Kafkaslardaki çerkes cumhuriyeti Adıgey, anadillerinin kaybolma tehlikesine dikkat çekerek ülke liderine mektup yazarak anadilde eğitim istedi. Adigey Özerk Cumhuriyeti sakinleri, anadillerinin çocuklara öğretilmesini talep ediyor.

100'den fazla Adige vatandaşı anaokullarında ve okullarda ana dilin doğru bir şekilde öğretilmesinde yardım etmesi için ülke liderine bir mektup gönderdi.

24 Temmuz 2018 tarihinde, Devlet Duması ulusal dillerde eğitim tasarısını onayladı ve öğrencilerin ebeveynlerinin eğitim dilindeki zorunluluğu kaldırdı.

Mektupta, "Anaokullarında ve okullarda çocuklarımızdan anadillerini ve 'Adige Khabze'yi ( Adige ahlakının kuralları ) çalışmalarında yardım etmenizi rica ediyoruz . 'Adyge Khabze' bir konu olarak zorunlu okul müfredatına dahil edilmemiştir. Bu konuyu gündeme getirmek iyi olur, çünkü 'Adyge Khabze' ruhu içinde eğitim ve güzel halk geleneklerine uymak kuşkusuz çocuklarımıza ve tüm topluma fayda sağlayacaktır ” denildi.

Yazarlar, çocukların kendi anadillerinde iletişim kurduğu yerlerde bile, Rusça'nın kendi dili haline geldiğini belirtti.

Cumhuriyetin liderine hitap eden mektup yazarları, "Sert tedbirler alamazsak, gelecekte anadilimiz tükenecek. Soyunun tükenme tehlikesi altındaki ana dilimizin korunmasına yardım etmenizi rica ediyoruz." dedi.

Adigey Cumhuriyeti
Rusya'ya bağlı özerk cumhuriyet Adıgey 1990 yılında bağımsızlığını ilan etti.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Adigey Cumhuriyeti

Aralık 29, 2018

Adigey Cumhuriyeti

Republic of Adygea

Республика Адыгея

Адыгэ Республик


Başkent: Maykop
Cumhurbaşkan: Aslan Tkhakushinov
Başbakan: Murat Kumpıl
Nüfus: 447.109 (2002)
Yüzölçümü: 7.600 km2
Nüfus yoğunluğu: 58.83 kişi/km2
Resmî dil(ler): Adigece, Rusca
Saat Dilimi: UTC+3
Milli Marş Dinle-İndir
Resmi Sitesi: www.adygheya.ru

 

1. Oktiyabrski İlçesi: Krasnodar'ın güneyinde ve Krasnodar Barajı'nın batısındadır. Nüfusu Rus, Bjeduğ ve Şapsığlardan oluşmuştur. İlçenin ortalarından geçen Krasnodar-Anapa yolunun bulunduğu şerit, Rus yerleşim alanıdır. Burada Rus Yablonovski ve Enem kasabaları vardır. Daha batısı Şapsığ yöresi olup Afıpsıp, Panehes, Pseytuk, Haştuk ve Natuhay köyleri bulunur. Rus yerleşim alanının doğusunda Oktiyabrski (Tehu¬tamıkhuay) ve Şınciy gibi Bjeduğ köyleri bulunur. Bjeduğ yerleşimleri, doğudaki Tewuçuej ilçesinde de yoğunlaşarak sürer. Oktiyabrski, aynı zamanda ilçe merkezidir.

2. Tewuçuej İlçesi: İlçe toprağı, Krasnodar Barajı'nın inşa edilmesiyle çok küçülmüştür. Baraj nedeniyle yerinden kaldırılan nüfus, yeni oluşturulan ve özel kent yönetimi olan Tevçejsk (Tewuçuejkale) kentine yerleşmiştir. Dünya Çerkes Birliği Başkanı Prof. Abu Şhalaho'nun verdiği bilgiye göre, Tevçejsk'in yaklaşık 12 bin nüfusunun 8 bini Adığe, 4 bini de Rus'tur. İlçede, Krasnodar Barajı'nın batı kıyısındaki Lhewstenhable kasabası yanında, Ponejıkhuay ve Tewuçuejhable de önemli köylerdendir. Baraj kurulmadan önce, Oktiyabrski ve Tewuçuej ilçesindeki Bjeduğ köyleri şunlardı: Penejukhuay, Gotlukhuay, Voçepşıy, Pçıhal'ıkhuay, Khunçıkhohabl, Khazanıkhuay, Askhelay, Lakhışıkhuay, Şınciy, Kozet, Tığuruğoy, şıhançerıyehabl ve Tlostenhabl idi. İlçe merkezi, Tewıçejsk kentidir.

3. Krasnogvardeysk İlçesi: Merkezi, Krasnodar Barajı'nın doğusundaki Krasnogvardeysk köyüdür. İlçede dört Adığe köyü bulunmaktadır: Ç'emguy lehçesinde konuşan Cambeçıy, Ademıy ve Hatikhuay köyleri ile, Kuban Khaberdey lehçesinde konuşan Wılap (Ulyap) köyü. İlçe merkezi ile öteki köyler, Rus yerleşimleridir. Dolayısıyla nüfus çoğunluğu Rus kökenlidir. Adığece konuşan, Ermeni kökenli Bjeduğhabl köyü de bu ilçededir.

4. Şogen (Şogenovski) İlçesi: Labe Irmağı'nın sol kıyısındaki iki ilçeden kuzeyde olanıdır. İlçe merkezi Şewcenhabl (Şogenhabl) (1958 öncesinde Hakurınehabl) köyü, Kafkasya'daki tek Abzah köyü olup ilkin 1855'te, ikinci kez ise 1862'de kuruldu. Köyde Abzah lehçesi konuşulur. Farz Irmağı kıyısındadır. Şogenhabl'ın bir mahallesi durumuna gelen Mamhığ köyünde ise, Ç'emguy lehçesi konuşulur. Bu köy dışında, Hatıjıkhuay, Pşızov, Khabehabl ve Cırakhey da birer Ç'emguy köyüdür. İlçenin batı bölümünün nüfusu Rus'tur. Adığey Cumhuriyeti'nin Krasnogvardeysk, Şogen ve Koşhabl ilçeleri, Adığe dilinin Ç'emguy lehçesiyle konuşurlar. Adığey Cumhuriyeti edebiyatının temelini atan üç kişiden ikisi Tsey İbrahim (1890-1936) ve Hatho Ahmed (1901-1937) Şogen ilçesinden; üçüncü yazar Ç'eraşeTembot (1902-1988) da Koşhabl ilçesindendir. Adığey Cumhuriyeti edebiyat dilinin Ç'emguy lehçesine dayanmasında, Ç'emguy dil yöresinden yetişen bu üç güçlü yazarın belirleyici etkisi olmuştur. (Bu üç yazardan ilk ikisi Abzah, Ç'eraşe Tembot ise Khaberdey kabilesindendir). Bu üç yazardan önce, Adığe yazı dili, Şapsığ lehçesine dayanıyordu. Şogen (Şevcen) ilçesinde "Şovgenovskiy Gos. Zakaznik" adlı büyük bir "Şogen Devlet Doğa Koruma ve Geliştirme Alanı" oluşturulmuştur.

5. Koşhable İlçesi: İlçe merkezi Koşhable köyü, bir Kuban Khaberdey köyü olup Labe Irmağı'nın batı kıyısındadır. Ünlü yazar Ç'eraşe Tembot bu köyde doğmuştur. Bu ilçeye bağlı olan köylerden Leşepsın (Bleçepsin) ve Fedz (Hedz) Kuban Khaberdey; Haç'emzıy ve Yecerıkhuay köyleri ise Ç'emguy köyüdür. Haç'emzıy 1862'de kuruldu. Düzce'deki Haç'emzıy (Köprübaşı Ömer Efendi) köyünün ise, reformlara karşı gelip göç edenlerce kurulduğu anlaşılmaktadır. Öbür K'emguy köyü Yecerıkhuay, 1866'da kuruldu. İlçenin batısı, Rus yerleşim alanıdır.

6. Giaginski (Cace) İlçesi: Merkezi Giaginskaya olan bu ilçede Adığe köyü yoktur. Novıy, Dondukovskaya ve Sergiyevskoye başlıca Rus köyleridir.

7. Maykop İlçesi: Adığey Cumhuriyeti'nin güney kesimindedir. İlçe merkezi Tulski kasabasıdır. Güneye doğru sıralanan yerleşimlerden Şuntuk, Kamennomostskiy, Hamışki ve Guzeripl (Ğdzerıplhl) birer Rus yerleşimi; Abadzehskaya, Dages¬tanskaya ve Dahovskaya ise, birer kazak köyüdür (stanitsa). Görüldüğü gibi, köy adları çoğunlukla Adığecedir, ancak ilçede henüz bir Adığe yerleşimi yoktur. Bütün bu köyler birer dağcılık, kampçılık ve su sporları merkezi durumundadır. Eşsiz güzellikte bir doğa, şifalı sular ve temiz havası ile buraları, Adığe ülkesinin gelecekteki zenginlik kaynaklarını oluşturmaktadır. Buralarda, daha aşağıda değinileceği gibi, kısa ve uzun mesafeli turistik turlar düzenlenmektedir.

Adige Cumhuriyeti (AC) (Rusça: Респу́блика Адыге́я; Adigece: Адыгэ Республик), Kuzey Kafkasya'da Rusya Federasyonu üyesi bir cumhuriyet. Kafkas Dağlarının kuzeyinde, Krasnodar Kray sınırları içinde yer alır. Cumhuriyetin yazıçeviri olarak adı Respublika Adigeya olup Adigeya olarak da bilinir. Adige Cumhuriyeti adını, günümüzde nüfusun daha azı durumunda olan (% 24.2) Adigelerden alır. Başkenti Maykop'tur (2006'da 156.800). Yüzölçümü 7.600 km² (Krasnodar Barajı ile birlikte 7.800 km²),nüfusu 447.109 (2002).Nüfus yoğunluğu km² başına 58.8'dir.

Adigeler (Çerkesler), tarih öncesi çağlardan beri Kuzeybatı Kafkasya'da yaşamış olduğu kabul edilen bir halktır. Adige ataları için, Grek belgelerinde Sind ve Meot gibi adlar kullanılmıştır. Bazı araştırmacılar da, Adigelerin Hattilerden türediğini kabul etmektedirler (bk. Prof.Ğış Nuh, "Adigece'nin temel sorunları-1", internet; ayrıca bk. Ali Çurey, "Hatti Hititlerin Kökeni ve Çerkesler", Çiviyazıları Yayınevi). Adige destanı Nartlarda "Cırt", "Çıt", "Çınt" biçiminde geçen yer ve topluluk adlarıyla anılan halkların Sind ve Meotlar olduğu sanılmaktadır. Ölü gömme kültüne (tapıncına) göre, Sind ve Meot varlığı M.Ö. 3. binyılına değin izlenebilmektedir. Meotların ('Mıvıt'/'Мыут1' ya da 'Мыут1э') Kimmerler ve İskitler ile ilişkileri bulunuyordu. M.Ö. 8.-7. yüzyıllarda Adige-Grek ilişkileri başladı (bk. Bestlenıye Asker, "Adigeler Greklere yardımcı oluyorlardı", internet). Grek belgelerinde Sind ve Meotların yazılarının bulunduğu yazılıdır;nitekim 1955'te, Adigey'de, arkeolojik kazılar sonucu Meot (Мыут1э; Adige) yazılı tabletleri bulunmuştur (bk. Adigey-Ekonomi bölümü). M.Ö. 5. yüzyılda kurulu olduğu bilinen, ama daha öncesi hakkında yeterli bilgi bulunmayan, 4. yüzyıl ikinci yarısına değin yaşayan ve merkezi Sindika limanı olan Sindika Devleti kralları kendi adlarına sikke (madeni para) kestiriyorlardı.M.Ö.479'da Bosporos Krallığı'nın eline geçen ve yıkılan Sindika limanı yerinde Gorgippia (Anapa yerinde) adlı bir Grek kenti kuruldu.Sindika Krallığı, M.Ö. 4. yüzyılda, dış, özellikle İskit saldırılarından korunma amacıyla, Bosporos kralı Levkon I döneminde (M.Ö. 349-348) komşu Bosporos Krallığı'na katıldı. M.Ö. 3. yüzyılda ucuz Mısır buğdayının rekabetine dayanamayıp çöküş süreci içine giren Karadeniz kıyısındaki Grek "Bosporos Krallığı"nın zayıflaması, M.S. 2. yüzyılda beliren İskitlerin izleyicileri Sarmatlar, ayrıca batıdan kıyılara yönelen Gotlar ile kuzeydoğudan ve kuzeyden gelen ve 4. yüzyılda yoğunlaşan Hunların saldırıları sonucu, Azak Denizi ve Karadeniz kıyılarındaki kentler yıkıldı ve kıyı ticareti de sona erdi, verimli topraklar ve otlaklar Hunlar'ın eline geçti. Adigeler ise, dağlara sığındılar.

Hunların çekilmesinden (6. yüzyıl) sonra, Adigeler Asya steplerinden gelen Avarların saldırıları ile karşılaştılar ve uzun bir süre kendilerine gelemediler. Avarların çekilmesinden sonra, Adigeler eski topraklarını geri aldılar, kuzeyde, bugünkü Ukrayna ve Kırım Yarımadası içlerine değin yayıldılar. Halen, buralarda birçok yer Çerkes (Adige) adları taşımaktadır. Ancak, doğudan ve kuzeyden gelen Hazarlar, Kuzey Kafkasya topraklarının çoğunu ele geçirdiler. Durumdan, yani Hazarlarla sürdürülen savaşlardan yararlanan Ruslar 10. yüzyılda Kerç Boğazı dolaylarında Tmutarakan Prensliği'ni kurdular, ama Prenslik 11. yüzyılda Adigelerle Alanların bir bölümünün (Yaslar) birleşmesi sonucu ortadan kaldırıldı. MS 2. yüzyılda beliren ve günümüz Osetler'inin ataları olarak kabul edilen İran asıllı Alanlar, Kuban Irmağı havzalarında yoğunlaşarak yayıldılar. 11-13 yüzyıllarda Alanlar feodal bölünmeler içine girdiler ve eski güçlerini yitirdiler. Bu dönemde Adigelere Zykh (Зихы) ve Kasog gibi adlar veriliyordu.Daha sonra Bizans, Venedik ve Ceneviz ile ticari ilişkiler kuruldu, Ortodoks ve Katolik mezhepleri Adigeler arasında yayılmaya başladı. Ama eski kentsel ve yazılı yaşama dönülemedi.

1223'te Moğol saldırıları başladı ve bir Moğol-Kıpçak devleti olan Altın Orda Devleti kuruldu (1242-1501). Kuzey Kafkasya'daki düzlük alanlar Kıpçaklar'ın eline geçti. Nitekim günümüzde Kuzey Kafkasya'da yaşayan Kumuk ve Nogaylar ile Balkar ve Karaçay toplulukları, bu akınlar sonucu şimdiki yerlerine yerleşmiş olmalılar, nitekim bu topluluklar halen Kıpçak lehçelerinde konuşmaktadırlar. 1395'te Timur'un saldırıları ile karşılaşıldı ve giderek Altın Orda da parçalandı. Parçalanma sonucu, Altın Orda yerinde, komşu devletler olarak Kırım Hanlığı (1426-1783) ile İdil Irmağı güneyinde ve Hazar Denizi'nin kuzeybatı yörelerinde Astrahan Hanlığı (1466-1556) oluştu. Bu arada Kuban Irmağı kuzeyindeki topraklar da 13-15. yüzyıllar boyunca Adigeler tarafından giderek ve büyük çapta Tatarlar lehine terk edildi ve Orta Kafkaslar'da şimdiki Kabartay bölgesi ya da Kabardiya oluştu. Dört büyük derebeyi ailesi (pşı) ve bunların vasalları tarafından yönetilen Kabardiya, 1556'da Astrahan Hanlığı'nın Rusya tarafından ortadan kaldırılması ve Rusya ile sınırdaş olunması sonucu, Kırım egemenliğinden çıktı ve 1557'de Rus koruması (egemenliği) altına girdi.

Kabardiya'nın 1557'de Rus koruması altına girmiş olması olayı, bugünkü Kabardey-Balkar Cumhuriyeti ile yetinilmeyerek,tarihsel anlamda bir ilgisi bulunmayan, 1864 yılına değin bağımsızlığını sürdürmüş olan şimdiki Adigey ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'ni de kapsayan, ama aynen bu iki yöre (region) gibi, en az birer bölümü ile, o zamanki tarihsel Çerkesya sınırları içinde bulunan Krasnodar Kray ve Stavropol Krayı ise dışarıda bırakan ilginç bir resmi uygulamayla, "Adigelerin Rusya'ya katılmalarının 450. yılı" biçiminde 2007 yılı boyunca kutlanmıştır. Ayrıca, kutlama programı çerçevesinde, Nalçik'te anıt heykeli dikili olan, Müslüman Kabartay büyük derebeyi (pşı) Temrıko İdar'ın kızı iken, 1561'de Moskova'da bir kilisede vaftiz edilip Mariya adını alan ve ikinci karısı olmak üzere ilk Rus çarı IV. İvan'a (Korkunç İvan; 1530-1584) nikahlanan, Rus-Kabartay dostluğunu simgeleyen Goşevnay İdar (1544-1569) ve Rusya'nın genişleme sürecinde görev almış ve etkili katkılarda bulunmuş olan çok sayıda Kabartay soylusu (komutan ve devlet adamı) da anılmıştır. Bu arada Kabartay-Balkarya'nın kurucu ortağı olan Balkar halkı, 1557'de Rusya'ya katılmadıkları, 1827 yılına değin egemen bir halk ve bölge olarak kaldıkları gerekçesiyle, sözkonusu 450. yıl kutlamalarına katılmamıştır.

 

134 yıldır Kosova'da yaşamak zorunda bırakılan Adığeler anayurtlarına döndü. Bilindiği gibi 1864 büyük sürgünü ile Adığe halkı zor kullanılarak anayurtlarından koparılmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği içinde bulunan topraklara yerleştirilmişti. Balkanlarda yükselen milliyetçi hareketlere ve kendi kaderlerini tayin etme isteklerine karşı yeterince etkili olamayan Osmanlı İmparatorluğu sürgün edilen Adığeler'e silah taşıma izni vererek buranın asayişini sağlamada yardımcı olmalarını istemişti. Ayrıca sürgün Adığeleri, askerlikten belirli bir süre muaf tutulmasına karşın "Gönüllü Çerkes Birlikleri" adı altında askeri birlikler oluşturulup bölgede cereyan eden cephelere sevk ediliyordu. Bu tutum Avrupa devletlerinin şikayetine neden olmuş, Osmanlı devleti ile yapılan anlaşmalarla Adığelerin Balkanlardan yeniden göç ettirilmesi zorunlu hale gelmişti. Kosova'dan anayurda getirilen, sürün yaşamları son bulan Adığeler bir köyden ibaret olup bu güne dek dillerini korumuşlardır.

Kosova'da yaşayan Adığelerin anayurda getirilmesi düşüncesi bölgede baş gösteren Sırp-Boşnak savaşları ile gündeme gelmişti. O zamanlarda Kosova, savaşlardan fazlaca etkilenmemişti. Bu nedenle de bölgede yaşayan Adığeler anayurda dönme konusunda çeşitli bahaneler ileri sürüyorlar; sahip oldukları taşınmazları yok pahasına satamayacaklarını, yerlerinden hoşnut olduklarını, burada yaşayan halklarla kız alıp vererek akrabalıklar kurduklarını söylüyorlardı. Ancak hepimizin bildiği gibi yaklaşık bir yıldır Kosova'da silahlar susmak bilmiyor, insanlık adına utanç verici bir trajedi yaşanıyor. Adığeler'in yaşamakta olduğu bölge de ateş çemberinin içindeydi. Adeta yaşamak ya da ölmek konusunda tercih yapmak zorunda kalan Adığeler, ilk imdat sinyallerini anayurt yöneticilerine gönderdiler. Adığey Cumhurbaşkanı Sayın Carım Aslan, imdat sesini duymazlıktan gelemezdi. Genç, becerikli, konuya duyarlı ve güven duyduğu yöneticilerinden Çemışue Gazi'yi Kosova gönderdi. Gazi, gerekli etütlerini yaptıktan sonra raporunu Carım Aslan'a verdi. Artık yardım bekleyen Adığeler'in kaderi Cumhurbaşkanı Sayın Carım'ın elindeydi. Carım, Rusya Federasyonu'ndan yardım istedi. Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Boris Yeltsin'e konunun önemini ve ivediliğini anlattı. Yeltsin, Federasyon olarak gerekli kararnameleri çıkardı. Adığey'de getirilecek olan Adığeler'in yerleşim, yeme-içme ve eğitim gibi gerekli organizasyonu kurdu, önlemlerini aldı. Yaşlı, kadın ve çocukları uçak ile, diğerleri de eşyalarıyla birlikte kamyonlarla anayurda dönüş yaptılar.

134 yıl önce acımasız ve zalimane savaşın, Kafkas-Rus savaşlarının kendi coğrafyasından savurarak bilinmeyen yerlere aç, susuz ve hastalıklara pençeleşerek sürüklemiş olduğu Adığeler'e, Rusya Federasyonu başkanı ve yetkilileri kucak açıyor, anayurtlarına geri dönmeleri için kolaylık gösteriyordu. Medya, dönüşe büyük ilgi gösteriyordu. Adığey'e komşu olan Cumhuriyetlerin yöneticileri dönüşü içtenlikle karşılıyor, Carım Aslan'a kutlama mesajları gönderiyorlardı.

Carım Aslan, Adığey Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı olarak ulus için çok önemli işler başardı. Adığey'e bu ismin verilmesinden tutunda, Adığe bayrağının ve marşının kabul edilmesine; Adığe dilinin resmi dil olmasına; "Dönüş Fonu" nun kurulmasına ve çalıştırılmasına; anayurtlarına dönüş yapanlar için vatandaşlık işlemlerinin kolaylaştırılmasına; dönüş yapanların beş yıl içinde adapte olamamaları, gelmiş oldukları ülkeye geri dönme istemleri vuku bulacak olursa edinmiş oldukları taşınır ve taşınmaz malların devletin güvencesi altında olduğuna; yatırım yapanların beş yıl vergiden muaf olduklarına dair yasalar, kararnameler çıkardı. Ve 134 yıldır anayurtlarından uzakta, vatan hasreti içinde yaşayan Adığelerin ilk toplu dönüşlerini gerçekleştirdi. Daha da önemlisi, Adığey Cumhurbaşkanı'nın ve Parlamentosunun uyum içinde çalışmaları Adığey'i, kamu düzenini sağlamış, cumhuriyette yaşayan halkların barış, sevgi ve saygı içinde yaşayan, birbirlerinin dillerine ve kültürlerine saygı duyan, huzurlu bir ülke haline getirdi.

Yüzyıllardan sonra yeniden sahip olma mutluluğuna kavuştuğumuz Adığey'e karşı diasporada yaşayan Adığeler'in sorumlulukları yok mu? Dünyanın çeşitli bölgelerinde çalışan iş adamlarımız niçin Adığey'e yatırım yapmayı düşünmezler? Oysa Sayın Carım yatırım yapmak isteyen iş adamları için gerekli olan alt yapıyı hazırlamış, kolaylık gösteriyor. Tarımla geçinenler ve her türden zanaat sahiplerinin kolayca iş bulabilecekleri, rahat bir yaşam sürdürebilecekleri bir ülke Adığey. Yeni kurulmuş olmasına karşın Adığey Devlet Üniversitesi hızla gelişmekte. Rusya Federasyonu içinde pek çok okul finansman yetersizliği nedeniyle kapatılmak zorunda kalınırken Adığey'de eğitime büyük yatırımlar yapılmakta, yeni okullar açılmakta. Bilim adamlarımız için yeterli çalışma koşulları yaratılmakta. Ne iş yaparsak yapalım; zengin fakir, işçi memur demeden anavatanımız için görev ve sorumluluklarımızın olduğunu hatırlamanın zamanı çoktan geldi. Yoksa, Kosova Adığeleri için yapılan bir türden yardım mı bekliyoruz?

Atalarımız, vatan topraklarını terk etmek zorunda bırakıldığı günden itibaren dönüşün mutlaka bir gün gerçekleşeceğine inanmışlar, vatanlarını bir gün olsun unutmamışlardır. İstanbul'da kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti ve Beşiktaş Çerkes Kız Okulu'nun asıl amacı dönüş düşüncesini realize etmekti. Guaze Dergisi yayınlarıyla dönüş düşüncesini sıcak tutuyor, zamanın aydınları Sultan Abdülhamit'den anavatana dönüş için yardım talep ediyorlardı.

Şovçendzuk Ali, Tzağo Nuri gibi zamanın aydınları da anavatana dönerek oranın kültürel hareketlerine katılıyorlardı. Cumhuriyetin kurulmasından sonra, özellikle de tek parti dönemlerinde çeşitli baskılar neticesinde dönüş ve kültürün korunması konusunda gözle görülen etkin faaliyetler olmasa bile halk ve aydınlar bir gün olsun anavatanlarını unutmamışlardı. Değişik isimlerle dernekler kuruyorlar, bir araya gelerek kültürel faaliyetlerde bulunuyorlardı. 60'lı yılların getirdiği özgürlük ortamı Çerkesler arasında hemen yankı buluyor, Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinde dernek faaliyetleri başlıyordu. İşte bu yıllarda, kül altında hala sıcaklığını koruyan dönüş düşüncesi eşildiğinde yeniden alevleniyor, toplumun her kesiminde yankı buluyordu. Prostereyka'dan sonra dünyanın her tarafından anavatana yerleşenler oldu. Ancak, dönüş yapanların sayısı, anavatanın yeniden yapılanmasına, üretimine katkıda bulunmasına, Adığe aydınlanmasının yeniden başlatılmasına yetecek kadar değil.

Adığey topraklarında, Maykop ve Kuban uygarlıkları gibi dünya kültür tarihinde önemli olan uygarlıklar yeşerdi. Bölgede yaşayan halklarla barış ve kardeşlik içinde, üretilen refahı hakça paylaşarak yeni uygarlıkların yaratılacağına inanıyorum. Başta Sayın Carım Aslan olmak üzere, Adığe uygarlığının yaratılmasına katkıda bulunanları bugünden saygıyla selamlıyorum.

Kaffed

133 yıl önce Anayurdundan sürgün edilen Çerkeslerin tarihsel haklarının tanınması yolunda Kafkasya'da başarılı çalışmalar yapılıyor. Adığey Cumhuriyeti Meclisi Xase'nin geçtiğimiz yıl Kafkas-Rus Savaşları'nı soykırım olarak tanımasından sonra sürgün edilen Çerkeslerin torunlarının Anayurda Dönüş Hakkı gündeme gelmişti. Adığey Meclisi Xase, bu konuda da örnek bir davranış göstererek Anayurda Dönüş Yapanlar Hakkında tarihi önemde bir yasayı kabul etti.


29 Mayıs 1997 günü kabul edilen bu yasa, bir yanda Kafkas Savaşları sırasında anayurdundan ayrılmak zorunda kalanların torunlarına Adığey Cumhuriyeti topraklarına dönme hakkını resmen tanırken, anayurda dönenlere belirli süre vergi muafiyeti tanınması gibi çeşitli özel haklar da tanıyor. Bu yasa ile Anayurda Dönenlere Yardım Vakfı kurulması ve yardım faaliyetleri için Adığey bütçesinden özel bir ödenek ayrılması öngörülüyor. Sovyetler Birliği sonrası dönemde geçiş sürecinin ağır ekonomik yükünü taşımasına karşın Adığey Cumhuriyeti'nin bu yasayı kabul etmesi büyük bir fedakarlık örneğidir. Anayurda Dönüş Yapanlar Hakkında Kanun'un hazırlanması ve kabul edilmesinde emeği geçen herkesi kutluyor, Türkiye'de yaşayan hemşehrilerimiz adına şükranlarımızı sunuyoruz.


Anayurda Dönüş Yapanlar Hakkında Kanun
Adığe Cumhuriyeti Devlet Meclisi (Xase) tarafından 29 Mayıs 1997 tarihinde kabul edilmiştir
Bu kanun, Adığey Cumhuriyeti (AC) Anayasası'nın 10. Maddesi gereğince hazırlanmıştır; eskiden yurttaşlarımız olup anayurtlarına dönüş yapanların (repatrıyantların) yasal haklarını, dönen (repatriyant) statüsü kazanma şekil ve koşullarını, bu statü ile sahip olacakları hak ve sorumlulukları belirlemektedir.


Madde 1. Bu yasanın düzenlediği başlıca hususlar şunlardır:
1. Bu kanunla tanınan haklar, Rusya Federasyonu (RF) kanunlarıyla, RF'nun imzaladığı uluslararası anlaşmalarla, RF topraklarında geçerli olan uluslararası hukuk kuralları ile dönenlere tanınan haklardan daha az olamaz.
2. Bu kanun, başka ülkelerden AC ve RF topraklarına, yasalara uygun olarak gelmiş olanların hak ve çıkarlarına aykırı hükümler içermez.


Madde 2. Dönenler (repatriyantlar)
Bu yasaya göre anayurda dönmüş sayılanlar; başka ülkelerde yaşayan Adığelerden, onların torunlarından, dış ülkelerde doğmuş veya onlardan türemiş olanlardan veya ulusal kökenine bakılmaksızın Kafkas Savaşları sırasında tarihsel toprakları olan Adığeyden (Çerkesya'dan) ayrılmak zorunda kalmış olanlardan doğmuş olup bu yasaya göre Adığey Cumhuriyeti'ne dönüş yapma hakkı kazanmış olanlardır.


Madde 3. Dönenlerin hakları
1. AC topraklarına dönüş yapmış olanlar, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi'nde, diğer uluslararası sözleşmelerde, aynı şekilde RF ve AC hukuksal metinlerinde tanınan hak ve özgürlüklerin tümünü diledikleri gibi kullanma hakkına sahiptirler.
2. Dönenler, aşağıda belirtilen haklara da sahiptir:
a) Anadillerini, kültürlerini, gelenek ve göreneklerini koruma hakları,
b) Adığece soyadlarını, adlarını, baba adlarını kullanma hakları,
c) Anadilinde okuma, öğrenim görme hakları,
d) AC'nin kültür yaşamında yer alma hakları,
e) Eğitim görme hakları,
f) Daha önce yaşadığı ülkelerde edindiği meslekte çalışma hakları, bu konuda aldıkları eğitimin, RF ve AC yasalarına göre federasyon ve yerel cumhuriyet standartlarına uygunluğunu gösteren belgeler düzenlenmelidir. g) AC'nden serbest çıkış hakları,
h) AC topraklarında özgürce dolaşma, diledikleri yerde yerleşme hakları (bu hak, AC yasaları ile devlet güvenliği, kamu düzeni, sağlık, manevi değerler ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla sınırlandırılabilir. Buna ilişkin düzenlemeler, dünyaca kabul edilen kişi hak ve özgürlükleri temel alınmak ve RF Anayasası ve yasaları buna göre değerlendirilmek suretiyle yapılır.)
i) AC sınırları içinde, AC yurttaşları gibi AC, devlet organları tarafından korunma hakları,
j) RF vatandaşlığını elde edebilmeleri konusunda yardımcı olmaları için AC devlet organlarına başvurma hakları,
k) Yurttaşlık yasası uyarınca AC topraklarında taşınır veya taşınmaz mal edinme hakları.
3. Bu yasaya uygun olarak AC' nde sürekli yaşayan dönenler, RF ve AC yasalarına göre aşağıda belirtilen haklara da sahiptir:
a) AC yasalarındaki düzenlemelere uygun olarak barışçıl toplantılar düzenleme hakkı,
b) Meslek birlikleri veya başka örgütlere veya derneklere (partilerle diğer siyasi örgütler dışında) özgürce üye olma, RF Ve AC yasaları çerçevesinde bu örgütlerin çalışmalarına katılma hakkı,
c) RF Ve AC yasalarına göre sağlıklarının korunması, tıbbi yardım görme, gerek duyacakları sosyal hak ve olanaklar edinme, eğitim ve dinlenme hakları.


Madde 4. Dönenlerin sorumlulukları
Dönenler RF ve AC yasalarına uymakla, RF ve AC topraklarında yaşayan çeşitli halkların geleneklerine ve ilişkilerine saygı göstermekle yükümlüdürler.


Madde 5. "Dönen" statüsünün elde edilmesine ilişkin işlemler
1. "Dönen" statüsü kazanmak için yapılacak işlemler:
a) Başvuru ve kayıt işlemleri
b) Bu işlemler, ayrıntılara girilmeden hızla gerçekleştirilmelidir.
2. Dilekçelerin verileceği makam, dönen statüsü kazanmak için yapılacak işlemler ve gerekli belgeler, AC Cumhurbaşkanı nezdindeki Vatandaşlık Komisyonu tarafından belirlenir.
3. Dilekçe ve başvuru hakkı, sağlığı yerinde olanlara aittir.
4. Bu yasaya göre dönen statüsüne hak kazanan kişiye, AC Vatandaşlık Komisyonu tarafından belirlenecek esaslara göre dönen (repatriant) statüsü kazandığını gösteren bir belge verilir.
5. Bu yasaya göre dönen statüsü kazanmış kişilerin aile bireylerine de (eş ve 18 yaşını bitirmemiş çocuklarına) aynı haklar tanınır. Ancak onların bu statüyü başkalarına geçirme hakkı yoktur.


Madde 6. Kayıt ve başvuru işlemleri ve dönen statüsünün elde edilmesi
1. Bu yasanın 2. Maddesinde belirtilen dönen statüsü koşullarını taşıyan kişi, kayıt işlemleriyle birlikte AC Cumhurbaşkanı'na hitaben aşağıdaki belgeleri sunmalıdır:
a) Dönen statüsü verilmesi isteğine ilişkin dilekçe
b) Kimlik belgesi (nüfus cüzdanı veya aile nüfus kayıt örneği)
c) Pasaport örneği
d) Yaşadığı ülkenin Adığe derneği ulusal kültürel organı veya o ülkeden dönen iki kişi veya üç RF vatandaşı tarafından verilen, dönüş yapacak adayın Adığe olduğunu veya Kafkas Savaşları sırasında Adığey (Çerkesya) topraklarından göç ettirilmiş bir aileden gelmiş olduğunu gösteren belge.
2. Bütün belgeler Rusça veya Adığece yazılmış olmalıdır. Bir başka dilde yazılmış belgelere, noter onaylı Rusça veya Adığece çevirileri eklenmelidir.
3. Bu şekilde hazırlanmış belgeler, AC Vatandaşlık Komisyonu'na ulaştırılır. AC Vatandaşlık Komisyonu, belgeleri aldığı günden itibaren bir ay içinde gerekli kararı alır.
4. Vatandaşlık Komisyonu herhangi bir şekilde karar alamadığı takdirde, dönen statüsü talep eden kişinin yargı yoluna başvurma hakkı vardır.


Madde 7. Dönen statüsünün ayrıcalıklı olarak kısa yoldan elde edilmesi
1. Dönen statüsü kazanmış kişilerin yakın akrabaları (annesi, babası, 18 yaşını doldurmuş çocukları, kız ve erkek kardeşleri, nineleri, dedeleri, torunları) ayrıcalıklı olarak kısa yoldan bu statüyü elde edebilirler.
2. Ayrıcalıklı olarak kısa yoldan dönen statüsü kazanabilmek için AC Cumhurbaşkanına hitaben aşağıdaki belgelerin sunulması gerekmektedir.
a) Dönen statüsü istemine ilişkin belge
b) Daha önce dönen statüsü kazanmış kişi ile yakınlığını gösteren belge örneği (aile nüfus kayıt örneği)
c) Dönen statüsü verilmiş olan kişiye ait dönen belgesinin örneği
d) Pasaport örneği
3. Bütün belgeler Rusça veya Adığece yazılmış olmalıdır.
4. Bir başka dilde yazılmış belgelere noter onaylı Rusça veya Adığece çevirileri eklenmelidir.
5. Belirlenen usullere göre düzenlenen belgeler, Vatandaşlık Komisyonu'na ulaştırılır. Vatandaşlık Komisyonu belgeleri aldığı günden itibaren bir hafta içinde kararını verir.
6. Aynı şekilde, bu yasanın 2. Maddesinde belirtilen koşulları taşımakta olup, savaş, ulusal veya başka anlaşmazlıklar gibi yaşamı, sağlığı, politik, sosyal ve sair hak ve özgürlükleri tehlikeye sokabilecek durumların bulunduğu ülkelerde yaşamakta olanlar, mensup olduğu halk, etnik köken, din, dil ve benzeri başka nitelikleri nedeniyle takibata uğrayanlar, ayrıcalıklı olarak kısa yoldan dönen statüsü elde etme hakkına sahiptir.
7. Bunun için bu durumdakiler, bu yasanın 2. Maddesine göre kendilerine dönen statüsü verilmesine ilişkin dilekçelerini AC Cumhurbaşkanı'na ulaştırırlar.
8. Vatandaşlık Komisyonu, dilekçede belirtilen hususları inceler ve dilekçeyi aldığı tarihten itibaren iki hafta içinde kararını verir.


Madde 8. Dönen statüsü kazanan kişinin Rusya Federasyonu vatandaşlığı elde etmesi
1. AC'nde dönen statüsüne sahip kişilerin RF vatandaşlığı kazanabilmeleri için gerekli hukuksal yardım AC tarafından sağlanır. Bu hukuksal yardımın yapılma şekli AC Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.
2. AC'nde dönen statüsüne sahip kişi, bu statüyü kazandığı tarihten itibaren en az bir yıl sonra RF vatandaşlığını istediğine dair dilekçesini, RF vatandaşlık mevzuaatında öngörülen belgelerle birlikte AC Cumhurbaşkanı'na iletir. AC Cumhurbaşkanı'na hitaben yazılacak dilekçeye dönen belgesi örneği de eklenir.
3. RF vatandaşlık mevzuatında öngörülen belgelerle birlikte dönen tarafından kendisine ulaştırılan RF vatandaşlığı verilmesine ilişkin dilekçe ve belgeler, AC Cumhurbaşkanı tarafından, bu kanunda öngörüldüğü üzere AC'nde dönen statüsüne sahip kişinin RF vatandaşlığını elde edebilmesi için RF Cumhurbaşkanı'na ulaştırılır.
4. RF vatandaşlığı elde eden kişiye, bu yasaya göre dönen statüsü ile tanınmış bulunan haklar, onlar için belirlenen özel süreler dolmadıkça kaldırılmaz.


Madde 9. Dönenlerin Adığey Cumhuriyeti vatandaşlığı kazanması
1. Bu yasaya göre dönen statüsü ve RF vatandaşlık mevzuatına göre RF vatandaşlığı kazanmış kişiler, kısa yoldan AC vatandaşlığı elde etme hakkına sahiptirler.
2. Bunun için, bu maddenin birinci bendinde sözü edilen kişiler AC Cumhurbaşkanı'na aşağıdaki belgeleri sunarlar:
a) AC vatandaşlığını istediğine dair dilekçe
b) Kimlik belgesi örneği (nüfus cüzdanı veya aile nüfus kayıt örneği)
c) RF vatandaşlığını elde ettiğini gösteren belge örneği
d) Dönen statüsünü elde ettiğini gösteren belge örneği


Madde 10. Dönenlerin Adığey Cumhutiyei topraklarındaki malvarlıklarının hukuksal durumu
1. AC'nde dönenlerin de vatandaşların da özel mülkleri aynı şekilde korunur.
2. AC'nde mevzuata göre özel mülkiyet konusu olabilen her şey dönenler tarafından da özel mülk olarak edinilebilir. AC sınırları içinde özel mülkiyet olarak sahip oldukları veya kullanabilecekleri mülk, dönenler için miktar olarak sınırlanamaz.
3. AC'nde devlet mallarının özelleştirilmesi çalışmalarına da, dönenlerin de vatandaşlar gibi katılma hakları vardır.
4. AC topraklarında dönenlerin, sahip oldukları özel mülkleri değerlendirmek suretiyle elde ettikleri varlıklarını, RF mevzuatına uygun olarak RF toprakları dışına çıkarma hakları vardır.


Madde 11. Dönenlere özel mülkiyetleri ile ilgili olarak tanınan muafiyet hakları
1. Dönen statüsü kazanılmasından itibaren beş yıllık süre içinde AC topraklarında dönenler tarafından kullanılan özel mülkiyete AC'ne ait vergiler uygulanmaz.
2. AC yasaları ile dönenlerin malvarlıklarına ilişkin başka haklar da tanınabilir.


Madde 12. Dönenlerin özel mülkiyetinin korunması
Bu yasa dönenlerin özel mülklerinin AC topraklarında aşağıda belirtildiği şekilde korunmasını öngörür:
1. Millileştirme ve kamulaştırma yapılmama hakkı.
2. Dönenlerin malvarlıksal haklarını kısıtlayıcı yasal düzenleme yapılmama hakkı.
3. Dönenlerin yasal haklarının, AC devlet organları ve bu organların mensupları tarafından yerine getirilen görevlerle de ihlal edilmeme hakkı.


Madde 13. Millileştirme ve kamulaştırma yapılmama hakkı
Dönenlerin AC'nde sahip oldukları özel mülkleri, vatandaşlık mevzuatı hükümleri dışında, millileştirilemez, kamulaştırılamaz.


Madde 14. Dönenlerin malvarlıksal haklarının kısıtlayıcı yasal düzenlemelerden korunması
1. Bu yasanın yürürlüğe girmesinden sonra AC'nde kabul edilen yeni yasalarla, dönenlerin AC topraklarında sahip oldukları özel mülklerin hukuksal durumlarının daha kötü bir duruma getirilmesi ve bu durumun mahkeme kararıyla tesbit edilmesi halinde, yeni yasanın dönenlerin malvarlıksal haklarını kısıtlayan hükümleri, yürürlük tarihi itibariyle uygulanmaz.
2. Bu maddede öngörülen hususlar, kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel ahlakın, insan sağlığının ve yaşamın, çevrenin, AC'nde yaşayan halkların kültürel ve tarihsel zenginliklerinin korunması, tüketici ve vergi yükümlülerinin haklarının korunması konularında geçerli değildir.


Madde 15. Adığey Cumhuriyeti devlet organlarının ve mensuplarının, dönenlerin haklarını ihlal etmemelri konusunda yapılması gereken işlemler
1. Dönenler, AC'nde devlet organları ve mensupları tarafından yerine getirilen görevler nedeniyle kendilerine verilen zararları tazmin ettirme hakkına sahiptirler.
2. Uğranılan zararlar, AC yargı organlarının kararlarına göre tazmin edilir.


Madde 16. Devletin dönenlere yardım politikası
1. AC dönenlere hukuksal, ayni ve başka şekillerde yardımda bulunur.
2. Bunun için AC Devlet Meclisi - Xase, AC'nde dönenlere yapılacak başlıca yardımları gösteren uzun vadeli devlet programını kabul eder.
3. Devlet programında öngörülen başlıca yardımlar, dönenlere yapılacak yardımlara ilişkin yıllık programlar hazırlanırken dikkate alınır. Bunlar her yıl en geç 1 Mart tarihine kadar AC Cumhurbaşkanı tarafından bir kararname ile onaylanır.
4. Dönenlere yapılacak yardımlara ilişkin uzun vadeli devlet programları ile bunlara göre hazırlanan yıllık yardım programları çerçevesinde AC Bakanlar Kurulu'na, AC il ve ilçe yönetim başkanlarına verilen görev ve yetkiler şunlardır:
a) Dönenlere iş bulmak, onlara yeni meslekler edindirmek veya meslek değiştirmelerini sağlamak,
b) Dönenlerin kendi olanaklarıyla veya AC devlet bütçesinden ayrılacak yardımlarla yaşayacakları evleri yapmaları için arsalar tahsis etmek,
c) Dönenlere geçici veya süresiz oturabilecekleri konutlar tahsis etmek,
d) Dönenlerin sosyal yardım ve sağlık gereksinimlerini karşılamak,
e) Yaşadıkları ülkelerde gördükleri eğitim ve edindikleri meslekleri belgeleyen diploma, sertifika ve benzeri belgeleri kabul etmek,
f) Eğitim için gerekli olanakları sağlamak,
g) Adığece ve Rusça öğrenebilmeleri için AC'nin olanakları ile kurs merkezleri açmak.
5. Dönenlere yardım edilmesini öngören devlet programının uygulanabilmesi için gerekli ödenek, AC bütçesinde ayrı bir madde halinde gösterilir.
6. AC devlet organlarındaki görevliler, dönenlere yardım edilmesini öngören devlet programının uygulanmasında görevlerini yapmadıkları takdirde, RF ve AC mevzuatına göre sorunlu tutulurlar.


Madde 17. Dönenlere Yardım Vakfı
1. Dönenlere yardım programının uygulanması için gerekli olanakları sağlamak ve değerlendirmek üzere AC'nde Dönenlere Yardım Vakfı (Vakıf) kurulur.
2. Vakıf, RF ve AC mevzuatlarına göre kurulur ve işletilir. Vakfın en önemli görevi, devletin dönenlere yardım programının uygulanmasına yardımcı olmak, aynı şekilde AC'de dönenlere mümkün olan her türlü yardımda bulunmaktır.
3. Vakıf özel ve tüzel kişilerce konulacak paylar temel alınarak kurulur. Vakıf, malvarlığını tüzüğüne göre değerlendirir. Vakıf, amaçlarını gerçekleştirebilmek için işletmeler açmaya, açılmış işletmelere katılmaya yetkilidir.
4. Vakfın başkan ve organlarının nasıl oluşturulacağı, kurucular tarafından kabul edilen tüzükte gösterilir.


Madde 18. Dönen statüsünün sona ermesi
1. Dönen statüsünü sona erdiren haller:
a) Kişinin artık bu statüyü istememesi
b) Kişinin ölmesi
c) Dönen statüsündeki kişinin AC vatandaşlığını kazanmasından itibaren beş yıl geçmiş olması
2. Vatandaşlık Komisyonu, aşağıdaki hallerde dönen statüsünü geri alabilir:
a) AC'nin anayasal düzenini güç kullanarak değiştirmeye kalkışması halinde
b) AC anayasa ilkelerine aykırı faaliyetlerde bulunan politik veya toplumsal organizasyonlara üye olması halinde
c) AC'nin yürürlükteki yasalarında gösterilen diğer hallerde
3. Vatandaşlık Komisyonu'nun dönen statüsünün kaldırılmasına ilişkin kararına karşı, kişi yargı organlarına başvurabilir.


Madde 19. Bu yasanın yürürlüğe girmesi
Bu yasa, resmen yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.


Adığey Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
A. Carım
Maykop, 10 Haziran 1997

Adıgey’de eski Devlet Başkanı Hazret Şövmen’in basın sözcüsü Asker Soht, Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’daki Çerkeslerle Büyük Çerkesya’yı kurma fikrinin sadece bu cumhuriyetlerin halkıyla değil Rusya Federasyonu düzeyinde konsenus sağlanmadan gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ve bunun yıkıcı etkilerinin olacağını söyledi.

“Diyalog birikmiş sorunların medeni çözümüne götüren tek yok” vurgusu yapan Soht, Çerkes soykırımının tanınmasından Soçi Olimpiyatları ve diasporanın geri dönüşüne dek bir dizi kritik konuda görüşlerini Kavkazki Uzel’e anlattı. Rusya Bilimler Akademisi’nde  Medeniyet ve Bölgesel Araştırmalar Merkezi’nin kıdemli çalışanı Naima Nefliaşeva’nın Kavkazki Uzel için yaptığı özel röportajı Ajans Kafkas Türkçeye kazandırdı. İşte Asker Soht’un gözüyle Kafkasya günceli:

Gelin Kuzey Kafkasya için önemli olan, RF Devlet Başkanı D. Medvedev’in kararıyla Kuzey Kafkasya Federal Bölgesinin oluşturulduğu Ocak 2010 olaylarına dönelim. Dmitri Medvedev’in yeni Kafkasya politikası bağlamında Kuzey Kafkasya Federal Bölgenin oluşturulması, tabi bir olay. Geleneksel sosyal örgütün özellikleri, Kuzey Kafkasya halkların politik kültürünün sonucu olarak da gerçekten özel, onlar için RF’nin diğer bölgelerinden farklı idare modeli gerekli. Ancak Adıgey, yeni bölgeye girmeyen tek Kuzey Kafkasya cumhuriyeti. Hâlbuki bu küçük cumhuriyetteki problemlerin hepsi ortak Kafkasya problemleri ile benzer, gelişim süreçleri de aynı yönde. Bunun dışında, yeni paylaşım suni olarak Adıgey’in, yerli halkı Adıge olan diğer iki cumhuriyet -Kabadey-Balkar ve Karaçay-Çerkes ile ilişkilerini kesiyor. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Adıgey’in Krasnodar Kray ile birleştirilmesi tasarısına yeni bir ivme verilme ihtimali var mı?

Adıgey’in tüm problemlerinin Kafkasya problemleri ile benzer olduğu tezine katılmıyorum. Adıgey, benim görüşüme göre, etkili modernizasyon ve gelişimin gerçekleştirilebilmesi için tüm ön koşulların bulunduğu tek Kuzey Kafkasya cumhuriyetidir. Adıgey Cumhuriyeti’nin kararla belirlenen afet dairesine girmemiş olması beni sadece heyecanlandırıyor. Devletin federal bölgelere ayrılmasının bölgesel yapıyla bir ilgisinin olmadığını unutmamak lazım.  Federal bölge idaresinin kendisi sadece federal kurumlar koordinatörüdür. Daha fazlası değil. Bu kararda halkımızın birliğine, özellikle de devletine hiçbir tehdit görmüyorum.

Rusya Federasyonu’ndaki Adıgelerin coğrafik ve idari ayrımı günümüz Adıge milletinin problemlerinden birini oluşturduğu biliniyor. Diğer taraftan Adıgelerin Rusya Federasyonu’nun bir bölgesi olarak birleştirilmesi fikri bulunuyor, bunu bazı Adıge sivil hareketleri, örneğin Çerkes Kongresi destekliyor, fikir gençler arasında çok popüler ve Çerkes portallarının forumlarında tartışılıyor. Sizce, Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi’nin oluşturulmasının ardından, bu projenin uygulanması olasılığı var mıdır?

Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Adıgey Cumhuriyeti’nin federasyonun bir bölgesi olarak birleştirilmesi fikri aslında Adıgey’in sivil yaşantısının gündeminde değil. Bugün için bu, cumhuriyetimizde hiçbir düzeyde görüşülmeyen sanal bir sorun. Üstelik de bu fikir, yeni federal bölgenin oluşumuyla hiçbir şekilde bağlantılı değil.

Kuzey Kafkasya Federal Bölgenin oluşturulma amaçları RF devlet başkanı tarafından açıkça belirlendi: Bu terörizmle mücadele, ekonomik ve sosyal modernizasyon, bölgede sosyo-politik hayatını istikrarı.

Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Adıgey cumhuriyetlerinin federasyonun bir bölgesi olarak birleştirilme planlarına gelince, bu konuyla ilgili kendi yaklaşımımı defalarca ifade ettim: Bunun için siyasi ön koşullar görmüyorum. Bence fikrin var olma hakkı var, ancak şu anki tarihi süreçte bazı nedenlerde ötürü gerçekleştirilemez ve önümüzdeki on yıl için de böyle kalacak. Bu düzeydeki bir meselenin çözüm ve kararı sadece cumhuriyetlerdeki (ne Kabardey-Balkar, ne Karaçay-Çerkes ne de Adıgey’de bulunmayan) toplumsal dayanışmaya dayanmamalı, aynı zamanda aktif olarak Rusya toplumunun tümünde tanınmış siyasi partiler, ülke yönetimi tarafından da desteklenmeli. Tüm bunlar olmadan fikir sadece siyasi manipülasyon faktörü, sert ideolojik mücadele olacak ve oldukça negatif sonuçlar getirecek. Ondan dolayı onun sürekli frenlenmesi faydalı değildir.

O zaman faydalı olan nedir?

Bugün bizim için öncelikli olarak Çerkes diasporası ile aktif işbirliği ve yatay ilişkiler geliştirmek üzerine tüm gücümüzü toplamamız lazım. Tüm RF Adıgelerinin tek ad (Çerkes) altında kaydedilmesiyle ilgili yürütülen kampanyalar sonucunda yayılan ve ters hal alan 2010’da yapılacak nüfus sayımı, Çerkes gençliği ile ilişkilerin aktifleştirilmesi, ortak erişilebilir bir bilgi alanının oluşturulması, diaspora ülkelerinde anadilin, kültürün ve tarihin öğretilmesine katkıda bulunma, Adıgelerin hak ve çıkarlarını korunması, onların anavatanlarına geri dönüşü ve adaptasyonuna yardımcı olmak, işte bence neslimizin çözmesi gereken problemler bunlar.

Yatay ilişkilerin gelişiminden 30 Kasım 2009’da Nalçik’te, RF Sivil Meclisi üyesi Maksim Şevçenko’nun inisiyatifi ile yapılan ‘Kafkasya: Gelenek ve Modernizasyon’ sivil forumunda da söz edildi. Günümüz Kuzey Kafkasya’sının istikrarının sağlanması için yatay ilişkiler ne verebilir ve aslında bu nedir?

Ben, Çerkeslerin Kafkasya’nın genel süreçlerine aktif katılımı taraftarı değilim. İşbirliği çift yönlü bir cadde. Bu açıdan Doğu Kafkasya bize pozitif hiçbir şey veremez. Bizim ayrıca Kafkasya’nın bu bölgesinde sosyo-politik duruma etki edecek merkezlerimiz yok. Bizim sorumluluk bölgemiz Krasnodar Kray, Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’dır. Bu tezden yola çıkarsak, şu aşamada bizim için halkımız içinde yatay ilişkileri geliştirmeye konsantre olmak, kendimiz için tüm çeşitliliğiyle yeniden ‘diasporayı açmak’, tarihi vatanı tüm başarı ve problemleriyle diaspora için açmak daha faydalıdır. Erişilebilir bilgi alanının olmadığı şartlarda halkın birliği ve insanların aktif irtibatı mümkün olmaz. Diaspora Çerkeslerinin yüzde 99’u hiçbir zaman tarihi vatanlarında olmadı, RF Çerkeslerinin yüzde 99’u hiçbir zaman diasporada olmadı, işte gücü birleştirme alanı.

Bence böyle bir yaklaşım, sözünü ettiğiniz yatay ilişkilerin kendileri sert bir şekilde sadece kendi bölge sınırları ile sınırlandırılırsa, izolasyona götürecektir. Bu günümüz global dünyasında sadece başarısızlığa mahkum olan orta çağ kapalılığına geri dönüştür. Ve Doğu Kafkasya’nın bize bir şey veremeyeceği konusunda size katılmıyorum. Dağıstan’da örneğin, dört muhalif gazete çalışıyor, siyasi kültür geleneği orada Batı Kafkasya’dan daha gelişmiş, üstelik siyasi polemik kültürü daha yüksek.

İzolasyonizmi bugünün gerçekleri gerektiriyor. Doğu Kafkasya’da çözülmeyen anlaşmazlıklar arapsaçı gibi. Aslında orada savaş var. Apaçık tarihi ve kültürel birliğimize rağmen, bugün orası başka bir dünya ve her anlamda ondan uzak durmalıyız. Bizim başka hedef ve görevlerimiz var. Bizim içinde yaşadığımız ülkenin istikrarını, öngörülebilirliğini ve açık anlayışını, gerçek özlemlerimizi korumamız lazım. Bu olmadan biz halkımızın önünde duran problemlerden tekini bile çözemeyiz.

Ortak Adıge kültürel alanının oluşturulması, hiç şüphesiz 2010 sayımında belirli bir rol oynayacak. Aslında tek bir halk olan, tarih, değerler sistemi ile bağlı olan Adıgeler RF’nin çeşitli bölgelerinde yaşıyorlar, farklı isimleri var. Adıgey adlandırması aslında Sovyet döneminde ortaya çıkarıldı ve her zaman, daha çok Batılı Adıgelerce reddedildi.

Yapılacak nüfus sayımı halkımızın gelişim süreçlerini yansıtan özgün barometre olacak. Kesinlikle ‘Adıge’ etnik topluluğuna ortak isimlerinin (Çerkes) geri verilmesi taraftarıyım. Sabırsızlıkla sayımın kendisini ve onun sonuçlarını bekliyorum.

Şu anda tüm Adıgeyleri daha çok endişelendiren bir problem, Karaçay-Çerkes’deki durum daha var. Sert etnik çatışma, sosyal problemler üzerine yüklenen yönetimin topluma yabancılaşması ,gençler için perspektif olmaması, işsizlik, kötü yaşam koşulları. Siz ülkedeki sosyo-politik durumu nasıl değerlendiriyorsunuz ve sizce Çerkeslerin çok sayıdaki mitinglerinin, onların Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti yapısından ayrılma taleplerinin sebebi nedir?

Karaçay-Çerkes’deki duruma haddinden fazla önem vermek istemezdim. Bununla birlikte Karaçay-Çerkes halklarının milli özelliklerini küçülten Karaçay-Çerkes medyasında yer alan ekstremist özellikteki yazıları, protesto eylemlerini, gençlerin toplu çatışmalarını fark etmemek mümkün değil. Tüm bunlar görülen o ki, Karaçay-Çerkes yönetiminin toplum ile diyalog oluşturamadığına ve ülkedeki durum üzerinde kontrolü kaybettiğine delalet ediyor. Diyalog, eşit şekilde ne Karaçay-Çerkes halklarının ne de bölge yönetiminin ilgisinde değil.

Diyalog yığılan problemlerin medeni çözümüne götürebilecek tek kabul edilebilir formül. Güç kesinlikle kabul edilemez. Buna bağlı olarak ben daha çok Kuzey Kafkasya Federal Bölge yönetimine, bizzat Sayın Hloponin’e umut bağlıyorum. Krasnoyarsk bölgesinde onun başarıyla çözdüğü daha az ciddi olmayan- etnik renkli değilse de- problemler vardı. Bunun dışında Hloponin Karaçay-Çerkes’in yerli idarecileri ve işadamları ile bağlantılı değil ki, bu onun çatışmasının üzerinde kalmasına imkan verecek. Eminim ki, yeni temsilcinin ülkedeki durumu sistemli istikrara kavuşturmak için tüm kolları var.

Günümüz Batı Kafkasya’sındaki etnopolitik durum hakkında değinilmeden geçilemeyecek bir konuya daha değinmek istiyorum. Bu XIX. yüzyılda Adıgelerin maruz kaldığı, Kafkasya savaşlarının trajik sonuçlarının, kültürel ve demografik felaketinin devlet seviyesine yansıması gerekliliği. Bu, Kafkasya savaşında Adıge jenosidi konusudur. Tanınmış günümüz Petersburglu tarihçi Yakov Gordin, Adıge jenosidinin tanınmasının, Çerkeslerden çok Rusya’nın ihtiyacı olduğunu, Rusya imparatorluğunun Kafkasya’yı fethetme planı için XIX. yüzyılda gerçekleştirdiği acımasızlığa göz yumulamayacağını yazdı. Paradoksal, ama özellikle Rusya tarihi- Dubrovin, Potto, Berje, Fonvil gibi yazarlar- Adıgelerin Osmanlı İmparatorluğu’na gidişinin, ayrılan ailelerin trajedisinin, vatanının yitirilmesi acısının dehşet kanıtlarını bıraktı. Diğer taraftan sizce, sürekli jenosit konusuna, bölgesel politikacılar ve politik hareketler tarafından başvurulması siyasi manipülasyon yollarından biri olamaz mı?

Çerkeslerin jenosidi konusu ağır politik, sosyal ve bilimsel problemlerden biri. XIX. yüzyılda Kafkasya savaşları döneminde halkımız inanılmaz ve insanlığa aykırı jenosit yaşadılar, Çerkesya’dan Osmanlı imparatorluğu sınırlarına sürgün sürecinde büyük ölçüde yaşadılar. Belirtmek isterim ki, sürgün insanlığa karşı işlenen suçlara dahildir. Böylesine zorlu bir geçmiş görülüyor ki, insani, ahlaki açıdan düşünülmeye, acımasızlık ve insaniyetsizliğinin kınanmasına gerek var. Bizim Çerkes jenosidinin devlet düzeyinde tanınması ve kınanması gayretimiz bundan. Bu prosedür uluslararası hukukta düzenlenmedi: Bazı devletler devlet başkanlarının açıklamaları, kendi parlamentolarının kararları ile sınırlandırılıyor, diğerleri alınan kararı görmezden gelmek için idari ve adli sorumluluk oluşturan ek olarak yönetmelikler kabul ediyor.

Rusya Federasyonu’nda resmi düzeyde RF devlet başkanı, Çerkeslerin Osmanlı imparatorluğuna sürgününü tanıdı ve kınadı. Biz, Rusya Çekres örgütleri, Dünya Çerkes Birliği, özellikle jenosit eylemlerinin tanınması ve kınanmasını istiyoruz. Bu tutum Adıgey ve Kabardey-Balkar parlamentolarının RF Devlet Duma’sına gönderdiği mesajda oluşturuldu ve değişmedi. Çerkes jenosidi konusu onun resmi olarak tanınması ve kınanmasına kadar gündemden çıkarılmayacak. Bunu, bu problemin çözümü yönetiminde olan herkes tarafından anlaşılmalıdır.

Kesinlikle, Çerkes jenosidi aktif olarak ideolojik mücadele kullanılıyor. Geleneksel olarak ona şövenist düşünceli ‘araştırmacılar’ ve ‘gazeteciler’ başvuruyor. Onların amacı belli. Bir taraftan onlar halkımızın tarihi bilincini yıkmak, diğer taraftan Adıgeler şahsında düşman oluşturmak, Rusya toplumunda ‘beşinci kol’ oluşturmak. Hayatımızın yeni olayı,  geçmişimize Gürcü ilgisi ve sadece Gürcü değil ‘araştırmacıların’ gerçek ilgisi. Özellikle onlar Soçi’nin Olimpiyat başkenti olarak kabul edilmesi ve Rusya tarafından Güney Osetya’ya Gürcistan saldırısının engellenmesinden sonra hız kazandı. Bizim cumhuriyetlerimizde bu problemle ilgili parlamentoların kararlarına uygun olarak sağlamlaştırılmış uzlaşma oluşturuldu, bundan dolayı Çerkes jenosidi konusu bölgede istikrar bozucu faktör olamaz. 2014’deki Soçi Olimpiyat oyunlarına gelince, Kanada yerli halkın tarih ve kültürüne saygılı yaklaşımıyla bize oldukça pozitif bir örnek gösterdi.

Bu arada Olimpiyat konusuna değinmişken… Vancouver’deki Olimpiyatların açılışı tüm dünyaya, Vancouever’in kurulduğu topraklardaki dört Kızılderili kabilesinin geleneklerine dikkatli yaklaşımı ile örnek gösterdi. Ancak günümüz olimpiyat uygulaması için bu haber değil. Olimpiyat oyunlarının yapıldığı yerlerdeki yerli halkların kültürel miraslarının korunması konusu, onların sembollerinin ve folklor örneklerinin kullanılması olimpiyat geleneğinin organik parçası, olimpiyat hazırlıklarının öncelikli eğilimlerinden biri oldu. Sydney’de de böyle olmuştu, Lillehammer’de de ve diğer olimpiyat başkentlerinde de böyle olmuştu. Son kış olimpiyat oyunları yeni bir konuyu gündeme getirdi, daha doğrusu internetteki Çerkes sitelerinde, yerli halkların kültürlerine yaklaşım konusunda Soçi ve Vancouver’in kıyaslanması…

Yerli halkların Kanada’daki açılışta, Olimpiyat oyunlarının kültürel programına katılışı örneğini tamamıyla Soçi’deki olimpiyat oyunlarında yerine getireceğiz. Büyük maalesef ki, bugün biz Olimpiyat 2014 hazırlıklarında yerli halkın kültürünün topluca görmezden gelindiği örneğine sahibiz. Şu günlerde Soçi’deki Olimpiyat ateşinin törenle verildiği Vancouver’e Kradnodar Kray’dan heyet gitti. Heyette Kuban Kazak korosuna, çeşitli seviyelerdeki çok sayıda bürokrata yer bulundu, ama Çerkes sivil örgütleri, Çerkes ekipleri vs. için yer bulunamadı. Birçok Çerkes sivil örgütü 2014 Olimpiyatları için sürekli yapıcı bir tutum gösteriyor ve halen bu problemi karşılıklı saygı ruhu ve menfaatlerin gözetilmesi konusunda çözüme kavuşturmak için zaman var. Farklı bir yaklaşım protestolara neden olacak.

Amerikalı Çerkeslerin -ABD’deki altı bin Adıge diasporasının temsilcileri- Rusya Evi girişinde, Vancouver’de gerçekleştirdiği protesto eylemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Unutmamak lazım ki, Vancouver’deki protesto eylemini, Osmanlı İmparatorluğuna sürgün ve jenosidi yaşamış insanların torunları yaptı. Onlar geçmişimizi daha duyarlı algılıyor, üstelik onlar belirli bir derecede şu anda da vatanlarından mahrum. Ruhum ve kalbimle onlarlayım. Ama unutmamak lazım ki, biz koloni savaşları döneminde yaşamıyoruz. XXI. yüzyıl barış ve işbirliği, saygı ve karşılıklı çıkar hesabı yüzyılı. Çerkes dünyasında 2014 Olimpiyatları problemleri hakkında büyük tartışmalar oluyor. Hatta Rusya Çerkes örgütlerinin yaklaşımları farklı. Bence, bugün yaşadığımız toplumla açık diyalogla ahlaki açıdan kabul edilebilir bir formül hazırlanacak. Bir kez daha tekrarlıyorum: Vancauver bize pozitif bir örnek gösterdi.

Siz kısa bir süre önce, 19-20 Şubat 2010’da Dünya Çerkes Birliği yürütme kurulunun toplantısının yapıldığı Nalçik’ten döndünüz. Bildiğim kadarıyla, orada Soçi’deki Olimpiyatlar hakkında kararlar alındı. DÇB’nin bu konudaki yaklaşımını detaylıca anlatınız lütfen.

DÇB toplantısında önümüzdeki üç yılın çalışma programı, RF devlet başkanın Türkiye ziyareti, Kabardey-Balkar’daki sosyo-politik durum, 2014 Olimpiyatları görüşüldü. Maalesef DÇB’in RF Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’e 2014 Olimpiyatlarıyla ilgili mesaj metni konusunda uzlaşamadık. Üzerinde çalışma halen devam ediyor. Vancauver’deki protesto eylemi ve Soçi yönetiminin olimpiyat ateşinin Vancauver’den Soçi’ye verilişi töreninde Çerkes örgütlerinin görünmezden gelinmiş olması hoş olmayan bir ortam oluşturdu. DÇB mesajı sadece Rusya Federasyonu devlet başkanına değil, Adıgey, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes parlamentolarına resmi destek için gönderilecek.

Siz defalarca RF Adıgeleri ve diaspora Adıgeleri arasındaki manevi bağdan söz ettiniz. Adıge diasporası ne kadar etkili ve aslında Adıge diasporasının Rusya için anlamı nedir?

Çerkes diasporası, özellikle son zamanlarda tarihi vatanla ilişkilerin oluşturulmasında daha aktif. Önümüzdeki on yıldaki işbirliğin temel yönleri Aralık 2009’da Moskova’da yapılan Dünya Yurttaşlar Kongresi’nde oluşturuldu. İtiraf etmek ne kadar üzücü de olsa, Çerkes diasporası ile ortak hareket sistemi yok. Bu konuda sorumluluk öncelikli olarak bölgesel düzeyde yönetime ait. Rusya’nın birçok bölgeleri - öncelikli olarak Moskova, özellikle Tataristan- yurttaşları ile işbirliği konusunda zengin tecrübe oluşturdular. Bu çerçevede Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’da son 20 yılda yapılanlar eleştiriyi engellemiyor. Adıgey’de son iki yılda bazı ilerlemeler görüldü. Bununla birlikte, Kosova’dan geri dönüş yapmış birkaç ailenin halen geçici merkezlerde barınıyor olmasını, onların büyük bölümünün Avrupa’ya dönmüş olduğunu ifade etmeden geçemeyeceğim. Genel olarak RF’ye Çerkeslerin geri dönüşü Adıgey ve Kabardey-Balkar yönetimlerinin gayreti ile oluyor. Çerkes diasporasının yatırımları da gereken şekilde korunmuyor. Pozitif örneklerle birlikte geri dönüş yapan Çerkesler arasındaki işadamlarının haklarının ihlal edildiği de oluyor.

Çarpıcı örnek Adıgey’in Şovgenovsk bölgesindeki tavuk fabrikasının kaderi. Ürdün’den Adıgeler 2000 başında Maykop’ta ‘Sanrays’ şirketini kurdular ve o dönemde 7 yıldır çalışmayan ve tamamen yıkılmış olan ‘Şovgenovsk’ tavuk fabrikasını yeniden inşa etmeye başladılar. Milyon rubleler koyarak işadamları beş bölümden üçünü yeniden inşa ettiler, tavukların yetiştirilmesi için cihazları tamir ettiler, yemlikler koydular, tarım tekniği aldılar. Tavuk fabrikasında 40’dan fazla iş imkanı doğdu. Müessese senelik tavuk eti üretimini 800-900 tona ulaştırdı. Geri kalan bölümlerin de yeniden inşa edilip hizmete sokulması, fabrikaya tavuk eti üretimi için modern teknoloji getirilmesi planlanıyordu. Bununla birlikte müessese 1 milyon 350 bin rubleden fazla verdi, kira olarak da 200 bin ruble ödedi.

Beklenmedik bir şekilde bölge idaresi kira bedelinin 8 katı arttırıldığını ilan etti. Sanrays’ın sahipleri müesseseyi felce uğratmamak, insanları işsiz bırakmamak için ekipman, makine ve rezervlerini (1,85 milyon ruble değerinde) 10 ay içinde bedelinin ödenmesi üzerine anlaşarak yeni sahiplerine bıraktılar ve gittiler.

Kısa süre sonra tavuk fabrikası yeni müdürü ile vergi ödemeyi bıraktı, işçilere ödenecek maaş yaklaşık 13 milyon ruble oldu. Yaklaşık bir yıl sonra fabrikanın iflas ettiği ilan edildi.

Yüksek eğitim kurumlarında kadro hazırlıklarına gelince, burada üniversitelere Afrika ülkelerinden öğrencilerin davetine Çerkes diaspora temsilcilerinden öğrencilerin davet edilmesinden büyük önem veriliyor. Her ne kadar şaşırtıcı gelse de, Krasnodar Kray- Kuban Devlet Üniversitesi, özellikle Roma-Alman filoloji fakültesi, Kuban Devlet Tıp Akademisi, Adıgey Devlet Üniversitesi, Maykop Devlet Teknoloji Üniversitesi, Karaçay-Çerkes üniversitesinden öğrenci almaktan çok Çerkes diasporasından öğrenci almaya önem veriyor. Diasporanın Rusya Devlet ile işbirliğine gelince, 2010’nun tarihi olmak için tüm şansı var. Ama ileriye atılmayacağız ve RF devlet başkanına sunulan Çerkes inisiyatiflerin somut neticelerini bekleyeceğiz.

Size iyimserlik konusunda dayanak olan nedir?

Bu bence, federal düzeyde, bölgesel yönetimlerin diaspora ile işbirliği konusundaki inisiyatifsizliğine belirli öfkenin ortaya çıkıyor olmasıdır. Dünya Yurttaşlar Kongresi bildirisini okumak yeterli. Bildiri metninin RF hükümetinde hazırlandığı kimse için sır değil. Federasyona bağlı bölgelerdeki yönetimler bildiride ifade edilenin hiç değilse yüzde 10’unu gerçekleştirseydi düşünülemez bir atılım olurdu.

Ciddi bir mesele daha var, bu Kıyı Boyu’nda yaşayan Adıgey-Sapsığlar. Şapsığlar özel tarihi ve kültürüyle, gelişmiş geleneksel demokratik idaresiyle, muhacirlik öncesinde en çok sayıda olan Adıge milleti. XIX. yüzyılda Adıgeler için önemli birçok siyasi karar Şapsığlardan geldi. Şimdiyse, Kıyı Boyu’nda az sayılı köyler olarak kaldılar. Adıgey’den koparılmış olan Şapsığlar kültürlerini kaybediyor. Adıge-Şapsığların daha önemli problemleri nelerdir, onlarla kim ilgileniyor ve bu problemlerin çözüm perspektifleri sizce nasıl?

Adıge-Şapsığların günümüz problemleri üç gruba ayırmak mümkün ve onlar, yerli az sayılı halkların korumasıyla ilgili federal yasama ölçülerinin Krasnodar Kray bölgesinde gerçekleştirilmesine bağlı. Son on yılda federal düzeyde kabul edilen, RF’nin az sayılı yerli halklarının sosyo-kültürel gelişimi ve ekonomik gelişimiyle ilgili kararların istisna olarak Sibirya ve Uzak Doğu halklarına ayrıldığı, Kafkasya’nın az sayılı halklarının görmezden gelindiği fark edildi. Genel olarak bu yaklaşım bir çok problemin çözümüne engel oluyor. Önceden olduğu gibi temel politik problem, Krasnodar Kray yönetim organlarında Adıge-Şapsığlara kontenjan temsilcilik sağlanması olarak kalıyor. RF federal meclisi federasyon cumhuriyetlerindeki yasama meclislerinde az sayılı yerli halklara kontenjan verdi, ardından bu kaideyi iptal etti.

Lazarev anıtı ve Soçi’de Kafkasya savaş kurbanları anıtının bitirilmemesi sorunlu konu olarak kalmaya devam ediyor. Aynı zamanda, Adıge-Şağsığların geleneksel yaşantısının korunması için federal yasama ölçülerinin gerçekleştirilmesi problemi güncelliğini koruyor. Krasnodar Kray’da bugüne kadar ilgili kanun halen kabul edilmedi.

Adıgey-Şapsığların sosyo-ekonomik ve milli-kültürel problemlerinin çözüm tecrübesine gelince, Krasnodar Kray yönetimi bu alanda büyük çalışma yürütüyor. Kıyı Boyu’nda etnik ve kültürel durum, Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar’daki durumdan çok az farklı.

Değindiğiniz, general Zas, Lazarev heykelleri, bir yerin coğrafyasının yeniden yapılanması ideolojisinin konusu. Bu tanınmış imparatorluk uygulamalarından biri: imparatorluklar yeni yerleri kendi yapılarına dahil edince, bilinçli olarak alanı yeni sembollerle doldurdu, böylelikle tarihi bir hatırayı silerek yerine başkasını koydu. Maykop’ta 2008’den beri ‘Hatıra ve Birlik’ anıtı inşa edilmesi planlanıyor, anıtını öncülüğünü yapan Adıge Khase sivil hareketinin düşüncesine göre, şöyle veya böyle Kafkasya savaşı, savaşa katılan tüm halklar için trajediydi. Ama bütçe kaynağı olmadan bu proje büyümüyor, var olan sivil kaynak ise açıkça yetersiz: Anıtın tahmini maliyeti 53 milyon ruble. Anıtla ilgili duruma yaklaşımınız nedir? Hemen söyleyeyim ben, sistem problemlerinin olduğu bir durumda yeni bir anıtını ortaya çıkmasının bir şeyler değiştireceğine aslında şüpheyle bakıyorum.

‘Hatıra ve Birlik’ anıtının temel problemleri finansal alanda değil, aslında kendi anıt fikrinde ve onun sanatsal yönünde. Görebildiğim seçenek bence karışıklığa neden olacak. Anıt kompozisyonuna, halkımı yok eden kişilerin görüntülerinin dahil edilmesi, ahlaksızca. Umuyorum ki, fikrin sahipleri önlerine konulan göreve sorumlu bir şekilde yaklaşırlar. Bu alanda vicdanla uzlaşma kabul edilemez. Birliğe, kendi halkını küçülterek, kendi geçmişine söverek ulaşılamaz.

Sizinle değindiğimiz tüm konular internet alanında aktif olarak tartışılıyor. Heku.ru, elot.ru gibi portallar, bölgede ciddi bölgesel analiz yazılarının yokluğunda çoktan tartışma alanları oldular. Sizce tüm dünyada ulaşılan bu sitelerdeki tartışmalar yapıcı mı yıkıcı mı? Bildiğim kadarıyla, siz sıkça ciddi eleştirilerin muhatabı oluyorsunuz ve internette kendi adınızla görüşüyorsunuz.

İnternet açık ve ulaşılır bir alan. Özellikle Çerkes sitelerinde toplumu ilgilendiren problemlerin tartışılıyor olması şaşırtıcı değil. Genel olarak bu, ülkemizin medya durumunu yansıtıyor: Sağlık kaynakları kendi hayatını yaşıyor, toplum kendininkini. XXI. yüzyılda ifade özgürlüğünün değer ve önemini göstermenin anlamı olmadığını düşünüyorum. Genel olarak internet sitelerinde benzeri kullanıcılar bulunuyor. Birçoğu elbette entelektüel ve duygu olarak ağır konuları tartışmaya hazır değil, toplumu ‘profesyonelce’ tahrik edenler de var, ama genel olarak bence, ciddi konuların tartışmaya açılması, problemlerden söz edilmemesinden iyidir. Kendi adıma internette tartışmaya önem veriyorum.. Bu benim seçimim ve sivil pozisyonun köşeden radikal sloganları haykırmak için önemli bir özellik olduğunu gösterme isteğine yöneliktir.  ÖZ/FT

Kaynak: Ajans Kafkas 1 Mart 2010’ta Kavkaz-Uzel’de yayımlanan bu röportajı Ajans Kafkas’tan Özlem Güngör Türkçeye çevirdi.

Kuzey Kafkasya Tarihi

Aralık 12, 2018

5000 Yıllık Tarihsel Bakış

Kafkas Dağları’nın yalçın dorukları, Hazar, Karadeniz ve Büyük Bozkır’ın uçsuz genişliğiyle dünya medeniyet merkezlerinden tarihin daha ilk çağlarında ayrı düşen Kuzey Kafkasya, antik kültürün en göz alıcı mekanlarından biri olmuştur. Elverişli iklim koşulları, bereketli doğal kaynakları ve müthiş verimli toprağıyla ilkçağ ekonomisinin gelişme kaydetmesi için gerekli olan tüm olanakları sunmuştur. Burada Maden Çağı’nın başlangıcı, Mezopotamya ve Kuzey İran ile aynı anda M.Ö. 6.Milenyum’a rastlamaktadır. Profesör Veselovsky N.I tarafından 1897’de Adıgey Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’ta bulunan “Bereketli Kurgan” denilen gömülü bir tepecikten ismini alan Bronz Çağı Maykop Kültürü, Kuzey-Batı’daki Taman Yarımadasından Güney-Doğu’daki Dağıstan’a kadar Kuzey Kafkasya’nın gözde bölgelerine yayılmıştır. Bu kültürün ortaya çıkışı, oluşumu ve gelişimi Yakın Doğu’dan Trans-Kuban bozkırları ve tepelerine kadar olan bölgede yaşayan grupların bu kültürün içine sızmalarıyla yakından bağlantılıdır ki bu gruplar gelirken Yakın-Doğu’nun teknolojik gelişmelerini ve kültürünü yanlarında getirmişlerdir. Bu tür karışık kültürel ilişkiler, tüm Avrasya sınır topraklarının ve Avrupa Bronz Çağı’nın en çarpıcı olaylarından biri olarak adlandırılan tek bir kültürün oluşumu ile sonuçlanmıştır.

İlerleyen zamanlarda Maykop Kültürü bu bölgede, Kuzey Kafkas Kültürü’nün ve yerel farklılıkları da kapsayan tek bir tarihin gelişimine temel oluşturmuştur. Böylesine büyük çapta kaydedilen gelişme, Kafkas Bozkırlarındaki büyükbaş yetiştirici kabilelerin, yer altı mezarı ve kereste çerçeve taşıyıcılarının kitlesel yayılımıyla yakından alakalıdır. M.Ö. 2.Milenyum’un sonunda, Bronz Çağı’nın açıklandığı dönemde, Kuzey Kafkasya en geniş metal üretim merkezlerinden biriydi. Bronz parçacıklarından yapılan göz alıcı sanat eserleriyle ünlü Kuban Kültürü’nün asıl çıkış noktası Kafkas Sıra Dağları’nın meyilli etekleri ve bu eteklerin kuzey bölümleridir. Metal araç-gereç ve silahlarda pek çok değişik yerel çeşitliliğin arasında, Kuban Kabilelerinin Transkafkasya ve Yakın Doğu ülkeleriyle samimi kültürel ve ekonomik temaslarını kanıtlayan “Transkafkasya ve Yakın Doğu Modelleri” hiç zorluk çekilmeden ayırt edilebilir. Bozkırın o uzun zorlu yolları boyunca Kuzey Kafkasya sanatçılarının ortaya çıkardığı işler, Kafkas Dağları’nın sınırlarını aşarak uzaklara kadar ulaşmıştır. 

Bronz Çağı’nın sonlarına doğru, bronz işlemeciliğinde gelinen nokta demirden araç-gereç ve silah yapımı için gerekli demir işlemeciliğini kolaylaştırmıştır. Doğu Avrupa’da M.Ö. 8.yüzyıl, Rusya ve Ukrayna’nın güney Avrupa kısımlarındaki ilk devlet oluşumlarını ve güçlü kabile birliklerinin yerleşme alanlarını eski çağın ilkel ilişkilerinden tamamen ayrı tutan çok önemli tarihsel bir sınır çizgisi olmuştur. Pek çok bozkır insanı göçebelikle sağladığı ekonomik yaşantısını değiştirmiş, geniş çapta göçler ve uzun mesafeli yolculuklar başlamıştır. 

Bozkırın o dağınık olma özelliğinin dışında sınırsız uzantısı birleştirici bir özelliğe dönüşmüştür. İlk defa savaşçı kabileler Kimmerler ve İskitler, dünya tarih arenasında belirmişlerdir. Onların güçlü etkileri, tüm Yakın Doğu medeni dünyasını sarsıntıya uğratmıştır. Kafkasya’nın kuzey düzlüğü, göçmen savaşçı birliklerin zengin güneye yağmalama yolculukları yapmaları için iyi bir geçiş alanı olmuştur. Tarihçiler, İskitlerin Kafkasya üzerinden Yakın Doğu ülkelerine yaptıkları yağmalama seferleri için dört rota belirlerler. Bunlar arasında Meot-Kolkis yolu, Mamison geçidi ile Derbent ve Daryal çıkışları vardır. En son söylenen asıl rota olarak bilinmektedir. Tam burada, M.Ö. 7.yüzyıl’ın ikinci yarısına rastlayan tarihlerde, Orta Kafkasya’nın bozkır bölgelerinde Kuzey Kafkasya’daki İskit Kültürü’nün antik arkeolojik yapıtları bulunmuştur. 

Kuzey-Batı Kafkasya’da Meot öncesi kabileleri, ilk olarak Kimmerler ve sonrasında da İskitler ile yakın ilişkiler kurmuşlardır. Şüphesiz Meot öncesi dönem nüfusundan bireysel grupların Yakın-Doğu seferlerine katılmaları Kuban Bozkırı’na savaş ganimeti getirmiştir. Bu sadece M.Ö. 7-8.yüzyıllarda Kimmerler ve İskitler gibi Meot öncesi dönem silah ve koşum takımlarının bulunmasıyla değil aynı zamanda Urartu ve Asyalı sanatçıların yapmış oldukları çalışmaların da bulunmasıyla kanıtlanmaktadır.

M.Ö. 6.yüzyılda Kuzey-Batı Kafkasya’da iki farklı etnik kültür birikiminin- Farsça konuşan göçebe İskitler ve yerel dümen yeleleri ile sığır yetiştiricileri- etkileşimi sonucunda eşsiz sanatsal geleneklere sahip Meot Kültürü oluşmuştur. Bu kültürün taşıyıcıları, Azak Denizi’nin kuzey sahil bölgeleri, Kuban ve Trans-Kuban Bozkırlarını da kapsayan geniş alanları işgal eden yazılı antik kaynaklardan öğrenildiği kadarıyla Meot Kabilelerinden Dandar, Kerket, Sindi, Psesi ve Thatei’dir. Kuzey Karadeniz sahil bölgelerinin antik merkezleri ile yakın ticari ve politik temaslar kurulmuş, özellikle Boğaziçi Krallığı zamanında kültürel ve ekonomik bağlar kuvvetlendirilerek şekillendirilmiştir.(M.Ö. 5.Y.Y.) Zengin cenaze alanlarında bulunan pek çok antik ithal mallar ve mezhep tapınakları bunu kanıtlamaktadır.

M.Ö. 4.yüzyıl’da Farsça konuşan yeni bir göçebe dalgası, Avrasya Bozkırları’na yayılmıştır. Don Deltası, Trans-Don ve Volga’ya kadar olan bölgede yaşayan Sarmatyanlar, Ural Bölgesinden benzer kabilelerin teşvikiyle birleşmiş ve güçlü bir kabile birliği oluşturmuşlardır. 2. ve 3.yüzyıllarda güneyde Kafkasya’nın bozkır kısımlarını ve Kafkas Sıra Dağları’nın eteklerine kadar olan yerleri, batıda ise Dyneper ve Don arasındaki Kuzey Karadeniz sahil bölgesinin bozkırlarını işgal etmişlerdir. Sarmatyanların geniş alanlara yerleşmeleri Sarmatyan Kültürü’nün yayılması ve en önemlisi yerel nüfusun Sarmatyanlaştırılması ile sonuçlanmıştır.

M.Ö. 1 yüzyılda Avrupa’da güçlü bir politik güç olarak bilinen en büyük kabile birliklerinden Aorsi ve Siraci, Boğaziçi’nin Roma ve Pontus ile ilişkilerine engel olan iç savaşlarda yer almışlardır. M.S. 1 yüzyılda Kuzey Kafkasya ve Don bölgelerinde, çoğunluğunu Sarmatyan Kabilelerinin oluşturduğu Alani isminde yeni büyük bir göçebe birlik belirmiştir. M.S. 4.yüzyıla kadar Kafkasya düzlüğünün esas nüfusunu onlar oluşturmuşlardır. Düşman komşuların şiddetli saldırıları altındaki yerleşik nüfus, yerel kültür özelliklerinin devam ettiği dağlara ve yamaçlara doğru gitmeye mecbur bırakılmışlardır. Hun istilaları ile bağlantılı olarak M.S. 4 yüzyılın sonunda gelişen şiddetli olaylar Sarmatyan egemenliğine son vermiştir. Bu olay, Avrupa tarihinde yeni bir sayfa açan “Büyük Göç” devrinin de başlangıcıdır. 

Asya derinliklerinden sel gibi akıtılan sayısız Türk kabilesi ve insanı, Kuzey Kafkas nüfusunun etnik oluşumunda, daha sonra bu bölgede yer alacak kültürel ve etnik sürece de yansıyacak olan gözle görülür pek çok değişiklikler getirmişlerdir. Orta Çağ’ın başlangıcı, Kuzey Kafkasya için karışıklıklarla doludur. Hazarlar, Hazar Denizi’nin Kuzey-Doğu sahil bölgesinde güçlerini artırmış, Orta Kafkasya İran-Bizans savaşlarında bağımsız güç olarak dünya arenasına tekrar çıkan Alanlar’ın egemenliğine geçmiş, Kuzey-Doğu Kuban bozkırlarında Bulgarlar “Büyük Bulgarya” Krallığı’nı yaratmış ve eski Adıge-Zihi kabileleri Kuzey Karadeniz sahil bölgesinde birleşmişlerdi. Hazar Hanlığı’nın oluşumu, Kuzey Kafkasya Toplulukları’nın sosyal ve ekonomik alanda yeniden yapılanmaları için güçlü bir etki yaratmıştır. Ortak sınırlar, Hazar hanlarının merkezileştirilmiş politikaları, özünde Alan-Bulgar olan Hazar Kültürü’nün başarı ile gelişmesini sağlamıştır. Asya ve Avrupa’yı bağlayan muhteşem İpek Yolu, Kuzey Kafkasya’nın uluslar arası ticaret ve ekonomide ortaklıklar kurmasını kolaylaştırmış ve yeni kültürel, ideolojik düşüncelerin şampiyonu yapmıştır. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Yahudilik Hazarya nüfusunun geleneksel pagan anlayışına önemli değişiklikler getirmiştir. 

Kuzey Kafkasya’nın politik ve ekonomik durumundaki derin değişiklikler Hanlığın çöküşünden sonra gerçekleşmiştir. Moğol öncesi dönem, ortaçağ kültürünün altın çağı olan Kafkas Kültürü’nün oluşumu için final dönemidir. Bu dönem, bölgenin pek çok genel ve özel özellikleriyle birlikte oluşturduğu genel imajının şekillendiği dönemdir. Madencilik, maden işlemeciliği, çömlekçilik ve mücevher zanaatı, ev yapımı ve tarımcılık Kafkas Milletine ait asıl alanlardır. Tatar-Moğol istilası, ekonomik temeli yıkılarak Kuzey Kafkasya eyaletleri ve insanının gelişimini uzunca bir süre sekteye uğratmıştır. Altınordu hanlarının acımasız yok edici baskınları ve daha sonrasında Timur’un seferleri, Kuzey Kafkasya bölgesinde büyük çapta yıkımla sonuçlanmış ve 13.yüzyılın başında oluşan etnik sınırlar değişikliğe uğramıştır. Bu süreç özellikle Kuzey-Doğu ve Orta Kafkasya’da Adıgelerin Alan birliklerini bozguna uğrattıkları ve Alan nüfusunu çıkardıkları ve daha sonra da güneydoğu içlerine doğru hareket ederek sırasıyla bugünkü Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes topraklarını işgal ettikleri yerlerde görülmektedir. Bu dönem, Meotlardaki zengin bulgulara dayanarak “Beloreçerkesya” ismi verilen ortaçağ Adıge Kültürü için altın bir çağdır. Çeşitli silah parçaları, mücevher ve kemer setleri, gümüş fıçılar ve Vedenik camı bu kültürün refahı ve zenginliğini Batı ve Doğu dünyalarıyla olan kültürel ve ticari ilişkilerinin genişliğini göstermektedir.

Bu makale 5 Milenyum süresince Kuzey Kafkasya tarihsel süreçlerine kısa bir bakış getirmektedir. Meotlar, gömülü zeminler, antik alanlar ve şehirler, tapınaklar ve Kuzey Kafkas insanının tarihine dair pek çok kültürel yapıtın araştırılmasıyla bunlara açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Özel bir bilim dalı olarak Kafkasoloji oluşturulmuş, çok ciltli önemli çalışmalar yayımlanmıştır. Ancak her yıl yeni materyaller belirmekte ve böylelikle bilim adamları onları gözden geçirmekte, doğrulamakta ve bilimsel çalışmalarını genişletmektedir. Kuzey Kafkasya’nın zengin toprakları günümüzde de pek çok gizeme sahiptir ancak geçen zaman bu gizemlerin ortaya çıkması ve açıklık kazanmasına imkan sağlamaktadır. Tarlalar açmak, sulama çalışmaları, su hatları ve depo çalışmaları pek çok ortaçağ antik eserinin yok olmasına sebebiyet vermiştir. Bu da, geniş çaplı koruma ve aktif alanlardaki eserlerin muhafaza edilmesini birincil derecede öneme sahip bir konuma getirmektedir. 

Moskova Saint-Petersburg, Krasnodar Bölgesi, Stavropol, Adıge, Dağıstan, Osetya, Karaçay Çerkes, Kabardey-Balkar, İnguşetya ve Çeçen Cumhuriyetlerinin arkeologları son dönemlerde tarihsel ve kültürel anlamda zengin olan bu bölgenin kültürel mirasını koruma altına almak için arkası kesilmeyen bir mücadele içerisine girmişlerdir. Ayrıca bu, 1981’de Ph.D Leskov A.M. öncülüğünde kurulan Devlet Oryantal Sanat Müzesi Kafkas Arkeoloji Heyeti’nin gerçekleştirmeyi hedefledikleri amaçları arasındadır. 17 alandaki dönemlik kazılar, Orta ve Kuzey-Batı Kafkasya Orta Çağ tarihinin nüfusunun ve zengin antik materyallerin bulunmasını sağlamıştır. Bu buluntular oryantal ve antik sanatın gerçek örnekleri olan yerel sanatçılar tarafından yapılan eşsiz eserleri içermektedir. Bu eserler Karaçay-Çerkes ve Stavropol Bölgesinde Dr. Flerov V.S. ve Ph.D. Kozenkova V.I. önderliğindeki Rus Bilim Akademisi Arkeoloji Enstitüsü Heyetinin kazılarında bulunan ilginç buluntuların da eklendiği Devlet Oryantal Sanat Müzesi Arkeoloji Koleksiyonu’nun asıl eserlerini oluşturmaktadırlar.

Prof. Dr. Nabatçikov
Devlet Oryantal Sanat Müzesi Direktörü, Moskova
Kaynak: Artefact Caucasus, Gold of the North Caucasus

Çerkesler hakkında

Aralık 08, 2018

Efsane

Efsaneye göre, Tanrı yeryüzünü yarattığında, yeryüzüne dağıtmak için dağları içine koyduğu bir torba taşıyormuş. Bunu gören şeytan torbanın dibinde bir delik açmış ve tüm dağlar Kara Deniz ile Hazar Denizi arasındaki bölgeye dökülmüş. Bunun üzerine Tanrı bu bölgeyi dünyada şeytanın giremeyeceği ve insanları yoldan çıkaramayacağı tek yer olarak yaratmış, çünkü zaten hayat bu hali ile burada yaşayan insanlar için yeterince zormuş.

Büyüleyici ormaları, bereketli ırmak ve gölleri, tepesi sonsuza kadar karla kaplı kalacak gibi duran dağları ve yamaçlarındaki otlakları ile bir tabiat güzelliği ve canlılığı sergileyen Kafkasya ziyaretçileri tarafından “cennet” olarak tarif edilir. Shakespeare bir eserinde Alp Dağlarını cüceleştirerek “bunlar donmuş Kafkaslardır” demiştir. Efsaneye göre Avrupa’nın en yüksek dağı olan Elbruz Dağının iki tepesinin ortasında Ağrı Dağına giden Nuhun Gemisi bulunmaktadır. Prometheus, Yunan mitolojisinde Altın Postun bulunduğu yerde, Kazbek'e zincirlenmiştir. Puşkin, Tolstoy, Lermantov buralardan ilham almıştır. Güzellikleri, fizikleri, atcılıkları, uzun ömürleri ve dört dörtlük tavırları ile tanınan Çerkesler işte bu ülkeden gelmiştir.

Kafkasya

Avrupa ve Asya’yı birbirinden ayıran Kafkasya, Kuzey Kafkasya ve Güney Kafkasya (Transkafkasya) olarak iki ana bölgeden oluşmaktadır. Genel olarak dağlık ve engebeli toprakları olan Kuzey Kafkasya bölgesi Maniç Çukurundan başlayarak güneye inmekte, buradan da Kafkas sıradağlarına ulaşarak son bulmaktadır. Kafkas sıradağları kuzeydoğudan güneydoğuya uzanır ve en yüksek noktaları Elbruz Dağı (5642 m) ve Kazbek Dağıdır (5047 m).

Kafkas Dağları başta Mamison (Oset Askeri Yolu) ve Daryal olmak üzere pek çok geçitle kesilmekte olup bu geçitler Kuzey Kafkasya’yı Transkafkasya’ya bağlamaktadır. Bu bölge Kafkas dağlarının güney yamaçları ile büyük çöküntü alanlarını Ermenistan Platosunu bağlayan kısmı içine almaktadır. Bu bölge Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu medeniyetlerinin buluştuğu bir nokta olup, bu kültürlerle birlikte sadece kendine özgü kültürleri de barındırmaktadır.

Kafkasya'nın doğal güzellikleri Rus edebiyatına mal olmuştur. Örneğin, Puşkin’in “Kafkas Mahkumu” adlı şiiri, Lermontov’un “Çağımızın Bir Kahramanı” adlı romanı ve Tolstoy’un “Kazaklar” ile “ Hacı Murat” adlı romanlarında bu güzelliklerden bahsedilir. Kafkasya’nın yüksek dağları ve derin vadileri kadim halk efsanelerine de ilham kaynağı olmuştur. Prometheus bu topraklarda zincire vurulmuş, Argonotlar altın postun yatağını buralarda aramış, ilahiliğin ve sonsuzluğun sembolü olan mitolojik kuş Simurg Kafkas dağlarının yüksek tepelerinde uçmuştur.

Kafkasya, Avrasya’nın etnografik açıdan en karmaşık bölgesini oluşturmaktadır. “Dilller Dağı” olarak da bilinen Kafkas Dağları, farklılıkları ile insanı şaşırtan pek çok etnik topluluğa ev sahipliği yapmaktadır. Bu toplulukların bazıları çok eski çağlardan beri bu bölgede yaşayagelmiştir. Bu gruplarca aşağı yukarı elli dil konuşulmakta olup bunların çoğunun dünya üzerindeki diğer dillerle hiç bir akrabalığı bulunmamadığı gibi karmaşık ve egzotik karakterleri ile Avrasya’nın diğer dillerinden de farklıdır. Bölgede üç farklı yerli dil ailesi bulunmaktadır; Güney-Kartvel, Kuzeydoğu ve Kuzeybatı. Kuzeybatı dilleri olan, Abhazca/Abazaca, Ubıhca ve Adığece bölgenin belki de en karmaşık dillerindendir. Bu halklar genellikle “Çerkes” olarak adlandırılmaktadır.

Günümüzde Kuzey Kafkasya’da Adığey Cumhuriyeti, Karaçay Çerkes Cumhuriyeti, Kabardey Balkar Cumhuriyeti, Kuzey Osetya-Alanya, İnguşetya, Çeçenya, Dağıstan Cumhuriyeti, Krasnodar Bölgesi, Stravropol Bölgesi ve Kalmık’ın bazı kesimleri ile Rostov bölgesi bulunur. Transkafkasya Bölgesi’nde de Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan bulunmaktadır. Abhazya ve Güney Osetya ise coğrafi açıdan Transkafkasya bölgesinde yer alırken, tarihsel ve kültürel açılardan Kuzey Kafkasya’ya dahildir.

Çerkesler

Çerkesler Kafkasların yerli (otokton) halkı olup ezelden beri bu topraklarda yaşamışlardır. Konuştukları benzersiz dilleri bir insanın çıkarabileceği tüm sesleri barındırır. Kafkas dağlarının güzellik, cesaret ve gizemini yansıtan büyüleyici bir kültürleri vardır.

Çerkesler tarihleri boyunca acımasız saldırılara karşı ülkelerini ve bağımsızlıklarını korumuştur. Çarlık Rusyası'nın 18. yüzyılda başlattığı saldırılara kadar tüm istilacılara karşı direnen Çerkesler, kendi ülkelerinde tarihsel kültürlerini koruyabilmişlerdir. Çarlık İmparatorluğu'na karşı düzensiz bir ordu ve dış destek almaksızın yüzyıldan uzun bir süre ülkelerini büyük bir dirençle son ana kadar savunmuşlardır. Ancak 19. yüzyıl ortalarındaki yenilgilerinden sonra bu özgürlük aşığı halk büyük kitleler halinde yabancı topraklara sürgün edilmiştir. Çerkes halkının sürgünü modern zamanların en büyük sürgünüdür. Nüfusun yaklaşık yüzde doksanı sürgün edilmiş ve bunların üçte biri sürgünde açlık ve hastalıktan yok olmuştur. Sürgünde sağ kalanlar farklı ülkelere dağıtılmıştır. Tüm acılara ve güçlüklere rağmen Çerkesler bir topluluk olarak hayatta kalmayı başarmışlardır. Günümüzde Çerkesler anavatanları ile diaspora arasında yakın bağların kurulması ve geliştirilmesi için çalışırken sadece kültürlerini korumayı, dillerini konuşmayı, özgür, mutluluk ve barış içinde yaşamayı istemektedirler.

Kısa Tarih

Dünyadaki uygarlıkların merkezlerinden dik yamaçlı Kafkas Dağları, uçsuz bucaksız Hazar Denizi ve Kara Deniz ve Büyük Bozkırlar ile ayrılan Kuzey Kafkasya insanlık tarihinin ilk dönemlerinde antik kültürün en parlak merkezlerinden biri olmuştur.

Uygun iklimi, doğal kaynakları ve bereketli toprakları, ilk ilkel ekonomilerin oluşumunu ve gelişimin için tüm koşullarını sağlamıştır. Bu bölgede erken demir çağı, Mezapotamya ve Kuzey Irak ile aynı dönemde, milattan önce 6 bin yıllarında başlamıştır.

Adını Adığey Cumhuriyeti başkenti Maykop’ta bulunan en zengin kurgandan (gömüt) alan Erken Bronz Çağı Maykop Kültürü Kuzey Kafkasya’nın hemen hemen tüm bölgelerine Kuzeybatıdaki Taman yarım adasından Güneydoğudaki Dağıstan'a kadar yayılmıştı. Maykop Kültürü, tüm Avrupa ve Avrasya Bronz Çağının en muhteşem kültürünü temsil eder. Bronz Çağın bitiminden sonra M.Ö. 2000’in sonunda Kuzey Kafkasya metal üretiminde en büyük merkezi halini almıştır.

Bronz eserlerindeki çarpıcı sanatı ile ününü duyuran özgün Kuban Kültürü Kafkas Dağlarında ve kuzey yamaçlarında doğmuştur. Yerel silahlar ve aletlerin zengin çeşitliliği arasında Transkafkasya ve Yakın Doğu modellerini ayırd etmek hiç de güç değildir. Bu durum Kuban kabileleri ile Transkafkasya ve Yakın Doğu ülkeleri arasındaki yakın ekonomik ve kültürel ilişkileri işaret etmektedir.

M.Ö. 1000 yıllarında Çerkes halklarının ataları olan Meotlar, Sindler, Akhaylar, Zikhler ve diğer Kuzey Kafkasya kabilelerinin isimleri ile karşılaşılmaktadır. Yunan ve Roma kaynaklarında hepsi topluca Meot olarak tanımlanan bu topluluklar, Kara Deniz'in doğu kıyıları ile Azak Denizi ve Kuban Vadisine kadar yayılmışlardı.

M.Ö. 5. yüzyılda Meotik kabilelerden Sindlerin ülkesinde zenaat ve ticaret merkezi olan şehirlerin oluşumu ve gelişimi gözlenmiştir. Sindlerde sınıfların ve devletlerin oluşumunu Yunanlılarla iletişimleri hızlandırmıştı. M.Ö. 5. yüzyılın sonunda Sindika güçlü bir kraliyet halini aldı. Sindler antik Yunanlılarla, özelikle de Atinalılarla, ticari ve kültürel açıdan yakın ilişkiler kurmuş, hatta olimpiyatlara katılmışlardır. Kafkas Dağlarında zincire vurulan Prometheus efsanesi, Kafkas ve Yunan kabileleri arasındaki yakın kültürel bağları göstermektedir.

M.S. 6. ve 8. yüzyıllar arasında Kuzeybatı Kafkasya kabileleleri Zikhler etrafında toplanarak birleşmiş ve Adığe halkını oluşturmuşlardır. Abhazya Krallığı'nın 10. yüzyılda kurulması ile Abhazya'daki tüm kabile ve boyların (Apsiller, Abazgiler, Sanigler, vb) Abhaz halkı olarak bütünleşmesi sağlanmıştır.

Bizanslıların etkisi ile kıyı bölgesinde yaşayan Çerkesler 6. yüzyılda hristiyan olmuştur. Hristiyanlık etkisini 15. yüzyılda -1453 yılında İstanbul’un fethinden sonra- kaybetmeye başlamıştır. Sunni müslümanlık Kırım tatar hanları vasıtası ile Çerkesler arasında yayılmıştır. Ancak Çerkeslerin çoğu 19. yüzyılın sonuna kadar geleneksel pagan inançlarını korumuşlardır.

Antik çağlardan 18. yüzyıla kadar pek çok devlet ve istilacı Çerkeslerin ülkesine saldırdı: Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Hunlar, Hazarlar, Moğollar, İranlılar, Araplar, Kırımlılar…. Tüm bu saldırılara karşı Çerkesler vatanları ve özgürlükleri için kahramanca savaştı, geri çekilmek zorunda kaldıklarında Kafkas Dağlarının erişilmez vadilerine sığındılar.

Rus istilasına karşı Çerkesler 1763 ve 1864 yılları arasında yüzyıldan fazla direndi. 1860'larda direnişin kırılması büyük soykırım ve sürgüne dönüştü. Kara Deniz üzerinden Osmanlı topraklarına gerçekleşen sürgünde nüfusun büyük bir kısmı yaşamını kaybetti. Sürgün sonucu günümüzde pek çok Çerkes Türkiye, Suriye, Ürdün ve İsrail’de yaşamaktadır. Çarlık rejimi, boşaltılan ve yakılıp yıkılan Çerkeslerin topraklarına Rus, Ukraynalı, Ermeni, Gürcü ve diğer topluluklardan insanlar yerleştirildi.

Kafkasya’da 1922 ve 1991 yılları arasındaki Sovyetler Birliği döneminde, çeşitli özerk cumhuriyet ve bölgeler kurulmuştur. 1991 yılına gelindiğinde Adığey, Karaçay Çerkes, Kabardey Balkar, Kuzey Osetya, Çeçen-İnguş ve Dağısatan Rusya SFSC'nde, Abhazya ve Güney Osetya ise Gürcistan SSC'de yer alıyordu. Mayıs 1991'de Çeçen –İnguş Cumhuriyeti barışcıl biçimde Çeçen Cumhuriyeti ve İnguş Cumhuriyeti olarak ikiye ayrıldı.

Çeçen Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmesinin ardından 1994 yılında Rusya Federasyonu askeri müdehalede bulundu. Halen devam eden acımasız savaş sonucu binlerce masum sivil yaşamını yitirdi. Milliyetci Gürcü kuvvetlerinin 1990 başlarında gerçekleştirdikleri saldırılardan sonra Abhazya ve Güney Ossetya bağımsızlarını ilan etmişlerdir. Abhazya ve Güney Osetya BDT’nin uyguladığı sıkı ambargo ve Gürcistan’ın sürekli askeri tehditlerine rağmen 15 yılı aşkın bir süre varlıklarını devam ettirdiler. Ağustos 2008 tarihinde Gürcistan’ın Güney Osetya yaptığı saldırının ardından, bu devletlerin bağımsızlıları, aralarında Rusya Federasyonu’nun da olduğu bazı devletler tarafından tanınmıştır.

Sürgün-Soykırım

19 yüzyılın ortalarında Çerkeslerin anayurtlarından sürgünü insanlık tarihinin en trajik olaylarından biridir. Çarlık Rusyası'nın 18. yüzyılda başlayan istilasına karşı uzun süren direnen Çerkeslerin bir kısmı dağlık bölgelere çekilmiş, büyük çoğunluğu da Osmanlı topraklarına sürgün edilmiştir.

1856'daki Kırım Savaşı ve 1859'da Kuzey-doğu Kafkasya’da direnişin kırılmasından sonra, Rus ordusu son fethi için tüm kuvvetlerini Çerkesya'ya yönlendirmiştir. 21 Mayıs 1864 Çerkeslerin Soykırım ve Sürgün Günü olarak tarihe geçmiştir.

Bir yüzyıl süren savaşlarda Çerkes halklarına boyun eğdiremeyen Çar, bu halkların ya İmparatorluğun başka bölgelerine ya da Osmanlı topraklarına sürgün edilmesini istedi. Bu politikanın uygulanmasından General Yevdokimov sorumlu oldu. Rus askerleri tarafından Çerkes köylerini sistemli bir biçimde yakılıp yıkıldı. Çerkesya'yı yerli halklarından temizlenmesi amacı ile yapılan sistemli politikalar sonucu Çerkeslerin çoğu (o zamanki nüfusun yüzde doksanı) Kafkasya’dan kısa bir zaman zarfında ve son derece kötü koşullar altında sürgün edildi.

Çerkesler Osmanlı İmparatorluğu'nun elindeki Anadolu ve Rumeli topraklarına yerleştirildi. Ancak Rumeli’ye yerleştirilen (yaklaşık 200.000 kişi) 1877-1878 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından, Anadolu’ya, Suriye , Ürdün ve Filistin’e tekrar sürgün edildi.

Çerkesler Anadolu’da Güney Marmara'da İstanbul’dan başlayıp İzmit, Adapazarı, Düzce, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale bölgesine yerleştirilmişlerdir. Yerleşimin diğer bir kolu da Karadeniz bölgesinde Sinop-Samsun’dan başlayarak Ürdün–Amman’a uzanmış hat üzerinde, Samsun, Amasya, Tokat, Yozgat, Çorum, Sivas, Kayseri, Maraş, Adana ve Hatay bölgelerinde yoğunlukta olmak üzere, yerleştirilmiştir.

Osmanlı topraklarına sürgün edilen Çerkeslerin sayısı kesin olarak bilinmemekte olup, 500,000 ile 2,000,000 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Güvenilir arşiv kaynaklarına dayanan çalışmalara göre bu sayı 1.5 milyon kişi olarak hesaplanmıştır. Ancak bu nüfusun yaklaşık üçte biri yollarda ve yerleştirildikleri bölgelerde, hastalık, açlık ve kötü yaşam koşulları nedenleri ile yok olmuştur.

1877-1878 savaşından sonraki yenilgiden sonra yapılan nüfus sayımında, 1893'de Osmanlı nüfusu 17.4 milyon kişiydi. Bunun 12.6 milyonu (% 70) müslüman, kalanların 2.3 milyonu Rum ve 1 milyonu Ermeni ve diğer halklardan oluşmuştur. Bu verilere göre sürgünden sonra sağ kalan yaklaşık bir milyon Çerkes, 19. yüzyıl sonlarında Osmanlı topraklarında yaşayan müslüman halkların yaklaşık % 10’unu oluşturmuştur.

Sürgünün felaket ve dehşeti Çerkesler tarafından hiç bir zaman unutulmamıştır. Diasporadaki Çerkesler tarafından sürgünden 150 yıl sonra dahi söylenen Yistanbulako (İstanbul Yolu) acı ve üzüntülerini en açık bir şekilde yansıtmaktadır.

Diaspora

Çerkesler 14. yüzyıldan itibaren Anadolu ve Orta Doğu topraklarına, bu bölgelerdeki krallıklar ve hanedanlıklar ile sınırlı ve aralıklı ilişkiler sonucu yerleşmeye başlamıştır. İstanbul’un 1453 yılında Osmanlılar tarafından fethinden sonra İstanbul’daki Çerkes nüfusu - özellikle yönetim kademeleri arasında artmıştır. 

Çerkesler 19. yüzyıla kadar Anadolu ve Orta Doğu topraklarında ayrı bir topluluk olarak yer almamışlardır. Mısır’ı yüzyıldan fazla yöneten Çerkes Memlükler bu konuda bir istisna oluturmaktadır.

Günümüzde Diasporada yaşayan Çerkesler 19. yüzyılda gerçekleşen sürgün sonucu bu topraklara gelmiştir. Sürgün sonucu Çerkesler Rumeli, Anadolu ve Orta Doğu’daki Osmanlı topraklarına yerleştirilmişlerdir. 1877-1878 savaşından sonra, Rumeli ve Balkanlara yerleştirilen Çerkesler tekrar göçe zorlanarak Anadolu ve Orta Doğu topraklarına gönderilmiştir. Bugün, Türkiye, Ürdün, Suriye, Mısır ve İsrail’de önemli miktarda Çerkes yaşamaktadır. 1960 sonlarında Türkiye ve Orta Doğu’daki Çerkeslerin göçü ile, Avrupa’da (özellikle Almanya) ve ABD’de (New Jersey ve Kaliforniya) yeni diasporalar oluşmuştur. Kosova’da yaşayan az sayıdaki Çerkes topluluğu ise 1998 yılında Adığey’e dönmüştür.

Türkiye’deki Çerkes nüfusunun 6-7 milyon olduğu tahmin edilmektedir. Bu tahmin Osmanlı topraklarına göç eden Çerkeslerin sayısına dayandırılarak yapılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'na sürgün edilen Çerkeslerin yaklaşık bir milyonu hayatta kalabilmiştir. Bu sayı, 1893 müslüman Osmanlı nüfusunun yaklaşık yüzde 8-10’unu oluşturmaktadır. Eğer Anadolu’daki Çerkes nüfusu toplam nüfus ile aynı oranda artmış olsaydı, Türkiye’deki Çerkes nüfusu 6-7 milyon arasına olacaktı. (Türkiye’nin mevcut nüfusu 70 milyondan fazladır.) Bu rakam Türkiye’deki Çerkes nüfusu için bir üst sınır olarak kabul edilebilir.* Her ne kadar Türkiye’deki Çerkes nüfusu önemli miktarda olsa da , kendi kültürlerini yaşama ve geliştirmeleri açısından hak ve özgürlükleri sınırlıdır. Yirmi dakikalık haber, belgesel, müzik ve spor programlarından oluşan ilk Çerkesce yayın, devlet televizyonu TRT’de Haziran 2004 tarihinde gerçekleşmiştir.

Ürdün’de yaşayan az sayıdaki Çerkes nüfusu Kraliyet ile yıllardır devam eden yakın ilişkisinin sonucu ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Ancak, Suriye’deki Çerkesler baskıcı Arap milliyetçiliği ile uğraşmak zorunda kalmıştırr. İsrail’deki Çerkeslerin de oldukça ayrıcalıklı bir konumu bulunmaktadır. İsrailli Çerkesler kültürlerini özgür biçimde yaşayabilmekte olup, Adığece İsrail’de ilkokullarda altı yaşından sonra eğitim dili olarak kullanılmaktadır.

* AB Komisyonu'nun 6 Ekim 2004'de yayımlanan 2004 Katılım için İlerleme Raporu’nda Türkiye’deki Çerkes nüfusu 3 milyon olarak tahmin edilmektedir.

Dil ve Kültür

“Dilller Dağı” olarak da bilinen Kafkasya pek çok dile ev sahipliği yapmaktadır. Kafkasya'da üç yerli dil ailesi bulunmaktadır:

  • Abkhaz-Adığe (Çerkes) olarak da bilinen Kuzeybatı Kafkas dilleri: Bu aile, Abhaz-Abaza, Adıüe ve Ubıh dillerinden oluşmaktadır.
  • Nah-Dağıstan olarak da bilinen Kuzeydoğu Kafkasdilleri: Bu aile, Nah (Bat, Çeçen ve İnguş) ve Dağıstan dillerini (Avar-Andi, Lak, Dargi, Lezgi ve diğerleri) kapsamaktadır.
  • Katvel olarak da bilinen Güney Kafkas dilleri: Bu aile, Gürcü, Mingrel, Laz ve Svan dillerini içermektedir.

Çerkes dilleri sessiz harf açısından son derece zengin olup, ağızdan ve gırtlaktan çıkarılabilecek tüm sesleri barındırır. Adığecenin bir lehçesi olan Kabardeycede en az 48 sessiz harf, Ubıhcada ise 81 sessiz harf vardır. Ancak bu dillerde sadece dört, üç ve hatta iki sesli harf bulunur. Adığeceinin iki lehçesi olan Çemguy (Batı Kafkasya) ve Kabardeyce (Doğu Kafkasya) ile Abhazca ve Abazaca günümüzde yazılı dillerdir. Ubıhca maalesef artık yok olmuştur.

Çerkes kültürünün en önemli unsurlarından biri Nart Destanlarıdır. Daha az tanınmakla birlikte Nart Destanları en az Yunan mitolojisi kadar zengindir.

Nart Destanları erdem ve bereket sahibi Seteney Guaşe’nin ana karakter olduğu tarihi kahramanların çarpıcı hikayelerini içerir. Seteney Guaşe tüm kahramanların anası olarak Yunan mitolojisindeki aşk tanrıçası Afrodit'i hatırlatır. Destandaki diğer karakterler arasında şekil değiştirebilen ve oyuncu Sosruko bulunmaktadır. Bir çobanın Seteney Guaşey'i arzulamasının ardından sihirli bir şekilde rahme düşen Sosruko taştan bir alev şeklinde dünyaya gelmiştir. Demirci tanrısı Tlepsh’in maşası ile yakaladığı Sosruko, tavında dövülerek ve demire su verilir gibi su ile soğutularak güç kazanmıştır. Yunan mitolojisindeki Aşil gibi, maşa ile tutulduğu için Sosruko'nun dizi çelikleşmemiştir. En güçsüz ve en güçlü karakterler olan Patarez ve Batradz çeşitli yönlerden Arturlu romantik Sör Lancelot'u hatırlatır. Bir de Nasran adında dev kahraman vardır ki Yunanlı Prometheus’ye benzer. Nasran da insanlığa ateşi geri getirmeğe çalıştığı için bir dağın tepesine zincirlenerek cezalandırılmıştır.

Geleneksel Çerkes kültüründe halk dansları ve müzik en çok korunan unsurlar olmuştur. Bu unsurlar hala tüm düğün ve eğlencelerin vazgeçilmez parçalarıdır. Müzik bir zamanlar keman ve obua benzeri enstrümanlarla icra edilmiştir, artık klarnet ve akordiyon tercih edilmektedir. Doli ve şkepşıne ritmi sağlar. Çerkes dansları, sıçramalarda ve dönmelerde inanılmaz güç isteyen sportif özellikler taşır ve büyük bir zerafetle icra edilir. Erkekler gururlu tavırlarla döner, atlar veya zıplarken, kadınlar da yumuşak ve ölçülü eda ve hareketlerle süzülürler.

Örgütlenme

Diasporadaki Çerkesler, dillerini ve kültürlerini korumak ve geliştirmek için kültür dernekleri ve vakıfları altında örgütlenmişlerdir.

Türkiye’de yaklaşık 80 aktif Çerkes derneği bulunmaktadır. Bunların büyük bir kısmı 2003 yılında Kafkas Dernekleri Federasyonu'nu (Kaffed) oluşturmuştur. Türkiye'de önemli miktarda Çerkes nüfusu olan her bölgede Kaffed'e üye bir dernek bulunmaktadır.

Dünyanın çeşitli ülkelerindeki Çerkes dernekleri 1991 yılında Kabardey Balkar Cumhuriyeti'nin başkenti Nalçık, şehrinde bir araya gelerek Dünya Çerkes Birliği adında bir üst örgüt oluşturmuştur. Dünya Çerkes Birliği üye dernekler aracılığıyla Rusya Federasyonu (Adığey, Karaçay Çerkes ve Kabardey Balkar cumhuriyetleri, Şapsığ Bölgesi, Krasnodar ve Moskova), Abhazya, Türkiye, Ürdün, İsrail, Avrupa Birliği ülkeleri ve ABD’de temsil edilmektedir.

Teşekkür

Bu bölümde yer alan yazılarda, aşağıda belirtilen çalışmaların bazı bölümleri veya özetleri kullanılmıştır. Eserlerin yazarlarına Çerkesler ve Kafkasya'ya olan ilgilerinden ve araştırmalarından dolayı teşekkür ederiz.

Efsane: HRH Prince Ali Bin Al-Hussein, The Circassians, MGA Production.

Kafkasya: John Colarusso, “Peoples of the Caucasus”, Encyclopedia of Cultures and Daily Life, Pepper Pike, Ohio: Eastword Publications, 1997.

Tarih: V. Nabatchikov, “History of Northern Caucasus”, Gold of the North Caucasus, Moskova: State Museum of Oriental Art; Adığey Cumhuriyeti Resmi Sİtesi: http://www.adygheya.ru; Giorgij Shamba, “On the Track of Abkhazia’s Antiquity”, (der.) G. Hewitt, The Abkhazians, New York: St. Martin’s Press, 1998.

Soykırım ve Sürgün: Stephen D. Shenfield, “The Circassians: A Forgotten Genocide?”, (der.) M. Levene ve P. Roberts, The Massacre in History, NewYork: Berghahn Books, 1999.

Diaspora: Ayhan Kaya, “Political Participation Strategies of the Circassian Diaspora in Turkey”, Mediterranean Politics, Cilt 9, No 2 (2004), ss.221–239; Seteney Shami, “Prehistories of Globalization: Circassian Identity in Motion”, Public Culture, Cilt 12, No 1 (2000), ss.177–204; Amjad Jaimoukha, The Circassians: A Handbook, New York: Palgrave, 2001; John Colarusso, “Peoples of the Caucasus”, Encyclopedia of Cultures and Daily Life, Pepper Pike, Ohio: Eastword Publications, 1997.; Kemal Karpat, Ottoman Population, 1830-1914: Demographic and Social Characteristics, Madison: University of Wisconsin Press, 1985; Sevda Alankuş ve Erol Taymaz, “The Formation of a Circassian Diaspora in Turkey”, Adyghe (Cherkess) in the 19th Century: Problems of War and Peace, Maykop, 2009.

Dil ve Kültür: John Colarusso, “Peoples of the Caucasus”, Encyclopedia of Cultures and Daily Life, Pepper Pike, Ohio: Eastword Publications, 1997.

2006 yılındaki başarısız denemeden sonra rafa kaldırılan Adigey’in Krasnodar Bölgesi’ne birleştirilmesi projesi -kamuflajlı bir şekilde- bir kez daha gündeme getiriliyor.

Krasnodar Valisi Veniamin Kondratiev ve Adigey Cumhuriyeti’nin Başı Murat Kumpilov’un, Krasnodar ve Adigey’in, Krasnodar çevresinde “ekonomik gerekçeli” ortak bir aglomerasyon (kümelenme/bölge) oluşturmaya karar vermesinden sonra, Adigey halk temsilcileri geçmişteki “iki bölgenin birleştirilmesi projesini” hatırlayarak alarma geçti. Plana göre, Krasnodar Bölgesi ve Adigey “Krasnodar Aglemerasyonu” adıyla ortak bir ekonomik bölge oluşturacak. Proje, iki bölge lideri Veniamin Kondratiev ve Murat Kumpilov tarafından kabul edilip imzalanmış vaziyette. Aglomerasyon yapısı, Krasnodar ve Adigeyi çevreleyen Takhtamukay ve Teuchezh yerleşim alanları ile Adygeysk şehri ve Krasnoarmeysky, Seversky ve Krasnodar bölgesinin Dinskaya ilçesini kapsıyor. Bu bölgeler hakkında Krasnodar Bölgesi’nde tek bir karar merkezi oluşturulacak.

Kavkaz.realiy web sitesinde yer alan habere göre bazı Çerkes aktivistler ve Adigey sakinleri, projeyi Karasnodar Bölgesi ile Adıgey Cumhuriyeti’nin birleştirilmesi fikrinin hortlatılması olarak değerlendiriyor. Bilindiği gibi Çerkes aktivistler 2006’da Adigey’in büyük komşusu tarafından “yutulmasını” engellemiş, sonrasında da “Adıgey Halkının Olağanüstü Kongresi”ni toplamışlardı. Ağırlıklı olarak Rusça konuşan Krasnodar bölgesinin nüfusu, Adigey nüfusunun yaklaşık 12 katı. Adigey’de etnik Adigeler ise nüfusun sadece dörtte birini oluşturuyor. Çerkes nüfusun savunmasız bir azınlık konumunda olması nedeniyle, cumhuriyetin statüsünü kaybetmesi ve Krasnodar Eyaletinin bir parçası haline gelmesi durumunda, mevcut halin daha da ağırlaşmasından korkuluyor.

Kavkaz.realiy’e değerlendirmelerde bulunan Maykop’da yaşayan ve toplum tarafından bilinen bir şahsiyet olan Adige Xase eski başkanı Adam Bogus, Adigey’in cumhuriyet statüsünün tasfiye edilmesi korkularının kesinlikle yersiz olmadığına inanıyor. Adam Bogus konuyu, “Yetkililer, Adigey’deki bütün kalkınma süreçlerini kısıtlamaya yönelik tedbirler alırken, kelimenin en geniş anlamıyla kültürel gelişme yapay olarak kısıtlanırken, sivil toplum kuruluşlarının oluşumu ve gelişmesi, soydaşların ülkelerine geri dönmesi ve daha bir çok talep bastırılırken, bölgenin ekonomik kalkınması gündeme getiriliyor” sözleriyle değerlendiriyor. Bogus, bütün hükümetlerin, hükümet yanlısı kamu örgütlerinin ve tüm diğer samimiyetsiz güçlerin, metodik olarak ve kapsamlı bir şekilde cumhuriyetin kalkınmasını engelleyici tutum içinde olduklarını belirterek, “Bu süreçlerin ardından, sürekli ve bilinçli olarak, bölgeleri büyütme, Adigey’in sübvansiyonu gibi konular ortaya atılıyor.

Adıgey’in Krasnodar Bölgesi ile birleşmesi fikri gündemden hiç çıkarılmamış gibi görünüyor” dedi. Adam Bogus’a göre, Adigey’i Krasnodar Bölgesi ile birleştirmek için geçmişte denenen ve başarılı olmayan bir girişimden sonra, yetkililer sorunu daha iyi düşünüp, daha komplike hazırlanıp, bu sefer “işi bitirmeye” karar verdiler. Diğer Adige aktivist Neguch Shamsudin “Kavkaz.realy”ye verdiği röportajda, yerleşim bölgesi olarak bir “imparatorluğun parçası” olduklarının cumhuriyetin bir gerçeği olduğunu belirterek, “Neticede kendi devletimize sahip değiliz” diyerek sorunun özüne vurgu yapıyor. Boris Tash ise, siyaseti olmayan bir ekonomik program olmayacağını belirterek, “Adıgey coğrafi olarak Krasnodar Bölgesi’nin içinde. Biz birleşmeye karşıyız; gerekçesi ister ekonomik olsun, isterse de siyasi. Bu plan Çerkesler tarafından yakından takip ediliyor” diyor. Habahu Abrek ise, Krasnodar’da Çerkes köyünün yerlisi bir avukat. Rus Anayasasına göre, ülkede ekonomik alanın birliği zaten sağlanmış durumda ve Adigey Cumhuriyeti de bu ekonomik bölgenin bir parçası. Habahu Abrek “Bu konuyu konuşmaya bile gerek yok” diyor ve ekliyor: “Bu birleşme neticesinde ekonomik ve demografik emilim olacak. Doğal olarak ardından da siyasi emilimin geleceğine inanıyoruz.”

Tlyustenkhabl ve Kozet arasındaki yeni köprünün inşası ile tarımsal arazilerin de konut inşasına açılacağını söyleyen avukat Abrek, “Birileri buraları satın alacak ve yatırımcılar gelecek. Teknoloji ve yeni evler ile Adigeyin yüzbinlerce yeni sakini olacak. Bu da bizi demografik emilime götürecek. Bundan sonra da siyasi süreç gelecek ve yapılacak bir referandumla cumhuriyetin statüsünü oylayarak bu işi bitirecekler” diye bağlıyor sözlerini. Aglomerasyona konu olan Takhtamukay ve Teuchezh bölgeleri Adigey’de Adigelerin en yoğun olduğu yerleşim yerleri. Teuchezh bölgesinde 2010 nüfus sayımına göre Adigelerin oranı % 65.82, Takhtamukay’da % 33.21, yakındaki Adygeysk kasabasında ise % 79.04. Adigelerin, Adigey Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’da % 18.19, Cumhuriyet genelinde ise payı % 25.8 oranında olduğunu dikkate alırsak bu bölgelerin Adıgey nüfusunu oluşturmadaki önemi ortaya çıkar. “Ekonomik bölge” oluşturma bahanesiyle Krasnodar’la bağımlı bir ilişkiye sokulacak bu yerleşim birimlerinin, daha sonra farklı bir statüye sokularak Adigey’den koparılması halinde yaşanacak nüfus parçalanması ise hem bu bölgeler için, hem de Adigey Cumhuriyeti için ciddi bir demografik zafiyet oluşturacak.

*** Bilindiği gibi yapılan bir takım “zemin hazırlayıcı” ön çalışmalar sonrasında Adigey Cumhuriyeti’nin Başı Murat Kumpilov ile Krasnodar Bölge Valisi Veniamin Kondratyev 21 Nisan 2017 tarihinde Krasnodar’da bir araya gelerek, iki bölge arasında işbirliğini güçlendirme görüşmelerinde bulunmuşlardı. İki bölgenin başkanları, ortaklaşa uygulanacak önemli alanları ve özel projeleri de belirleyerek, ticaret ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konusunda mutabık kalmış; Adigey ve Krasnodar bölgesinin ticaret-ekonomik, bilimsel-teknik, sosyo-kültürel işbirliği konusunda bir anlaşma imzalamışlardı. Krasnodar Aglomerasyonu bu görüşmede ortaya çıkmıştı.

HABER: KUSHBA EROL 

Kaynak: kafkasevi.com

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery