bu dil ile okumak yazmak zorundasınız. 

Adige kültürü, Adıge dili, Adıge yaşam biçimi hayatınızın pusulası değilse kendinizi Adıge olarak görmenizin bir gereği yok. 

Adige Psalhe Röportaj: Jılase Marite Çeviri: Ergun Yıldız

Dil Bilim ve Dil

Aralık 28, 2018

Genel Dil Bilime Dair 

20.yy. başından itibaren dil bilim alanında yapılan çalışmalar, bu bilim dalında önemli mesafelerin alınmasına yol açmıştır. Kuşkusuz bu çalışmaların en önemlisi, SAUSURE ve sonrasında onun takipçileri tarafından yapılana çalışmalardır. Bu çalışmalar, dil bilimin alt bilim dallarında branşlaşmasını sağlamış ve daha da önemlisi dil bilim çalışmaları; Gösterge Bilim, Anlam Bilim ve Yapısalcılık gibi yeni bilim dallarınında doğmasına ön ayak olmuştur.

Sausure'cü Dil Bilim; tespitleri, öngörüleri, önerileri ve metodolojik yaklaşımları bakımından önemli bir bütün sunuyor olsa da araştırma konuları özellikle Hint-Avrupa dilleridir. Bu, diğer diller için geçerli olacak tespitleri –ne yazık ki- içerecek sonuçlar doğurmamaktadır. Esasen Sausure'ün kendisi de nesnel dil bilim, öznel dil bilime göre araştırılan dilde önemli tespitler yapmakta yetersiz kalacağını, söz konusu dili bilen bilimcinin yapmış olduğu öznel dil bilimin dilin bilimsel ele alınmasında başat olduğunu ve gramerin de bu dil bilim çalışmalarıyla ancak bir değer ifade edebileceğini belirtmiştir. 

Sausure'ci dil bilimin öne sürdüğü ve genel konsensüs gören kimi tespitler: «Dil durumunun rastlantısal olduğu, göstergelerin nedensiz olduğu ve olsa olsa görece nedenleri taşıyabileceği, kavramın anlatımı için dilin dizgeleştirilen bir düzenek olamayacağı, bir kökün anlamlı bir sözcük olamayacağı ve çekim oluşturamayacağı vb.» kesinlemeleri Adığece de geçerli olacak tespitler gibi gözükmemektedir.


Adığe Diline Dair 

Genel olarak bu dil tek ses köklü, kökü, ön eki ve son eki ile birlikte tam ekli, tam dizgili göreceli olarak çok sesten oluşan ve telaffuz zenginliği olan –dolayısıyla güçlü olan- bir dildir. 

Kök, önek, sonek durumları, aynı seslerin yer değiştirmeceli olarak üstlendikleri roller olup, bu sesler dilin alfabesini oluşturan seslerdir. Alfabedeki seslerin çaprazlanması ve eklemlenmesi dilin ihtiyacı olan sözcükleri meydana getirmektedir.

Bu her bir ses bir anlam imidir ve bu anlam eylemseldir. Neredeyse her bir ses bir fiildir, yarı fiildir veya yardımcı fiildir. Başka bir deyişle bu dil, tek sesli göstergelerden oluşur ve göstergelerin dizisel eklemlenmesi başka göstergeleri oluşturur. Böyle bir eklemleme olanağı, çok geniş bir gösterge-sözcük kapasitesini dilin hizmetine sunar.

Bu tek seslerin kök olması ve bununla bir fiil bir eylem olması, bunların bir ilk ses -ya da ilk sesin devamı- olduğu düşüncesini çağrıştırır. Ancak burada, bu seslerin çıkarılmış ilk sesler olduğu iddiası değildir söz konusu olan; nitekim bu dil lehçeleri olan bir dildir. Dil değişir. Ne var ki, bu dilin orijinal bir dil olduğu kendi kuralları içerisinde gelişim olanağı gösterdiği ve bu olanağa bu gün de sahip olduğu düşünüle bilinir. 

Bu dilde yazılmış orfografik-dizisel bir sözlük, 90 bin maddeli ve yaklaşık 300 bin kelime kapasitesindedir. Bu kelimelerin anlamlarının ifade edilmesi halindeki anlam çoğunluğunu düşününüz. Bu dili konuşan toplumun, kendi sosyal yaşamında tüm her şeyi anlamlandırarak bir göstergeler imparatorluğu yaratmış olmasının alt yapısı kendi dili olsa gerektir. 

Bu dil, 1800'lerin başına kadar gelişmiş olduğu şekilde kalmış olan bir dildir. O tarihten sonra geçen 200 yıl özellikle son yüzyıl üretimin, anlam çoğalmasının, dilin gelişiminin ve modernizasyonla birlikte dilsel gösterge üretmenin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dil, bu gelişmelerden nasibini almamıştır. 


SONUÇ NİYETİNE

Dil bilimin 20. Yy.'da gelişimi ve başka bilim dallarına yaptığı katkılara rağmen, araştırma dışı kalmış alanları bakımından henüz alacağı pek çok mesafe ve edineceği yeni görme biçimleri mevcuttur ve girmiş olduğumuz yüzyılda kendisini beklemektedir. Bu meyanda Adığe dili de, öznel dil bilimsel yaklaşım ile kendi dil bilimcilerini bu dili bilenler arasında beklemektedir. Bir ikincil ve tali dil durumuyla kendi mekanında, bilim-felsefe ve pazardan uzak tutulan bu dil, haksız muameleye tabidir. Şu anda kendisine giydirilmeye çalışılmış olan dil bilgisinin (gramerin) uymadığı açıktır. Uyumsuzluk nedeni, dilin kendisinden kaynaklanmamaktadır; farklılıktadır. Dil bilimi doğrultusunda grameri de kendisini gösterecektir. 

Yukarıdaki bölümde yapı ve parametlerine dair kısaca değindiğimiz bu dilin, dil bilim çalışmaları yapılması ve felsefece kullanımının bir insanlık görevi olduğunu söylemek abartı gibi gelmemelidir. Bu dil latince ve eski Yunanca eş değerinde, eskiliğinde ve ondan da öte (!) olabilir. Eski Yunanca için «tek rasyonel dildi» diyen Heideger'e yaşayan bir rasyonel dili gösterebilmek gerekirdi. 

Tek sesli göstergelerden oluşmuş olan bu dilde, bu tek seslerin bir eylemi imlemesi; bir tavrın, bir davranışın, bir hareketin, bir enerji biçiminin ilk seslendirilişini akla getirmektedir. Dil, ilk sesler ile ilgili ip uçları verecek ses özelliklerindedir adeta. Ve bu, ses ve söz arketiplerinin bulgulanmasının olanak dahilinde olduğunu düşündürtmektedir. Eski Yunanca da «Arke» sözcüğünün hem «İlk» hem de «Enerji» anlamına geliyor olması da ilginçtir. Bu dil, araştırılmasını yalnız dil bilimcilerden ve mevcut dil bilimsel yaklaşımlardan değil, arkeolojik yaklaşımlardan da beklemektedir. 

Birinci bölümde verdiğimiz Adığece yazılar, dildeki uyuma, dilin oluşumuna dair köklerle ilgili düşünceye, dilin felsefeye yatkınlığına ve dilin kendi felsefesine dair çok açık «İde»'ler verebilmektedir. Birinci bölümdeki metinler incelendiğinde; felsefenin, başlangıcından itibaren oluşumunda ve sonraki zamanlarda izlemiş olduğu süreçte oluşmuş olan kilometre taşlarının ve felsefe akımlarının «öz'ünün» bu dilin kendisinde yattığını görmek; bu dilin adeta bir «felsefe sağlaması» niteliğinde olabileceğini çıkarsamak mümkün gibi durmaktadır.

O halde bu dil, dili bilen kendi felsefecilerini de beklemektedir.

Evet, 21. Yüzyıl kendisinden beklenen şeyleri karşılayabilecek, gerçekleştirebilecek gibi durmaktadır. Bu enformatik çağ, insan arşivlerini de ortaya çıkarabilecek gibidir. Daha şimdiden insanın kendi «İçkin» fonksiyonunun (düşünme) arşiv kapılarını aralamış gibidir; beyin araştırmaları, bilgide soyut olagelen çok şeyi somuta dönüştürmekte, yeni gerçekleri serimlemektedir. Insanın aşkın (transandantal) fonksiyonun (konuşma) arşivi de dildir. Insan için konuşmanın «kendini aşkınlık» olduğunu, PSAL'E (PSE-L'E) den daha somut ne gösterebilir. Bu şekilde eklemlenmiş bir dil, bu arşivin en güzel örneğidir.

Ama arşive kalkmasın bu dil ve bu ilk sesler, «son sesler» (!) olmasın.

Bu yazı geç kalmış bir erken yazıdır.

Geç kalmış bir yazıdır, çünkü: ...

Erken bir yazıdır, çünkü: henüz...

-İleri gittiğimi düşünüyorsunuz!- ... 

Bir adım daha atıyorum ve duyacak kulaklara sesleniyorum:

Kaynak: Nart Dergisi

Kafkasya ve Türkiye
Kafkasya tarihin eski dönemlerinden beri birçok halkın bir arada yaşadığı, kendine özgü tarihi-etnografik yapısı olan bir bölgedir. Azeriler, Gürcüler, Ermeniler gibi nüfusu milyonlarla sayılan büyük halkların yanında, Dağıstan’da olduğu gibi nüfusları birkaç bini geçmeyen halklar da yaşamaktadır.

Öncelikle ‘Kafkasya’da konuşulan diller’ ve ‘Kafkas dilleri’ ayrımına dikkat etmek gerekir. ‘Kafkas dilleri’ terimi sadece, dünya dilleri içinde ayrı bir dil ailesi kabul edilen, Kafkasya’nın yerli halklarının konuştuğu diller için kullanılır. 

Kafkasya’da konuşulan diller değişik dil ailelerine aittir. Bunlardan en büyüğü Hint-Avrupa Dil Ailesi’dir: İran Grubu (Osetçe, Tatça, Talışça, Kürtçe) Ermenice, Rusça ve Ukraynaca

Altay Dil Ailesi (Azerice, Kumukça, Nogayca, Karaçay-Balkarca). Türkçe Kafkasya’da yaşayan Türkiye asıllı Rumlar (Urum) ve Stavropol’de yaşayan Türkmenler (Truhmen) tarafından da konuşulmaktadır. 

KAFKAS DİLLERİ

Kafkas dilleri, sadece Kafkasya’da bulunan ve diyaspora mensupları dışında dünyada başka hiçbir yerinde konuşanı olmayan, eski ve yalıtılmış bir dil grubudur. Kafkas dilleri için ‘İber-Kafkas Dilleri’ terimi de kullanılır. Bir dönem ‘Yafetik Diller’ ve ‘Paleokafkas Dilleri’ terimleri de kullanılmış, fakat kabul görmemiştir.

19.-20. yüzyıllarda bazı dilbilimciler Kafkas dillerinin genetik birliği tezini ileri sürmüşlerse de, bugün dilbilimcilerin görüşüne göre tüm Kafkas dillerini ortak bir kökene bağlamak güçtür. Bazı dilbilimciler de Kafkas dilleriyle, eskiden Ortadoğu ve Anadolu’da konuşulan Hatti, Sümer ve Hurri-Urartu dilleri arasında ilişki kurmaya çalışmışlardır; bazıları da Bask diliyle köken bakımından yakınlık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu konuda kanıtlanmış bir tez ve genel olarak kabul edilmiş bir görüş yoktur. 


Kafkas dilleri üç grupta toplanır:
I. Nah-Dağıstan Dilleri
a. Nah (Vaynah) Dilleri: Çeçen, İnguş, Bats (Batsbiy)
b. Dağıstan dilleri: Avar-Andi-Dido (veya Tsez), Dargi-Lak, Lezgi 

II. Kartvel (Güney Kafkas Veya İber) Dilleri: Gürcü, Megrel-Laz , Svan)
III. Abhaz-Adığe (Kuzeybatı Kafkas) Dilleri: Adığe, Abhaz-Abaza, Ubıh)

Kafkas dilleriyle ilgili terminoloji ve sınıflandırma, Rusların Kafkas halklarına verdiği adlara ve özellikle Sovyetler döneminde kurulan idari bölgelerin adlarına göre oluşturulmuştur. Buna göre 40 civarında Kafkas dili vardır. Ancak bu sayı tartışmalıdır ve gerçekte daha azdır, çünkü aynı dilin lehçeleri ayrı diller olarak kabul edilmiştir. Kafkas dillerini Rusya Federasyonu’nda 4.5 milyondan fazla kişi konuşmaktadır.

Eskiden beri yazısı ve yazılı edebiyat geleneği olan tek Kafkas dili Gürcücedir (M.S. 5. yy). Yaygınlaşmayan alfabe denemelerini saymazsak, diğer Kafkas dilleri yakın bir zamanda, 1920-30’larda yazılı hale gelmiştir; alfabeleri Kiril alfabesini esas alır. 30’dan fazla Kafkas dili olmasına karşın Rusya Federasyonu’nda bunlardan ancak 8’i yazı ve edebiyat diline sahiptir: Abaza, Adığe, Çeçen, Avar, Lak, Dargi, Lezgi ve Tabasaran dilleri. Ancak Adığecenin iki lehçesi ayrı diller kabul edildiği ve İnguşça da Çeçenceden ayrı sayıldığı için resmi rakam 10’dur. Bu dillerde basın, yayın, radyo, televizyon ve sınırlı eğitim hakkı tanınmıştır. 

Gürcistan’da konuşulan Svanca ve Megrelce ile Türkiye’de konuşulan Lazcanın resmen kabul edilmiş yazı ve edebiyat dili, yayın ve eğitim hakkı yoktur. 


ABHAZ-ADIĞE (KUZEYBATI KAFKAS) DİLLERİ


Adığe, Abhaz-Abaza ve Ubıh dilleri bu grupta yer alır. ‘Kuzeybatı Kafkas’ veya ‘Abasg-Kerket’ dilleri olarak da adlandırır. Önceki Rusya ve Batı literatüründe ‘Adığece’ için daha çok ‘Çerkesçe’ terimi kullanılır. Çerkes adı bugün, özellikle Türkiye’de diğer Kafkas halklarını da kapsayacak biçimde kullanıldığından, dille ilgili olarak Adığece terimini kullanmak daha uygun görünüyor.

