Hakikaten Osmanlı Devleti Kafkaslardaki destansı mücadeleye kayıtsız mı kalmıştır, yoksa iddia edildiği gibi 1829'da Ruslar’la imzalanan Edirne Antlaşması üzerine Osmanlı Devleti'nin eli kolu bağlandığı için bir şey mi yapamamıştır, yoksa uzun yıllar süren esaret döneminden sonra İstanbul’a gelmesine müsaade edilen ve Sultan Abdülaziz tarafından bütün teşrifat kaideleri çiğnenerek ta Dolmabahçe Sarayı'nın kapısında karşılanan ve "Babam Sultan Mahmut mezarından çıksa idi ancak bu kadar sevinç ve heyecan duyabilirdim." şeklinde samimî ifadelere muhatap olan Şamil’in söylediği iddia edilen şu sitemvari sözler mi gerçeği yansıtmakladır: "Şevketlu padişahım bana yapabileceğiniz en büyük lütuf ve ihsan, Ruslara karşı tam otuz beş sene Allahımıza sığınarak yaptığımız Milli Mücadele sıralarında bizi ordularınızla desteklemek idi. Bunu da yapamadığınız takdirde, hiç olmazsa silâh ve cephane vermek suretiyle yapılabilecek yardımlar bile gerek cennetmekân birader-i mükerremleri Sultan Abdülmecit tarafından, gerekse zat-ı şahaneleri canibinden her nasılsa yapılamamış ve bilhassa Kırım muharebesinde zuhur eden pek büyük fırsatlardan da asla istifade edilemediği gibi Ruslarla yarışırcasına Kafkasya tam yarım milyonluk bir istila ordusunun karşısında yalnız başına terkedilmiştir."

"Kafkasya dağlıları eski zırhlı şövalyelere benzerler. Simaları ve şekilleri Avrupalıdır, giysileri ve silahları, Asyalıdan çok ortaçağ Avrupalısını andırır ve her ne kadar Rusya ülkelerine hakimse de; dağları, vadileri, meraları ve ovalarıyla sadece lafta ona bağımlıdırlar. Korkusuz insanlar olarak vatanlarını sonuna kadar savunmuşlardır. Şamil, Avrupa'nın ihtiraslarına benzemeyen bir imanla, basit, mütevazi ve cesur bir üslupla ülkesinin başına geçti. İktidarını sağlamlaştırmak için çok sert ve acımasız önlemler almaktan çekinmedi. Bu şekilde Dağıstan'da duruma hakim oldu. Savaşta çok ağır yaralar almasına rağmen iyileşip tekrar savaşmayı başardı. Kafkasya Genel Valisi General Kont Vorontsov, bazı küçük Kafkas liderlerini rüşvetle elde etmeyi denedi, fakat başaramadı. Ancak bunu kabul eden bazı küçük başkanlar Şamil tarafından derhal yok edildiler. 1834–1859 yıllarında Kuzey Kafkasya'da Dağıstan'ı ve Çeçenya'yı yönetmiş olan Şamil, üstün Rus kuvvetleri karşısında 25 yıl aralıksız savaştıktan sonra 1859'da teslim olmak zorunda kaldı. Ruslar tarafından saygı ve ilgiyle karşılandı.

Aydın O.ERKAN:Tarih  Boyunca  Kafkasya  Sayfa:87  (Elizabeth Wormeley Latimer: Russia and Turkey in 19th Century-19.y.y’da Rusya  ve Türkiye) İstanbul,1999  Çiviyazıları

Rusya'nın Akdeniz'e inme siyasetinin temelleri Korkunç İvandöneminde 16. Yüzyılda  atılmıştı. Rusya'nın doğu batı ticareti ve siyasetinde etkin olmasının rolü Kafkasya  ve Karadeniz üzerinden geçmekteydi. Balkanların kompleks yapısı ve İngiltere,  Fransa ve Avusturya'nın müdahil devletlerden oluşu Rusya'nın sıcak denizlere  inmede Osmanlı coğrafyasını kullanmasını zorunlu tutuyordu.

Kafkasya hiçbir zaman tek bir devletin iktidar alanına girmemiş, tampon devletlerin  sürekli var olduğu bir tarihi seyir izlemişti. 15 ve 18. Yüzyılları arasında Osmanlı  Devleti bölgenin stratejik ve etnik yapısına uygun bir politika izleyerek bölgede tam  hakimiyet sağlamamış, daha çok Kırım Hanlığı kanalıyla bölgede hakimiyet  sağlamıştı.

Birçok farklı topluluğun bir arada yaşadığı Kafkasya'da Osmanlı devleti ile Safeviler arasındaki iktidar mücadelesi ekonomik merkezli olmakla birlikte 18 ve 19 yüzyıldaki Osmanlı- Rus mücadelesi siyasi yönelimliydi. Rusya'nın sıcak denizlere inme politikasının İslam dünyası için bir tehdit olabileceğinin ilk defa farkına varan III. Murat olmuş, bu maksatla bölgede ileri gelenler liderlerle ittifak kurmaya çalışmıştı.(Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlı Devletinin Kafkas İllerini Fethi, Ankara 1993)

Osmanlı Devleti Kafkasya ile ilişkilerinde hediye siyaseti daima önemli olmuştur. Kuruluş döneminden itibaren hediye siyasetini benimseyen Osmanlı devlet politikasının ayrılmaz temellerinden biri olmuş, hakimiyetinin sınırlılığını ve sürekliliğini hediyelerle sağlamıştır. Fakat bu hediyeleri bir rüşvet olarak görmemek gereklidir. Çünkü hediye siyaseti karşılıklı çıkar ilişkisinden ziyade bölgedeki kargaşa ortamının önlenmesine yönelik olduğu Ahmet Vasıf Efendi'nin seferatnamaesinden anlaşılmaktadır.

Müslüman Kafkas toplulukları da İslam'ın lider devleti olarak gördükleri Osmanlı Devletinin desteğini kazanmak için de hediyeler göndermişlerdir. Bu hediyelerin da daha ziyade sembolik düzeyde hediyeler olduğu görülmektedir. (Ahval-i Anapa Ve Çerakise, Haşim Efendi, Topkapı Müzesi kütüphanesi)

18 yüzyılda Osmanlı Devleti, Kafkasya'daki Rus tehlikesini önlemek ve Abaza, Çerkez, Çeçen direnişçilerin desteğini almak için hediye politikasını Panislavizme karşı bir kalkan olarak sürdürmüştür. Ferah Ali Paşa, Soğucak muhafızlığına atanarak, Kafkasya topluluklarının liderlerine nakdi ve silah yardımı yapılmıştır. Rusya 18 yüzyılın sonlarında Kırım dışında kafkasya'da hediye politikası yüzünden etkinlik sağlayamamıştır.

Osmanlı Devleti bu hediye politikasını İslami esaslara dayandırarak "celb-i kulub" yani kalplerin kazanılması olarak değerlendirmiş, Şeyhülislam'dan alınan fetva ile uygulanmıştır.

Yine Anapa kadısına İstanbul'dan gönderilen bir hükümden anladığımıza göre isyan ve kargaşaya tevessül etmeyen halkında ödüllendirilmesine yönelik ferman gönderildiğini görüyoruz. Kafkasya'da Rusya'nın yanında yer almayan Müslüman halkalara ramazan ve Kurban bayramlarında yardım gönderilerek sadece kabile liderlerinin değil halkında kalpleri kazanılmak istenmiştir.

Osmanlı halifesi ilk cihat ilanını Ruslara karşı yapmış

Osmanlı Devleti'nde padişahların cihat ilan edildiği bilinmekle birlikte halifelik makamını kullanmadıkları bilinirdi. Osmanlı padişahı I. Abdülhamit vefat etmeden önce halife ünvanını kullanarak cihat ilan etmiştir. Abaza ve Çerkezlerin Rusya ile yapılacak savaşa katılmaları için hediye gönderilmiş fakat Abaza ve Çerkez liderler, halifenin çağrısına uymuşlar ve hediyeyi kabul etmemişlerdir. (Evamir-i Aliyye, 12 Şubat 1789)

Rusya'da Osmanlı'nın bu politikalarına karşı boş durmamış Kazakların desteğini sağlamak, onlarda hediye politikasını yürütmüşlerdir. (Christoph Witzenrath, Cossack and Russian Empire, London). Kazaklar dışında diğer Müslüman topluluklar hediye politikasını benimsememişler, Osmanlı'nın yanında olmayı ya da bağımsız kalmayı tercih etmişlerdir.

Tarık Yalçın-Dünya Bülteni

I- Altınordu Devleti 

Kafkas-Rus ilişkileri X.yüzyılda başlamıştır. Kafkasya'ya saldıran Kiev Prensleri, Batı Kafkasya'da Adıgelerle karşılaştılar ve çeşitli savaşlar oldu. Fakat Ruslar, XIII. yüzyılda, Doğu Avrupa'yı işgal eden Moğolların yüzünden geçici bir süre için kuzeye çekilmek zorunda kaldılar. Kafkasya'ya ilk Moğol saldırıları 1222'de oldu ve bu saldırılar püskürtüldü. 1226 yılında Cengiz Han'ın orduları Güney Rusya'ya saldırdı ve Avrupa'da Karpatlar'a kadar ilerleyip merkezi Volga nehri üzerindeki Saray şehri olan Altınordu Devletini kurdu. Altınordu devleti Kazan, Astrahan, Kırım ve Rus hanlıklarında oluşuyordu. Moğollar 1227 yılında Kafkasya'ya saldırıya geçtiler, Terek vadisinde, Hazar kenarında ve Kafkas steplerinde koloniler kurdular. Timur'un saldırıları sonucu Altınordu Devleti 1481 yılında yıkıldı.

II- Kafkasya'nın iki devle ilişkisi 

Altınordu devleti yıkılınca yerine küçük hanlıklar kuruldu. Fakat bunların en önemlileri olan Kazan 1552'de Astrahan, 1556'da da Rusların işgaline uğradı. Böylece Kafkasya önlerine gelen Rusların saldırıları sonucu bazı Kafkas Prensleri çardan "dostluğunu" istemek zorunda kaldılar. Buna rağmen, Ruslar tarafından Tarki'de kurulan ticaret merkezi Kuzey Kafkasyalılar için tehlikeli olduğundan 1568' de işgal edildi. İran saldırıları sonucu Gürcistan'a yardıma giden Rus kuvvetleri 1594 ve 1604'de imha edildi. Bunun üzerine I. Petro'ya kadar 77 yıl önemli bir şey olmadı. Bu safhada Kazaklar, Terek nehrinin kuzey, Kuban nehrinin doğu sahillerine ve Kuma kıyılarına müstahkem köyler (stanitsa) meydana getirecek şekilde yerleştirildi. I. Petro'dan sonra saldırılar sistemli bir şekilde başlatıldı.

Güneye inmek isteyen Rus orduları, 1707 ve 1711'de Dağıstan'da yenilgiye uğratıldı. Bu yıllarda İran'da karışıklıklar çıktı. Bunu fırsat bilen Petro, 1722'de hazar kıyılarından Guney Kafkasya'ya ilerledi, Derbent, Bakü ve çevresini işgal etti. Petro'nun Dağıstan'a girme teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlandı ve Ruslar Hazar kıyılarını terketmeye mecbur kaldılar. Ruslara yardıma giden Gürcü ordusu Lezgiler tarafından püskürtüldü. Bunun üzerine Ruslar bazı bölgelerden çekildiler ve İranlılarla anlaşma yaptılar. Osmanlılar da Gürcistan'ı işgal ettiler ve 1724'te Ruslarla "nüfuz mıntıkalarını" paylaşan bir anlaşma imzaladılar. Kuzey Kafkasyalıların saldırıları ve Nadir Şah'ın tehditleri üzerine Ruslar 1735'te işgal ettikleri yerlerden çıkmak zorunda kaldılar. Kırımlılar, dostları olan Şirvan Hanı'yla aralarındaki Derbent yolunu açmak için önce Ruslara sonra Çeçenlere saldırdılar ama başarılı olamadılar. Çariçe olan II. Katerina Orta Kafkasya'ya saldırmaya başladı ve buradaki halkı dağlara çekilmeye mecbur etti. Bu arada Ruslar Kabartay Prensleriyle Kuzey Kafkasya'yı ikiye bölmek için ittifak kurdular ve Kartli ile İmereti krallıklarındaki nüfuzlarını arttırdılar. Ayrıca XVIII. yüzyılın ilk yarısında Kazaklar kendi istekleriyle Rus himayesine girmişlerdi. Rus fethini, verimli topraklara Rus göçmenlerinin yerleştirilmesi izledi. Bu yüzden Kazak otlakları daraldı ve ayaklanmalar oldu. Ayaklanan Kazaklar Kuban ve Terek'e yerleştirildi. 1763'te Mozdok (Mezdegu-Sağır Orman) kalesi yapıldı ve 1777-1780 yıllarında Mozdok'tan Azak kalesine kader müstahkem kalelerle çevrili bir hat oluşturuldu. Mozdok'ta bir kilise yapıldı ve Asetin (Kuşha, Osetin) kabileleri arasında Hıristiyanlığı yaymak için misyonerler gönderildi.

1769-1774 Osmanlı-Rus savaşını Osmanlılar kaybetti. Küçük Kaynarca Antlaşması'yla Kabartay'ın Osmanlılar tarafından Rusya'ya verilmesi üzerine buradaki savaşlar yeniden başladı ve Kızılyar Ruslar tarafından işgal edildi. Bunu üzerine Osmanlılardan yardım istendi. 1782'de Gürcü asıllı Ferruh Ali Paşa komutasındaki Osmanlılar Anapa'ya çıktılar ve bu kaleyi takviyeye, Soğucak ve Tsemez (Novrosiski) kalelerini de inşaya başladılar. Ferruh Ali Paşa, Anapa kalesine hocalar getirtti ve henüz Müslüman olmayan Çerkesler arasında (Rusların Mozdok kalesiyle Asetinler arasında Hıristiyanlığı yaymasına karşılık) Müslümanlığı yaymaya başladı. Sevilen bir kimse olduğu için başarılı oldu. Ferruh Ali Paşa'nın yerine geçen Seyyit Ahmet Paşa ise bazı Çerkes beylerini öldürttü. Bunun üzerine Osmanlılar kalelerinden çıkamayacak şekilde kuşatıldılar ve Kuzey Kafkasya ile ilişkileri ticari alanda kaldı.

1783'te Ruslar Viladikafkas (Kafkaslara hakim ol) kalesini kaptılar ve "Daryal Yolu"nu yaz kış kapanmayacak şekilde açtılar. Aynı yıl Kırım ve Derbent Ruslar tarafında işgal edildi ve Kartli, Kahketi gibi doğu Gürcü kralları Rusların himayesi altına girdi. 1782 ve daha sonraki yıllarda Dağıstanlılar, Gürcistan'a girdiler, Rus ve Gürcü ordularını her yerde yendiler ve Tiflis önlerine geldiler. Ama dağlıların kendi başlarına hareket etmesini istemeyen ve ağır davranan Osmanlılar dağlı reislerin aralarını bozdu. Bunun üzerine dağlılar geri dönmek zorunda kaldılar.

Batı Kafkasya'da ise Rus saldırıları sonucu Adıgeler Kuban'ın güneyine çekildi ve Ukrayna'da her an ihtilal yapabilecek durumda olan Zaparoj Kazakları bu bölgelere yerleştirildi. 1787-1791 Osmanlı-Rus savaşında Osmanlılar Soğucak ve Anapa kalelerine kuvvet gönderdiler. Battal Paşa Kafkasya'da Ruslara yenildi ve Ocak 1792 Yaş Antlaşması'yla bu iki kale Ruslar'a verildi. 1795'te İranlıların Tiflis'e girmesi üzerine, Gürcistan'a yardıma giden Rus ordusu dağlara girmek istediği için Dağıstanlılar tarafından bozguna uğratıldı. Fakat Ruslar Astrahan'da İranlıları yendikten sonra Ermeni platosuna ve Transkafkasya'nın en önemli ticaret merkezi olan Ganja'yı işgal ettiler. 1799'da Gürcülerle Ruslar arasında bir anlaşma yapıldı ve 1801'de Gürcistan Rusya'ya ilhak edildi.

Rusya'nın batıdaki durumunun karışık olmasını XIX yy. ilk yarılarında batı, Fransız ihtilalinden doğan fikirlere ve Napolyonla uğraşıyordu. Bundan etkilenen Rusya, kendisine bulaşabilecek isyanları bastırma konusunda Avrupa'ya yardım ediyordu. Rusya'nın batıdaki durumunun bu sebeplerden dolayı karışık olmasını fırsat bilen bütün Kuzey Kafkasyalılar (Gürcistan savaşında yıprandığı için Dağıstan hariç) Ruslara karşı genel taarruza geçtiler. 1807'de bir veba salgını üzerine Kafkas ordusu büyük kayıplar verdi. Bunu üzerine Ruslar karşı saldırıya geçti ve Çeçenleri Terek'in güneyine attılar. Ruslar batıda kendilerine yardım ederlerse Kafkasya'nın bağımsızlığını tanıyacaklarını belirttiler ve bir mühlet verdiler. Ruslar cevabı beklerken Kubanlılar karşı saldırıya geçtiler. Böylece Rusların bu saldırıları da boşa çıkartılmış oldu.

Bu sırada Kuban'da bir ihtilal oluştu. Birçok asilzade Ruslara iltica etti ve kabileler arasında mücadeleler başladı. Fakat her şeye rağmen Rus müstahkem mevkilerine yapılan saldırılar kesilmedi. Rusla r batıyla uğraştıklarından bu karışıklıktan yararlanamadılar. Abhazya hükümdarı olan ve sonradan Hıristiyanlığı kabul eden Sefer Bey (ki Abhaz değildir) Kuban'daki gibi bir ihtilalden korkarak 1810'da Ruslarda yardım istedi ve Abhazya işgal edildi. Bunu üzerine büyük bir halk kitlesi Kuban'a göç etti. 1816'da Ruslar dağlara daha çok sokuldular, bazı dağlı reislerini rütbe, nişan ve para ile elde ettiler.

Napolyon'u yenen, İran saldırılarını kıran, Osmanlılarla anlaşma yapan Ruslar 1822'de genel bir saldırıya geçtiler. Sünje Kale (Grozny), İndrey civarı işgal edildi. Buna rağmen Abhaz ve Ubıh kuvvetleri Sohum hariç Abhazya'yı Ruslardan temizledi. Savaş, Kabartay'ın Ruslar tarafından işgaliyle sona erdi. 1826'da I. Aleksandr'ın ölümü üzerine Rusya'nın karıştığını sanan İranlılar, Güney Kafkasya'ya saldırdılar. Fakat bir çok savaşta yenildiler ve 1828'de Azerbaycan Ruslar tarafından işgal edildi. Aynı yıl yapılan Türkmensoy Antlaşması'yla İranlılar Transkafkasya siyasetinde rol oynayan bir devlet olma özelliklerini kaybettiler. Gene bu antlaşmayla Dağıstanlıların dış dünya ile ilişkileri kesildi ve ele geçirdikleri boğazlar sayesinde Ruslar, Anadolu üzerinden Akdeniz'e, İran üzerinden Hint Okyanusu'na ve Hazar Deniz'i üzerinden Asya'ya gidebilecekleri bir üs kazandılar.

Ruslar 1828'de Osmanlıları yenip 1829'da Edirne Anlaşması'yla (fiilen hiçbir kıymeti yoktur çünkü Ruslar bu topraklara hiçbir zaman hakim olamamışlardı.) Kafkasya'yı ve Anapai Poti, Ahıska gibi kaleleri Osmanlılardan aldı. Bu durumu Kafkasyalılar protesto ettiler. 1829'da Rusların İstanbul önlerine gelmeleri, İran ve Osmanlı İmparatorluğu'nun doğusunda büyük başarılar kazanmaları ve 1833'de Rus donanmasının isyan eden Mısırlı Mehmet Ali Paşa'ya karşı II. Sultan Mahmut'u desteklemesi İngiltere'de huzursuzluklar yarattı. Ponsonby İngiltere'nin Çerkeslere yardım etmesini istedi.

1826'da Dağıstan'da bunlara karşı (müritler tarafından yapılan) hareket gelişirken 1830'da da Abhazya'da Ruslara ve Rusları çağıran Şirvaşidze idaresine karşı bir ihtilal başladı. Cephane azaldığı için Osmanlılardan cephane almak için yardım istendi fakat kabul edilmedi. Abhazya'da Rusların ilerlemesi durduruldu. Kuzeyde ise Abın ile Tsemez'i alıp, Kuzey-Batı Kafkasya'yı, Kafkasya'dan koparmak isteyen Rus kuvvetleri Hacı Huzbek (Guzbek) tarafından büyük yenilgilere uğratıldı.(1834)

A- Kafkasya'ya emperyalist ilgi

XIX. yüzyılın başlarına kadar yalnız Osmanlıları ve İranlıları ilgilendiren Kafkas-Rus mücadeleleri, önem kazandı ve bu zamandan sonra Kafkasya'da ıslahat hareketleri başladı. XIX. yüzyılın başlarında iyice genişlemiş ve diğer sömürgeci ülkelerle rekabeti artmış olan Rusya'nın sıcak denizlere inmek için Kafkasya ile olan ilişkileri diğer emperyalist ülkeleri de ilgilendiriyordu. Bu olaylar şunlardı:

Napolyon'un istilaları: Mısır'ı ve Avrupa'nın büyük bir kısmını işgal eden Napolyon'un istilaları Kafkasya aleyhineydi.Çünkü Avrupa'da kendisinden başka "büyük" devlet görmek istemeyen İngiltere, Fransa'nın karşısında, Rusya'nın yanında, dolayısıyla da Kafkasyalıların karşısında yer alıyordu. Ne zaman ki Fransa yenildi, o zaman İngiltere Kafkasyalıların yanında yer alır "gibi" oldu. Osmanlıların 1828-29 savaşında yenilmeleri, 1829 Edirne ve 1833 Hünkar İskelesi Anlaşmaları, Rusların doğudaki tehlikelerini büyütüyordu. Bu yüzden İngiltere 1834'den itibaren Kafkasya ile ilgilenmeye başladı.

Lehistan'ın taksimi, 1830 isyanı: 1795'te Lehistan'ın büyük devletler tarafından paylaşılıp en büyük parçanın Rusya'ya verilmesi işgal altında yaşayan Lehlilerde Rusya'ya karşı düşmanlık uyandırdı. Rusya'ya karşı düşmanlık; bu ortak durum Lehlilerle Kafkasyalıları birbirine yaklaştırdı. 1830 Leh ayaklanmasından sonra birçok Lehli Rus ordusunda Kafkas cephesine gönderildi. Kafkasyalıların Ruslara karşı mücadelesinde başarı kazandığı taktirde Lehistan'ın tekrar bağımsız olacağını tahmin eden Lehliler, Rus ordusundan kaçıp Kafkasyalıların yanında çarpışarak ve Avrupa'da Kafkasya lehinde propaganda yaparak Kafkasyalılar için çalışıyorlardı. Kafkas mücadelesinin Avrupa'da tanıtılmasında, Lehlilerin Kafkasyalılardan daha çok emekleri geçmiştir.

Gürcistan'ın ilhakı: İranlıların ve Osmanlıların Kafkasya'ya yardım edeceğine, Güney Kafkasya'yı istila için fırsat kollamaları ve saldırılarda bulunmaları üzerine Gürcistan 1801'de, Şirvan Hanlığı da 1826'da Rusya'ya ilhak edilmişti. Bu Kafkasya'yı güneyden kuşatmaya neden olduğu gibi, Osmanlıların da güvenliğini tehdit ediyordu. Bu yüzden, hiçbir ciddi yardımda bulunmamakla beraber, Osmanlılar, Kafkasya için çalışanlara müsaade ve hatta yardım ediyorlardı. Lehlilerin Kafkasya için çalışmaları, İngiltere'nin siyasetinin Kafkasya lehine dönmesi ve Osmanlıların Kafkasya için çalışanlara müsaade ve yardım tavrı. İşte bundan sonraki olaylar böyle bir atmosfer içinde geçmiştir.

B. İngiltere'nin Kafkasya atağı

Biraz önce belirtilen nedenlerden ötürü İngiltere'nin dikkati 1834 yılından itibaren Kafkasya'ya çevrilmişti. 1834 sonbaharında David Urquhart Kafkasya'ya gönderildi. Urquhart İngiltere'ye döner dönmez Lehli yurtsevelerle birlikte Kafkasya için çalışmalar yaptı. Bu çalışmaların sonucu İngiltere, 1829 Edirne Antlaşması'yla Osmanlı İmparatorluğu'nun Kafkasya'yı Rusya'ya veremeyeceğini, böyle bir şeyin hakikat olmadığını belirtti. O devrin İngiltere Dışişleri Bakanı Palmertson Kafkasya'nın bağımsızlığını istiyordu ama İngiltere'nin Rusya ile çatışmasını istemediği için kesin netice verecek şeyler yapmıyordu. Palmertson'un izlediği politika şuydu: "Devamlı dostlarımız ve düşmanlarımız yoktur. Devamlı çıkarlarımız vardır."

Lehli yutseverler, İngiltere ve Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında bir savaş çıkartmak için çeşitli çalışmalar yaptılar. (Kafkasya'ya cephane yüklü gemiler gönderdiler, vb.) Fakat bu çalışmaları başarısızlıkla sonuçlandı. Ayrıca Rus hizmetindeki Lehlilerden Kafkasya'da kıtalar oluşturmak istediler. Kırım Savaşı'ndan sonra "Labimski Müfrezesi" adı verilen bir kuvvet oluşturuldu. Fakat bu müfreze 1859'da dağıldı ve 1860' da da müfrezeyi oluşturanlar İstanbul'a gitti. Böylelikle bu çalışmada başarısızlıkla sonuçlandı. Urquhart 1837'de üç İngiliz ajanını Kafkasya'ya gönderdi. Fakat Fransa'nın tekrar kuvvetlenmesi üzerine Rusya ile anlaşabilmek için İngiltere bu adamlarını geriye çekti. Lehli yurtseverlerin lideri Adam Çartoreski, Kafkasya'ya adamlarını gönderdi. Fakat bunlar yeterince başarılı olamadılar ve Kafkasya ile bir birlik oluşturulamadı. (Adam Çartoreski, 1861 yılında Adıgelerin isteği üzerine Adıgey'in Avrupa temsilcisi oldu.)

C. Kafkasya'da reformlar ve savaşın sonu

1822'de Kabartay'ın Rusların eline geçmesiyle birlikte coğrafi birlik bozuldu. Bu yüzden reformlar, Kuzey Kafkasya'da birbirinde ayrı,iki bölgede farklı şekillerde oldu.

I- Doğu Kafkasya'da reformlar ve savaşın sonu : XIX. yy.ın başlarında Ruslar Doğu Kafkasya'ya, bilhassa Dağıstan'a hanlar sayesinde nüfuz etmişlerdi. Ayrıca Dağıstan'da Tatarların bir kolu olan arazi sahibi bir sınıf mevcuttu. (Ve bu sınıf da Hanlarla beraber Rus çarıyla işbirliği halindeydiler ve Müridizme karşı çıkmışlardı.) Hanların ve Rusların baskısıyla mücadeleye katılmayan halk Müridizm ile uyanmaya başladı ve bu hareket en fazla Çeçenistan'da Şeyh Mansur'un Gazavat (Mukaddes Harp) çağrısıyla başlayan ve 1826'dan sonra Gazi Muhammed, Hamzat ve Şamil tarafından kuvvetlendirilen, herkesin eşit olduğunu belirten bir tür dini ve askeri bir sistemi kurdu. Gazi Muhammed "Bütün Müslümanların hak ve kıyametleri müsavidir (eşittir), Allah'tan başka hiç kimseye kul olmamak lazımdır" diyordu. Müritler düşünceleri itibari ile Adıgelerden (Batı Kafkasyalılardan) tamamen farksızdılar. Siyasi bağımsızlık temin etmek, gerek halkın, gerek toprakların çar tarafından sömürülmesini engellemek amacıyla hareket ediyorlardı. Şamil'in radikalist davranışları sonucu Dağıstan'daki birçok toprak ağası ve bey Ruslara sığındı. Dağıstan'da doğan ve eşitlik prensipleri taşıyan bu hareket Çeçenistan'da büyük bir kuvvet topladı. Şamil'in bu hareketi, İstanbul'da kendi siyasi propagandalarına cevap olarak kabul edildi. 

Ruslar, Müridizmi ilk kuran ve Çeçenistan da büyük bir ün kazanmaya başlayan Şeyh Mansur'u yakalamak için Aldi köyüne doğru ilerlediler ama büyük bir yenilgiye uğradılar. Bu zafer halkı ona daha çok yaklaştırdı. Şeyh Mansur Kızılyar ve Grigoryapali'yi kuşattı ve çeşitli baskınlar düzenledi. Mansur'un bu hareketi Ruslarla barış halinde olduğundan Osmanlılarca engellenmeye çalışıldı. Hanlar ise her zamanki gibi Mansur'a karşıydılar. Mansur Tatartop'da Ruslara yenildi ve Adıgelerin arasına çekildi. Savaşlarına Adıgelerle birlikte devam etti. 1787 Osmanlı-Rus savaşında Battal Paşa Kafkasya'da bozguna uğradı. 1971'de Anapa Rusların eline geçti ve burada bulunan Şeyh Mansur esir edildi.(Mansur 1794'de Rusya'da öldü.) Yerine Gazi Muhammed (Gazi Molla) geçti ve Doğu Kafkasya'daki direnci büyük ölçüde kıran Avar Hanlığı üzerine Şubat 1830'da yürüdü. Fakat Hanlığın merkezi olan Hunzak'ı alamadı ve geri çekilmek zorunda kaldı. Gazi Muhammet, bundan sonra birçok Kazak köyüne, Kızılyar'a baskın yaptı Vladikafkas'ı çevirdi. Gazavat'ı hemen bastırmak için harekete geçen Ruslar Gimri köyüne saldırdılar ve Gazi Muhammet'i öldürdüler. Yerine Hamzat geçti ve ilk iş olarak Dağıstanlılar için büyük tehlike olan Avar Hanlığı'nı ortadan kaldırdı. Ama Ruslardan yardım gören karşıtları tarafından 18 Eylül 1834'de öldürüldü. Yerine Şamil imam seçildi. Şamil Ruslarla savaşmadan önce hanların otoritelerini ortadan kaldırmayı düşünüyordu. 1835'te Aşilte köyünde bir kongre toplandı ve Ruslara karşı nasıl tavır alınacağı saptandı. Kaytak ve Tabassaran bölgelerine akınlar yapıldı. Bunlardan amaç bölgedeki hanların idarelerini yıkmak ve Ruslara boyun eğen bu halkları kendi tarafına çekmekti ve bundan da başarılı olundu. Bunun üzerine Ruslar Mayıs 1839'da Şamil'in karargahı olan Ahulgoh'a saldırıya geçtiler ve 29 Ağustosta burayı işgal ettiler, ama Şamil'i yakalayamadılar. Şamil her şeyini kaybetmiş bir şekilde Çeçenistan'a gitti. Çeçenleri etrafında toplamaya başladı. 1840'ta genel ayaklanmalar oldu ve işgal altındaki bölgelerden 28 bin Çeçen ailesi dağlara çekildi. 1840-1843'de Ruslar çeşitli yenilgilere ve kayıplara uğradılar. 1845'te Dargo'ya saldıran Ruslar büyük bir bozguna uğradı. Dargo zaferi üzerine Dağıstanlılar da ayaklandı ve Ruslar'a karşı isyanlar oldu. Böylelikle Dağıstan'da Şamil'in otoritesi altına girdi. Bunu üzerine Şamil batıyla birleşmek için Kabartay bölgesine girdi ve Nalçik bölgesine kadar geldi. Fakat Rusların ananevi dostları olan ve müritlerin Dağıstan'da beylere ne yaptığını bilen derebeyleri tarafından yönetilen halk kayıtsız bir tavır takındı. Bu yüzden Şamil bazı Kabartay ve Asetin beyleri ile birleşerek geri dönmek zorunda kaldı. Batıyla bu şekilde birleşemeyen Şamil batıya naipler gönderdi. Bunlardan en önemlisi Mehmet (Muhammet) Emin'di. 1853-55 Kırım savaşında Kafkasya'nın Ruslardan tamamen temizlenmesini isteyen Şamil büyük bir harekete girişmedi. Sadece Gürcistan'a bir baskın yaptı. 1856'da Paris Sulh Antlaşması Kafkasya'dan bahsedilmeden imzalandı. Ruslar 1852'den beri ormanları tahrip ederek saldırıya geçmişler, böylece birçok yer çorak kalmıştı. Ormanların yok olmasıyla Çeçenler en büyük üstünlüklerini kaybettiler. Kuzeyden, güneyden ve doğudan saldırıya geçen Ruslar, Nisan 1859'da Vedeno'yu işgal ettiler. Böylece Doğu Kafkasya'nın direnci kırılmış oluyordu. Bu yenilgi Şamil'in otoritesini iyice azalttı ve Şamil 6 Eylül 1859'da Gunip'te teslim oldu. Şamil'in teslim olmasıyla Doğu Kafkasya'nın işgali tamamlandı.

II- Batı Kafkasya'da reformlar ve savaşın sonu: Burada ilk önce milli birliğin sağlanması için çalışmalar yapıldı ve 12 eyaletten (Şapsığ-Nathoç, Abzah, Kemirguey, Barakay, Kabartay-Besleney, Hatukuey, Bjeduğ, Mekhoş, Başılbey, Teberdi, Abhazya, Vubıh-Cih) oluşan bir devlet kuruldu. 

Her eyaletin özel idareleri ve bu idarelerden oluşan 300 kişilik bir "Milli Misak Meclisi" (Ulusal And Meclisi - Çıla Therio Xase) vardı ve bu meclisin başkanı yoktu. Belli bir toplantı olmayan bu meclisin kararlarına herkes uymak zorundaydı. 1839'da Şapsığ bölgesinde toplanan meclis, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında kalan bölgenin bir "Vatan" ve bu vatanda "Bir Millet"in yaşadığı, Rusların milli düşman olduğu, sonuna kadar savaşılacağı gibi kararlar alındı. Nitekim, Rusların barış ve Tsemez-Anapa yol güzergahında Çerkeslerin çekilmesi istekleri kabul edilmedi. Misakı Milli Meclisi Ruslar'a bir heyet gönderdi ve Karadeniz ile Hazar Denizi arasının tahliyesini istedi. Fakat Ruslar Kafkasya'nın Osmanlılar tarafından kendilerine verildiğini iddia ederek bunu reddettiler. Bunun üzerine bir beyanname yayınlandı. Bu beyannamede Rusya'nın bir gün batıya da saldıracağı, Kafkasya'nın Rusya'nın bir parçası olmadığı, Osmanlıların hiçbir zaman sahip olmadıkları Kafkasya'yı Rusya'ya veremeyeceği, sonuna kadar savaşılacağı kesin bir şekilde bildirildi ve Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya protesto edildi. Bunun üzerine Ruslar kabileleri bölmek için bazı kabilelere barış teklif ettiler ama bütün Kafkasya boşaltılmadıkça barışın olamayacağı bildirilerek bunlar reddedildi. 

Batı Kafkasya'da, Ruslar, Anapa, Tsemez, Poti gibi kaleleri işgal etmişlerdi. Fakat bu kaleler tamamen kuşatılmış olduğundan birbirleriyle ilişkileri yoktu. Bu kaleleri birleştirip, Batı Kafkasya'yı Karadeniz'den de kuşatmak isteyen Ruslar, 1830'da saldırılara geçtiler. Bu kuvvetlerin büyük kısmı püskürtüldü. Yalnız Tsemez'i takviyeye giden kuvvet durdurulamadı ve Ruslar Tsemez'e girdi. Rusların müstahkem bir hat oluşturma çabaları üzerine savaşlar yeniden başladı. Subş civarına çıkartma yapan Ruslar, içerilere giremedilerse de bu kıyıda tutunmayı başardılar. 1839 yılında Şaşi kalesine baskın yapıldı. Kale içine girildiyse de Kafkasyalılar geri çekilmek zorunda kaldılar. Aynı yıl Jamatya ile Anapa arasında savaş oldu fakat sonuç elde edilemedi.

Ruslar, Abın'dan başlayarak Soçiye kadar, Abin, Anapa, Şhapsin, Vaye, Tsemez, Şaşi, Tuapse, Mazga, Nikolayevski ve Doma kalelerini yapmışlardı. Bu kaleler Kafkasya'nın güvenliğini tehdit ettiği için işgal edilmeleri gerekliliği ortaya çıktı. Şubat 1840'dan itibaren başlayan saldırılar sonucu Anapa ve Tsemez hariç bütün kaleler geri alındı.(Bu savaşlar konusunda Karl Marks şöyle diyordu:" Kahraman Adiğeler Ruslar'ı hezimete uğrattılar. Ey dünya, ey insanlık: özgür yaşamak isteyen insanların nelere muktedir olduklarını onlardan öğreniniz.) Sivastopol'dan bu kalelere yardım için gönderilen Ruslar ancak Gürcistan'a çıkabildiler. Bu yenilgiler üzerine 80.000 Rus askeri Kafkasya'ya gönderildi. Bu en çok Osmanlıların işine yaradı. Çünkü Osmanlılar Sivastopol'da bulunan Ruslar Kafkasya'ya gönderilmişti. Abhazya Rus işgali altında olduğundan Berzek Hacı komutasındaki kuvvetler Abhazya'ya girdi. Yardım alan Ruslar karşı saldırıya geçtilerse de Soçi'nin kuzeyine çıkmayı başaramadılar.

Kafkasyalıların büyük başarıları Avrupa'nın dikkatini çektiyse de yardım yapılmasını sağlayamadı. Doğuda Dargo yenilgisi ve batıda birçok kalenin Kafkasyalıların eline geçmesi üzerine Ruslar, kaybettikleri yerleri ve prestijlerini tekrar kazanmak için büyük hazırlıklara başlamışlardı. Kafkasya'da ise, Kuzey Kafkasya'nın bütünleşmesi gerektiğini anlayan Şamil, bu bütünleşmeyi sağlamak için batıya Hacı Mehmet, Süleyman ve Mehmet (Muhammed) Emin gibi naiplerini gönderdi. Bu naipler Misak-ı Milli Meclisi'nde Doğu Kafkasya'yı temsil ettiler.

Bunlardan en önemlisi Mehmet Emin 1847'de Pçeha nehri kıyısında topladığı halka, İslamiyet'i kabul etmelerini, beylerin elindeki fazla hakkın geri alınmasını, beyliliğin kaldırılmasını ve ancak bu biçimde Ruslara karşı konulabileceğini söyledi. Kendisini Batı Kafkasya hükümet reisi olarak tanıtmak ve doğudaki sistemi aynen burada uygulamak istedi. Ama bu, halkın ve beylerin tepkisine yol açtı. Muhammed Emin ancak doğudaki kabilelerden (Abzah vs.) destek bulabildi. Bir iç savaş çıkma ihtimali üzerine tavrını değiştirdi. Fakat Rus saldırıları başladığı zaman kabileleri Muhammed Emin'in çevresinde birleşmeye başladılar. Onun hareketleri ilericiydi, aristokratların durumlarını sarsıyordu. Beylerin ve onları destekleyen Osmanlıların karşı tavırlarına rağmen 1848'de Adagum'da yapılan büyük milli toplantıda reisliği kabul edildi.

Muhammed Emin, Kafkasya'da bir sanayi hareketi, (kendi ihtiyaçlarını kendi sağlamak için) oluşturmak istemişti. Bu yüzden özellikle silah konusunda uzman aramış, Rus esirlerine iyi davranmıştı. Bu sayede Kafkasya'ya gelen bir Polonyalı top imalathanesi açtı.

Muhammed Emin, demokrasi esasına dayanan idare ve ordu teşkilatı kurdu. Batı Kafkasya'yı 100 idari parçaya ayırdı ve düzenli bir ordu kurdu. Bu ordu sadece 1849'da Ruslara 101 baskın yaptı. Naip, dünyanın ilgisini Kafkasya'nın üzerine çekmek ve yardım sağlamak için çalışmalarda bulundu, İstanbul'a temsilciler gönderdi.

Muhammed Emin'in bu reform hareketini engellemek isteyen Ruslar, saldırıya geçtiler ve onu Unbi (Umpa) dağında mağlup ettiler. Yeniligi bazı kabileleri geçici bir süre için Muhammed Emin'den ayırdı. Bu sırada çıkan Kırım savaşı (1853-1855) Kafkasyalılar için son ümitti. Muhammed Emin Avrupalı ülkelerle görüşüyordu. Avrupalılara "Rus generalleri kadar Osmanlı paşalarının da" istenmediğini, Kafkasya'nın, İran-Osmanlı-Rusya devletleri arasında "Tampon" bir ülke olmasını, bunun Rusya'nın büyük bir yenilgisiyle olabileceğini belirtti. Fakat müttefikler farklı düşünüyorlardı. Örneğin, Osmanlılar, İngilizler, kendi hegemonyaları altında "bağımsız" ve Fransızlar da Rusya'nın olmasını istiyorlardı. Savaşta bütün müttefikler birbirlerini aldatmaya çalıştılar. İngilizler Şamil'in Rusya'ya saldırmasını istediler fakat Şamil, önce Hazar Denizi'nden Karadeniz'e bütün Kafkasya'nın Ruslardan temizlenmesini istediğinden Gürcistan'a küçük akınlarla yetindi.

Osmanlılar Anapa'ya Zanyikovue Sefer Beyi, Sukhum'a da Behçet Paşa'yı gönderdiler. Amaçları, Kafkas kabileleri Müslümanlık hissi etrafında birleştirip, Ruslara karşı kullanmaktı. Anapa'ya gelen Sefer Bey, bu çevredeki kabileleri Muhammet Emin'den ayırmaya çalıştı ve bunda da bir dereceye kadar başarılı oldu. Naip tarafından sürülen Natuhay beylerini geri getirtti. Sefer Bey'in Kafkasya'ya gönderilmesi, Kafkasya'ya yardım değil, işgalin düşünüldüğünü gösteriyordu. Nitekim savaşta Osmanlılar, Kafkasya'yı "Osmanlı mülkü" gibi göstermeye çalıştılar ve müttefikler ajanları aracılığıyla asılsız haberler yaydılar. Bütün bunlar, Kafkasyada müttefiklere karşı olumsuz düşünceler doğuruyordu. Savaşta her iki taraf bir üstünlük sağlayamadı. İngiltere, Rusya'nın Hindistan'a inmesini engellemek için tampon Kafkasya'yı istiyordu. Bu Fransızların işine gelmediğinden, Şubat 1856 Paris Barış Antlaşması, Kafkasya'dan bahsedilmeden imzalandı. Bu Kafkasya'nın Rusya'ya bırakılması demekti. Kırım Savaşı sırasında Kafkasya'ya Rus saldırıları durmuştu. Fakat Sefer Bey'in Kafkasya'da birliği ve ahlakı zayıflatması, bu savaşın zararlarını faydasından çok yaptı. 1857'de Muhammet Emin, dış ülkelerden yardım almak için İstanbul'a gitti. Fakat Rusya'nın isteğiyle tutuklandı ve Şam'a sürüldü. Oradan kurtulup tekrar Kafkasya'ya döndü. 1857'nin sonlarına doğru, İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla Osmanlılar Batı Kafkasya'yı boşalttılar ve Sefer Bey kendi başına kaldı.

Savaştan sonra Kafkasya'nın tehlikeli durumunu ortadan kaldırmak isteyen Ruslar saldırılara başladırlar ve 1859'da Doğu Kafkasya'nın direncini kırıldı. Bunun üzerine Muhammet Emin Ruslarla uygun şartlar altında barış yapılmasını istedi. Fakat bu öneri Milli Kongre tarafından şiddetle reddedildi. Muhammet Emin teslim oldu ve İstanbul'a gitti. Doğu Kafkasya'daki direncin kırılması üzerine Ruslar, Batı Kafkasyalılara iki yol teklif ediyorlardı. Ya Stavropol bölgesiyle Sal Stepine, veya Osmanlı topraklarına göç etmek. Aynı zamanda Rus ajanları Kuzeye göç edeceklerin Hıristiyanlaştırılacaklarını, 25 yıl askere alınacaklarını söylüyorlardı. Bununla Rus hükümeti, Batı Kafkasyalıları bilhassa Osmanlı topraklarına göç ettirmek istiyordu.

1860'da Sefer Bey öldü ve yerine oğlu Zanyikuvue İbrahim (Kara Batır) geçti ve birlik hareketlerine başladı. Yardım istemek için İstanbul'a İbrahim adında bir elçi gönderdi. Şapsığ, Vubıh ve Abhazları temsil eden (çünkü bu kabileler işgale uğramamışlardı.) 5'er kişiden bir meclis kurdu. Avrupa'ya bir heyet gönderdi. 1860'dan sonra tekrar savaşlar başladı ve 1861'de Müjiklerin azat edilmesinden dolayı göç dalgaları Kafkasya'ya yöneltildi. Binlerce Kazak ve Rus Kafkasya'ya yerleştirildi.

Urquhart ve Leh yurtseverleri, Kafkasya için miting ve propaganda yaptılar. Fakat Kafkasya'ya yardım yapılmasını sağlayamadılar. Bu sırada Kafkasya'da Bjeduğ bölgesiyle, Şapsığ, Vubıh ve Abhaz bölgeleri işgal edilmemişti. İşgal edilen yerlerdeki Kafkasyalılar bu bölgelere gelmişler, nüfus yoğunluğu artmış, bu yüzden yiyecek sıkıntısı ve salgın hastalıklar başgöstermişti. Bütün bu çaresizlikler içinde Kafkasyalılar intihar savaşları yapmaya karar verdiler. Son savaşlara Kafkasyalılar, kadın, erkek, çocuk, her şeyleriyle katıldılar. Hodz vadisinde ve Ahçip köyündeki savaşlarda Kafkasyalılar yenildiler. 

D. Sürgün 

Bu kanlı yenilgiler üzerine Ağustos 1864'de Çar'ın kardeşi Grandük Mişel, yayınladığı fermanla bir ay içinde Kafkasya'nın boşaltılmasını, aksi halde kalan herkesin, harp esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürüleceklerini bildirdi. Bunun üzerine vatandan Osmanlı topraklarına sürgün başladı. Sürülenler Bulgaristan, Dobrica, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak hatta Ürdün'e, genel olarak, durumu karışık olan yerlere yerleştirildi. Fakat Rusya kendisine sınır olan ve daha sonra kendisinin olabilecek yerlerde Kafkasyalıları istemiyordu. Bu yüzden 1876 İstanbul Konferensı'nda "Rumeli'de Çerkes göçmenlerin iskan edilmemesi" kararlaştırıldı ve en az 175.000 Kafkasyalı ikinci sürgüne uğradı. Sürgünden sonra Kafkasyalılar Osmanlı için "canla başla" çalıştılar. Örneğin, Osmanlıların (bilhassa Kafkas ordusunun) süvarilerinin büyük bir kısmı Kafkasyalıydı ve savaşlarda sayısız yararlılıklar gösteriyorlardı. Kafkasyalıların bu kadar çalışmasına rağmen, ne kadarının sürüldüğü kesin olarak söylenememektedir. Sürgün edilen Kafkasyalılar 500.000 ile 2.000.000 arasında tahmin edilmektedir.Fakat resmi kayıtlara göre 1855-1863 yılları arasında 311.330 ve 1864 yılında Eylül ayına kadar 283.000 kadar göçmen Varna ve muhtelif Karadeniz limanlarına geldi. Aynı resmi belgelerin (Takvim-i Vekayi) 1281 tarihli sayısında kış mevsiminden yaz ortalarına kadar toplam 299.068 kişinin geldiğini yazmaktadır. Böylece en az 900.000'e yakın göçmen 1855-1864 yıllarında Osmanlı topraklarına gelmiştir. Bu yıllara önce ve sonra gelen, yollarda ölen ve sayıma girmeyenlerle, sürgün edilen Kuzey Kafkasyalıların sayısının bir milyonu aştığı anlaşılmaktadır. 
Trabzon Rus Konsolosu'nun raporunda Batum'da günde 7, Trabzon'da 180-250, Samsun'da 200 kişinin öldüğü bildirilmiştir. Çerkes köyleri 20-30 yıl sonra "Çerkes Mezarları" haline gelmiştir. Ekonomisi tarıma dayalı olan Rusya ise Kafkasya, Ukarayna, Ortaasya, Urallar gibi bölgeleri sömürerek kendi kalkınmasını sağladı ve bu bölgelerin geri kalmasına neden oldu.

III. Sürgünden sonra Kafkas-Rus-Osmanlı ilişkileri

Sürgünden sonra Kafkasya'da, Ruslar, kolonizasyon işlerini her sömürgeci ülke gibi, "medenileştirme" olarak gösterdiler. Muhaceretteki Kafkasyalılar ise yurda dönüş isteklerini kaybetmediler ve Osmanlı padişahlarıyla bir Osmanlı-Rus Savaşı'nda Kafkasya'da isyan çıkartmak için anlaştılar. Bu fırsat 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda çıktı. Osmanlılar Abhazya'da bir şaşırtma harekatına girdiler ve kıyıya 3000-4000 Kafkasyalıyı çıkarttılar. O sırada Kafkasyalılar bir kurultay toplayarak Abdurrahman Efendi'yi başkan seçtiler. İmamlarının önderliğinde 9 Mayıs'ta Dağıstan ve Çeçenistan'da, 12 Mayıs'ta Kuban'da isyan çıktı. Kafkasyalılar 20 yıl önce gömdükleri tüfeklerini çıkarttılar. Durum Ruslar açısından ciddileşmişti. Fakat Osmanlılardan gerekli yardım gelmediği için Adıgelerin bir kısmı ile Abhazların büyük bir çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürüldü.

Bundan sonra 1905'e kadar "medenileştirme" hareketlerine karşı çıkan küçük ayaklanmalar dışında önemli bir şey olmadı. Bu sıralarda dünya siyasetinde önemli değişikler oluyordu. XIX. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlıların üzerideki İngiliz etkisi azalmıştı. Bunun üzerine Osmanlıların yeni hamisi gelişmekte olan Almanya oldu. 1888'de Deutsche (Doçe) Bank Osmanlı İmparatorluğu'na girdi ve Anadolu demiryollarının yapımını eline geçirdi. Osmanlı ordusunun teşkilatlandırılması Alman subaylarına verilmeye başlandı. Bunun üzerine 1907'de Rus-İngiliz anlaşması yapıldı. 1909'da iktidara geçen Enver, Talat ve Cemal Paşalar Almanların hemen her istediklerini yaptılar ve Panslavizm'e karşı Pnaturanizm'i çıkardılar. (Panturana Dağıstan da giriyordu.) 

Bu sıralarda Kafkasya'da, 1905 Rus-Japon savaşında Rusya'nın yenilmesi fırsat bilinerek bir isyan daha çıkarıldı ama bu da bastırıldı. 1913'de egemenler halka ait geniş arazilere el koydular. Bunun üzerine onbini aşkın Adıge "Dzeliko" ırmağı mevkiinde feodallerle ve onları destekleyen çar ordusuyla çarpıştı. Ayaklanmanın önde gelenleri Sibirya'ya sürüldü. Bu yıllarda, devlet tarafından "asi, hırsız, haydut" diye adlandırılan, halkın Abrek dediği kimseler Çarlık otoritesine karşı koyuyorlardı. Bunlar resmi yerleri ve zenginleri soyup, elde ettiklerini halka dağıtıyorlardı. 

I. Dünya savaşında Osmanlı yöneticileri "romantik" hayalleri gerçekleştirmek üzere (Turan için) IV. Ordu'yu kurdular, fakat Kafkas cephesinde çeşitli yenilgilere uğramaktan kurtulamadılar. Şubat 1917'de başlayan devrim üzerine Rus ordusu çözülmeye başladı. Devrim üzerine 3 Mayıs 1917'de Terekkale (Vladikafkas)'de halk kurultayı toplandı ve bir icra organı (Birleşik Şimali Kafkasya ve Dağıstan Dağlıları Birliği Merkez Komitesi) kuruldu. 18 Eylül 1917'deki ikinci toplantıda kurultay "Kuzey Kafkasya Milli Müessesan Meclisi" adını aldı ve Kuzey Kafkasyalıların siyasi bir birlik teşkil ettiğine karar verildi. Kuzey Kafkasya merkez komitesi, 20 Kasım 1917'de Rusya'dan ayrıldığını ve bağımsız bir devlet olduğunu ilan etti. Resmi müesseselere, bankalara, okullara, vs. milli bir şekil verildi. Bundan memnun olmayan Kazaklar ve Ruslarla çeşitli çatışmalar oldu. Güney Kafkasya'da ise Gürcü, Ermeni ve Azerilerden oluşan Transkafkas federasyonu kuruldu. Bu federasyonun savunması (milli kuvvetleri) yok gibiydi. 

Brest-Litovsk anlaşmasıyla Batum, Ardahan ve Kars'ı Sovyetlerden alan Osmanlılar saldırıya geçtiler. Bunun üzerine 22 Nisan'da Transkafkas Federatif Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti. Almanlar ve İngilizler Bakü'nün Osmanlılar tarafından işgal edilmesini istemiyorlardı. (Çünkü kendileri Bakü'yü işgal etmek istiyorlardı. 

Bu yüzden Almanlar, kendi isteğiyle, Gürcistan'ı "himaye" ettiler ve asker gönderdiler. Osmanlıların Ermenistan'ı işgali İngiliz hareketini engelleyeceği için bu hareket Almanlar tarafından teşvik edildi. Kuzey Kafkasyalılar ise İstanbul'a yardım istemek için bir heyet gönderdiler ve 11 Mayıs 1918'de bir nota ile, bütün devletlere Kuzey Kafkasya'nın bağımsızlığını ilan ettirdiler. Bunu 26 Mayıs'ta Gürcistan, 28 Mayıs'ta da Azerbaycan ve Ermenistan'ın bağımsızlıklarını belirtmeleri takip etti. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, bu üç devlete çeşitli kereler konfederasyon teklif ettiyse de kabul edilmedi. 8 Haziran 1918'de Kafkas devletleri ve Osmanlılar arasında iyi dostluk ve iyi komşuluk anlaşması yapıldı. Fakat bu sırada Osmanlı ordusu Kafkasya'ya girdi. İsmail Berkok, Mithat Paşa ve Muzaffer beyler K. Kafkas yerli kuvvetlerini organizeye başladılar. Gürcistan üzerinden ilerleyemeyen Osmanlılar, Azerbaycan üzerinden ilerlediler ve 15 Eylül'de Bakü'yü işgal ettiler. Sovyetler, Almanların savaşı kaybetmeleri üzerine Osmanlılarla aralarındaki Brest-Litovsk Anlaşması'nı feshettiklerine ve Osmanlıların Kafkasya'dan çıkmaları gerektiğini bildirdiler. Fakat 6 Ekim'de Derbent alındı ve 13 Ekim'de şehre Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti bayrağı çekildi. Fakat Osmanlılar savaşı kaybettiler ve Mondros Antlaşması'yla Kafkasya'dan çıkmak zorunda kaldılar. Bunun üzerine 17 Kasım'da İngilizler Bakü'yü işgal ettiler. İngilizlerin desteğindeki Denikin'in işgal ettiği yerlerde 1919'da İnguşlar, 1920'de Dağıstanlılar isyan ettiler. Fakat bu isyanlar bastırıldı. Sovyetler bu savaşlarda Kafkasyalıları destekledi. Mart 1920'de Beyaz orduların mukavemetleri kırıldı ve Kızılordu bütün Kafkasya'yı işgal etti. 
1917'de Çarlık Rusyası'nın, 1923 (24)'de de Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla, Kafkasya'nın bu devletlerle ilişkileri sona erdi.

Not: Bu yazı Kafdağı'ndan yayınlanan bir çalışmadan derlenmiştir.

Fehim Taştekin

Çerkesler, Kafkasya'nın bereketli vadilerinde ve sık ormanlarında, "kendi kararlarını kendileri alan (1) (zi wınafe zışıj) " site devletleri halinde mutlu ve medeni bir hayat sürerken, Çar Korkunç İvan'ın sıcak denizlere inmek suretiyle dünyaya hakim olma idealinin Rus devlet politikasına dönüşmesiyle, asırlar sürecek bir musibetle karşı karşıya kalakaldılar.

Belli aralıklarla dört asra yakın bir süre devam eden Rus saldırıları, Çerkes site devletleri arasında daha geniş siyasi birlikler oluşturma ihtiyacı doğurmuştur.

"Komşu kabileler ile münasebetlerini kardeşlik ve akrabalık zemininde yürütmekte olan Adıgelerin dönem dönem siyasi birlik denemeleri de olmuştur." (2)

Pşı Yinal'in Batı Kafkasya'yı, İmam Mansur'un ve daha sonra onun izini sürdüren İmam Şamil'in tüm Kafkasya'yı birleştirme çabaları, Çerkesya'da 1830'larda ve 1860'ların başında görülen birlik girişimleri, 11 Mayıs 1918'de kurulan ve düvel-i muazzamaca (büyük devletler) tanınan Şimali Kafkas Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin dağılışının akabinde kurulan KHK (Kafkas Halkları Konfederasyonu), Cowhar Dudi'nin Kafkas Evi projesi; Kafkasya'da işgal dönemindeki siyasi birlik teşebbüsleri söz konusu edilince akla ilk gelen örnekler olarak zikredilebilir.

Biz bu kısa makalede, hak ettiği ilgiye mazhar olamadığını düşündüğümüz önemli bir siyasi teşebbüsten bahsetmek, Batı Kafkasya'da 13 Haziran 1861 tarihinde kuruluşu ilan edilen Çerkes Devleti'ni gündeme getirmek ve araştırmacıların dikkatlerini bu noktaya çekmek istiyoruz.

Çok eski zamanlardan beri var olan ve Rus işgali döneminde direnişin temel dinamiklerinden birini teşkil eden "Khase"ler (meclis) işlevsiz hale getirilmek isteniyordu. "...Rusya batı kesimdeki halk meclislerini dağıtmaya, kabile reislerine hediyeler göndermeye başladı. Abzekh 'Pşı'sı* 1828'de kendisine yapılan barış teklifini meclise sundu ve Şapsığya'da toplanan meclis, uzun münakaşalardan sonra, bölgenin vaziyetine, Rusların düşmanlığına ve Edirne Antlaşması'nın geçersiz olduğuna dair şu beyannameyi tüm dünyaya deklare etme kararı aldı:

"Ruslarla sulha bile yanaşmayan Kafkasya'nın sakinleri nasıl olur da onların tebaası sayılabilir !…". (3)

1859'dan sonra batıda Rus baskısının iyice şiddetlenmesi üzerine Wubıkh, Abzekh ve Şapsığ önderleri 1861'de bir genel kongre topladı. Yeni bir meclis seçen bu kongre şu kararları aldı:

Madde 1- Son gelişmeler Avrupa ülkelerine duyurulacaktır.
Madde 2- a) 13 Haziran 1861 Çerkeslerin bağımsızlığını ilan ettiği gündür.
b) Tüm Çerkesleri ilzam eden Millet Meclisi seçilmiştir.
c) Birlik, gerekirse kuvvet kullanarak sağlanacaktır.
d) Bağımsız Çerkes Devleti Meclisi'ne gizli oyla 15 üye seçilmiştir.
Madde 3- Meclis kararıyla ülke 12 eyalete bölünmüş ve her birine kadı, müftü, muhtar ve emniyet amiri tayin edilmiştir.
Madde 4- Meclis kararları bu mümessiller tarafından uygulanacak ve vergileri bunlar toplayacaktır. Her yüz haneye beş süvarinin masrafı yüklenmiştir. Toplanan vergiler hür Kafkasya'nın temsilcileri eliyle ülke işleri için en iyi şekilde harcanacaktır." (4)

Kafkas tarihi alanında Türk dilinde kaleme alınan en muteber eser olma vasfını korumaya devam eden eserinde Berkok Paşa, bu mühim olayı -ileride daha detaylı ele almak düşüncesiyle olmalı- kısaca ve yüzeysel olarak geçmiştir:

"... Garbi Kafkasya'da büyük bir heyecan ve endişe hasıl olmuş, Rusların teşebbüslerine karşı bir tedbir bulmak için, umumi meclis toplanmış, mecliste, Londra, Paris ve İstanbul'a murahhaslar göndermeğe karar verilmiş ve murahhaslar da yola çıkmıştı. Aynı zamanda İstanbul'a Dağıstan'dan altı kişilik bir murahhas heyeti gelmişti. Bu suretle İstanbul'da bütünKafkasya'yı temsil eden bir murahhas grubu toplanmış oluyordu. Kafkaslıların bu teşebbüsleri hariçte çok kuvvetli bir siyasi faaliyetin canlanmasına ve inkişaf etmesine sebep olmuştu." (5)

Olayı bir başka kaynaktan dinleyelim: 

"1861 yılında Kuzeybatı Kafkasya'da bir devlet kurulmak istenmiştir. 19. asırda burada demokrasi uygulayan Wubıkh, Abzekh ve Şapsığlar vardı. Savaş sebebiyle iç ihtilafları sonuçlandırıp ittifak kurarak düşmana karşı koymaya başladılar. Ruslara ait dört kaleyi ele geçirdiler. Bu vesileyle ittifakları güçlendi. Muhammed Emin ile Şamil'in bu ittifaklarda büyük rolü oldu. Halkın içindeki statü sahipleri bu ittifakı hoş karşılamıyordu. 1859'da Şamil bertaraf olup Muhammed Emin de esir alınınca, ittifakı eski statü sahibi muhalifler destekler oldu... 1861'de Wubıkh, Abzekh ve Şapsığlar "Meclis" kurdu. 15 kişilik bir heyet seçildi. Bir Wubıkh olan Thamade (Başkan) Hacı Giranduk Berzeg¨, meclis kararı aldı, ülkeyi 12 eyalete ayırdı. Eyaletlerin de kendi meclisleri vardı. Gelişmelerden Rusya, Türkiye, Fransa ve İngiltere haberdar edildi.(6)

"Rusya haber alınca meclisi çalıştırmadı. 1864 göçüyle Türkiye bölgeden insanları götürünce bu devlet son bulmuş oldu. Teşebbüs yerinde ve zamanındaydı, ancak kendi reisleri tarafından satıldılar." (7) Bu üslup, bir Sovyet dönemi yazarı için yadırganmayabilir. 13 Haziran 1861 tarihinde kurulan Çerkes Devleti'ni çalıştırmayan, halkını top yekun katliama ve sürgüne tabi tutarak bu devleti yıkan bizzat Rusya olmuştur.

13 Haziran 1861'de Batı Kafkasya'da kurulan bağımsız Çerkes Devleti'nin hakkıyla araştırılarak üzeri küllenen tarihi gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması umuduyla...'

1- Naroçnitskiy, A. L. vd., İstoriya Narodov Severnogo Kavkaza, 2 c., "Nauka", Moskova 1988, c. 1, s. 236.
2-Bkz.; Zamihov, K. F., Adıgu: Vehi İstorii, Nalçik 1994, ilk bölüm.
* Pşı; Feodal dönemde Adıge toplumunda genellikle kabile reisi olan beylere verilen ad.
3-Spencer, E., Travels in the Circassia'dan naklen; Berzec, Tehcîru'ş - Şerâkise, (Arapçaya çev. İsamu'l - Hasen), Amman 1986, s. 68.
4-Vesâiku Lecneti'l - Âsâri'l-Kafkâsiyye, c. 12, s. 618'den naklen; Berzec, a.g.e., s. 77-78.
5-Berkok, İ., Tarihte Kafkasya, İstanbul 1958, s. 518.
¨ Devleti gibi kendisi de gizli kalmış (daha doğrusu bırakılmış) bu ulu lider hakkında da detaylı araştırmalar yapılması gerekir. Bir başlangıç olarak bkz. Abrek Tugan, 'Son Ubıh' Masalı ve Hacı Giranduk Berzeg Gerçeği, Kafkasya Gerçeği, sayı: 2, Samsun, Ekim 1990, s. 14-18.
6-Lavrov, L. İ., Kratkoye Soderjaniye Dokladov Seredniaziyatsko Kavkazskih Çteni, Nauka, Leningrad 1980, s. 19.
7-A.g.e, s. 20.

Fethi Güngör - Kafkas Vakfı Bülteni

Kaynak: kafkasyaforumu.org

Kafkasya Neresidir?

Aralık 10, 2018

Kafkasya denildiğinde, Karadeniz ile Azak Deniz'inin doğu kemsini ayıran Anapa Yarımadası'ndan başlayarak Hazar Denizi kıyısındaki Apşeron Yarımadası'na ulaşan Büyük Kafkas Dağları ve bu dağların iki yanında uzanan topraklar kastedilir.

Kafkas dağlarının ikiye ayırdığı Kafkasya’nın güneyinde Gürcistan ve Azerbaycan ülkeleri yer alır. Bu bölgeye çeşitli kaynaklarda Traskafkasya da denilmektedir.

Kuzey de yer alan ve Rusya’nın hakimiyeti altında bulunan Kuzey Kafkasya olarak bilinen bölgede ise Adigey , Abhazya , Karaçay-Çerkes Kabardey-Balkar , Kuzey Osetya , Güney Osetya , İnguşetya, Dağıstan ve Çeçenistan yer alır.

Genellikle dağlık bir bölge olan Kafkasya, topografik açıdan çok farklı özelliklere sahiptir. Bölgeyi kuzey batıdan güney doğuya doğru uzanarak ikiye bölen Kafkas dağları yaklaşık 1200 km uzunluğunda ve 110-180 km genişliğindedir. 

Kafkaslar üzerinde en yüksek zirveler Elbruz (5642m) ve Kazbek (5033m) dağlarıdır. Büyük Kafkas dağlarını her iki tarafa bağlayan en önemli iki geçit Daryal ve Derbent’tir. 

Tarih boyunca büyük öne taşımış olan Daryal geçidi Kazbek dağının eteklerinden kuzeye akan Terek nehrini takip ederek kuzeye ulaşırken, Derbent geçidi daha doğuda Hazar kıyısında yer alır.

Kafkasyanın Coğrafi Konumu Ve Stratejik Önemi 

Karadeniz ile Hazar denizi arasında Doğu-Batı paralelinde uzanan ve yüksekliği orta kısımlarında beş bin metreyi aşan sıradağlar günümüzde Kafkaslar adıyla tanınmaktadır. Ortaçağ İslam gezginlerinin seyahatnamelerinde ve çeşitli eski Türk kaynaklarında Kafkasya yada Kafkaslar adına rastlanmaz. Kafkasya adının bir bölge adı olarak kullanılması 19. yüzyıl başlarına rastlar. Rus Çarı I. Petro döneminde Petersburg’da kurulan İmparatorluk Bilimler Akademisinin bilim adamları Kafkasya adını ilk defa kullanmışlardır. Kafkasya adına ancak 1856 yılından itibaren Türk kaynaklarında rastlanır (Kırzıoğlu 1993: xvıı).

Bugün siyasî, coğrafî, etnik yada kültürel sınırlar açısından ele alındığında, karşımıza birbirinden farklı sınırlara sahip bir kaç Kafkasya tanımı çıkmaktadır. Coğrafyacılar Kafkasya’yı Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye bölmüşler, bölgenin tarihî, etnik, sosyolojik yapısını derinlemesine bilmeyen siyaset bilimcileri de bu bölünmeyi kabul ederek Kuzey Kafkasya-Güney Kafkasya isimlerini literatüre sokmuşlardır. Bu tarife göre Kuzey Kafkasya denildiğinde, bugün Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan sözde özerk Adige, Karaçay-Çerkes, Kabardin-Balkar, Kuzey Osetya, Çeçenistan, İnguşetya ve Dağıstan Cumhuriyetleri akla gelmektedir. Yine bu tarife göre, Güney Kafkasya ise Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan Cumhuriyetleri ile Abhazya, Acara, Dağlık Karabağ, Nahçivan Özerk Cumhuriyetleri ve Güney Osetya bölgesinden oluşmaktadır.

Ancak masa başında uydurulmuş olan Kuzey Kafkasya-Güney Kafkasya isimleri o bölgenin tarihî, etnik, sosyolojik ve kültürel gerçeklerine uymamaktadır. Bilimsel açıdan gerçekte tek bir Kafkasya vardır, o da bugün pek çok çevre tarafından Kuzey Kafkasya olarak adlandırılan bölgedir. Fakat bu sınırlandırma da eksik kalmaktadır, çünkü bugün siyasî açıdan Gürcistana bağlı olan Abhazya ve Güney Osetya da etnik ve kültürel açıdan Kafkasyanın bir parçasıdır ve tarih itibariyle de Kafkasya’ya dahildir. Güney Kafkasya tabiri ise tamamen uydurmadır. Bu bölgenin literatürdeki asıl adı “Kafkas Ötesidir”. Rusların bu bölgeye verdikleri “Zakavkaz”, İngilizlerin verdikleri “Transcaucasus”, Osmanlı ve Arapların verdikleri “Mavera-i Kafkasya” adları Güney Kafkasya değil, Kafkas Ötesi anlamındadır (Tavkul 1997: 11).

Dolayısıyla Kafkasya “Kafkas Halkları” adı verilen Adige, Abhaz-Abazin, Kabardey, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halklarının yaşadığı etnik ve kültürel coğrafyanın adıdır. Kafkas halkları yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada benzer tarihî, etnik ve sosyo-kültürel şartlar altında birbirlerinden etkilenmişler ve birbirleriyle karışarak akraba topluluklar haline gelirken ortak bir Kafkas kültürü etrafında birleşmişlerdir. Bu bakımdan, Kafkasya halkları toplumsal yapı ve kültür açısından Kafkas Ötesi milletlerinden oldukça farklı özellikler taşımaktadırlar. Tarihî, etnik ve sosyo-kültürel sınırlar açısından ele aldığımızda bu bölgeyi Kuzey Kafkasya-Güney Kafkasya biçiminde değil, Kafkasya - Kafkas Ötesi biçiminde tanımlamak ve değerlendirmek doğru olacaktır.

Jeopolitik yönden Kafkasya’nın coğrafî konumu Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının arasına girmiş olan ve beş bin kilometre uzunluğunda bulunan Akdeniz-Ege denizi-Marmara ve Boğazlar-Karadeniz ve Azak denizi gibi birbirine bağlı iç denizlerin meydana getirdiği bir su koridorunun ucunda, aynı zamanda Hazar denizi vasıtasıyla da Orta Asya’ya bağlanmış bir konumdadır (Berkok 1958: 11).

Kafkasya’nın coğrafî konumu etnolojik oluşumlara ve gelişmelere, tarihin akışına çok etkili olmuştur. Tarih boyunca önemini her devirde koruyan Kafkasya jeostratejik önemini günümüzde de devam ettirmektedir.

Kafkasya halklarının sosyo-kültürel yapıları Kafkasya’yı tarih boyunca dışarıdan etkileyen çeşitli kavim ve medeniyetlerle yakından ilişkilidir. Kafkasya’ya kuzeyden gelen Kimmer ve İskit gibi proto-Türk kavimleri ile, Hun, Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi Türk kavimleri, Karadeniz yoluyla batıdan gelen eski Yunan, Roma, Bizans, Ceneviz ticaret kolonileri, Anadolu ve Ön Asya’dan gelen çeşitli medeniyetler Kafkas halklarının kültürleri ile birleşerek günümüzdeki Kafkas etnik ve toplumsal yapısını şekillendirmişler, Kafkas Kültürünün meydana gelmesinde önemli rol oynamışlardır (Tavkul 1997a: 140).

Coğrafî faktörler Kafkasya’daki toplumsal oluşumları bir dereceye kadar etkilemiş ve sarp dağlar, derin vadiler ve geniş düzlüklerle bölünmüş geniş bir coğrafî sahada birbirlerinden farklı pek çok etnik grup ortaya çıkmıştır. Farklı diller konuşan bu etnik gruplar arasındaki ayrılık coğrafî şartların da etkisiyle gittikçe daha belirgin bir hal almış ve Kafkasya’da çeşitli dil ve lehçe grupları etrafında birleşmiş bir çok etnik grup yada halk meydana gelmiştir. Sosyal, siyasî, ekonomik sebeplere dayalı toplumsal hareketlilik Kafkasya halkları arasında etnik yönden bir karışıma yol açarken kültürlerin de birbirine karışmasına ve zamanla birbirine benzer sosyo-kültürel yapıların oluşmasına sebep olmuştur.

Neticede Karadenizden Hazar denizine kadar Kafkasya’daki farklı ırklar ve etnik gruplar birbirleriyle kaynaşırken, ortak hayat felsefesi, benzer adet ve gelenekler, ortak tarih ve bağımsızlık şuuru, ortak giyim-kuşam ve folklordan oluşan “Kafkas Kültürü” etrafında birleşmişlerdir (Tavkul 1997 a: 167).

Abhaz, Adige, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halklarının etnik ve toplumsal yapılarının analizini yapmadan, Kafkasya’nın sosyolojik gerçeklerini idrak etmeden, Kafkas Halklarını tanımak, aralarındaki etnik çatışmaların sebebini anlamak ve Kafkasya konusunda politikalar üretmek imkansızdır.

Rusya Federasyonunun güney kısmında yer alan Kafkasya coğrafî açıdan bir Avrupa ülkesidir. Kafkas sıradağları Kafkasya’yı Kafkas Ötesi’nden ayırırken, Avrupa sınırının da güneydoğu bölümünü oluşturmaktadır.

Karadenizden Hazar denizine doğru Kafkasya’da yer alan cumhuriyetlerin etnik ve demografik yapılarını şöyle sıralayabiliriz:

Adige Cumhuriyeti

7600 km2lik bir sahayı işgal eden Adige Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop şehridir. Cumhuriyet nüfusunun % 70’ini Ruslar, % 23’ünü Adigeler meydana getirir. Adigelerin 1989 yılındaki nüfusları 124 bin kişidir.

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti

14100 km2lik bir bölgeyi kaplayan Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin başkenti Çerkessk şehridir. Cumhuriyet sınırları içinde Karaçaylılar, Kabardeyler, Besleneyler, Abazalar, Nogaylar, Ruslar, Osetler ve Ukrayna Kazakları yaşamaktadırlar.

Bölge nüfusunun % 40’ını Ruslar ve Kazaklar, % 35’ini Karaçaylılar, %10’unu Kabardey ve Besleneyler, % 6’sını Abazalar, % 3’ünü Nogaylar oluşturmaktadır. 1989 nüfus sayımına göre Karaçaylılar 156 bin, Kabardey ve Besleneyler 50 bin, Abazalar 33 bin kişidir.

Kabardin-Balkar Cumhuriyeti

12470 km2 bir sahada yer alan Cumhuriyetin başkenti Nalçik şehridir. Cumhuriyet nüfusunun % 45’ini Kabardeyler, % 37’sini Ruslar, %10’unu Malkarlılar oluşturmaktadır. 1989 nüfus sayımına göre Kabardeyler 394 bin, Malkarlılar 88 bin kişidir.

Kuzey Osetya Cumhuriyeti

Alanya adını alan cumhuriyetin yüzölçümü 8000 km2’dir. Başkenti Vladikavkaz şehri olan cumhuriyetin nüfusunun % 48’si Oset, % 39’u Rus, % 13’ü Kumuk, İnguş ve Gürcülerden oluşmaktadır. Osetlerin 1989 nüfusu 600 bin kişidir.

Çeçen Cumhuriyeti

İçkerya adını alan Cumhuriyetin başkenti Grozni (Coharkala) şehridir. Yaklaşık 13 bin km2’lik yüzölçümü olan cumhuriyetin nüfus yapısı Çeçen-Rus savaşı sebebiyle tam olarak tespit edilememiştir. Çeçenlerin 1992 yılı nüfusları 1 milyon kişidir.

İnguş Cumhuriyeti

Başkenti Nasran şehri olan Cumhuriyet 6 bin km2’lik bir bölgeyi kaplamaktadır. 1989 yılı nüfus sayımına göre İnguşlar 237 bin kişidir.

Dağıstan Cumhuriyeti

Başkenti Mahaçkala olan Dağıstan’da pek çok etnik grup bir arada yaşamaktadır. 1989 yılı nüfus sayımına göre Dağıstan halklarından Avarlar 604 bin, Lezgiler 466 bin, Dargılar 365 bin, Kumuklar 282 bin, Laklar 118 bin, Tabasaranlar 98 bin, Rutullar 20 bin, Tsahurlar 20 bin, Agullar 19 bin kişidir.

Kafkasya halklarının nüfusları ile ilgili bilgilerimiz 1989 yılında Sovyet döneminde yapılan resmi nüfus sayımı sonuçlarına dayanmaktadır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan Kafkasya halklarının son nüfusları ile ilgili kesin bilgiler mevcut değildir. 1979 ve1989 yıllarına ait nüfus sayımı bilgilerinden yola çıkarak Kafkasya halklarının on yıllık süre içindeki nüfus artış oranlarını hesaplamak mümkündür. Buradan elde edilecek veriler Kafkasya halklarının 1999 yılı tahmini nüfuslarını elde etmemize yardımcı olacaktır. .

Bugün Rusya Federasyonunda yer alan Kafkasyalı milletlerin toplam nüfusu altı milyonu, sahip oldukları toprakların yüzölçümü 300 bin km2’yi bulmaktadır.

Kafkasya’nın Jeopolitik Ve Stratejik Önemi

Kafkasya Rusya için Avrupa ile Orta Asya arasında bir geçiş köprüsü olmasının yanı sıra, Karadeniz ve Hazar denizine kıyısının olması sebebiyle Rusya’nın Karadeniz – Boğazlar - Akdeniz yolu ile Süveyş Kanalına inebilmesine imkân sağlaması yönünden de, Rusya’nın stratejik menfaatleri açısından son derece önemli bir jeopolitik bölgedir.

Kafkasların dağlık coğrafî yapısı bölgede çok az alternatif yolun ve ulaşım ağının bulunmasına imkân sağlamaktadır. Kafkas sıradağları Kafkasya ile Kafkas Ötesini, dolayısıyla Rusya Federasyonu ile Gürcistan ve Azerbaycan’ı birbirinden ayırırken, birbiriyle ilişkili bölgeler arasında direkt ulaşıma imkân vermemektedir. Örneğin birbirine komşu olan Gürcistan’a bağlı Abhazya Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti arasında doğrudan ulaşımı sağlayacak bir karayolu bulunmamaktadır. Kafkasya’dan Kafkas Ötesine sıradağların üzerinden aşarak geçebilen iki karayolundan biri Kuzey Osetya’dan Güney Osetya’ya ulaşımı sağlayan Daryal geçididir. Bu yol Rusya Federasyonu’ndan Gürcistan’ın başkenti Tiflis’e ulaşımı sağlamaktadır. Dağıstan’dan Azerbaycan’a ulaşımı sağlayan Derbend geçidi ile de Rusya ve Kafkasya’dan Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye ulaşmak mümkündür.

Bu durumda Rusya açısından Kafkasya’da deniz taşımacılığının stratejik önemi artmakta ve Karadeniz sahilindeki Abhazya ile Hazar denizi kıyısındaki Dağıstan önem kazanmaktadır.

Rusya’nın hâlihazırda Karadeniz kıyısında küçük bir çıkış noktasının bulunması sebebiyle, Kafkasya’da etnik Rus nüfusunun çoğunlukta olduğu Krasnodar, Rostov ve Stavropol bölgelerinde istikrarlı yapının korunması Rusya’nın menfaatleri açısından önem taşımaktadır. Kafkaslar’da meydana gelebilecek büyük bir etnik çatışma ve savaş hâlinde Rusya’nın Karadeniz’e çıkış noktasını kaybetmesi durumunda, Karadeniz – Boğazlar – Akdeniz - Süveyş kanalı yolu ile sıcak denizlere çıkma imkânı ortadan kalkacak ve Rusya dünya pazarlarına ürün ihracında büyük zararlara ve kayıplara uğrayacaktır. Karadeniz ve Kafkasların özel jeostratejik konumu sebebiyle Rusya’nın Kafkasya’yı ve dolayısıyla Karadeniz’e çıkış noktasını elinde bulundurması ona büyük kolaylık ve imkân yaratmaktadır. Karadeniz’den Hint okyanusuna ulaşmak, Rusya’nın kuzeybatısındaki St. Petersburg limanlarından ulaşmaktan 6 bin kilometre, Uzakdoğu’daki Nahodka limanından ise 8 bin kilometre daha yakındır. Rusya’nın Karadeniz’de, Kafkasya kıyılarında Novorossisk ve Tuapse olmak üzere iki limanı mevcuttur. Her iki limanda da petrol tesisleri yer almaktadır. Eski Sovyetler Birliği döneminin en önemli üç limanından biri olan Novorossisk limanı Tsemesskaya Körfezinde yer almaktadır ve 21-27 metre arasındaki derinliği ile Ukrayna’nın Odessa limanından ya da sığ Baltık limanlarından daha derindir. Daha da önemlisi Novorossisk Bakü’den ve Kazakistan’dan gelen petrol boru hatlarının Karadeniz’e açılma noktasında yer almaktadır (Ruban 1997).

Rusya’nın Kafkasya’daki petrol rezervlerinin % 34’ü Stavropol bölgesinde, % 33’ü Çeçenistan ve İnguş Cumhuriyeti’nde, % 27’si Krasnodar bölgesinde, % 5’i Dağıstan’da ve % 1’i Kabardin-Balkar Cumhuriyeti’nde yer almaktadır. 

Petrol ve doğalgaz rezervleri açısından Kafkasya Rusya için çok fazla önem taşımasa da, Hazar petrollerinin batıya ulaştırılmasında düşünülen muhtemel boru hatlarının üzerinde yer alması sebebiyle Kafkasya Rusya için paha biçilmez değerdedir. Bölgede aynı zamanda petrol rafinerilerinin ve petrokimya tesislerinin yer alması Rusya için stratejik ve ekonomik önem taşımaktadır.

[2] (1) 1994-1996 ve 1999-2000 yılları arasında devam eden Çeçen-Rus savaşı sırasında Çeçenlerin önemli ölçüde nüfus kaybına uğradıkları bilinmektedir. Dolayısıyla Çeçenlerin doğal nüfus artış oranlarına göre tahmin edilen 1999 yılı nüfus tahminlerinin gerçeği yansıtmayacağı, Çeçen nüfusunun bugün bir milyon kişi civarında olacağı düşünülmelidir

Dr. Ufuk TAVKUL

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı