Yeryüzünde güzelliği, verimli toprakları, göklere dek yükselen yüce dağlarıyla yerkürenin parçalarından biri olarak varlığa sahip bulunan Kuzey Kafkasya 18. yüzyıl sonlarına doğru Rusların kirli çizmeleri altında çiğnenmiş, düşmanın çekirge akışını anımsatan istila hırsıyla devamlılık kazanan büyük üstünlüğüne rağmen yarım asır Kadar kutsal toprağın sinesini karış karış savunan masum ve kahraman ahalisi de nihayetinde sonsuz ve kirli istila akışına karşı yenilerek esaret devresine girmişti. 

Hala devam etmekte bulunan bu üzücü esareti, kurtuluş ile ancak rahat nefes alabilecek olan Kuzey Kafkasyalı kardeşlerimize hatırlatırken, esaretin ve halen devam edişinin sebeplerini ve daha sonra bu esaretten kurtuluş çaresinin araştırılmasından meydana gelen konumuzu üç aşamaya ayırarak inceleyip detaylandıracağız: 

1. Kuzey Kafkasyalılar neden mağlup olmuşlardır? 
2. Esaretten sonra nasıl bir sosyal durumla karşı karşıya gelmişlerdir? Ve bu durum toplumsal birliklerine, yaşamlarına ne gibi tesirler yapmıştır, hangi özellikleri kaybettirmiştir? 
3. Bu esaretten kurtulmak için takip edilmesi gereken yol ne olmalıdır?

Kuzey Kafkasyalılar Neden Mağlup Olmuşlardır nedenlerini üç noktada incelemek gerekir:

I- Rus İmparatorluğunun belli bir program altında yeryüzü parçalarını ele geçirmesi ve sonunda dünyaya hakim olması yolundaki düşüncesi Rusların tarihe geçen Büyük Petro'ları, vahşi bir şekilde hemen hemen bütünüyle bilinçsizce hayat süren milletini yarı ilmi yarı zor kullanarak uyandırmaya çalışmış, az çok medeni ve insani bir yaşam oluşturmalarına etken olabilmişti. O zamanki belirgin hayat felsefesine karşı Büyük Petro'nun ve onun açtığı ekolü takip eden devlet adamlarının, milletleri üzerine yaptığı etkiler dikkate değerdir. Özellikle devlet teşkilatında başarı elde edilir edilmez Saray tarafından ilk düşünülen konu toprakların genişletilmesi ve otoritenin yerleştirilmesi oldu. Bu düşünce ile düzenlenen programın başında Kafkasya; sırasıyla Kırım, Ukrayna'nın batı kesimleri, Lehistan, Türkistan vb. yer alıyordu. Ruslar açısından bu memleketlerden en cazip olanı Kafkasya idi. Çünkü diğerlerine göre zengindi, güzeldi, büyüktü. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu'na karşı doğal bir set ve ona saldırmak için mükemmel ve büyük bir hareket noktasıydı. Rusların bu istila fikrini veren birinci sebep de, saldırmak istedikleri memleketlerin güçlü bir devletin elinde bulunmamaları veya kuvvetli bir devlet tarafından korunmamalarıydı. Zaten öteden beri, kuvvetli olan devletlerin zayıf komşularını çiğnediği, güçsüz bulduğu an, sınırlarını takviyeye bile lüzum görmeden saldırdığı tarihte izlenen olaylardandır. Fakat güçlü bir komşu devletle karşı karşıya geldiğinde yapacağı ilk iş sınırların sağlamlaştırılmasıdır. Bundan dolayı, askeri bir harekatta, saldırı kararı verilirken, düşmanın zayıf yada güçlü oluşu karar üzerinde etkilidir. Ruslar o tarihlerde Kafkasya basta olmak üzere, belirttiğimiz memleketlerin istila edilmesinde, onların zayıf olmalarını göz önünde bulundurarak ve kalabalık insan sürülerini toplayarak güçsüz bulduğu ülkeleri çiğnemiş, imparatorluk sınırlarına dahil etmiştir. İşte bu istila düşüncesi ve daha sonraki uygulaması Kafkasyalıların esir olmalarındaki etkenlerden biridir.

II- Kafkasya'nın coğrafi konumu. Kafkasya'nın coğrafi konum bakımından eski tarihte Asya'dan Avrupa'ya gerçekleştirilen göçlerde bir köprü vazifesi yüklendiği gibi, 18. yüzyıl sonlarında Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu ve İran hükümeti ile ilişki kurma imkanını verecek önemli bir araç ve köprü oluşu... Gerçi o tarihte, şimdiki Romanya-Basarabya'da aynı sınırlar boyunca Osmanlı İmparatorluğu ile ilişki halinde bulunmalarına rağmen, orduların şevki açısından ve özellikle slav ırkına dahil milletlerin başkaldırışını sağlamak ve bunların Osmanlılar üzerine musallat edilip Osmanlı'nın elindeki Avrupa topraklarının kurtarılması fikrini içermesi açısından, yalnız bu yöndeki ilişkiyi yeterli görmüyordu. Rusların, yakınlarındaki zayıf, küçük milletleri ve devletleri yutarak, en güçsüz gördüğü büyük devletlerden olan Osmanlı devleti ile derhal temasını temin etmek için tek yol Kafkasya idi. Nitekim Rusya, Lehistan'ı kuşattıktan sonra Almanya ve Avusturya devletlerinin karşısında güçlü olmalarından dolayı o cephelere saldırmayı terk etmiş, Türkistan, Kırım ve Kafkasya'yı kuşattıktan sonra, Romanya üzerinden bilinen saldırılarını gerçekleştirerek slav milletlerini kurtarmış, Osmanlıların başına bu küçük slav milletlerini musallat ederek kendisi Kafkasya'dan Osmanlılara saldırmıştı. Ruslar için Kafkasya bir toplanma bölgesi, Tiflis ise bir toplanma noktası olmuştu. Büyük Petro'nun uyandırdığı Ruslar dünyaya hakim olmak için, küçük milletlerden sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nu yutmak hayalini kuruyorlardı. Osmanlı Asyasının ele geçirilmesi için yegane yol Kafkasya idi ve burada kuvvetli bir devlet olmadığı veya güçlü bir devlet tarafından himaye edilmediği için bölgenin istila edilmesinde zorluk yoktu. İşte, Kafkasya'nın o zamanki coğrafi durumu da, istila nedenlerinden birini oluşturur. 

III- Kuzey Kafkasya'nın sosyal, kültürel, politik vaziyeti. Kuzey Kafkasyalıların, bir milletin fertlerini birbirine bağlayan din, adetler, dil, ırk ve vatan birliği gibi sosyal unsurlardan mahrum bulunması yada bunların eksikliği ve aynı zamanda irfanın da noksan olması esaretin en büyük sebeplerinden biri olmuştur. Daha önce bahsettiğimiz iki önemli sebeple Rusların Kafkasya'yı istila fikirleri ürettikleri zaman Kafkasya halkının sosyal açıdan bir birlik halinde olmamaları da, istila düşüncesini taşıyan kimselere büyük yardımda bulunmuştur. Şayet Kafkasya bir birlik durumunda olsaydı, istilacı düşmanlara karşı durabilecek bir devlet, bir birlik kurabilseydi, o takdirde vaziyet farklı olabilirdi. Kafkasya'nın sosyal ve tarihi hayatını anlatan birçok eser basılmış, birçok yazılar yazılmış, fakat bütün bunlar kendileri tarafından değil, yabancılar tarafından yayınlanmış eserlerdir. Bir yabancı hiçbir zaman, bir başka milletin mutluluğuna yön vermeyi düşünmez, sadece bugünkü ve geçmişteki durumlar ile ilgili incelemelerde bulunur. Bu da çok doğaldır. Bu açıdan bakıldığından Kafkasyalıların sosyal, tarihi hayatları tüm yönleriyle ortaya konmamıştır. İstiladan önce Kuzey Kafkasya halkı, çeşitli dillere sahip, birbirinin lisanından anlamaz, birlik, beraberlik, hürriyet, vatan vs. kurtuluş hareketinde vasıta olacak esas unsurlardan da ne yazık ki mahrum durumdaydı.

Bir milletin bireylerini birliğe yöneltecek ve bir bütün haline getirecek sosyal unsurlar şöyle sıralanabilir: Din, dil, kan ve ırk, vatandaşlık, örfe ve adetler. Bütün bu unsurlar incelendiğinde görülür ki, hiçbirisinin de gönüllere rahatlık verecek derecede Kuzey Kafkasyalılarda sosyal bir bağ olma kabiliyeti taşımamaktadır. Şimdi bunları birer birer inceleyelim: Din o zamanlar Kuzey Kafkasyalıların o zamanki durumlarına göre sosyal bir bağ oluşturamazdı. Çünkü, İslam dini Arap lisanı ile sabit kılındığı için bunu anlayacak halk yoktu. Ancak, yarım yamalak, medrese köşelerinde Arapça öğrenen kimseler tarafından halka din ve inançlar aktarılmaya çalışılmışsa da, maalesef yabancılık ve bilinçsizlik içinde bu da sosyal bir bağ olmaktan çok uzak kalmıştı. Nitekim, Osetya, Abhazya ve Gürcistan'ın bir kısmı Hıristiyan olarak kalmış, saldırı zamanında da, diğer unsurlardan daha çok, bu din bağıyla düşmanlarla savaşan Şeyh Şamil'e katılan fertler de azınlık derecesinde kalmış ve halkın ruh ve adetlerine yabancı gelen bu bağa karşı cazip bir varolma duygusu uyandıramamıştı. Tarih incelenecek olursa görülür ki, hayret verecek şekilde, büyük kahramanlar, genellikle kendi ırkdaşlarına karşı da savaşmış ve bazen ırkdaşlarını düşman safları içinde Bulmuştu. Aynı dili konuşmayan bazı ırkdaşlar ise bir araya gelerek düşmanın saldırısına karşı durmak, ölmek duygusunu bile duymamıştı.Eğer o zaman din ve inanç bağlarıyla beraber, bir milletin fertlerini birbirine bağlayan vasıtalardan dil birliği, ırkdaşlık, vatandaşlık vb. duygular da uygulanmaya konsaydı ve millete böyle bir telkin yapılsaydı, hiç şüphe yok ki, dünyaya şöhret salan ve bir avuç inananla Ruslar gibi bitmez tükenmez akıntı haline gelen bir düşmana karşı yarım asır gibi uzun zaman direnirken belki de kutsal toprakları düşmanın kirli çizmeleriyle ezmesine önlem alabilirdi. 

Dünya tarihi ile sabittir ki, din ve inanç bağları bir milleti veya milletlerin fertlerini birleştirecek yeterli bir bağ değildir. Hıristiyan tarihindeki örneklere bakılacak olursa, Osmanlıların senelerce askeri kuvvetle yardım ettiği, din ve inanç bağlarıyla bağlanmaya çalışmış olduğu halde, yenmek mümkün olmayarak, genel savaş sonunda çözülmüşlerdir ki, bu da çok açık bir delil teşkil etmektedir. İşte zavallı Kuzey Kafkasya istila edilirken, insanları birleştirmek ve düşmana karşı savunma kuvvetleri oluşturmak için başvurulan bağlardan biri de, fayda sağlamayan bu din bağı idi. Adetler ise Kuzey Kafkasyalılarda öteden beri yer etmiş, milli içeriği tam olarak oluşmuş bir durumda bulunmaktadır. Hiç kuşku yoktur ki, Kuzey Kafkasyalıların yaşamları müstakil ve kendilerine has gelişim gösterseydi, dünya milletleri arasında adet ve gelenekler açısın dan "yazılı olmayan kanun" sıfatıyla bilinen kanunlara her zaman örnek olarak gösterilen İngiliz geleneğinin çok daha üstünde ve hatta bütünüyle açıklık kazanmış şekilde adetleri gelişmiş, bunlara bağlı kalınan ve bunlarla hükmedilen bir durum doğacaktı. İstila sırasında Kuzey Kafkasyalılarda irs ve gelenek bağı bulunmasına rağmen bu adetlerden bir kısmı biraz iptidai olduğu ve yanlış fikir ve amaçlara yönlendirdiği için zararlı hale dönüşmüştü. Ne yazık ki, ilim ve şuuru yüceltmek gayesiyle değiştirilmesi konu edilmemiş ve saldırı zamanında da toptan müdafaa konusunda ters etki yapmış ve düşmana karşı birleşmeleri gerekli olan kişiler bu zayıf adetler sebebiyle anlaşmazlığa düşmüş, neticede bir kabile başkanı Şeyh Şamil ile birleşirken, karşı taraf da düşmanlarla birleşmiştir. Zararlı olan bu çeşit adetleri de insafsız, medeni olmayan, özellikle bugün uygar dünyada nefretle karşılanan sınıf ve tabakalar kabullenirler. İste saldırılar karşısında bile, sadece zararlı olan adetler ve inanışların etkisi düşman lehine ve Kuzey Kafkasyalıların aleyhine bir etken olmuştur. Irkdaşlık unsuru açısından ele alındığında, gerek istila zamanında ve gereksi istiladan sonra saf kalan kısmında olsun ırk konusunda şaheserlik gösteren, gezgin, hareketli ve sağlam bir ırka Kuzey Kafkasyalılar sahip bulunmuşlar. Bilginler, yeryüzünün ırklarını sınıflandırırken beyaz ırk olarak Kafkasya ırkını ayırırlar. İstila zamanında, çok önemli unsurlar arasında yer alan sosyal özelliklerin, savunmada olumsuz neticeleri olmasına rağmen yıllarca yalnız ve parça parça kütleler halinde donanımsız mücadeleyi gerçekleştirmeleri, tarihin benzerini kaydetmediği üstün düşmana karşı mücadele etmiş olmaları, savaşmaları ve zaferler kazanmaları ancak ırklarının yüksekliği ile ilgilidir. Dayanmak, fedakarlık vb. gibi bazı hasletleri ifade eden kelimelerin anlamı ve sınırları, bu ırk için çok geniş ve belki de sınırsızdır. Bu yönden, zor şartlar altındaki karşı koyuş ile diğer savunma olayları arasında bir karşılaştırma yapıldığında gerçek kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Eğer bahsettiğimiz olumsuz sebepler bulunmamış olsaydı, Ruslar gibi sürü halinde yasayan bir millet değil, en gelişmiş bir millet bile topraklarında kendilerine has bu ırk mevcutken Kafkasya'nın bir karış toprağına dahi zor burunlarını sokabilirlerdi. Fakat ne çare ki böyle olmamıştır. Irk ve kan yüksekliğinin bir sonucu Kuzey Kafkasyalılarda vatan sevgisi çok üstündü. Ancak bu sevgi ve muhabbet, doğal ve bilinçsiz bir durumdan çıkarılıp, bütünüyle bilinçli bir hale sokulamamıştır. Çünkü bu, ancak ilim ve irfanla olurdu, ilim ve irfan ise, başta (müşterek/edebi) lisan yokluğundan dolayı ortaya çıkartılamamıştı. Aslında tabii ve şuursuz bir vatan sevgisi ile, bilinçli bir vatan sevgisi arasında ilk bakışta bir fark yok gibidir ve yoktur da. Fakat aralarında bir farklılığı gerektiren yegane sebep şöyle açıklanabilir.Tabii ve şuursuz bir vatan sevgisi daime kalpte yaşar, fakat, vatana yönelik bir saldırı anında yine kalpte bulunmasına rağmen harekete geçmez. Bütünüyle bilinçli bir vatan sevgisi ise sürekli yürekte bulunur, buna karşılık herhangi bir saldırıdan sadece etkilenmekle kalmaz, harekete geçer; saldırgana karşı şahsi bir eyleme dönüşerek ya öldürür veya ölür, vatanın bir karış toprağını bile kimseye vermeye dayanamaz. İşte vatan sevgisi açısından ele alındığında, bu noktanın istilaya zemin hazırlayan faktörlerden biri olduğunu unutmamak lazımdır. Dil bağlamında incelendiğinde; dilin, şahsi iradenin görünür bir aracı olarak insanlar için çok önemli olduğu ifade edilebilir. İnsanoğlunun yaratılışından beri konuşulan diller ve dil anlaşmazlıkları hakkında efsanevi boyutlarda çok şeyler söylenmiştir. Fakat böylesi efsanelerden çok, yaratılış zamanında insanların çeşitli bölgelerde toplu halde yaşayamamaları sebebini kabul etmek lazımdır. Yeryüzünün boş kısımlarına dağılmak, güzel ve daha iyi yerleri aramak ve sonuçta da bir yerde yerleşip, yer sahibi olmak gibi doğal amaçlar neticesinde çeşitli ifade tarzları doğmuştur. Bugün, ileri düzeye gelmiş milletlerde bile dil anlaşmazlığı, az da olsa görülmektedir. Gariptir ki, insanoğlu ilerleme yolunda hızlı adım atmakta olduğu halde, kendi menfaatine her zaman bir engel, hiç olmazsa bir külfet getiren lisan anlaşmazlığını ortadan kaldırma yolunda hiçbir çaba göstermemektedir.

Dil bakımından Kuzey Kafkasya, yeryüzünün en garip ülkelerinden biridir. Kafkasya'yı bu duruma getiren tek sebep, herhalde insanoğlunun Asya'dan Avrupa'ya göçü sırasında bu memleketin bir köprü vazifesi yapmasıdır. Bununla beraber ırk ve kanın yol açtığı benlik duygusu ve Kafkasya'nın coğrafi özellikleri de bu konuda bir etken olmuştur. Şimdiye kadar Kuzey Kafkasya'da yüzlerce dil konuşulduğu hakkında birçok rivayetler, yazılar varsa da, durum abartıldığı kadar değildir.

Ancak durum bazı milletlerinkinden biraz fazladır. Şimdiye kadar bu dillerin düzenleştirilmesi ve birleştirilmesine dair hiçbir çalışma olmadığı için, başlangıçta olduğu gibi kalmıştır. Kuzey Kafkasyalılar arasında lisan farklılığı olduğu halde ırk, vatan sevgisi, adet ve gelenekler, yaşam ve giyim tarzı, dini inançlar vs. gibi özellikler açısından halk arasında müthiş ve kuvvetli bir birliktelik görülmektedir. Halbuki, asrın çoğu sosyologlarının düşünüş ve araştırmalarına göre, bir toplumun fertlerini birbirine bağlayacak en kuvvetli ve tek bağ, dildir. Son asırlarda yapılan bilimsel araştırmalara göre, Kuzey Kafkasyalılar arasında, doğal olarak bir ayrılık olduğunu görmemek imkansızdır. Ancak bu birlikteliğin başlıca sebebi, örf ve adetlerin kuvvetli ve bir bütün olması nedeniyle aile terbiyesinin de aynı oranda güçlü ve dolaysız şekilde ortaya çıkmasıdır.

Rusların saldırıları sırasında (şimdi de olduğu gibi) Kuzey Kafkasya'da dikkate değer ve Kuzey Kafkasyalıların bütününün isteklerini anlatabilecekleri ortak bir dil yoktu. Bir dili konuşan kişiler Dile yazı bilmeksizin, şifahi olarak konuşurdu. Çünkü hiç bir dil için alfabe bulunamamış, yazılmamış ve düzenlenmemişti. Mücahitler ise, genellikle dinden ilham alarak Arapça okur, yazarlardı. Doğal olarak, herkesin bilmediği bu dil, bütün toplumun ihtiyacını karşılayamazdı, karşılaması da imkansızdır. İşte saldırılar sırasında Kuzey Kafkasyalılar için resmi ve başlı başına bir dil olup da, toplumun bireylerini bir araya getirememesi önemli sonuçlar doğurmuş, bazı zümreler diğerlerinden ayrı kalarak birliktelik oluşturamamış, sonuçta da bu durum düşmanın lehine, fakat Kuzey Kafkasyalılar aleyhine hiç hissedilmeden istilayı kolaylaştırmıştı. Bir bütün halinde ele alındığında, işte ayrıntılarıyla anlattığımız 1-Çarın cihanı istila fikri, 2-Kafkasya'nın coğrafi durumu, 3-Kuzey Kafkasyalıların sosyal hastalıkları, istila ve esaret unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Fakat, Kuzey Kafkasyalılar, bu gibi sebep ve hastalıkların etkilerine hayli maruz kalmakla birlikte, üstün durumda bulunan düşmana karşı ezik durumda olmamış; gerek kitle halinde, gerekse kişisel olarak yine vatani ve ırki görevini yerine getirerek dünyada benzeri görülmemiş bir şekilde ülkesini korumuş, olağanüstü acı ve zorluklara katlanmış, köyleri yerle bir edilene, yok olana dek, yüksek dağların zirvesinde yasayan kartalların yuvalarını ev edinerek düşmanla yarım asır mücadeleyi sürdürmüş; sonunda bir kayanın, çağlayan bir derenin veya bir yamacın köşesinde şehit olmuş, böylece Kafkasya'nın da esaret devresi başlamıştır.

Bahsedilen sosyal hastalıklar nedeniyle Ruslar'a sığınan bazı kişiler de, istila tamamlandıktan sonra zorlanmaya başlamışlar, kirli bir düşmanın kirli çizmeleri altında sadece yaşamanın değil, ancak belli bir zamana kadar inlemenin mümkün olduğunu sonradan anlayarak değerlendirmişlerse de, iş işten geçmişti.

Kuzey Kafkasya'nın acılı ve zorlu uğraşı bu surette neticelenirken, asıl felaketin büyüğü olan esaret ve göçü öte yandan başlamaktaydı. 

Gortsı Kavkaza, Varşova, 1933, No:43, s:5-18 ve No: 44, s:2-6.


Tevfik Çiper

ÇAR HÜKÜMETİNİN KAFKASYA’DAKİ İŞGAL POLİTİKASI: 

Rusya'nın Perslerle (1826-1828) ve Türkiye’yle (1827 -1829) yaptığı savaşlarda zafer kazanması Rus İmparatorluğu’nun gelecekteki fetihleri için bir basamak olarak kullanacağı Transkafkasya’ya saldırmasını olanaklı kıldı. Çeçenistan'ı, Dağıstan'ı ve Çerkesya'yı içine alan Doğu ve Kuzeydoğu[1] Kafkasya'nın fethedilmiş olarak görülmesine rağmen, gerçekte bu bölgelerin özgürlük aşığı dağlı halkları Çar politikasına karşı direniyorlardı ve henüz pasifize edilmemişlerdi. Çar Hükümeti, işgal edilen Kuzey Kafkasya vilayetleriyle Transkafkasya arasında bir tampon bölge oluşturan bu dağlı kabileleri boyunduruk altına alma zorunluluğuyla karşı karşıya kalmıştı. 

Dağlı halk, Çarizmin sömürgeci boyunduruğunun ağır baskısından yakınmaktaydı. Verimli vadileri bırakarak dağlara sürülen dağlılardan alınan bu verimli topraklara, Çar hükümetinin emellerine destek olacakları gözüyle bakılan Kazak köyleri kurulmuştu. Çar Hükümeti bu özgürlük aşığı dağlılara karşı saldırılarına 19. yüzyılda başladı. Tekrar Ordu Kumandanlığına getirilen Paşkevich, 1837'de Çar'dan ''Dağlıları tamamen bastır, boyun eğmeyenleri yok et'' şeklinde emirler alıyordu. Paşkevich atalarınınkine eşit bir şevkle ve vahşice bir politika oluşturdu.

Çar Hükümetinin politik açıdan onur kırıcı, ekonomiyi çökerten ve sürekli baskısına karşılık dağlılar 1820'li yılların sonunda bağımsızlık mücadelesini başlattılar. Mücadele, Çarlığa ve onun uşakları olan yerel Hanlara yönelikti ve kısa sürede bir kitlesel halk hareketine dönüştü. Bu dağlıların sömürgeci Çar Hükümetine karşı verdiği bir mücadeleydi. Bu mücadelenin, İslamiyet’in bir tarikatı olan Müridizm'in dini bayrağı altında olması gerçeği Kafkas halklarının geri kalmış toplumsal yaşamlarıyla açıklanabilir.

MÜRİDİZM: 

İslamiyet'in Kafkasya'da ilk olarak görünmesi 7. yüzyıldaki Arap fetihleri zamanına rastlar, fakat İslamiyet Kafkasya'da çok yavaş yayılmış ve 18. yüzyıla kadar dağlara girememişti. Doğuda eski zamanlardan beri bilinen ve Kafkasya'ya 15. yüzyılda giren Müslümanlık, rahiplerle çok az benzerlikleri olan Dervişlerin buyruklarıyla oluşturuldu. Orta ve Önasya'da iyi bilinen bu buyrukların öğretileri Dağıstan ve Çeçenistan'a ''yol'' yani kurtuluş yolu anlamına gelen Tarikat adı altında yayıldı. Tarikatçılar yani daha doğru olarak Müridler öğretmenlerinin isteklerine kayıtsız-şartsız itaat etmeye söz vermişlerdi. Bu da yüzden köylüleri ilk defa oluşturulan böyle bir hareketin önemini kanıtlayan bir gerçektir. Kafkasya'da tarikatın öğretileri tamamen diniydi ama sonraları Dağıstan köylüleri arasında yayılmasıyla tamamen askeri ve politik bir kişiliğe büründü. Rus araştırmacıları buna Müridizm adını verdiler. 

Yarag köyünden Molla Muhammed veya Kurali Mohama 1823'te tarikatın Dağıstan'daki ilk öğreticisi olarak ortaya çıktı. Fakat onun öğretilerine Gimrili tanınmış bir vaiz; Gazi Muhammed, tarafından yeni bir biçim verilmiştir. Gazi Muhammed, tarikata askeri ve politik bir kişilik kazandırmış ve işgalcilerle birlikte feodal beylerin de dahil edildiği kafirlere karşı bir Mukaddes Savaş ve Gazavat fikrini ileri sürmüştür.

1820'li yılların sonlarında, Çar'ın istila politikasına karşı yürütülen mücadelenin şiddetlenmesi gerektiğini hocası Kuralı Mohama'dan daha hararetli bir şekilde savunan Gazi Muhammed, politik mücadeleye olan isteğe Müridizm'de daha açık bir ifade geliştirdi. Bu sırada Çar Hükümeti, dağlı kabileler arasındaki kavgalardan mümkün olduğu kadar çok yararlanmaya çalışıyordu. Bu nedenle Gazi Muhammed bu kavgaların sona ermesi için vaaz vermeye başladı ve hatta kan davasına bir son vererek kabileleri Çar Hükümetine karşı yapılan mücadelede birleştirmeye teşebbüs etti. Konuşmalarında, Müridizm ile bağımsızlık savaşının birleşmesinin yani Gazavat'ın gerekliliğine tekrar değindi. Lenin ''Politik bir direnişin dini çerçeve içinde ifade edilmesi yalnız Rusya için değil, gelişimlerinin belli aşamalarında tüm halklar için geçerli bir olgudur'' der. Marx'a göre Gazavat, dağlıların bağımsızlık için verdikleri en uygun mücadele biçimiydi. 

KUTSAL SAVAŞIN BAŞLAMASI: 

Gazi Muhammed nispeten kısa bir süre içinde Dağlı erkek nüfusunun büyük bir bölümünü etrafında topladı ve 1830-1832 yılları arasında başarılı bir dizi askeri harekat gerçekleştirdi. Gazi Muhammed'in askeri bir lider olarak kendisini kanıtladığı Vnezapnoya, Burnoya ve Derbent kalelerinin Dağlılar tarafından kuşatılması özellikle dikkate değer o1anlardır. Ama yöre Hanlarına ve özellikle Avar Hanedanlarına karşı yapılacak mücadeleler de Gazi Muhammed'in planları arasında yer almaktaydı.

Gazi Muhammed, bağımsızlık mücadelesi çalışmalarında bir devlet sisteminin unsurlarını yaratmaya çalıştı. Cemaatların (Köy kurultaylarının) ve Müridlerin çoğunluğunun desteğiyle Dağlıların İmam'ı veya askeri, manevi ve toplumsal yöneticisi oldu. 1832'de köyünü -Gimri Kalesini- kendilerini kuşatan Çar'ın birliklerine karşı savunurken silahı elinde olduğu halde öldü. 0 zamana ait bir hikaye Gazi Muhammed'in ''süngüler üzerinde asılı durduğunu'' ve mücadele ruhunu yükseltmek için Müridler tarafından muharebe alanına dikildiğini söyler. 

Gimri'de Gazi Muhammed'le birlikte savaşan Şamil ciddi bir şekilde yaralanmasına rağmen düşman birliklerini yarmayı ve saklanmayı başarmıştı. Bu sırada, Doğu ve Kuzeybatı Kafkasya'da Çar Hükümeti ile Çerkes, Çeçen ve Dağıstan'lı dağlılar arasında şiddetli çarpışmalar olmaktaydı. Çerkesler savaşı Don ve Volga nehirlerine kadar taşımakla tehdit ediyorlardı. Rus Generalleri de askeri seferlere ve hücumlara başlamışlardı. Pasifize edilmiş Transkafkasya'da ardı-arkası kesilmeyen karışıklıklar patlak vermekteydi. Jaro-Belokan'da 1830'da artan vergilere karşı halkın başlattığı bir ayaklanma vardı; ayaklanma yaklaşık altı ay sürdü ve yerel feodal beylerinin de yardımıyla Çar Hükümeti tarafından vahşice bastırıldı. Aynı şey 1837'de Talych Hanlığında da yaşandı.

Çar Hükümeti Kafkasya'daki kuvvetlerini gittikçe artırıyordu. Her yerde askeri garnizonlar kurulmuştu. Karadeniz sahilinde, Karadeniz Hattı olarak bilinen ve Abhazya'dan Sujuk Kalesine kadar uzanan büyük askeri istihkam sistemleri inşa edildi. Kuzeydoğu Kafkasya'da Kafkas Hattı diye bilinen askeri istihkamların sayısı da arttırıldı.

1832'de toplanan Dağıstanlı Müridler, yaşlılar ve ruhban sınıfı geniş bir mürid kitlesinin lideri olan Gamzat Beyi Gazi Muhammed'in yerine geçmek üzere imam seçtiler. Gamzat Bey Çar Hükümetine karşı birleşmek üzere Avar Hanlarıyla müzakereye başladı, ama bu sırada Gamzat Bey'e bağlı bir grup köylü başlarında İmam olmadığı halde Hanları yendiler. Khanzukh Müridler tarafından işgal edildi ve önemsiz bir Avar Hanı olan Pokhu Bike yenildi. Gamzat Bey Khanıukh camiinde dua yapılırken haince öldürüldü ve cami ateşe verildi. Gamzat Bey'i öldürenler ve suikastı düzenleyenlerin başları Hacı Murat ve Osman'dı. Bu durumda Rus Generalleri, kuklaları durumundaki Hacı Murat'ın, Avar Hanlarının Müridlere karşı eskiden beri sürdürdükleri mücadeleyi üstlenmesiyle Avar memleketindeki konumlarını daha da kuvvetlendirdiler.

Gamzat Bey'in ölümünden sonra Şamil, müridleri toplayıp Hacı Murat ve Rus Generallerine karşı mücadele etmek için onlarla beraber and içti 1834'te ise Müslüman bilginlerinin, yaşlıların, Koisubu adayı Uzden tanınmışlarının ve dağlık Dağıstan'ın özgür halklarının hazır bulunduğu bir toplantıda imam seçildi. 

ŞAMİL: 

Şamil 1801 veya 1802' de bir Avar Uzden Dağlı Ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Kendisinin gelişiminde önemli bir yeri olan Gazi Muhammed'le beraber büyüdü. Dağlıların en önemli yöneticisi, cesur bir askeri lider, gösteriş1i bir asker ve kanun koyucu, çelik iradeli, zeki ve gerilla savaşlarına lider olabilecek bir kimseydi. Sekreteri, Hacı Ali, Şamil'i şöyle anlatıyordu: ''Şamil, bilgili, dindar, uzak görüşlü, cesur, azimli bir adam olmasının yanında iyi bir binici, iyi bir nişancı, iyi bir yüzücü, iyi bir güreşçi, iyi bir koşucu idi, kısaca onunla kimse yarışamazdı. Gamzat Bey'le beraber iken Dağıstan'ın halkını ve arazisini iyi bir şekilde inceledi. Aklına koyduğu her şeyi yapabilirdi. Kan davalarının ve klan kavgalarının sona ermesinden sonra toplulukları emirlerini yerine getirmeye hazır bir halk haline getirdi. ''Şamil'e olan bağlılık o kadar büyüktü ki Dağlılar ''Şamil'in bir emri ile canlarına kıyabilir, öz babalarına, kardeşlerine, çocuklarına karşı savaşabilirlerdi.” Şamil'in imamlığı 25 yıl devam etti.

Köylü hareketi 1830'lu yıllarda Ermenistan'dan Gürcistan'a tüm Transkafkasya'ya yayılmıştı. 1837'de Ermenistan'ın Savan Gölü bölgesinde büyük bir köylü ayaklanması meydana geldi. isyancılar vergilerin azaltılmasını ve melik[2]lerin kaldırılmasını istiyorlardı. Aynı yıl Kuba bölgesinde müridizmin sloganlarını kullanan başka bir isyan patlak verdi. İsyana zorla toplanan Müslüman süvari alayının Varşova'ya tayin edildiği haberi neden oldu. İsyan hain bir grup bey vasıtasıyla oluşturulan silahlı güç tarafından bastırıldı. Çar'ın birliklerinin baskısı altındaki Şamil, isyancılara yardım edememişti. 

Şamil, Dağıstan, Çeçenistan ve İnguş bölgesinin özgür topluluklarını'' Çar Hükümetine karşı yapılan mücadelede yer almaları için ikna etmeye çalışıyordu ve hatta işi kutsal savaşta yer almak istemeyen köyleri toptan yok etmeye kadar götürmüştü. Şamil, otuzlu yılların sonunda çevresindekilerle birlikte dağlık Dağıstan'ın doğal olarak savunmaya oldukça uygun ve takviye edilebilir durumdaki Akhulgo yöresine yerleşti. Rus ordusundan kaçan firarilerin de yardımıyla gerçekleştirilen istihkam sistemiyle zaptedilmez bir kale durumuna getirilen Akhulgo'nun ortasında imam için Avrupa stili iki ev inşa edilmişti. Akhulgo'nun sağlamlığı Çar'ın birliklerince, başarısızlığa uğradıkları bir denemeden geçirildi. Bu durumda Rus Generalleri Şamil'e; ''dağ krallığının yöneticisine'', bir dizi barış önerileriyle yaklaşmak istediler ama Önerilerin hepsi Şamil tarafından reddedildi. Bunun üzerine çok sayıda askeri birlik Akhulgo'nun etrafına yığılmaya başladı. Akhulgo'ya o kadar çok asker getirilmişti ki bu askerlerin çekilmesiyle Karadeniz Hattı güçsüz düşmüştü. Kuşatma altındaki Akhulgo 1839'da ağır bombardıman ateşine tutuldu. 

Şamil hemen hemen bütün müridlerini kaybetti. Akhulgo'da akan bu müridlerin kanı binlerce Çar askerinin de hayatına mal olmuştu. Yöreyi iyi bilen Şamil, ikinci bir defa, kendilerini çevreleyen düşman zincirinden kaçmayı başardı.

Halk hikayeleri, Uzdenlerin savunucusu ve Çar Genera1lerinin korkulu rüyası Şamil'i ele geçirilemez bir kişi olarak anlatıyorlardı. Şamil'in Akhulgo'dan kaçışıyla dağlıların bağımsızlık mücadelesinin safhası sona erdi. Bu süre içerisinde, mücadele, gücünü Uzdenlerden alan geniş çaplı bir ulusal hareket haline gelmişti.

Şamil 1839'un Ağustosunda Çar Hükümeti tarafından istila edilen ve Rus yönetiminin ağır boyunduruğu altında bulunan, Çeçenistan'ın dağlık bölgelerine çekildi. Görevli olarak burada bulunan bir maceraperest General Pullo, kendisine karışılmamasından faydalanarak dağlıları kırıp geçirmekteydi. Dağlılar her yıl 20.000 gümüş rublelik dayanılmaz bir vergi ödemek zorundaydılar, birçok yerleşim bölgesi tamamen tahrip edilmişti ve dağlılar silahsızlandırılmışlardı. Bu kötü muameleler Çeçenleri sonu olmayan ayaklanmalara teşvik etti ve bazı köylerde yaşayanlar yalnız bir yıl içinde birkaç kez isyan ettiler. 

ŞAMİL’İN PARLAK DEVRİ (1840-1847):

Şamil Çeçenistan'da bir kahraman gibi karşılanmıştı. Etrafında hemen kalabalık bir mürid kitlesi toplandı. Gazavat tekrar başladı. Çar'ın Generallerinin zaman kaybetmeleri ve insiyatifin ellerinden çıkmasına göz yummaları Şamil'e askeri zaferler kazanması için uygun bir ortam sağladı. N.G.Chernyskevsky'e göre 1940 ile 1847 arası hareketin doruğa ulaştığı ve Şamil'in ''parlak devri''ni yaşadığı dönemdir. Akhulgo kuşatmasından sonra Şamil, askeri bir güç, devlet örgütlenmesi, askeri istihkam sistemi olmadan ve düşmana sürekli akınlar düzenlemeden bağımsızlığın kazanılmayacağına inandı. Şamil, otuzlu yılların sonunda Çeçenistan'da harekete geçti. Önce askeri istihkamlar kurdu ve müridlerden oluşan askeri birlikler meydana getirdi, Çar'ın birliklerine saldırdı, onları geri püskürttü ve Çeçenistan'ın önemli bir bölümünü geri aldı. 1940'dan sonra tekrar Dağıstan'daki özgür toplulukların bir kısmının önderi durumuna geldi. Adı yine Tüm Kafkasya'da dillerdeydi. 1840 ve 1846 arasında arka arkaya parlak zaferler kazandı. Bilhassa, Sunja'ya Valersk'te 1840'da meydana gelen kanlı muharebe en önemlilerinden biridir ve o savaşa katılmış Şair Lermontov tarafından anlatılmıştır. Çar'ın birlikleri tarafından sıkıştırılan Hacı Murat 1940'da, düşman olmalarına rağmen Şamil'e katılmıştı. 1842'de İchkerin'e yapılan Grabbe komutasındaki askeri sevkıyat ve 1845'te Vorontsov'un gerçekleştirmek istediği hücum, başarısızlığa uğratıldı. Şamil Çar'ın birliklerine karşı ciddi başarılar kazanmaktaydı. Rusların askeri istihkamlarının önemli bir bölümü tahrip edildi. Özellikle Çeçenistan'ın dağlık bölgesi olan İchkern'in içlerine yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan sefer en önemlilerinden biriydi; Çar'ın birlikleri dağlıların gerçekleştirdikleri cesur akınlar ve şiddetli hücumlarla dağıtılmış; çok miktarda silah, üniforma ve yiyecek müridlerin eline geçmişti. Çar'ın Generalleri Şamil'in bu parlak zaferi karşısında güvenlerini kaybettiler. 

Bu sıralarda Transkafkasya'nın önemli bir kısmı, özellikle Gürcüstan, köylü isyanlarına sahne oluyordu ve bu durum dağlıların Çar yönetimine karşı sürdürdükleri mücadeleye yardım etmekteydi. 

Rusya'yı Kafkasya'daki savaşta güçsüz duruma düşürmek isteyen İngiltere ve Fransa kendi mütecaviz fikirleri doğrultusunda Karadeniz sahillerinden dağlılara silah ve askeri, araç gereç yollamaktaydılar. Ama bu yardımlar çok az miktarda gerçekleştiğinden dağlıların çoğu kendi köylerinde ürettikleri silah ve tüfekleri kullanmaktaydılar. İngiltere kendi himayesi altındaki toprakları genişletmek ümidiyle Karadeniz'e silahlı birlikler çıkarttı. İngiltere ve Fransalı casuslar Karadeniz sahillerini dikkatli bir şekilde incelemekteydiler. Fakat Anglo- Fransız müdahalesinin Çerkeslerin mücadelesinde önemli bir yeri yoktu. Çerkesler bu eşit olmayan savaşta bağımsızlıklarını kendi kendilerine savunmaya mecbur bırakılmışlardı ve kazandıkları zaferleri de yalnız kendi kendilerine borçluydular.

Dağlılar kendilerini ormanlık arazide saklamakta ustaydılar. Ve sanki ağaçlar, uçurumlar Rus birliklerine ateş ediyormuş gibiydi. Ağaçları kesip üst üste yığarak kullanışlı barikatlar yapıyor ve arkalarından ateş ediyorlardı. Dağlıların taktikleri Lermontov'un ''Valerik'' adlı şiirinde çok iyi anlatılmıştı. Bu barikatlar düşmanların ilerlemesini durdurmuş ve dağlılara zaman kazandırmıştır. Engels dağlıların zaferlerinin nedenlerini şöyle açıklıyordu: ''Dağlıların bölgelerinin savunmasında temel dayanakları saldırı taktikleridir. Her defasında Rus birlikleri dağ savaşına iyi uyum sağlayamayan İngilizler gibi Kafkasyalılara saldırdılar, bunları yendiler ve köylerini tahrip ettiler. Arkalarında bıraktıkları dağ geçitlerini kaleler zinciriyle tahkim ettiler. Kafkas dağlılarının gücü, onların dağlardan düzlüklere devamlı akınları, Rus mevkilerine ve karakollarına ani atakları, ileri Rus hatlarının gerilerine ani saldırılarına ve kurdukları tuzaklara dayanmaktaydı. Yani Dağlılar Ruslardan daha hafiftiler ve bunun avantajlarından en iyi şekilde faydalandılar. Gerçekte, dağlıların bütün geçici başarılı başkaldırmalarında olduğu gibi bu başarıları da denebilir ki saldırı taktiklerinin ürünüdür.

Şamil 1840-1841 yılları arasında Çeçenistan'ın ve dağlık Dağıstan'ın kuzey bölgesinin önemli bir bölümünün yöneticisiydi ve etkisi Khabardey'e kadar yayılmaktaydı. Savaşabilen on binlerce mürid önemli noktaların savunulması için düzenlenmişti ve bunların çevrelerinde kendilerine dost insanlar yaşamaktaydı. Şamil'in başlıca gücü Çeçenistan'ın ve dağlık Dağıstan'ın kuzey bölgesinin Uzdenlerinden oluşmaktaydı. Batı Kafkasya'daki kuvvetleri ise henüz serfleştirilmemiş Tlfıkotl köylülerinden meydana gelmekteydi.

Şamil, bağımsızlık savaşında geniş halk kitleleri tarafından destekleniyordu ama zengin tabaka, ruhban sınıfı ve tacir-tüccarlar mürid ayaklanmalarında yalnızca zaman zaman yer aldılar geneldeyse kendi özel çıkarlarıyla ilgilendiler. 

ŞAMİLİN İMAMLIĞININ YÖNETİM SİSTEMİ: 

1840'lı yıllarda mürid hareketinin zaferler kazanması büyük ölçüde Şamil'in imamlık veya devlet düzenine dayandırılabilir. Bu yıllarda imamlık, askeri karakteristikleri net bir şekilde belirlemişti.

Şamil, kontrolü altındaki bölgeyi askeri hedeflerine uygun olarak naiblik adı verilen bölgelere ayırmış, başlarına da imam tarafından atanan vekiller getirilmişti. Bu naibliklerin sayısı sık sık değişmekte idi; ellilerde 82 tane vardı. Naibliklerin başlarında bulunanlara Naib adı verilmekteydi. Bütün Naiblerin eşit görevleri vardı ve yönetimlerini imamdan gelen talimatlara göre uyguluyorlardı. Şamil mürid diye bilinen en yakın arkadaşlarını Naib gruplarının yönetimiyle yükümlü kılmıştı.

Her Naib'in imam'ın emirleri doğrultusunda yetki verdiği, emrine amade hakimleri, alimleri (islam bilginleri), ruhban sınıfı ve savaşçıları vardı. Hakimler, ''düzeni sağlamaya'', anlaşmazlıklara bakmaya, suçluları cezalandırmaya, İmam'ın emir ve dualarını köylerine yaymaya söz vermişlerdi. Davalara, şeriat yani temeli Müslümanlığın kanunları olan, Şamil ve azaları tarafından İmamlık'ın askeri ve siyasi amaçlarına uygun olarak ıslah edilmiş kanunlara göre bakılıyordu. Naiblerin görevleri özel bir kanunla (nizamla) belirlenmişti. Bu kanunlarla her naibin ''şeriatın doğru ve sürekli olarak uygulanması, kabileler arası kavgaları çözümlemesi, ve aralarındaki kan davalarına son verilmesi'' isteniyordu.

Şamil devleti 1845'e kadar Dargı, 1845'ten sonra ise Vedeno köyündeki çok iyi donatılmış evinden yönetti. Şamil'in ikametgahı etrafında bir sürü bina olan, iyi donatılmış bir kaleydi. Düz bir yere inşa edilmişti ve kendisine bağlı seçme birliklerden oluşturulmuş özel muhafızlarla korunmaktaydı. Her Awul'un (köy), en cesur fertlerini Şamil'in muhafızlığı için seçmek gibi bir görevi vardı. Naiblerin toplantıları Şamil'in ikametgahında yapılır, toplantılarda savaşın idaresi tartışılır ve Naiblerin haberleri dinlenirdi. Şamil kanuni sorunların tartışılmasını kendisi idare eder, şikayetleri dinlerdi, bu sırada bir sekreter de Şamil'in danışmanlarının yardımıyla hazırladığı emirlerini yazardı. 

Devletin yönetimiyle ilgili karmaşık sorunlar mecliste tartışılırdı. Burada, önce imam sorunu kısaca anlatır ve kendi fikirlerini söylerdi. Fakat üyelerin İmam'ın fikirlerini kabul veya red etme hakları vardı. İmam'ın yalnızca askeri veya taktik hareketlerinde karar verme yetkisi vardı. Sorular mecliste hazırlanan bir sıra dahilinde tartışılırdı. Toplantılarda nihai kararlar verilir ve derhal yerine getirmek için tedbirler ana hatlarıyla saptanırdı. Özellikle askeri sorunların söz konusu olduğu durumlarda Şamil Naibleri toplantıya çağırırdı. Bu toplantılarda tartışılan başlıca sorunlar Çar Hükümetine karşı yürütülen savaş ve müritlerin güçlendirilmesiydi. Böyle toplantılardan özellikle birinin önemli bir yeri vardı. Kayıtlara genellikle 1847 diye geçen ama son yapılan araştırmalar sonucu 1845'ten geç olmadığı anlaşılan ve Andi'de yapılan bu toplantıda Şamil Naiblerin ve halkın daha ne kadar itaat edebileceklerinin ve savunma yapabileceklerinin araştırılmasına karar verilmişti. Toplantıda hazır bulunan üyelerin hepsi Şamil'in isteklerini tam olarak yerine getireceklerine söz verdiler. Toplantıda Şamil herkesin ortak görevlerini ve ihlali durumundaki sorumluluklarını belirtir yazılı bir emir çıkardı. Toplantıda ayrıca Naiblerin yönetimlerini kötüye kullanmaları ve gittikçe artan servetleri sorunu da tartışıldı. Ve naiplerin zengin, mal mülk sahibi olmamalarına, kıskançlık ve zulümden vazgeçmelerine, birbirlerine yardım etmelerine ve hareketlerinin zalimce değil şeriata uygun olmasına karar verildi.

Şamil büyük bir ordu oluşturmuştu. Talimnamesinde askeri birimlerin takviye edilme kuralları da belirtilmişti. Her Naib bütün köylerden her on aileden bir atlı savaşçı almak kaydıyla toplanmış 300'den fazla süvariye sahip olmak zorundaydı. Süvariyi seçme yetkisi ailelerin ileri gelenlerine bırakılmıştı ve diğer dokuz aile idameyle sorumluydu. Bu, Uzdenlerin ağır yüklerinden biriydi ve temelde geniş Uzden kitlesinin omuzlarına yüklenmişti. Düzenli orduya ek olarak yine Naiblerin emrinde köylerdeki 15-50 yaş grubu arasında yer alanlardan teşkil edilmiş milis kuvvetleri de vardı. Bunlardan tüfek atış talimi yapmaları ve iyi birer süvari olmaları istenirdi. Şamil'in ordusunda en önemli görevler bu milisler tarafından yerine getirilirdi. Ayrıca bu orduda Rus ve Polonyalı kaçaklardan oluşturulmuş bir müfreze de vardı. 

Şamil'in bütün köylere dağıtılmış halde bulunan birliklerin başlarında kendi komutası altında bulunan subaylar (Naibler ve her 500, 100 ve 10 askerin sorumluları) bulunurdu. Silahlı mürid gücünün çoğu kalelerde yetiştirilmişlerdi. Şamil'in ordusunda milisler de dahil, toplam 40-50 bin civarında yaya ve atlı bulunmaktaydı.

Şamil savaşçılarını paye ve rütbe vererek mükafatlandırırdı. Silah, at, koyun, çeşitli maddeler ve para gibi ödüller de vardı. Korkaklıklar için üniformalara itibardan düştüğünü belirtir bir işaret dikilmesini emretmişti. Örneğin sağ kola bir parça keçe dikilebilirdi. Bu işaretler ilk cesaret belirtisinden sonra sökülürdü. Kaçmak isteyen askerler korkaklıklarından dolayı ya bir çukura koyulur ya da ayaklarından zincire vurulurlardı. 

Şamil, küçük çapta bir topçu sınıfı bile meydana getirmişti. Dağlılar 'bin savaşçı'' diye adlandırdıkları topun gücüne büyük hayranlık duyuyorlardı. Kendi toplarını kendileri yapmayı başardılar. Gotsatl'lı Murtaza Ali dökümlerdeki hüneriyle ün kazanmıştı. Toplarda Şamil'in nişanı vardı. Ama bu topların kalitesinin çok düşük olduğu da söylenmeli. Yapılan 50 civarında topun yalnız 12 veya 14'ü kullanılabilir durumdaydı. EI bombaları Ruslardan ele geçirilmişti ama mermiler dağlılar tarafından bakıra, kurşun ve kalay karışımı bir maden takılarak yapılıyordu. Barut Şamil'in düzenlemesiyle çeşitli köylerde yapılıyordu ve hatta Vedeno'da bu amaçla bir fabrika kurulmuştu. Şamil güherçile imalatını teşvik ediyordu. Çok miktarda kükürt üretilmekteydi. Kılıç ve Kamalar güzel tabancaların yapıldığı Çeçenistan ve Dağıstan'daki köylerden sağlanıyordu. Silahların bir kısmı ise Türkiye ve Kırım'dan sağlanmaktaydı. Askeri konularda, kendilerine özel ayrıcalıklar verilmiş, Rus ordusundan kaçan askerlerden büyük ölçüde yardım gördüler. Şamil, askeri devletinde önemli- toplumsal değişiklikler de yaptı. Hanların ve Beylerin eski ayrıcalıklarını kaldırdı. Bu kaldırılan ayrıcalıklar arasında yönetme, yargılama ve vergi koyma hakları da vardı. Bu reformlar Uzdenlerin yükünü şüphesiz hafifletti. Ayrıca köylerde oturan kölelerin özgür kabul edilmesine karar verildi, kölelerin özgürleştirilmesi sonradan tamamlanamadı.

Şamil özellikle Rus Çarlığının tarafını tutan Han ve Beylerle uzun ve yorucu bir savaş içerisine girmişti. Dağıstanlı ve Çeçenistanlı savaşçılar bağımsızlık savaşında Şamil'in liderliği altında iken, Avar bölgesindeki Gazi Kumuk'taki sarayları ve Tarkov Şamhallığını yerle bir etmişlerdi. Bu Hanlıklarda Hanlara verilen tüm ayrıcalıklar Şamil tarafından kaldırıldı. Feodalizmin yenildiği bazı köylerde toprak sahiplerine bağlı Uzdenler özgürleştirildi ve köleler azat edildi. Böyle azat edilmiş köleler yerli halklı aynı oranda vergi vermeye başladılar.

Şamil, imamlıkta bir devlet hazinesi kurdu. Dağıstanlı, Çeçenistanlı bütün kabilelerin bu hazineye zyakyat (gelirlerinin onda biri) ödemeleri istenmişti. Vergilerin düzenli olarak toplanması sağlandı. Şamil, ruhban sınıfının gelirlerine de sınırlamalar getirdi. Camilerin ellerinde bulunan mallar devletleştirildi ve ruhban sınıfına uygun ve sabit bir ücret ödenmeye başlandı. Hazinenin gelir-giderleri Şamil'in sekreteri tarafından kaydedilmekteydi. Devlet hazinesinin yukarıda sözü edilen Zyakyatın dışında başka bir geliri daha vardı. Kharaj denilen bu otlak ve birkaç mesken vergisi her yüz koyun başına bir taneydi ve önceleri Hanlara ödenmekteydi. Khum (savaş ganimetlerinin beşte biri ) Şamil'e yani hazineye verilmekteydi. Para olarak yapılan bütün yardımlar direkt olarak Şamil'in hazinesine giderken, tahıllar Naibler tarafından muhafaza edilir ve İmam'ın talimatlarına uygun olarak dağıtılırdı. Şamil'in devlet hazinesi oluşturması, merkezi bir devletin kurulmasına doğru atılmış somut bir adımdı.

Şamil dağ ticaretinin gelişmesine de ilgi gösterdi ve savaş ortamı olmasına rağmen ticareti geliştirmek için her yola başvurdu. Ticaret merkezlerine ayrıcalıklar ve çeşitli yararlar sağladı. Şamil, kendilerine Devlet hazinesinden para yardımı yapılan tacirler tarafından çok büyük saygı görmekteydi. Şamil dış ticareti de teşvik etti ve imamlığa dışarıdan mal ithal eden tacirlere çeşitli ayrıcalıklar verdi. Zenginlikten doğan ''ahlaki bozukluğa'' karşı mücade1e etti ve gümüş işlemeciliğini, halkın ulusal sorunlarıyla tarımı bir kenara bırakıp bu işle uğraşmaya başlayabilecekleri korkusuyla yasakladı. Dağlıların Ispartalı gibi Müridizm'in kuralları ile birlikte yaşamalarının askeri disiplinin devamını temin edeceğine inanıyordu. Sigara ve şarap içmeleri şarkı söylemeleri ve dans etmeleri müridlere yasaklanmıştı ve yakalananlara ağır cezalar veriliyordu.

Şamil, şeriatın tam olarak uygulanmasını isterken, kabile ve klan ayrılığını yok etmek için heterojen yerel kanunla (abat'la ) da mücadele ediyordu.

Şamil el sanatlarının gelişimini de teşvik ediyordu. Sarayının etrafındaki özel meskenlerde hünerli silahtarlar, demirciler ve marangozlar yaşamaktaydı.

Şamil reformlarına işlerlik kazandırmak için çevresinde ilim ve sanat bilen akıllı adamların olmasını hayal ederdi. Avrupalıların yaşamlarıyla ilgilenirdi ve tesadüfen yaptığı bir görüşmede Fransızları, Macarları ve onların yaşamlarını ve askeri örgütlenmelerini sormuştu. Rusya’nın Avrupada kalan bölgesinde yaşadığı sırada Avrupa teknolojisine büyük ilgi göstermiştir: Gemiler, lokomotifler, dürbünler ve rüzgar değirmenleriyle ilgilenmiş ve hatta St. Isaac Katedralinin kubbesini görebilmek için sarığını çıkarmıştır. 

ŞAMİLİN YENİLGİSİNİN NEDENLERİ:

Şamil'in yönetim sisteminin dağlıların bağımsızlık savaşlarında özellikle de en hararetli olduğu dönemlerde zaferler kazanmalarına büyük yardımı olmuştur. Ama kırklı yılların sonlarında imamlıkta dağılmalar görülmeye başlandı ve Şamil'in yarı-ataerkil demokrasisinde feodal yöntemlerin canlanmasına doğru eğilimler ortaya çıktı.

Naibler feodal sömürü tarzının yeniden kurulmasını ister bir görüntü sergilemeye başladılar. Savaş süresince mal-mülke, tahıla ve mevkiye sahiptiler. Daha doğrusu bunlar kendi emirleri altındaydı. Naiblerin gücü bu zenginliklerden ve ellerindeki uzdenlerden gelmekteydi. Ve bu, politikalarını da etkiledi. Dini, sivil ve askeri araç-gereçler klan ileri gelenlerinden, ruhban sınıfından, uzden asillerinden ve yaşlılardan oluşan Naiblerin eline geçmişti. Zenginleşen rütbeli uzdenler Şamil'in yönetim sisteminde merkezi bir yer ele geçirmeye teşebbüs ettiler. Naiblerin çoğu Şamil'in emirlerine uymaktan vazgeçtiler, rüşvet aldılar ve halkı soydular. Halk Naiblere karşı ayaklanmaya başladı. Naiblerse ekonomik durumlarını kuvvetlendirdikten sonra Rus Çarlık Hükümetiyle gizli ilişkilere girerek servetlerin korumaya çalıştılar. Çar Hükümetinden ayrıcalıklı durumlarının devamını istiyor, halkı da Şamil hakkında yalanlar uydurarak kandırıyorlardı. Amaçları halkı Şamil'e karşı kışkırtmaktı. Bazı Naibler Şamil'i bırakıp Rus Çarlığı tarafına bile geçtiler. Tüm bunlar olurken Şamil'in oğlu Gazi Muhammed 1847'de Dağıstanlı ileri gelenlerinin yaptıkları bir kongrede imamlığın varisi seçildi. Böylece seçimle gelen imamlık otoritesi, yerini veraset faktörüne bırakmış oldu. Gazi Muhammed'in yönetimi altındaki naibliklerin çayır ve otlaklarında elde edilen yıllık gelirler devlet hazinesine gitmeyip Gazi Muhammed'in şahsi payı olarak kaldı. Toprak bağışları yapıldı. 

Önemli miktarda Naib'in açık ihaneti gibi Şamil'in devletinin ekonomik ve askeri kaynaklarının tamamen tükenmesi Çar Hükümetinin istilasına karşı koyan müridlerin gücünün ciddi bir şekilde zayıflamasına yol açtı.

Çar Hükümeti de Şamil'in zayıflamasından faydalanmak için ordusunu hem asker hem de silahla takviye ettikten sonra saldırıya geçti. Hile savaşı artık açık savaş durumuna gelmişti. Rus komutanı bir tüfek menzili genişliğinde kesilen ''dar geçitler sistemine'' başvurdu, böylece dağlıları ormanların doğal koruyuculuğundan mahrum ediyorlardı.

Batı Kafkasya'daki Müridler ise Çar ordusunun doğuya kaydırılmasının avantajından da faydalanarak savaşa devam ettiler. Şamil kuvvetlerini birleştirmek için Kakhetia'ya ve Khaberdey'e akınlar yaparak birçok kez batıya girmeye teşebbüs etti ama bu akınlar başarısızlıkla sonuçlandı ve 1848'in yazında önemli bir Awul olan Gergebil teslim oldu. İmamlığın tarihçisi Muhammed Tagir ''Naibler hayal-i sükuta uğradılar, ümitleri suya düştü, gayretleri, enerjileri ve şevkleri tükendi'' diye yazar. Mürid kampları arasındaki kavgalar her geçen gün biraz daha keskinleşiyordu. Çar Hükümeti, Naiblere ve yaşlılara rüşvet verme siyasetini benimsedi ve Hacı Murat'ın sadakatini açıkça transfer etti. İlisul Sultanı Daniyel, Şamil'e karşı aktif bir hareket başlattı. Müridler zayıfladı. Şamil bütün kuvvetlerini savaşa sürdü; şimdi artık Tabasaran'a bir sefer düzenliyordu. Fakat zafer elden gitmişti. Rus generalleri muhbirleri aracılığıyla Şamil'in kampında olan-biten her şeyden haberdar olmaya başlamışlardı ve her geçen gün azalan, tükenen müridlere karşı yerli birlikler, yeni takviyeler gönderiyorlardı. 

Kırım savaşının da sona ermesinden sonra Kafkasya'ya takviye birlikler gönderilmesi olanaklı oldu. Şamil'in ufak birliği Baryatinsky komutasındaki birliklerin oluşturduğu demirden halka ile çepeçevre kuşatılmıştı. 1858'in tamamı ve 1859'un mayısına kadar olan süre içinde General Yevdokimov komutasındaki birlikler Çeçenistan'ı istila ettiler ki Çeçenistan Şamil'in devletinin en zengin tarım bölgesi ve zahire ambarıydı. Şamil'in iyi donatılmış ikametgahı ve müridlerin merkezi durumundaki Vedeno 1 (13) Nisan 1859'daki saldırıyla düştü. Şamil Çar ordularının şiddetli hücumundan önce küçük bir mürid grubuyla geri çekilmiş. Önce Andiya'ya oradan da yüksek bir dağın tepesine, Gunip'e sığınmıştı. Gunip kuşatması 10 (22) Ağustos'tan 25 Ağustos (6 Eylül) 1859'a kadar sürdü. Şamil 300 müridi ve bir topuyla çok iyi donanmış binlerce kişilik Çar ordusuna karşı kendini günlerce savundu. Ama 25 Ağustos'ta, (6 Eylül) Gunip de düştü. 

Boryatinsky'nin Çar'a gönderdiği haber Gunip alındı. Şamil yakalandı ve St. Petersburg'a gönderildi'' şeklindeydi. Şamil bir grup muhafızın denetiminde Petersburg'dan Kalugo'ya gönderildi ve 1869'a kadar orada kaldı. 1870'te Çar'ın izniyle Mekke'ye giden Şamil bir yıl sonra almış olduğu ve bir türlü iyileşmeyen yaralardan dolayı öldü. Şamil'in yakalanmasıyla, Kafkasya'nın doğu bölümünün istilası tamamlanmış oldu. 

1841 GURLA İSYANI:

Dağlılar bağımsızlıkları için mücadele ederlerken Gurla'da bir ayaklanma meydana geldi. Şamil'in parlak zaferler kazandığı döneme, 19. yüzyılın ilk yarısında 1841 'e rastlayan ve Gürcistan’da meydana gelen bu köylü hareketi Gurla köylülerinin isyanıydı.

1841 Gurla isyanı Çarlık Rusya’sının sömürgeci rejiminin ve yerel toprak sahiplerinin baskıları sonucu patlak verdi. İsyanın sebebi, yeni vergi kanunu ile toprak vergilerinin para şeklinde toplanmaya başlamasıydı. Gurla'daki feodal sistem aşırı bir şekilde ağırdı. Gurla serfleri tamamen toprak sahiplerine bağlıydılar. Tiflis'te yaşayanların %22 sinin serf olmasına karşın Gurla'daki köylülerin %63'ü serfti. Gurla, yönetimdeki bağımsızlığını Gürcistan'ın diğer bölümlerine kıyasla daha uzun süre elinde tuttu ve Rus yönetim sisteminin tamamen girdiği ve bölgenin Gürcistan meretia eyaletinin bir parçası durumuna geldiği 1840'ın 10 (22) Nisanına kadar bu böyleydi. Bölgenin kontrolünü bir kere ellerine geçiren Rus Yöneticileri 1841'de düzenli bir nüfus vergisini zorla toplamaya başladılar. Ve bütün eski ödentileri para şeklinde ödenen tek bir vergi şekline getirdiler. Bu değişiklik zaten yerel toprak sahiplerine karşı devamlı artan sorumluluklarından şikayetçi olan Gurla köylüleri üzerinde ters etki yaptı.

1841'ın başlarında Gurla'da çok büyük bir huzursuzluk ve isyanın hazırlık belirtileri vardı. Gizli köy kurultayları teşkil edilmişti, sorumlu kimselere karşı şikayetler yapılmakta ve ''tahrik mektupları'' ortalıkta dolaşmaktaydı. İsyan 22 Mayıs (3 Haziran) 1841'de başladı Ve Ağustosa kadar tüm Gurla'ya yayıldı Rus idari otoritesi tahrip edildi ve toprak sahiplerine karşı misillemeler başladı. Gurla Hükümeti isyancıların eline geçti. Gurlalılar Ozurgeti'deki Gurla idari merkezine, Rus otoritelerine yardım etmek için acele eden Magrelie Prensi Davlani'nin silahlı güçlerini püskürttüler. Çar yönetiminin tahminlerine göre isyancıların sayısi 7000'den fazlaydı. İsyan İmeritia'ya yayıldı. Fazlasıyla rahatsız olan 1. Nikola ''acilen en etkili ve sonuca götüren önlemlerin alınması ve isyancıların bastırılması'' şeklinde emirler yağdırıyordu. Eylül başlarında on topla takviye edilmiş 4000 civarında Çar kuvveti Gurla'ya getirildi. Zekice hazırlanmış bir planla isyancıları yandan sarıp Ozurgeti'ye gelen komutan Argutinsky Dolgoruky Çar'ın birliklerine çok çabuk bir zafer kazandırdı.

Bu sırada yerel asilzadeler Çar'ın yöneticilerine mümkün olan her yolla yardım ediyorlardı. İsyan vahşice bastırıldı. İsyanın liderleri Türkiye'ye kaçtılar, yakalanan 50 kişi divan-ı harbe verildi. Ceza müfrezeleri köyde intikam aldılar. Köylülere eski vergilerini üç gün içinde, günlük vergilerini ise günü gününe ödemeleri ve isyan sırasında tahrip olan köprüleri, yolları ve binaları yeniden onarmaları emredildi. 

KUZEY BATI KAFKASYLI DAĞLILARIN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİ:

Şamil'i yenen Çar Hükümeti tüm güçlerini Kuzey-Batı Kafkasyalıların bastırılmasına yöneltti.

Şamil'in parlak zaferler kazandığı dönemde, Batı Kafkasya'daki Çerkes Kabileleri de cesaretle bağımsızlıklarını savunuyorlardı. Çar Ordusunun alışmadıkları ve dağlık bir arazide savaşmak zorunda kalmalarından doğan avantajları zekice kullanıyorlardı. Batı Kafkasya'daki Çar kuvvetleri istemedikleri şartlarla yüz yüze gelmişlerdi. Deniz tarafından İngiliz ve Fransız kaçak mal gemilerinin saldırılarının, dağlardan ise Çerkes kabilelerinin ani hücumlarının tehdidi altındaydılar. Bir mermiye hedef olma riskini göze almadan kale duvarının dışına çıkmak olanaksızdı. Odun kesmek, sığır beslemek, ot biçmek, sebze yetiştirmek ve mezar kazmak gibi işlemlerin hepsi hayatlarına mal olmaktaydı. Garnizonların ikmali neredeyse yapılamıyordu. Gerekli olan yiyecek ve malzemenin ikmali Azak denizinden ve yalnızca dokuz mavna ile yapılabilmekteydi. Karadeniz sahili hattındaki kalelerde humma ve tifüs gibi hastalıklar baş gösterdi ve ölüm oranı felaket denilebilecek boyutlara ulaştı. Mikrop yüzünden kaybedilenlerin yerini doldurmak için gelen yeni kuvvetler yeterli değildi. 

1840'ta dağlılar birçok kale ve istihkam merkezini ele geçirdiler. 2 (14) Nisan 1840'ta Rus komutanının hayret dolu bakışları altında Nikolayev Kalesi düştü. Bundan önce zayıf bir şekilde donatılmış Karadeniz hattı gedik vermişti. Şimdi artık dağlılara si1ah, barut ve demir ikmali yapmak çok kolaydı. 1840 dağlıların Çar Hükümetine karşı sürdürdükleri mücadelede bir zafer yılıydı. Şamil bu avantajlı durumdan faydalanmak isteyip Süleyman Efendi'yi Batı Kafkasya'ya vekil olarak gönderdi ama Süleyman Efendi rüşvet almış bir haindi. Buna rağmen Şamil etkisini Batı Kafkasya'ya kadar genişletme planından vazgeçmedi ve bu amacını gerçekleştirmek için mürid hareketinin önemli bir adamı olan Muhammed Emin'i seçti. 

ÇERKESLERİN BAĞIMSIZLIK MÜCADELELERİNİN LİDERİ, Muhammed EMİN:

Muhammed Emin, 1818'de Dağıstan'da doğdu. Gençliğinde Koran'ın öğrencisi olduğundan adım adım dolaştığı Kafkasya ve Küçük Asya hakkında çok iyi bilgi sahibiydi. 1836'da Şamil'in müridlerine katıldı. Ve daha sonra Şamil tarafından Batı Kafkasya'daki Kuban ötesi bölgeye Naib atandı. Muhammed Emin Batı Kafkasya'ya varır varmaz Çerkes kabileleri arasında, Çar Hükümetine karşı yürütülen savaş hakkında vaazlar vermeye başladı. Onun öğretileri verimli toprağa düştü.[3] Halkın büyük bir bölümü Çar hükümeti tarafından güçsüz düşürülmüş ve köleleştirilmişti. Ve gazavat bayrağı altında bir isyan başlattılar. Batı Kafkasya'nın zayıfça birleşmiş[4] çok sayıda kabileler arasında, Muhammed Emin bir merkezi devlet sistemi oluşturmakta başarılıydı. Kanunlar çıkartıp tek tip bir yönetim şekli teşkil etti. Ve düzenli bir ordu meydana getirdi. Müslüman din adamları onun emirleriyle halkı gazavat konusunda telkin etmeye çalıştılar. Müridizmi Çerkes kabileleri arasında yerleştirmeye yönelik bir siyaset güden Muhammed Emin, Şamil'in imamlığına birçok yönden benzeyen bir yönetim sistemi oluşturdu. İki topla takviye edilmiş üçyüz “murtazek” savaşçısından oluşan bir muhafız birliğinin savunduğu bir kulede ikamet ediyordu. Muhammed Emin birbiriyle zayıfça birleşmiş Çerkes kabilelerini yönetirken askeri birliklerine güveniyordu. Ordusu Şamil'inkine benzer bir şekilde tanzim edilmişti.

Muhammed Emin'in liderliğindeki dağlılar, Çar Hükümetine karşı yürüttükleri şiddetli savaşta, Rus birlikleri tarafından istila edilen bölgeye yalnız 1849 yılı içerisinde 101 akın düzenlediler. Rus birlikleri Kırım Savaşı sırasında Karadeniz Hattı üzerindeki bütün istihkamlarını, dağlıların baskısıyla geri çekmek zorunda kaldılar. Muhammet Emin de pozisyonunu güçlendirmek için çok sayıda reform yaptı. Askeri fonksiyonları olan “Halk Meclisleri” kurdu. Yönetimi altındaki halkı her biri yüz aileyi içine alan cemaatlara böldü. Bunlar seçilmiş yaşlılar tararından yönetilmekteydi. Her biri bir Müftü ve üç Kadıdan oluşan merkezi idareli dört bölge organize etti. Her Müftü bir bölgenin yönetimindeydi ve onun meclisini oluşturan Kadılar yönetimi ve yargılama gücünü ellerinde tutuyorlardı ve halk tarafından sağlanan atlılardan oluşan bir muhafız alayları vardı. Her bölgede bir cami, bir dini okul, suçluların gözetildiği bir hapishane hakimlerin, idarenin ve savaşçıların ordugahları, bir ambar ve bir ahır vardı. 

Muhammed Emin Tlfekotller veya özgür köylüler tarafından desteklenmekteydi ama başlıca dayanağı özgür olma ümidi taşıyan kölelerdi. Muhammed Emin yönetimde doğru ve adildi, casuslar idam ediliyor, hırsızların elleri kesiliyordu. Naib'in emrine itaat etmeyenler, müridizme karşı gelenler veya Rus Hükümeti tarafını tutanlar yaşına ve cemiyet içerisindeki yerine bakılmaksızın hapse atılıyorlardı. 

Yerli halktan koyun, tahıl veya saman şeklinde vergi ödemeleri istenmişti. Camilerden gazavatı desteklemek için şeriatça karar kılınan dini bir vergi düzenli olarak toplanmaktaydı. Muhammed Emin de Şamil gibi halkı ticarete teşvik ediyordu.

Muhammed Emin Çerkes beylerine şiddetli akınlar düzenledi. Yerel Feodal beyleriyle mücadele etmesindeki amaç bütün Kuban ötesi kabilelerini tek bir birlik altında toplamaktı. Muhammed Emin, Şamil'in Batı Kafkasya'daki Valisi olarak görünmekteydi. Ama gerçekte, Kuban'dan Abhazya'ya kadar olan bölgedeki tüm Çerkeslerin yöneticisiydi. Rus kordonunu yarıp Şamil'le birleşmeyi çok istiyordu ve birkaç kez harekete geçti ama başarılı olamadı. Şamil güçlü olduğu sürece Muhammed Emin de zaferler kazandı ama Şamil'in ele geçirilmesinden sonra Çar'ın orduları tarafından sarıldı. Muhammed Eminin Türkiye Sultanı tarafından tayin olunan yerel prens Sefer Bey'le yaptığı savaş Çerkes kabilelerinin gücünü zayıf1atmıştı. Halk savaşlardan dolayı güçsüz düşmüş, Kafkasya'daki köylerin büyük bir çoğunluğu yağma edilmiş ve ateşe verilmişti. Dağlıların en iyi toprakları ellerinden alınmış, dağlar temizlenmiş ve arazi, gelecekteki Ruslar için hazır duruma getirilmişti.

Muhammed Emin Şamil'in düşmesinden hemen sonra 20 Kasım (2 Aralık) 1959'da kuşatma altına alındı. Fakat bu bile Kafkasya’daki savaşa bir son vermedi. Hemen hemen beş yıl, her yönden kuşatılan dağ kabileleri kahramanca direndikleri Çar'a karşı inatçı bir mücadele sürdürdüler. 1859'dan sonra 70 tabur, bir ağır süvari tümeni, 20 kazak alayı ve 100 top dağlılara karşı yönlendirildi. 60'lı yılların başına kadar Batı Kafkasya ile mücadele sona ermemişti. 1864 yılı ise genellikle Kafkas savaşlarının sona erdiği yıl olarak kabul edilir. Bundan sonra dağlılar topraklarından sürüldüler. 

Savaşlardan sonra Kafkasya'ya sağlam bir şekilde yerleşen Çar Hükümeti sert tedbirler aldı. Bunlar arasında dağlıların Batı Kafkasya'daki yerlerinden tahliye edilmesi de bulunmaktaydı. Dağlılar sığırlarını ve diğer mal-mülklerini çok düşük fiyatlarla sattılar; bir subay 50 kopek (Rus Para birimi Rublenin % 1 'i ) karşılığında 40 koyun alıyordu. Atlar 10 kopek karşılığı satılmaktaydı. Türkiye'ye göç edenlere silahlarını yanlarına almalarına izin verilmemişti, bu yüzden dağlılar silahlarını ederlerinin onda birine sattılar. Bölge terk edilmişti. Öyle ki Tuapse'den Bzybi'ye kadar olan bölgede dağlıların yaşadığı yalnız bir köy kalmıştı. Böylece kanlı ''Kafkasya'nın işgali”, sona ermiş oldu.

Çar Hükümeti Kafkasya'da yerleşim merkezleri kurmaya başladı; 1860 ile 1864 yılları arasında 111 köye 14396 aile yerleştirildi. Çar'ın toprak sahiplerini ve burjuvaziyi gözeten politikası, Rus köylülerini ve Kazakları bu bölgeye yerleştirmek ve böylece süper güç olma heveslerini destekleyen güvenilir bir bölge yaratmaktan ibaretti. 

[1] Kuzey–Batı olması lazım, orijinlinden İngilizce’ye çevirisinde bir hata olmalı (Çevirenin notu)
[2] Ermenistan’da ve Azerbaycan’da asil sınıf 
[3] Adıgey’de verimli toprak Tlfelotl sınıfıydı, 19. yüzyılın başlarından beri anti-feodal ve anti-sömürgeci savaşı üstlenen bu sınıf, Muhammed eminin oluşturmaya çalıştığı ulusal devlet için uygun bir zemindi.
[4] Burada “zayıf birlikten” kastedilen 1807’de Kakubatko Şubako tarafından örgütlenme temeli atılan Ulusal And Meclisi –Çile Tharı’o Khase- dir. Başta feodal beylerin egemenliğinde olan bu meclis, Tlfekotl’lerin güçlenmesiyle Tlfekotl ağırlıklı olmuştur. Ulusal And Meclisi zayıf bir birlikti, fakat Adigey kabilelerinin Adige ulusu oluşumuna doğru attıkları büyük bir sosyal adımdı. 

S.K.BUSHUYEV 
THE HISTORY OF RUSSIA, Bölüm: 16, Sayfa: 337-356, Çev: Tarık TOPCU 
(Kafdağı Dergisi, Yıl:1, Sayı:6-7 sf: 13-24, Ankara 1987.)

Kafkasya Dağlıları Birliği (Soyuz Gortsev Kavkaza) (*)

Batıdaki Kuzey Kafkasya Emigrasyonu

Avrupa sahnesindeki ilk Kuzey Kafkasyalı göçmenler, 1864 sürgünü sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlarda Hristiyan unsura karşı denge unsuru olarak kullandıkları Çerkeslerdi. Gustav Bullumer’in 1931’de kaydettiğine göre,150-200 bin civarındaki bu koloninin uzantıları Rodos ve Serez’e, Niş ve Tirot’a ve Kossov-Pole’ye dek ulaşıyordu. Eski Yugoslavya sınırlarında dağınık haneler dışında 23 yerleşim birimi tesbit edilmişti (1). Rusya’nın istila sürecinde olduğu gibi, sürgün sırasında da kimi Batılı çevrelerin sempatisini toplayan Kuzey Kafkasyalılar (2) 1876’da Bulgar isyanının bastırılmasında yüklendikleri roller sebebiyle tepki almış, büyük çoğunluğu Anadolu içlerine ya da Osmanlı sınırlarındaki başka bölgelere çekilmişlerdi (3).

Bu büyük mobiliteden yaklaşık yarım asır sonra da, Batı ülkelerinde, serüvenleri öncekilerden biraz daha farklı küçük Kuzey Kafkasyalı topluluklar belirmişti. 1917’de Rusya’da birbiri ardına gelen iki büyük siyasal dönüşümü yaşayan bu topluluk, Şubat ve Ekim ihtilallerinin ardında büyük beklentiler ve hayal kırıklıklarıyla dolu günler geçirmiş, “demokratik bir Rusya cumhuriyeti” düşünün iflasından sonra politik tercihlerini daha net ifade edebilmişlerdi. Tercihleri, bazı nüanslara rağmen büyük ölçüde ülkelerinin “bağımsızlığı” idi; ne var ki, siyasal, ekonomik ve askeri yetersizlikler içinde çabaları köklenemeyecek, 11 Mayıs 1918’de ilan edilen “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti” yıpratıcı savaşta yıkılıp gidecekti.

Bu, “milli bağımsızlık” rüyasının da dramatik biçimde sonu demekti. 1920’den 1921 baharına dek hareket içinde yer alanların ya da eklemlenenlerin birçoğu başka iklimlere savrulacaklardı. Kategorik olarak, Batı literatüründe “Sovyet Doğu Halkları” terimiyle karşılanan, Rus ya da Slav olmayan halklardan ibaret geniş bir etnik yelpazeye dahil Kuzey Kafkasya göçmenleri (4) ne yeni otoriteye boyun eğmeye niyetliydiler, ne de iktidar koltuklarına kurulanlar onlarla birlikte yaşamaya. Serüvenin eksenini bu gerçek oluşturuyordu. Belirsizlik ve yalnızlık duygusu içinde kıvranan, değişik kökenlere mensup, farklı dilleri konuşan, inanç dünyaları heterojen, yaşam tarzları bambaşka göçmen kafileleri akın akın yakın coğrafyalara sığınıyorlardı. 1917 ve sonrasında İstanbul mülteci kenti görünümüne bürünmüştü (5).

1917-1921 döneminin Kuzey Kafkasya politik sahnesinde rol yüklenen “liberal milliyetçi” ve “sosyal demokrat” birçok isim dönüşü olmayan bu serüvenin oyuncuları olmaktan kurtulamadı. Buna karşılık, geniş toplumsal destek alan İslamcı kadrolar ülkelerinden ayrılmadılar ve uzun süre yeni rejime kafa tutarak Kızılordu’nun kurşunlarıyla hayatlarını yitirdiler.

Paris Barış Konferansı’na katılmak üzere 1919 baharında Fransa’ya giden sabık Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti başkanı Abdülmecid Çermoy bir daha ülkesini göremedi, 1937 yılında Lozan’da hayatını tamamladı. Dışişleri Bakanı Haydar Bammat son anlara dek çalışmalarını sürdürdüyse de sonunda o da yazgısını kabullendi. 31 Mart 1965’te Paris’te ölümüne dek politik çalışmalarını devam ettirdi. Pşimaho Kosok ve Mikail Halil gibi iki bilinen sima, yaşamlarının geri kalan kısmını, bütün olumsuzluklara rağmen Türkiye’de geçirdiler. Halil 26Temmuz 1936’da İstanbul’da, Kosok ise 10 Ocak 1962’de yine aynı şehirde vefat etti. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti parlamento başkanlığı ve Maliye Bakanlığı yapan İnguş mülteci Wassan Giray Cabağı Polonya’ya yerleşti. Tatar Müslümanlarla birlikte “Przeglad Islamski” dergisini çıkardı. 1938 yılında Polonya haber ajansı PAT’ın Türkiye temsilcisi oldu, 1942’de Almanya’ya giderek anti-sovyetik yapılanmalara destek verdi, 1949’da İstanbul’a yerleşti ve 18 Ekim 1961’de vefat etti.

Çerkes Süvari Tümeni komutanlarından General Kılıç Girey kader arkadaşlarıyla bin bir güçlükle karaya çıkabilmiş, Samsun ve İstanbul’da kısa süre kaldıktan sonra Fransa’ya yerleşmişti. Onun Mustafa Kemal’den Doğu Cephesinde görev istediği, ancak arzusunun kabul edilmediği söylenegelmiştir (6). Kılıç Girey II. Dünya Savaşı’nda Almanların organize ettiği lejyonerlere komutanlık yaptı. Doğduğu köye kadar gitti. Fransız tabiyetinde olmasına rağmen, Yatla Anlaşması sonrasında Sovyetlere teslim edilen soydaşlarıyla aynı kaderi paylaşmayı seçti. Düzmece bir mahkeme sonucu ölüm cezasına çarptırılarak 1946’da Moskova’da idam edildi. Kardeşlerinden Beyazıt Girey ise, 1967’de ölümüne kadar Samsun Çarşamba’da mütevazi şekilde yaşadı. Mültecilerden eski Terekkale Belediye Başkanı Prof. Gappo Bayattı (Gappo Bayef) ise Almanya’ya yerleşerek Berlin Üniversitesi’nde Osetinoloji Kürsüsü başkanlığı yapmış; Batıda eğitim gören ender insanlardan ünlü ressam Halil Bek Musayassul güç bela son vapura binerek, İstanbul üzerinden Almanya’ya gitmişti (7). İnguş Alayı subaylarından Kuriyev de önce Fransa’ya, II. Dünya Savaşı sonrasında ise Almanya’ya yerleşerek 1952’de Münih’te ölmüştü.

Düş kırıklıklarına ve fiziksel uzaklıklarına rağmen, mülteciler “Sovyetleştirilmiş” Kuzey Kafkasya’nın geçici bir olgu olduğunu düşünerek işin ucunu bırakmamaya kararlı görünmüşlerdi. Ankara’daki ilk Sovyet Büyükelçisi Mdivani, “Tiflis Revkom”una gönderdiği raporda, Türklerin de desteklediği bazı çevrelerin Kuzey Kafkasya’nın bağımsızlığı yolunda çalıştıklarından ve Sovyetler için tehlike arz ettiklerinden söz ediyordu (8). Kuşkusuz ki, raporda Türk resmi çevrelerinin bu tür çalışmalara destek verdiklerine ilişkin kayıt somut dayanaklardan yoksundu. En azından, gereksinim duyulan maddi yardımın elde edilebilmesi için, Sovyet rejimini gücendirmeme politikası takip eden Anadolu hareketinin karar mekanizmalarında yer alan başta Mustafa Kemal olmak üzere kimi simalar, Kafkaslardaki “anti-bolşevik” devletçiklere sıcak bakmadığı gibi, onları İtilaf kuvvetlerinin birer “kuklası” olarak görmüştü (9).

BMM’nin bazı isimlerince eleştirilmesine karşılık, en azından Nisan 1922’de patlak veren “casusluk olayı”na dek geçerli olan bu politika (10), özellikle optimist beklentilere sahip siyasi mültecilerin kaderini de etkileyecek; onların en kesif Kuzey Kafkasyalı kolonilerin bulunduğu Türkiye’de değil de, Paris, Prag, Varşova gibi merkezlerde toplanmalarına yol açacaktır (11). Böylelikle olumsuz politik koşullar altında mülteciler, çalışmalarını derinden etkileyecek başka bir tarihi sürece monteleniyorlardı. Diğer bir deyişle, başkalarının tarihiyle, yani Avrupa tarihiyle organik bağ kuruyorlardı (12).

Çekoslovakya’da Bir Mülteci Teşkilatı: Kafkasya Dağlıları Birliği

Çalışmamıza konu olan “Soyuz Gortsev Kavkaza”nın (“Kafkasya Dağlıları Birliği – KDB) kurulduğu Çekoslovakya I.Dünya Savaşı sırasında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun çöküş sürecinde haritada yer buldu. Renkli etnik yapısı, gelişmiş endüstrisi ile iki savaş arası dönemde “Avrupa’da demokrasiyi en mükemmel şekilde ve başarı ile uygulayan” ülke olarak tanımlanan Çekoslovakya’nın (13) panoraması, gerek Rus iç savaşı sırasında, gerekse Bolşevik rejimin tesisinden sonra ülkeye akan göçmenlerle daha da ilginçleşti.

Kuşkusuz ki, bu süreçte “Bolşevizm”i evrensel bir ideoloji olarak görmeyen yöneticilerinin yarattığı yumuşak atmosferin de rolü vardı. Avrupa’da SSCB’yi en son tanıyan iki ülkeden biri Yugoslavya, diğeri ise Çekoslovakya idi. Cumhurbaşkanı Masaryk, başında bulunduğu devletin Bolşevik Rusya’ya karşı tavrını çok erken bir dönemde seslendirmişti. Masaryk ilk bağımsızlık yıldönümü kutlamalarının yapıldığı 28 Ekim 1919 günü, parlamentodan halka hitap ederken, Sovyet rejiminin Çarlık döneminden fark göstermediğini, “Lenin’in mükemmel bir Rus tipi olduğunu ve Bolşevizmin çarlığı aşamadığını ama Korkunç İvan’ın metodlarını aynen devam ettirerek onu yeniden kurduğunu” ifade etmişti(14).

Avrupa’nın bu yeni devletinde Kuzey Kafkasya kolonisinin ne şekilde oluştuğuna dair detay bilgilerden ne yazık ki şimdilik mahrumuz. Ölümüne dek Kuzey Kafkasya mülteciörgütlerinde aktif roller yüklenen ve 1922’de Türkiye üzerinden Prag’a yerleşen barasbi Baytugan örneği, bu konuyu açıklamaya yetmemektedir. 1920-1923 döneminde, özellikle işgal altındaki İstanbul’da biriken çeşitli etno-linguistik grupların tamamına yakınının “Rusya göçmenleri” olarak tanımlanmaları, diaspora yazınında ise mültecilere ilişkin ancak satır aralarında rastlanabilen bilgilerin varlığı hareket alanımızı oldukça sınırlamaktadır. Sözkonusu dönemde, mültecilere gerek yerel, gerekse uluslar arası kuruluşların yardımlar sağladığı bilinmektedir (15). Özelde Kuzey Kafkasya göçmenlerine yönelik yardımlar ise, bazı açıklamalara göre, 1864 sürgünü ile Osmanlı topraklarına yerleşen unsurlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu unsurlardan biri işgal altındaki İstanbul’da faaliyetlerini sürdürebilen “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti”dir (16).

Mülteciler tarafından neşredilen eserlerde öncü bir konumu olan “Kavkazski Gorets”in sayfalarında rastladığımız ilginç bir fotoğraf, göçmen topluluklara tanınmış bazı isimlerin de yardımda bulundukları kanaatini güçlendirmektedir. Sözkonusu derginin 1924’te çıkan ilk sayısında Osmanlı dönemi siyasal hareketlerinin renkli simalarından Hüseyin Tosun Bey’in fotoğrafı yer almaktadır. Aynı zamanda 1908 Meşrutiyeti sonrasında faaliyete geçen Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti, Kafkasya Komitesi, Türkiye’de Şimali Kafkasya Politik Göçmenleri Komitesi, Şimali Kafkasya Cemiyeti gibi teşekküllerin de aktif elemanı olarak Kafkasya meselesiyle bu denli içli dışlı bu ismin mültecilere yardım yapması güçlü bir ihtimaldir (17).

Kuzey Kafkasya emigrasyonunun Çekoslovakya’da belirmesi uluslararası bir kuruluşun yerleştirme programı çerçevesinde gerçekleşmiş olmalıdır. İstanbul’da mülteci topluluklara destek veren Beynelminel Kızılhaç Komitesi’ne Yüzbaşı Burnier’in başkan olduktan sonra Çekoslovakya’ya gönderildiği ifade edilen “3000 Kazak” ve “600 üniversite ve lise öğrencisi” (18) arasında bazı Kuzey Kafkasya göçmenlerinin de bulunduğu düşünülebilir. Bu düşüncemizi destekleyebilecek bir başka husus “Kafkasya Dağlıları Birliği”nin üye profilidir.

1920-1921 göçmenlerinin Prag merkezli teşkil ettikleri ilk formel yapı olan “Soyuz Gortsev Kavkaza”nın kurucuları, tüzüğü ve kesin kuruluş tarihine ilişkin de net bilgilerimiz bulunmamaktadır. Bununla beraber, Nisan 1924’te yapılan genel kurulda “altı aylık çalışmaların değerlendirildiği” kaydedildiğine göre (19), birliğin Kasım 1923 itibarıyla faaliyette olduğu anlaşılmaktadır. Kompoze bir örgüt görünümündeki “Kafkasya Dağlıları Birliği” içinde Kuzey Kafkasya’nın muhtelif kavimlerine mensup yerli unsurların yanı sıra Kazak mülteciler de bulunmaktaydı. Çekoslovak halkına ve hükümetine şükran duygularını dile getiren KDB’nin kısmen daha derli toplu olan örgütsel çalışmaları hakkındaki malumatımız ise, birliğin 1924’te yayımlanmaya başlayan periyodiğinde kayıtlı olanlardan ibarettir.

Öncelikle, mültecilerin dayanışma ve yardımlaşması amacına yönelen KDB’nin faaliyetleri siyasal içeriğe de sahip olmuştur ki, bu bağlamdaki en büyük hedefi, ortadan kaldırılan “cumhuriyet”lerinin federatif esaslarda yeniden tesisi teşkil etmiştir. Dar anlamdaki amaçlar arasında, politik bilincin geliştirilmesi, dünyanın birçok ülkesine dağılmış eski ve yeni muhaceretin “merkezi bir teşkilat” içinde birleştirilmesi, “kardeş birlikler ve şahıslarla” irtibatın sağlanması, “Batı Avrupa’nın bilgi birikiminden ve çalışma sisteminden yararlanarak anavatan Kafkasya’nın kalkınması ve yükselmesi”ni amaçlayan eğitim seferberliği gibi konular sıralanmıştır (20).

KDB’nin ikincil amaçlar doğrultusunda aktif konumda olduğu tartışmasızdır. Nitekim birlik, hastalanan üyeleri için Çekoslovak Kızılhaçından yardım tedarik etmiş (21), Çekoslovak hükümetinden öğrenci bursları sağlamıştır. KDB yönetimi, kuruluşundan itibaren ciddi girişimler neticesi, olanakların genişletilmesine çabalamış, böylelikle birçok mülteci genç yüksek öğrenimlerini sürdürebilmişti. Bu gençlerin bir kısmı çevrelerinden kopmuş, bir kısmı da yakın bir gelecekte, 8 Kasım 1926’da kurulacak Narodnaya Partiya Gortsev Kavkaza’nın (“Kafkasya Dağlıları Halk Partisi”) (22) kadrolarını oluşturmuşlardı.

“Kavkazski Gorets”te kaydedildiğine göre, Brno şehrinde Prag’daki faaliyetlere paralel çalışması düşünülen şube için Barasbi Baytugan ile Tatar mülteci Abdullah Mustafin görevlendirilmiş, ancak bu girişim, ekonomik sıkıntı sebebiyle başarısızlıkla sonuçlanmıştı (23).

Kafkasya Dağlıları Birliği’nin bilebildiğimiz ilk genel kurulu, N. F. Rudlof’un divan başkanlığında 29 Nisan 1924 tarihinde toplanmıştır. Birlik başkanı N. A. Bigayev ile denetleme kurulu üyesi K. D. Guldiev’in yanı sıra öğrenci temsilcilerinden B. Salamov’un konuşmalarından sonra, altı aylık faaliyet dönemi için yeni yönetim kurulu belirlenmiştir. KDB’nin bu devreye ilişkin yönetimi Kuzey Kafkasya ve Kazak mültecilerden oluşurken, başkanlığa Rusya Müslümanları arasında bilinen bir isim olan Ahmet Tsalıkkatı getirilmiş, sabık “Kuban Yasama Radası” üyelerinden Murat Hatağogu “başkan yardımcısı”, V. V. Vazov “sekreter”, K. D. Guldiev “veznedar”, Elmurza Bekoviç Çerkaski “üye” sıfatlarıyla yönetim kuruluna diren diğer üyeler olmuşlardı. Birlik “denetleme kurulu”na ise üç isim, N. A Bigayev, Krımgirey Kuçmazukin, Dzanbolat Derikov seçilmişlerdi (24).

“Kafkasya Dağlıları Birliği”, Tsalıkkatı yönetiminde en faal devresini yaşamıştır. Prag günlerinde siyasi muhaceretin örgütlenmesi de dayanışmasıyla uğraşan Tsalıkkatı, “Kavkazski Gorets” için sergilediği performansa ek olarak bazı konferanslar da düzenledi. Güçlü yazarlığının yanı sıra hitabet gücünü kullanarak bazı konferanslar verdi. Bunlar arasında, 6 Haziran 1924’te “Kuzey Kafkasya Toplumlarının Mücadelesi” ile 12 Haziran 1924’te ünlü ozan Puşkin’in 125. doğum yılı dolayısıyla düzenlenen anma gününde “A. S. Ouşkin, Kafkasya ve Kafkasya Dağlıları” başlıklı konferanslar (25) önemlidir. Özellikle 6 Haziranda Prag’daki “Russki Dom”da (“Rus Evi”) aralarında Harlamov gibi Don Kazaklarının, Falçıkov, Orluşin, Zvagin ve Kruçkov gibi Terek Kazaklarının bulunduğu dinleyiciler karşısında verdiği konferans dikkate değerdir. Kuzey Kafkasya’nın önemli bir paradoksunu teşkil eden “Kazak problemi”ne ilişkin konuşmasında Tsalıkkatı, meselenin demokratik kurallar çerçevesinde çözümlenebileceğini, Kazak ve Kafkas unsurları arasındaki ilişkilerin ortak bir platformda çalışılarak iyileştirilebileceğini, geçmişte Kazak kolonizasyonuna tabi tutulan Kuban’ın Kafkasya’nın ayrılmaz parçası olduğunu ifade etmişti. Ortaya koyduğu birkaç maddelik paket netti; buna göre “Kuzey Kafkasyalıların egemenliği ilkesinin kabulü”nü, “toprak probleminin asgari olarak sosyalist program dahilinde çözümlenmesi”ni,”Kuzey Kafklasya’da Kazak şeridinin ortadan kaldırılması”nı, “Kazak kantonunun Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti içinde kalması”nı öneriyordu. Konferansın bitiminde, iki unsur arasında ilişkilerin artırılmasına yönelik olarak Murat Hatağogu’nun başkanlığında, Elmurza Bekoviç Çerkaski’nin sekreteryasında bir kurulun çalışması da karara bağlandı. Bu toplantıda Don ve Terek Kazakları söz alarak konuşma yaptılar (26).

Ancak sözkonusu konferansın “Kafkasya Dağlıları Birliği” bünyesinde detaylarını bilemediğimiz bir rahatsızlığı gün yüzüne çıkardığı söylenebilir. Tsalıkkatı’nın başkanlığa geldiği Nisan 1924 ile Ağustos 1924 arasındaki kısa dönemde sert çekişmelerin yaşandığını düşünmekteyiz.

Birlik dahilindeki Kazak liderlerinden bazılarının düşünce ve tutumlarının, Kuzey Kafkasyalı mültecilerce hoş karşılanmadığı, özellikle birliğin eski başkanı ve “denetleme kurulu” üyesi Nikolay Andreyeviç Bigaev’in eleştirildiği anlaşılmaktadır. Bigaev’in “Kazatsii Spoloh” dergisinde yayımlanan bir makalesi, “Kavkazski Gorets”te Elmurza Bekoviç Çerkaski tarafından polemik konusu yapılmıştır. Çerkaski “Kuzey Kafkasyalılar arasında Rus kültürve uygarlığının birleştirici işlev yüklendiğini”, “Kuzey Kafkasya’nın kaderinin Rusya ile ayrılmazlığını” ifade eden Bigaev’i “uzak görüşlülük” ve “doğruluk”tan mahrum bir kişi olarak tanımlayarak “samimiyet”e davet etmiştir (27).

Birlik bünyesindeki bu gerginliğin bir yansıması olsa gerek “Kafkasya Dağlıları Birliği”nin 1 Kasım 1924 günü yapılması gereken olağan genel kurulu yerine, 8 Ağustos 1924’te olağanüstü genel kurula gidilmiş, birliğin yönetimi farklılaşmıştı.

Olağanüstü genel kurulda Tsalıkkatı’nın bırajtığı başkanlığa, onun ağırlığıyla Hatağogu getirilmiş, Ahmet Nabi Magoma (başkan yardımcısı), V. Beselov (sekreter), K.Guldiev (veznedar), Elmurza Bekoviç Çerkaski (üye) yeni yönetim kurulunu teşkil etmişlerdi (28).

KDB’nin Çekoslovak Hükümetinden Sağladığı Burslarla Okuyan Öğrenciler

Çekoslovakya’ya yerleşen topluluklar arasında, resmi kanallardan aktarılan yardımlardan en fazla payı Ukraynalı göçmenler alıyordu. Bunda iç poltika hesaplarının da belirleyici rol oynadığı söylenebilir. Vlodimir Mursky’in kaydettiğine göre, Prag ve Podebari’de Ukraynalılara ait “orta” ve “yüksek” öğretim seviyesinde faaliyet gösteren birçok eğitim kurumu bulunmaktaydı (29). Ukraynalılar ile karşılaştırıldığında, Kuzey Kafkasya kolonisi hem sayıca çok daha azdı, hem de aldıkları yardımın boyutu sınırlıydı. Böyle olunca ister istemez “öncelikler” problemi önem kazanıyordu.

1924 baharı itibarıyla Çekoslovak hükümetinden burs alan öğrencileri ve okudukları okulları biliyoruz. Bu isimlerden Abatsiyev ve Çerkaski’nin belirtilen dönem itibarıyla 4. sınıf, Bode Salamti’nin 3. sınıf, Hamid Bekuh ve Kosta Gulditi’nin 2. sınıf öğrencileri olmaları karşımıza iki ihtimal çıkarmaktadır: Ya belirtilen öğrenciler yüksek öğrenimlerine ara sınıflardan devam ederek Bursalardan faydalanmışlardır, ya da öğrenimlerine Çekolslovakya’da başlamışlarsa, KDB’nin kuruluşundan önce de Çekoslovak hükümeti burs vermiştir. Burada ikinci ihtimal kuvvetli olmakla beraber, birliğin faaliyete geçmesiyle bütün bursiyerler “Kafkasya Dağlıları Birliği” yönetimi kanalıyla belirlenmişti. 1924 itibarıyla Prag ve Brno'da çeşitli okullara devam eden on beş öğrenci bu burslardan yararlanıyordu:

M. Abatsiyev (Oset. Prag Üniversitesi, Hukuk Fakültesi), Elmurza Bekoviç Çerkaski (Adiğe. Prag Kraliyet Üniversitesi. Tabii Bilimler Fakültesi), Hamit Bekuh (Adiğe. Ukrayna Akademisi), Kazi Bessolt (Oset. Prag Ticaret Enstitüsü), Beybulat Bjeğako (Adiğe. Prag Politeknik Okulu. Zırai Bilimler Fakültesi), Kosta Gulditi (Oset. Prag Rus Enstitüsü Köy İşleri Bölümü), Cemaleddin Kanukati (Oset. Prag Politeknik Okulu Zirai Bilimler Fakültesi), Krımgirey Kuçmeziko (Adiğe. Prag Politeknik Okulu Elektromekanik Bölümü), Ahmet Nabi Magoma (Avar. Prag Politeknik Okulu Elektromekanik Bölümü), Abdullah Mustafin (Tatar. Brno Kimya Bölümü), Bode Salamti (Oset. Prag Politeknik Okulu Ulaştırma Bölümü), Salkazanti (Oset. Prag Demiryolları Yüksek Okulu), Ruslan Tlatdati (Oset. Prag Politeknik Okulu Zirai Bilimler Fakültesi), Ali Şahan (Balkar. Prag Politeknik Okulu Elektromekanik Bölümü), Murat Hatağogu (Adiğe. Prag Hür Ukrayna Üniversitesi Finans Bölümü)(30).

Birliğin yayın organında belirtildiğine göre, bu dönemden sonra Çekoslovak hükümetinden 10 kişilik ilave burs sağlanmış; Kosta Zangi (Oset), İ. Sidakov (Adige), İ. Urusbiev (Balkar), Aytek Kundukh (Oset), M. Şumanukova (Adiğe), Barasbi Baytugan (Oset. Brno Zirai Bilimler)bu kontenjandan yararlanırken, ayrıca vizesiz şekilde gelen Nevruz Sunç (Balkar) ile A. Sultanzade (Azeri) de bursiyerlere dahil edilmiştir. Göçmen gençlerden Hadjet Siatokova (Adiğe) için iki yıllık özel burs alındığı da belirtilmişti (31). Adı geçen talebelerden ikisi, M. Şumanukova (Adiğe) ve Hadjet Siatokova (Adiğe) bayan olup, listelerde ismine rastlanılmayan Ethem Tabasaran’ın da bursiyer statüsünde Brno’da okuduğu bilinmektedir.

KDB’nin Yayın Organı “Kavkazski Gorets”te Yer Alan Çalışmalar

29 Nisan 1924’te toplanan KDB genel kurulunda, süreli bir yayının çıkarılmasına ilişkin alınan kararın pratiğe aktarılması pek uzun zaman almadı. Bu genel kurulu takip eden günlerde birlik yönetimi, Avrupa sahnesinde Kuzey Kafkasyalı mültecilerin organize ettikleri ilk dergi olan “Kavkazski Gorets”i yayımlamaya başladı. Derginin dizaynı, yayın konusunda deneyimli bir isim olarak redaktörlüğü üstlenen Ahmet Tsalıkkatı tarafından yapıldı ve ilk sayı 1924 baharında “Legiografiya” matbaasında basıldı. Künyesinde, merkezi “Praha, Kral. Vinohrady, Palaceho tr. 106 Dieck” adresi gözüken “Kavkazski Gorets”in idaresini daha sonra, birliğin 8 Ağustos 1924’teki olağanüstü genel kurulunda seçilen yeni başkan Murat Hatağogu ele aldı. Redaktörünün farklılaşmasının yanı sıra merkez de “Praha XIV, Hornı Krc, c.57” adresine nakledildi. Bununla birlikte, “Kavkazski Gorets”in yayın hayatı uzun olamadı. Brno’da şube açma girişiminde karşılaşılan finansman sorunu, dergi konusunda da mültecilerin karşısına dikilmişti. Nitekim kısıtlı maddi olanakların “sıkıntı verdiği”ni kaydeden KDB yönetimi (32), ancak 1925'te zorlukla çıkartabildiği 2-3. birleşik sayıdan sonra süreli yayın konusunu belirsiz bir zamana dek askıya alacaktır.

İlk sayısında, kapağında yalçın Kafkas Dağlarını sembolize eden bir gravür kullanılarak çıkan “Kavkazski Gorets”, Kuzey Kafkasya mültecilerinin dramatik serüvenlerinde en azından “ilkler”den biri olması dolayısıyla önem taşır. İiçerik bakımından da dikkate değer bulunan dergide pek az resim ve fotoğraf kullanılmıştır. Bunlar, “Kafkasya'nın milli kahramanı” Şamil'in ve Çekoslovak Cumhurbaşkanı Thomas Masaryk'in portreleri ile ünlü Oset ozan Kosta Hetagkatı (1859-1906) ve Hüseyin Tosun Bey’in fotoğraflarından, ayrıca ressam Tugantı Saladin’in yaptığı bir tablodan ibarettir.

“Kavkazski Gorets”in sayfalarında genç kuşak göçmenlerin yanısıra, tanınmış isimlerle karşılaşmak mümkündür. Kuşkusuz ki, bu bağlamda en dikkate değer kişi, “Ahmed”, “Kurtatag” ve “A.T.” gibi imzalarla da yazarak birinci sayının yükünü taşıyan Tsalıkkatı’dır. Ancak onun adına daha sonraki sayılarda rastlanılmaması, arkaplanını bilemediğimiz bir küskünlüğün ifadesi halinde yorumlanabilir.

Ukraynalı yazar Stavropluk Çeh’in, bugüne dek Kuzey Kafkasya konulu hemen hemen tüm periyodiklerde yayımlanan “Adige” adlı hikayesinin Elmurza Bekoviç Çerkaski’nin çevirisiyle yer aldığı “Kavkazski Gorets”te Grigori Ayolo, Konstantin Çheidze (“Konst. Al.” İmzasıyla yazısı yayımlandı) gibi sosyal demokrat Gürcü mültecilerin yanı sıra, Abhaz milliyetçi Simon Basarya’nın bir makalesine de yer verilmiştir. “Apsua” mahlası kullanan Basarya, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti İstanbul temsilciliği ve Abhaz Halk Konseyi başkanlığı yapmış, ülkesi “Bolşevikleştirilmesi”ne rağmen doğduğu topraklardan ayrılmamıştı. Abhazya’nın etnografik ve politik durumuna ilişkin bu makalenin “alıntı” olduğuna dair herhangi bir şerhin bulunmaması, düşük bir ihtimalle de olsa, Basarya’nın KDB çevreleriyle doğrudan temasını düşündürmektedir.

1917’de Kuzey Kafkasya sahnesinde bazı simaların, gerçekte “ideolojik” olmaktan çok “taktik” nedenlerle Bolşevik harekete destek sağladıkları, Konstantin Çheidze’nin “Kavkazski Gorets”teki anlatımıyla da netleşmektedir. Yazarın Poltava’da askeri okulda birlikte okuduğu Çeçen ihtilalci Aslanbek Şeripov’u portrelemesi ilginçtir. Çheidze’nin anlatımına göre Şeripov, “İslam dinine yobaz denecek kadar bağlı”, “büyük mücadeleleri ve büyük kahramanlıkları düşünen”, “İmam Mansur’un ve İmam Şamil’İn kahraman şahsiyetlerine açık şekilde Ruslara kin besleyen” ve bu arada siyasi rakiplerini bile ölümden kurtaran bir kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu yazının çevirisi, kırksekiz yıl sonra İstanbul’da çıkan bir dergide yayımlanmıştır (33).

“Kavkazski Gorets”te yayımlanan kıymetli etüdler arasında, Kafkasya’nın “ilk büyük imamı” sayılan Mansur’un yaşamı ve aktivitelerine ilişkin, “Oçerki iz jizni Mansura, pervogo imama kavkazskih gortsev” başlıklı yazı zikredilebilir. Bu çalışma “Nart” imzasını kullanan bir mülteci tarafından kaleme alınmıştır (34). Dergide karşılaştığımız ilginç bir isim de, Ambalova’nın Nart efsaneleri üzerine bir derlemesine “sunuş” yazan Alihan Kantemir’dir (35).

Kuşkusuz ki, “Kavkazski Gorets”te yayımlanan yazılar, ayrı bir araştırma konusu olabilir. Mültecilerin psikolojisini, olaylara yaklaşımlarını daha sağlıklı irdeleyebilme açısından bu tarz bir araştırmanın yapılması da gereklidir. Bununla birlikte, biz yayımlanan bu yazılara kuşbakışı bakmakla yetinelim. “Kavkazski Gorets”in ilk sayısında KDB yönetiminin (36), redaktörün (37), dergi idaresinin (38) açıklama/bildiri yazılarından başka şu isimler yer almıştır: Magomet, Garip Sultan, A. Kulebyakin, İsmail, Tsalıkkatı Ahmed, Aslanbek Şeripov, Ahmed, A.T., Galgay, Apsua, Kurtatag, Bekoviç Çerkaski, Tar. Zakatalskiy. Bu sayıda ayrıca, çeşitli alt başlıklarla KDB aktivitelerinin verildiği bölüm ile kritiklerin yer aldığı bir bölüm bulunmaktadır (39).

1925 yılında çıkan 2-3. birleşik sayıda yer alan imzalar ise şunlardır: Georgiy Rıbinçev, Nart, yazarı belli olmayan bir şiir, A. Kulebyakin, Tsıtsko Ambalova, Sergey Gorodetskago, Bessolt Kazi-Han, Stovropulk Çeh, P. Erguşeva, Adıgeytsa, Konst. Al., Grigori Ayollo, Elmurza Bekoviç Çerkaski, X., N.B., Kabardinskiy, N.A., Bek-murz. Ve yine çeşitli alt başlıklarla KDB aktivitelerinin verildiği bölüm (40).

KDB’nin Dağılma Süreci

Batıya yerleşen Kuzey Kafkasya emigrasyonu arasında “Kafkasya Dağlıları Birliği”nin önemi 1926 sonlarında azaldı. Bunda, Pilsudski idaresindeki Polonya’nın Avrupa sahnesinde merkezi konuma ulaşma gayretlerinin bir uzantısı olarak antisovyetik hareketlere ağırlık vermesi ve ülkeleri Sovyet hegamonyası altında bulunan mültecilere siyasi-maddi destek sağlamasının rolü vardı. Bu çerçevede, Rus olmayan halklara mensup kadrolar “Promethe” hareketi dahilinde yer aldı (41).

Gelişmeyi kendileri için “yeni ufukların açılması” olarak algılayan Kuzey Kafkasya mültecilerinin bir kanadı da bu girşime destek vererek, 18 Kasım 1926’da resmen “Narodnaya Partii Gortsev Kavkaza”yı (Kafkasya Dağlıları Halk Partisi” - KDHP)kurdular (42). Girşimi sürükleyenler arasında bulunan Said Şamil’in ifadesine göre, Varşova “milli faaliyet için bir hazırlık merkezi ve bir karargah” olarak kabul edildi ve partinin kadrolarını Prag’daki “münevver gençler” oluşturdu (43). KDHP’nin Prag’da faaliyet gösteren “Kafkasya Dağlıları Birliği”nin dönüştürülmesiyle ortaya çıktığını vurgulayan Şamil’in bu anlatımı, yeni organizasyonun katılımcı profiliyle de doğrulanabilir.

Gerçekten de KDB mensuplarının birçoğu KDHP bünyesinde yer alarak sorumluluklar yüklendiler ki, bunlar arasında, Ahmed Tsalıkkatı, Elmurza Bekoviç Çerkaski, Barasbi baytugan, Adil Bek Kulatti, Mirza Bek Kulatti, Aytek Kundukh, Ahmet Nabi Magoma, Gazihan Bessolt, Cemaleddin Kanukati, Kosta Zangi, Ahmet Canbek gibi isimler vardı.

Bununla birlikte, KDHP’nin faaliyete geçmesine rağmen, “Kafkasya Dağlıları Birliği” feshedilmedi ve bir süre daha formelliğini muhafaza etti. Birlik, Varşova merkezli yeni siyasal yapılaşmada kendisine yer verilmeyen Murat Hatağogu başkanlığında çalışmalarını sürdürdü. Bazı yazılardan anlaşıldığına göre, Hatağogu yönetimi altındaki bu döneme, KDHP ileri gelenleri soğuk bakmışlardır. Partinin ilk yayını “Volnıye Gortsı”nin sayfalarında, KDB veKDHP üyelerinden Aytek Kundukh tarafından sert bir dille eleştirilen birlik yönetimi 1927 baharında revize edilmiştir. Kundukh bu yazısında , Hatağugu yönetimindeki KDB’nin pasif bir yapıdan öteye gidemediğini, örgütün mali kaynaklarının diğer üyeleri rahatsız edecek şekilde denetimden uzak tutulduğunu kaydetmiş (44), bu eleştirinin üzerinden çok geçmeden KDB başkanlığına Avar mülteci Ahmet nabi Magoma getirilmiş (45) ve aktivitelerde bir daha Murat Hatağogu’nun adına rastlanılmamıştır.

Portreler

“Kafkasya Dağlıları Birliği”nde yer alanlar arasında,özellikle zamanla sessizliğe bürünenlerin yaşam öykülerine ilişkin bilgilerimiz yok denecek düzeydedir. Buna karşılık, politik aktiviteleri sürdürenler hakkında sınırlı da olsa bilgi mevcuttur.

Bunlardan bir dönem KDB başkanlığı yapan Oset mülteci Ahmet Tsalıkkatı, emigrasyonun düşünsel beslenme kaynaklarından biri oldu. Büyük beklentiler ve hayal kırıklıklarıyla dolu ömrü 2 Eylül 1928’de kırk altı yaşında tamamlanana dek Kuzey Kafkasya mültecileri arasında “manevi lider” pozisyonunu korudu. KDB ve KDHP’nin süreli yayınlarında birçok çalışması yayımlandı, kitaplar hazırladı (46) ve konferanslar (47) verdi. İlerleyen hastalığına Varşova’da yenik düşmesi Avrupa sahnesindeki mülteciler için ilk büyük kayıptı. Tsalıkkatı Kuzey Kafkasya’nın yetiştirdiği ender aydınlardan olmasına rağmen, yaşamı, fikirleri ve çalışmalarına ilişkin etüdler ancak 1990’lı yıllarda yapılmaya başlandı (48).

Köklü bir Kabardey aileye mensup olan Elmurza Bekoviç Çerkaski öğrenimini Prag Kraliyet Üniversitesi Tabii Bilimler Fakültesi’nde tamamladı. Öğrenciliğinde aktif olan Çerkaski’nin formasyonu ile ilgili yazılarının yanında bazı çevirileri de yayımlandı. Çerkaski öğrenimini bitirdikten sonra Paris’e yerleşti. KDHP saflarında yayın dünyasının içinde oldu. Bir süre, partinin ikinci periyodiği “Gortsı Kavkaza”nın redaktörlüğünü yaptı (49) ve 1934’te vefat etti.

Oset mülteci Kazi Bessolt (Gazihan Beşolt) Prag Ticaret Enstitüsü’nde öğrenimini tamamladı, KDHP liderliği tarafından Paris’e gönderilerek “Promethe” dergisinin redaksiyon kurulunda Kuzey Kafkasya seksiyonunda yer aldı (50). Çerkes Süvari Tümeni subaylarından Kuşuk Uluguay’ın kızkardeşi Hayriye hanımla evlenen Bessolt, bir dönem Arnavutluk Kralı Zogo’ya danışmanlık yaptı (51). II. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’a yerleşerek Teşvikiye’de oturdu. Cumhuriyet Türkiyesinin demokratikleşmesi sürecinde oluşturulan ilk kuruluş olan Kuzey Kafkasyalılar-Türk Kültür ve Yardımlaşma Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. Almanya’nın Münih şehrinde vefat etti.

Avar mülteci Ahmet Nabi Magoma Prag Politeknik Okulu Elektromekanik Bölümü’nde geçirdiği parlak öğrencilik yıllarından sonra Prag Üniversitesi’nde akademisyenliğe başladı, buradaprofesör olarak öğretim üyeliği yaptı. Hatağogu’nun tasviyesinden sonra KDB’nin başkanlığına getirildi. Zamanla içinde bulunduğu gruptan koparak sabık Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Haydar Bammat’ın liderliğini yaptığı “Kavkaz” grubuna dahil oldu. II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’da “Kuzey Kafkasya Milli Komitesi”nin kurulmasında rol aldı, başkanlığını yaptı. “Kavkaz”, “Obyedınennıy Kavkaz”, “Problems of the Peoples of the USSR” gibi dergilerde yazdı. 26 Mart 1961’de Münih’te öldü (52).

1924 baharında Prag Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi olan Oset mülteci M. Abatsiyev, kısa bir zaman sonratopluluktan koptu ve yine bir Oset mülteci olan Hatayev ile birlikte 1929’da “Soyuz Narodov Kavkaza” (“Kafkasya Milletler Birliği”) adını verdikleri, emigrasyon içinde önemsiz sayılabilecek oluşumu sürüklemeye çalıştı. Çabaları, Rus mültecilerin tanınmış ismi Milyukof önderliğindeki “Rus Demokrat Birliği”nin uzantısı olarak görüldü ve “beyinleri altüst olmuş” insanların yapabilecekleri gayretler halinde değerlendirildi (53). Abatsiyev’in 1937 yılında verdiği bir konferans KDHP mensuplarınca yöneltilen eleştirilerden kurtulamadı (54).

Mülteciler arasında aktivite bakımından hiç kimse Barasbi Baytugan kadar faal olamadı. 1922’de yerleştiği Çekoslovakya’da burslu okuyarak ziraat mühendisi oldu (55). Yaşamı boyunca politik çalışmaların içinde yer alarak kalemini bırakmayan Baytugan, rakip Kuzey Kafkasyalı grup tarafından “kendine hayrı olmayan adam” diye nitelendirildi, “ulusal stajını Denikin ordusunun kanatları altında yapmakla” suçlandı (56). KDB’den sonra KDHP bünyesinde yer alarak partinin yayın organlarını yönetti, konferanslar verdi (57), bu arada “Instytutu Wschodnieo w Warszawie”nin (“Varşova Şark Enstitüsü”) ciddi bir yayını olan “Wscod”un (“Şark”) redaksiyon kurulunda bulundu. Çerkaski’den sonra birkaç sayı kolektif düzenlemeyle çıkan “Gortsı Kavkaza”nın idaresini 25. sayıdan itibaren yüklendi. Partinin diğer yayınları olan “Severnıy Kavkaz”, “Golos Rodini” dergilerinin sorumlu müdürlüğünü yaptı. 1942’de Berlin’de kurulan “Kuzey Kafkasya Milli Komitesi”ne katıldı. II. Dünya Savaşı sonrasında İtalya ve İngiltere’de bulundu. 1953’te Almanya’ya döndü ve soğuk savaşın bir enstrümanı olarak ABD’nin finanse ettiği “Radio Liberty"nin Kuzey Kafkasya seksiyonunda çalıştı. 1970’te emekli oldu. 1986 yılında Münih’te öldü.

7 Mart 1900’de Dağıstan’da doğan Ethem Tabasaran 1920’de Sivastopol üzerinden Rusya’yı terk ederek Çekoslovakya’ya gitti. Brno kentinde bursiyer olarak okudu, maden mühendisi oldu. Türkiye’de Zonguldak Kömür İşletmeleri’nde çalıştı. Adını politik aktivitelere hiçbir dönem karıştırmayarak emekliliğini geçirdiği İstanbul’da 24 Ağustos 1986’da öldü (58).

Oset aktivist Aytek Kundukh da arkadaşları gibi Çekoslovak hükümetinin verdiği burslarla eğitimini tamamladı. KDB bünyesinde çalıştı. KDHP’nin kuruluşunda bulundu ve Ahmet Tsalıkkatı’nın gözetiminde, bu teşkilatın ilk periyodiği olan “Volnıye Gortsı”nin redaktörlüğünü yaptı (59). Mülteci teşkilatların bazı toplantılarında KDHP’yi temsil etti (60). Kuzey Kafkasya ile doğrudan bağlantı sağlaması için İran’a gönderilen Kundukh birçok makaleye imza attı. Ne biyografisi, ne de akıbetini tesbit edebildiğimiz Kundukh’un, 19. yüzyılda İmam Şamil liderliğindeki Kuzey Kafkasya direnişinin ideolojik zeminini oluşturan “müridizm”i etüd ettiği “Kafkasya Müridizmi (Gazavat Tarihi)” adlı eseri yakın zamanlarda yayımlanabildi (61).

KDB bünyesinde çalışan iki isim, Ali Şahan ve Nevruz Sunç hakkında elde edebildiğimiz bilgiler, II. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşerek toplama kamplarında yaşayan ve daha sonra Türkiye’ye yerleşen bir mülteci tarafından verilmiştir. Öğrenimini Prag Politeknik Okulu Elektromekanik Bölümü’nde bursiyer olarak tamamlayan Balkar mülteci Ali Şahan’ın II. Dünya Savaşı yıllarına dek neler yaptığı bilinmemektedir. Sn. Musa Ramazan “kibar, eğitimli ve modern bir insan” kelimeleriyle tanımladığı Şahan’ı toplama kampında tanıdığını ve soydaşlarına yardım ettiğini kaydetmiştir. Ramazan bir başka mülteci olan M. Şakman’a dayanarak Şahan’ın Nasyonal Sosyalist Parti üyesi olduğunu, savaş sonrasında ise muhtemelen İngiliz gizli servisi hizmetinde bulunduğunu kaydetmiştir. Yine bir Balkar mülteci olan ve Çekoslovak hükümetinden aldığı bursla Prag’da okuyan Nevruz Sunç’un 1940’lı yılların sonlarındaTürk istihbaratında çalıştığı Musa Ramazan tarafından ifade edilmiştir (62).

--------------------------------------
(1) “Mitteilungen der Geographischen Gesellschaff in Wien”, No:7-9’dan Adil Bek Kulatti – “Jugoslaviya’da Çerkesler”, Severnıy Kavkaz, Varşova, 1936, No: 22, s:8.
(2)Batılıların sempatileri için bkz: Taitbout de Marigny – Çerkesya Seyahatnamesi, (çev: Aydın Osman Erkan), Nart Yay., İstanbul, 1996; A. Fonvil – Çerkesya Bağımsızlık Savaşı (1863-1864), (çev: Murat Papşu), Nart Yay., İstanbul, 1996.
(3)Balkanlarda iskan edilen Çerkeslerin Bulgar isyanının bastırılmasındaki rolleri tepki doğurmuş ve ikinci bir göç dalgası yaşanmıştı. Kafkas-Rus savaşları sırasında Kafkasyalılar lehine oluşan sempati bu olaylarda ortadan kalkmış, Aralık 1976’da açılan İstanbul Konferansı’nda Rus Büyükelçisi İgnatiev, Çerkeslerin Rumeli’den kovulmalarını istemiştir. Avrupa devletleri, büyükelçinin bu fikrine itiraz etmemişler, konferansta Çerkeslerin Avrupa’dan Asya’ya sürülmelerini resmen istemişlerdi. (Bkz: Bilal Şimşir – Rumeli’den Türk Göçleri, TKAE Yay., Ankara, 1970, C:II, s: CLI-CLII).
(4) Mühlen bu terimi, Kırım’dan Kafkasya’ya, Orta Asya ve Ural ile Volga arasındaki bazı bölgelerde yaşayan ve “lisan, etnik mensubiyet ve kültürel bağlılık ifade etmeksizin bir sıra kavim için sadece pragmatik bir genel kavram” olarak kullandığını ifade etmektedir. (Bkz: Patrik von zur Mühlen – Gamalıhaç ile Kızılyıldız Arasında, İkinci Dünya Savaşında Sovyet Doğu Halklarının Milliyetçiliği, (çev: Eşref Bengi Özbilen), Mavi Yay., Ankara, 1984, s:1-2).
(5) İstanbul’dan mülteci panoramaları için bkz: Clarende Richard Johnsen (ed.) – İstanbul 1920, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul, 1996; Tülin Aktuzlu – “Willy Sperco’nun Gözüyle İşgal Altındaki İstanbul”, Toplumsal Tarih, No:30 (Haziran 1996), s: 29-33).
(6) Sn. Sefer E. Berzeg 2 Ocak 1995 tarihinde yaptığımız sohbette, aile çevresinde bu konunun dile getirildiğini ifade etmiştir.
(7) Musayassul’un macerası kendi kaleminden de takip edilebilir. Bkz: Halil Bek Musayasul – Son Bahadırların Ülkesi, (çev: Süreyya Ülker), İstanbul, 1988.
(8) Mdivani’nin raporunda şunlar kayıtlıdır: “Ankara’da Şimali Kafkasya dağlarının istihlası için Musavat ile birlikte aynı siyaseti takip eden bir teşkilat var. Türkler bu hazırlığın kemale ermesi için müsaade ediyorlar ve müsait bir fırsatta bizden gayr-ı memnun ve çok hassas olan Kafkasya’ya bu isyan kıvılcımını atmak istiyorlar. Bizim siyasetimiz ve askeri müessesatımız bunun önüne geçmeye hazırlanmalıdır” (Bkz: Fethi Tevetoğlu – Türkiye’de Sosyalist ve Komünist Faaliyetler (1910-1960), Ankara, 1967, s: 235).
(9) Mustafa Kemal daha 14 Ağustos 1920'de, TBMM kürsüsünde “Bolşeviklerle” sürdürülen ilişki çerçevesinde Kızılordu’nun Kuzey Kafkasya ve Azerbaycan’da başarı sağlayabildiğini vurgulamıştı: “1 Ağustos tarihinde Rus Bolşevik Hükümeti'nin Kızılordusuyla, Büyük Millet Meclisi Ordusu Nahçivan'da birbirileriyle nesnel olarak birleşmiş oldu. Oraya giden kuvvetlerimiz, Kızıl kuvvetler tarafından özel tören ve saygılarla kabul edilmişlerdir. Burada birleşen iki hükümet kuvvetleri, öteki kuvvetler gelinceye kadar orada ortak tedbirler almakta bugün dahi devam etmektedirler”. (Bkz: Doğan Avcıoğlu - Milli Kurtuluş Tarihi, Tekin Yay., İstanbul, 1978, C: 2, s: 457).
(10) Farklı yaklaşımlar için bkz: Salahi R. Sonyel - Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, TTK Yay., Ankara, 1973, s:172-183. Cebesoy hadisesi ile ilgili bkz: Ali Fuad Cebesoy - Moskova Hatıraları, Vatan Neşriyat, İstanbul, 1955, s:329-330 ve Bülent Gökay – “Ali Fuad Paşa Moskova Büyükelçiliği'nden Niçin Ayrıldı?”, Tarih ve Toplum, İstanbul, 1992, No:32, s:72.
(11) Üstelik M. Kemal “Sovyet Rusya ile imzalanan 1921 Dostluk Anlaşması'nda, topraklarında Rusya'ya karşı unsurların faaliyetlerine izin vermeyeceğini, Rusya'nın da aynı yolda davranması koşuluyla” kabul etmişti (Bkz: Doğan Avcıoğlu - a.g.e., C:4, s:1429.)
(12) Sonuçta, mültecilerin kurdukları organik bağ Avrupa tarihi ile idi. Bu tarih ise, Koçak'ın sözleriyle “Versay Anlaşmasının oluşturduğu statükoyu korumaya çaba harcayan İngiltere ve Fransa'nın öncülüğünde anti-revizyonist devletler grubu ile Versay Anlaşması'nın değiştirilmesini amaçlayan ve Almanya ile İtalya'nın öncülük ettiği devletler arasındaki siyasal, diplomatik, ekonomik, kültürel, ideolojik ve nihayet askeri mücadele tarihi”nden ibaretti. (Bkz: Mete Tunçay-Cemil Koçak-vd - Türkiye Tarihi (Çağdaş Türkiye 1908-1980), Cem Yay., İstanbul, 1992, s:156).
(13) 1918 sonbaharında Avusturya-macaristan İmparatorluğu’nun çöküş sürecinde imparatorluktaki tüm azınlıklar ayaklandığında Thomas Masaryk, Edouvard Beneş ve Stefanik gibi Çek liderler 18 Ekim'de “Çekoslovak Milli Konseyi”ni kurmuşlar; Prag'daki milliyetçi lider Kramar da 28 Ekim 1918'de kansız bir ihtilalle kente hakim olmuştu. Çekoslovakya’nın tarih sahnesine çıkışı bu noktada gerekleşmişti. Paris ve Prag gruplarının ortak hareketleriyle varlık kazanan ülkenin ilk cumhurbaşkanı Masaryk olurken, Kramar başbakanlığa, Beneş ise dışişleri bakanlığına getirilmişti. 1921 rakanlarına göre sınırları dahilinde 6.5 milyon Çek ağırlığının yanısıra, 2.2 milyon Slovak, 3.1 milyon Alman, 747 bin Macar, 459 bin Ruten, 76 bin Leh ve 180 bin Yahudi yaşıyordu. Südet bölgesinde, Almanlar ile Çekler arasındaki düşmanlık hisleri daima canlılığını korumuştu. 1920 anayasası çerçevesinde azınlık hale gelen Almanlar, Çekoslovakya'nın Fransa ve Küçük Antant ile ilişkilerinde geliştirdikleri karşıt tavırlarla dikkat çekerken, Çeklerin içinde erime kaygısı duyan Slovaklar Macaristan'a eğilim gösteriyorlardı. (bkz: Bkz: Fahir Armaoğlu - 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914-1980), T.İş Bankası Yay., Ankara, 1984, (2.B.), s:180-182).
(14) Hans Kohn - Panislavizm ve Rus Milliyetçiliği, (çev: A.Oktay Güner), Kervan Yay., İstanbul, 1983, s:225.
(15) Clarende Richard Johnsen (ed.) – İstanbul 1920, Tarih Vakfı Yurt Yay., İstanbul, 1996.
(16) İstanbul’da kurulan “Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti” tüzüğüne için bkz: Sefer E. Berzeg - Gurbetteki Kafkasya'dan Belgeler, Ankara, 1985, s:29-31; Vasfi Güsar - “İstanbul Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti”, Kafkasya Kültürel Dergi, Ankara, 1975, No: 48, s: 21, Yısmeyl Özdemir - “Yaşanmış Öyküler - Anılar”, Kafdağı, Ankara, 1988, No: 19-20, s: 46
(17) 1864 sonrasında Kuzey Kafkasya’dan sürülen “Şhaplı” adlı Çerkes/Wubıh ailenin çocuğu olan Hüseyin Tosun Bey Galatasaray Lisesi’ni ve Harbokulu’nu bitirmiş, ihtilalci eylemleri sebebiyle tutuklanmış, 1896’da Trablus Askeri Rüşdiyesi’ne Fransızca öğretmeni olarak gönderilmişti. 1902’de Paris’te toplanan “Osmanlı Liberalleri Kongresi”ne Çerkes göçmenleri temsilcisi sıfatıyla katılmış, bu kongredeki anlaşmazlıkların uzantısı olarak hemşehrisi Prens Sabahattin Bey’le “Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti”nin kurucuları arasında yer almıştı. “Milli Ajans” müdürlüğü de yapan Hüseyin Tosun, İngilizler tarafından Malta’ya sürülenlerden biriydi. Aynı zamanda ateşli bir Kafkasya milliyetçisi olarak da tanınan Hüseyin Tosun 1908 Meşrutiyetinden sonra faaliyete geçen Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti, Kafkasya Komitesi, Türkiye’de Şimali Kafkasya Politik Göçmenleri Komitesi, Şimali Kafkasya Cemiyeti gibi teşekküllerin aktif elemanlarındandır. (Bkz: Sefer E. Berzeg - Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun, 1995, s:227-228).
(18)Rusya göçmenleri tarafından muhtemelen 1923’te (1924?) yayımlanan “Spasibo”dan aktaran Behzat Üsdiken – “Spasibo-Şükran”, Tarih ve Toplum, No: 88 (Nisan 1991, s:59.
(19) “Gortsı Kavkaza v Çehoslovakii”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s:70.
(20) Aynı yerde.
(21) Kavkazki Gorets’te kaydedildiğine göre, “Birliğin hastalanan üyelerinden iki kişiye Dr. Ulman'ın yardımı ile 1500 kron Çekoslovak Kızılhaç'ından elde edilmiştir.” (Bkz: “V soyuza gortsev Kavkaza ve Çehoslovakii”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s:136)..
(22) Varşova merkez olmak üzere kurulan parti önceleri “Narodnoya Partiya Vılnıh Gortsev Kavkaza” (Hür Kafkasya Dağlıları Halk Partisi) olarak anılmış, daha sonra “Narodnaya Partiya Gortsev Kavkaza” (Kafkasya Dağlıları Halk Partisi) unvanı kullanılmıştır. Partinin kuruluş tarihine ilişkin bilgi için bkz: Barasbi baytugan – “Znamenatelnaya data”, Gortsı Kavkaza, Paris, 1931, No:26, s:4)
(23) “V soyuza gortsev Kavkaza v Çehoslovakii”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s:136.
(24) “Gortsı Kavkaza v Çehoslovakii”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s:70.
(25) Tsalıkkatı’nın bu konuşmasına ilişkin haber için bkz: “Prazdeniya soyuzom gortsev Kavkaza 125-letiya so dnya rojdeniya A. S. Puşkina”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, s:71.
(26) Tsalıkkatı’nın bu konferansına ilişkin haber için bkz: “Gortsı Kavkaza i Kazaki”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, s:71.
(27) Elmurz - “Oktrıtoe pismo N. A. Bigaevu”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s:86-91.
(28) Bkz: “Hronika soyuza”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s: 135.
(29) Bkz: Vlodimir Mursky – Ukrayna ve istiklal Mücahedeleri, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul, 1930, s:210-211.
(30) “Gortsı Kavkaza studentı uçaşçiyesya v Çehoslovakii”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, s:71-72.
(31) “Hronika soyuza”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s:135-136.
(32) “Hronika soyuza”, Kavkazki Gorets, 1925, No:2-3, s:136.
(33) Bkz: Konstantin Çheidze – “Aslanbek Şşeripov”, (çev: Ahmet Canbek), Kuzey Kafkasya Kültür Dergisi, İstanbul, 1973, No:21, s:2-5.
(34) Nart - “Oçerki iz jizni Mansura, pervogo imama kavkazskih gortsev”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, s:48-58.
(35) Bkz: Tsotsko Ambalova – “Skazaniya GortsevKavkaza o Nartah”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, s:10-19. Kantemir’in kaleme aldığı “sunuş” bu yazının 10-11. sayfalarında bulunmaktadır.
(36) Soyuz Gortsev Kavkaza – “Obraşniye k gortsam Kavkaza, emigrirovavşim v Ameriku”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, kapak içi.
(37) Redaksiyon – “Ot redaktsıy”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, s:2.
(38) Kavkazki Gorets – “Salam Gortsev Kavkaza Çehoslovatskomu narodu”, Kavkazki Gorets, 1924, No:1, s:3-5.
(39) Magomet (Magomed Çukua?) – “İngusskaya pesnya”, s:6; Garip Sultan – “Balkarsakaya pesnya”, s:7; A. Kulebyakin – “Pesnya Zelimhana”, s: 8-9; “Kabardinskaya pesnya”, s: 10; “Ohotniki za tutami”, s: 11-13; İsmail- “Poslednıy vrok”, s:14-16; Tsalıkkatı Ahmed – “Zapinski kavkaztsa”, s: 17-33; Aslanbek Şeripov – “Abrek Geha”, s: 34-36; Ahmed (Tsalıkkatı) – “Motivi Poezii Kosta”, s: 37-43; A. T. (Ahmed Tsalıkkatı) – “Zadaçi gorskoy intelligentsiy”, s: 44-48; Galgay – “O Galgayah”, s: 49-50; Apsua (Simon basarya) – “Neselko clovob Abhazii”, s:51-53; Kurtatag (Ahmed Tsalıkkatı) – “Estyestvennıye bogatsva territorii gortsev Kavkaza”, s: 54-60; Elmurza Bekoviç Çerkaski–“Polyrznıye rastyeniya Kavkaza-I”, s:61-64; Tar. Zakatalskıy –“Pervıye deyatelni natsionalnogoobrazovaniyagortsevKavkaza”, s:65-69; “Hronika gorskoy jizni”, s: 70-72; “Bibliografiya”, s:73-78.
(40) GeorgiyRıbiçve – “Druzyam gortsam”, s:1; Nart –“Kavkazskiy gorets”, s:2; “Pesn ob Elmurze Byarçi”, s:3-9 ve “Oçerki iz jizni mansura,pervogo imamakavkazskih gortsev”, s:48-58; (?) – “Tsevetı kavkaza”, s:2; A. Kulebyakin – “Manaret”, s:3; Tsotsko Ambalova – “Skazniya Gortsev Kavkaza o Nartah”, s:10-19; sergey Gorodetskago – “Atsamaz i Aunda. Rvyakptsumgiş-Vdltyuts”, s:20-22; Bessolt Kazi Han – “Bıl iz Osetinskoy jizni”, s:23-27; Stavropluk Çeh – “Adige”, s:28-35; P. Erguşeva – “Otrıvki iz povesti’na Kavkaze v smutu”, s:36-45; Adıgeytsa (Ahmet Canbek) – “Naip Magomed-Amgen (1847-1859)”, s:46-47; Konst. Al. (Konstantin Çhesidze) – “Aslan-bek Şiripov”, s:59-65; Grigori Ayollo – “Ploho perevarennove çujoye”, s: 66-85; Elmur(a Bekoviç Çerkaski) – “Oktrıtoe pismo N. A. Bifayevu”, s:86-91 ve “Polyeznıye rastyeniya Kavkaza – II”, s: 128-131; X. – “Neselko clov o state B. Salamova”, s:92-93; N.B. – “Osetinı”, s:94-104; Kabardinskiy – “O religiozno-obşestvennoy jizni gortsev”, s:105-116; N. A. – “Adatı”, s: 117-120; Bek-murz – “Babizm i Behaizm”, s:121-127; “Hronika gorskoy jizni”, s:132-136.
(41) Promethe hareketi 926 sonbaharından II. Dünya Savaşının patlak vermesine dek Pilsudski diktatoryasındaki Polonya tarafından desteklenen “Rusya mahkumu milletler bloğu” olarak tanımlanabilen siyasi harekettir.
(42) Barasbi Baytugan – “Znamenatelnaya data” Gortsı Kavkaza, Paris 1931, No: 26, s:4.
(43) Said Şamil- “Said Şamil’den Muhaceretteki Kuzey Kafkasyalıların ‘Esir Vatan’ın Kurtuluşuyla İlgili Mücadelelerine Işık Tutan Tarihi Bir Mektup”, Birleşik Kafkasya, Eskişehir, 1995, No:3, s:49-50.
(44) Bkz: Aytek Kundukh – “Okttrıyoy pismo predsedatelyu Soyuza Gortsev v Ç.S.R.M. Hatgogu”, Volnıye Gortsı, Prag, 1927, No:1, s:19.
(45) Bkz: Volnıye Gortsı, Prag, 1928, No:6.
(46) Tsalıkkatı’nın muhaceret döneminde yayımlanan ve yayımladığı/hazırladığı ifade edilen kitapları: “Kavkazski Gorets”in ilk sayısındaki kayda göre “Kavkaz v ogne revolyutsi” (Kafkasya İhtilal Ateşinde) isimli çalışmasının ilk cildini, “Zapiski Kavkaztsa” (Bir Kafkasyalının Notları) romanını ve “Gorskaya Respublika” (Dağlı Cumhuriyeti) kitabını bitirmiştir. Bunlardan “Zapiski Kavkaztsa”nın bir bölümü “Kavkazski Gorets”in ilk sayısında yayımlanmıştır. 1877-1878 Kafkasya başkaldırısının 50. yıldönümü dolayısıyla Prag'da verdiği konferans Kafkasya Dağlıları Halk Partisi tarafından küçük bir kitapçık olarak 1928’de “Borba za volyu gor Kavkaza” (Kafkas Dağlarının Özgürlük Mücadelesi) başlığıyla yayımlanmıştır. 1926'da Prag'da basıldığı kaydedilen “Brat na brata” (Kardeş Kardeşe Karşı) adlı romanın (“Volnıye Gortsı” dergisinde bu romanın basıldığına dair ifade vardır. Bkz: "Novy Knigi", Volnıye Gortsı, Prag, 1927, No: 1, s: 23) devamı olduğu bildirilen “Okravalennıye gorı”nin (Kana Bulanmış Dağlar) akıbeti ise meçhul kalmıştır.
(47) Tsalıkkatı'nın verdiği konferanslardan bazıları: Prag’da “Kazak problemi"nin demokratik kurallar çerçevesinde çözümlenebilmesine yönelik olarak “Borba obşestvennıh sil na Severnom Kavakaze” (Kuzey Kafkasya Toplumlarının Mücadelesi) başlığıyla sunduğu konferans (6 Haziran 1924 - Russki Dom). Yine Prag'da, Puşkin'in 125.doğum yılı dolayısıyla “A.S. Puşkin. Kavkaz i Kavkazski Gortsı” (A. S. Puşkin, Kafkasya ve Kafkasya Dağlıları) başlığıyla verilen konferans (12 Haziran 1924 - Russki Dom). Kafkasya’da çıkan 1877-1878 isyanının ellinci yıldönümü dolayısıyla KDHP Prag teşkilatı tarafından organize edilen ve kalabalık bir dinleyici kitlesi önünde verdiği “Borba za volyu gor Kavkaza” (“Kafkasya Dağlarının Özgürlük Mücadelesi”) başlıklı konferans (28 Nisan 1927-Graf Oteli). Kuzey Kafkasya’nın 9. bağımsızlık yıldönümü kutlamaları dolayısıyla KDHP Prag teşkilatı tarafından düzenlenen toplantıda verilen konferans (11 Mayıs 1927).
(48) Ahmet Tsalıkkatı’nın yaşamı ve çalışmalarına ilişkin olarak bkz: Tambi Elekhoti – “Akhmed Tsalıkkatı", Gortsı Kavkaza, Paris, 1928, No:1, s:2-3; İbrahim Çulik – “Pamyati izgnannika”, Gortsı Kavkaza, Paris, 1928, No:8-9, s: 8-11; M. Aydın Turan – “Ahmet Nimbolatoviç Tsalıkkatı (1882-1928), Yedi Yıldız, İstanbul, 1994, No:3, s:19-24; Sefer E. Berzeg – Kafkas Diasporasında Edebiyatçılar ve Yazarlar Sözlüğü, Samsun, 1995, s:25-255; M. Aydın Turan – “Kuzey Kafkasya ve Rusya Müslümanlarının Öncü Aydınlarından Ahmet Tsalıkkatı” , Tarih ve Toplum, İstanbul, No: 153, s:48-57; Zoya Salagayeva – “Ahmet Tsalıkov (Tsalıkkatı)”, Naşh Dagestan, Mahaçkale, 1993, No: 165-166, s: 35-36.
(49) “Gortsı Kavkaza” dergisi KDHP’nin ikinci yayın organı olarak Kasım 1928'de Paris'te yayımlanmaya başladı. Künyesinde merkez adresi “3, Rue du Sabot” olarak gözüken “Gortsı Kavkaza”nın ilk sayılarında (8-9. birleşik sayı dahil olmak üzere) redaktörlüğü Elmurza Bekoviç Çerkaski yapmıştır.
(50) Bkz: Said Şamil- “Said Şamil’den Muhaceretteki Kuzey Kafkasyalıların ‘Esir Vatan’ın Kurtuluşuyla İlgili Mücadelelerine Işık Tutan Tarihi Bir Mektup”, Birleşik Kafkasya, Eskişehir, 1995, No:3, s:52.
(51)Bessolt gibi, Arnavutluk Kralı Zogo’ya müşavirlik yapan diğer Kuzey Kafkasyalı Kuşuk Uluguay’dır. (bkz: Ramazan Traho – “Colonel Kusuk Ulugai”, Caucasian Review, Münih, 1955, No:3, s:139.
(52) Magoma’nın biyografisi için bkz: Alihan Kantemir – “Profesör Ahmet Nabi Magoma (1897-1961)”, Dergi, SBÖE Yay., Münih, 1961, No:23-24, s:9-94.
(53) Bkz: M(agomed) Ç(ukua) – “Beyinleri Altüst Olmuş İnsanlar”, Severnıy Kavkaz, Varşova, 1937, No:37, s:6.
(54) Bkz: “Milyukofçu’nun Konferansında”, Severnıy Kavkaz, Varşova, 1937, No:37, s:8.
(55) Musa Ramazan – “Barasbi Baytugan”, Kuzey Kafkasya Kültür Dergisi, İstanbul, 1986, No: 62, s:44-45.
(56) Baytugan kendisi hakkında bu sözleri sarfeden sabık Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Haydar Bammat’ı tarih hakkında bilgisizlikle itham etmiş ve samimi davranmıştı. Adeta bir neslin dramının saklı durduğu cevabında “devrim beni 17 yaşımda yakaladı. Anavatanda kalan herkes için iki seçenek vardı, beyazlar ya da kızılların safında çarpışmak” diyor ve Bammat'ın aslında sanıldığı gibi büyük işler yapmadığını vurguluyordu: “Denikin'e karşı mücadeleyi Tiflis meclisi değil, Çeçenistan'da Gikalo, Osetya ve Kabardey'de Nazır Kathanov ve 'kermenistler'den oluşan savunma konseyi yönetiyordu”. (Bkz: Barasbi Baytugan – “Pod dımovoy zavesoy demagogiy”, Kavkaz, Varşova, 1935, No:14, s: 26-28).
(57) Örneğin, Baytugan’ın 14 Aralık 1927'de Prag'daki parti binasında Kuzey Kafkasya intelijansiyasının geçmişteki hatalarını ele aldığı konferansın haberi için bkz: “V Soyuza Gortsev Kavkaza v Ç.S.P.”, Volnıye Gortsı, Prag, 1928, No:6, s:25.
(58) Ethem Tabasaran’ın kısa biyografisi için bzk: “Haberler”, Kuzey Kafkasya Kültür Dergisi, İstanbul, 1986, No: 63, s: 47.
(59) Çekoslovakya’nın başkenti Prag’da yayımlanan “Volnıye Gortsı”nin ilk altı sayısında (ki, muhtemelen 6. sayıdan sonra yayımlanmamıştır) Aytek Kundukh redaktör olarak çalışmıştır. Bu derginin birinci sayısı 26 Mart 1927, ikinci sayısı 3 Mayıs 1927, üçüncü sayısı 28 Haziran 1927, altıncı sayısı ise 19 Ocak 1928 tarihlerinde yayımlanmıştır. Arada kalan dördüncü ve beşinci sayıları bulamadığımız için yayım tarihlerini kaydedememekteyiz.
(60) Bkz: “10-letnie Ukraynskoy revolyutsii”, Volnıye Gortsı, Prag, 1927, No:3, s:20.
(61) Aytek Kundukh - Kafkasya Müridizmi (Gazavat Tarihi), (haz: Tarık Cemal Kutlu), Gözde Kitaplar yay.,İstanbul, 1988.
(62) II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’ye yerleşen Dağıstanlı/Lak mülteci Sn. Musa Ramazan’la çeşitli tarihlerde yapmış olduğumuz sohbetlerde anlatılmıştır.

(*) Toplumsal Tarih, İstanbul, Nisan 1997, No: 40, s:43-52.

M. Aydın Turan

Çerkeslerin İslamlaşması; Çerkeslerin Eski Dinleri ve İslamiyetin Kuzey Kafkasyaya GirişiSovyetler Birliğinin dağılmasını takiben, öncesindeki huzurluğun ayyuka çıktığı coğrafyalardan biri de Kafkaslar olmuştur. Birbirine yakın ve uzak onlarca etnik unsurun birbiriyle iç içe yaşama savaşı verdiği bu bölgede, İslâm çok güçlü bir unsur olarak yer almakta. Kafkasların İslâmiyet ile

Surhay

Aralık 03, 2018

SurhayDağıstan: Toplam iki milyon nüfusu bulmayan ve yaklaşık otuz farklı dilin konuşulduğu Kuzey Kafkasya’nın mağrur dağ ülkesi. Kendini kötü gözlerden saklarcasına, adeta bir başka âlem arar gibi başını bulutlara gömmüş muhteşem dağlar. Bir başka âlemin olmadığına inanası gelir insanın. Burasını dünyanın tahtı veya kalesi sanıyor insan.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı