Kafkas - Rus ilişkileri X. yy.da başlamıştır. Kafkasya'ya saldıran Kiev Prensleri, Batı Kafkasya'da Adiğelerle karşılaştılar ve çeşitli savaşlar oldu. Fakat Ruslar, XIII. yy.da, Doğu Avrupayı işgal eden Moğolların yüzünden geçici bir süre için kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Kafkasya'ya ilk Moğol saldırıları 1222'de oldu ve bu saldırılar püskürtüldü. 1226 yılında Cengiz Han'ın orduları Güney Rusya'ya saldırdı ve Avrupa'da Karpatlar'a kadar ilerleyip merkezi Volga nehri üzerindeki Saray şehri olan Altınordu devletini kurdu. Altınordu devleti Kazan, Astrahan, Kırım ve Rus hanlıklarında oluşuyordu. Moğollar 1227 yılında Kafkasya'ya saldırıya geçtiler, Terek vadisinde, Hazar kenarında ve Kafkas steplerinde koloniler kurdular. Timur'un saldırıları sonusu Altınordu devleti 1481 yılında yıkıldı.

KAFKAS-RUS-OSMANLI İLİŞKİLERİ:

Altınordu devleti yıklınca yerine küçük hanlıkar kuruldu. Fakat bunların en önemlileri olan Kazan 1552'de Astrahan 1556'da Rusların işgaline uğradı. Böylece Kafkasya önlerine gelen Rusların saldırıları sonucu bazı Kafkas Prensleri çardan "dostluğunu" istemek zorunda kaldılar. Buna rağmen, Ruslar tarafından Tarki'de kurulan ticaret merkezi Kuzey Kafkasyalılar için tehlikeli olduğundan 1568' de işgal edildi. İran saldırıları sonucu Gürcistan'a yardıma giden Rus kuvvetleri 1594 ve 1604'de imha edildi. Bunun üzerine I. Petro'ya kadar 77 yıl önemli bir şey olmadı. Bu safhada Kazaklar, Terek nehrinin kuzey, Kuban nehrinin doğu sahillerine ve Kuma kıyılarına müstahkem köyler (stanitsa) meydana getirecek şekilde yerleştirildi. I. Petro'dan sonra saldırılar sistemli bir şekilde başlatıldı.

Güneye inmek isteyen Rus orduları, 1707 ve 1711'de Dağıstan'da yenilgiye uğratıldı. Bu yıllarda İran'da karışıklıklar çıktı. Bunu fırsat bilen Petro, 1722'de hazar kıyılarından Guney Kafkasya'ya ilerledi, Derbent, Bakü ve çevresini işgal etti. Petro'nun Dağıstana girme teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı ve Ruslar Hazar kıyılarını terketmeye mecbur kaldılar. Ruslara yardıma giden Gürcü ordusu Lezgiler tarafından püskürtüldü. Bunun üzerine Ruslar bazı bölgelerden çekildiler ve İranlılarla anlaşma yaptılar. Osmanlılar da Gürcistan'ı işgal ettiler ve 1724'te Ruslarla "nüfuz mıntıkalarını" paylaşan bir anlaşma imzaladılar. Kuzey Kafkasyalıların saldırıları ve Nadir Şah'ın tehditleri üzerine Ruslar 1735' te işgal ettikleri yerlerden çıkmak zorunda kaldılar. Kırımlılar, dostları olan Şirvan Hanıyla aralarındaki yolu (Derbent yolu) açmak için önce Ruslara sonra Çeçenlere saldırdılar ama başarılı olamadılar. Çariçe olan II. Katerina Orta Kafkasya'ya saldırmaya başladı ve buradaki halkı dağlara çekilmeye mecbur etti. Bu arada Ruslar Kabartay Prensleriyle Kuzey Kafkasya'yı ikiye bölmek için ittifak kurdular ve Kartli ile İmereti krallıklarındaki nufuzlarını arttırdılar. Ayrıca XVIII. yy.'ın ilk yarısında Kazaklar kendi istekleriyle Rus himayesine girmişlerdi. Rus fethini, verimli topraklara Rus göçmenlerinin yerleştirilmesi izledi. Bu yüzden Kazak otlakları daraldı ve ayaklanmalar oldu. Ayaklanan Kazaklar Kuban ve Terek'e yerleştirildi. 1763'te Mozdok (Mezdegu - Sağır Orman) kalesi yapıldı ve 1777-1780 yıllarında Mozdok'tan Azak kalesine kader müstahkem kalelerle çevrili bir hat oluşturuldu. Mozdok'ta bir kilise yapıldı ve Asetin (Kuşha, Osetin) kabileleri arasında hıristiyanlığı yaymak için misyonerler gonderildi.

1769-1774 Osmanlı-Rus savaşını Osmanlı'lar kaybetti. Küçük Kaynarca antlaşmasıyla Kabartay'ın Osmanlılar tarafından Rusya'ya verilmesi üzerine buradaki savaşlar yeniden başladı ve Kızılyar Ruslar tarafından işgal edildi. Bunu üzerine Osmanlılardan yardım istendi. 1782'de Gürcü asıllı Ferruh Ali Paşa komutasındaki Osmanlılar Anapa'ya çıktılar ve bu kaleyi takviyeye, Soğucak ve Tsemez (Novrosiski) kalelerinide inşaaya başladılar. Ferruh Ali Paşa, Anapa kalesine hocalar getirtti ve henüz müslüman olmayan Çerkesler arasında (Rusların Mozdok kalesiyle Asetinler arasında hıristiyanlığı yaymasına karşılık) müslümanlığı yaymaya başladı. Sevilen bir kimse olduğu için başarılı oldu. Ferruh Ali Paşa'nın yerine geçen Seyyit Ahmet Paşa ise bazı Çerkes beylerini öldürttü. Bunun üzerine Osmanlılar Kalelerinden çıkamayacak şekilde kuşatıldılar ve Kuzey Kafkasya ile ilişkileri ticari alanda kaldı.

1783'te Ruslar Viladikafkas (Kafkaslara hakim ol) kalesini kaptılar ve "Daryal Yolu"nu yaz kış kapanmayacak şekilde açtılar. Aynı yıl Kırım ve Derbent Ruslar tarafında işgal edildi ve Kartli, Kahketi gibi doğu Gürcü karalları Rusların himayesi altına girdi. 1782 ve daha sonraki yıllarda Dağıstanlılar, Gürcistana girdiler, Rus ve Gürcü ordularını her yerde yendiler ve Tiflis önlerine geldiler. Ama dağlıların kendi başlarına hareket etmesini istemeyen ve ağır davranan Osmanlılar dağlı reislerin aralarını bozdu. Bunun üzerine dağlılar geri dönmek zorunda kaldılar.

Batı Kafkasya'da ise Rus saldırıları sonucu Adiğeler Kuban'ın güneyine çekildi ve Ukrayna'da her an ihtilal yapabilecek durumda olan Zaparoj Kazakları bu bölgelere yerleştirildi. 1787 - 1791 Osmanlı - Rus savaşında Osmanlılar Soğucak ve Anapa kalelerine kuvvet gönderdiler. Battal Paşa Kafkasya'da Ruslar'a yenildi ve Ocak 1792 Yaş antlaşmasıyla bu iki kale Ruslar'a verildi. 1795'te İranlıların Tiflis'e girmesi üzerine, Gürcistan'a yardıma giden Rus ordusu dağlara girmek istediği için Dağıstanlılar tarafından bozguna uğratıldı. Fakat Ruslar Astrahan'da İranlıları yendikten sonra Ermeni platosuna ve Transkafkasya'nın en önemli ticaret merkezi olan Ganja'yı işgal ettiler. 1799'da Gürcülerle Ruslar arasında bir anlaşma yapıldı ve 1801'de Gürcistan Rusya'ya ilhak edildi.

Rusya'nın batıdaki durumunun karışık olmasını XIX yy. ilk yarılarında batı, Fransız ihtilalinden doğan fikirlere ve Napolyonla uğraşıyordu. Bundan etkilenen Rusya, kendisine bulaşabilece isyanları bastırma konusunda Avrupa'ya yardım ediyordu. Rusya'nın batıdaki durumunun bu sebeplerden dolayı karışık olmasını fırsat bilen bütün Kuzey Kafkasya'lılar (Gürcistan savaşında yıprandığı için Dağıstan hariç) Ruslara karşı genel taarruza geçtiler. 1807'de bir veba salgını üzerine Kafkas ordusu büyük kayıplar verdi. Bunu üzerine Ruslar karşı saldırıya geçti ve Çeçenleri Terek'in güneyine attılar. Ruslar batıda kendilerine yardım ederlerse Kafkasya'nın bağımsızlığını tanıyacaklarını belirttiler ve bir muhlet verdiler. Ruslar cevabı beklerken Kubanlılar karşı saldırıya geçtiler. Böylece Ruslar'ın bu saldırıları da boşa çıkartılmış oldu.

Bu sırada Kuban'da bir ihtilal oluştu. Birçok asilzade Ruslara iltica etti ve kabileler arasında mücadeleler başladı. Fakat herşeye rağmen Rus müstahkem mevkilerine yapılan saldırılar kesilmedi. Ruslar batıyla uğraştıklarından bu karışıklıktan yararlanamadılar. Abhazya hükümdarı olan ve sonradan Hıristiyanlığı kabul eden Sefer Bey (ki Abhaz değildir) Kuban'daki gibi bir ihtilalden korkarak 1810'da Ruslarda yardım istedi ve Abhazya işgal edildi. Bunu üzerine büyük bir halk kitlesi Kuban'a göç etti. 1816'da Ruslar dağlara daha çok sokuldular, bazı dağlı reislerini rütbe, nişan ve para ile elde ettiler.

Napolyon'u yenen, İran saldırılarını kıran, Osmanlılarla anlaşma yapan Ruslar 1822'de genel bir saldırıya geçtiler. Sünje Kale (Grozny), İndrey civarı işgal edildi. Buna rağmen Abhaz ve Ubıh kuvvetleri Sohum hariç Abhazya'yı Ruslardan temizledi. Savaş, Kabartay'ın Ruslar tarafından işgaliyle sona erdi. 1826'da I. Aleksandr'ın ölümü üzerina Rusya'nın karıştığını sanan İranlılar, Güney Kafkasya'ya saldırdılar. Fakat bir çok savaşta yenildiler ve 1828'de Azerbaycan Ruslar tarafından işgal edildi. Aynı yıl yapılan Türkmensoy antlaşmasıyla İranlılar Transkafkasya siyasetinde rol oynayan bir devlet olma özelliklerini kaybettiler. Gene bu antlaşmayla Dağıstanlıların dış dünya ile ilişkileri kesildi ve ele geçirdikleri boğazlar sayesinde Ruslar, Anadolu üzerinden Akdeniz'e, İran üzerinden Hint Okyanusu'na ve Hazar Deniz'i üzerinden Asya'ya gidebilecekleri bir üs kazandılar.

Ruslar 1828'de Osmanlıları yenip 1829'da Edirne anlaşmasıyla (fiilen hiçbir kıymeti yoktur çünkü Ruslar bu topraklara hiçbir zaman hakim olamamışlardı.) Kafkasya'yı ve Anapai Poti, Ahıska gibi kaleleri Osmanlılardan aldı. Bu durumu Kafkasya'lılar protesto ettiler. 1829' da Rusların Istanbul önlerine gelmeleri, İran ve Osmanlı imparatorluğunun doğusunda büyük başarılar kazanmaları ve 1833'de Rus donanmasının isyan eden Mısırlı Mehmet Ali Paşa'ya karşı II. Sultan Mahmut'u desteklemesi Ingiltere'de huzursuzluklar yarattı. Ponsonby Ingiltere'nin Çerkeslere yardım etmesini istedi. 1826'da Dağıstan'da bunlara karşı (müridler tarafından yapılan) hareket gelişirken 1830'da da Abhazya'da Ruslara ve Rusları çağıran Şirvaşidze idaresine karşı bir ihtilal başladı. Cephane azaldığı için Osmanlılardan cephane almak için yardım istendi fakat kabul edilmedi. Abhazyada Rusların ilerlemesi durduruldu. Kuzeyde ise Abın ile Tsemez'i alıp, Kuzey-Batı Kafkasya'yı, Kafkasya'dan koparmak isteyen Rus kuvvetleri Hacı Huzbek (Guzbek) tarafından büyük yenilgilere uğratıldı. (1834)

KAFKASYA'NIN ULUSLAR ARASI BİR ÖNEM KAZANMASI

XIX. yy.nın başlarına kadar yalnız Osmanlıları ve İranlıları ilgilendiren Kafkas-Rus mücadeleleri, önem kazandı ve bu zamandan sonra Kafkasya'da ıslahat hareketleri başladı. XIX. yy.ın başlarında iyice genişlemiş ve diğer sömürgeci ülkelerle rekabeti artmış olan Rusya'nın sıcak denizlere inmek için Kafkasya ile olan ilişkileri diğer emperyalist ülkeleride ilgilendiriyordu. Bu olaylar şunlardı.
a. Napolyon'un istilaları : Mısır'ı ve Avrupa'nın büyük bir kısmını işgal eden Napolyon'un istilaları Kafkasya aleyhineydi.Çünkü Avrupada kendisinden başka "büyük" devlet görmek istemeyen Ingiltere, Fransa'nın karşısında, Rusya'nın yanında, dolayısiylede Kafkasyalıların karşısında yer alıyordu. Ne zaman ki Fransa yenildi, o zaman Ingiltere Kafkasyalıların yanında yer alır "gibi" oldu. Osmanlıların 1828-29 savaşında yenilmeleri, 1829 Edirne ve 1833 Hünkar iskelesi anlaşmaları, Ruslar'ın doğudaki tehlikelerini büyütüyordu. Bu yüzden Ingiltere 1834'den itibaren Kafkasya ile ilgilenmeye başladı.

b. Lehistan'ın taksimi, 1830 isyanı : 1795'te Lehistan'ın büyük devletler tarafından paylaşılıp en büyük parçanın Rusya'ya verilmesi işgal altında yaşayan Lehlilerde Rusya'ya kariı düşmanlık uyandırdı. Rusya'ya karşı düşmanlık; bu ortak durum Lehlilerle Kafkasyalıları birbirine yaklaştırdı. 1830 Leh ayaklanmasından sonra birçok Lehli Rus ordusunda Kafkas cephesine gönderildi. Kafkasyalıların Ruslara karşı mücadelesinde başarı kazandığı taktirde Lehistanın tekrar bağımsız olacağını tahmin eden Lehliler, Rus ordusundan kaçıp Kafkasyalıların yanında çarpışarak ve Avrupa'da Kafkasya lehinde propaganda yaparak Kafkasyalılar için çalışıyorlardı. Kafkas mücdelesinin Avrupada tanıtılmasında, Lehlilerin Kafkasyalılardan daha çok emekleri geçmiştir.

c. Gürcistan'ın İlhakı : İranlıların ve Osmanlıların Kafkasya'ya yardım edeceğine, Güney Kafkasyayı istila için fırsat kollamaları ve saldırılarda bulunmaları üzerine Gürcistan 1801'de, Şirvan Hanlığı da 1826'da Rusya'ya ilhak edilmişti. Bu Kafkasya'yı güneyden kuşatmaya neden olduğu gibi, Osmanlılarında güvenliğini tehdit ediyordu. Bu yüzden, hiçbir ciddi yardımda bulunmamakla beraber, Osmanlılar, Kafkasya için çalışanlara müsaade ve hatta yardım ediyorlardı. Lehlilerin Kafkasya için çalışmaları, Ingiltere'nin siyasetinin Kafkasya lehine dönmesi ve Osmanlıların Kafkasya için çalışanlara müsaade ve yardım tavrı. İşte bundan sonraki olaylar böyle bir atmosfer içinde geçmiştir.

DIŞARIDA KAFKASYA'NIN İÇİN YAPILAN ÇALIŞMALAR:

Biraz önce belirtilen nedenlerden ötürü Ingiltere'nin dikkati 1834 yılından itibaren Kafkasya'ya çevrilmişti. 1834 sonbaharında David Urquhart Kafkasya'ya gönderildi. Urquhart Ingiltere'ye döner dönmez Lehli yurtsevelerle birlikte Kafkasya için çalışmalar yaptı. Bu çalışmaların sonucu Ingiltere, 1829 Edirne antlaşmasıyla Osmanlı imparatorluğunun Kafkasya'yı Rusya'ya veremiyeceğini, böyle bir şeyin hakikat olmadığını belirtti. O devrin Ingiltere dışişleri bakani Palmertson Kafkasya'nın bağımsızlığını istiyordu ama Ingiltere'nin Rusya ile çatışmasını istemediği için kesin netice verecek şeyler yapmıyordu. (Palmertson'un izlediği politika: Devamlı dostlarımız ve düşmanlarımız yoktur. Devamlı çıkarlarımız vardır.) Lehli yutseverler, Ingiltere ve Osmanlı imparatorluğu ile Rusya arasında bir savaş çıkartmak için çeşitli çalışmalar yaptılar. (Kafkasya'ya cephane yüklü gemiler gönderdiler, vb.) Fakat bu çalışmaları başarısızlıkla sonuçlandı. Ayrıca Rus hizmetindeki Lehli'lerden Kafkasya'da kıtalar oluşturmak istediler. Kırım savaşından sonra "Labimski Müfrezesi" adı verilen bir kuvvet oluşturuldu. Fakat bu müfreze 1859'da dağıldı ve 1860' da da müfrezeyi oluşturanlar İstanbul'a gitti. Böylelikle bu çalışmada başarısızlıkla sonuçlandı. Urquhart 1837'de üç Ingiliz ajanını Kafkasya'ya gönderdi. Fakat Fransa'nın tekrar kuvvetlenmesi üzerine Rusya ile anlaşabilmek için Ingiltere bu adamlarını geriye çekti. Lehli yurtseverlerin lideri Adam Çartoreski, Kafkasya'ya adamlarını gönderdi. Fakat bunlar yeterince başarılı olamadılar ve Kafkasya ile bir birlik oluşturulamadı. (Adam Çartoreski, 1861 yılında Adiğe'lerin isteği üzerine Adiğey'in Avrupa temsilcisi oldu.)

KAFKASYA'DA REFORMLAR ve SAVAŞIN SONU:

1822'de Kabartay'ın Rusların eline geçmesiyle birlikte coğrafi birlik bozuldu. Bu yüzden reformlar, Kuzey Kafkasya'da birbirinde ayrı, iki bölgede farklı şekillerde oldu.

I-) Doğu Kafkasya'da reformlar ve savaşın sonu : XIX. yy.ın başlarında Ruslar Doğu Kafkasya'ya, bilhassa Dağıstan'a hanlar sayesinde nüfuz etmişlerdi. Ayrıca Dağıstan'da Tatarların bir kolu olan arazi sahibi bir sınıf mevcuttu. (Ve nu sınıf da Hanlarla beraber Rus çarıyla işbirliği halindeydiler ve Müridizm'e karşı çıkmışlardı.) Hanların ve Rusların baskısıyla mücadeleye katılmayan halk Müridizm ile uyanmaya başladı ve bu hareket en fazla Çeçenistan'da Şeyh Mansur'un Gazavat (Mukaddes Harp) çağrısıyla başlayan ve 1826' dan sonra Gazi Muhammed, Hamzat ve Şamil tarafından kuvvetlendirilen, herkesin eşit olduğunu belirten bir tür dini ve askeri bir sistemi kurdu. Gazi Muhammed "Bütün müslümanların hak ve kıyametleri müsavidir (eşittir), Allah'tan başka hiç kimseye kul olmamak lazımdır" diyordu. Müridler düşünceleri itibari ile Adiğelerden (Batı Kafkasyalılardan) tamamen farksızdılar. Siyasi bağımsızlık temin etmek, gerek halkın, gerek toprakların çar tarafından sömürülmesini engellemek amacıyla hareket ediyorlardı. Şamil'in radikalist davranışları sonucu Dağıstan'daki birçok toprak ağası ve bey Ruslar'a sığındı. Dağıstanda doğanve eşitlik prensipleri taşıyan bu hareket Çeçenistan'da buyuk bir kuvvet topladı. Şamil'in bu hareketi, İstanbul'da kendi siyasi propagandalarına cevap olarak kabul edildi.

Ruslar, Müridizmi ilk kuran ve Çeçenistan da büyük bir ün kazanmaya başlayan Şeyh Mansuru yakalamak için Aldi köyüne doğru ilerlediler ama büyük bir yenilgiye uğradılar. Bu zafer halkı ona daha çok yaklaştırdı. Şeyh Mansur Kızılyar ve Grigoryapali'yi kuşattı ve çeşitli baskınlar düzenledi. Mansurun bu hareketi Ruslarla barış halinde olduğundan Osmanlılarca engellenmeye çalışıldı. Hanlar ise herzamanki gibi Mansur'a karşıydılar. Mansur Tatartop'da Ruslara yenildi ve Adiğelerin arasına çekildi. Savaşlarına Adiğelerle birlikte devam etti. 1787 Osmanlı-Rus savaşında Battal Paşa Kafkasya'da bozguna uğradı. 1971'de Anapa Rusların eline geçti ve burada bulunan Şeyh Mansur esir edildi.(Mansur 1794'de Rusya'da öldü.) Yerine Gazi Muhammed (Gazi Molla) geçti ve Doğu Kafkasya'daki direnci büyük ölçüde kıran Avar Hanlığı üzerine Şubat 1830'da yürüdü. Fakat Hanlığın merkezi olan Hunzak'ı alamadı ve geri çekilmek zorunda kaldı. Gazi Muhammet, bundan sonra birçok Kazak köyüne, Kızılyar'a baskın yaptı Vladikafkas'ı çevirdi. Gazavat'ı hemen bastırmak için harekete geçen Ruslar Gimri köyüne saldırdılar ve Gazi Muhammet'i öldürdüler. Yerine Hamzat geçti ve ilk iş olarak Dağıstanlılar için büyük tehlike olan Avar Hanlığını ortadan kaldırdı. Ama Ruslardan yardım gören karşıtları tarafından 18 Eylül 1834'de öldürüldü. Yerine Şamil imam seçildi. Şamil Ruslarla savaşmadan önce Hanların otoritelerini ortadan kaldırmayı düşünüyordu. 1835'te Aşilte köyünde bir kongre toplandı ve Ruslara karşı nasıl tavır alınacağı saptandı. Kaytak ve Tabassaran bölgelerine akınlar yapıldı. Bunlardan amaç bölgedeki hanların idarelerini yıkmak ve Ruslara boyun eğen bu halkları kendi tarafına çekmekti ve bından da başarılı olundu. Bunun üzerine Ruslar Mayıs 1839'da Şamil'in karargahı olan Ahulgoh'a saldırıya geçtiler ve 29 Ağustosta burayı işgal ettiler, ama Şamil'i yakalayamadılar. Şamil herşeyini kaybetmiş bir şekilde Çeçenistan'a gitti. Çeçenleri etrafında toplamaya başladı. 1840'ta genel ayaklanmalar oldu ve işgal altındaki bölgelerden 28.000 Çeçen ailesi dağlara çekildi. 1840-1843'de Ruslar çeşitli yenilgilere ve kayıplara uğradılar. 1845'te Dargo'ya saldıran Ruslar büyük bir bozguna uğradı. Dargo zaferi üzerine Dağıstanlılarda ayaklandı ve Ruslar'a karşı isyanlar oldu. Böylelikle Dağıstan'da Şamil'in otoritesi altına girdi. Bunu üzerine Şamil batıyla birleşmek için Kabartay bölgesine girdi ve Nalçik bölgesine kadar geldi. Fakat Rusların ananevi dostları oan ve müridlerin Dağıstan'da beylere ne yaptığını bilen derebeyleri tarafından yönetilen halk kayıtsız bir tavır takındı. Bu yüzden Şamil bazı Kabartay ve Asetin beyleri ile birleşerek geri dönmek zorunda kaldı. Batıyla bu şekilde birleşemeyen Şamil batıya naipler gönderdi. Bunlardan en önemlisi Mehmet (Muhammet) Emin'di. 1853-55 Kırım savaşında Kafkasya'nın Ruslardan tamamen temizlenmesini isteyen Şamil büyük bir harekete girişmedi. Sadece Gürcistan'a bir baskın yaptı. 1856'da Paris Sulh Antlaşması Kafkasya'dan bahsedilmeden imzalandı. Ruslar 1852'den beri ormanları tahrip ederk saldırıya geçmişler, böylece birçok yer çorak kalmıştıç Ormanların yok olmasıyla Çeçenler en büyük üstünlüklerini kaybettiler. Kuzeyden, güneyden ve doğudan saldırıya geçen Ruslar Nisan 1859'da Vedeno'yu işgal ettiler. Böylece Doğu Kafkasya'nın direnci kırılmış oluyordu. Bu yenilgi Şamil'in otoritesini iyice azalttı ve Şamil 6 Eylül 1859'da Gunip'te teslim oldu. Şamil'in teslim olmasıyla Doğu Kafkasya'nın işgali tamamlandı.

II-) Batı Kafkasya'da reformlar ve savaşın sonu : Burada ilk önce milli birliğin sağlanması için çalışmalar yapıldı ve 12 eyaletten

i-) Şapsığ-Nathoç,
ii-) Abzah, iii-)Kemirguey,
iv-) Barakay,
v-) Kabartay-Besleney,
vi-) Hatukuey,
vii-) Bjeduğ,
viii-) Mekhoş,
ix-) Başılbey,
x-) Teberdi,
xi-) Abhazya,
xii-) Vubıh-Cih

oluşan bir devlet kuruldu. HEr eyaletin özel idareleri ve bu idarelerden oluşan 300 kişilik bir "Milli Misak Meclisi" (Ulusal And Meclisi - Çıla Therio Xase) vardı ve bu meclisin başkanı yoktu. Belli bir toplantı olmayan bu meclisin kararlarına herkes uymak zorundaydı. 1839'da Şapsığ bölgesinde toplanan meclis, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında kalan bölgenin bir "Vatan" ve bu vatanda "Bir Millet"in yaşadığı, Rusların milli düşman olduğu, sonuna kadar savaşılacağı gibi kararlar alındı. Nitekim, Rusların barış ve Tsemez-Anapa yol güzergahında Çerkeslerin çekilmesi istekleri kabul edilmedi. Misakı Milli Meclisi Ruslar'a bir heyet gönderdi ve Karadeniz ile Hazar Denizi arasının tahliyesini istedi. Fakat Ruslar Kafkasya'nın Osmanlılar tarafından kendilerine verildiğini iddia ederek bunu reddettiler. Bunun üzerine bir beyanname yayınlandı. Bu beyannamede Rusya'nın bir gün batıyada saldıracağı, Kafkasya'nın Rusya'nın bir parçası olmadığı, Osmanlıların hiçbir zaman sahip olmadıkları Kafkasya'yı Rusya'ya veremeyeceği, sonona kadar savaşılacağı kesin bir şekilde bildirildi ve Omanlı İmparatorluğu ile Rusya protesto edildi. Bunun üzerine Ruslar kabileleri bölmek için bazı kabilelere barış teklif ettiler ama bütün Kafkasya boşaltılmadıkça barışın olamaycağı bildirilerek bunlar reddedildi.

Batı Kafkasya'da, Ruslar, Anapa, Tsemez, Poti gibi kaleleri işgal etmişlerdi. Fakat bu kaleler tamamen kuşatılmış olduğundan birbirleriyle ilişkileri yoktu. Bu kaleleri birleştirip, Batı Kafkasya'yı Karadeniz'den de kuşatmak isteyen Ruslar, 1830'da saldırılara geçtiler. Bu kuvvetlerin büyük kısmı püskürtüldü. Yalnız Tsemez'i takviyeye giden kuvvet durdurulamadı ve Ruslar Tsemez'e girdi. Rusların müstahkem bir hat oluşturma çabaları üzerine savaşlar yeniden başladı. Subş civarına çıkartma yapan Ruslar, içerilere giremedilerse de bu kıyıda tutunmayı başardılar. 1839 yılında Şaşi kalesine baskın yapıldı. Kale içine girildiysede Kafkasyalılar geri çekilmek zorunda kaldılar. Aynı yıl Jamatya ile Anapa arasında savaş oldu fakat sonuş elde edilemedi.

Ruslar, Abından başlayarak Soçiye kadar, Abin, Anapa, Şhapsin, Vaye, Tsemez, Şaşi, Tuapse, Mazga, Nikolayevski ve Doma kalelerini yapmışlardı. Bu kaleler Kafkasya'nın güvenliğini tehdit ettiği için işgal edilmeleri gerekliliği ortaya çıktı. Şubat 1840'dan itibaren başlayan saldırılar sonucu Anapa ve Tsemez hariç bütün kaleler geri alındı.(Bu savaşlar konusunda Karl Marks şöyle diyordu:" Kahraman Adiğeler Ruslar'ı hezimete uğrattılar. Ey dünya, ey insanlık: özgür yaşamak isteyen insanların nelere muktedir olduklarını onlardan öğreniniz.) Sivastopol'dan bu kalelere yardım için gönderilen Ruslar ancak Gürcistan'a çıkabildiler. Bu yenilgiler üzerine 80.000 rus askeri Kafkasya'ya gönderildi. Bu en çok Osmanlı'ların işine yaradı. Çünkü Osmanlılar Sivastopol'da bulunan Ruslar Kafkasya'ya gönderilmişti. Abhazya Rus işgali altında oldğundan Berzek Hacı komutasındaki kuvvetler Abhazya'ya girdi. Yardım alan Ruslar karşı saldırıya geçtilersede Soçi'nin kuzeyine çıkmayı başaramadılar.

Kafkasyalıların büyük başarıları Avrupa'nın dikkatini çektiyse de yardım yapılmasını sağlayamadı. Doğuda Dargo yenilgisi ve batıda birçok kalenin Kafkasyalıların eline geçmesi üzerine Ruslar, kaybettikleri yerleri ve prstijlerini tekrar kazanmak için büyük hazırlıklara başlamışlardı. Kafkasya'da ise, Kuzey Kafkasyanın bütünleşmesi gerektiğini anlayan Şamil, bu bütünleşmeyi sağlamak için batıya Hacı Mehmet, Süleyman ve Mehmet (Muhammed) Emin gibi naiblerini gönderdi. Bu naibler Misakı Milli Meclisinde Doğu Kafkasya'yı temsil ettiler.

Bunlardan en önemlisi Mehmet Emin 1847'de Pçeha nehri kıyısında topladığı halka, İslamiyeti kabul etmelerini, beylerin elindeki fazla hakkın geri alınmasını, beyliliğin kaldırılmasını, beyliliğin kaldırılmasını ve ancak bu biçimde Ruslara karşı konulabileceğini söyledi. Kendisini Batı Kafkasya hükümet reisi olarak tanıtmak ve doğudaki sistemi aynen burada uygulamak istedi. Ama bu, halkın ve beylerin tepkisine yol açtı. Muhammed Emin ancak doğudaki kabilelerden (Abzah vs.) destek bulabildi. Bir iç savaş çıkma ihtimali üzerine tavrını değiştirdi. Fakat Rus saldırıları başladığı zaman kabileleri Muhammed Emin'in çevresinde birleşmeye başladılar. Onun hareketleri ilericiydi, aristokratların durumlarını sarsıyordu. Beylerin ve onları destekleyen Osmanlıların karşı tavırlarına rağmen 1848'de Adagum'da yapılan büyük milli toplantıda reisliği kabul edildi.

Muhammed Emin, Kafkasya'da bir sanayi hareketi, (kendi ihtiyaçlarını kendi sağlamak için) oluşturmak istemişti. Bu yüzden özellikle silah konusunda uzman aramış, Rus esirlerine iyi davranmıştı. Bu sayede Kafkasya'ya gelen bir Polonyalı top imalathanesi açtı.

Muhammed Emin, demokrasi esasına dayanan idare ve ordu teşkilatı kurdu. Batı Kafkasya'yı 100 idari parçaya ayırdı ve düzenli bir ordu kurdu. Bu ordu sadece 1849'da Ruslara 101 baskın yaptı. Naip, dünyanın ilgisini Kafkasya'nın üzerine çekmek ve yardım sağlamak için çalışmalarda bulundu, İstanbul'a temsilciler gönderdi.

Muhammed Emin'in bu reform hareketini engellemek isteyen Ruslar, saldırıya geçtiler ve onu Unbi (Umpa) dağında mağlup ettiler. Yeniligi bazı kabileleri geçici bir süre için Muhammed Emin'den ayırdı. Bu sırada çıkan Kırım savaşı (1853-1855) Kafkasyalılar için son ümitti. Muhammed Emin Avrupalı ülkelerle görüşüyordu. Avrupalılara "Rus generalleri kadar Osmanlı paşalarının da" istenmediğini, Kafkasya'nın, İran-Osmanlı-Rusya devletleri arasında "Tampon" bir ülke olmasını, bunun Rusya'nın büyük bir yenilgisiyle olabileceğini belirtti. Fakat müttefikler farklı düşünüyorlardı. Örneğin, Osmanlılar, İngilizler, kendi hegomanyaları altında "bağımsız" ve Fransızlar da Rusya'nın olmasını istiyorlardı. Savaşta bütün müttefikler birbirlerini aldatmaya çalıştılar. İngilizler Şamil'in Rusya'ya saldırmasını istediler fakat Şamil, önce Hazar Denizinden Karadeniz'e bütün Kafkasyanın Ruslardan temizlenmesini istediğinden Gürcistan'a küçük akınlarla yetindi.

Osmanlılar Anapaya Zanyikovue Sefer Beyi, Sukhum'a da Behçet Paşayı gönderdiler. Amaçları, Kafkas kabileleri müslümanlık hissi etrafında birleştirip, Ruslara karşı kullanmaktı. Anapaya gelen Sefer Bey, bu çevredeki kabileleri Muhammet Emin'den ayırmaya çalıştı ve bunda da bir dereceye kadar başarılı oldu. Naip tarafından sürülen Natuhay beylerini geri getirtti. Sefer Bey'in Kafkasya'ya gönderilmesi, Kafkasya'ya yardım değil, işgalin düşünüldüğünü gösteriyordu. Nitekin savaşta Osmanlılar, Kafkasya'yı "Osmanlı mülkü" gibi göstermeye çalıştılar ve müttefikler ajanları aracılığıyla asılsız haberler yaydılar. Bütün bunlar, Kafkasyada müttefiklere karşı olumsuz düşünceler doğuruyordu. Savaşta her iki taraf bir üstünlük sağlayamadı. İngiltere, Rusya'nın Hindistan'a inmesini engellemek için tampon Kafkasya'yı istiyordu. Bu fransızların işine gelmediğinden, Şubat 1856 Paris barış antlaşması, Kafkasya'dan bahsedilmeden imzalandı. Bu Kafkasya'nın Rusya'ya bırakılması demekti. Kırım savaşı sırasında Kafkasyaya Rus saldırıları durmuştu. Fakat Sefer Bey'in Kafkasya'da birliği ve ahlakı zayıflatması, bu savaşın zararlarını faydasından çok yaptı. 1857'de Muhammet Emin, dış ülkelerden yardım almak için İstanbul'a gitti. Fakat Rusya'nın isteğiyle tutuklandı ve Şam'a sürüldü. Ordan kurtulup tekrar Kafkasya'ya döndü. 1857'nin sonlarına doğru, İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla Osmanlılar Batı Kafkasya'yı boşalttılar ve Sefer Bey kendi başına kaldı.

Savaştan sonra Kafkasya'nın tehlikeli durumunu ortadan kaldırmak isteyen Ruslar saldırılara başladırlar ve 1859'da Doğo Kafkasya'nın direncini kırıldı. Bunun üzerine Muhammet Emin Ruslarla uygun şartlar altında barış yapılmasını istedi. Fakat bu öneri Milli Kongre tarafından şiddetle reddedildi. Muhammet Emin teslim oldu ve İstanbul'a gitti. Doğu Kafkasya'daki direncin kırılması üzerine Ruslar, Batı Kafkasyalılara iki yol teklif ediyorlardı. Ya Stavropol bölgesiyle Sal Stepine, veya Osmanlı topraklarına göç etmek. Aynı zamanda Rus ajanları Kuzeye göç edeceklerin Hıristiyanlaştırılacaklarını, 25 yıl askere alınacaklarını söylüyorlardı. Bununla Rus hükümeti, Batı Kafkasyalıları bilhassa Osmanlı topraklarına göç ettirmek istiyordu.

1860'da Sefer Bey öldü ve yerine oğlu Zanyikuvue İbrahim (Kara Batır) geçti ve birlik hareketlerine başladı. Yardım istemek için İstanbul'a İbrahim adında bir elçi gönderdi. Şapsığ, Vubıh ve Abhazları temsil eden (çünkü bu kabileler işgale uğramamışlardı.) 5'er kişiden bir meclis kurdu. Avrupa'ya bir heyet gönderdi. 1860'dan sonra tekrar savaşlar başladı ve 1861'de müjiklerin azat edilmesinden dolayı göç dalgaları Kafkasya'ya yöneltildi. Binlerce Kazak ve Rus Kafkasya'ya yerleştirildi.

Urquhart ve Leh yurtseverleri, Kafkasya için miting ve propaganda yaptılar. Fakat Kafkasya'ya yardım yapılmasını sağlayamadılar. Bu sırada Kafkasya'da Bjeduğ bölgesiyle, Şapsığ, Vubıh ve Abhaz bölgeleri işgal edilmemişti. İşgal edilen yerlerdeki Kafkasyalılar bu bölgelere gelmişler, nüfus yoğunluğu artmış, bu yüzden yiyecek sıkıntısı ve salgın hastalıklar başgöstermişti. Bütün bu çaresizlikler içinde Kafkasyalılar intihar savaşları yapmaya karar verdiler. Son savaşlara Kafkasyalılar, kadın, erkek, çocuk, herşeyleriyle katıldılar. Hodz vadisinde ve Ahçip köyündeki savaşlarda Kafkasyalılar yenildiler.

SÜRGÜN:

Bu kanlı yenilgiler üzerine Ağustos 1864'de Çar'ın kardeşi Grandük Mişel, yayınladığı fermanla bir ay içinde Kafkasya'nın boşaltılmasını, aksi halde kalan herkesin, harp esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürüleceklerini bildirdi. Bunun üzerine vatandan Osmanlı topraklarına sürgün başladı. Sürülenler Bulgaristan, Dobrica, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak hatta Ürdün'e, genel olarak, durumu karışık olan yerlere yerleştirildi. Fakat Rusya kendisine sınır olan ve daha sonra kendisinin olabilecek yerlerde Kafkasyalıları istemiyordu. Bu yüzden 1876 İstanbul Konferensında "Rumelide Çerkes göçmenlerin iskan edilmemesi" kararlaştırıldı ve en az 175.000 Kafkasyalı ikinci sürgüne uğradı. Sürgünden sonra Kafkasyalılar Osmanlı için "canla başla" çalıştılar. Örneğin, Osmanlıların (bilhassa Kafkas ordusunun) süvarilerinin büyük bir kısmı Kafkasyalıydı ve savaşlarda sayısız yararlılıklar gösteriyorlardı. Kafkasyalıların bu kadar çalışmasına rağmen, ne kadarının sürüldüğü kesin olarak söylenememektedir. Sürgün edilen Kafkasyalılar 500.000 ile 2.000.000 arasında tahmin edilmektedir.Fakat resmi kayıtlara göre 1855-1863 yılları arasında 311.330 ve 1864 yılında Eylül ayına kadar 283.000 kadar göçmen Varna ve muhtelif Karadeniz limanlarına geldi. Aynı resmi belgelerin (Takvim.-i Vekayi) 1281 tarihli sayısında kış mevsiminden yaz ortalarına kadar toplam 299.068 kişinin geldiğini yazmaktadır. Böylece en az 900.000'e yakın göçmen 1855-1864 yıllarında Psmanlı topraklarına gelmiştir. Bu yıllara önce ve sonra gelen, yollarda ölen ve sayıma girmeyenlerle, sürgün edilen Kuzey Kafkasyalıların sayısının bir milyonu aştığı anlaşılmaktadır. Osmanlı Devleti ise göçmenlere hiç yardım etmemiş, gıdasızlıktan, iklim değişikliğinden ve salgın hastalıklardan binlerce Kafkasyalı ölmüştür. Öyleki Trabzon Rus konsolosunun raporunda Batum'da, günde 7, Trabzon'da 180-250, Samsun'da 200 kişinin öldüğünü bildirmiştir. Çerkes koyleri 20-30 yıl sonra "Çerkes Mezarları" haline gelmiştir. Ekonomisi tarıma dayalı olan Rusya ise Kafkasya, Ukarayna, Ortaasya, Urallar gibi bölgeleri sömürerek kendi kalkınmasını sağladı ve bu bölgelerin geri kalmasına neden oldu.

SÜRGÜNDEN SONRA KAFKAS-RUS-OSMANLI İLİŞKİLERİ:

Sürgünden sonra Kafkasya'da, Ruslar, kolonizasyon işlerini her sömürgeci ülke gibi, "medenileştirme" olarak gösterdiler. Muhaceretteki Kafkasyalılar ise yurda dönüş isteklerini kaybetmediler ve Osmanlı padişahlarıyla bir Osmanlı - Rus savaşında Kafkasya'da isyan çıkartmak için anlaştılar. Bu fırsat 1877 - 1878 Osmanlı - Rus savaşında çıktı. Osmanlılar abhazya'da bir şaşırtma harekatına girdiler ve kıyıya 3000-4000 Kafkasyalıyı çıkarttılar. O sırada Kafkasyalılar bir kurultay toplayarak Abdurrahman Efendi'yi başkan seçtiler. İmamlarının önderliğinde 9 Mayıs'ta Dağıstan ve Çeçenistan'da, 12 Mayıs'ta Kuban'da isyan çıktı. Kafkasyalılar 20 yıl önce gömdükleri tüfeklerini çıkarttılar. Durum Ruslar açısından ciddileşmişti. Fakat Osmanlılardan gerekli yardım gelmediği için Adiğelerin bir kısmı ile Abhazların büyük bir çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürüldü.

Bundan sonra 1905'e kadar "medenileştirme" hareketlerine karşı çıkan küçük ayaklanmalar dışında önemli birşey olmadı. Bu sıralarda dünya siyasetinde önemli değişikler oluyordu. XIX. yy.ın sonlarına doğru Osmanlıların üzerideki İngiliz etkisi azalmıştı. Bunun üzerine Osmanlıların yeni hamisi gelişmekte olan Amanya oldu. 1888'de Deutsche (Doçe) Bank Osmanlı İmparatorluğuna girdi ve Anadolu Demiryollarının yapımını eline geçirdi. Osmanlı ordusunun teşkilatlandırılması Alman subaylarına verilmeye başlandı. Bunun üzerine 1907'de Rus-İngiliz anlaşması yapıldı. 1909'da iktidara geçen Enver, Talat ve Cemal Paşalar Almanların hemen her istediklerini yaptılar ve Panslavizm'e karşı Pnaturanizm'i çıkardılar. (Panturana Dağıstan da giriyordu.)

Bu sıralarda Kafkasya'da, 1905 Rus-Japon savaşında Rusya'nın yenilmesi fırsat bilinerek bir isyan daha çıkarıldı ama bu da bastırıldı. 1913'de egemenler halka ait geniş arazilere el koydular. Bunun üzerine onbini aşkın Adige "Dzeliko" ırmağı mevkiinde feodallerle ve onları destekleyen çar ordusuyla çarpıştı. Ayaklanmanın öndegelenleri Sibirya'ya sürüldü. Bu yıllarda, devlet tarafından "asi, hırsız, haydut" diye adlandırılan, halkın Abrek dediği kimseler Çarlık otoritesine karşı koyuyorlardı. Bunlar resmi yerleri ve zenginleri soyup, elde ettiklerini halka dağıtıyorlardı.

I. Dünya savaşında Osmanlı yöneticileri "romantik" hayalleri gerçekleştirmek üzere (Turan için) IV. Orduyu kurdular, fakat Kafkas cephesinde çeşitli yenilgilere uğramaktan kurtulamadılar. Şubat 1917'de başlayan devrim üzerine Rus ordusu çözülmeye başladı. Devrim üzerine 3 Mayıs 1917'de Terekkale (Vladikafkas) de halk kurultayı toplandı ve bir icra organı (Birleşik Şimali Kafkasya ve Dağısatn Dağlıları Birliği Merkez Komitesi) kuruldu. 18 Eylül 1917'deki ikinci toplantıda kurultay "Kuzey Kafkasya Milli Müessesan Meclisi" adını aldı ve Kuzey Kafkasyalıların siyasi bir birlik teşkil ettiğine karar verildi. Kuzey Kafkasya merkez komitesi, 20 Kasmı 1917'de Rusya'dan ayrıldığını ve bağımsız bir devlet olduğunu ilan etti. resmi müesseselere, bankalara, okullara, vs. milli bir şekil verildi. Bundan memnun olmayan Kazaklar ve Ruslarla çeştili çatışmalar oldu. Güney Kafkasya'da ise Gürcü, Ermeni ve azerilerden oluşan Transkafkas federasyonu kuruldu. Bu federasyonun savunması (milli kuvvetleri) yok gibiydi.

Brest-Litovsk anlaşmasıyla Batum, Ardahan ve Kars'ı Sovyetlerden alan Osmanlılar saldırıya geçtiler. Bunun üzerine 22 Nisan'da Transkafkas Federatif Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti. Almanlar ve İngilizler Bakü'nün Osmanlılar tarafından işgal edilmesini istemiyorlardı. (Çünkü kendileri Bakü'yü işgal etmek istiyorlardı.25) Bu yüzden Almanlar, kendi isteğiyle, Gürcüstan'ı "himaye" ettiler ve asker gönderdiler. Osmanlıların Ermenistanı işgali İngiliz hareketini engelleyeceği için bu hareket Almanlar tarafından teşvik edildi. Kuzey Kafkasyalılar ise İstanbul'a yardım istemek için bir heyet gönderdiler ve 11 Mayıs 1918'de bir nota ile, bütün devletlere Kuzey Kafkasyanın bağımsızlığını ilan ettirdiler. Bunu 26 Mayıs'ta Gürcüstan, 28 Mayıs'ta da Azerbaycan ve Ermenistan'ın bağımsızlıklarını belirtmeleri takip etti. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, bu üç devlete çeşitli kereler konfederasyon teklif ettiyse de kabul edilmedi. 8 Haziran 1918'de Kafkas devletleri ve Osmanlılar arasında iyi dostluk ve iyi komşuluk anlaşması yapıldı. Fakat bu sırada Osmanlı ordusu Kafkasya'ya girdi. İsmail Berkok, Mithat Paşa ve Muzaffer beyler K. Kafkas yerli kuvvetlerini organizeye başladılar. Gürcüstan üzerinden ilerleyemeyen Osmanlılar, Azerbaycan üzerinden ilerlediler ve 15 Eylül'de Bakü'yü işgal ettiler. Sovyetler, Almanların savaşı kaybetmeleri üzerine Osmanlılarla aralarındaki Brest-Litovsk anlaşmasını feslettiklerine ve Osmanlıların Kafkasyadan çıkmaları gerektiğini bildirdiler. Fakat 6 Ekim'de Derbent alındı ve 13 Ekim'de şehre Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti bayrağı çekildi. Fakat Osmanlılar savaşı kaybettiler ve Mondros antlaşmasıyla Kafkasya'dan çıkmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine 17 Kasım'da İngilizler Bakü'yü işgal ettiler. İngilizlerin desteğindeki Denikin'in işgal ettiği yerlerde 1919'da İnguşlar, 1920'de Dağıstanlılar isyan ettiler. Fakat bu isyanlar bastırıldı. Sovyetler bu savaşlarda Kafkasyalıları destekledi. Mart 1920'de Beyaz orduların mukavemetleri kırıldı ve Kızılordu bütün Kafkasya'yı işgal etti.

1917'de Çarlık Rusyasının, 1923 (24)'de de Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasıyla, Kafkasyanın bu devletlerle ilişkileri sona erdi.

Ruslar'ın Dağıstan ve diğer Kafkas ülkelerini ele geçirmesi uzun vadeli ve birbirini tamamlayan iki aşamalıbir hareketle gerçekleşmiştir. Birincisi, Kafkasya'nın kuzeyine Ruslar'ın tabiî müttefiklerden Kazaklar'ın yerleştirilerek burada bir hattın oluşturulması; ikincisi bu, Kazaklar'a dayanarak Kafkas topraklarına yapılan Rus askeri harekatıdır. 

Kökenleri tam olarak bilinmemekle beraber, atalarının din ve dillerine bakıldığında slav oldukları anlaşılan ve genellikle kadınlar yoluyla diğer kavimlerle karışıkhale gelen Kazaklar, Ortodoks kilisesi'ne bağlı idiler. Bunlar her zaman KırımTatarları ve Osmanlılar'a karşı savaşarak Ruslar'ın öncüleri olmuşlardır. İşgaledilen topraklara yerleştirilen kolonistler olarak ve askeri ayrıcalıklar sayesinde geniş toprakları ellerinde bulunduran Kazaklar, Rus prensliklerine çok geniş topraklar kazandırmışlardır.

Ruslar tarafından devamlı kullanılan Kazaklar'a Çarlık tarafından bazı imtiyazlar da tanınmıştır. Bu ayrıcalıklardan bazılarıvergilerden ve askeri harcamalardan muaf tutulmaları, orduya düzenli asker vermeyemecbur tutulmaları ve düşmanlarından alınan toprakların onların mülkiyetlerine bırakılmaları...vb.idi. Müslümanlar'a yaptıkları baskılarda başarılı olduklarında kazançlarına sahip çıkmak amacıyla Ruslar tarafından bunlar sahiplenilmiş; başarısız baskınlarda veya şikayet edildiklerinde ise Ruslar, söz geçiremedikleri bahanesiyle sorumluluktan kurtulmak istemişlerdir. Kuzey Kafkasya'da Terek ırmağı kıyılarına yerleşen Kazaklar, Çeçenler ve Kumuklar'dan ileri tarım teknikleri öğrendiler ve özellikle içkiye ve kadınlarının güzel giyinmesine olan düşkünlüklerinin de etkisiyle bağcılıkve ipekböcekçiliğine yöneldiler. Zaman geçtikçe Don, Volga ve Dinyeper'den aktarılan Kazaklar'la takviye edilmek suretiyle yeni kale ve stanitsalar(Kazak köyleri) inşaedilerek Kuzey Kafkasya'da bir Kazak Hattı teşkil edilmiş oldu.

Yaklaşık 700 kilometre uzunluğunda olan ve Osetler ve Kabardalar gibi bölge halkından bir kısmının Ortodokslaşmasına kadar varan etkili kolonizasyon teşebbüsleri ile devamlı olarak güçlendirilen bu hat, kaleler ve tarımcı topluluklar ile bağlanmıştı. Bu hat, Ruslar'ın Kafkaslar istikametinde başlayacak ileri harekatının hem dayanak hem çıkış noktalarını teşkiledecektir. Ruslar'ın Kafkaslar'a ayak basmaları ve yerleşmelerinde Gürcüler'in de büyükrolleri olmuştur. Gürcüler'in İran ve Osmanlı baskısına karşı yardım istemeleri üzerine, Kafkaslar'dan Gürcistan'a giden tek yol olan Daryal geçidini kullanan Ruslar ile Gürcüler arasında temas sağlanmış, böylece Ruslar, 1769 yılından itibaren Gürcüler sayesinde Kafkasya'ya nüfuz edebilmişlerdir. Sonra bu yol, Doğu Kafkasya ile Çerkesler'inde büyük bir mücadele yürüttüğü Batı Kafkasya'yı birbirinden ayırdığından,İmamlar'ın Ruslar'a karşı yürüttüğü dini-milli hareketin başarıya ulaşamamasında büyük pay sahibi olmuştur.

Kazaklar'ın hayatı Kafkaslar'daki mücadelenin başlamasından itibaren devamlı bir savaş içinde geçmiştir. Ancak İmam Şâmil dönemi dışında birleşerek hareket edemeyen Dağlılar karşısında Kazaklar, düşmanlarının parçalanmışlığı, sebebiyle varlıklarını devamettirmekte çok zorlanmamışlardır. Ruslar, Mayıs 1785'de Kafkasya'da ilk Çar nâibiolarak tayin edilen Potemkin vasıtasıyla, bu yüzyılın son çeyreği içinde Alman göçmenlerinide getirerek Kafkasya'ya yerleştirdiler. Bununla, bölgedeki bağcılık ve ipekböcekçiliğini daha da geliştirmeyi umuyor ve yeni tarım tekniklerinin, bunların yardımıyla uygulamaya konmasını planlıyorlardı. Potemkin ticareti geliştirmek için de Ermeniler'e yakınlık göstererek bu konuda onları destekledi. Bu sayede uzun yıllar Kafkasya'nın ticareti Ermeniler'in tekelinde kalmıştır. Kuzey Kafkasya'yı bu şekilde tahkim eden Rusya için Dağıstan'ı fiilen işgal etme bahanesi de doğdu. Bir Rus tâcirinin İran hâkimiyeti altındaki Şirvan'ın başkenti Şamahı'da yarım milyon rublelik malının yağmalanması üzerine Çar Petro harekete geçti. Bu sırada Osmanlılar'ın da Kafkasya'da ilerlemesi, gelecekteki ticaret yollarının Türkler'in eline geçme tehlikesini ortaya çıkarmıştı. Bundan korkan Petro, Türkler'den önce davranarak Hazar kıyılarını ele geçirmeliydi.

Bu sırada İran büyük bir karışıklık içindeydi. Afganlılar'ın isyanı üzerine Safevi hanedanı Ekim1722'de tahttan uzaklaştırılmış, Afganlı Mahmud iktidarı ele geçirmişti. Bu karışıklıktan istifade eden Çar Petro, Dağıstan topraklarını işgal etti. Ruslar'ın bu seferindeTerek Kazakları Rus ordusu için önemli bir askeri güç olduklarını gösterdiler.Kumuk Şamhalları'ndan sonra Dağıstan'da önem bakımından ikinci sırada gelen Kaytag Usumisi Ahmed Han, bu seferde Ruslar'a karşı koymak istediyse de, askeri disiplinden yoksun Dağlılar'ın, açık bir alanda düzenli ordular karşısındaki savaşı kazanmaları zordu. Savaşı kaybettiler ve ele geçirilen esirler Ruslar tarafından şiddetle cezalandırıldı. 23 Ağustos 1722'de Petro Derbent'e girdi ve kendisine şehrin altın anahtarları teslim edildi. Böylece yaklaşık bin yıla yakın bir zamandır bir Türk ve İslâm şehri olan Derbend'in, arada kesintiye uğradığı dönemler olmaklabirlikte, Rus hâkimiyeti dönemi başlamış oldu.

Çara karşı Şirvan'ın başşehri Şamahı'da yerleşmiş olan Lezgiler'in reisi de Osmanlılar 'ın himayesini istedi. Bâb-ı Âli kendisine Derbend'i dirlik olarak verdi. Fakat Petro Bakü'ye kadar ilerlemiş olduğundan Bâb-ı Âli, işgal edilen toprakların Ruslar tarafından ilhak edilmesini kabul etmek zorunda kaldı. XVIII. yüzyılın sonlarında Tarki Şamhallığı 12 bin, Kaytag Usmiyası 25 bin, Avar Hanlığı 30 bin, Gazi Kumuk Hanlığı 15 bin,Tabasaran Maysumluğu'da 10 bin haneden ibaretti. XIX.yüzyılın ilk yarısı Dağıstan tarihinin en hareketli, en kanlı ve unutulmaz dönemlerinden biri olmuştur. Ruslar tarafından işgale uğrayan Dağıstan, İmamlar önderliğinde dünyaya parmak ısırtacak bir direniş örneği sergilemiştir.

Rusların Kafkasya'yı İşgalinde İngiliz Politikası ve İmam ŞamilN. Luxemborg'un bir doktara çalışması olan bu kitap, İngilizlerin Kafkasya'ya yayılmakta olan Ruslarla kurdukları ilişkilerin gerçek anlamını ortaya çıkartmaya çalışmaktadır. Özelikle İngiliz-Rus-Çerkes ilişkilerini ele aldığı dönem içinde bir çok olaya ışık tutmaktadır. İngiliz-Rus rekabetinin geçerli olduğu dönem ve bu gerginliğin

Özet: Kafkaslar, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Çarlık Rusyası ile Osmanlı İmparatorluğu arasında şiddetli bir mücadele alanı haline gelmiştir. Bu mücadelede Çerkesler, Osmanlı tarafını tutarak, Ruslara karşı amansız bir savaşım içine girmişlerdir. Kırım Savaşı’ndan sonra

Üç yüz yıl süren bu acı günün sonucunu tek bir sayı ile ifade edebilirsiniz:
Her on Adige’den dokuzu bu felakette yaşamını yitirdi. Geriye kalanların da büyük çoğunluğu zalimce anayurtlarından sürüldüler.O günden bu yana bir buçuk asır geçti.Bu güne gelmişiz hala soruyoruz birbirimize: Kim bu felaketi getirdi bize? Kim bu büyük derdi açtı başımıza?

Bu tür “anlamsız” soruları sorup kafamızı yormayalım, başımızı ağrıtmayalım diye Sovyet tarihçileri bize hazır cevaplar bulmuşlardı eskiden.
Öncelikle hatalı olan bizdik!
Din adamlarının sözlerine aldanmış “Bizim gibi Müslümanlarla birlikte yaşayacağız” diyerek bütün bir halk toplanıp Osmanlı imparatorluğuna göç etmiştik.
İkinci olarak; Rusların ne suçu vardı ki, Rus halkını devletini nasıl suçlayabilirsiniz ki?
Burada suçlu olan Rus Çarı ve onun hizmetinde olanlardı.
Hey büyük Allahım! İşte burada öfkelenmemek mümkün değil.
Yazar, yaşlı Adige insanını kamçı ile köyün içinde dört döndürdüklerini yazıyordu.

Bize öğretilen bu yaklaşımlar ve nitelemeler ne kadar büyük bir aşağılama imiş halkımıza karşı.Ana yurdu uğruna can veren insanlar için ne kadar basit ve ucuz bir tavırmış.Kardeşlerim! Bu gün sizi davet ediyorum: Atalarımızın “Gavur savaşında” yaptıklarını/yapmadıklarını anlayabilmek için bu gün bizim ayrıca bir delile ihtiyacımız yok.Yılanbaşlı atlarınızı çıkartıp eyerleyin, üzengilerinizin üzerinde dikilerek atlarınızın gemine sımsıkı tutunun, çünkü acımızın ve başımıza gelen felaketin boyutunu daha iyi kavrayabilmemiz için Karadeniz’i geçmemiz gerekecek...Benimle birlikte söylencelerimize ağıtlarımıza destanlarımıza dalın, atalarımızın yanına gelin, sürgünlerin devamı olan nesil’in yaşadığı yerlere gelin.Onların ne söylediklerini dinlemeye davet ediyorum sizi, hem sevap hem memnuniyet verici bir şeydir bu.Söylencelerdeki tarihi tümüyle yeniden ele alıp incelemeye davet ediyorum sizi.

Bir ağıt da şöyledir sözler... Rus çarları topraklarımız için ölüyorlar, birbirleri ile yarışırcasına bizimle savaşıyorlar. Saldırgan yüz milyondan fazla iken, savunan bir avuç bile olmuyor.

Görüyoruz ki büyük bir devlet bizim karşımıza aldığımız, düşmanımız böylesine güçlü ve saldırgan olunca “ Bize yapılan hiç bir şeyin sorumlusu biz olmasak gerektir” *** Şimdi ne kadar kıyısından dolaşırsak dolaşalım, ne kadar görmezden gelirsek gelelim bir konu hakkında konuşmaktan kaçamayız.

Kendileri ile üç yüz yıl savaşan bir halk hakkında, sahip oldukları kanaat ve o halka verdikleri isim nedeni ile atalarımızı suçlayabilir miyiz?

Yoksa “Çarın politikaları nedeni ile Adıgeler ne kadar acı çekmiş felaketler yaşamış olsalar da Rus halkını Rus Çarı ile özdeşleştirmemek gerekir” diyerek ortalarda dolaşmaya devam mı edeceğiz ?

Kendimizi bu kadar aşağılayarak başka halkların gözünde değer bulacağımızı mı sanıyoruz?

Yine soruyorum... Kim bizimle savaştı?
Bizimle savaşanların isimlerinin önünde “jj” son eki var, onlara karşı bir küçümsemeyi, antipatiyi gösteren işaret olarak var bu ek. “wurısıjjxer, Qezaqıjjxer, Gawurıjjxer”
“seletıjjxer” (selet=asker). İfadelerini hatırlayalım.
“Wurısıjju Quenthkım ş’ığuxer” sözü bizim dilimizde değil mi?
(Quenthk- къуэнтхъ) = savaş ganimeti.
Bu “Gavur savaşında” biz iki kez öldük.

Öncelikle; ata mirası olarak üzerinde yaşadığımız toprağı parça parça kopartarak geniş alanlarımızdaki yaşamı daracık bölgelere hapsettiler.

Tarım yapacak toprağımız kalmadı, bizim eskiden beri yaşam kaynağımız olan atçılık, arıcılık, hayvancılık yapacak alanlarımız kalmadı, meyva yetiştirdiğimiz güneşli dağ yamaçlarımızı, ormanlarımızı yaktılar.

Hepsinden daha önemlisi halkımızın soluk almasına, gelişmesine varlığını geliştirmesine müsaade etmediler. Tüm halkların örnek aldıkları güzel yaşantımızı ve geleneklerimizi devam ettirmemize engel oldular.

Sonunda üç yüz yıl süren savaşlarda bir kaç nesil gelip geçti ki bunlar savaştan başka bir iş olduğunu, erkekler için savaşçı olmanın dışında bir meslek olduğunu dahi bilmediler.

Atalarımız bunu çok iyi anladıkları için “Zamanında ekilemeyen toprak” deyimini kullanmışlardı vatan toprakları için.
“Ömrümüzce üzerinde yaşadığımız toprağı, sürdüğümüz atı kazaklar elimizden aldığı gün” diyen kara gün tarifleri ile “Mezar yerlerimiz ile arı kovanlarımız bile Rusların elinde kalmışsa gazavat ile ölüme gidelim” diyen ağıtlar mevcuttur söylencelerimizde.

Başka bir çare kalıyor mu acaba bize?
“Dumanlar içinde her sonbahar yakıyorlar bizi, külleri eşeleyerek bahara çıkıyor, yine yaşamaya devam ediyoruz” diyor bir başka ağıtta.
İşte bu şekilde bir kez öldürdüler bizi.

Başımıza bu felaket geldikten sonra, ya bize dayatılan şekilde yaşayacak, ya da ölecektik.

Bunların dışında bir yol varmı?

N.Klingen şöyle yazıyor: “Çerkesler vatanlarını çok seviyorlardı, fakat onlar yaylalardan başka yere yerleştirilmeyi kabul etmiyorlardı. Onların özgürlüğe olan sevgileri vatanlarına sevgilerinden de daha öteydi. Önlerinde ya her şeyi kabul etmek veya ölmek seçenekleri vardı, onlar da ölmeyi seçtiler ve binlerce yıllık kültürleri de kendileri ile birlikte öldü”

Bunu söylemek çok acı ama sonuç olarak o dönemde ölmek üzerine bir kültür yarattık biz.
Bakın eski sözlerimize : “Ölümde yiğitlik vardır”; “Ölümden çok ayıptan sakın”;
“Yiğitlik birinci, ölüm ikincidir” ; “Yiğit ecelden ürkmez”; “Yaşam onurdur, onursuzca ölürsen boşa ölmüşsündür”; “Ömrünce aşağılanmaktansa bir gün yaşa” ; “ canını ver onur al”

Görüldüğü gibi Adigeler onurunu korumak için fazlaca düşünmeden canını vermeye hazır bir halktı.
Bu yol ayrımına gelmiş kahramanların düşüncelerini söylencelerde destanlarda okuduğunuzda, dinlediğinizde duygulanıyor, hassaslaşıyorsunuz ister istemez.

“Ajeğuey’lerin Firdevs’i atın terkisinde götürürlerken, arkalarından bakıyor genç kızı görüyoruz.
Götürmelerine izin verirsek cemiyetin yüz karası bu, izin vermezsek bizi öldürecekler... Dönüyoruz rezil oluyoruz, ölüyoruz ocağımız sönüyor” diyerek kısa bir süre düşünceye dalan Wuerq genci “Ömrümüzde bir ölüm var, ölürsekde gazavatımız olur” diyerek ordunun arasına dalıyor.

İnsanların söylediklerine karşı sakınırdı Çerkes insanı, “Bu kural” savaşta bile geçerliliğini korurdu.
“Yaklaşıyoruz ölüyoruz, uzaklaşıyoruz söz oluyor, yaklaşıp öldürtüyoruz kendimizi”

Zannetmeyin ki sadece erkekler silaha sarıldı “Gâvur savaşında”.
“Biz kadınları töreye aykırı şekilde tüfek namlusu ile çevirdiler” diyerek dönüp kendini öldürten kadındır Şogenlerin kızı Guaşehurey”
“Ben neyi bekliyorum” diyerek öne çıkıp kendini öldürten bir başka kadındır Şırıhu Guaşef’.
Şimdi kadınlarımızın cephesinden bakalım, meseleyi onların ağzından dinleyelim.
Annelerimizin ve bacılarımızın yüreğini çürüten sıkıntıları dinleyince “erkek olup ölmek daha mı iyi acaba” düşüncesine sevk ediyor insanı.
Bu savaşlarda kadınlarımızın başına gelen felaketlerden bahseden öyle ağıtlar yaşanan öyle olaylar var ki bizim söylencelerimizde, bunları dinledikten sonra kadınların silah alıp savaşmalarına şaşırmıyor insan. “Annesi gazavatın öncüsü” diyen bir ağıtımız var bizim.

Rus Kafkas savaşlarında din ile alakalı pek çok olay da olmuştur geçmişte.
Bunlardan bahsetmeden geçmek olmaz.
Her şeyden önce bir konuyu çok açık şekilde ifade etmek gerekiyor: Ben 22 yıldır Adige söylenceleri üzerine çalışıyorum ve bu süre zarfında bahsettiğimiz savaş ile ilgili ağıtlar ve söylenceler dışında, ne öncesinde ne sonrasında dini motifler üzerine kurulu Adige söylencesine veya şarkısına/ağıtına rastlamadım.
Şöyle yaparsam cennete giderim, şöyle yaparsam cehenneme giderim gibi bir düşünce ile hareket etmemiştir hiç bir Adige.
Onların düşünceleri ölümde bile isimlerinin iyilik, güzellik, kahramanlık ile bir arada anılması için çaba göstermekten ibaretti.
Adige dünya görüşü ve Adige kültürü ile donanmış halkımıza hiç bir dönemde hiç bir din baskın gelememiş, halkın günlük yaşamında kendi kurallarını hakim kılamamıştır.
Adıge ruhunun ve Adige yaşam biçiminin hiç bir dini benimseyemediğinin bir işareti değil midir şu söz: “Din gelip geçicidir, kalıcı olan halkındır – Dinır yix’a yik’si Wuqızıxuenejınur wui lhepqs”
Bununla yetinmeyene yine bir eski söz: “Cesurlar (kendilerinden) büyük tanrıdan hoşlanmazlar”
Şimdi bana yeryüzünde bir tek halk daha gösterebilir misiniz ki düşünceleri ve ruhu bunca özgür olsun.
Dönelim “Gavur savaşını” anlatan ağıtlara ve türkülere.
İşte bunlarda İslam dininden kaynaklanan düşünceler ve davranış biçimleri çokça var.
Fakat ilginçtir ki dinin insana insan gibi yaşamayı ve davranmayı öğütleyen, yaşadığımız dünyanın kavranmasını kolaylaştıran düşüncelerini almıyor bizim insanımız.
Yerine dinin söylence bölümünü almayı yeğliyor, en azından söylencelerde görülen durum budur.
Kendisini, ailesini, akrabalarını kavmini toprağını korumakla ilgili birçok dinden kaynaklı bölüm vardır o dönemin sözlü edebiyatında.
Yine de yukarıda söylediğim “din adamlarına aldanarak halkımız kalkıp Müslüman topraklarına göç etti” sözlerini çürütecek iki örnek daha vermek istiyorum.
“mole nepts’xew txetxem waz pxencır qıtxuaş’ır,de txuepsew xuedew jaıwure leyişxue qıdaxır”
(Sahte mollalar yanlış vaazlar veriyorlar, bizden gibi görünerek büyük kötülük ediyorlar)
“Turk qur-anagexer digum yi jağues,di gur yiqutex’awe xekum dok’ijir”
(Türk mollaları gönlümüze kötü geliyor, gönlümüz kırık yurttan gidiyoruz)
Görüldüğü gibi insanlar durumun farkındalar, hiç kimse mollaların peşine takılıp gitmiyor fakat çaresizlikten yollara düşüyorlar.

O döneme dair yazılanlarda şöyle anlatılıyor bu yolculuk:
“...Yollarda gördüklerimizi insanın aklı almıyor. Çocuk kadın yaşlı insanların cesetleri yolarda kalmış köpekler parçalamışlardı.
Hastalıktan ve açlıktan bitap düşmüş insanların adım atacak güçleri kalmamıştı, o kadar ki sağ insanları bile köpekler parçalayıp yiyorlardı. Sağ kalanların ölüleri düşünecek durumları yoktu.
Türk gemiciler onları bir eşya gibi gemilere dolduruyor, birazcık hastalandığını farkettikleri kişiyi denize atıyorlardı.
Çaresizlik insanoğluna çok şey yaptırıyor. İnsanlar cesetlerini denize attırmamak için yine Türk gemicilerden satın aldıkları tahtalara cesetlerini bağlayıp denize bırakıyorlardı.
Belki dalgalar cesetleri tekrar karaya götürür de birisi onları gömer ümidi ile yapıyorlardı bunu.
Bazıları da cesetlerini tahtalara bağlıyor, tahtaları da sırtlarına bağlayarak karaya çıkıncaya kadar muhafaza etmeye çalışıyorlardı.”
“Bizi tahtalarla sırtımıza bağlı cesetlerimizi çıkartmakla korkutuyorlar” diyor ağıtta.
Osmanlı topraklarına ulaşanların karşılaştıkları olayları anlatmaya kalkarsak ayrı bir yazı konusu olur. 1995 yılında konuştuğum 90 yaşlarında bir Ürdün Adigesi olan Yerves İbrahim’in söylediğine göre, onların yaşadıklarını tek bir cümle ile özetlemek mümkün:”Topraklarımızda domuz yayacaklar diyerek kalkıp yollara döküldükte gelip domuzun karnına düştük”

Savaş savaştır.
Üç yüz yıl süren savaşta halkına ihanet eden çok insan da çıktı aramızdan, kötülüğünü örtbas etmeye gerek yok...
İhanet edenlerin adları söylenmeden töre uygulanırdı eski zamanda.
İsim zikredilmeden yaptıklarından bahsedilerek herkesin o kişileri tanıması sağlanırdı.
Öyle ki bu durum fazlaca uzadığında, bu tür kişilerin kimliği anlaşılmadığında söylenmiş “xabzer qızgurmı-uem wu wubze qıf’oş’ – töreyi anlamayan güzel söz söylediğini sanır” denilecek bir duruma gelindiğinde casusların adı sonunda açıkça telaffuz edilirdi.
Bu tür ağıtlarda ismen bahsedilen, hatta lanet edilen insanlar da çıkmıştır halkımızın içinden.
Adige töresi onurlu düşmana onurlu dost gibi değer verir, böylelerinin haysiyetini korumayı şart koşardı. Bizim atasözümüz değil midir “Bğenıbjjeğume wuiğanıbjjeğunu, bğabiyme wuğabiyinu l’ı des mıbı–Dostluk edersen dostluk, düşmanlık edersen düşmanlık edecek erkek var mı burada” diyen.

Bizden hainler çıktığı gibi Rus tarafından da insanlık ve mertlik gösteren pek çok kimse çıktı o dönemde.
Bunlara da bir örnek olarak Karadeniz kıyısındaki kale komutanı Rayevski’nin ordu komutanı Graf Çernişev’e yazdığı rapordan bir bölüm aktarmak istiyorum “Ben öncelikle tek başıma da olsam, bizim Kafkasya’da yürüttüğümüz savaşın ve bu savaşta yapılanların karşısında olduğumu belirtmek istiyorum. Bundan dolayı da ben bu toprakları terk ediyorum. Bizim Kafkaslarda yaptıklarımız İspanyolların Amerika’da yaptıklarına benziyor. Fakat ben bunda ne yiğitlik ne de bu savaştan kazanılmış bir yarar göremiyorum”

Üç yüz yıl savaşmış iki halktan birisi hiç haksızlık ve zulüm yapmamış gibi davranırsa,diğeri de hiç hakıszlığa ve zulme uğramamış gibi davranırsa bu ancak iki halk için de aşağılayıcı bir durum yaratır,başkaca bir işe yaramaz.

Tsıpıne Aslen

(bu yazı Kabardey Balkar Cumhuriyeti Üniversitesi filoloji profesörü ve adige sözlü tarihi uzmanı tsıpıne aslen tarafından Mayıs 2006 adige psalhe gazetesinde yayınlanmıştır.)

Çeçen Kadın Savaşçı TaymaskhBu romanı yaklaşık on yıl önce yazmaya başlamıştım. O zamanlar savaşçı Taymaskh ve onun yaşadığı zamanla ilgili çok az bilgi vardı. Ruslar, her ne kadar Çeçenleri yönettiklerini zannetseler de Çeçenler hiçbir zaman onları tanımamışlardır. Emperyalist ideolojinin yandaşları, o hünerli ve soylu insanların varlığını, bu günkü Çeçenlerin de, o ataların torunları olduklarını

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @dergi_mizage: As we all know you are a bit busy these days, we want to remind you that Russia condemns the USA for Native American Gen…
Avusturya, Drau anıtı: ''Burada 28 Mayıs 1945’te yedi bin Kuzey Kafkasyalı, kadın ve çocukları ile birlikte Sovyet… https://t.co/yZtTG7dfDs
RT @Cerkesya: #21Mayıs #Circassiangenocide #ÇerkesSoykırımı https://t.co/ADgbR91klj
#21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı #unutma #unutturma https://t.co/AOEiRG08aK
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery