Edebiyatımızda kendi yolunu açmış usta isimlerden birisidir Qağırmes Boris. 
Onun eserlerinde zamanı yakalıyoruz, günümüzün önemli sorunlarına, yaşamın kendisine dair ipuçları buluyoruz. İnsanların duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde ifade eden sanatçı kendi duygularını da aynı ustalıkla aktarıyor bize. 

O, Adıge diline mükemmel denecek derecede hakim, dilin tüm inceliklerini ve sırlarını bilen bir üstat. Qağırmes Boris’in samimi duyguları, sağlıklı düşünceleri ile harmanladığı eserleri edebiyatımızda çok önemli bir yere sahiptir. 

Bu gün röportaj yaptığımız sanatçı aynı zamanda gazeteciler ve yazarlar birliğine üye,20 yıla yakın zamandır da Oşx’emaxue dergisinin şiir bölümünün başında bulunuyor. 

Dil halkın en büyük zenginliğidir, dilimizin hakkettiği değeri bulduğuna inanıyormusunuz? 

Cumhuriyetimizdeki üç dil devlet dili olarak tanınmış olmasına rağmen onların imkânları açısından eşit olduklarına inanmıyorum. 
Çünkü devlet dili dediğinizde o ülkede/bölgede yürütülen tüm resmi işlemlerde kullanılan tüm yazışmalara taban olan dildir devlet dili. 

Bu amaçla kullanılan dil ise Rusçadır, fakat bu bizim Adıge diline küsmemiz sırt dönemiz için bir neden değildir. 
Bahsettiğimiz durum dilimizin bir kusuru eksiği olduğu anlamına gelmesin, fakat insanların dilindekidir, okudukları yazıştıkları dildir gelişen. 

Ben 50 yıldır duygularımı düşüncelerimi anadilimle yazıyorum, kendimi ana dilimle ifade ediyorum. Bu güne kadar ana dilimin sözcüklerinin yetmediği, dilim ile bir şeyi ifade edemediğim ve tıkandığım bir an hiç olmadı. 

Çoğu kişinin Adıge dili ile duygularının tümünü ifade edemedikleri yönünde şikâyetlerini duyuyoruz, bu asılsız bir yalandır bana göre. 

İfade yeteneği, kavrama yeteneği olmayan insan hangi dil ile olursa olsun duygularını ve düşüncelerini yansıtmakta yetersiz kalır. 
Adıge dilinin yetersiz olduğunu söyleyenler düşünceleri yetersiz kavrama ve tanımlama yetenekleri yetersiz, ifade zaafı olan insanlardır. 

Bilmediğiniz anlamadığınız her hangi bir iş ne ise, dil de ondan farklı değildir. 

Onu kullanmak için kurallarını, inceliklerini sırlarını bilmek gerek, o dile, o dilin sahibi halkın tarihine kültürüne edebiyatına hakim olmak gerek. 

Ne yani! Ormana odun kesmeye gidiyorsunuz fakat yanınızda balta yok. Bu sözlerim Adıge yazarlarımızın bir kısmına yöneliktir. 
Adıge gazetelerinde hayatı geçmiş, uzun yıllardır Oşx’emaxue dergisinde çalışan birisi olarak ben çok rastladım bu dili kullanmaya kalkışan fakat dilin kurallarını dahi bilmeyen insanlara. Bu işler böyle yürümez.

“Dil olmazsa ulus olmaz”deniyor. Dilimizin bu günkü durumu size neler düşündürüyor? 

Bana kalırsa dilimizin bu günkü kadar geliştiği yükselişe geçtiği hiç bir dönem olmadı bu güne kadar. Bir kısım araştırmacıların “Dillerin yarısı yakın zaman içerisinde yok olacak” dediklerini duyuyoruz, Adıge dilinin bu risk ile karşı karşıya olmadığını söyleyemeyeceğim ne yazık ki. 

Bu konuda canla başla çalışan bilim adamlarımızın araştırmacılarımızın yeteneklerine ve sayılarına baktığımda ancak “Dilimizi korumanın geliştirmenin ilk adımlarını atmış bulunuyoruz” diyebiliyorum. 

Eskiden Adıge dilinin eğitimini verecek doktor, profesör, akademisyenlerimiz varmıydı? 
Edebiyatın teorik temelini atacak yazarlarımız eleştirmenlerimiz araştırmacılarımız varmıydı? 

Aynı şekilde şairlerimiz, tiyatrocularımız ve sanat adamlarımız da bu grubun içerisindedir. Bunca belayı, bunca sıkıntıyı, bunca olumsuzluğu atlatabilen dilimiz hala ayaktadır. 

Bu gün bu dili konuşan bu halkın eskiye kıyasla sahip olduğu imkânlar ve özgürlük, dilimizin ve halkımızın daha binlerce yıl yaşayabileceği yönünde bize ümit veriyor. 

Halkın anlama ve kavrama yeteneği doğrudan ana diline olan bağlılığı ve hakimiyeti ile ilişkilendiriliyor. 
Bu gün bilim adamları ve araştırmacılar ne kadar bu konuda çalışıyor olsalar da ana dilin korunması ailede başlar. 

Ben birçok aile tanıyorum ki büyükleri anadilimiz konusunda çalışırken çocukları iki atasözünü dahi söylemekten aciz bir biçimde yetişiyorlar, bu tür aileler için ne düşünürsünüz? 

Adıge dilinin en iyi korunduğu alanlar köylerimizdir. Şehirlerdeki ailelerde bu konu bir biçimde ihmal edilir oldu. Fakat Adıgeyim diyecekseniz ve kendinizi bu halkın mensubu sayacaksanız her şeyden önce ana dilinizi bilmek, bu dil ile okumak yazmak zorundasınız. 

Adige kültürü, Adıge dili, Adıge yaşam biçimi hayatınızın pusulası değilse kendinizi Adıge olarak görmenizin bir gereği yok. 

Adige Psalhe Röportaj: Jılase Marite Çeviri: Ergun Yıldız

Dilimiz dünyadaki en değerli insanlık hazinesidir. Maalesef çoðumuz bunun farkında değiliz ve dilimize gereken önemi vermiyoruz.

Peki dilimizi değerli kılan nedenler nelerdir üzerinde bir düşünelim.....

Dilimizdeki sözcükler insanın doğasına tamamıyla uygunluk gösteren ve insanın asıl varlarlığını ifade eden seslerdir. Farkındayım bu çok büyük bir iddiadır ve kesinlikle de doğrudur. Mesela dilimizde "insan (tzıxu)" sözcüğünün derinliği herhangi bir anadil kullanıcısı tarafından bile üzerinde biraz düşünülünce anlaşılır. İnsan sözcüğünün taşıdığı ve verdiği anlam şudur; "farkındalıkla varolan varlık". Başka hiçbir dilde insanı bu kadar ifade eden bir anlam yoktur. Yaratıcı(The) insana farkındalık bahşetmiştir ve bu özelliğiyle evrende ayrıcalıklı kılmıştır. Mesela İslamın kutsal kitabında ilk söz "Oku" dur. 

"Oku" sözcüğü Adıgecede "Yege=Yece"dir. "İsimlendir", "Oku", "Çağır" anlamlarına gelir. Ben "İsimlendir" anlamı üzerinde duracağım. Adıgecede tzıxu(insan) sözcüğü içinde "tz" sesi isim anlamındadır, "tzı" isimlendiren anlamındadır. Adıgecede birşey isimlendirilirken o şeyin işleyişine göre isimlendirilir. "tz" sesi ayırdetme ve kodlama anlamına gelir= işleyişini kavrama ve isimlendirme. Yani ilk söz" tzıxu sözünün anlamına uy=farkındalık taşıdığının ayırımına var"dır...İlk söz kısaca "Tzıxu ol" anlamındadır....Oku=kainatın işleyişini ayırdet, kavra, anlamlandır...

Adıgecede ayrıca bilmek anlamında iki sözcük vardır. Birincisi "tzıxu" ikincisi "ş'e"... "Tzıxu "eyleme geçmemiş bilgidir. "Ş'e " eylemselleşmiş bilgidir. "Ş'e" sözcüðü ilginçtir; "kendine yenilmek ve yapmak anlamlarını da taşır" 'bilmek' anlamıyla içiçe olarak. .. İnsan ham olarak bütün evrensel bilgileri doğasında taşır. Yaşadığımız herşeyin bize tanıdık gelmesi bu özelliğimizdendir. Ancak ham bilgiler taşımanın bir değeri yoktur. İnsan varlık olarak evrenin ham bilgisi ile gelir yeryüzüne yani "tzıxu" deki "bilgi" ile ve ayırdetme özelliğiyle. Daha sonra eğer bu bilgileri doğasına uygun açığa çıkarırsa o bilgi eylemselleşmiş gerçek bilgi olur.... Adıgecede "yeryüzü" "ş'ıgu" demektir ,yukardaki "ş'e" sözcüğündeki anlamda, yani "kendine yenileme ve bilgiyi eylemselleştirme yeri"... Dünya ve dünyadaki insanın konumu da bu değil mi zaten...

Dilimiz yitmemeli.... 
marğuşş vezir savrum

Dil Bilim ve Dil

Aralık 28, 2018

Genel Dil Bilime Dair 

20.yy. başından itibaren dil bilim alanında yapılan çalışmalar, bu bilim dalında önemli mesafelerin alınmasına yol açmıştır. Kuşkusuz bu çalışmaların en önemlisi, SAUSURE ve sonrasında onun takipçileri tarafından yapılana çalışmalardır. Bu çalışmalar, dil bilimin alt bilim dallarında branşlaşmasını sağlamış ve daha da önemlisi dil bilim çalışmaları; Gösterge Bilim, Anlam Bilim ve Yapısalcılık gibi yeni bilim dallarınında doğmasına ön ayak olmuştur.

Sausure'cü Dil Bilim; tespitleri, öngörüleri, önerileri ve metodolojik yaklaşımları bakımından önemli bir bütün sunuyor olsa da araştırma konuları özellikle Hint-Avrupa dilleridir. Bu, diğer diller için geçerli olacak tespitleri –ne yazık ki- içerecek sonuçlar doğurmamaktadır. Esasen Sausure'ün kendisi de nesnel dil bilim, öznel dil bilime göre araştırılan dilde önemli tespitler yapmakta yetersiz kalacağını, söz konusu dili bilen bilimcinin yapmış olduğu öznel dil bilimin dilin bilimsel ele alınmasında başat olduğunu ve gramerin de bu dil bilim çalışmalarıyla ancak bir değer ifade edebileceğini belirtmiştir. 

Sausure'ci dil bilimin öne sürdüğü ve genel konsensüs gören kimi tespitler: «Dil durumunun rastlantısal olduğu, göstergelerin nedensiz olduğu ve olsa olsa görece nedenleri taşıyabileceği, kavramın anlatımı için dilin dizgeleştirilen bir düzenek olamayacağı, bir kökün anlamlı bir sözcük olamayacağı ve çekim oluşturamayacağı vb.» kesinlemeleri Adığece de geçerli olacak tespitler gibi gözükmemektedir.


Adığe Diline Dair 

Genel olarak bu dil tek ses köklü, kökü, ön eki ve son eki ile birlikte tam ekli, tam dizgili göreceli olarak çok sesten oluşan ve telaffuz zenginliği olan –dolayısıyla güçlü olan- bir dildir. 

Kök, önek, sonek durumları, aynı seslerin yer değiştirmeceli olarak üstlendikleri roller olup, bu sesler dilin alfabesini oluşturan seslerdir. Alfabedeki seslerin çaprazlanması ve eklemlenmesi dilin ihtiyacı olan sözcükleri meydana getirmektedir.

Bu her bir ses bir anlam imidir ve bu anlam eylemseldir. Neredeyse her bir ses bir fiildir, yarı fiildir veya yardımcı fiildir. Başka bir deyişle bu dil, tek sesli göstergelerden oluşur ve göstergelerin dizisel eklemlenmesi başka göstergeleri oluşturur. Böyle bir eklemleme olanağı, çok geniş bir gösterge-sözcük kapasitesini dilin hizmetine sunar.

Bu tek seslerin kök olması ve bununla bir fiil bir eylem olması, bunların bir ilk ses -ya da ilk sesin devamı- olduğu düşüncesini çağrıştırır. Ancak burada, bu seslerin çıkarılmış ilk sesler olduğu iddiası değildir söz konusu olan; nitekim bu dil lehçeleri olan bir dildir. Dil değişir. Ne var ki, bu dilin orijinal bir dil olduğu kendi kuralları içerisinde gelişim olanağı gösterdiği ve bu olanağa bu gün de sahip olduğu düşünüle bilinir. 

Bu dilde yazılmış orfografik-dizisel bir sözlük, 90 bin maddeli ve yaklaşık 300 bin kelime kapasitesindedir. Bu kelimelerin anlamlarının ifade edilmesi halindeki anlam çoğunluğunu düşününüz. Bu dili konuşan toplumun, kendi sosyal yaşamında tüm her şeyi anlamlandırarak bir göstergeler imparatorluğu yaratmış olmasının alt yapısı kendi dili olsa gerektir. 

Bu dil, 1800'lerin başına kadar gelişmiş olduğu şekilde kalmış olan bir dildir. O tarihten sonra geçen 200 yıl özellikle son yüzyıl üretimin, anlam çoğalmasının, dilin gelişiminin ve modernizasyonla birlikte dilsel gösterge üretmenin yaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dil, bu gelişmelerden nasibini almamıştır. 


SONUÇ NİYETİNE

Dil bilimin 20. Yy.'da gelişimi ve başka bilim dallarına yaptığı katkılara rağmen, araştırma dışı kalmış alanları bakımından henüz alacağı pek çok mesafe ve edineceği yeni görme biçimleri mevcuttur ve girmiş olduğumuz yüzyılda kendisini beklemektedir. Bu meyanda Adığe dili de, öznel dil bilimsel yaklaşım ile kendi dil bilimcilerini bu dili bilenler arasında beklemektedir. Bir ikincil ve tali dil durumuyla kendi mekanında, bilim-felsefe ve pazardan uzak tutulan bu dil, haksız muameleye tabidir. Şu anda kendisine giydirilmeye çalışılmış olan dil bilgisinin (gramerin) uymadığı açıktır. Uyumsuzluk nedeni, dilin kendisinden kaynaklanmamaktadır; farklılıktadır. Dil bilimi doğrultusunda grameri de kendisini gösterecektir. 

Yukarıdaki bölümde yapı ve parametlerine dair kısaca değindiğimiz bu dilin, dil bilim çalışmaları yapılması ve felsefece kullanımının bir insanlık görevi olduğunu söylemek abartı gibi gelmemelidir. Bu dil latince ve eski Yunanca eş değerinde, eskiliğinde ve ondan da öte (!) olabilir. Eski Yunanca için «tek rasyonel dildi» diyen Heideger'e yaşayan bir rasyonel dili gösterebilmek gerekirdi. 

Tek sesli göstergelerden oluşmuş olan bu dilde, bu tek seslerin bir eylemi imlemesi; bir tavrın, bir davranışın, bir hareketin, bir enerji biçiminin ilk seslendirilişini akla getirmektedir. Dil, ilk sesler ile ilgili ip uçları verecek ses özelliklerindedir adeta. Ve bu, ses ve söz arketiplerinin bulgulanmasının olanak dahilinde olduğunu düşündürtmektedir. Eski Yunanca da «Arke» sözcüğünün hem «İlk» hem de «Enerji» anlamına geliyor olması da ilginçtir. Bu dil, araştırılmasını yalnız dil bilimcilerden ve mevcut dil bilimsel yaklaşımlardan değil, arkeolojik yaklaşımlardan da beklemektedir. 

Birinci bölümde verdiğimiz Adığece yazılar, dildeki uyuma, dilin oluşumuna dair köklerle ilgili düşünceye, dilin felsefeye yatkınlığına ve dilin kendi felsefesine dair çok açık «İde»'ler verebilmektedir. Birinci bölümdeki metinler incelendiğinde; felsefenin, başlangıcından itibaren oluşumunda ve sonraki zamanlarda izlemiş olduğu süreçte oluşmuş olan kilometre taşlarının ve felsefe akımlarının «öz'ünün» bu dilin kendisinde yattığını görmek; bu dilin adeta bir «felsefe sağlaması» niteliğinde olabileceğini çıkarsamak mümkün gibi durmaktadır.

O halde bu dil, dili bilen kendi felsefecilerini de beklemektedir.

Evet, 21. Yüzyıl kendisinden beklenen şeyleri karşılayabilecek, gerçekleştirebilecek gibi durmaktadır. Bu enformatik çağ, insan arşivlerini de ortaya çıkarabilecek gibidir. Daha şimdiden insanın kendi «İçkin» fonksiyonunun (düşünme) arşiv kapılarını aralamış gibidir; beyin araştırmaları, bilgide soyut olagelen çok şeyi somuta dönüştürmekte, yeni gerçekleri serimlemektedir. Insanın aşkın (transandantal) fonksiyonun (konuşma) arşivi de dildir. Insan için konuşmanın «kendini aşkınlık» olduğunu, PSAL'E (PSE-L'E) den daha somut ne gösterebilir. Bu şekilde eklemlenmiş bir dil, bu arşivin en güzel örneğidir.

Ama arşive kalkmasın bu dil ve bu ilk sesler, «son sesler» (!) olmasın.

Bu yazı geç kalmış bir erken yazıdır.

Geç kalmış bir yazıdır, çünkü: ...

Erken bir yazıdır, çünkü: henüz...

-İleri gittiğimi düşünüyorsunuz!- ... 

Bir adım daha atıyorum ve duyacak kulaklara sesleniyorum:

Kaynak: Nart Dergisi

Kafkasya ve Türkiye
Kafkasya tarihin eski dönemlerinden beri birçok halkın bir arada yaşadığı, kendine özgü tarihi-etnografik yapısı olan bir bölgedir. Azeriler, Gürcüler, Ermeniler gibi nüfusu milyonlarla sayılan büyük halkların yanında, Dağıstan’da olduğu gibi nüfusları birkaç bini geçmeyen halklar da yaşamaktadır.

Öncelikle ‘Kafkasya’da konuşulan diller’ ve ‘Kafkas dilleri’ ayrımına dikkat etmek gerekir. ‘Kafkas dilleri’ terimi sadece, dünya dilleri içinde ayrı bir dil ailesi kabul edilen, Kafkasya’nın yerli halklarının konuştuğu diller için kullanılır. 

Kafkasya’da konuşulan diller değişik dil ailelerine aittir. Bunlardan en büyüğü Hint-Avrupa Dil Ailesi’dir: İran Grubu (Osetçe, Tatça, Talışça, Kürtçe) Ermenice, Rusça ve Ukraynaca

Altay Dil Ailesi (Azerice, Kumukça, Nogayca, Karaçay-Balkarca). Türkçe Kafkasya’da yaşayan Türkiye asıllı Rumlar (Urum) ve Stavropol’de yaşayan Türkmenler (Truhmen) tarafından da konuşulmaktadır. 

KAFKAS DİLLERİ

Kafkas dilleri, sadece Kafkasya’da bulunan ve diyaspora mensupları dışında dünyada başka hiçbir yerinde konuşanı olmayan, eski ve yalıtılmış bir dil grubudur. Kafkas dilleri için ‘İber-Kafkas Dilleri’ terimi de kullanılır. Bir dönem ‘Yafetik Diller’ ve ‘Paleokafkas Dilleri’ terimleri de kullanılmış, fakat kabul görmemiştir.

19.-20. yüzyıllarda bazı dilbilimciler Kafkas dillerinin genetik birliği tezini ileri sürmüşlerse de, bugün dilbilimcilerin görüşüne göre tüm Kafkas dillerini ortak bir kökene bağlamak güçtür. Bazı dilbilimciler de Kafkas dilleriyle, eskiden Ortadoğu ve Anadolu’da konuşulan Hatti, Sümer ve Hurri-Urartu dilleri arasında ilişki kurmaya çalışmışlardır; bazıları da Bask diliyle köken bakımından yakınlık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu konuda kanıtlanmış bir tez ve genel olarak kabul edilmiş bir görüş yoktur. 


Kafkas dilleri üç grupta toplanır:
I. Nah-Dağıstan Dilleri
a. Nah (Vaynah) Dilleri: Çeçen, İnguş, Bats (Batsbiy)
b. Dağıstan dilleri: Avar-Andi-Dido (veya Tsez), Dargi-Lak, Lezgi 

II. Kartvel (Güney Kafkas Veya İber) Dilleri: Gürcü, Megrel-Laz , Svan)
III. Abhaz-Adığe (Kuzeybatı Kafkas) Dilleri: Adığe, Abhaz-Abaza, Ubıh)

Kafkas dilleriyle ilgili terminoloji ve sınıflandırma, Rusların Kafkas halklarına verdiği adlara ve özellikle Sovyetler döneminde kurulan idari bölgelerin adlarına göre oluşturulmuştur. Buna göre 40 civarında Kafkas dili vardır. Ancak bu sayı tartışmalıdır ve gerçekte daha azdır, çünkü aynı dilin lehçeleri ayrı diller olarak kabul edilmiştir. Kafkas dillerini Rusya Federasyonu’nda 4.5 milyondan fazla kişi konuşmaktadır.

Eskiden beri yazısı ve yazılı edebiyat geleneği olan tek Kafkas dili Gürcücedir (M.S. 5. yy). Yaygınlaşmayan alfabe denemelerini saymazsak, diğer Kafkas dilleri yakın bir zamanda, 1920-30’larda yazılı hale gelmiştir; alfabeleri Kiril alfabesini esas alır. 30’dan fazla Kafkas dili olmasına karşın Rusya Federasyonu’nda bunlardan ancak 8’i yazı ve edebiyat diline sahiptir: Abaza, Adığe, Çeçen, Avar, Lak, Dargi, Lezgi ve Tabasaran dilleri. Ancak Adığecenin iki lehçesi ayrı diller kabul edildiği ve İnguşça da Çeçenceden ayrı sayıldığı için resmi rakam 10’dur. Bu dillerde basın, yayın, radyo, televizyon ve sınırlı eğitim hakkı tanınmıştır. 

Gürcistan’da konuşulan Svanca ve Megrelce ile Türkiye’de konuşulan Lazcanın resmen kabul edilmiş yazı ve edebiyat dili, yayın ve eğitim hakkı yoktur. 


ABHAZ-ADIĞE (KUZEYBATI KAFKAS) DİLLERİ


Adığe, Abhaz-Abaza ve Ubıh dilleri bu grupta yer alır. ‘Kuzeybatı Kafkas’ veya ‘Abasg-Kerket’ dilleri olarak da adlandırır. Önceki Rusya ve Batı literatüründe ‘Adığece’ için daha çok ‘Çerkesçe’ terimi kullanılır. Çerkes adı bugün, özellikle Türkiye’de diğer Kafkas halklarını da kapsayacak biçimde kullanıldığından, dille ilgili olarak Adığece terimini kullanmak daha uygun görünüyor.

Sovyetler döneminde siyasi düşüncelerle yapılan dil sınıflandırması terminoloji konusunda karışıklık yaratıyor. Adığeler, Sovyetler Birliği kurulurken ayrı idari birimler içinde bırakıldılar: Adığey Özerk Bölgesi, Şapsığ Ulusal Bölgesi, Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti. Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’te kaldırıldı. İlk yıllarda adları, sınırları ve statüleri sık sık değişen bu idari birimler bugün Rusya Federasyonu’na bağlı üç cumhuriyet olarak varlığını sürdürüyor: Adığey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar. 

Adığelerle ilgili etnik ve dilbilimsel tanımlar bu idari birimler esas alınarak yapıldı. Tarihteki Adığelerin torunları olan ‘Adığey’, ‘Çerkes’ ve ‘Kabardey’ halkları ortaya çıktı. Her biri için ayrı tarih, yazı ve edebiyat oluşturuldu. Aynı şekilde Abhazya’da yaşayan Abhazlarla Karaçay-Çerkes’teki Abazalar ayrı halklar ve dilleri de ayrı diller kabul edildi. 

Bugün de esas alınan bu sınıflandırmaya göre Abhaz-Adığe dil öbeği beş dilden oluşmaktadır: Adığey, Kabardey, Abhaz, Abaza ve Ubıh dilleri. Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde konuşulan dil aynı olduğu için sık sık ‘Kabardey-Çerkes dili’ terimi de kullanılır. Adığeyce ve Kabardey-Çerkesçe ‘Adığe dilleri’ veya ‘Çerkes dilleri’ olarak adlandırılır. 

Kafkasya’da Ubıh kalmadığı ve artık ölü dil olduğu için Ubıhça Sovyet ve Rusya dilbilim araştırmalarında fazla yer almaz ve bazen bu sınıflandırmaya dahil edilmez.

Dilbilim ölçülerine göre yapılan ve dünyada genel olarak kabul edilen sınıflandırmaya göre ise Adığece iki lehçeden oluşan tek bir dildir. Kafkasya’nın kuzeybatısında yaşayan Adığe boylarının (Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ, Çemguy, Hatukay v.d..) konuştuğu lehçe ‘Batı Adığe’ lehçesidir ve Adığey Cumhuriyeti’nin devlet dilidir. Daha doğuda yaşayan Kabardey ve Besleneylerin konuştuğu lehçe ise ‘Doğu Adığe’ (veya ‘Kabardey’) lehçesidir; Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde diğer dillerle birlikte devlet dilidir. 

Abhazya’da konuşulan Abhazca ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde konuşulan Abazaca da aynı dilin lehçeleridir. Yazı dili olmayan Ubıhça dışında Abhaz-Adığe dilleri yazılı dillerdir. Sovyetler döneminde yaratılan bu ayrımdan dolayı her birinin iki alfabesi ve iki edebiyat dili vardır.

Adığece, Abhaz-Abazaca ve Ubıhçanın bugün artık var olmayan ortak Batı Kafkas dilinden türediği kabul edilir. Ubıhça, Abhaz-Abazaca ve Adığece arasında ara konumda bulunur; bu Ubıhların coğrafi olarak Abhazlarla Adığeler arasında bulunmalarıyla açıklanır. Karşılaştırma sonuçlarına göre Abhaz-Abaza ve Adığe dillerinin yaklaşık ayrılma tarihi M.Ö. 2000 olarak tahmin ediyor (J.C.Catford). Bu karşılaştırmalarda iki dil arasında bulunan ortak kelime (cognate) oranı % 28’dir.

ADIĞECE

19. yüzyıl ortalarında Batı Adığelerinin nüfusu 700-750 bin arası, Doğu Adığeleri ise 55 bin (1885 yılında 25 bin Besleney, 30 bin Kabardey) civarında tahmin ediliyor. 1864’te biten Kafkas-Rus Savaşı sonunda Adığelerin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Türkiye, Ürdün, Suriye, Mısır ve İsrail’de bulunan Adığe diyasporası Kafkasya’dan 4-5 kat fazla nüfusa sahiptir; Suriye’de 40 bin (Smeets 1984: 53), Ürdün’de 30 bin (Smeets, ibid.), İsrail’de 3 bin (Catford 1986: 240). 

1989 SSCB sayımına göre:
Adığey Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 122.9 bin, 
Krasnodar Eyaleti’ne bağlı Tuapse ve Lazarevsk ilçelerinde 10 bin (Şapsığ), 
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde 386.055, 
Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 50.764 Adığe yaşamaktadır 
(Toplam 569.719; kendi cumhuriyetinin sınırları dışında yaşayanlar buna dahil değildir). 
Bunlardan Adığey’de % 85.2’si, Kabardey-Balkar’da % 97.6’sı, Karaçay-Çerkes’te % 
91.5’i Adığeceyi anadili olarak kabul etmektedir.

Dünyada en büyük nüfus Türkiye’dedir. 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına büyük çoğunluğu Adığe olmak üzere 1-1,5 milyon Kafkasyalının yerleştiği biliniyor. Türkiye sınırları dışında kalanları, o dönemdeki yoğun savaşlar ve hastalıklar nedeniyle olan nüfus kaybını ve nüfus artış hızını göz önüne alarak bugün için yaklaşık 2-3 milyon gibi bir tahminde bulunulabilir. 

Ç'ahe (Aşağı) olarak adlandırılan Abzeh, Natuhay, Şapsığ, Çemguy, Hatukay, Bjeduğ, Mahoş v.d. boylar ağız farklılıklarıyla Batı Adığe lehçesini konuşuyorlardı. Doğuda yaşayan ve Şhağ (Yukarı) olarak adlandırılan Kabardeyler ve Besleneyler ise Doğu Adığe lehçesini konuşuyorlardı. Sayıca az olan Adığe boyları daha büyük olanlara karıştılar. Hem Çarlık zamanında hem de Sovyetler döneminde uygulanan iskan politikasıyla Kafkasya’da da Adığecenin ağızları saflıklarını yitirdiler. Bugün, özellikle diyasporada mensup olunan boy ile konuşulan lehçe veya ağız her zaman örtüşmemektedir. 

Batı Adığe Lehçesinin Abzeh, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ olmak üzere dört temel ağzı vardır

Abzeh. Sürgün öncesi Kafkasya’da ve bugün diyasporada konuşulan en yaygın Batı Adığe ağzı, nüfusları itibarıyla Abzehlerin konuştuğu ağızdır. Kafkasya’da ise Abzeh ağzı konuşan tek köy Adığey Cumhuriyeti’nde bulunan Şovgenovski’dir.

Şapsığların sayısı da Abzehlere yakındır. Hemen hemen aynı bölgelerde, birçok köyde de karışık olarak yaşamaktadırlar. Şapsığların tarihi topraklarının büyük bölümü bugünkü Adığey Cumhuriyeti’nin sınırları dışında kalmıştır. Adığey’deki küçük bir grup dışında Şapsığlar bugün Krasnodar Eyaleti’nin Tuapse ve Lazarevsk ilçelerine bağlı köylerde yaşıyorlar (yaklaşık 10 bin). 1924’te kurulan Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’de kaldırılarak Lazarevsk ilçesine (rayon) dönüştürüldü. Adığey Cumhuriyeti’nin dışında kaldıklarından anadillerinde eğitim ve yayın hakkından yararlanamıyorlar. 

Bjeduğ ve Çemguy ağızlarını konuşanların sayısı Kafkasya’daki nüfuslarıyla ters orantılı olarak Türkiye’de ve diğer ülkelerde nispeten azdır. Çemguylar diyasporadaki en küçük Adığe topluluğudur. Bilecik-Bozüyük’te üç (Alibeydüzü, Akçapınar, Akpınar), Düzce’de bir (Köprübaşı) köyleri vardır. Adığey Cumhuriyeti’nin Adığe nüfusunun çoğunluğunu Bjeduğlar ve Çemguylar oluşturur. Kafkasya’da kalmadığı için Adığe lehçebiliminde adları geçmeyen Hatukaylar ise birkaç köy dışında Kayseri-Pınarbaşı’nda yaşarlar (18 köy).

Doğu Adığe (Kabardey) Lehçesi Kabardey lehçesi Adığe-Abhaz dilleri içinde 45 ünsüzle en basit fonetik sisteme sahip olan dildir. Yaklaşık 13-14. yüzyıllarda ortak Adığe dilinden ayrıldığı düşünülüyor. Besleneylerin konuştuğu Adığece Kabardeycenin bir ağzı sayılmaktadır ve Batı lehçesine daha yakındır.

Rusya Federasyonu’nun Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde, Adığey Cumhuriyeti’nin Hodz, Koşehabl ve Bleçepsın köylerinde, Kuzey Osetya’nın Mozdok bölgesinde (Hıristiyan Kabardeyler) ve Stavropol Eyaleti’nin bazı köylerinde yaşayan Kabardeyler tarafından konuşulur. Diasporada ise en başta Türkiye, Suriye ve Ürdün’de.

Türkiye’de Kabardeylerin en yoğun yaşadığı bölge, esas olarak Kayseri ve kısmen Sivas-Göksun’u da içine alan Uzunyayla’dır. Kabardeyler Türkiye’deki Adığeler içinde dillerini en iyi koruyan gruptur. 

Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim
1800’lerin başlarında ilk Adığe alfabeleri yapılmaya başlandı. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yazı, dar bir aydın çevresinde sınırlı kaldı. İlk önce Arap harflerini esas alan alfabeler kullanıldı. Batı lehçesi için 1918’den 1927 yılına kadar Arap alfabesi, 1927’den 1938’e kadar Latin alfabesi kullanıldı. 1938’den itibaren de Kiril-Rus alfabesine geçildi. Doğu lehçesi (Kabardeyce) için Latin alfabesi 1923’te yapıldı,. 1924’te N.F.Yakovlev tarafından geliştirildi ve 1936’ya kadar kullanıldı. 1936’dan itibaren Rus alfabesinin harfleri esas alınarak hazırlanan Kiril alfabesine geçildi. Çok sayıdaki ünsüzü karşılamak için iki-üç harften oluşan kombinezonlar yaratıldı veya işaretler kullanıldı. 

Batı Adığe lehçesi için yazı ve edebiyat dili, fonetik olarak en temiz kabul edilen Çemguy ağzı üzerine kurulmuştur. Kabardey lehçesi içinse Büyük Kabardey ağzı esas alınmıştır.

Son yıllarda anadile ilginin artmasıyla Adığe alfabelerinde değişiklik yapılması, Latin alfabesine geçiş konuları tartışılmaya başlandı. 90’ların başında 10 kadar Adığe alfabesi teklifi yapıldı. Son yıllarda tek bir Adığe alfabesi için çalışmalar yapılıyor. 1999 yılı sonunda dilbilimci akademisyen Muhadin Kumahov tarafından üç cumhuriyetin ilgili makamlarına tek Adığe alfabesi projesi sunuldu. Ancak bugüne kadar bu konuda bir karar alınmadı.

Dolayısıyla, Türkiye’de açılacak Adığece kurslarda, yazı dili haline gelmiş bu iki lehçenin esas alınması gerekiyor. Batı lehçesinde yazı dili için Çemguy ağzı esas alındığından, konuşan sayısı bakımından Türkiye’de ve Kafkasya’da oran tersine olsa da Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ ve Hatukay ağızlarını konuşanlar bu kurslarda ‘Çemguy’a tâbi olacaklar. Kabardey lehçesi için durum daha basit. Batı lehçesindeki kadar belirgin ağız farklılıkları olmadığından, Türkiye’deki tüm Kabardeyler ve Besleneyler küçük bir çabayla yazı diline geçiş yapabilirler.

Kafkasya’da Durum
1979-1989 yıllarında, kentleşme, turizmin gelişmesi ve 60-70’li yıllarda ‘ulusların kaynaşması’ sloganı altında yürütülen Rusçanın yaygınlaştırılması politikası sonucunda anadili öğretimi kesintiye uğradı. Rusça baskın dil konumuna gelmeye başladı. Adığece mecburi ders olarak sadece köy okullarında haftada iki saat okutulmaya başlandı. 1980’lerin sonunda ‘Adığece bilmek gereksiz’ düşüncesi yerleşti. Dile bu ilgisizlik aydınların tepkisini doğurdu ve yayın organlarında anadilin önemi ve rolü üzerine uzun tartışmalar yaşandı. 1990’ların başında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti egemenlik kazanınca devlet dilinin seçimi problemi nedeniyle dil yasasının hazırlanması gergin geçen birkaç yıl aldı. 16 Ocak 1995’te K.B.C. başkanı V.Kokov “Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Halklarının Dilleri Yasasını”imzaladı. Yasaya göre 3 dil - Adığece (Kabardeyce)- Balkarca ve Rusça- ‘devlet dili’ statüsü kazandı. Yasa, cumhuriyette yaşayan diğer halkların dillerinin de korunup geliştirilmesine imkan veriyor.

Rusya Federasyonu Anayasası’nın 3. maddesi Rusçayı RF’nin devlet dili olarak tespit etmekle beraber ‘cumhuriyetlere kendi devlet dillerini tesis etme’ hakkını veriyor. Bu diller devletin iktidar organlarında, yerel yönetim organlarında, cumhuriyetin devlet kurumlarında Rusçayla birlikte kullanılıyor. ‘Herkesin anadilini serbestçe kullanma; iletişim, eğitim, öğrenim ve sanat dilini özgürce seçme’ hakkı cumhuriyetlerin anayasalarında güvence altına alınmıştır. ‘Adığey Cumhuriyeti’nde eşit haklara sahip diller Adığeyce ve Rusçadır’ (A.C.Anayasası, M.5). ‘Kabardey-Balkar Cumhuriyeti topraklarında devlet dilleri Kabardeyce, Balkarca ve Rusçadır’ (K.B.C. Anayasası, M.76). ‘Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde devlet dilleri Abazaca, Karaçayca, Nogayca, Rusça ve Çerkesçedir’ (K.Ç.C. Anayasası, M.11). 

Üç Çerkes cumhuriyetinde ulusal okullarda anadili ve edebiyatı derslerinin sınıflara göre dozajı şöyledir.

1-4. sınıflarda haftada 6 saat, 
5-7. sınıflarda 4 saat, 
8-11 (lise) 3 saat.

Ulusal olmayan okullarda haftada iki saat Adığece dersi vardır. Bir dönem matematik v.d. derslerin Adığece okutulması uygulaması başlamış, fakat daha sonra kaldırılmıştır.

Yüksek öğrenim kurumlarında eğitim Rusça yapılıyor. Adığecenin devlet dili statüsü kazanmasına bağlı olarak bu dilde de eğitim yapılması planlanıyor. Ancak bu fikir öğrenciler ve öğretmenlerin çoğu tarafından iyimser karşılanmıyor. Birçok kişi yüksek öğrenim kurumlarında anadilde eğitim yapılmasının eğitimin kalitesini ve düzeyini düşüreceğini düşünüyor. 


ABHAZ-ABAZACA

Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ diye bir ayrım vardır ve literatüre de bu şekilde yerleşmiştir. ‘Abhaz’, Abhazya’da yaşayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir. Kuzey Kafkasya’da Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayanlar ise ‘Abaza’ (Rusçada Abazin) olarak adlandırılır. Abazalar geçmiş yüzyıllarda iki grup halinde Abhazya’dan kuzeye geçip yerleşmişlerdir. 13.-14. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’ya yerleşen ilk grup, dilbilim literatüründe Tapanta olarak anılan Aşuvalardır. Adığeler (Kabardeyler) Aşuvaları Bashağ, aynı bölgede yaşayan Nogaylar ise Altı Kesek Abaza olarak adlandırırlar.

Diğer grup ise dağlık bölgelerde yaşayan ve bu nedenle Aşharuva (veya Şkaravo) (‘dağlılar’) olarak adlandırılan Abazalardır. Aşuvalardan üç dört yüzyıl sonra Kuzey Kafkasya’nın düzlüklerine inerek yerleşmişlerdir. Adığeler Aşharuvaları Kuşha Jane olarak adlandırır. 
Bu isim karmaşasından dolayı, özellikle dille ilgili olarak ‘Abhaz-Abaza’ terimini kullanmak en uygunu görünüyor.

Abhaz-Abazaca, Adığece ve Ubıhça ile aynı kökten bir Kuzeybatı Kafkas dilidir. 19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde de 40-50 bin kişi tarafından konuşuluyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus Savaşı sonucunda nüfusun çoğu Osmanlı topraklarına yerleşmek zorunda kaldı. 1885’de Kuzey Kafkasya’da yaklaşık 10 bin Abaza (Aşuva ve Aşharuva), 1897 Rusya genel sayımına göre de Abhazya’da 58.697 Abhaz (Apsuva) kalmıştı. 1989 SSCB sayımına göre Abhazya’da 104 bin Abhaz, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş birkaç köy vardır. Türkiye’de ise, kesin sayı bilinmemekle birlikte, 100-150 bin kişi olduğu tahmin ediliyor. Ürdün ve Suriye’deki Çerkes diyasporası içinde de Abhaz-Abazalar vardır.

Lehçe ve Ağızlar
Yukarıda belirtildiği gibi, yaşanan tarihi süreç sonunda ortaya çıkan Kuzey Kafkasya’da Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva, Abhazya’da Apsuva gruplarına bağlı olarak dil de üç temel lehçeden oluşmaktadır. Kafkasya’da artık konuşulmayan, fakat Türkiye’de hâlâ yaşayan lehçe ve ağızlar ise henüz tamamen incelenmemiştir. Bu konuda bir çalışmayı Hollanda Leiden Üniversitesi’nden Abhaz dilbilimci Prof. V.Çirikba yürütüyor. 

Çirikba’ya göre Abhaz-Abaza dili beş lehçeden oluşuyor. Abhazya’da Bzıb, Abjua; Kuzey Kafkasya’da Aşharuva ve Aşuva (Tapanta); bunlara ilaveten beşincisi, Çirikba’nın üzerinde çalıştığı ‘Sadz’ lehçesi bugün sadece Türkiye’de konuşuluyor (Adapazarı-Düzce). Sadz lehçesini konuşanlar gibi dağlık Abhazya’nın Ahçıpsu, Pshu, Tsabal ağızlarını konuşanlar da 19. yüzyıl ortalarında tamamıyla Osmanlı topraklarına sürgün edildiklerinden, bu ağızlar da sadece Türkiye’de konuşuluyor. 

Sovyetler döneminde Abhazya’da konuşulan Abjua ve Bzıb lehçeleri (Abjua esas alınarak) ‘Abhazca’ ve Kuzey Kafkasya’da konuşulan Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva lehçeleri (Tapanta esas alınarak) ‘Abazaca’ olarak ayrı yazı ve edebiyat dili haline getirildiler. Bugünkü Rusya dilbilimine göre de Abhazca ve Abazaca yakın akraba iki ayrı dil kabul edilirler. Dünya dilbilimcilerinin çoğu tarafından ise aynı dilin lehçeleri olarak görülürler. Ortak gramer yapılarını ve temel sözcük dağarcıklarını korumuşlardır. J.C.Catford’un yaptığı karşılaştırmaya göre iki lehçe arasındaki eş asıllı veya ortak kelime (cognate) oranı % 80’dir.

Abhazlar dillerini Apsuşüa (veya Apsuva bızşüa) olarak adlandırırlar. Kuzeybatı Abhazya’da (Gudauta bölgesi) Bzıb ve güneydoğuda (Oçamçira bölgesi) Abjua lehçesi konuşulur. Abhazya’da artık kaybolmuş olan diğer lehçe ve ağızlar (Sadz, Tsvücı, Ahçıpsu, Pshu, Aybga, Tsabal, Guma ve Abjaqua) Türkiye’de hâlâ yaşamaktadır. (10 civarında Sadz köyü var). Türkiye’de Abhazlar yoğun olarak Sakarya, Düzce, Bolu, Bursa-İnegöl, Bilecik-Bozüyük ve Eskişehir’de yaşarlar. Diğer illerde de tek köyler vardır. 

Kafkasya’da ‘Abaza’ olarak adlandırılan Aşuva ve Aşharuva grubu ise Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde ve Türkiye’nin Adana, Kayseri, Sivas, Tokat, Çorum, Samsun, Eskişehir, Bilecik illerinde yaşarlar.

Alfabe, Yazı Dili ve Eğitim

Abhazca için ilk alfabe 1862 yılında dilbilimci P.K.Uslar tarafından Rus harfleri temelinde hazırlandı;bu alfabeyle birlikte edebiyat dili oluşmaya başladı. Cochua’nın 1909’daki uyarlamasına kadar Abhaz alfabesi birkaç kez değişti. Cochua’nın uyarlaması 20 yıl kullanıldı ve bu alfabeyle dini hikayeler (1912) ve ilk okuma kitabı (1920) basıldı.

Yakovlev tarafından Latin temelli bir alfabe yapıldı ve bu ‘ortak Abhaz alfabesi’ SSCB’nin ‘genç yazılı dilleri Latinleştirme’ politikasının parçası olarak 1928’de kullanıma girdi. Bu dönemde edebiyat dili Bzıb lehçesinden Abjua’ya geçti. Aslında Abjua daha az karmaşık olmamasına rağmen o zamanın belli başlı yazarlarının lehçesiydi.

1936-1938 yıllarında Latin temelli alfabeler yerlerini genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazca, Stalin ve Beria’nın Abhazya’yı Gürcüleştirme politikasının sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953’de Beria ve Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat 1940’ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954’den itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. Bu alfabe, bazıları Uslar’ın alfabesinden alınmış 14 Kiril olmayan karakter barındırıyor. Bu durum yazı makinesi, bilgisayar ve matbaadan yararlanmada sorun yarattığı gibi, bazı fonolojik özelliklerin gösterilmesinde tutarsızlıkları olduğu için eleştiriliyor. Yapılan küçük değişikliklerle bugün hâlâ kullanılıyor. Sayıları Abhazya’dakinden fazla olan Türkiyeli Abhazlarla iletişim ve evrenselliği açısından Latin temelli bir alfabe için sürekli öneriler yapılıyor.

Abazaca (Tapanta) için 1847’de Elburgan’da doğan ve İstanbul’da eğitim gören Umar Meker’in Arap temelli bir alfabe ve ders kitabı hazırladığı, okulda çocuklara eğitim verdiği biliniyor. Ancak bu alfabe ve kitap günümüze kadar ulaşmadı. Genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak hazırlandı, 1938’de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle değiştirildi. 

Abhaz-Abazaca için Türkiye’de açılacak kurslarla ilgili sorunlar ve yöntemler konusunda şunlar söylenebilir: Türkiye’de her iki yazı dilinin (Abhaz ve Abaza) konuşanları vardır. Abhazcanın ağızları bakımından Abhazya ile Türkiye arasında yine tersine bir durum söz konusudur; yazı diline esas olan Abjua’yı konuşanlar Türkiye’de olmadığı gibi (veya çok az), Türkiye’de konuşulan ağızlar da Abhazya’da yoktur. Ancak bu ağızlar arasında büyük farklılıklar olmadığı için problem olacağını sanmıyorum.

Abazaca için ise Türkiye’dekiler açısından şans sayılabilecek bir durum söz konusu: Kafkasya’da (Karaçay-Çerkes’te), lehçeleri yazı diline esas alınan Aşuvaların (Tapanta) sayısı Aşharuvalardan oldukça fazladır; Türkiye’de ise tam tersi, Abaza grubunu çoğunlukla Aşharuvalar oluşturuyor. Ve Aşharuva lehçesi Abhazcaya daha yakın olduğundan açılacak Abhazca kurslar hepsine hitap edebilir.

Adığece veya Abhazca kurslarda öğretimin Latin alfabesiyle mi Kiril alfabesiyle mi olması gerektiği tartışılıyor. Latin alfabesi hem dünyadaki yaygınlığı, hem Türkiye’de kullanılıyor olması, hem de Kiril alfabesine göre kolaylığı bakımından elbette daha avantajlıdır. Mevcut Kiril alfabelerindeki problemler –üçlü, hatta dörtlü harf kombinezonları, farklı okunuşların ayrı harfler kabul edilmesi, iki lehçedeki aynı sesin farklı harflerle yazılması v.b.- ayrı bir konu. Ancak 70 küsur yıldır bu diller Kafkasya’da yazı ve edebiyat dili olarak kullanılıyor ve her türlü materyaliyle azımsanmayacak bir birikim var. Kiril alfabesini öğrenmeden bütün bu birikime ulaşmak mümkün değil. Latin alfabesiyle Adığece ve Abhazca öğretmek her şeye sıfırdan başlamak olur ve ancak birbirimize mektup yazmaya yarar. Yine de, gerektiğinde kullanmak üzere standart bir Latin alfabesinin kabul edilmesi gerekir. Tamamen Latin’e geçiş, bu ancak Kafkasya’daki cumhuriyetlerde kabul edilirse mümkündür. Rusya Kiril alfabesini bırakıp Latin’e geçmediği sürece o da çok zor görünüyor.

KAYNAKLAR
- Chirikba, A. Viacheslav; “Common West Caucasian”, Leiden Ün., Hollanda, 1996.
- Adığebze Pselhalhe – Slovar Kabardino-Çerkesskogo Yazıka, Moskova, 1999.
- Genko A.N.; “Abazinski Yazık”, Moskova, 1955.
- Berzeg, E.Sefer; “Adige-Çerkes Alfabesinin Tarihçesi”, Ankara,1969.
- “Kafkas Dilleri”, Sürgünde Kafkasya – Kültür Eğitim Dizisi 2, Kafkas Kültür Derneği, İstanbul, 1990.

Murat Papşu

Dil kaybı tehlikesi çeşitli şekillerde karşımıza çıkar. Genellikle, belli bir dil, bu dili konuşan sadece birkaç kişi kaldığı zaman yok olma tehlikesi altındadır. Örneğin, günümüzde Avrupa ve Asya’da 90 kadar dil, bu dilleri konuşan sadece birkaç yaşlı insan kaldığı için yok olmak üzeredir. Başka bir durum ise, bir dilin halen birçok konuşmacısı olmasına rağmen bu konuşmacıların kendi ana dillerini konuşmayı ve kendilerinden sonra gelen nesillere aktarmaya bırakmaları ve başka bir dilde konuşmayı tercih etmeleridir.

Batı-Kafkas dillerine dil kaybı anlamında nasıl yaklaşılmalıdır. Hepimiz Ubıh dilinin trajik sonunu biliyoruz. Ubıhça dilini son konuşucusu Tevfik Esenç 88 yaşında 7 Ekim 1992 senesinde Türkiye’nin batısındaki Hacı Osman Köyü’nde hayatını kaybetmiştir. Tesadüfi olarak, Tevfik Esenç ile tanışıp 1 gün süresince birlikte çalışma şansına sahip olmuştum.

Kafkasya’da Ubıh’ın kardeş dilleri olan Kabardeyce ve Doğu Çerkescenin gelecekte var olma olasılığı anlamında daha “şanslı” olduklarını söyleyebiliriz. Kabardeyce, Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde de 2002 nüfus sayımına göre nüfusun %55.32 si ni oluşturan 498.702 ve ayrıca Karaçay - Çerkesk Cumhuriyetinde nüfusun %11.28’ini oluşturan 49.591 kişi tarafından konuşulmaktadır. Adıgelerin küçük bir azınlığı oluşturduğu Adıge Cumhuriyeti’nde konuşulan Adıgece (nüfusun % 24.1'ini oluşturan 108.115 kişi) bu anlamda daha az güvenli bir gelecek arz etmekte ve Rus dilinin büyük (nüfusun %64.48’i) baskısı altında kalmaktadır. Karaçay-Çerkesk’te 32.346 kişi tarafından konuşulan (cumhuriyet nüfusunun %7.6’sı ) Abazacanın durumu da hem Kabardeyce hem de Rusçanın etkileri sebebiyle güven telkin edici değildir (cumhuriyetin %33.65’iRus’tur)

Abhaz dillerinin durumu daha da dramatik bir durum arz etmektedir. Abhazca ülkenin resmi dili olmakla beraber Abhaz kreşleri, okulları, üniversite kursları, Abhaz TV si, radyosu ve basın yayın organı olduğu için bu durum çelişkili gözükmektedir. Ancak, Abhazcanın asıl sorunu bu dili konuşanların şehirlerdeki sayılarını yetersizliği ve Rusçanın ülke genelinde lingua-franca (ortak dil) olarak benimsenmiş olmasıdır. Rusça Abhazca üzerinde büyük bir baskı teşkil etmekte, sokakları, şehirleri, pazarları domine etmekte ve bürokrasinin, hükümetlerin, parlamentonun, okulların, basının ve iş dünyasının dili olarak kabul görmektedir. Son yıllarda, Abhazcanın prestijinin ve ebeveynlerde çocuklarına ana dili öğretme konusundaki bilincin dikkat çekici bir şekilde yükselmesine rağmen, Rusça kentsel bölgelerde halen son derece etkilidir ve bu da anadile yönelik olumlu eğilimleri etkisiz hale getirmekte, Abhaz genç nesillerinin dil yetisi kazanmasının olumsuz yönde etkilemektedir. Çoğu Abhaz kentli aile Abhazca konuşma yetisine sahip olmakla beraber Rusça konuşmayı tercih etmektedirler.

Birçok Abhaz ailesinin çocuklarını Abhaz okullarına gönderdikleri ve bu okullarda birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar eğitim dilinin Abhazca olduğu doğrudur. Rusça konuşan Abhaz kentli ailelerinin çocukları ana dillerini, seçimsiz olarak, okulda öğrenmektedirler ve bu yöntemin sonuçları oldukça başarılıdır. Ancak öğretim dilinin Abhazcadan Rusçaya dönüştüğü dördüncü sınıfta bu durum tamamen değişmektedir. Abhazya’da eğitim süresince Abhazca eğitim veren hiç bir okul bulunmamaktadır. Dördüncü sınıftan itibaren öğrenciler kendi ana dillerini eğitim süreçlerinde kullanmayı bırakmakta bunun yerine ana dil ve edebiyat haftada bir ya da iki derse indirgenmekte ve Rusçaya bir dönüş yaşanmaktadır.

Bir diğer olumsuz etken kırsal kesimlerdeki istenmeyen ekonomik durumdan ötürü birçok Abhaz’ın köylerini terk edip şehirlere taşınmak zorunda olması ve Rusça konuşmaya zorlanmalarıdır. Köylerden gelen ve kendilerini Rusçanın konuşulduğu şehirlerde yetersiz hisseden Abhazlar çocuklarına iyi Rusça öğretmeye çalışmakta ve örneğin Rus okullarına göndermektedirler. Bu durum Abhazcanın durumunu ve işlevsel kullanımını olumsuz olarak etkilemektedir. Abhaz köylerinde Abhazcanın halen tek dil olarak kullanılmasına rağmen, ailelerin çalıştığı yerlerde Rus eğitim sistemi ve her an el altında olan televizyon Rusçanın kırsal bölgelere de girmesini sağlamaktadır.

Bu alarm veren durum, Abhaz toplumu için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu noktada özellikle belirtmek isterim ki, Abhazya’daki diğer etnik grupları –Ruslar, Ermenİler, Gürcüler ve diğerleri- Abhazca konuşmaya zorlamanın herhangi bir yolu yoktur. Ancak en büyük sorun kentli Abhazlar'ı kendi dillerini konuşmaya ve aynı zamanda çocuklarına öğretmeye motive etmektir. Sanırım tarif edilen durum Abhazcanın kardeş dillerine oranla daha büyük bir tehlike altında olduğunu işaret etmektedir. Kesin olan şudur ki, negatif akımları bertaraf edip eğitim ve bürokrasiyi de içen bir çerçevede Abhazca tam işlevsel bir hale dönüştürülüp, geleceği yeni nesillere emanet edilmek üzere güvence altına alınmalıdır.

1 Temmuz 2006 tarihinde Ankara’da, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun organizasyonuyla gerçekleştirilen “Yok Olma Tehlikesi Altındaki Diller ve Adıge-Abhaz dillerinin Konumu” konulu uluslararası konferans

Konuşmacı: Dr. VIACHESLAV CHIRIKBA Leiden Üniversitesi Hollanda

Абэ – Abe :Müslüman din adamlarının üzerlerine örttükleri pelerin biçiminde örtü.

Агъэн – Ağen : Bir tür Adige atı.

Алаушын – Alawuşın : Sevimsiz,antipatik insan.

АркъанкIэш – Arqank’eş :Yabani at avcılığı için eğitilmiş at. (arqan : kement)

Аршав – Arşav : Beyazımsı ve gümüşi bir tür metal çeşidi.

Арщын – Arşın : 71 santimetre uzunluğunda ölçü birimi.

Арыщ –Arışş : Dağlarda ve yamaçlarda gezmek için özel olarak yapılmış devrilmeyen bir tür çoban arabası.(bu arabanın tekerleri devrilmemesi için alçak ve geniş olurmuş)

Ачэтыр – Açetır : Bir tür Adige atı.

Ашэмыкъу – Aşemıqu : Dağda veya yolculukta yemek yaparken kazanın takılması için kurulan üçlü çatı.

Базыкъ – Bazıq : Şişman iri yapılı insan.

Батхъэ – Bathke : Yırtılmış,parçalanmış harap.

Бэгъудан – Beğudan : Sarı bir sığır türü 

Бэжэкъ – Bejeq : birbirini keser şekilde çapraz olarak dizilmiş. 

Бэкъулауш – Bequlawuş : İki insanın birlikte tutarak bir şey taşıması.

Бэрэздж – Berezc : Hristiyanların dinleri gereği et yemedikleri gün.

Hazırlayan : K’eref X’asanbiy

Çev: Ergün YILDIZ

Anadil

Aralık 28, 2018

Eski kolileri karistirirken bir dergi buldum.Merakla sayfalarini karistirmaya basladim ve cok hosuma giden bir yaziyla karsilastim.Sizlerle yorumsuz olarak paylasmak istiyorum..

Anadil..Acı çekmeyen , mutluluğun değerini bilmez.Susuzluk çeken bilir , suyun tadini.Anadil de böyledir.Doğuştan getirdiği,kanında taşıdığı diline hasret çekmeyen,onun tadını anlayamaz.Neden derseniz , hergün konuştuğu için alışıyor ve umursamaz oluyor.Başka bir deyişle farkında olmuyor tadinin.Bu şekilde dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmak büyük bir nimet.Ancak bu nimetten mahrum olan,elinden zorla alınan,onu yitiren niceleri var..

Anadilini beğenmeyen onu önemsemeyenlerin ders alacağını umarım.şimdi anlatacağım olaydan.Olayı bize anlatan Türkiyede yaşayan Thazepl Fevzi'dir.Fevzi iki ay önce ata yurduna misafir olarak geldi,akrabalarını bulup,tanıştılar.

Bu Fevzi'nin bizzat yaşadığı,şahit olduğu bir olaydır.

Üçüncü sınıfı bitirip tatile girdiğimizde,babam boş oturmaktansa bir iş bulup çalışsan iyi olurdu deyince ben de pazarlamacilik yapan Türk dostumuzun yanında işe başladım.Köyleri dolaşıp satış yapıyorduk.Mal bitince,dönüp yüklüyor ve tekrar yola çıkıyorduk.

Bu şekilde köyleri gezerken , hiç unutmam yedinci ayın 15. günüydü,hava müthiş sıcaktı,yolda giderken,ağaçları bol,yeşillikler içinde küçük,temiz bir köy gördük.Köyün kenarında durduk ve biraz dinlenmek için gölgeliğe oturduk.Yanımda iki Türk vardı,onlar arabayı bir kenara çektiler, beni de yiyecek,içecek ve sigara almak için köye gönderdiler.Yolda yürürken , iki-üç çocukla karşılaştım,bakkalın yerini sordum,''İşte şu ev'' diye göstermeleri üzerine o tarafa yöneldim.

Bakkala girdim.Türk köylerinde adet olduğu üzere bakkalcinin erkek olduğunu sanıyordum ama bakkala bakan , yaşı seksen civarinda yaşlı bir kadındı.

-Buyur,nasıl düştü yolunuz buraya? diye sordu yaşlı kadın.

Ne istediğimi söyledim , sözüm henüz bitmişti ki,üç çocuk içeri daldılar ve masanın üzerindeki radyonun sesini iyice açtılar.Yaşlı kadın ''Canı çıkmayasicalar,nasıl yürünür,nasıl davranılır hala öğretemedim size'' diye bağırdı çocuklara Çerkesçe.Türk çocukları onu anlamasalarda..

Yaşlı nine Çerkesçe konuşunca irkildim.''Bu geldiğimiz yer bir Çerkes köyümü yoksa'' diye ve ardından sordum :

-Nine sen de Çerkes misin?

Bunu duyunca , nine benden daha fazla irkildi , dondu kaldı,bütün vücudu titriyor,dudakları kıpırdıyor,birşeyler söylemek istiyor ancak konuşamıyor.Bazen bana doğru gelecekmiş gibi yekiniyor,fakat hareket edemiyor,tireyip duruyor.

Öyle olunca,uygunsuz birşey mi söyledim diye kuşkulandım bir an.

-A evladim bir daha konuş Çerkesçe de , şu gördüğüm rüyamı gerçek mi anlayayım dedi.Ninenin durumunu görünce :

-Nine , nedir seni bu kadar şaşırtan şey,ben de Çerkesim diye nineye yaklaşınca , ağlayarak bana doğru atıldı,bağrına bastı sanki yıllarca görmediği yolunu beklediği evladiyla karşılaşmışcasına bağrına basıyor,okşuıyor,öpüyor,ağlıyor..

Nine ağlıyorken söylediği sözleri hiç unutamıyorum.Bugün allah gösterdi bana.Ben diyor,hiçbir sabah yataktan kalkmadığım gibi,kadın erkek kim olursa olsun bir Çerkesle karşılaşmadan,onu görmeden canımı alma Allahım diye dua etmeden.Şimdi Allah canımı alsa da razıyım.Çünkü bugün anadilimi konuşan bir delikanlıyı gösterdi Allah bana.

Ağlaması biraz dinince sordum : ''Nine,Çerkesçeye bu kadar özlem duyman nasıl oldu?Soruma nine şöyle cevap verdi:

-A benim güzel evladim,ben doğduğumda annem vefat etmiş,iki yaşına girdiğimde de babamı kaybedip öksüz kalınca,dayılarım büyüttü beni.16 yaşındaydım,köyümüze at satın almak için bir grup Türk gelmişti.Atları aldılar ve yola çıkacaklardı,benden su istediler,suyu götürdüm suyu uzattığım adam beni kaptığı gibi atının üstüne atıp kaçırdılar ve arkadaşlarından birine gelin getirdiler.Bu köye gelişim böyle oldu.Burası Türk köyü,burada bir tek Çerkes yaşamadı,Çerkesçeye konuşan hiç kimse gelmedi buraya.İşte böyle,yaşım sekseni bulduğu halde,beni kaçırdıkları günden bu yana hiç Çerkesçe duymadım.Bugün senin bana getirdiğim mutluluğun tarifi imkansiz.

Sözlerini bitirince tekrar ağlamaya başladı.Nine ağlıyor , bende ağlıyorum.İçim parçalandı , birşeyler söylemek istiyorum , boğazım düğümlendi , konuşamıyorum..

Bu arada nine gelinlerine haber gönderdi : ''Kıymetli misafirim var,sofrayı kurun.Siz benimle alay ediyordunuz,anadilimin örfümün olmadığını sanıyordunuz.Benim de var lisanım,örfüm,milletim.Size gösteremediğim lisanı konuşan misafirim var bugün,dinleyin dinleyebildiğiniz kadar,sizin dilinizden üstün değilse,aşağı değildir.''

Bunları söylerken sofrayı nasıl kuracaklarına dair öğütler veriyordu gelinlerine.Gelinleri de hamarat olmalıydılar ki,gecikmeden güzel bir sofra hazırlayıp ağırladılar beni.

Bu kadar zaman,hiç bir soydaşını görmediği,konuşmadığı halde anadilini nasıl konuşabildiğini merak edip sordum.Şu cevabı verdi :

- Dilimi unutmamak için,Allah'ın her günü,aynanın karşısına geçip kendi kendime konuşuyordum.Bir Çerkesle karşılaştırsın , birgün Çerkesçe konuşayım diye hep Allah'a yalvariyordum , odamdaki eşyalarla konuşuyordum..

Ayrılırken de , öpüp okşayarak , bağrına basarak , bana doyamadan uğurladı.

Ömrüm boyunca bu nineyi unutmayacağım.

Yazan Wezey AFLİK , Jenğuaze No: 4,Eylül 1990. Çeviren Erdal ÖZDEN
M.Berslan

АДЫГЭБЗЭР ЗРАТХ ЗРАДЖ ХЬЭРФХЭР

1 - МАКЪ  ЗЕШЭХЭР     SESLİ  HARFLER

А а -- a   Е е -- e  И и -- i  Уу -- u   Ы ы -- ı  О о -- o   Э э --( a-e)

Bu sesli harflerden  а - е - и - у  sözcük veya hece başında veya tek başlarına okunurken  а -- ğa    е -- ye   и -- yı    у -- wı şeklinde okunurlar.

 

2 - МАКЪ   ДЭКlУАШЭХЭР     SESSİZ HARFLER

Sessiz harfler okunurken söylenirken bu dilde anlamsız bir ses olan - ы - sesi getirilerek okunurlar. Yani  bı  cı  çı  dı  gibi.

Гуэгъу  зиlэ  хьэрфхэр.   Aynı çıkışı olan harfler

Макъ  жьгъыжьгъхэр -- Макъ  дэгухэр  -- Макъ  пlытlахэp

Gür sessizler ----- Basık sessizler ------ Ezik sessizler

Б  б  -- bı ----------- П  п -- pı  ---------- Пl  пl -- p'ı

Д  д  -- dı ---------- Т  т -- tı ------------ Тl  тl  -- t'ı

Г  г  -- gı ----------- К  к – kı ------------- Кl  кl -- k'ı

Л  л -- lı ------------- Лъ  лъ --l'hı -------- Лl  лl -- l'ı

Жь  жь -- j'ı ------ Щ  щ -- ş'ı  --------- Щl  щl -- ş'ı

В  в --vı ------------- Ф  ф  -- fı  --------- Фl  фl -- f'ı

Гу  гу -- guı ------- Ку  ку -- kuı ------- Кlу  кlу -- k'uı

Дз  дз -- dzı ------- Ц  ц  -- tsı ---------- Цl  цl -- ts'ı

Дж  дж -- cı ---- Ч  ч  -- çı ----------- Чl  чl  -- ç!ı

З   з -- zı ----------- С  с -- sı ------------- Сl  сl -- s'ı

Х  х  -- 'hı ----------- Ху  ху -- 'huı

Хъ хъ -- k'hı --------- Хъу  хъу --k'huı

Ж  ж  -- jı  ------- Ш  ш – şı

Гъ  гъ -- ğı --------- Гъу  гъу –ğuı

Къ  къ --qı --------- Къу  къу –quı

Кхъ  кхъ --k'ı ------ Кхъу  кхъу --k'uı

 

Гуэгъу  зимыlэ   хьэрфхэр  Tek çıkışlı harfler

М  м -- mı -- ,  Н  н -- nı -- ,  Р  р -- rı --- ,  Хь   хь -- khı

Макъ зешэрэ макъ дэкlуашэрэ къэзгъэлъагъуэ хьэрфхэр.

Sesli ve sessiz harf birlikte gösteren harfler.

Я  я -- иа -- seslerinin bileşimi ya diye okunur.

Ю  ю -- иу --sesi bileşimi yu diye okunur.

 

Макъ къэзымгъэлъагъуэ хьэрфхэр. Ses göstermeyen harfler.

-- Başına geldiği sesli harfleri kesik kısa okutur, sonuna geldiği sessiz

harfi ezik okutur. Ezdiği sessizler yukarıda gösterilmiştir. Kesik  kısa

okuttuğu harfler de

 

 -- Kısa (a,e)    --  kısa     -- kesik a    -- kesik ı    -- kısa e

ь -- зыгъэщабэ – Yumuşatan.

ъ -- зыгъэбыдэ – Sertleştiren. Bu üç işaret harfler arasında dolaşır fakat

tek başlarına bir ses ifade etmezler.

Bu dilde olmayan Arapçadaki terimlerde kullanılan ayn harfi de

Гl   гl -- işareti ile gösterilir.

 

Bir Kısım Temel Yaklaşımlar

Harfler, okuma yazma, dil öğretimi birlikte yürütülmek durumunda olduğundan verilen harflerle ilgili sözcük örnekleri sunulmaya çalışılacaktır.

Dilin ses dili olması nedeniyle seslerin doğru telaffuzları çok önemlidir. Seslerdeki telaffuz farklılıkları sözcüğün cümlenin anlamını tamamen değiştirir.

Bu nedenle telaffuzlara dikkat edilmesi gerekir. Biz her ne kadar Latin karşılıklar yazdıysak da sesler öğreticilerden alınmalıdır. Sözcük veya cümle ezberleme yerine seslerin sözcükteki işlevlerinden hareket edilirse daha başarılı olunacağıkanaatindeyim. Bir sesin türevi olan binlerce sözcüğü ezberlemek yerine seslerinişleyişine dikkat edilirse daha kolay ve konuşabilmek mümkün hale gelir.

Bu dilde fiiller iki yapılıdır . Birincil olarak Eylemi gerçekleştirmek için yapılan hareketin bir adı vardır. Fiilin ismi olduğundan bu fiil de aynı isim sıfat zamir gibi çekimlenir. Bu fiilin isminin ve gerçekleşen eylemin çekimlenmeleri de farklı bir yapı arz eder. Fiilin ismi ve sonuç eylemi aynı yazılım olabileceği gibi farklı yazılımla ifade ediliyor da olabileceği gibi bazı fiil isimlerinin sonuç eylemide sadece davranışa yansıdığı için eylemin göstergesi dilde ifade bulmayabilir.

Örneğin bayılmak bir eylemin adıdır fakat eylem sonucu sadece davranışa yansıdığı için eylem sonuç çekimlenmesi oluşmaz. Oturma eylemi ve oturuyor olmak ayrı yapılarla işletilir. Yeme eylemi ve yiyor olmak ayrı yapılar gerektirir.

Kısaca fiilin adı ve eylemi arasındaki fark görülmelidir.  Bir eylem gerçekleştirmede fiilin isminin çekimlenmesinde şahısların  р  halinde olmaları nedeniyle  сэ, уэ, ар, дэ, фэ, ахэр  şeklinde oluştuğunu, bir eylemin çekimlenmesinde  bir şey yapmak olunca konu bahsimiz o yani  ар  olacağından şahıslar da   сэ, уэ, абы, дэ, фэ, абыхэм şeklinde ve şahıslar м haline girdiği açıktır.

Bu önemli farklılığı umarım herkes biraz gayretle anlayacaktır.

 

Okuma Yazmaya İlk Adım

Dilin ses dili olması nedeniyle seslerin telaffuzlarının doğru yapılması, seslerin doğru çıkarılması önemlidir. Sesler doğru telaffuz edilmeden dilin konuşulması, dilin öğrenilmesi mümkün değildir. Bu nedenle sesler üzerinde sıkı bir çalışma yürütülmesi zorunludur. Seslerin nasıl çıkarılacağı da bilgi olarak verilebilinenler olabileceği gibi birçoğu bilgi olarak verilemez. Bu nedenle sesler bilen bir öğretici yardımı ile çalışılabilir. Biz sadece seslerin eğitimi için nasıl bir düzenekte çalışılabilineceği üzerinde sesleri yazacağız. Bu alıştırmalar sesleri çıkarabildiğiniz ölçüde öğrenmeye yaklaştığınızı gösterir. Sesleri çıkarmaya başlayan genel bazı kabulleri öğrendiğinde dildeki gelişiminde önemli bir adım atmış olur. Aynı çıkışlı harflerin öğrenimi önemlidir. Bu harfler gerektiğinde bir birlerinin yerine de geçebilmektedirler, yani bir birlerinin ekürisi de diyebiliriz. Ayrıca diyalektler arasındaki farklı seslenimlerin bir çoğu da bu aynı çıkışlı sesler ile ses bileşenlerinden kaynaklanır. Bazı seslerin bileşeni olarak diğer bir ses ifadede yer bulur. Bu bilgileri birleştirecek olur isek seslerin çıkış yerlerini ve çıkarılış biçimlerini iyi öğrenmemiz gerekir. Sesler üzerine yapacağımız güzel bir çalışma ses anlam ilgileri oluşturmamıza yardımcı olur. Dilin kaynağı seslerdir ve onların genel kabullerden hareketle kafamızda oluşturacağı kavramlar silsilesinin uyarılması ile de konuşmamız mümkün olacaktır. Duygu ve düşüncelerimizin açık ve net ifadesi için dikkatli ve düşünerek konuşmak bir zorunluluktur. Eğer ses anlam ilgileri oluşturmadan yapılan konuşmanın diğer dillerde konuşma ile bir farkı olmayacağından dil bizi yönelten yönlendiren öğreten olmaz. Düşünmeyen standart kavramlar oluşmamış bir toplum ancak güç sahiplerince yönlendirilir ve birilerinin peşi sıra olma ihtiyacı doğurur. Hep birilerinden bir şeyler beklenir ve kişinin hayata katkısı yok olur. Bu dili konuşan her kim olursa olsun hayata bir bakışı ve düşünceleri vardır, bir şekilde onu siz yönetemezsiniz, ancak onun onayı ile yönetim oluşur. Herkesin eşit şartlarda onay ve katılımı ile hayatın gerekleri düzene girer. Xabze oluşumu işte bu hayatın gerekleri ile ortak onaydan geçerek oluşmuştur.

Şimdi Türkçe Seslenimlerden Hareketle İlk Adımı Atalım

Benzer Sesli Harfler

А а – a, – У у – u, -- Е е – e,-- И и – i, -- Ы ы – ı, -- О о -- o

Bu sesli harflerin Türkçe seslenim karşılıkları verilmiştir. Türkçe seslenimlerde sesler kısa ve kesiktir. Seslerin uzun olması için üzerine uzatma işaretleri konulur. Türkçede uzatma seslerine ihtiyaç yoktur. Uzun seslenim veren uzatma harfleri gerektiren seslilerin bulunduğu sözcükler yabancı dillerden bu dile girmiş olan sözcüklerdir ve bunların yazımında uzatma işaretli harfler kullanılır. Adige dilindeki bu kısa ve kesik seslilerin Türk dilindeki ses karşılıklarını elde etmek için seslilerin başına sessiz bir harfin gelmesi gerekir. Şimdi Türk dilinde bulunan sessiz harfler ile aynı seslenimi veren sesli harfler üzerinden çalışmamıza başlayalım. Türk dilindeki alfabetik sıraya göre çalışmamızı yürütelim.

Б б – bı

Баба -- Baba

Бардак -- Bardak

Басри – Basri

Бавул – Bavul

Бекир -- Bekir

Бебек – Bebek

Барака – Baraka

Барикат – Barikat

Бадана – Badana

Башары – Başarı

Бурса -- Bursa

 

Дж дж – cı

Джемал – Cemal

Джемил – Cemil

Джемиле – Cemile

Джевдан – Cevdan

Джавидан – Cavidan

 

Ч ч – çı

Чалы -- Çalı

Чадыр -- Çadır

Чешме – Çeşme

Чок -- Çok

Чорак – Çorak

Ченги -- Çengi

Черкес -- Çerkes

Чардак – Çardak

Чил – Çil

Чаба – Çaba

 

Д д – dı

Деде -- Dede

Деврим -- Devrim

Дениз -- Deniz

Дурсун -- Dursun

Дуран -- Duran

Дерман -- Derman

Девран -- Devran

Дагъ -- Dağ

Дагълы -- Dağlı

Дагъджы -- Dağcı

Депо -- Depo

Дели -- Deli

Дерели -- Dereli

Девели -- Develi

Деведжи -- Deveci

 

Ф ф – fı

Фатма – Fatma

Фериде -- Feride

Ферда – Ferda

Февзи -- Fevzi

Феза – Feza

Ферит – Ferit

Фатыма – Fatıma

Филолог – Filolog

Фатош – Fatoş

 

Г г – gı

Геми -- Gemi

Гези -- Gezi

Гечит -- Geçit

Генерал -- General

Дерги – Dergi

 

Гъ гъ – ğı

Дагълы – Dağlı

Дагъджы -- Dağcı

Багъ – Bağ

Багълы – Bağlı

Сагълык – Sağlık

Сагълыклы – Sağlıklı

Сагъды -- Sağdı

Сагъдылар -- Sağdılar

Багъладылар – Bağladılar

 

Ж ж – jı

Жале – Jale

Жапон – Japon

Жанет – Janet

Жандарма – Jandarma

Нежла – Nejla

 

К к – kı

Кемал -- Kemal

Камил -- Kamil

Камиле -- Kamile

Казым -- Kazım

Кеди -- Kedi

Кечи -- Keçi

Керим -- Kerim

Кезбан -- Kezban

Кыр -- Kır

Кырылды -- Kırıldı

Куруду -- Kurudu

Куш -- Kuş

Кушак -- Kuşak

 

Л л – lı

Леман -- Leman

Латиф -- Latif

Лимон -- Limon

Лимоната -- Limonata

Лаванта -- Lavanta

Локма -- Lokma

Локман -- Lokman

Локум -- Lokum

Локанта – Lokanta

 

М м – mı

Мысыр -- Mısır

Метин -- Metin

Мерал -- Meral

Мерве – Merve

Мендерес – Menderes

Мердан -- Merdan

Мерджан -- Mercan

Мурадин -- Muradin

Мурат -- Murat

Муртаза -- Murtaza

 

Н н – nı

Нериман – Neriman

Нермин – Nermin

Нуртен – Nurten

Нурсима – Nursima

Недим -- Nedim

Нури – Nuri

Нурджан – Nurcan

Нергис – Nergis

Несрин – Nesrin

Нетидже – Netice

 

П п – pı

Пынар -- Pınar

Серап -- Serap

Парча -- Parça

Пара -- Para

Пасак -- Pasak

Пырланта -- Pırlanta

 

Р р – rı

Расим -- Rasim

Ремзи -- Remzi

Решат – Reşat

Решит -- Reşit

Рамазан -- Ramazan

 

С с – sı

Сема -- Sema

Севим -- Sevim

Селма -- Selma

Селим -- Selim

Сермин -- Sermin

Севда -- Sevda

Севдан -- Sevdan

Севги -- Sevgi

Севгили -- Sevgili

Султан -- Sultan

Севиде -- Sevide

 

Ш ш – şı

Шамил -- Şamil

Шадуман -- Şaduman

Шакир -- Şakir

Шака -- Şaka

Шадырван -- Şadırvan

Шекер -- Şeker

 

Т т – tı

Тамер -- Tamer

Тургут -- Turgut

Терзи -- Terzi

Темел -- Temel

Таквим -- Takvim

Торту -- Tortu

Томбул -- Tombul

Тосун -- Tosun

Токат -- Tokat

 

В в – vı

Вагон -- Vagon

Вали -- Vali

Вели -- Veli

Дувар -- Duvar

Варлык – Varlık

 

З з – zı

Зеки -- Zeki

Везир -- Vezir

Зенджефил -- Zencefil

Зердали – Zerdali

 

Я я – ya

Язылы -- yazılı

Ямалы -- yamalı

Даялы -- dayalı

 

Ю ю – yu

Юкары -- yukarı

Куш ювасы – kuş yuvası

Yukarıda verilen sözcüklerde Türk dilinin sesleri ile örtüşen sözcükler verilmeye çalışılmıştır. Bir sesli harfin kısa ve kesik okunması için bir sessiz harften sonra gelmesi gerekir. Eğer hece başında da kısa ve kesik okunması gerekiyor ise o zaman kısa ve kesik okutma işareti başına konulmalıdır. Yani bir sessizden sonra geliyor gibi olma haline sokulmalıdır.

 

lелиф -- Elif

lенгин -- Engin

lертан -- Ertan

lерман -- Erman

lерсин -- Ersin

lерджан -- Ercan

lемине – Emine

lариф -- Arif

lиззэт -- İzzet

lидрис -- İdris

lилкер -- İlker

lалфабе -- Alfabe

lайтур -- Aytur

айlла -- Ayla

lурфа -- Urfa

lайше -- Ayşe

lайтен – Ayten

lосман – Osman

 

Buradaki anlatımlar ve örneklemeler Türkçe seslenimlerle örtüşenlerdir.

Bu anlatımlardan sonra bu seslilerin kendi başlarına okunma haline bakabiliriz.

 

А а – Kendi başına okunurken kesilmeden a gibi fakat diyaframdan ses getiriliyor gibi kısılıp kesilmeden seslendirilir.

Е е – иэ – ses bileşeni şeklinde ye diye seslendirilir.

И и – yı şeklinde seslendirilir.

У у – wı şeklinde seslendirilir.

Ы ы – Tek başına seslenimi genelde olmaz. I seslenimidir.

О о – Tek başına seslenimi olmaz. O diye seslendirilir.

Э э – Bu ses a ile e arası bir sestir. A sesine daha yakın okunmalıdır.Kısa ve kesik a için bu sesin kullanımı gerekir. Belirgin ve uzun olma zorunluluğu doğmadıkça bu a nın kullanılması gerekir.

 

Санырым бу кыса билгилерден сонра дигъер lачыкламалара гечебилириз.

Sanırım bu kısa bilgilerden sonra diğer açıklamalara geçebiliriz.

 

У – уэ – уа – уе – уи – уо – уий – уей

Ауэ – еуэ – иуэ – иоуэ – иуа – иауа – еуа

Уоуэ – уиуэ – уиуа – уауа – уеуа – ууа

И – иэ – ие – ией – иа – иай – ио – иу

Аууей – еууей – уий – уэуий

 

Tek başlarına i (и) ve u (у) harfleri sonlarına ı harfi almazlar fakat varmış gibi okunurlar.

Verilmiş olan harfler tablosunun verilmiş olduğu şekli ile öğrenilmesi seslerin farkına varmamızda bize fayda sağlayacağını bilmeli ve ona göre çalışmamızı yürütmeliyiz.Aynı çıkışlı harflerin bir çok yerde bir birlerinin yerlerine geçtiğini ve diyalektler arasında bazı farklılıklar da oluşturduğunu bilerek bir birlerinin yerine geçebilecek sesleri de tahmin etmeye çalışın.

 

Бы – пы -- пlы – бэ – пэ – пlэ – бу – пу – пlу

Ба – па – пlа – би – пи – пlи – бо – по – пlо

Бий – пий – пlий – бей – пей – пlей

 

Абэ – апэ – апlэ – убэ – упэ – упlэ

Ибэ – ипэ – ипlэ – иби – ипи – ипlи

Ибэй – ипэй – ипlэй – абы – апы – апlы

 

Ды – ты – тlы – дэ – тэ – тlэ

Да – та – тlа – ду – ту – тlу

Ди – ти – тlи – до – то – тlо

Де – те – тlе – дей – тей – тlей

Удэ – утэ – утlэ – идэ – итэ – итlэ

 

Гы -- кы -- кlы – кэ – кlэ – ка – кlа

Дэкlэ – дакlэ – дакlа – пыкl – пыкlэ

Пыкlа – пакlэ – пакlа – поуlэ – пыкlэу

 

Лы – лъы – лlы – лэ – лъэ – лlэ

Ла – лъа – лlа – ло – лъо – лlо

Лалэ – лъалъэ – лlалlэ – Лейла

 

Жьы – щы – щlы – жьэ – щэ – щlэ

Жьа – ща – щlа – жьу – щу – щlу

Иажьэ—иащэ – иащlэ – мажьэ -- мащэ – мащlэ

 

Вы – фы – фlы – вэ – фэ – фlэ

Ва – фа – фlа – ву – фу – фlу

Вауэ – фауэ – фlауэ – выр – фыр – фlыр

 

Гу – ку – кlу – гуэ – куэ – кlуэ

Гуа – куа – кlуа – щlагуэ — щlакуэ – щlакlуэ

Дэгуа – дэкуа – дэкlуа – пагуэ – пакуэ – пакlуэ

 

Джы – чы – чlы – джэ – чэ – чlэ

Джа – ча – чlа – джыу – чыу – чlыу

 

Дзы – цы – цlы – дзэ – цэ – цlэ

Дза – ца – цlа – дзу – цу – цlу

Дзыу – цыу – цlыу – мадзэ – мацэ – мацlэ

 

Зы – сы – зэ – сэ – зыу – сыу—зо – со

 

Хы – ху – хэ – хуэ – ха – хуа – хэх – хэху

Хэха – хэхуа – хэхуэ – хахуэ – хуахуэ

Ех – их – иху – ихуэ -- ихуа – иахуа

 

Хъы – хъу – хъэ – хъуэ – хъа – хъуа

Дзахъэ – дзахъуэ – лъахъэ – лъахъуэ

Хъыуэ – хъууэ – хъык!э – хъук!э

 

Жы – шы – жэ – шэ – жа – ша – жу – шу

Ажэ – ашэ – бажэ – башэ – пыжэ – пышэ

 

Гъы – гъу – гъэ – гъуэ – гъа – гъуа

Вагъэ – вагъуэ – иагъэ – иагъуэ – дагъэ – дагъуэ

Щыгъэ – щыгъуэ – фlыгъэ – фlыгъуэ

 

Къы – къу – къэ – къуэ -- къа – къуа

Щакъэ – щакъуэ – дакъэ – дакъуэ

Дзакъэ – дзакъуэ – дыкъэ -- дыкъуэ

Кхъы – кхъу – кхъэ – кхъуэ – кхъафэ – кхъуафэ

 

Бу йукарыда верилен сес чалышмасы диккатли чалышылмалыдыр. Сеслер ийи кавраныр исе дил дахьа да колайлащыр.

 

Ю – иу

Я – иа

Ses bileşeni olarak tek ses işareti ile yazılır.

Ярамаз – Яхья – Деря – Юнус – Юсуф

Йарамаз – Иахьйа – Дерйа – Йунус -- Йусуф

 

Е – иэ – Ses bileşeni olarak tek başına yazılışında ya da anlamında düşünülmelidir ve fiil başına gelişinde her zaman bu ses bileşenidir, o anlamında işi yapan veya yaptıran şahıs eki konumundadır.

 

Лэжьыгъэр зыхэзылъхьар Щокъул Илхьэнщ

Page 1 of 4

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Abzeh Aile Armaları

Oca 26, 2019 Rate: 0.00

Post Gallery