Sovyetler döneminde siyasi düşüncelerle yapılan dil sınıflandırması terminoloji konusunda karışıklık yaratıyor. Adığeler, Sovyetler Birliği kurulurken ayrı idari birimler içinde bırakıldılar: Adığey Özerk Bölgesi, Şapsığ Ulusal Bölgesi, Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti. Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’te kaldırıldı. İlk yıllarda adları, sınırları ve statüleri sık sık değişen bu idari birimler bugün Rusya Federasyonu’na bağlı üç cumhuriyet olarak varlığını sürdürüyor: Adığey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar. 

Adığelerle ilgili etnik ve dilbilimsel tanımlar bu idari birimler esas alınarak yapıldı. Tarihteki Adığelerin torunları olan ‘Adığey’, ‘Çerkes’ ve ‘Kabardey’ halkları ortaya çıktı. Her biri için ayrı tarih, yazı ve edebiyat oluşturuldu. Aynı şekilde Abhazya’da yaşayan Abhazlarla Karaçay-Çerkes’teki Abazalar ayrı halklar ve dilleri de ayrı diller kabul edildi. 

Bugün de esas alınan bu sınıflandırmaya göre Abhaz-Adığe dil öbeği beş dilden oluşmaktadır: Adığey, Kabardey, Abhaz, Abaza ve Ubıh dilleri. Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde konuşulan dil aynı olduğu için sık sık ‘Kabardey-Çerkes dili’ terimi de kullanılır. Adığeyce ve Kabardey-Çerkesçe ‘Adığe dilleri’ veya ‘Çerkes dilleri’ olarak adlandırılır. 

Kafkasya’da Ubıh kalmadığı ve artık ölü dil olduğu için Ubıhça Sovyet ve Rusya dilbilim araştırmalarında fazla yer almaz ve bazen bu sınıflandırmaya dahil edilmez.

Dilbilim ölçülerine göre yapılan ve dünyada genel olarak kabul edilen sınıflandırmaya göre ise Adığece iki lehçeden oluşan tek bir dildir. Kafkasya’nın kuzeybatısında yaşayan Adığe boylarının (Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ, Çemguy, Hatukay v.d..) konuştuğu lehçe ‘Batı Adığe’ lehçesidir ve Adığey Cumhuriyeti’nin devlet dilidir. Daha doğuda yaşayan Kabardey ve Besleneylerin konuştuğu lehçe ise ‘Doğu Adığe’ (veya ‘Kabardey’) lehçesidir; Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde diğer dillerle birlikte devlet dilidir. 

Abhazya’da konuşulan Abhazca ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde konuşulan Abazaca da aynı dilin lehçeleridir. Yazı dili olmayan Ubıhça dışında Abhaz-Adığe dilleri yazılı dillerdir. Sovyetler döneminde yaratılan bu ayrımdan dolayı her birinin iki alfabesi ve iki edebiyat dili vardır.

Adığece, Abhaz-Abazaca ve Ubıhçanın bugün artık var olmayan ortak Batı Kafkas dilinden türediği kabul edilir. Ubıhça, Abhaz-Abazaca ve Adığece arasında ara konumda bulunur; bu Ubıhların coğrafi olarak Abhazlarla Adığeler arasında bulunmalarıyla açıklanır. Karşılaştırma sonuçlarına göre Abhaz-Abaza ve Adığe dillerinin yaklaşık ayrılma tarihi M.Ö. 2000 olarak tahmin ediyor (J.C.Catford). Bu karşılaştırmalarda iki dil arasında bulunan ortak kelime (cognate) oranı % 28’dir.

ADIĞECE

19. yüzyıl ortalarında Batı Adığelerinin nüfusu 700-750 bin arası, Doğu Adığeleri ise 55 bin (1885 yılında 25 bin Besleney, 30 bin Kabardey) civarında tahmin ediliyor. 1864’te biten Kafkas-Rus Savaşı sonunda Adığelerin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Türkiye, Ürdün, Suriye, Mısır ve İsrail’de bulunan Adığe diyasporası Kafkasya’dan 4-5 kat fazla nüfusa sahiptir; Suriye’de 40 bin (Smeets 1984: 53), Ürdün’de 30 bin (Smeets, ibid.), İsrail’de 3 bin (Catford 1986: 240). 

1989 SSCB sayımına göre:
Adığey Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 122.9 bin, 
Krasnodar Eyaleti’ne bağlı Tuapse ve Lazarevsk ilçelerinde 10 bin (Şapsığ), 
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde 386.055, 
Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 50.764 Adığe yaşamaktadır 
(Toplam 569.719; kendi cumhuriyetinin sınırları dışında yaşayanlar buna dahil değildir). 
Bunlardan Adığey’de % 85.2’si, Kabardey-Balkar’da % 97.6’sı, Karaçay-Çerkes’te % 
91.5’i Adığeceyi anadili olarak kabul etmektedir.

Dünyada en büyük nüfus Türkiye’dedir. 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına büyük çoğunluğu Adığe olmak üzere 1-1,5 milyon Kafkasyalının yerleştiği biliniyor. Türkiye sınırları dışında kalanları, o dönemdeki yoğun savaşlar ve hastalıklar nedeniyle olan nüfus kaybını ve nüfus artış hızını göz önüne alarak bugün için yaklaşık 2-3 milyon gibi bir tahminde bulunulabilir. 

Ç'ahe (Aşağı) olarak adlandırılan Abzeh, Natuhay, Şapsığ, Çemguy, Hatukay, Bjeduğ, Mahoş v.d. boylar ağız farklılıklarıyla Batı Adığe lehçesini konuşuyorlardı. Doğuda yaşayan ve Şhağ (Yukarı) olarak adlandırılan Kabardeyler ve Besleneyler ise Doğu Adığe lehçesini konuşuyorlardı. Sayıca az olan Adığe boyları daha büyük olanlara karıştılar. Hem Çarlık zamanında hem de Sovyetler döneminde uygulanan iskan politikasıyla Kafkasya’da da Adığecenin ağızları saflıklarını yitirdiler. Bugün, özellikle diyasporada mensup olunan boy ile konuşulan lehçe veya ağız her zaman örtüşmemektedir. 

Batı Adığe Lehçesinin Abzeh, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ olmak üzere dört temel ağzı vardır

Abzeh. Sürgün öncesi Kafkasya’da ve bugün diyasporada konuşulan en yaygın Batı Adığe ağzı, nüfusları itibarıyla Abzehlerin konuştuğu ağızdır. Kafkasya’da ise Abzeh ağzı konuşan tek köy Adığey Cumhuriyeti’nde bulunan Şovgenovski’dir.

Şapsığların sayısı da Abzehlere yakındır. Hemen hemen aynı bölgelerde, birçok köyde de karışık olarak yaşamaktadırlar. Şapsığların tarihi topraklarının büyük bölümü bugünkü Adığey Cumhuriyeti’nin sınırları dışında kalmıştır. Adığey’deki küçük bir grup dışında Şapsığlar bugün Krasnodar Eyaleti’nin Tuapse ve Lazarevsk ilçelerine bağlı köylerde yaşıyorlar (yaklaşık 10 bin). 1924’te kurulan Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’de kaldırılarak Lazarevsk ilçesine (rayon) dönüştürüldü. Adığey Cumhuriyeti’nin dışında kaldıklarından anadillerinde eğitim ve yayın hakkından yararlanamıyorlar. 

Bjeduğ ve Çemguy ağızlarını konuşanların sayısı Kafkasya’daki nüfuslarıyla ters orantılı olarak Türkiye’de ve diğer ülkelerde nispeten azdır. Çemguylar diyasporadaki en küçük Adığe topluluğudur. Bilecik-Bozüyük’te üç (Alibeydüzü, Akçapınar, Akpınar), Düzce’de bir (Köprübaşı) köyleri vardır. Adığey Cumhuriyeti’nin Adığe nüfusunun çoğunluğunu Bjeduğlar ve Çemguylar oluşturur. Kafkasya’da kalmadığı için Adığe lehçebiliminde adları geçmeyen Hatukaylar ise birkaç köy dışında Kayseri-Pınarbaşı’nda yaşarlar (18 köy).

Doğu Adığe (Kabardey) Lehçesi Kabardey lehçesi Adığe-Abhaz dilleri içinde 45 ünsüzle en basit fonetik sisteme sahip olan dildir. Yaklaşık 13-14. yüzyıllarda ortak Adığe dilinden ayrıldığı düşünülüyor. Besleneylerin konuştuğu Adığece Kabardeycenin bir ağzı sayılmaktadır ve Batı lehçesine daha yakındır.

Rusya Federasyonu’nun Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde, Adığey Cumhuriyeti’nin Hodz, Koşehabl ve Bleçepsın köylerinde, Kuzey Osetya’nın Mozdok bölgesinde (Hıristiyan Kabardeyler) ve Stavropol Eyaleti’nin bazı köylerinde yaşayan Kabardeyler tarafından konuşulur. Diasporada ise en başta Türkiye, Suriye ve Ürdün’de.

Türkiye’de Kabardeylerin en yoğun yaşadığı bölge, esas olarak Kayseri ve kısmen Sivas-Göksun’u da içine alan Uzunyayla’dır. Kabardeyler Türkiye’deki Adığeler içinde dillerini en iyi koruyan gruptur. 

Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim
1800’lerin başlarında ilk Adığe alfabeleri yapılmaya başlandı. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yazı, dar bir aydın çevresinde sınırlı kaldı. İlk önce Arap harflerini esas alan alfabeler kullanıldı. Batı lehçesi için 1918’den 1927 yılına kadar Arap alfabesi, 1927’den 1938’e kadar Latin alfabesi kullanıldı. 1938’den itibaren de Kiril-Rus alfabesine geçildi. Doğu lehçesi (Kabardeyce) için Latin alfabesi 1923’te yapıldı,. 1924’te N.F.Yakovlev tarafından geliştirildi ve 1936’ya kadar kullanıldı. 1936’dan itibaren Rus alfabesinin harfleri esas alınarak hazırlanan Kiril alfabesine geçildi. Çok sayıdaki ünsüzü karşılamak için iki-üç harften oluşan kombinezonlar yaratıldı veya işaretler kullanıldı. 

Batı Adığe lehçesi için yazı ve edebiyat dili, fonetik olarak en temiz kabul edilen Çemguy ağzı üzerine kurulmuştur. Kabardey lehçesi içinse Büyük Kabardey ağzı esas alınmıştır.

Son yıllarda anadile ilginin artmasıyla Adığe alfabelerinde değişiklik yapılması, Latin alfabesine geçiş konuları tartışılmaya başlandı. 90’ların başında 10 kadar Adığe alfabesi teklifi yapıldı. Son yıllarda tek bir Adığe alfabesi için çalışmalar yapılıyor. 1999 yılı sonunda dilbilimci akademisyen Muhadin Kumahov tarafından üç cumhuriyetin ilgili makamlarına tek Adığe alfabesi projesi sunuldu. Ancak bugüne kadar bu konuda bir karar alınmadı.

Dolayısıyla, Türkiye’de açılacak Adığece kurslarda, yazı dili haline gelmiş bu iki lehçenin esas alınması gerekiyor. Batı lehçesinde yazı dili için Çemguy ağzı esas alındığından, konuşan sayısı bakımından Türkiye’de ve Kafkasya’da oran tersine olsa da Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ ve Hatukay ağızlarını konuşanlar bu kurslarda ‘Çemguy’a tâbi olacaklar. Kabardey lehçesi için durum daha basit. Batı lehçesindeki kadar belirgin ağız farklılıkları olmadığından, Türkiye’deki tüm Kabardeyler ve Besleneyler küçük bir çabayla yazı diline geçiş yapabilirler.

Kafkasya’da Durum
1979-1989 yıllarında, kentleşme, turizmin gelişmesi ve 60-70’li yıllarda ‘ulusların kaynaşması’ sloganı altında yürütülen Rusçanın yaygınlaştırılması politikası sonucunda anadili öğretimi kesintiye uğradı. Rusça baskın dil konumuna gelmeye başladı. Adığece mecburi ders olarak sadece köy okullarında haftada iki saat okutulmaya başlandı. 1980’lerin sonunda ‘Adığece bilmek gereksiz’ düşüncesi yerleşti. Dile bu ilgisizlik aydınların tepkisini doğurdu ve yayın organlarında anadilin önemi ve rolü üzerine uzun tartışmalar yaşandı. 1990’ların başında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti egemenlik kazanınca devlet dilinin seçimi problemi nedeniyle dil yasasının hazırlanması gergin geçen birkaç yıl aldı. 16 Ocak 1995’te K.B.C. başkanı V.Kokov “Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Halklarının Dilleri Yasasını”imzaladı. Yasaya göre 3 dil - Adığece (Kabardeyce)- Balkarca ve Rusça- ‘devlet dili’ statüsü kazandı. Yasa, cumhuriyette yaşayan diğer halkların dillerinin de korunup geliştirilmesine imkan veriyor.

Rusya Federasyonu Anayasası’nın 3. maddesi Rusçayı RF’nin devlet dili olarak tespit etmekle beraber ‘cumhuriyetlere kendi devlet dillerini tesis etme’ hakkını veriyor. Bu diller devletin iktidar organlarında, yerel yönetim organlarında, cumhuriyetin devlet kurumlarında Rusçayla birlikte kullanılıyor. ‘Herkesin anadilini serbestçe kullanma; iletişim, eğitim, öğrenim ve sanat dilini özgürce seçme’ hakkı cumhuriyetlerin anayasalarında güvence altına alınmıştır. ‘Adığey Cumhuriyeti’nde eşit haklara sahip diller Adığeyce ve Rusçadır’ (A.C.Anayasası, M.5). ‘Kabardey-Balkar Cumhuriyeti topraklarında devlet dilleri Kabardeyce, Balkarca ve Rusçadır’ (K.B.C. Anayasası, M.76). ‘Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde devlet dilleri Abazaca, Karaçayca, Nogayca, Rusça ve Çerkesçedir’ (K.Ç.C. Anayasası, M.11). 

Üç Çerkes cumhuriyetinde ulusal okullarda anadili ve edebiyatı derslerinin sınıflara göre dozajı şöyledir.

1-4. sınıflarda haftada 6 saat, 
5-7. sınıflarda 4 saat, 
8-11 (lise) 3 saat.

Ulusal olmayan okullarda haftada iki saat Adığece dersi vardır. Bir dönem matematik v.d. derslerin Adığece okutulması uygulaması başlamış, fakat daha sonra kaldırılmıştır.

Yüksek öğrenim kurumlarında eğitim Rusça yapılıyor. Adığecenin devlet dili statüsü kazanmasına bağlı olarak bu dilde de eğitim yapılması planlanıyor. Ancak bu fikir öğrenciler ve öğretmenlerin çoğu tarafından iyimser karşılanmıyor. Birçok kişi yüksek öğrenim kurumlarında anadilde eğitim yapılmasının eğitimin kalitesini ve düzeyini düşüreceğini düşünüyor. 


ABHAZ-ABAZACA

Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ diye bir ayrım vardır ve literatüre de bu şekilde yerleşmiştir. ‘Abhaz’, Abhazya’da yaşayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir. Kuzey Kafkasya’da Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayanlar ise ‘Abaza’ (Rusçada Abazin) olarak adlandırılır. Abazalar geçmiş yüzyıllarda iki grup halinde Abhazya’dan kuzeye geçip yerleşmişlerdir. 13.-14. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’ya yerleşen ilk grup, dilbilim literatüründe Tapanta olarak anılan Aşuvalardır. Adığeler (Kabardeyler) Aşuvaları Bashağ, aynı bölgede yaşayan Nogaylar ise Altı Kesek Abaza olarak adlandırırlar.

Diğer grup ise dağlık bölgelerde yaşayan ve bu nedenle Aşharuva (veya Şkaravo) (‘dağlılar’) olarak adlandırılan Abazalardır. Aşuvalardan üç dört yüzyıl sonra Kuzey Kafkasya’nın düzlüklerine inerek yerleşmişlerdir. Adığeler Aşharuvaları Kuşha Jane olarak adlandırır. 
Bu isim karmaşasından dolayı, özellikle dille ilgili olarak ‘Abhaz-Abaza’ terimini kullanmak en uygunu görünüyor.

Abhaz-Abazaca, Adığece ve Ubıhça ile aynı kökten bir Kuzeybatı Kafkas dilidir. 19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde de 40-50 bin kişi tarafından konuşuluyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus Savaşı sonucunda nüfusun çoğu Osmanlı topraklarına yerleşmek zorunda kaldı. 1885’de Kuzey Kafkasya’da yaklaşık 10 bin Abaza (Aşuva ve Aşharuva), 1897 Rusya genel sayımına göre de Abhazya’da 58.697 Abhaz (Apsuva) kalmıştı. 1989 SSCB sayımına göre Abhazya’da 104 bin Abhaz, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş birkaç köy vardır. Türkiye’de ise, kesin sayı bilinmemekle birlikte, 100-150 bin kişi olduğu tahmin ediliyor. Ürdün ve Suriye’deki Çerkes diyasporası içinde de Abhaz-Abazalar vardır.

Lehçe ve Ağızlar
Yukarıda belirtildiği gibi, yaşanan tarihi süreç sonunda ortaya çıkan Kuzey Kafkasya’da Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva, Abhazya’da Apsuva gruplarına bağlı olarak dil de üç temel lehçeden oluşmaktadır. Kafkasya’da artık konuşulmayan, fakat Türkiye’de hâlâ yaşayan lehçe ve ağızlar ise henüz tamamen incelenmemiştir. Bu konuda bir çalışmayı Hollanda Leiden Üniversitesi’nden Abhaz dilbilimci Prof. V.Çirikba yürütüyor. 

Çirikba’ya göre Abhaz-Abaza dili beş lehçeden oluşuyor. Abhazya’da Bzıb, Abjua; Kuzey Kafkasya’da Aşharuva ve Aşuva (Tapanta); bunlara ilaveten beşincisi, Çirikba’nın üzerinde çalıştığı ‘Sadz’ lehçesi bugün sadece Türkiye’de konuşuluyor (Adapazarı-Düzce). Sadz lehçesini konuşanlar gibi dağlık Abhazya’nın Ahçıpsu, Pshu, Tsabal ağızlarını konuşanlar da 19. yüzyıl ortalarında tamamıyla Osmanlı topraklarına sürgün edildiklerinden, bu ağızlar da sadece Türkiye’de konuşuluyor. 

Sovyetler döneminde Abhazya’da konuşulan Abjua ve Bzıb lehçeleri (Abjua esas alınarak) ‘Abhazca’ ve Kuzey Kafkasya’da konuşulan Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva lehçeleri (Tapanta esas alınarak) ‘Abazaca’ olarak ayrı yazı ve edebiyat dili haline getirildiler. Bugünkü Rusya dilbilimine göre de Abhazca ve Abazaca yakın akraba iki ayrı dil kabul edilirler. Dünya dilbilimcilerinin çoğu tarafından ise aynı dilin lehçeleri olarak görülürler. Ortak gramer yapılarını ve temel sözcük dağarcıklarını korumuşlardır. J.C.Catford’un yaptığı karşılaştırmaya göre iki lehçe arasındaki eş asıllı veya ortak kelime (cognate) oranı % 80’dir.

Abhazlar dillerini Apsuşüa (veya Apsuva bızşüa) olarak adlandırırlar. Kuzeybatı Abhazya’da (Gudauta bölgesi) Bzıb ve güneydoğuda (Oçamçira bölgesi) Abjua lehçesi konuşulur. Abhazya’da artık kaybolmuş olan diğer lehçe ve ağızlar (Sadz, Tsvücı, Ahçıpsu, Pshu, Aybga, Tsabal, Guma ve Abjaqua) Türkiye’de hâlâ yaşamaktadır. (10 civarında Sadz köyü var). Türkiye’de Abhazlar yoğun olarak Sakarya, Düzce, Bolu, Bursa-İnegöl, Bilecik-Bozüyük ve Eskişehir’de yaşarlar. Diğer illerde de tek köyler vardır. 

Kafkasya’da ‘Abaza’ olarak adlandırılan Aşuva ve Aşharuva grubu ise Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde ve Türkiye’nin Adana, Kayseri, Sivas, Tokat, Çorum, Samsun, Eskişehir, Bilecik illerinde yaşarlar.

Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim

Abhazca için ilk alfabe 1862 yılında dilbilimci P.K.Uslar tarafından Rus harfleri temelinde hazırlandı;bu alfabeyle birlikte edebiyat dili oluşmaya başladı. Cochua’nın 1909’daki uyarlamasına kadar Abhaz alfabesi birkaç kez değişti. Cochua’nın uyarlaması 20 yıl kullanıldı ve bu alfabeyle dini hikayeler (1912) ve ilk okuma kitabı (1920) basıldı.

Yakovlev tarafından Latin temelli bir alfabe yapıldı ve bu ‘ortak Abhaz alfabesi’ SSCB’nin ‘genç yazılı dilleri Latinleştirme’ politikasının parçası olarak 1928’de kullanıma girdi. Bu dönemde edebiyat dili Bzıb lehçesinden Abjua’ya geçti. Aslında Abjua daha az karmaşık olmamasına rağmen o zamanın belli başlı yazarlarının lehçesiydi.

1936-1938 yıllarında Latin temelli alfabeler yerlerini genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazca, Stalin ve Beria’nın Abhazya’yı Gürcüleştirme politikasının sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953’de Beria ve Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat 1940’ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954’den itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. Bu alfabe, bazıları Uslar’ın alfabesinden alınmış 14 Kiril olmayan karakter barındırıyor. Bu durum yazı makinesi, bilgisayar ve matbaadan yararlanmada sorun yarattığı gibi, bazı fonolojik özelliklerin gösterilmesinde tutarsızlıkları olduğu için eleştiriliyor. Yapılan küçük değişikliklerle bugün hâlâ kullanılıyor. Sayıları Abhazya’dakinden fazla olan Türkiyeli Abhazlarla iletişim ve evrenselliği açısından Latin temelli bir alfabe için sürekli öneriler yapılıyor.

Abazaca (Tapanta) için 1847’de Elburgan’da doğan ve İstanbul’da eğitim gören Umar Meker’in Arap temelli bir alfabe ve ders kitabı hazırladığı, okulda çocuklara eğitim verdiği biliniyor. Ancak bu alfabe ve kitap günümüze kadar ulaşmadı. Genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak hazırlandı, 1938’de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle değiştirildi. 

Abhaz-Abazaca için Türkiye’de açılacak kurslarla ilgili sorunlar ve yöntemler konusunda şunlar söylenebilir: Türkiye’de her iki yazı dilinin (Abhaz ve Abaza) konuşanları vardır. Abhazcanın ağızları bakımından Abhazya ile Türkiye arasında yine tersine bir durum söz konusudur; yazı diline esas olan Abjua’yı konuşanlar Türkiye’de olmadığı gibi (veya çok az), Türkiye’de konuşulan ağızlar da Abhazya’da yoktur. Ancak bu ağızlar arasında büyük farklılıklar olmadığı için problem olacağını sanmıyorum.

Abazaca için ise Türkiye’dekiler açısından şans sayılabilecek bir durum söz konusu: Kafkasya’da (Karaçay-Çerkes’te), lehçeleri yazı diline esas alınan Aşuvaların (Tapanta) sayısı Aşharuvalardan oldukça fazladır; Türkiye’de ise tam tersi, Abaza grubunu çoğunlukla Aşharuvalar oluşturuyor. Ve Aşharuva lehçesi Abhazcaya daha yakın olduğundan açılacak Abhazca kurslar hepsine hitap edebilir.

Adığece veya Abhazca kurslarda öğretimin Latin alfabesiyle mi Kiril alfabesiyle mi olması gerektiği tartışılıyor. Latin alfabesi hem dünyadaki yaygınlığı, hem Türkiye’de kullanılıyor olması, hem de Kiril alfabesine göre kolaylığı bakımından elbette daha avantajlıdır. Mevcut Kiril alfabelerindeki problemler –üçlü, hatta dörtlü harf kombinezonları, farklı okunuşların ayrı harfler kabul edilmesi, iki lehçedeki aynı sesin farklı harflerle yazılması v.b.- ayrı bir konu. Ancak 70 küsur yıldır bu diller Kafkasya’da yazı ve edebiyat dili olarak kullanılıyor ve her türlü materyaliyle azımsanmayacak bir birikim var. Kiril alfabesini öğrenmeden bütün bu birikime ulaşmak mümkün değil. Latin alfabesiyle Adığece ve Abhazca öğretmek her şeye sıfırdan başlamak olur ve ancak birbirimize mektup yazmaya yarar. Yine de, gerektiğinde kullanmak üzere standart bir Latin alfabesinin kabul edilmesi gerekir. Tamamen Latin’e geçiş, bu ancak Kafkasya’daki cumhuriyetlerde kabul edilirse mümkündür. Rusya Kiril alfabesini bırakıp Latin’e geçmediği sürece o da çok zor görünüyor.

KAYNAKLAR
- Chirikba, A. Viacheslav; “Common West Caucasian”, Leiden Ün., Hollanda, 1996.
- Adığebze Pselhalhe – Slovar Kabardino-Çerkesskogo Yazıka, Moskova, 1999.
- Genko A.N.; “Abazinski Yazık”, Moskova, 1955.
- Berzeg, E.Sefer; “Adige-Çerkes Alfabesinin Tarihçesi”, Ankara,1969.
- “Kafkas Dilleri”, Sürgünde Kafkasya – Kültür Eğitim Dizisi 2, Kafkas Kültür Derneği, İstanbul, 1990.

Murat Papşu

Çerkes Dilleri

Aralık 28, 2018

Çerkes Dilleri Kafkasya’nın Sesi 

Çerkesler ve Abazalar sadece anayurtlarını değil, dillerini kaybetme tehlikesini de yaşadılar. 

Rivayete göre padişah, Kafkasya’ya birini göndermiş. Adam döndükten sonra huzura çıkıp gördüklerini, öğrendiklerini anlatmış. Padişah ‘‘Çerkeslerin dili nasıldır’’ diye sorunca, adam çakıl taşıyla dolu bir torba çıkarmış ve sallayarak ‘‘işte bu sese benzer bir dildir’’ demiş. Çerkeslerin ‘‘kuş dili’’ konuştukları da Anadolu’da halk arasında inanılan bir başka rivayet. Bu hikayelerin ortaya çıkmasında kuşkusuz Çerkesçenin, diğer Kafkas dilleri gibi telaffuzu zor, çok sayıda sese sahip olmasının payı var. 

Çerkesce, dünya dilleri içinde ayrı bir aile sayılan Kafkas Dilleri içinde yer alır; akraba dilleri Abazaca ve Ubıhça ile birlikte Kuzeybatı Kafkas grubunu oluşturur. Bu üç dilin yaklaşık üç bin yıl önce tek bir Kuzeybatı Kafkas dilinden ayrıldığı kabul edilir. Dil yapıları ve mantığı çok benzer olmasına, ortak kökenli çok sayıda sözcüğü paylaşmalarına rağmen karşılıklı anlaşılır diller değillerdir. Kuzeybatı Kafkas dillerinin fonetik zenginlik bakımından dünya dilleri arasında önemli bir yeri var. Az sayıdaki ünlünün yanında ünsüz bakımından son derece zengin dillerdir. Örneğin Çerkesçede 8 ünlüye karşılık 50’ye yakın ünsüz var. Abazacada 6 ünlüye karşılık 56 ünsüz, Ubıhçada ise 2 ünlüye karşılık 80 ünsüz bulunur. 

Bu üç dil arasında Ubıhçanın varlığı trajik şekilde son buldu. Ubıhlar 1864’e kadar Soçi ve çevresinde yaşıyorlardı. O zaman da hemen hepsi iki dilliydi; Abzehlerin veya Abaza Sadzların dilini de konuşuyorlardı. Hem uğradıkları nüfus kaybı, hem de sürgünden sonra diğer Çerkeslerle karışık yerleşmeleri Ubıhçanın gerilemesine yol açtı. Öyle ki, 1970’lerde bu dili konuşanlar bir grup yaşlıdan ibaretti. Ubıhçayı anadili olarak konuşan son kişinin, Manyaslı Tevfik Esenç’in 1992’de ölümüyle Ubıhça da ölü diller arasına katıldı. 

Savaştan ve sürgünden önce, Kafkasya’da bu üç dili konuşanların sayısı bir milyondan fazlaydı. Bugün Kafkasya’da Çerkesçeyi yaklaşık 600 bin, Abazacayı 150 bin kişi konuşuyor. Kafkasya’dan dört beş kat fazla nüfusun yaşadığı Türkiye başta olmak üzere diğer ülkelerde bu dilleri konuşanların sayısı hakkında kesin bilgi yok. 


Çerkesçe 

Çerkesler dillerini ‘‘Adığebze’’ olarak adlandırır. Esas olarak iki lehçen oluşur. Batı Çerkeslerinin (Abzeh, Şapsığ, Çemguy, Bjeduğ, Hatukay vd.) konuştuğu lehçe ‘‘Batı Adığe’’ (Ç’ahe); Doğu Çerkeslerinin (Kabardey ve Besleney) konuştuğu lehçe ‘‘Doğu Adığe’’ (Şhağ) lehçesi. Sovyetler döneminde bu iki lehçe ayrı diller gibi gösterilmiş, her biri için ayrı alfabe yapılmıştı. Batı lehçesi Adığey Cumhuriyeri’nde, Doğu lehçesi de Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde devlet dili. 

Yazı dili olmayan Ubıhça dışında Çerkesçe ve Abazaca yazılı diller. Çerkesçe için Kafkasya’da 1800’lerin başından itibaren yapılan alfabeler sınırlı çevrede kaldı. 1918’de Arap harflerine dayalı bir alfabe hazırlandı. 1927’den itibaren Latin, 1930’ların sonundan itibaren de bugün kullanılan Kiril temelli alfabe yürürlüğe girdi. 

Osmanlı döneminde Çerkesler için ilk alfabe İstanbul’da 1897 yılında Ahmet Cavit Paşa tarafından Arap harfleriyle hazırlandı. Bu alfabeyle ‘‘Ğuaze’’ adında bir gazete çıkarıldı, edebi ve dini kitaplar yayımlandı. Çerkesler Osmanlı’da Latin alfabesini benimseyen ilk Müslüman halktı. 1919’da Latin esaslı yeni bir alfabe yapıldı (Çerkes Elifbası). Bugün Türkiye’de Çerkesçenin tüm lehçe ve ağızları konuşuluyor. 


Abazaca 

Abazalar dillerini ‘‘Apsuşüa’’ olarak adlanrır. Üç lehçesi vardır. Abhazya’da yaşayanların konuştuğu ‘‘Apsuva’’ ile Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde konuşulan ‘‘Aşuva’’ ve ‘‘Aşharuva’’ lehçeleri. Apsuva lehçesi Abhazya’da devlet dilidir. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde devlet dili olarak tanınan beş dilden biri olan Abazacanın yazı dili için Aşuva lehçesi esas alınmıştır. Abazacanın tüm lehçe ve ağızları Türkiye’de konuşulmaktadır. Sadz, Tsabal, Ahçıpsu gibi ağızlar ise sadece Türkiye’de kullanılıyor. 

Abhazya’da Abazaca için ilk alfabe 1862’de Rus harfleri esas alınarak hazırlandı. Cochua’nın 1919’daki alfabe uyarlamasını Yakovlev tarafından hazırlanan Latin temelli alfabe izledi ve 1928’de kullanıma girdi. Daha sonra Stalin ve Beria’nın Abhazya’yı Gürcüleştirme politikası nedeniyle Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. 1954’ten itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. İstanbul’da Çerkesçe ve Abazacanın alfabe birliğini sağlamaya dönük Abazaca alfabe Mustafa Butba tarafından 1919’da hazırlandı (Çerkes Elifba Apsışola).
ATLAS, Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi, ''Çerkesler, Kafkasya’daki Çerkesya, Anadolu’daki Kafkasya'', Sayı 120, Mart 2003,

Murat Papşu

Anadil

Aralık 28, 2018

Eski kolileri karistirirken bir dergi buldum.Merakla sayfalarini karistirmaya basladim ve cok hosuma giden bir yaziyla karsilastim.Sizlerle yorumsuz olarak paylasmak istiyorum..

Anadil..Acı çekmeyen , mutluluğun değerini bilmez.Susuzluk çeken bilir , suyun tadini.Anadil de böyledir.Doğuştan getirdiği,kanında taşıdığı diline hasret çekmeyen,onun tadını anlayamaz.Neden derseniz , hergün konuştuğu için alışıyor ve umursamaz oluyor.Başka bir deyişle farkında olmuyor tadinin.Bu şekilde dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmak büyük bir nimet.Ancak bu nimetten mahrum olan,elinden zorla alınan,onu yitiren niceleri var..

Anadilini beğenmeyen onu önemsemeyenlerin ders alacağını umarım.şimdi anlatacağım olaydan.Olayı bize anlatan Türkiyede yaşayan Thazepl Fevzi'dir.Fevzi iki ay önce ata yurduna misafir olarak geldi,akrabalarını bulup,tanıştılar.

Bu Fevzi'nin bizzat yaşadığı,şahit olduğu bir olaydır.

Üçüncü sınıfı bitirip tatile girdiğimizde,babam boş oturmaktansa bir iş bulup çalışsan iyi olurdu deyince ben de pazarlamacilik yapan Türk dostumuzun yanında işe başladım.Köyleri dolaşıp satış yapıyorduk.Mal bitince,dönüp yüklüyor ve tekrar yola çıkıyorduk.

Bu şekilde köyleri gezerken , hiç unutmam yedinci ayın 15. günüydü,hava müthiş sıcaktı,yolda giderken,ağaçları bol,yeşillikler içinde küçük,temiz bir köy gördük.Köyün kenarında durduk ve biraz dinlenmek için gölgeliğe oturduk.Yanımda iki Türk vardı,onlar arabayı bir kenara çektiler, beni de yiyecek,içecek ve sigara almak için köye gönderdiler.Yolda yürürken , iki-üç çocukla karşılaştım,bakkalın yerini sordum,''İşte şu ev'' diye göstermeleri üzerine o tarafa yöneldim.

Bakkala girdim.Türk köylerinde adet olduğu üzere bakkalcinin erkek olduğunu sanıyordum ama bakkala bakan , yaşı seksen civarinda yaşlı bir kadındı.

-Buyur,nasıl düştü yolunuz buraya? diye sordu yaşlı kadın.

Ne istediğimi söyledim , sözüm henüz bitmişti ki,üç çocuk içeri daldılar ve masanın üzerindeki radyonun sesini iyice açtılar.Yaşlı kadın ''Canı çıkmayasicalar,nasıl yürünür,nasıl davranılır hala öğretemedim size'' diye bağırdı çocuklara Çerkesçe.Türk çocukları onu anlamasalarda..

Yaşlı nine Çerkesçe konuşunca irkildim.''Bu geldiğimiz yer bir Çerkes köyümü yoksa'' diye ve ardından sordum :

-Nine sen de Çerkes misin?

Bunu duyunca , nine benden daha fazla irkildi , dondu kaldı,bütün vücudu titriyor,dudakları kıpırdıyor,birşeyler söylemek istiyor ancak konuşamıyor.Bazen bana doğru gelecekmiş gibi yekiniyor,fakat hareket edemiyor,tireyip duruyor.

Öyle olunca,uygunsuz birşey mi söyledim diye kuşkulandım bir an.

-A evladim bir daha konuş Çerkesçe de , şu gördüğüm rüyamı gerçek mi anlayayım dedi.Ninenin durumunu görünce :

-Nine , nedir seni bu kadar şaşırtan şey,ben de Çerkesim diye nineye yaklaşınca , ağlayarak bana doğru atıldı,bağrına bastı sanki yıllarca görmediği yolunu beklediği evladiyla karşılaşmışcasına bağrına basıyor,okşuıyor,öpüyor,ağlıyor..

Nine ağlıyorken söylediği sözleri hiç unutamıyorum.Bugün allah gösterdi bana.Ben diyor,hiçbir sabah yataktan kalkmadığım gibi,kadın erkek kim olursa olsun bir Çerkesle karşılaşmadan,onu görmeden canımı alma Allahım diye dua etmeden.Şimdi Allah canımı alsa da razıyım.Çünkü bugün anadilimi konuşan bir delikanlıyı gösterdi Allah bana.

Ağlaması biraz dinince sordum : ''Nine,Çerkesçeye bu kadar özlem duyman nasıl oldu?Soruma nine şöyle cevap verdi:

-A benim güzel evladim,ben doğduğumda annem vefat etmiş,iki yaşına girdiğimde de babamı kaybedip öksüz kalınca,dayılarım büyüttü beni.16 yaşındaydım,köyümüze at satın almak için bir grup Türk gelmişti.Atları aldılar ve yola çıkacaklardı,benden su istediler,suyu götürdüm suyu uzattığım adam beni kaptığı gibi atının üstüne atıp kaçırdılar ve arkadaşlarından birine gelin getirdiler.Bu köye gelişim böyle oldu.Burası Türk köyü,burada bir tek Çerkes yaşamadı,Çerkesçeye konuşan hiç kimse gelmedi buraya.İşte böyle,yaşım sekseni bulduğu halde,beni kaçırdıkları günden bu yana hiç Çerkesçe duymadım.Bugün senin bana getirdiğim mutluluğun tarifi imkansiz.

Sözlerini bitirince tekrar ağlamaya başladı.Nine ağlıyor , bende ağlıyorum.İçim parçalandı , birşeyler söylemek istiyorum , boğazım düğümlendi , konuşamıyorum..

Bu arada nine gelinlerine haber gönderdi : ''Kıymetli misafirim var,sofrayı kurun.Siz benimle alay ediyordunuz,anadilimin örfümün olmadığını sanıyordunuz.Benim de var lisanım,örfüm,milletim.Size gösteremediğim lisanı konuşan misafirim var bugün,dinleyin dinleyebildiğiniz kadar,sizin dilinizden üstün değilse,aşağı değildir.''

Bunları söylerken sofrayı nasıl kuracaklarına dair öğütler veriyordu gelinlerine.Gelinleri de hamarat olmalıydılar ki,gecikmeden güzel bir sofra hazırlayıp ağırladılar beni.

Bu kadar zaman,hiç bir soydaşını görmediği,konuşmadığı halde anadilini nasıl konuşabildiğini merak edip sordum.Şu cevabı verdi :

- Dilimi unutmamak için,Allah'ın her günü,aynanın karşısına geçip kendi kendime konuşuyordum.Bir Çerkesle karşılaştırsın , birgün Çerkesçe konuşayım diye hep Allah'a yalvariyordum , odamdaki eşyalarla konuşuyordum..

Ayrılırken de , öpüp okşayarak , bağrına basarak , bana doyamadan uğurladı.

Ömrüm boyunca bu nineyi unutmayacağım.

Yazan Wezey AFLİK , Jenğuaze No: 4,Eylül 1990. Çeviren Erdal ÖZDEN
M.Berslan

A-KAFKAS HALKLARI

Önce, konuyla ilgilenmemiş olanları göz önüne alarak Kafkasya, Kafkas halkları ve dilleri hakkında kısa da olsa bir açıklama yapmakta yarar gördüm.

1-KAFKASYA NERESİDİR?

Basit bir tanımla Kafkasya, Hazar Denizi’nden Karadeniz’e uzanan Kafkas sıradağları ile, kuzeyde Kuban ve Terek nehirlerini, güneyde ise Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bölgelerini içine alan coğrafi bütünlüğün adıdır.

2-KAFKASYA HALKLARI

Kafkasya, halklar ve diller ülkesidir. Tarihin en eski çağlarından beri hem nüfus almış, hem nüfus vermiştir. Bu alış veriş savaşlar, göçler ve sürgünler şeklinde olmuştur. Kafkasya halklarının bir kısmı yerlidir, bir kısmı da değişik zamanlarda başka yerlerden gelmişlerdir. Bunlar da Kafkasya’nın yerlisi olmuşlar ve ortak bir kimlik oluşturmuşlardır.

Güney Kafkasya halkları Lazlar, Sıvanlar, Gürcüler, Azeriler ve Ermenilerdir.

Kuzey Kafkasya halkları ise şunlardır:

a-Yerli Halklar:
                       1- Abhazlar
                       2- Adıgeler (Çerkesler)
                       3- Çeçenler ve İnguşlar
                       4- Dağıstan Halkları
                                   - Avarlar (Moğol asıllı Avarlarla karıştırılmamalıdır)
                                   - Lezgiler
                                   - Laklar
                                   - Tabasaranlar
                                   - Ve başkaları
b- Dışardan Gelenler:
                       1 - Asetinler (Osetler-Alanlar): Hint-Avrupa kökenli
                       2- Karaçay ve Balkarlar: Asya Kökenli (Türk kökenli)
                       3- Negaylar: Asya Kökenli (Türk kökenli)
                       4- Kumuklar: Asya Kökenli (Türk kökenli)
                       5- Ruslar ve Kazaklar (1864 Rus istilasından sonra gelenler)

3-KUZEY KAFKASYA'NIN SİYASAL DURUMU

Bugün için Kuzey Kafkasya, Rusya Federasyonu’na bağlı sekiz cumhuriyet halindedir. Kendi alfabeleri, okulları, yayın organları vardır, yani kültürel özerkliğe, kısmen de siyasal özerkliğe sahiptirler. Yöneticilerini kendileri seçerler.


Bu cumhuriyetler Karadeniz’den Hazar’a kadar şöyle sıralanmıştır:
                       1- Abhazya Cumhuriyeti
                       2- Adıge Cumhuriyeti
                       3- Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti
                       4- Kabartay-Balkar Cumhuriyeti
                       5- Osetya Cumhuriyeti
                       6- İnguşetya Cumhuriyeti
                       7- Çeçen Cumhuriyeti
                       8- Dağıstan Cumhuriyeti

4-ÇERKESLER KİMDİR?

''Çerkesler” diye birilerinden söz edilir, ancak bunların kim oldukları, nereden geldikleri, niçin geldikleri hakkında pek bir şey bilinmez. Hatta, Çerkes olanların çoğu da bu bilgiden yoksundur. “Çerkes” adı dışarıdan verilmiş bir addır. Onlar kendilerine kendi dillerinde Çerkes demezler, “ADIGE” derler. Çerkes adının onlara kimler tarafından verildiği kesin olarak bilinmiyorsa da, Karadeniz’in Kafkasya kıyılarında M.Ö. 827. yıllardan itibaren koloniler kurarak yaşamış ve uzun süre Çerkeslerle ticaret yapmış ve kültürel ilişkilerde bulunmuş olan Grekler (Yunanlılar) tarafından verilmiş olduğu çeşitli kaynaklarda yazılmaktadır. Bu ad Türkiye’de “Çerkez ya da “Çerkes” şeklinde kullanılmaktadır. Araplar, “Çerakes”, Avrupalılar “Cirreassian” derler.

Çerkesler, başka yerden gelip Kuzey Kafkasya’ya yerleşmiş değildir, oranın yerli halkıdır, yani Çerkeslerin anayurdu Kuzey Kafkasya’dır. Kuzey Kafkasya’nın Karadeniz kıyılarından itibaren Çeçenistan ve Osetya’ya kadar uzanan bölgesine Çerkezistan ya da Çerkesya denilirdi. Hazar Denizi’ne kıyısı olan doğu bölgesi Dağıstan’dır.

İşgalden sonra Ruslar, Çerkeslerin çoğunluğunu (%90) Osmanlı ülkesine sürgün edip yerlerine Rusları ve Kazakları yerleştirdiler. 1917 ihtilalinden sonraki siyasal yapılanmada Çerkezistan’ı Adıge, Çerkes ve Kabartay şeklinde üç bölgeye ayırdılar. Yukarıda açıklandığı gibi Adıge ile Çerkes zaten aynı anlama geliyor, Kabartay da Çerkeslerin bir kabilesinin adıdır. Amaç Çerkes kimliğini yok etmekti.

Çerkesçe (Adıgece), Kafkas Dilleri grubuna girer, Avrupa, Asya, Arabistan dilleriyle ya da başka bir dille ilgisi yoktur. Ses sayısı fazladır. Örneğin Türkçede 29, Çerkescede 58 ses bulunmaktadır. 1818-1824 yılları arasında Çerkesler arasında bulunmuş olan Fransız De Marigny, Çerkesya Seyahatnamesi adlı kitabında “Çerkesçe çok zor ve değişik bir dildir” demektedir. Yine 1837-39 yılları arasında Çerkesya’da üç yıl kadar yaşamış olan İngiliz Jackes S. Bell de, bu konuda şöyle demektedir: “Çerkesler bu toprakların yerlisidir, dilleri aynıdır. Kendilerine özgü bir eğitim sistemleri vardır.”

İngiliz John F. Baddele, Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil başlıklı kitabında konumuzla ilgili olarak şu bilgileri vermektedir: “Kafkasya halklarının kökeni ve yapıları konusu, hayranlık verici ve çözülmesi en zor bir problemdir. Stabon, kitabında Kafkas dillerinin sayısını 70 olarak verirken Plinius 300 olduğunu belirterek, ‘Biz Romalılar, Sohum’daki işlerimizi 130 tercümanla sürdürmek zorunda kalıyorduk’ demektedir. Arap gezgini El-Aziz Doğu Kafkasya’ya ‘Diller Dağı’ adını vermiş ve 300 dil konuşulduğunu söylemiştir. ... Kafkas Dilleri hakkında henüz son söz söylenmedi. Kafkasyalılar, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen çok sayıdaki kabilelerden ve ırklardan oluşmaktadır ve bunlar çok çeşitli diller kullanmaktadırlar. ... Karadeniz’le Hazar arasında uzanan Kafkaslar, tarih boyunca ülkeleri işgal edilen halkların sığınma yeri olmuştur. Bu durum, Kafkasya’nın coğrafi konumundan ve fiziksel yapısından kaynaklanmaktadır.”

Kuzey Kafkasya, tarih boyunca birçok saldırılara uğramışsa da bunlar kalıcı olamamıştır. Ancak Ruslar tarih sahnesine çıktıktan sonra Kafkasyalıların amansız düşmanı olmuş, aralıklı olarak yüzlerce yıl süren, giderek sıklaşan ve şiddetlenen savaşların sonunda Kafkasyalıların gücü bitmiş ve işgal 1864’te tamamlanmıştır.

Bugün Türkiye’deki Çerkes sayısı, anayurt Kafkasya’daki Çerkeslerin on katı kadardır. Çerkesçe, Kafkasya’da yazı dili olduğundan varlığını sürdürmektedir. Ürdün ve İsrail Çerkesleri de kültürel kimliklerinin korunması için devletin teşvik ve desteğini görmektedirler.

B- KAFKAS DİLLERİ

1- DİLLER HAKKINDA GENEL BİLGİ

Kafkas Dillerine geçmeden önce dünya dilleri hakkında bilgi vermek yararlı olabilir. Arkeolojik yöntemlerle ortaya çıkarılan ilk yazılı belgeler, bundan birkaç bin yıl öncesine aittir. Tarih boyunca bazı diller, savaşlar, istilalar ve göçler nedeniyle kaybolmuştur. Dünyada bugün varolan dillerin kökenleri kanıtlanabilmiş değildir. Ancak dilbilimciler çeşitli ölçüler kullanarak dilleri karşılaştırmakta ve akrabalıklarını ortaya çıkarmaya çalışmaktadırlar. Diller buna göre sınıflandırılmakta, sesyapısı, kelime yapısı, gramer yapısı ve kelime sayısı gibi ölçüler kullanılmaktadır.

Bugün için dünyada dört bin kadar dil olduğu kabul edilmektedir. 1970 yılında dört milyarın üstündeki dünya nüfusuna göre önde gelen 20 dil ailesi şunlardır:

Dil Ailesi   Nüfus
Hint-Avrupa        2.000.000.000
Sine (Çin)-Tibet     1.040.000.000
Nijer-Kenge   240.000.000
Afre-Asya    230.000.000
Avustralya   200.000.000
Dravyan   140.000.000
Japon   120.000.000
Altay   90.000.000
Avustralya-Asya   60.000.000
Kore   50.000.000
Tai   50.000.000
Nilo-Sahara   30.000.000
Güney Amerika (Ameridyan)   25.000.000
Ural   23.000.000
Miao-Yao   7.000.000
Kafkas   6.000.000
Hint-Pasifik   3.000.000
Koisan   50.000
Avustralya Yerlileri   50.000
Paleo-Siberya    25.000
Genel Toplam   4.314.125.000

(Kaynak: David Crystal, The Cambridge Encyclopedia Language, 1987)

Yukarıdaki rakamlara göre Türkçe’nin dahil olduğu Altay Dil Ailesi 90 milyon nüfus ile 8. sırada yer almaktadır. Kafkas Dil Ailesi ise 6 milyon nüfusla 16. sıradadır.

Dil aileleri yerine en çok konuşulan diller esas alınırsa sıralama şöyle olmaktadır:

1- Çince           :        1 Milyar
2- İngilizce      :     350 Milyon
3- İspanyolca   :    250 Milyon
4- Hintçe         :     200 Milyon
5- Arapça        :     150 Milyon

Bir dil, bir ülkede resmi dil olmasa da belirli topluluklar içinde yaygın olarak konuşulabilir. Ayrıca çok dilin konuşulduğu bir ülkede herkes tarafından aynı düzeyde konuşulmasa da tek bir resmi dil olabilir. Örneğin Rusya’da çok sayıda dil konuşulmakta ve bunların önemli bir kısmı devlet tarafından, en azından ilkokullarda eğitim dili olarak tanınmaktadır, resmi dil Rusça’dır.

Çok dilli toplumlarda, resmi olmasa bile ortak bir anlaşma dili kullanma zorunluluğu vardır. Örneğin, “Dağlar Ülkesi” yanında “Diller ülkesi” olarak da adlandırılan Dağıstan’da Arapça, yüzyıllar boyu ortak dil olarak kullanılmış, daha sonra Kumukça’ya (Türkçe ile aynı aileden) geçilmiştir.

2- KAFKASYA’DA DURUM

İlk bölümde değinildiği gibi Kafkasya, Halklar ve diller ülkesidir. Bu dil çokluğundan ilk kez söz etmiş olan, M.Ö. 5. yy.’da yaşamış ünlü Yunan gezgin ve tarihçisi HERODOT’tur. Daha sonra yaşamış olan STARBON (M.Ö. 65-M.S.23) ve Romalı PLİNİUS (M.Ö.23-79) bu konuda bilgi veriyorlar. Ortaçağ Arap gezginlerinden AL MAKSUDİ, İBN HAVKAL, EBU FİDA ve diğerleri de bu konuda bilgi vermektedirler. Daha sonraları, günümüze dek birçok batılı ve Rus bilim adamları da Kafkas Dilleriyle ilgili araştırmalar yapmışlardır.

Dilci Friedrich Müller tarafından ortaya atılan “Kafkas Dilleri” terimi, 1864’ten beri kullanılmaktadır. Ancak, tarihsel bir kavram olan “Kafkas Dilleri” kapsamına girmez. Bu coğrafyada (Kafkasya’da), Hint-Avrupa dillerinden bazılarına (Ermenice, Osetçe, Kürtçe, Tatça), ya da Türk Dillerine (Azerice, Kumukça, Karaçay-Balkarca, Nogayca), Moğol kökenli Kalmukça, Samu dillerinden Asurca, Fin-Uygur dillerinden Estonca’ya rastlanmaktadır.
Kafkas Dilleri, hem Ural-Altay Dillerinden, hem de Hint-Avrupa Dillerinden farklı değişik bir dildir.

Her dil, değişim halindedir, sadece ölü diller değişmezler. Kafkas dilleriyle ilgili en iyi özet çalışma, Rusça baskısı 1965’te, Almanca baskısı 1969’da yayınlanmış olan Klimov’un Kafkas Dilleri adlı kitabıdır.

3- KAFKAS DİL AİLESİ

Yerli Kafkas dillerinin sayısı Amerikalı dilci Catford’a göre 37’dir. Bunların tümü yazılı dil değildir. Yazı dili olarak Kiril (Rus) alfabesini kullanırlar. Gürcülerin kendi özel alfabeleri vardır. Bugün bilim adamlarının ortak kanısı, Kafkas Dillerinin apayrı bir dil ailesi oluşturdukları şeklindedir. Kafkas dillerinin, tarihsel çağlarda herhangi bir yerden gelmediği ve en azından 4000 yıldır Kafkasya’da konuşulduğu kabul edilmektedir. Söz konusu olan Kafkas dilleri, yerli Kafkas dilleri olup, sonradan Kafkasya’ya geldiği bilinen ve bugün Kuzey Kafkasya’da konuşulan (örneğin Hint-Avrupa ailesinden Osetçe, Altay ailesinden Kumukça gibi) diller bilimsel sınıflamada Kafkas Dil ailesi içinde yer almazlar. 1970 yılı verilerini kullanan Catford’un tahminine göre, dünyada Kafkas dillerini konuşanların sayısı 6 milyon civarındadır. Gerçek rakam bunun üstünde olabilir. Örneğin Türkiye’de nüfus sayımlarında anadil sorulmamaktadır.

4- KAFKASYA DİLLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

Kafkas Dil Ailesinin dışında, sonradan dışarıdan gelen halkların getirdikleri diller de vardır. Doğaldır ki bu halklar da Kafkasya’nın birer parçası olmuşlar, yerli halkla kaynaşarak Kafkas kültürünü ve kimliğini oluşturmuşlardır. Örneğin yerli dilleri konuşsunlar, konuşmasınlar Kumuk, Karaçay-Balkar, Nogay gibi Altay dillerini konuşan halklar ve Osetler, Tatlar gibi Hint-Avrupa dillerini konuşan halklar Kuzey Kafkasya kültürünün ayrılmaz parçaları olmuşlardır. Kafkasya’nın bu tarihsel bireşimi göz önüne alınarak Kafkasya dillerini iki sınıfa ayırmak mümkündür: Yerli Kafkas Dilleri, dışarıdan gelen diller.

A- Yerli Kafkas Dilleri:
1- Güney Kafkas Dilleri (Kartvel, İber)
                       - Gürcüce
                       - Zan Grubu (Mingrelce, Lazca)
                       - Svanca
2- Kuzey Kafkas Dilleri
            a- Kuzeybatı Kafkas Dilleri
                       - Abnaz ya da Abazaca
                       - Çerkesçe ya da Adıgece (Kabardey, Besleney, Şapsığı, Kemguy, Bjeduğ.. şiveleri)
                       - Ubıhca (Abaza ve Adıge dilleri ile ortaklığı var)
            b- Kuzeydoğu Kafkas Dilleri (Hazar dalı, Çeçen, Dağıstan-Nah)
                       - Vaynah grubu (Çeçence, İnguşca, Batsca)
                       - Avar, Andi, Dido grubu
                       - Avarca
                       - Andi grubu (Asıl Andi, Botlik, Godoberi, Karata, Bagulal, Tindi, Çamalal ve Akvağ)
                       - Dide (Tsuntal) grubu (Asıl dide, Kıvarşi, Kapuça, Hunzal)
                       - Arçiçe
                       - Lak-Dargi grubu
                       - Lakça
                       - Asıl Dargice, Kaytakça, Kubaşice
                       - Samur grubu
                       - Lezgice
                       - Agulca
                       - Rutulca
                       - Tsakurca
                       - Tabasaranca
                       - Budukça
                       - Dizekçe
                       - Kinalgukça
                       - Udice

B- Dışardan Kafkasya’ya Gelen Diller:
Bu dilleri üç kümede toplamak mümkündür:
         1- Hint-Avrupa Dilleri:
                      1- Ermenice
                      2- İran Dili
                                - Kuzeydoğu İran: Osetçe
                                - Batı İran:
                                - Kuzeybatı İran: Talişçe, Kürtçe
                                - Güneybatı İran: Tatça
         2- Altay Dilleri:
                      1- Türkçe:
                                - Oğuz grubu:
                                - Batı Oğuz: Azerice, Karapapakça
                                - Doğu Oğuz: Türkmence
                                - Kıpçak Grubu: Kumukça, Nogayca, Karaçay-Balkarca
         3- Semitik Diller: Asurca (Batı Semitik Arami grubundan)

5- DİLLERİN DEĞİŞMESİ

Dünyada her şey değiştiği gibi, kuşkusuz diller de değişmektedir. Dilbilimciler, akrabalığı olan ya da aynı kökenden geldiği düşünülen dillerin ne kadar zaman önce farklılaşmaya başladığına ilişkin çalışmalar yapmışlardır.

Bu çalışmalarda bir kelime listesi esas alınmakta ve iki dilin birbirine benzer kelimeleri yüzde olarak saptanmaktadır. Bu yüzde ne kadar düşükse, dillerin o kadar eski bir tarihte ayrılmaya başladığı düşünülerek ayrılma tarihi tahmin edilmektedir. Örneğin eğer iki dil arasında %60 ortak kelime varsa, bu dillerin yaklaşık on yedi yüzyıl önce birbirinden ayrılmaya başladıkları belirtilmektedir. Zaman ölçeği en fazla 25.000 yıl öncesine gitmektedir. Kuşkusuz bu yöntemin yetersizlikleri vardır ve sonuçlar, yalnızca bir hipotez olarak ihtiyatla değerlendirilmektedir. Bu teknikteki en temel varsayım, ele alınan dillerin tek bir kökenden geldiğine ilişkindir. Oysa iki dil, iki ayrı kökenden gelseler bile, toplumların karşılıklı ilişkileri nedeniyle ortak kelimelere sahip olabilirler. Öyleyse bu tekniğin tek başına; türeme ilişkilerini ortaya koymadığını, ancak diğer bilimsel bulgularla birlikte anlamlı olarak kullanılabileceğini söyleyebiliriz. Ancak başka bir teknik getirilmediğinden, tüm yetersizliklerine karşın bu teknik, Swadesh ve Lees tarafından ilk uygulandığı 1940 yılından beri hala kullanılmaktadır, ve belli sınırlar içinde dilbilimsel değeri vardır.

Çeşitli araştırmacıların bu tekniği, yaklaşık 80-100 kelimelik listelere uygulayarak yaptıkları karşılaştırmalar, Kafkas dilleri arasındaki kelime ortaklıkları konusunda fikir vermektedir. Araştırmacılara göre bazı Kafkas dilleri arasındaki ortak kelime oranları şöyledir:

Kartvel Dilleri (Klimov’a göre):
Gürcü-Sıvan %30, Zan-Sıvan %30, Gürcü-Zan %44

Kuzeybatı Kafkas Dilleri (Catford’a göre): Abhaz-Adıge %27, Abaza-Adıge %31, Adıge-Wubıh %40, Abhaz-Abaza %80, Adıge-Kabartay %92

Dağıstan Dilleri (Catford’a göre): Avar-Akvakh %48, Avar-Hunzip %34 Avar-Lezgi %27

Kuzeybatı Kafkas ile Dağıstan Dillerinin Karşılaştırılması:
Adıge-Avar 99.75-12.9 (Tovar’a göre), 9x%10-14 (Catford’a göre) Abhaz-Avar %8-13 (Catford’a göre).

Bu kelime ortaklıkları esas alındığında, Svan’ın Gürcüce ve Zan’dan ayrılmaya başlaması yaklaşık 4000 yıl, Gürcüce’nin Zan’dan ayrılması ise 2700 yıl öncesine gitmektedir. Kuzeybatı Dillerine bakıldığında Adıge-Kabartay 270 yıl, Abhaz-Abaza 740 yıl, Abhaz/Abaza ile Adıge 4220 yıl önce farklılaşmaya başlamıştır.

Bu istatistiksel bulgular ya da hipotezler, tarihçilerin ve arkeologlara bazı yorumları ile birleştirilince daha anlamlı ve açıklayıcı olmaktadır. Yukarıdaki verilere göre Abhaz-Abaza dili ve Adıge dili arasındaki farklılıklar ilk kez M.Ö.2000 yıllarında oluşmaya başlamıştır. Örneğin dilbilimci Sulimirsky’e göre Kuzey Kafkas Maykop kültürünün başlangıcı M.Ö. 2500-3000 yıllarıdır ve bu kültürün Karadeniz kıyısında kuzeye doğru bir göç sonucu oluştuğunu belirten bir teori vardır.

Dilbilimci Catford’un araştırmasına göre:

- Güney ve Kuzey Kafkasya arasındaki yol ayrımı 1300-1400 yıl öncesinde başlamıştır (eğer ortak bir kökenden geliyorlarsa).
- Kuzey Kafkasya’nın batısı (Abhaz ve Adıge) ile doğusu (Dağıstan-Nah) arasındaki yol ayrımı, 10.300 yıl öncelerine gitmektedir.
- Doğu dillerinden Dağıstan Dilleri (Avar-Andi-Dide grubu) ile Çeçence’nin farklılaşması 7000 yıl öncesine gitmektedir.
- Dağıstan dilleri arasındaki farklılaşmalar ise 4000 yıl öncesinden başlamış olmaktadır.

Bu tahminlerin ihtiyatla karşılanması gerekmektedir. Örneğin, ortak kelimelerden biri konusunda yanlış analiz yapılırsa, sonuçta 300 yıllık bir süre hatası yapılmış olmaktadır. Kafkas Dillerinin birbirleriyle benzerlikleri yanında, Avrupa’da izole bir dil olan Baskça ve eski bir Ortadoğu dili olan Urartuca ve belgelenmiş en eski yazıtlara sahip olan Hititçe gibi dillerle olan ilişkileri konusunda geliştirilmiş teoriler de vardır. Bu ilişkilerin daha sağlam bilimsel dayanaklara kavuşturulması, dilbilimci, tarihçi antropolog vb. bilim adamlarının yeni çalışmalarını beklemektedir.

6- ÇERKESÇE SÖZCÜKLER

1818-24 yıllarında Kafkasya’da Çerkesler arasında yaşamış olan Fransız De Marigny, Çerkesçe’ye merak sarmış ve kısa bir Çerkesçe sözlük hazırlamış. Bir örnek olması bakımından bu sözlükten seçilmiş olan bazı kelimeleri alıyoruz.

Daha önce değinildiği gibi 58 sesli olan Çerkesçe’nin Türk alfabesindeki 29 sesle yazılması mümkün olmadığından, burada Türk alfabesi ile yazılabilecek olanları seçtik. 

Çerkesçe  Türkçe Çerkesçe Türkçe
Blıpe Pazartesi O sapşı Hoş geldin
Gubce Salı Se Ben
Bereskeji Çarşamba Et
Mefeuk Perşembe Şığın Elbise
Pereskeşhoe Cuma A El
Mefezauk Cumartesi Abjane Tırnak
Thaumaf Pazar Pse Ruh, can
Nepe Bugün Psegoed Günah
Negoe Gidelim Koe Domuz
Şıa? Var mı? Tığuj (Dığuj)  Kurt
Wetgeje Hoşçakal Ha Köpek
Tıs Otur Şı(Çı) At
Pao Şapka Şha Kafa
Çu(vı)  Öküz Tha Tanrı
Jake Sakal Se Kıseta (Se kızet) Bana ver
Je Ağız Psı Su
Fıjı Beyaz Şuzı (Fız) Kadın
Bağsıma Boza Pşaşe (Gıgebz) Kız
Fabe Sıcak Şawe Oğul
Atake (adake) Horoz Kuaye (Koey) Peynir
Haynape Ayıp Hajığe (hacığe) Un
Psape Sevap Şhal Değirmen
Pae (paçe)  Bıyık Şhaltes Değirmenci
Kagoe Gel ThaWı ğapsew Sağol
Goe    Git Dişe Altın
Ne Göz Tıjın (Dışın) Gümüş
Nape Yüz Wune Ev
De Ceviz Çemı (Jem)  İnek
Dejiy (Dejey) Fındık Mel Koyun
Bzıwu (Bzuw)  Kuş Pçenı(Bjen) Keçi
Thagume Kulak Şıne Kuzu
Bjım (Bjın) Soğan Şejiy (Şejey) Bıçak
Te Wugore Nereye Psey Çam
(Dene Wuoğre) gidiyorsun? Naşe Kavun
Haluğ Ekmek Gu Kalp
Çetı (Ketı-Ged) Tavuk Pşe (Pşedık) Boyun
Baje Tilki Nıbe Karın (Mide)
Tığe (Dığe)  Güneş Guçıen (Guşıen) Konuşmak
Maze Ay öın Ağlamak
Şığu-çıuğ Tuz Pğe Odun
We Sen Mez Orman

7-AVCI DİLİ

Avcılık dönemini yaşayan diğer toplumlarda olduğu gibi Çerkeslerde de “Avcı Dili” denilen bir dil kullanılırdı. Bunun nedeni, hayvanların da insan dilini anladıkları inancıydı. Bu inanca göre av sırasında hayvanların adını anmak onların kaçmalarına neden olacağından takma adlarıyla anılırlardı.

Kafkasya’da Mezdoğ bölgesi Çerkesleri, “Kurt adını anarsanız üstümüze saldırır bizi parçalar, sakın adını söylemeyin” derlermiş. Kurt sözcüğü yerine orman köpeği, kır köpeği takma adları kullanılırmış. Avcılık dışında da bazı durumlarda örtmece adlar kullanılırdı. Örneğin korkulan hastalıkların adları da değiştirilir, takma adlar kullanılırdı. Yine geleneklere göre evin gelini aile üyelerini gerçek adlarıyla çağıramaz, onları kendi taktığı güzel ve özel adlarla çağırırdı.

Tekrar avcı diline dönecek olursak, av hayvanlarının anlamamaları için onların adlarını söylemezler, kendi koydukları adları söylerlerdi. Bu adlar, aynı zamanda hayvanların özelliklerini de yansıtırdı. Bununla ilgili olarak şu örnekleri verebiliriz: 

Türkçe adı Çerkesçe adı Çerkesçe Adı Takma adın anlamı
Geyik Şıh Bjabe Çok boynuzlu
Ayı Mışe Lebısej Keçe ayak
Tilki Baje Thağepz Yalancı
Domuz Koe Peşabe Yumuşak burunlu
Kurt Tığuj (Dığuj) Şğoeeyj  Vahşi boz renkli
Avcı Şagoe Pşerıh Av getiren

 

Yaşar Bağ

KAYNAKÇA:

1) Menteş, Gökhan M., Diller ve Kafkas Dilleri Üzerine Kafkas (Şamil Vakfı Bülteni) İstanbul, Aralık, 1998
2) Çerkesya Seyahatnamesi: Şövalye Taitbout De Marigny, Çev. Aydın Osman Erkan, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1996
3) Bell, James S., Çerkesya’dan Savaş Mektupları, Çev. Sedat Özden, 1837-39 Kafkas Vakfı yayınları, İstanbul, 1998
4) Kafkas Dilleri, Kaf Yayınları, İstanbul, 1990
5) Bağ, Yaşar, Türklerde ve Çerkeslerde Kültür, Din ve Tanrı, Çiviyazıları Yayınevi, İstanbul, 1998

Özet: Kafkasya’ya dışarıdan gelen bütün etnik ve kültürel unsurlar Kafkasya’nın yerli kavimlerinin etnik ve kültürel yapıları ile birleşerek ortaya yeni bir sosyo-kültür kalıbı çıkarmıştır. Bunda, Kafkasya’daki çeşitli halkların etnik yönden birbirleri ile karışarak akraba etnik gruplar haline gelmelerinin yani amalgamasyon sürecinin büyük rolü olmuştur. Bir etnik gruptan diğerine geçerek bir-iki kuşak içinde asimile olan fert ya da aileler, beraberlerinde getirdikleri kültürel unsurların yeni katıldıkları gruba benimsetilmesinde önemli rol oynamışlar ve böylece Kafkasya halkları etnik yönden birbirleri ile karışırlarken, kültürel yönden de benzer yapılar oluşturmaya başlamışlar ve ortak bir Kafkasyalı kimliği altında toplanmışlardır. 

“Kafkasyalı Kimliği”nin tarihî ve sosyo-kültürel temellerini ele alıp, tartışmaya açmadan önce, sosyolojik bir kavram olan “kimlik” kavramı ile tanımlamaya çalıştığımız “Kafkasyalılığın” etnik bir temele mi, yoksa tarihî süreç içinden süzülüp gelen sosyo-kültürel bir temele mi dayandığı konusuna açıklık getirmek gerekmektedir.

Kimi sosyologlar “etnik grubu”, daha büyük bir toplum içinde ırk, dil, milliyet veya kültür gibi unsurlarla birbirine bağlı ve içinde bulundukları geniş toplumdan ayrı olan bir sosyal grup olarak tanımlarlar(1) Kimileri ise kültürel farklılığı ön plana çıkararak, bir etnik grubu içinde bulunduğu daha büyük bir toplumun kültüründen farklı bir kültüre sahip olan müstakil bir nüfus kategorisi olarak açıklarlar(2).

Bir etnik grup, diğer etnik grupların üyeleri tarafından paylaşılmayan bir takım farklı özelliklere sahip olabilir. Sözgelimi biyolojik farklılık bunlardan biridir. Bir etnik grubun üyeleri belirli bir genetik kökene dayanabilir ve böylece bazı ortak fiziksel özellikleri paylaşabilirler. Ya da, bu farklılık kültürel bir farklılık olabilir ve bir etnik grubun üyeleri farklı fiziksel özellikler taşısalar da bazı ortak davranış tarzlarını paylaşabilirler. Linguistik farklılık da etnik grupları diğerlerinden ayıran önemli bir sosyolojik kriterdir(3).

Etnik bir gruba mensubiyet hissi bir insana diğerlerinden farklı olduğu hissini verir. Öyle ki, günümüzde bile toplumlar arasında insan örgütlenmesinin temel ilkelerini kan bağı, coğrafî yakınlık, ortak gelenek ve inançlar gibi unsurlar oluşturmaktadır(4).

Etnik grupların “azınlık” kavramıyla ilişkisini dikkatle değerlendirmek gerekir. Etnik gruplar mutlaka azınlık gruplar değildir ancak bir çok durumda bu yine de böyledir. Daha çok kültürel farklılıklar üzerinde duran etnisite (ethnicity) kavramı, etnik grubu ortak kökenden geldikleri ve ortak bir kültürün önemli kısımlarını paylaştıkları düşünülen ve daha büyük bir toplumun bir parçasını teşkil eden grup biçiminde açıklar(5).

Kafkasyalı Kimliği’nin etnik grup temeline dayanmadığının bir göstergesi, Kafkasya’yı oluşturan halkların bir mozaik görünümü arz eden çeşitliliğidir. Kafkasyalı Kimliği’ne sahip bu Kafkasya halklarını Karadeniz’den Hazar Denizi’ne doğru şöyle sıralayabiliriz:

1- Kafkas Dağları’nın güney eteklerinden Karadeniz sahillerine uzanan bölgede yaşayan Abhazlar ve onların Kafkas Dağları’nın kuzey eteklerinde yaşayan akrabaları Abazalar.

2- Nüfuslarının tamamına yakını Türkiye topraklarına sürülen, Kafkasya’da kalan çok küçük bazı grupları da Abhazlar ve Adigeler arasında eriyerek yok olan Ubıhlar.

3- Karadeniz kıyılarından Orta Kafkasların düzlüklerine kadar yayılmış olan ve Abzeh, Şapsığ, Hatkoy, Natuhay, Bjeduğ, Temirgoy, Jane, Besleney ve Kabardey gibi kabilelere ayrılmış olan Adigeler.

4- Orta Kafkaslarda Elbruz Dağı’nın çevresindeki yüksek dağlık arazide yaşamakta olan Karaçay-Malkarlılar.

5- Orta Kafkaslarda Daryal Geçidi’nin kuzeyinde ve güneyindeki dağlık bölgede yaşamakta olan Osetler.

6- Doğu Kafkaslarda Terek Irmağı havzasında yaşamakta olan Çeçen-İnguşlar.

7- Doğu Kafkasların dağlık kısımları ile Hazar Denizi kıyılarına kadar uzanan Dağıstan bölgesinde yaşamakta olan Avar, Lezgi, Dargı, Kumuk, Lak, Tabasaran, Rutul, Tsahur halkları.

Konuştukları diller açısından ele alındığında, Kafkasya halklarının üç farklı dil grubuna mensup oldukları görülmektedir: 

I-KAFKAS DİLLERİ

1-Abhaz-Adige Dilleri (Batı Kafkaslarda)

Abhaz, Abaza, Şapsığ, Bjeduğ, Jane, Besleney, Abzeh, Hatkoy, Temirgoy (Kemirguey), Natuhay, Kabardey halkları tarafından konuşulur.

2-Çeçen-Lezgi Dilleri (Doğu Kafkaslarda)

Çeçen-İnguş, Lezgi, Avar, Lak, Dargı, Tabasaran, Rutul, Tsahur, Agul halkları tarafından konuşulur. 

II- TÜRK DİLLERİ

1-Karaçay-Malkar (Orta Kafkaslarda)

2-Kumuk (Dağıstan’da) 

III- İRAN DİLLERİ

1-Oset (Orta Kafkaslarda)

2-Tat (Dağıstan’da) 

Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapısındaki farklılaşmayı tayin eden etno-sosyal olaylar çeşitli olmakla birlikte, bu sürecin teşekkülünde coğrafya, değişik kültür kalıplarıyla çatışma, ekoloji gibi unsurlar rol oynamıştır.

Coğrafî faktörler insan faaliyetini sınırlayıcı faktörlerdir. Coğrafî şartlar bir dereceye kadar toplumsal oluşumları ve toplumsal örgütleri tayin eder. Coğrafî faktörlerin çeşitli toplumsal olaylara olan belirleyici etkileri aynı kesinlikte değildir. Kimi toplumsal olaylarla coğrafî faktörler arasında çok yakın ve çok kesin bir ilişki olduğu halde kimileri arasında da çok uzak bir ilişki vardır. 

Kültür ve kültürün içinde meydana geldiği çevre arasında değişmez bir sınır çizmek mümkün değildir. Çevre ve kültür fonksiyonel bir birlik gösterirler. Bir alandaki değişme, diğer alandakini de etkiler ve bu etkileşme süreklidir.

Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının da belirli bir ölçüde coğrafî şartlar altında şekillendiği düşünülebilir. Kafkasya’nın sarp dağlarla, sık ormanlarla, geniş düzlüklerle kaplı bölgeleri Kafkas halklarının hayat tarzlarını etkilemiş ve buna bağlı olarak sosyo-kültürel yapılarını şekillendirmiştir.

Kafkasya halklarının tarihlerini incelediğimizde, Kafkasya halklarını oluşturan çeşitli soy ve klanların çok eski dönemlerden itibaren birbirleriyle ilişki içine girdiklerini, nüfuslarını komşu Kafkas halklarından gelen unsurlarla beslediklerini görmekteyiz. Nüfus ve ırk yönünden Kafkasya halklarının birbirleriyle karışmalarının izleri Kafkas sosyo-kültürel yapısında kendini göstermektedir. Ancak bu karışma tek yönlü değil, karşılıklıdır. Dolayısı ile bütün Kafkas halklarının sosyo-kültürel yapıları da bu karşılıklı nüfus ve ırk karışımının etkisinde şekillenmiştir. Bugün Kafkasya halkları arasında kesin fizikî-antropolojik sınırların olmayışı ve dillerin farklılığına rağmen ulaşılan kültür birliği, tarihin çok eski dönemlerinden itibaren Kafkasya halkları arasında süre gelen nüfus ve ırk karışımını belgelemektedir.

Sosyal yapılar son derece heterojendir. İnsanların yaş, cins, ferdiyet, şahsiyet farklılıklarının kompozisyonu, ayrı ayrı sosyal ve etnik grupları sosyal yapıların içinde yer alan sosyo-kültürel çevreye özellik kazandırırken, başka sosyal yapıların sosyo-kültürel çevrelerinden de onları ayırmış olur. Her toplum, kendi özel kültür çevresini ve dolayısı ile sosyo-kültür çevresini özel şartları içinde yaratır ve geliştirir.

Sosyo-kültür çevresi unsurları arasında âdetler, örfler, gelenekler ve görenekler sayılabilir. Kafkasya halklarını birbirlerine yaklaştıran ve ortak bir Kafkasyalı kimliği etrafında toplayan, onların sahip oldukları ve nesiller boyunca birbirlerine aktardıkları ortak âdetler-gelenekler ve hayat tarzı ve dünya görüşleridir.

Kafkasya halklarının bugün sahip oldukları sosyo-kültürel ve etno-sosyolojik yapıyı iyi anlamak ve açıklayabilmek için, onların tarihî geçmişlerini ve eski tarihî devirlerden günümüze kadar geçirdikleri dönemleri ve gelişmeleri bilmek gerekir. Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının tarih perspektifi içinde değerlendirilmesi bu sosyo-kültürel yapının etnik kökenlerinin ortaya çıkarılması açısından da önemlidir.

Kafkasya halklarının etno-sosyolojik yönden tarihî geçmişlerinin araştırılmasında öncelikle Kafkasya ve çevresinde yüzyıllar boyunca hâkimiyet kurmuş olan kavim, devlet ve boyların tarihlerinin ele alınması gereklidir.

Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının tarihî ve etnik kökenleri Kafkasya’yı dışarıdan etkileyen çeşitli medeniyet ve kavimlerle yakından ilişkilidir. Tarihin çeşitli dönemlerinde, gerek Sibirya-Orta Asya-Güney Rusya bozkırları yolu ile kuzeyden, gerek Anadolu-Ön Asya-Mezopotamya yolu ile güneyden, gerekse Karadeniz yolu ile batıdan Kafkasya’ya gelen çok çeşitli kavim ve medeniyetler, beraberlerinde getirdikleri pek çok kültürel özellikleri ve etnik unsurları Kafkasya’da bırakmışlar ve Kafkasya’nın yerli unsurları ile karışan bu sosyo-kültürel özellikler, Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının ortaya çıkmasında ve gelişmesinde son derece etkili olmuşlardır.

Tarih öncesi devirlerden Orta Çağ’a kadar, gerek ticaret amacıyla, gerekse savaşlar ve fetih yoluyla Kafkasya’ya giren eski Anadolu ve Mezopotamya kabileleri, Yunan, Roma ve Ceneviz ticaret kolonileri, Kimmer-İskit gibi Proto-Türk kavimleri ile Hun-Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi Türk kavimleri, Sarmat gibi İran kavimleri Kafkas sosyo-kültürel yapısının temel taşlarını oluşturan medeniyet unsurlarını da beraberlerinde Kafkasya’ya getirmişler ve Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapılarının şekillenmesinde en önemli rolü oynamışlardır.

M.Ö. 3 bin yılının ikinci yarısına ait olduğu tespit edilen Maykop medeniyetinin Anadolu ve Mezopotamya medeniyetleri ile sıkı bir ilişki içinde olduğu anlaşılmaktadır. Truva II medeniyeti ile olan ilişkinin yanında, Alacahöyük kraliyet mezarlarının ve bu mezarlarda bulunan hayvan biçimli ölü armağanlarının Maykop medeniyeti ile çok yakın bir ilişkiyi yansıttığı görülmektedir. Aynı şekilde, ele geçen mâdenî bıçak ve kılıçlar, Ege-Anadolu-Mezopotamya dünyası ile yakın ilişkileri açıklayacak benzerliktedir (6).

Kafkasya’nın Kuban-Terek ve Maykop medeniyet sahalarında ortaya çıkarılan arkeolojik buluntular, Kafkasya’nın kuzey düzlüklerinin tarih öncesi sakinlerinin Anadolu ve Mezopotamya-Ön Asya medeniyetlerinin önemli derecede kültürel etkilerine maruz kaldıklarını belgelemektedir.

M.Ö. 5. yüzyıla kadar Kafkasya’nın yerli halklarının kültürlerinde, sosyal ve etnik yapılarında önemli izler bırakan Proto-Türk kavimlerinden Kimmerler kuzey bozkırlarının kurgan kültürü ve medeniyetini de Kafkasya’ya taşıyarak buradaki Maykop ve Koban kültürlerinin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Çeşitli Kafkas halklarına karışarak etnik yönden tarih sahnesinden çekilirken bunları yine Proto-Türk kavimlerinden İskitler takip etmiştir. İskitlerin de Kafkasya’nın etnik yapısının oluşumunda ve şekillenmesinde, Kafkas kültürünün ortaya çıkmasında önemli payları olduğu tarihî bir gerçektir.

M.Ö. 8-6. yüzyıllarda Karadeniz’in Kafkasya kıyılarında Yunan ticaret kolonileri ortaya çıkmış ve bu tarihten sonra Kafkasya uluslararası ticaret ilişkilerindeki mevkiini güçlendirmiştir(7). Karadeniz kıyılarında bugünkü Sohum kenti yakınlarında kurulmuş olan Dioscurias şehri Yunanlılarla Kafkasya kabileleri arasında mühim bir rol oynamakta idi. Tarihçi Strabon’un kaydettiğine göre, Dioscurias’ya çeşitli dillerde konuşan 70 kadar millet toplanırdı. Yerliler Dioscurias Irmağına ya karadan veya deniz kıyısıyla ve Kafkas Dağları’nı aşarak gelirler ve getirdikleri mallar da özellikle tunç ve bakırdan mamül mâdenî eşya, bal, deri ve ziraat ürünlerinden ibaret olurdu. Satılan bütün bu mallara karşılık, dağlarda her zaman yokluğu duyulan tuz alınırdı. Yunanlılar tuzu Kırım’dan getirirlerdi(8).

Kafkasya’nın Karadeniz sahillerinde Yunan ve Roma kolonileri ile bu bölgede yaşayan yerli halk arasında kurulan ticarî ilişkiler, yerli halkın sosyal yapısında ve kültüründe de önemli izler bırakmıştır. Özellikle eski Yunan ve Roma mitolojilerindeki tanrılar ve kahramanlar Kafkasya kıyı bölgesi halklarının kültürlerine yerleşmiş ve yerli motiflerle birleşmiştir. Bugün Adige ve Abhaz halklarının mitolojilerinde, eski inanç ve geleneklerinin bir kısmında eski Yunan-Roma kültürünün izlerini görmek mümkündür.

Yunan ve Roma kolonileri Hun Türklerinin Kafkasya’ya akınları neticesinde ortadan kalkmıştır. Hunların Orta Asya’dan batıya göç ederek M.S. 370-375 yıllarında Volga Irmağı’nı geçip, Kafkasların kuzeyinde yaşayan Kuban Alanlarını boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir(9). Hunların Bulgar adı verilen boyları Kuban Irmağı kıyılarına yerleşerek burada yaşamakta olan Alanlar ve Adige halkının ataları olan yerli kabilelerle etnik ve sosyo-kültürel ilişki içine girdiler. Bu dönemden Adige diline geçen Hun-Bulgar Türkçesine ait kültür kelimeleri bu ilişkiyi belgelemektedir.

Alanların, Hazarların ve Kıpçakların Orta Çağ boyunca Kafkasya’da etkili oldukları, bu dönemde Kafkasya halkları ile etnik bakımdan karışırlarken, kültürel açıdan da kaynaşıp bütünleştikleri görülmektedir. Kafkasya halkları arasında ortak bir hayat tarzının doğmasına, benzer âdet ve geleneklerin ortaya çıkmasına Kafkasya’yı binlece yıl boyunca etkisi altında tutan bu tarihî süreç yol açmıştır. Bu bakımdan Kafkas halklarının tarihleri bir arada düşünülmeli ve gözden geçirilmelidir.

Kafkasyalı kimliğini oluşturan bu tarihî temelin yanı sıra, Kafkas sosyo-kültürel yapısının en önemli unsurları olan âdetler ve gelenekler de Kafkasya halklarını birbirlerine yakınlaştıran temel unsurlardandır. Doğum, evlilik, ölüm gibi hayatın her safhasında karşımıza çıkan toplumsal olayların gerektirdiği davranış biçimleri olan âdet ve geleneklerdeki benzerlik ve yakınlık, Kafkasya halklarının ortak bir kimlik etrafında kendilerini ifade etmelerini kolaylaştırmıştır. Bir düğün töreni sırasında Karadeniz kıyısındaki bir Abhaz ile Elbruz Dağı’ndaki bir Karaçaylı’nın, veya bir cenaze töreni sırasında Kuban Irmağı kıyısındaki bir Adige ile Terek Irmağı kıyısındaki bir Çeçen’in benzer âdet ve gelenekleri uygulaması onlar arasındaki sosyo-kültürel akrabalığın temelinin çok daha derinlerde aranması gerektiğini akla getirmektedir. Bu da bizi Kafkasya halkları arasındaki etnik ilişkileri ve etnik akrabalıkları incelemeye ve ortaya çıkarmaya sevk etmektedir.

Gerçekten de, bugün birbirinden tamamen farklı dillerde konuşan Kafkasya halkları, benzer âdet ve geleneklere, benzer toplumsal yapılara, benzer giyim-kuşam kültürüne sahip iseler, acaba etnik yapılarında da benzer unsurlar var mıdır, aralarında Kafkasyalı kimliğinin güçlü bir biçimde yaşamasında, aslında birbirleriyle akraba toplumlar haline gelmiş olmalarının rolü nedir gibi sorular akla gelmektedir.

Eğer Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar 1.100 kilometre boyunca uzanan Kafkas Dağları üzerinde ortak bir kültür ve kimlik meydana getirilmişse, bu kültürü oluşturan ve bu kimliği paylaşan unsurların etnik yönden de birbirleriyle karışmamalarına ve aralarında akrabalıkların kurulmamasına imkân yoktur.

Bugün Kafkasya halklarını oluşturan soyların etnik kökenleri incelendiğinde pek çok soyun komşu kabilelerden diğer kabileye geçtiği ve burada asimile olarak o kabileye karıştığı görülmektedir. Kafkas halkları arasında bölgeden bölgeye olan göçler neticesinde halklar karışıyor ve başka bölgeye göç eden bir soyun üyeleri bir-iki kuşak sonra orada tamamen asimile olarak önceki etnik özelliklerini büyük ölçüde kaybediyordu. Ancak bu gibi soylar etnik kökenlerini biliyorlar ve ona ait hatıraları koruyarak nesilden nesile aktarıyorlardı. 19. yüzyılda Kafkasya’da pek çok etnik gruba mensup soy, ekonomik ve dinî sebepler, atalık müessesesi, kültür akrabalığı, kültür temasları neticesinde etnik yönden birbirleriyle karışmışlardı.

18.-19. yüzyıllarda Osetler Kabardey prenslerinin hâkimiyeti altında yaşamakta ve onlara vergi ödemek zorunda olsalar bile, Oset ve Kabardey halkları arasında güçlü bir birlik oluşmuş ve aralarında akrabalık ilişkileri kurulmuştu. Aynı dönemde Osetlerin Malkarlılar ile de ilişkileri güçlüydü. Pek çok Oset ailesi çeşitli sebeplerden dolayı Malkar bölgesine göç ederek orada yerleşip asimile olurlarken, bir çok Malkar ailesi de Osetya’nın Digor bölgesine yerleşerek orada eriyip kaynaşmışlardı. Osetler ile İnguşlar arasında da benzer şekilde ilişkiler mevcuttu. Pek çok Oset ailesi İnguş bölgesine göç ederek orada asimile olurlarken, yine pek çok İnguş ailesinin de Osetya’ya göç edip yerleşerek Osetleştikleri tarihî bir gerçekti.

Osetler arasındaki Malkar kökenli bazı soylar Asan, Bay, Tsala, Bazi, Gatsi, Nafi, Guldi, Gatsila, Ortabay, Mistul adlarını taşıyordu (10).

Malkarlılar arasında asimile olan bazı Oset kökenli soylar şu adları taşıyorlardı: Gaza, Kemren, Atabiy, Koban, Guze, Kunduh, Glaş, Gasi, Musuka, Çora, Çoçay, Mizi (11).

Kabardeyler arasında da farklı etnik kökenlerden gelen pek çok soy yaşamaktaydı. Söz gelimi Kabardeyler arasındaki Karaçay-Malkar kökenli soylara örnek olarak Abay, Baysı, Bolat, Botaş, Bözü, Buday, Kuday, Kerti, Küçmez, Maşuk, Meçuka, Misak, Sokur, Ogurlu, Ulbaş, Şava soylarını verebiliriz.

18.-19. yüzyıllarda Kabardey’e göç eden Oset soylarından Tugan, Kubatiy, Bituv, Dudar, Çegem, Slon, Hosto, Tazi, Tavkel, Dadım gibi soylar burada asimile olarak Kabardeyleştiler (12).

Kabardeyleşen bazı Abaza soyları ise şunlardı: Abaze, Bag, Cantemir, Nır, Dıce, Tram, Kılıç, Mid, Marşanuk, Şikharo, Şadz, Şaçe, Ortan (13).

18. yüzyıl sonlarındaki Kafkas-Rus savaşları sırasında Dağıstan’dan Kabardey bölgesine gelip yerleşen pek çok aile burada Kabardeyleştiler. Bunlar Kumık, Gubaçik, Mahatay, Endi, Haci, Şamhal, İraz, Kazançı gibi soylardı. Aynı dönemde işgale uğrayan Kabardey topraklarından kaçarak Dağıstan’a sığınan bazı sülaleler de burada asimile olarak çeşitli Dağıstan etnik kimliklerini benimsediler. Dağıstan’daki Kabardey kökenli bazı soylar şunlardır: Çerkes, Çegem, Aznavur, Botaş, Tambiy, Kabardı.

Kafkas-Rus savaşları sırasında yaşadıkları bölgelerden kaçmak zorunda kalan önemli miktarda Çeçen ve İnguş aileleri Kabardey köylerine dağılarak yerleşmişler ve buralarda asimile olarak yaşamaya başlamışlardı. Sözgelimi, 19. yüzyıl başlarında Küçük Kabardey bölgesindeki Psıdahe köyünde 664 Çeçen (166 aile), Gayti ve Elceruko köylerinde 416 İnguş (164 aile) yerleşip yaşamaya başlamıştı. Bunlar zamanla asimile olarak Kabardey etnik kimliğine dahil oldular(14). 

Malkarlılar ve Kabardeyler arasında Çeçen adını taşıyan soyların kökeni de Çeçenlere dayanıyordu.

Kabardey’de kökenleri Nogay Tatarlarına dayanan bazı soylar da şunlardı: Yeseney, Kandavur, Kılıç, Navruz, Yeştrek, Canhot, Canbek, Nayman, Tsey, Şorokada, Tamaz, Altıyak, Karamırza, Negoy.

Karaçaylılar arasında da değişik etnik kökenlere sahip soyların sayısı oldukça fazlaydı. Örneğin Karaçay’ın Kart Curt köyünde Gürcü-Svan, Megrel, Abhaz, Dağıstan, Kabardey bölgelerinden kan davası ya da başka sebeplerden dolayı, tek başlarına ya da aileleri ile kaçıp gelerek yerleşen pek çok soy vardı (15).

Karaçay’da Abhaz kökenli olarak bilinen bazı soylar şunlardı: Catdo, Koban, Bagatır, Hosu, Albot, Bostan, Karaköt, Kipke, Kayıt, Geben, Dotdu. 

Karaçay’da büyük bir klan oluşturarak Semen, Korkmaz, Albot, Bostan, Canıbek soylarına ayrılan Tramlar da Abaza kökenliydi.

Karaçay’daki Tambiy soyu Kabardeylerin Tambiy soyundan idi. Karaçay’daki Tohçuk soyunun kökeni de Kabardeylerin Kaytuk sülalesinin Dohşuk soyuna dayanıyordu.

Karaçaylıların Aliy soyu Dağıstan’dan Karaçay’a gelip yerleşmişti. Şaman soyunun kökeni ise Bjeduğlara dayanıyordu. Goçiya soyu Gürcü-Svanlardan gelen bir aileye mensup iken, Appo soyunun kökeni de Kabardeylerin Temirkan soyundan geliyordu.

Yukarıda verdiğimiz örneklerden de anlaşılmaktadır ki, Kafkasya halkları yüzyıllar boyunca birbirleri ile karışıp, birbirlerinin içinde asimile olurlarken, beraberlerinde taşıdıkları kültürel unsurların da değişik Kafkas toplumları arasında yayılıp benimsenmesinde önemli rol oynamışlardır. Böylece Kafkasya halklarının kanları birbirine karışırken, artık onları ırk bakımından birbirinden ayırma imkânı ortadan kalkmış, Kafkasya halkları etnik yönden birbirleriyle akraba toplumlar haline gelirlerken, geliştirdikleri ortak sosyo-kültürel yapı da onların bir millî kimlik altında toplanmalarını kolaylaştırmıştır. Günümüzde Kafkasyalı kimliğini oluşturan unsurlar tarih boyunca Kafkasya’da etnik yapıyı ve kültürü ortaya çıkarıp şekillendiren bu karmaşık sosyolojik süreçtir.

Kafkasya halkları günümüzde Abhazca, Adigece, Çeçence, Avarca, Lezgice gibi Kafkas dillerinin değişik gruplarında, Karaçay-Malkar ve Kumukça gibi Türk dillerinin çeşitli lehçelerinde veya Osetçe gibi Hint-Avrupa dillerinin İran grubuna mensup bir dilde konuşuyor olabilirler. Ancak bugün onlar için etnik bir gruba aidiyetin göstergesi sayılan bu farklı diller, onların ortak bir kültür ve kimlik altında toplanmalarını engelleyememiştir. Kafkasyalı kimliğinin temelini oluşturan etnik akrabalık ve ortak sosyo-kültürel değerler dil farklılığının üzerindedir.

Linguistik farklılık etnik gruplar arasındaki farklılığın önemli bir göstergesidir. Ancak dil akrabalığının ırk akrabalığını gerektirmediği de sosyolojik bir gerçektir. Kafkasya’da konuşulan farklı dil grupları burada farklı etnik grupların varlığını ortaya koyarken, Kafkasyalı kimliğini oluşturan ve etkileyen değişik kültürlere mensup kavimlerin tarih boyunca Kafkasya’da var olduklarını da belgelemektedir. 

KAYNAKÇA
ALİYEV, Umar Karaçay, İstoriko-etnologiçeskiy i Kulturno-ekonomiçeskiy Oçerk.-Rostov-na-Donu:Kraynatsizdat, 1927.
CANBEK, Ahmet Kafkasyanın Ticaret Tarihi-Eski Çağlardan XVII. Yüzyıla Kadar.-İstanbul: Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardım Derneği Yayınları, 1978.
FISHMAN, Joshua A. Language in Sociocultural Change.-California: Stanford University Press, 1972.
FOLTZ, William J. “Ethnicity, Status and Conflict.” Ethnicity and Nation-Building:Comparative, International and Historical Perspectives:103-106. Wendell Bell-Walter E. Freeman (Ed.).-London, 1974: Sage Publications.
GROUSSET, Rene, Bozkır İmparatorluğu.-İstanbul, 1980: Ötüken Neşriyat.
MORRIS, H.S. “Ethnic Groups.” International Encyclopedia of the Social Sciences. V :167-172 .-New York: The MacMillan Company & The Free Press, 1968.
SIMPSON, G.E. ve J.M.YINGER. Racial and Cultural Minorities. An Analysis of Prejudice and Discrimination.-New York: Plenum Press, 1985.
WARE, Caroline F. “Ethnic Communities.” Encyclopaedia of the Social Sciences, V: 607-613. Edwin R.A. Seligman (Ed.).-New York: The Macmillan Company,1948.
YAHTANİGOV, Hasan. Severokavkazskie Tamgi.-Nalçik, 1993.
ZOROĞLU, K. Levent. “Kafkasya Uygarlığı.” Kuzey Kafkasya (İstanbul), 1975, V (30). 

SON NOTLAR 
(1) WARE, Caroline F. “Ethnic Communities.” Encyclopaedia of the Social Sciences, V: 607-613. Edwin R.A. Seligman (Ed.).-New York: The Macmillan Company,1948: 607.s.
(2) MORRIS, H.S. “Ethnic Groups.” International Encyclopedia of the Social Sciences. V :167-172 .-New York: The MacMillan Company & The Free Press, 1968: 167.s.
(3) FOLTZ, William J. “Ethnicity, Status and Conflict.” Ethnicity and Nation-Building:Comparative, International and Historical Perspectives:103-106. Wendell Bell-Walter E. Freeman (Ed.).-London, 1974: Sage Publications: 103.s.
(4) FISHMAN, Joshua A. Language in Sociocultural Change.-California: Stanford University Press, 1972: 62.s.
(5) SIMPSON, G.E. ve J.M.YINGER. Racial and Cultural Minorities. An Analysis of Prejudice and Discrimination.-New York: Plenum Press, 1985. 11.s.
(6) ZOROĞLU, K. Levent. “Kafkasya Uygarlığı.” Kuzey Kafkasya (İstanbul), 1975, V (30): 23.s.
(7) CANBEK, Ahmet Kafkasyanın Ticaret Tarihi-Eski Çağlardan XVII. Yüzyıla Kadar.-İstanbul: Kuzey Kafkasyalılar Kültür ve Yardım Derneği Yayınları, 1978, 21.s.
(8) CANBEK, a.g.e. 27.s.
(9) GROUSSET, Rene, Bozkır İmparatorluğu.-İstanbul, 1980: Ötüken Neşriyat, 88.s.
(10) YAHTANİGOV, Hasan. Severokavkazskie Tamgi.-Nalçik, 1993. 28.s.
(11) YAHTANİGOV, a.g.e. 28.s.
(12) YAHTANİGOV, a.g.e. 49.s.
(13) YAHTANİGOV, a.g.e. 16-17.ss.
(14) YAHTANİGOV, a.g.e. 98.s.
(15) ALİYEV, Umar Karaçay, İstoriko-etnologiçeskiy i Kulturno-ekonomiçeskiy Oçerk.-Rostov-na-Donu:Kraynatsizdat, 1927. 52.s. 

Doç. Dr. Ufuk Tavkul 
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi. 
Kafkasya Dergisi (Araştırma Analiz) Yıl: 1, Sayı:1, sf:53-57, Ekim 2005-Mart 2006.

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery