Kafkaslardaki çerkes cumhuriyeti Adıgey, anadillerinin kaybolma tehlikesine dikkat çekerek ülke liderine mektup yazarak anadilde eğitim istedi. Adigey Özerk Cumhuriyeti sakinleri, anadillerinin çocuklara öğretilmesini talep ediyor.

100'den fazla Adige vatandaşı anaokullarında ve okullarda ana dilin doğru bir şekilde öğretilmesinde yardım etmesi için ülke liderine bir mektup gönderdi.

24 Temmuz 2018 tarihinde, Devlet Duması ulusal dillerde eğitim tasarısını onayladı ve öğrencilerin ebeveynlerinin eğitim dilindeki zorunluluğu kaldırdı.

Mektupta, "Anaokullarında ve okullarda çocuklarımızdan anadillerini ve 'Adige Khabze'yi ( Adige ahlakının kuralları ) çalışmalarında yardım etmenizi rica ediyoruz . 'Adyge Khabze' bir konu olarak zorunlu okul müfredatına dahil edilmemiştir. Bu konuyu gündeme getirmek iyi olur, çünkü 'Adyge Khabze' ruhu içinde eğitim ve güzel halk geleneklerine uymak kuşkusuz çocuklarımıza ve tüm topluma fayda sağlayacaktır ” denildi.

Yazarlar, çocukların kendi anadillerinde iletişim kurduğu yerlerde bile, Rusça'nın kendi dili haline geldiğini belirtti.

Cumhuriyetin liderine hitap eden mektup yazarları, "Sert tedbirler alamazsak, gelecekte anadilimiz tükenecek. Soyunun tükenme tehlikesi altındaki ana dilimizin korunmasına yardım etmenizi rica ediyoruz." dedi.

Adigey Cumhuriyeti
Rusya'ya bağlı özerk cumhuriyet Adıgey 1990 yılında bağımsızlığını ilan etti.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

Kuzey Kafkasya’nın ve Adigey’in tarihi çetindir. Zorlu bir geçmişi vardır. Halk acılardan, zulümlerden ve mücadele dolu bir yaşamdan süzülerek geldi bugünlere. Acılarla iç içe olan efsunlu, gizemli ve büyüleyici bir geçmişi de var Kuzey Kafkasya’nın. İşte tarih bu efsunlardan, gizemlerden kaynaklanan sözlü efsanelerde ve mitoslarda gizlidir. Bin yılların birikimi halkın tarihinde aydınların ve aydınlanma mücadelesi verenlerin şahsında netleşti. Binlerce yıllık sözlü söylence, mitos ve efsanelerden beslenen aydınlanma hareketlerine bu kültür kaynaklık etti. Popüler gelenekler bu kültürel mirastan bu güne gelmektedir. Aydınlanma bu mirası sürdürenlerin misyonuyla taçlaştı. Çok yurtseverler çıktı. 

Dünya aydınlanma süreci çetindi. Kuzey Kafkasya’da da bu süreç çetin geçti. 

On beşinci yüzyıl ve sonrasında başlatılan Rönesans, aydınlanmayı dayattı batıya. Oralarda aydınlanma süreciyle birlikte, ulus devletler ve ulusal kimlikler, ulusal pazarlar erken çıktı ortaya. Ulusal kimlikler ve aydınlanma kapitalist pazarlarda geliştirildi. Aydınlanma batıda, çabuk egemen hale geldi. 

Doğu ve Orta doğuda ve Kuzey Kafkasya’da üretim ilişkileri ve pazar ekonomisi daha geriydi. Kapitalist üretim yerine buralarda feodal üretim ilişkileri baskındı. Toplumsal yapıda kabile, aşiret, boy parçalanmışlığı egemendi. Feodalite içerisinde pazar bilinci, ulus bilincini ve ulusal kimlikleri ortaya çıkartmakta bir hayli gecikmişti. Böyle olunca aydınlanma mücadelesi zor ve geç çıktı ortaya.

Kuzeyde aydınlanma hareketlerinin hayata geçirilmesi zordu. Ama binlerce yıllık birikimlerden gelen ve sözlü edebiyattan gücünü alan Nart mitolojilerinin, muazzam birikimleri vardı. Bu birikim üzerine inşa edilmiş geleneklerden gücünü alan aydınlanmacı kişiler; ortaklaşa çalışmalarla, tarihsel misyonlarıyla, ilerici rolleriyle halk arasında, feodaliteye karşı ulusal aydınlanmayı ve yazılı alternatif edebiyatı Adige yazın diliyle başarmaya çalışıyorlardı. Ancak pek çok nedenlerle bu aydınlanmacı kişilerin ilerici çalışmaları engellendi. 

İşin ilk başlarında dokunulmazlıkları olan bu aydın kişiler süreçte feodal beylerin hizmetine girmedikleri için engellendiler. Halkın içerisindeki ilk aydınlar Ceguakuelerdi. Bu ozanlar Kuzey Kafkasya’nın tarihinde aydınlanmanın öncüleriydiler. Dünyada da ozanlar aydınlanmanın öncüleriydiler. Homeros’dan, Heziodos’dan, Kesenefobi’den bu tarafa Kuzey Kafkasya’da, Anadolu’da, Mezopotamya’da, Mısır’da ve Babil’de halk ozanları hep aydınlanmacıydılar. Ve muhaliftiler. Düşünceleri aykırıydı kurulu düzene. Nesimi ve Hallacı Mansur’da, Pir Sultan gibi engellendi. Aydın olmak zordu. Kelepçe takılmamış, zindana atılmamış aydın yoktu.

Nart mitolojilerinin mirasını iyi değerlendirmişti ozanlar. Şairlerle birlikte özellikle 18. 19. ve 20. yüzyıllarda aydınlanma sürecini geliştirdiler. Tarihten gelen görkemli Adige kültür mirasını değerlendiren kişiler oldular. 

Kuzey Kafkasya’da yazının başlangıcı ne zaman ve nasıl gelişti? Yazıya nasıl geçildi? Bakmak lazım buna.

Bir sefer Kuzey Kafkasya’nın yerleşik halklarında yazı çok eskiden beri bilinmekte ve kullanılmaktaydı. Bir dilin orijininde yazı, kitap, kalem kelimeleri varsa o dil yazıyı tabii ki yazılı hala dönüştürmekle de alternatif olmuştu. Geçmişinde sözlü mitoslar ve efsaneler, masallar bulunan bir halkın kültür mirası, insanları beslemiş, aydınlanma hareketlerine öyle öncü olmuştu. Bu miras Kuzey Kafkasya’da aydınlanma hareketlerini beslemiş yazıyı doğurmuştu.

Bugünkü Adige yazın dilinin temeli ise Adige aydınları tarafından atıldı. 

Sonraki yüzyılda geliştirildi ve bugünkü haliyle buluştu. Buluşma halk tarafından benimsendi. Bu çalışmalar 16. ve 17. yy’ da Anayurt Kafkasya’dan uzakta yetişmiş aydınlar tarafından başlatılmıştı. Pek çok kişi anavatandan uzakta; Batıda ve Moskova’da yetişmişti. Özellikle ilk başlarda Rusya’da -1625- Dekabris hareket dediğimiz süreçte köylü ayaklanmaları ve köylü isyanlarıyla birlikte gelişen hareketlerden ve aydınlardan etkilenen pek çok kişi vardı. Toprakların kullanımı üzerine geliştirilen reformlar beraberinde aydın kimlikli kişileri de doğurmuştu. Bu mücadele Kafkasya’ya yansımıştı. Rusya ve Moskova ile yakın ilişki kuranlar bu süreci Kafkasya’ya taşımışlardı. Devam eden yüzyılda Kuzey Kafkasya’da pek çok aydın çıktı. Aydınlanma hareketlerini onlar coğrafyaya yaydı. Gün oldu Batı Avrupa’da ve Moskova’da eğitim de aldılar. Bunlar Şore Negumelerdi. Han Geriy, Adil Geri, İslam Geriy, Kosta Hetagati gibi kişilerdi. Abhazya’da ise kendi olanaklarıyla yetişmiş ve sürgünden vatana çocuk yaşta getirilmiş Dırmıt Gulya idi. Bütün bu ünlü kişiler Kuzey Kafkasya’nın tarihinde aydınlanma hareketlerinin öncüleriydiler. Aydınlanma hareketlerini halk arasında yayan, kitlelerle buluşturan kimlikler oldular. Çarlığın baskılarıyla Kuzey Kafkasya ‘Aydınların Sürgün Diyarı’ yapılmıştı. Siyasal iktidar mücadelesiyle birlikte siyasal iktidar-aydın ilişkileri içerisinde cezalandırılan pek çok aydın Çarlık tarafından Kuzey Kafkasya’ya sürgün edilmişti. Alanlarında bu ünlü kişiler bir takım bilgi ve kültürleri halk arasında yaydılar. Bunlarla ilişki kuran yerli halktan pek çok ilerici unsur muazzam birikimlere ulaşmış kendi kültürleriyle, bu çalışmaları birleştirmiş ortaya bir aydınlanma hareketi çıkartmışlardı.

Kuzey Kafkasya’nın tarihi çetindir. Çetin olduğu kadar özgürlük mücadelesiyle de ünlüdür. Batılılar ve Kolonyalistlerce, halkın dilleri, dinleri, kültürleri, toprakları, zenginlikleri üzerlerin de müthiş oyunlar oynanıyordu. Bugün içinde böyledir bu. Toplumsal yapı ve toplumsal dinamikler içerisinde farklı dinsel dizgelerin ve dinsel inançların varlığı; Hıristiyan ve Müslüman inançlarının varlığı iç içe bir inanç dayatıyordu. Dolaysıyla İslam-i öğeler ve İslam öğretisinin Kuzey Kafkasya’ya girmesi, özellikle daha Ömer zamanında Dağıstan’a ve oradan da Batı Kafkasya’ya dayanması, yerli halk kültürleri arasında geleneksel yaşam tarzıyla buluşunca çatışmalar yaşamaya başladı. Bu çatışmalar farklı bölgelere kadar yayıldı. Dışarıdan desteklenmelerle -özellikle Osmanlı İstanbul’undan ve Kırım Hanlarınca gönderilen mollalarca- medrese eğitimi başlatıldı. Bu medreselerde; köylerden, kırlardan toplayabildikleri yoksul halkın çocuklarını eğitiyorlardı. Anlamadıkları Arapça bir dilde eğitim veriyorlardı. Kuzey Kafkasya’nın bölünmüş, parçalanmış boy kabile ilişkileri içerisinde İslam-i motifler ağırlaştırılıyor, gericilik yaygınlaştırılmaya çalışılıyordu. Bu çalışmalara feodal beyler destek sunuyorlardı. Gerici oluşumlara, Arapça veya başka dillerde yürütülen çalışmalara karşı çıkan aydınlar, Adige diliyle eğitim ve öğretimi savundular. Bunlar azdılar ama etkili ve öncüydüler. Ulusal pazarlardan ve ulusal kimliklerden yanaydılar. Adige dilini ısrarla savunmuş ve hayata geçirmeye çalışmışlardı. Bu öncü aydınların başında Negume Şore vardı. Negume Şore, 1840’lı yıllarda Adigeler arasında anadil de okuyup yazmayı kitlelere benimsetmeye çabaladı. Arapça’ya karşı çıktı. Anadil çalışmalarını ve Adige halkının tarihini, öykülerini Adige diliyle öğretmenin ve geliştirmenin yollarını aradı hep. Halktan destek görmesine rağmen Adige dilinin yerine Arapça dili yaygınlaştıran feodal önderlerce bu aydın kişinin çalışmaları engellendi. Ne yazık ki kendisi o dönem anlaşılmamıştı. Yazdıkları yakıldı. Pek çok aydın dışlanıldı ve içlerinden bazıları Tobil Talusten gibi taşlatıldı ve köyünden uzaklara sürüldü. Bu aydınlar yurtseverliklerinden ödün vermeden yoksul halkın çocuklarına, anadilde eğitimi vermek için ormanlarda, kırlarda saklanarak öyle faaliyet sürdürdüler. Feodal beylerin anadil Adigece eğitime karşı çıkmalarına rağmen aydınlar arasında ve halk arasında sınırlı da olsa bir çalışma vardı. Fakat bu çalışmalar aydınlar arasında kaldı. Geniş kitlelere ulaştırılamadı. Bunların pek çok sebepleri vardı. Tarihten gelen derin çelişkilerdi. Dört yüz yıl süren Kafkas-Rus savaşlarının çelişkileri; dinsel inançlar, feodal oluşumlar içerisinde çeşitli çıkar ilişkileri gibi daha pek çok benzer çelişkilerdi bunlar. 

Bütün çetin çelişkilere ve çetin savaşlara karşı tarihten gelen görkemli bir Adige uygarlığı da vardı. 

Kuban uygarlığı ve Kolh uygarlığıydı bu. Bu uygarlıkların kültürel mirasının bilincinde olan kişiler ilerici misyon ve rolleriyle aydınlanma mücadelesini sürdürdü. Tarihten gelen bu uygarlıklar ve güçlü miras ne yazık ki feodal beyler tarafından tarumar edildi. Dört yüz yıl süren haksız savaşlarda harcandı. Çelişkili yaşam içerisinde aydınlanma hareketleri, aydınlar arasında sınırlı kaldı, halka indirgenmesi ve ulusal aydınlanmanın kitlelere ulaştırılması engellendi. Bu engelleme bütünüyle iradi ve bilinçliydi. Politikti ve toplumsal üst sınıfın iradesiyle gerçekleşmişti. 1840’lı, 45’li yıllardaki öncü aydınlanmacıların takipçileri bu mirası yerde bırakmadılar. Sürgünü yaşayan ve yeniden anayurda dönenler ile sürgünden sonra geride anayurtta kalan ilerici aydın kimliklerce yaşama geçirildi. Yirminci yüz yılın başlarında yurda dönen pek çok kişi okullar açarak, gazeteler çıkartarak faaliyetleri oradakilerle birlikte sürdürdü. Tsağo Nuri ve Dım kardeşler gibi kişilerde vardı aralarında. Adige Maq gazetesini ilk onlar çıkardılar. Mos Şocen, İbrahim Tsey, Tembot Akhokh, Ş.Hakurate, Hacmırze Lafiş, Sait Kocesu gibi kişilerle birlikte Kabardeyli Yusuf Nastuyev, K. Makıhiside, Kellet Ulbiş gibi kişiler, bu aydın ve yurtseverlerin tümüde 20.yy’ın başında Rus burjuva devrimine katılmış ve içlerinden bir çoğu Sibirya’ya sürgüne gönderilmiş, sonradan yurda dönerek aydınlanma hareketlerinin içinde yerlerini almışlardı. Aydınlanma mücadelesini şehirlerden köylere kadar indirgemişlerdi. 

Ve kadınlar arasında da yer bulmuştu aydınlanma mücadelesi. 

Kadın da aydınlanma mücadelesi içerisine girmişti. Goşenay Şocen ve Cışha Canbulat, aydınlanma mücadelesine öncü olmuş ilk aydın Adige kadınlarıydı. Ardından yeni yetişen gençlik içerisinde aydınlanma hareketlerine pek çok edebiyatçı, şair, yazar katıldı. Şocentsuk Aliy en önde çalışmış ve önemli eserler meydana getirmiş aydın yurtsever kişilerdendi. Jır Hamit, Jane Kırmız ve daha onlarca yüreği ve yüzleri aydın, bilinçleri aydın kimlikler çıkmıştı. Kendilerinden önceki aydınların başlattıkları çalışmaları ileri götüren kimliklerdi bunlar. Özellikle yazın dili ve alfabe konularında çok mesafe alındı. Edebiyat ve yazın dili oluşturuldu. Pek çok edebi eser, şiir, roman, öykü ve sanatsal çalışmalar kitlelere bu yolla ulaştırıldı. Günümüz Adige edebiyatı bu dile ait yazın diyalektleriyle oluşturuldu ve Adige aydınları tarafından geliştirildi.

Aydınlanma hareketleri tüm coğrafyaya yayılmış ve etkili olmuştu. Kuzey Osetya’da da Alan halkının ilerici kişileri St. Petersburg’da okumuş ve eğitim almış kimselerdi. Kosta Hetagati 1800’lerde ülkesinde kültürel, sanatsal alanlarda çalışmalar yapmıştı. Şiir, resim, tiyatro ve gazete çalışmalarıyla tanınmıştı. Ardından gelen pek çok önemli Alan aydını pek çok alanda faaliyette bulunmuş değişik gazeteler çıkartmışlardı. İron Gazet, Zondı, Nog Tsard, Khun Tın gibi aylık, haftalık olarak çıkartılan gazetelerin yazarları A. Konukatı, A.Z. Kubaltı, Yelbızdıkho Biritat, Taras Sozatı, Georgi Tsagoltı, Nikolay Kolka gibi pek çok Alan aydını Kuzey Kafkasya’da aydınlanma mücadelesi veren öncü kişilerdi. Bunlar bölgede etkiliydi. Alan aydınlarının çalışmaları, Adige, Kabardey, Abhaz aydınlarının çalışmalarıyla buluşuyordu. Abhazya’da da Gulya Dırmit ve yakın çevresince önemli bir aydınlanma başlatılmıştı. Abhaz aydınlanmasını yürüten, eğitim ve öğretim işlerine özgün katkılar sunan Abhaz aydınlarından olan A.İ.Çukbar, K.F.Dzidzar, Simon Basaria, Samsa Camba, Vasil Agırba gibi kişilerce faaliyet sürdürülüyordu. Yirminci yüz yılın ilk çeyreği ile birlikte pek çok romancı, yazar, şair Abhaz yazı dilini geliştirdi. Abhaz edebiyatı içerisinde yerini aldı, Abhaz aydınlanma sürecine katıldı, destek verdi.

Abhazlar, Adigeler, Alanlar arasında ve Kuzey Kafkasya’da aydınlanma hareketleri büyük bir titizlik, mücadele ve özverili çalışmalarla günümüze ulaştırıldı.

Bugün ise halkın her alandaki umutları ve gelecekteki beklentileri; sanatçı estetiği ve sanatçı yüreğinin sıcaklığıyla daha ileri bir sürece taşıyacaktır aydınlanmayı.

Bu sıcaklık; Seteney’in kucağına aldığı ve Tlepş’in bir sanat ustalığıyla kırdığı, sıcak taştan gelen sıcaklıktır... 

Beş bin yıl bu sıcaklık ısıttı Kuzey Kafkasyalıları. Güneş her doğduğunda bu sıcaklıkla selamladı, Seteney’le Tlepş’in çocuklarını. Adige sanatındaki ayrıcalık bu sıcaklıktır. Ama sonra Kafkasya’da döküldü göz yaşı ilk... Kafkasyalının yüreği arayışa başladı. Ve onlar sıcaklığı buldu, Sosrukua’nın ateşiyle dünyayı selamladı. Karlar burada dondu, buzlar burada eridi, topraklar burada sulandı. Cansuyu oldu Oşhamafe. Dünde kavga vardı Kafkasya’da bugünde! Elbruz bir aydınlanma kavgası...

2006 yılındaki başarısız denemeden sonra rafa kaldırılan Adigey’in Krasnodar Bölgesi’ne birleştirilmesi projesi -kamuflajlı bir şekilde- bir kez daha gündeme getiriliyor.

Krasnodar Valisi Veniamin Kondratiev ve Adigey Cumhuriyeti’nin Başı Murat Kumpilov’un, Krasnodar ve Adigey’in, Krasnodar çevresinde “ekonomik gerekçeli” ortak bir aglomerasyon (kümelenme/bölge) oluşturmaya karar vermesinden sonra, Adigey halk temsilcileri geçmişteki “iki bölgenin birleştirilmesi projesini” hatırlayarak alarma geçti. Plana göre, Krasnodar Bölgesi ve Adigey “Krasnodar Aglemerasyonu” adıyla ortak bir ekonomik bölge oluşturacak. Proje, iki bölge lideri Veniamin Kondratiev ve Murat Kumpilov tarafından kabul edilip imzalanmış vaziyette. Aglomerasyon yapısı, Krasnodar ve Adigeyi çevreleyen Takhtamukay ve Teuchezh yerleşim alanları ile Adygeysk şehri ve Krasnoarmeysky, Seversky ve Krasnodar bölgesinin Dinskaya ilçesini kapsıyor. Bu bölgeler hakkında Krasnodar Bölgesi’nde tek bir karar merkezi oluşturulacak.

Kavkaz.realiy web sitesinde yer alan habere göre bazı Çerkes aktivistler ve Adigey sakinleri, projeyi Karasnodar Bölgesi ile Adıgey Cumhuriyeti’nin birleştirilmesi fikrinin hortlatılması olarak değerlendiriyor. Bilindiği gibi Çerkes aktivistler 2006’da Adigey’in büyük komşusu tarafından “yutulmasını” engellemiş, sonrasında da “Adıgey Halkının Olağanüstü Kongresi”ni toplamışlardı. Ağırlıklı olarak Rusça konuşan Krasnodar bölgesinin nüfusu, Adigey nüfusunun yaklaşık 12 katı. Adigey’de etnik Adigeler ise nüfusun sadece dörtte birini oluşturuyor. Çerkes nüfusun savunmasız bir azınlık konumunda olması nedeniyle, cumhuriyetin statüsünü kaybetmesi ve Krasnodar Eyaletinin bir parçası haline gelmesi durumunda, mevcut halin daha da ağırlaşmasından korkuluyor.

Kavkaz.realiy’e değerlendirmelerde bulunan Maykop’da yaşayan ve toplum tarafından bilinen bir şahsiyet olan Adige Xase eski başkanı Adam Bogus, Adigey’in cumhuriyet statüsünün tasfiye edilmesi korkularının kesinlikle yersiz olmadığına inanıyor. Adam Bogus konuyu, “Yetkililer, Adigey’deki bütün kalkınma süreçlerini kısıtlamaya yönelik tedbirler alırken, kelimenin en geniş anlamıyla kültürel gelişme yapay olarak kısıtlanırken, sivil toplum kuruluşlarının oluşumu ve gelişmesi, soydaşların ülkelerine geri dönmesi ve daha bir çok talep bastırılırken, bölgenin ekonomik kalkınması gündeme getiriliyor” sözleriyle değerlendiriyor. Bogus, bütün hükümetlerin, hükümet yanlısı kamu örgütlerinin ve tüm diğer samimiyetsiz güçlerin, metodik olarak ve kapsamlı bir şekilde cumhuriyetin kalkınmasını engelleyici tutum içinde olduklarını belirterek, “Bu süreçlerin ardından, sürekli ve bilinçli olarak, bölgeleri büyütme, Adigey’in sübvansiyonu gibi konular ortaya atılıyor.

Adıgey’in Krasnodar Bölgesi ile birleşmesi fikri gündemden hiç çıkarılmamış gibi görünüyor” dedi. Adam Bogus’a göre, Adigey’i Krasnodar Bölgesi ile birleştirmek için geçmişte denenen ve başarılı olmayan bir girişimden sonra, yetkililer sorunu daha iyi düşünüp, daha komplike hazırlanıp, bu sefer “işi bitirmeye” karar verdiler. Diğer Adige aktivist Neguch Shamsudin “Kavkaz.realy”ye verdiği röportajda, yerleşim bölgesi olarak bir “imparatorluğun parçası” olduklarının cumhuriyetin bir gerçeği olduğunu belirterek, “Neticede kendi devletimize sahip değiliz” diyerek sorunun özüne vurgu yapıyor. Boris Tash ise, siyaseti olmayan bir ekonomik program olmayacağını belirterek, “Adıgey coğrafi olarak Krasnodar Bölgesi’nin içinde. Biz birleşmeye karşıyız; gerekçesi ister ekonomik olsun, isterse de siyasi. Bu plan Çerkesler tarafından yakından takip ediliyor” diyor. Habahu Abrek ise, Krasnodar’da Çerkes köyünün yerlisi bir avukat. Rus Anayasasına göre, ülkede ekonomik alanın birliği zaten sağlanmış durumda ve Adigey Cumhuriyeti de bu ekonomik bölgenin bir parçası. Habahu Abrek “Bu konuyu konuşmaya bile gerek yok” diyor ve ekliyor: “Bu birleşme neticesinde ekonomik ve demografik emilim olacak. Doğal olarak ardından da siyasi emilimin geleceğine inanıyoruz.”

Tlyustenkhabl ve Kozet arasındaki yeni köprünün inşası ile tarımsal arazilerin de konut inşasına açılacağını söyleyen avukat Abrek, “Birileri buraları satın alacak ve yatırımcılar gelecek. Teknoloji ve yeni evler ile Adigeyin yüzbinlerce yeni sakini olacak. Bu da bizi demografik emilime götürecek. Bundan sonra da siyasi süreç gelecek ve yapılacak bir referandumla cumhuriyetin statüsünü oylayarak bu işi bitirecekler” diye bağlıyor sözlerini. Aglomerasyona konu olan Takhtamukay ve Teuchezh bölgeleri Adigey’de Adigelerin en yoğun olduğu yerleşim yerleri. Teuchezh bölgesinde 2010 nüfus sayımına göre Adigelerin oranı % 65.82, Takhtamukay’da % 33.21, yakındaki Adygeysk kasabasında ise % 79.04. Adigelerin, Adigey Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’da % 18.19, Cumhuriyet genelinde ise payı % 25.8 oranında olduğunu dikkate alırsak bu bölgelerin Adıgey nüfusunu oluşturmadaki önemi ortaya çıkar. “Ekonomik bölge” oluşturma bahanesiyle Krasnodar’la bağımlı bir ilişkiye sokulacak bu yerleşim birimlerinin, daha sonra farklı bir statüye sokularak Adigey’den koparılması halinde yaşanacak nüfus parçalanması ise hem bu bölgeler için, hem de Adigey Cumhuriyeti için ciddi bir demografik zafiyet oluşturacak.

*** Bilindiği gibi yapılan bir takım “zemin hazırlayıcı” ön çalışmalar sonrasında Adigey Cumhuriyeti’nin Başı Murat Kumpilov ile Krasnodar Bölge Valisi Veniamin Kondratyev 21 Nisan 2017 tarihinde Krasnodar’da bir araya gelerek, iki bölge arasında işbirliğini güçlendirme görüşmelerinde bulunmuşlardı. İki bölgenin başkanları, ortaklaşa uygulanacak önemli alanları ve özel projeleri de belirleyerek, ticaret ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi konusunda mutabık kalmış; Adigey ve Krasnodar bölgesinin ticaret-ekonomik, bilimsel-teknik, sosyo-kültürel işbirliği konusunda bir anlaşma imzalamışlardı. Krasnodar Aglomerasyonu bu görüşmede ortaya çıkmıştı.

HABER: KUSHBA EROL 

Kaynak: kafkasevi.com

Geceler Uyumaz

Kasım 30, 2018

Geceler UyumazAdıgey’de; kısa sürede edebiyat sanatını oluşturan Çeraşe Tembot, Hatko Ahmed, Tsey İbrahim ile onları izleyen Perenıkue Murat, Tlosten Yusuf, Kestene Dimitri, Yevtih Asker'dir.

Sonraları; Meşbaş’e İshak, Jene Kımıze, Hageatle Asker, Aşıne Hazret, Beretare Hamid bu bu halkaya eklenenlerdir.

‘Çerkes Dünyası’ ve Rusya

Muhacirler, 'Büyük Dönüş' ve Kafkas Savaşı'nın Diğer Sonuçları
2009 Ağustos ayının ilk günü Adıgey'de "Repatriant* Günü" kutlandı. Bu olay Maykop'ta Ulusal Müze önündeki meydanda üç bin kişinin toplanmasını sağladı. 'Repatriant' kelimesinden Adıgey'de, Rusya Federasyonu'nun üç Kuzey Kafkas biriminde (Kabardey-Balkar, Karaçay-Çerkes ve Krasnodar Krayı), keza Abhazya'da, 1817-1864 yıllarındaki Kafkas Savaşı olaylarından sonra tarihi vatanlarından göç etmek zorunda kalan muhacirlerin (Arapça 'göçmen') geri dönen torunları anlaşılıyor. Krasnodar Krayı'nın bu listede adının geçmesi tesadüfi değil. Zira burada 21 Mayıs 1864 tarihinde, bugün Rusya devlet başkanının yazlık konutunun bulunduğu Kbaada vadisinde Adıge (Çerkes) milislere karşı kazanılan, Rusya İmparatorluğu'nun hemen hemen yarım yüzyıllık Kafkas Savaşı'ndaki son zaferi kutlanmıştı. Kafkasya'nın (bugün batısına göre daha huzursuz sayılan) doğu kısmında ise askeri faaliyetler 1859 yılında Dağıstan ve Çeçenistan'ın üçüncü imamı Şamil'in esir alınmasından sonra sona ermişti.

1860'lardaki Rus silahının başarısı, o dönemde başta Çerkesler olmak üzere birçok Kafkas halkı için zorunlu göçün başlangıcı oldu. Adıgelerin tarihi vatanlarından çıkmaları her zaman Rusya'nın askeri baskısıyla ilgili değildi, çünkü bu karar sık sık Osmanlı diplomatlarının, ajanlarının ve danışmanlarının etkisi altında alınıyordu. Fakat sonuçta on binlerce Çerkes Kafkasya sınırları dışına çıktı. Bugün nüfuslarının Türkiye'de, Suriye'de ve Ürdün'de yaklaşık 2,5 milyon olduğu tahmin ediliyor. Günümüzde bu devletlerdeki Adıge diasporasının nüfusu hakkında tam sayı belirlemek mümkün görünmüyor, çünkü oralarda yapılan nüfus sayımlarında veriler ya dine göre (etnisite belirtilmeden) ya da anadiline göre düzenleniyor (150 yılda Adıge muhacirlerin torunları için bu da büyük ölçüde Türkçe ya da Arapça oldu).

Adıgey'de 'Repatriant Günü' 1 Ağustos 1998'den beri kutlanıyor. Bu küçük Kuzey Kafkas cumhuriyetine (RF'nin en küçük beş birimi arasında, yüzölçümü toplam 7,6 bin km2) 11 yıl önce Sırbistan'ın özerk bölgesi Kosova'dan 35 Adıge ailesi (yaklaşık 165 kişi) döndü. Bu Adıge grubu için yetkililer tarafından Maykop yakınlarında 150 hektar arazi tahsis edildi. Adıgelerin tarihi vatanlarına bu dönüş örneği sadece Adıgey için değil RF içindeki bütün 'Çerkes dünyası' için sembolik bir olay oldu, zira 'büyük dönüş' Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Rusya Kafkasyası'nın batı kısmında başta gelen ülkülerden biri olmuştu. Onun gerçekleşmesi için 1990'lı yılların başında birçok yasa kabul edildi; çok sayıda ders kitabı, bilimsel monografi ve makale yazıldı. Türkiye'deki ve Yakındoğu devletlerindeki diasporalarla ilişkiler kurmak (bazı durumlarda canlandırmak) için önemli çalışmalar yapıldı. 1 Ağustos 2009'daki törende 'Repatriantlara Yardım Vakfı' başkanı Necdet Hatam, Repatriant Günü'nün sadece Adıgey'de değil Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes'te de vatanına dönen bütün Adıgeler için tek bayram olması gerektiğini söyledi.

Ancak Adıgey'in küçük yüzölçümü, Krasnodar Krayı içindeki anklav konumu, keza Adıgelerin cumhuriyetin etnik bileşimi içinde oran olarak küçük nüfusları (% 24) kimseyi yanılgıya düşürmesin. RF bünyesindeki bu küçük birim 1991 yılından sonra Adıge (Çerkes) nüfusunun yaşadığı diğer cumhuriyet ve kraylar için çok kez 'model' bölge oldu. 1990'lı yıllarda bu cumhuriyet genel federal yasaları ihlalde rekortmenlerden biriydi. Cumhuriyetin yüksek makamlarına seçilebilmek için yerleşik olma şartı gibi normlar vardı ve 'unvan sahibi ulusun' dilini bilme cumhuriyette devlet görevlerine vekalet için gerekli şarttı. Aynı şekilde, cumhuriyetin temsil organının oluşturulmasında esas alınan 'denklik' (paritet) sistemine göre de, cumhuriyetin Yüksek Sovyeti'nde yerlerin % 50'sini Adıgeler, % 50'sini de Ruslar (1990'ların başında Adıgey nüfusu içindeki oranları % 68 olmasına rağmen) işgal ediyordu. Meşhur 'egemenlikler geçidi'nden itibaren cumhuriyet eliti, Rusya Kafkasyası'nın batı kısmında 'Adıge dünyası'nın 'bakiye'sinin ve hatta 'ileri karakolu'nun muhafazası fikrini çok aktif şekilde savundu. Yine hatırlatmak gerekir ki, 20052006 yıllarında Adıgey'in Krasnodar Krayı ile birleşmesi gündeme geldiğinde sert bir direnişle karşılaşmıştı. Bu olayda Adıgelerin özgürlükçü hamleleri Rusya Kafkasyası'nın batı kısmının diğer birimlerinden milliyetçi hareketler tarafından da desteklenmişti. Geçen yılın 23 Kasımında Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nin (KÇC) başkentinde, Adıgey temsilcilerinin de aktif katılımıyla Olağanüstü Çerkes Halk Kongresi'nin yapılması 'Çerkes dünyası'nın siyasi gücünün kanıtlanmasıydı.

'Çerkes dünyası' temsilcilerinin, bugün daha çok Rusya-Gürcistan anlaşmazlığı olarak değerlendirilen Gürcistan-Abhazya anlaşmazlığına müdahil olmaları özellikle dikkat çekiyor. Burada dünya tarafından tanınan Gürcistan'ın, de facto Abhazya devletinin, keza Rusya ve ABD'nin dışında başka ilgili oyuncular da vardı; fakat onlar hem Rusya'da hem de Batı'da genellikle analistlerin görüş alanı dışında kalıyorlar. Halbuki Adıgey'in değişik Adıge (Çerkes) milliyetçi hareketlerinin ve cumhuriyet yönetiminin faaliyet adamları, özellikle 1990'lı yılların başında (cumhuriyetin ilk devlet başkanı Aslan Carım zamanında) Moskova'nın tutumunun hilafına Abhazya ile sürekli dayanışma halindeydiler. Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu'nun (içinde Çerkes liderler başı çekiyordu) veya Kabardey Halk Kongresi'nin aktivistleri Rusya'nın 'imparatorluk' diskuruna sert eleştiriler yönelttiler. 1992 Ağustosunda Gürcistan Devlet Konseyi birlikleri 'Ardzınba rejimini' devirmek için operasyon başlattığında 'Abhazya'dan ellerini çek!' sloganıyla ortaya çıktılar. Hatta RF'nin Adıgece konuşan birimlerinin (Kremlin'e zahiren daha fazla bağlı) resmi liderleri Abhazya'ya ilişkin eylemlerinde kendi 'kişisel tutumlarını' sergilediler. 2000'li yıllarda Adıgey'i, Kabardey-Balkar'ı, KÇC'nin Abazin rayonunu temsil eden parlamenterler artık Rusya iktidarıyla eşzamanlı hareket ediyorlardı. Ancak her durumda Abhazya, Rusya 'Çerkes dünyası'nın özel ilgi alanı olmaya devam ediyor. Abhazya'da da yasal düzenlemelerin aynı şekilde muhacirlerin (Abhazya'yı toplu olarak 1866 yılında terk edenlerin) torunlarının geri dönüş ülküsünü desteklediğini burada belirtelim. Bu ülkü özellikle cumhuriyetin vatandaşlık yasasında yer alıyor.

Bu şekilde, Adıge milliyetçi söyleminde (bu olayda 'milliyetçilik' kavramına nötr pozisyondan bakıyoruz) Batı Kafkasya toprakları kimliklerinin önemli bir parçası olarak ortaya çıkıyor. Bu topraklar 'tüm Adıge' (Çerkes) dünyasının, önceliği bizzat Adıge etnik gruplarına ait olması gereken bir parçası olarak görülüyor.

Oysa 'büyük dönüş' ülküsü milliyetçi romantiklerin tasavvurlarına uygun şekilde ne Adıgey'de, ne RF'nin diğer Kuzey Kafkas birimlerinde, ne de Abhazya'da gerçekleşti. Kosova'dan gelen repatriantları ele alırsak örneğin, 2007 yılında 'tarihi vatan'larında ancak yarıya yakını kalmıştı. Farklı kaynaklara göre, Adıgey'de RF vatandaşlığı alan repatriantların sayısı 350500 kişi; binden fazla kişi de ikamet izni almış. 2009 Ağustosunun başında enformasyon ajansı Regnum'a verdiği demecinde tanınmış Adıge toplum adamı Aslan Şazzo "dönen Adıgeler için kontenjanın bu yıl 1400 kişiye çıkarıldığını" söyledi. Daha önce kontenjan 50 kişiydi ve sık sık farklı örgütler onun artırılmasını sağlamaya çalışıyordu. Yani başlıca engel kontenjandı. 2009 yılı için kontenjanın artırılması talebini 'Adıge Hase' (etkili bir toplum birliği S.M.) ileri sürdü, hem de oldukça sert bir biçimde. Kontenjan cumhuriyet hükümeti tarafından artırıldı (bu da tam Yeltsin tarzı "yutabileceğiniz kadar alın"). Fakat repatriantların dönüşü için daha birçok engel var. Diaspora bu hareketi karşılıksız bırakmamaya karar vermiş olsa da gerçekte dışarıdaki Adıgelerden o kadar çok kişi gelmiyor. Benzer rakamları Adıge nüfusun yaşadığı diğer birimlerde de görüyoruz. Kabardey-Balkar'a 1990 - 2000 başı arasında yaklaşık 600 kişi geldi ve RF vatandaşlığı aldı.

Ancak bu sonuçları Rusya makamlarının yıkıcı gayretlerine bağlamak su götürür (ki etnik toplum birliklerinin temsilcileri sık sık bunu yapıyorlar). Aslında 'vatandaşlar'(1) hakkındaki Rusya yasaları bu kavrama (ne SSCB vatandaşı, ne de Rusya İmparatorluğu tebası olan) Çerkes muhacir torunlarını dahil etmiyor. Fakat geri dönüşte asıl engel, bir buçuk asır süresince Rusya içinde ve onun dışında (en başta da Yakındoğu'da, keza muhacirlerin torunlarının temsil edildiği Avrupa ülkelerinde) farklı Çerkes kimliklerinin oluşması. Bizdeki ve yurtdışındaki Adıgelerin genellikle farklı dilleri, dinle farklı ilişkileri ('hariçte' Sovyet döneminin ateizm deneyimleri olmadı) ve farklı Rusya algıları var. Sınır ötesindeki birçok Adıge (ve hatta Abhaz!) toplum örgütü için Rusya, tarihteki düşman Rusya İmparatorluğu'nun devamı iken bizim Adıgeler için bu, (eğer milliyetçileri konuşmuyorsa) birçoğu için sadece kariyerle, işle, orduda hizmetle ilişkilendirilen bir Vatan değil, aynı zamanda öncelikle vatandaşlıkla ilintili siyasi bir özdeşlik. Diaspora Adıgelerinin 'ikinci vatan'larındaki yüksek entegrasyon seviyesini de unutmamak gerek.

Bununla beraber, yukarıda belirtilen bütün farklılıklara ve Adıgelerin tarihi vatanlarına kitlesel dönüşünün imkansızlığına rağmen Rusyalı diplomatların bu sorunu gözardı etmemeleri gerekiyor. 'Çerkes birliği' meselesini, Büyük Kafkasya'da Rusya'nın pozisyonunun zayıflamasını isteyenlerin eline teslim etmek büyük bir hata olur. Bu anlamda Abhazya'nın tanınması Çerkes diasporası içinde önceden var olan buzları epeyce eritti. Dolayısıyla bugün Adıge meselesinde gerek iç ve gerekse dış politikada vurguları doğru koymak gerekir, ki Kafkas savaşı zamanının tarihi travması Rusya Federasyonu'ndaki ve diasporadaki 'Çerkes dünyası'nın bugünkü Rusya devletiyle ilişkisinde artık başlıca itici güç olmasın.

http://www.polit.ru/analytics/2009/08/11/adygeya.html

* 'Repatriant' terimi Türkçeye henüz yerleşmemiş olsa da, diaspora gibi o da ilgili literatürde yaygınlık kazanıyor. Latince 'patria' (anavatan) sözcüğünden türetilen repatriant 'vatanına geri dönen kişi' anlamında kullanılıyor, repatriasyon da 'vatana geri dönüş'. Türkçede olmasa da 'repatriant' kullanışlı bir terim olduğu için öyle bırakmayı tercih ettim. (M.P.)

* Burada ‘vatandaş’ olarak çevirdiğim kelime (sooteçestvennik) aslında hukuki ve siyasi anlamdaki vatandaştan (grajdanin) farklı bir kavram. Türkçede tam karşılığı olmayan bu terimden, hukuki vatandaşlıktan farklı olarak ‘aynı vatandan olan’ anlaşılmalı. Rusya’da bu terim daha çok ataları Bolşevik devrimi, iç savaş vd. nedenlerle Rusya’dan ayrılmış kişilerin ve onların torunlarının, ayrıca SSCB dağıldıktan sonra diğer devletlerde kalan Rusların oluşturduğu diaspora mensupları için kullanılıyor. (M.P.)

SERGEY MARKEDONOV
Tarih Bilimleri Adayı, Siyasi ve Askeri Analiz Enstitüsü (Moskova) Uluslararası İlişkiler Sorunları Bölümü Yöneticisi
Çev.: Murat Papşu
Nart Dergisi 68. sayı - 2009

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @profdrhalukkoc: Rusya Fed.Ank B.elçisi Aleksey Yerhov;1820-1870 yıllarında her türlü eziyet,baskı ve zorla topraklarından sürdükleri Ka…
https://t.co/z2AVKFGjVf
Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı