SSCB’nin yıkımına hazır olmak gerekiyordu. Ve o zaman yeterli derecede güçlü siyasal örgüte sahip olan ve Sovyetlerdeki genel siyasal süreçlerin yönünü doğru olarak tayin edebilen ve bundan yararlanabilen ulus gerçek bir bağımsızlığa kavuşabilirdi.[1]

Zelimhan Yandarbiy
Ulusal bağımsızlığa ulaşmanın en önemli koşulu, yapılacak savaşta Kafkasya’nın işbirliği içinde hareket etmesidir[2].
Seyit-Hasan Ebumüslim

Kafkas Dağlı Halkları Birliği (KDHB), Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu (KDHK), Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK), 1989 Ağustos’undan itibaren Kafkasya’da, Rusya Federasyonu’nda, tüm dünyada ve Kafkas diasporasında büyük ölçüde tanınan, tartışılan “ve yirmi kadar siyasal hareketi bünyesinde toplamış olan etkili”[3] en önemli siyasi-toplum örgütlerinden birisiydi.

Örgütün ortaya çıkışı, Sovyetler Birliği’nde 1985 yılından itibaren başlayan “Yeniden Yapılanma” ve “Açıklık” politikalarının[4] uygulanma süreci ile birebir bağlantılıdır. Bu süreç iki ana yönde gelişmişti.

Birinci yön, ekonomik alandaydı. Ekonomiyi merkeziyetçi-totaliter sistemin zincirlerinden kurtarmak için liberal reformlar yapılıyordu.

İkinci yön ise politik alandaydı. Daha fazla özgürlük ve demokrasi taleplerinin baskısı ile siyasi reformlar yapılmaya başlanmıştı. Politik alandaki bu yeni atmosfer, özgürlük ve bağımsızlık talebiyle, Baltıklardan Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya kadar olan tüm Sovyet Rus nüfuzu altındaki coğrafyada, milliyetçi akımları da harekete geçirdi ve Kafkasya’da da halk hareketleri kurulmaya başlandı[5].

Bu dönemi Musa Şenibe şu şekilde anlatır: “...Kaosa dönüşmeye başlayan bu belirsizlik ortamında (dünya halklarının gelecekteki işbirliğinin ilk örneği olan) tanrısal ‘mutlu halklar ailesi’ ilkelerinin yıkılması ve totaliter sistemin özgürleşmesinin getirdiği taze hava küçük halkları da canlandırdı. Bütün Rusya’da ve çok yoğun olarak Kafkasya’da kendiliğinden ulusal demokratik örgütler ortaya çıkmaya başladı. Doğal olarak bunlar ilk önce, Sovyet egemenliği yıllarında inşa edilen toplumsal-politik sisteme tepki olarak ortaya çıktılar. Bu sistemde devlet ve hukuk kurumları o şekilde işliyor ki, çelişkili olsa da ulusal devlet yapısı halkları tam olarak asimile etmenin başlıca garantisiydi. Gorbaçov döneminde yaşanan çözülme, devletin şiddet politikasının hafiflemesi, yeni ve cazip sloganlar küçük halkların bitkisel hayata girmiş toplumsal organizmasının canlanmasını sağladı. Genel olarak birkaç yıl, Kafkasya koşullarında ise 4-5 yıl içinde halklar güçlü ve otoriter ulusal demokratik örgütlerine sahip oldular. Komünist etnik kıyımcılıkla ezilen ulusal kimliğin, dilin kültürün ve manevi değerlerin yeniden ihyasıyla ilgili sorunları cesaretle ortaya koydular. Bu örgütler halklarının entelektüel kesiminin önemli bir bölümünü, gençliği, üniversite öğrencilerini, ulusal intelijensiyayı arkalarına alabildiler. Monolitik totaliter sistem onlar tarafından şiddetle sarsıldı ve bazı yerlerinde gedikler açıldı. Milliyetçi rengiyle sivil toplum örgütlenmesi süreci başladı...” [6]

Bu süreçte, Kuzey Kafkasya’daki halk hareketlerinin[7] en önemlileri, Adige Xase[8], Aydgılara[9] ve Bart[10] örgütleridir. Bu örgütler öncelikli olarak kendi bölgelerindeki ulusal problemlere yöneldiler ve buna bağlı olarak da bölgelerinin nomenklaturalarına karşı mücadeleye giriştiler.

Kafkas Dağlı Halkları Birliği (KDHB)’nin kurulması düşüncesi ilk olarak Abhaz halk hareketi “Aydgılara”dan çıktı. “...Abhaz ulusal hareketi “Aydgılara”nın liderleri, 1989 Temmuz’unda ‘üniversite savaşı[11]’ sırasında Abhazlara yardıma koşan Çeçen ve Kabardey ulusal hareketlerinin üyelerine, Aydgılara temsilcileriyle bir görüşme yapılmasını ve ortaya çıkan problemlerin, Kafkasya’daki antlaşmazlıkların ve çatışmaların çözümünde ortak gayretlerin birleştirilmesi için tek bir örgüt kurulmasını teklif etti. İnisiyatif grubu, (bunlardan özellikle Abhaz Genadi Alamiya, Oleg Domeniya, Çeçen Mahradzin Kottoyev’in üstün hizmetleri vardır) kısa sürede Abhaz, Çeçen, Kabardey, Abaza, İnguş, Çerkes, Adige bölgelerinin ulusal hareketlerinin temsilcileriyle bir görüşme sağlamayı başardı...” [12]

Örgütün kuruluş aşamasını Musa Şenibe’de şu şekilde aktarmaktadır:“...Konfederasyonun doğuşuna gelince, ben Kabardey Derneği'nde 2. başkanlık görevini yürütüyordum, yıl 1989, mevsim yazdı. Hem biraz din­lenmek, hem de bazı yazılarımı dinç kafayla ta­mamlamak amacıyla sanatoryumun birinde biraz gözden ırak bir yerde çalışıyordum ki, bir gün kapım çalındı, çıktım: karşımda Rostov'da 6 yıl bera­ber okuduğumuz, 20 yıldır görüşmediğimiz arkadaşım Kattoyev Mahradzin. Hemen kucaklaştık. Kı­sa bir hasbihalden sonra “Abhazya'da olup biten­leri duydun mu?” dedi. Ben de “Biliyorum, gençle­ri gönderdik haber bekliyoruz” dedim. Dostum Mahradzin Çeçendi. O da hukukçuydu. “Abhaz­ya'da toplandık, bu meseleye el atmazsak kötü şeyler olabilir. Destek vermeliyiz Abhazlara. Kaf­kas halkları bir araya gelip yardımcı olmazsak bu işlerin önü alınmaz. Bu yüzden orada büyük bir kongre tertiplemek için gerekli evrakları hazırladık” dedi. “Tamam, ben de derhal Kabardey Derneğinde mevzuu müzakere ettirir, bir sonuca varırız” dedim. Ve hemen derneği toplantıya çağırdım, mevzuu açtım. Karşı çıkanlar olduysa da, ben ısrarla gitmemiz gerektiğini savundum. Bir grup genç de bana destek vererek “biz gitmek istiyoruz” dediler ve o gönüllü genç grubun başında sadece ben vardım. Tam 7 Kafkas halkı Sohum’da toplandık. Abhazlar, Abazalar, Adigeler, İnguşlar, Kabardeyler, Çerkesler (Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’ndeki Kabardeyler), Çeçenler. (Diğer Kafkas halkları sonraki kongrelere katıldılar)...” [13]

Kafkas Dağlı Halklar Birliği 25-26 Ağustos 1989 tarihinde Abhazya Cumhuriyeti’nin başkenti Akua (Sohum)’da, 7 Kafkas halkı temsilcilerinin ortak kararıyla kuruldu.

KDHB’nin Kafkas dünyası için önemini Zelimhan Yandarbiy şöyle açıklar: “... Kafkasya Dağlı Halklar Asamblesi’nin oluşumu, önemli bir tarihsel bir başlangıç ve Kafkasya’nın ulusal kurtuluş mücadelesi tarihinin yeni bir sayfasıydı...”[14]

“Kafkas Dağlı Halkları Birliği”nin üç temel işlevi vardı. Kafkas halkları arasında ekonomik, sosyal, kültürel işbirliğini pekiştirmek; Kafkas halkları arasında olası anlaşmazlıkları barış yoluyla çözüme ulaştırmak, dış saldırıya karşı ortak savunma sistemi geliştirmek.[15]

90’lı yılların başında esen değişim rüzgârları etkisini göstermekte gecikmedi. Çürüyen Sovyet ideolojisi tarihin derinliklerine gömülürken sağ-sol kampların SSCB’ye endeksli soyut Kafkasya tezlerini de beraberinde götürdü. Çöküşle eş zamanlı olarak eski Sovyet coğrafyasında ortaya çıkan bağımsızlık hareketleri, Kafkasya’da da etkisini gösterdi.

Kafkasya’daki son gelişmeler, “Birlik, Dayanışma ve Özgürlük” hareketini yeniden hızlandırdı. 14 Ekim 1990’da Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Psıguven (Nalçik)’de yapılan 2. Kongrede alınan kararlarla birlik daha da güçlendi ve etki alanını genişletti.

Çeçenistan’ın Rusya Federasyonu’ndan ayrılması ve bağımsızlığını ilan etmesi, birlik ve bağımsızlık hareketine ivme kattı. 1-2 Kasım 1991’de yine Abhazya’nın başkenti Akua (Sohum)’da toplanan 3. Kongre kendisini, 1917 ve 1918’deki tarihi 1. ve 2. Kongrelerin[16] devamı sayarak “Kafkas Halkları Konfederasyonu”nu kurdu.[17]

Bu kongre sonucunda, Kafkasya Parlamentosu ve bu çatı altında çalışacak çeşitli alt komisyonlar oluşturuldu. 3. kongre aldığı tarihi kararlarla geleceğin “Birleşik Kafkasya Konfederasyonu”nun temelini attı.

Kasım 1991’deki Çeçenistan-Rusya krizinde ve Mayıs 1992’deki Abhazya-Gürcistan krizinde, Konfederasyon caydırıcı gücünü kullanarak savaşı önlendi. Gürcistan’dan gördüğü şovenist baskılara daha fazla dayanamayan Abhazya, 23 Temmuz 1992’de Gürcistan’dan ayrıldı ve bağımsızlığını ilan etti.

Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun etkisinin ve gücünün bölgede doruğa çıkması, Rusya’yı oldukça ürkütüyordu. Birliğin merkezi Abhazya’yı etkisiz hale getirmek için, şoven Gürcü yönetimi kışkırtıldı ve Gürcistan Abhazya’ya saldırdı. 14 Ağustos 1992’de gerçekleşen bu işgal sonucunda “Kafkas Halkları Konfederasyonu”, bütün Kafkas Cumhuriyetlerinde seferberlik ilan ederek gönüllü birlikler oluşturdu. Konfederasyon’un askeri birlikleri, Abhazya’nın düşman işgalinden kurtulmasında başrolü oynadılar.[18]

Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun Abhazya’daki başarısı Rusya’yı daha da telaşlandırdı. Moskova tüm gücü ile yeni bir planını uygulamaya başladı. Bu sefer hedef Konfederasyon’un yönetimi, Kafkas cumhuriyetlerindeki kadroları ve Konfederasyon’un lokomotifi durumundaki Çeçenistan yönetimi idi.

Abhazya-Gürcistan savaşı sırasında iyice deşifre olan kadrolar Rus istihbaratı tarafından etkisiz hale getirildiler, çalışma alanları ve güçleri yok edildi. Dönem içinde Konfederasyon yönetimine ve kadrolarına sızan Rus yanlıları aktif hale geçtiler.

Bu ön hazırlıktan sonra Rusya 11 Aralık 1994’de Çeçenistan’a saldırdı. Çeçenistan iki yıl süren direnişten sonra Rus birliklerini topraklarından söküp attı ama Konfederasyon hareketi, bu süreç içinde derin bir yara aldı. Bu dönemde Konfederasyon, Abhazya-Gürcistan savaşında olduğu gibi aktif davranamadı. Güç ve prestij kaybetti.

Konfederasyon’un, Çeçenistan’ın bağımsızlık mücadelesine verdiği cılız destek ve örgüt yönetiminin birlik ve bağımsızlık düşüncesindeki derin sapmaları örgütü tamamen etkisizleştirdi.

Konfederasyon’un ikinci başkanı Yusuf Soslanbek’in 26 Temmuz 2000 tarihinde Moskova’da bir suikastle öldürülmesi sonucu örgüt tamamen dağıldı.

[1] Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandarbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 16. Ank. 1996.
[2] a.g.e., s: 72.
[3] a.g.e., s: 73.
[4] 1985 yılında devlet başkanı Gorbacov’un önderliğinde, sembolik içki aleyhtarı bir kampanya ile başlayan, devleti yeniden yapılandırma ve açıklık politikaları(Glasnost ve Prestroika), Sovyet rejimini ıslah etmek amacını taşıyordu. Ama süreç sonunda Sovyetler Birliği dağılmak zorunda kaldı. Daha geniş bilgi için bkz: 1. Darbeden Sonra SSCB’de politika, Roy Medvedev, Birikim Dergisi, sayı: 35, s: 51-57, İstanbul 1992. 2. Türkiye Günlüğü Dergisi, (Ankara 1989), Sayı:7’de, dönemin en önemli politik gelişmesi olan SSCB’nin çöküşü sürecini “Ekim İhtilalinden Glasnost ve Perestroika’ya... Sosyalizmin Büyük Dönemeci” adlı kapak başlığının altında çeşitli makalelerle, detaylarıyla ele almıştı ; Sosyalizm, Demokrasi, Milliyetçilik, Taha Akyol, s: 4-18, Prestroika! Nereden Nereye... ve Türkiye Solu, Mehmet Ali Aybar, s: 19-21, Sovyet Devriminin Nüfuz Kağıdı, Mehmet Ali Kılıçbay, s: 34-39, Prestroika’nın Sosyal Anatomisi, Vedat Bilgin, s: 40-42, İçi Değil Dışa Dönük, Mahir Kaynak, s: 43-44, Her geçen gün eski Bolşevik modele dönülmesi ihtimalini azaltıyor, Yahya S. Tezel, s: 45-51.
[5] Bu dönemde ortaya çıkan ulusal halk hareketleri “ortadoks politik sistem”e karşı tepki olarak kuruldu. Çıkışlarındaki keskinliğe ve sert üsluba rağmen sistem onları yumuşak bir şekilde karşıladı ve aynı zamanda “çizgi dışına çıkmalarını önlemek” ve varolan “sistemin onarılması ve yeniden işlerlik kazanmasında” kullanmak amacıyla sık bir kontrol altına aldı. Zelimhan Yandarbiy “Bağımsızlığın Eşiğinde” adlı kitabında Moskova’daki “Daymokh” (Anavatan) Derneği Kongresi’ni anlatırken bu realiteyi de çarpıcı bir şekilde açıklar: “...Açıkçasını söylemek gerekirse, bu konuşma iki amaçla yapılıyordu: Diyalektik özüyle Vaynahlar için Moskova’nın çekiciliğini açıklamak ve toplantının siyasi içyüzünü KGB’nin her şeyi gören gözlerinden kaçırmak. KGB’nin “üzerimize atlamaya hazır” olarak beklediğini biliyorduk. Onlar da bunu zaten saklamıyorlardı. Üstelik onlardan birisi, MSM (Moskova Suç Masası) temsilcisi kadrosunda, onaların “çalışma arkadaşı” olarak resmen aramızda bulunuyordu...” Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandanbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 14. Ank. 1996. İslam Said’de, çoğu örgütlenmelerin Moskova’nın doğrudan inisiyatifi ile kurulduğunu iddia eder ve buna örnek olarak da “Halk Cepheleri”ni gösterir: “...KGB Halk Cepheleri organize edip bu Halk Cepheleri aracılığıyla Sovyet rejiminden hoşlanmayan insanları belirlemeye başladı. Sovyet gizli örgütü Kafkasya'da suni etnik anlaşmazlıkları çıkartmaya özen gösteriyordu. Bu anlaşmazlıkları körükleyen KGB dağ halklarının ihtirasları ve milli geleneklerini kullanmaya çalışıyordu...” “...KGB Çeçen milleti içinde Sovyet yani Rus rejimi karşıt güçleri belirlenmesi için bir yöntem kullandı. Görünüşte basit bir yöntem idi. 1990 yılında Körfez Krizi patlak verdi. Irak Kuveyt'i işgal etti ve körfezde ABD müdahalesi söz konusu oldu. KGB'nin talimatına uyarak Halk Cephesi Çeçenistan başkenti Grozni'de Irak halkının yardıma koşmak isteyen gönüllüleri çağırmaya başladı. Çeçenler bu gönüllü birliklerinde herkesin gözü önünde Grozni merkez meydanında kayıt olurken, KGB da böylece aktif Çeçen Müslümanları ve savaşacak gücünde olanları tespit etti...” “...Sonuçta sadece bir hafta boyunca Irak'a gitmeleri için gönüllü birliklere yazdırılan Çeçenlerin sayısı 12 bin kişiye ulaştı. Çeçenler Kardeş Müslüman Irak halkına yardım etmek için samimi bir şekilde gönüllü birliklere kayıt olurken KGB’de kendi planını yerine getirdi ve aktif Çeçenleri fişledi...” “...KGB bu gönüllü kayıt işlemlerinden kendisi için bir ders çıkardı. Demek ki Çeçenler akıllarını başlarına toplamadılar ve yine isyan peşinde idiler...” Çeçenistan Gerçeği, İslam Said. Yay. Haz.: Zelimhan Arslangere. CIBE Kafkas Enformasyon Bürosu, s: 53-54. İst. 2002.
[6] Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Musa Y. Şenibe, Nart Yayıncılık, s: 28, İstanbul 1997.
[7] Halk Cephelerinin kuruluşu ile ilgili bilgiler: 1. Çeçen İnguş Halk Cephesi. Kuruluş: 17 Mayıs 1989. Başkanı : H.A. Bisultanov. (Kuzey Kafkasya Dergisi Unutulan Gerçekler. Tamerlen Kunta, Sayı:74-75 İst. 1989. - Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandanbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 11. Ank. 1996.)
[8] Kabardey (Nalçik) Adige Xase, 1985 yılında Musa Şenibe’nin önderliğinde kuruldu.
[9]
[10] Bart, 1989 yılının Temmuz ayı sonunda kuruldu. Çeçenistan’ın bağımsızlığı mücadelesinin lokomotifi durumundaki “Bart” (birlik) örgütü, ülkenin ilk siyasal gruplarındandır. (Çeçenistan’ın ilk toplumsal-siyasal hareketi, 1987’de kurulan “Kafkasya” derneğidir. Bu dernekten “Yeniden Yapılanma Yardım Birliği”, “Halk Cephesi” vd. doğdu.) Kurucuları arasında Zelimhan Yandarbiy, Seyit Hasan Ebumüslim, İsa Arsemik, Musa Temiş, Bek Mecid, Mahradzin Katto, Lema Usman, Movladi Udug’unda bulunduğu örgüt öncelikli olarak Litvanya’da (Riga) bir gazete çıkardı. Bart, Kafkasya Dağlı Halkları Birliği’nin (25-26 Ağustos 1989), Moskova’da Daymohk (Anavatan) Derneği’nin ve Vayhakh Demokratik Partisi’nin (18 Şubat 1990) kuruluşlarında aktif olarak yer aldı. Daha geniş bilgi için bkz: Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandarbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 8-23. Ank. 1996.
[11] “üniversite savaşı”, 1989 yılı Temmuz’unda yapıldı. Gürcistan Yönetimi’nin Akua (Sohum)’daki Abhaz Üniversitesi’ni kapatarak Tiflis Üniversitesi’nin bir bölümü haline getirmesi üzerine olaylar çıktı. Abhazların çeşitli mitinglerle ve toplantılarla yaptıkları protesto eylemlerine karşılık Gürcistan yönetimin önceden hazırladığı 40 bin kişilik milis birliği ile Abhazya’ya saldırdı. Abhazlar diğer Kafkas Cumhuriyetlerinden gelen gönüllülerin de yardımıyla Gürcüleri püskürtüler. Daha geniş bilgi için bkz: Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Musa Y. Şenibe, Nart Yayıncılık, s: 31, İstanbul 1997., Abhazya’da Neler Oluyor, S. E. Berzeg, Kafkasya Gerçeği Dergisi, Sayı: 2, s: 9, 1990, Samsun., Abhazya’da Birşeyler Oluyor, Yismeyl Özdemir, Kafdağı Dergisi, Sayı: 31-32, s: ..., 1989, Ankara., Apsını Kapşı Gazetesi’nden : 24 Mart 1989, Karar. (Çev: Kutelya Erol Kılıç-Yismeyl Özdemir.) Kafdağı Dergisi, Sayı: 33-36, 1990 Ankara., Abhazya Devlet Üniversitesi’nin Haklarını Savunma Komitesi’nin Bildirisi. Kafdağı Dergisi, Sayı: 37-40, 1990 Ankara, Abhazlar Ne İstiyorlar. Y.G.Argun, “Aydgılara” (Dayanışma) dergisinden çev: Suktar Hayri Ersoy. Kuzey Kafkasya Dergisi, Sayı: 76-77-78, 1990 İstanbul, Çağrı, 24 Mart 1989, Apsını Kapşı Gazetesi’nden, Sürgündeki Kafkasya, İstanbul KKD Organı, Sayı: 1, 1990 İstanbul,
[12] Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Musa Y. Şenibe, Nart Yayıncılık, s: 33-34, İstanbul 1997.
[13] Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu Onursal Başkanı Musa Şenibe İle Röportaj (Ağustos 1996), Erdal Özden. Kafkas Vakfı Bülteni, Nisan 2002, Sayı: 11, s. 23.
[14] Bağımsızlığın Eşiğinde, Zelimhan Yandarbiy. Çev: Prof. Dr. Ö. Aydın Süer. Çeçen Kaf. Kül. ve Day. Der. s: 71-74. Ank. 1996.
[15] Kuzey Kafkasya Dergisi, Kuzey Kafkasyalılar Kültür Derneği Yayın Organı, sayı:68 , s: 11-13, İstanbul 1990.
[16] I. Kongre; 1-9 Mayıs 1917 tarihleri arasında Vladikafkas (Terekkale)’da, II. Kongre’de 18 Eylül 1917’de Andi‘de toplandı.
[17] Kafkasya Dağlı Halkları Konfederasyonu, Kafkasya Gerçeği Dergisi, sayı: 7, s: 2-4, Samsun 1992
[18] 1. Bu dönem ile ilgili geniş bilgi için bakınız. 1. Kafkasya Gerçeği Dergisi, tüm sayılar, Samsun 1990-1993. 2. Yedi Yıldız Dergisi, tüm sayılar, İstanbul 1994-1995.

Enver Paşa İstanbul’dan Türkistan’a kadar olan büyük Turan İmpararorluğu’nu hayal etmekteydi. Bunu gerçekleştirmek için orta yerde bulunan Kafkasya’nın ele geçirilmesi gerekiyordu ve Enver Paşa bu amaç için oraya büyük kuvvetler gönderdi.

Kafkasya’ya 1916’da gönderdiği 100.000 askerin büyük bölümünü açlık ve soğuk yüzünden, geri kalanları da Ruslarla girdiği savaşlarda kaybetti. Dolayısıyla hiç bir sonuç alde edemedi. 1917 yılı Enver Paşa’nın hayallerinin gerçekleşmesi için yeni bir fırsat ortaya çıktı.

Rusya’da 1917 ihtilali patlak verince Kafkasya’yı ele geçirmenin ilk adımı olarak Osmanlılar Batum'u işgal ettiler. Almanlar da aynı amaç için Tiflis'i işgal etti. Gürcülere bir devlet kurmaları için yardım eden Almanlar doğuya gidebilmek için Berlin ile Afganistan arasında bir köprü olarak Tiflis’i başlangıç noktası haline getirmek istiyorlardı.

İngilizlerin Irak'ı işgali ile Almanların planı suya düştü. Bu durum karşısında planlarını değiştiren Almanlar yolu değiştirdiler ancak Almanların yenilgisi ile bu plan da gerçekleşmedi. Ortadoğu’da bir imparatorluk kurmayı başaran İngilizler Kafkasya’ya bir ordu gönderdiler. Bu ordu Bolşevikleri kafkasya’dan uzaklaştırmayı amaçlıyordu. Tek amaç zengin petrol yataklarını ele geçirmekti. Hindistana giden yolların başlangıç noktaları olan Mısır, İran, Suriye ve Irak'ı ellerinde tutan İngilizler bir dünya imparatorluğu için iyi bir başlangıç yapmıştı. 

Yeni Sovyet devletinin, Çarlık Rusyası’nın egemenliği altında bulunan yerleri işgal etmeye başlaması İngilizlerin dünya imparatoluğu hayallerine darbe vurmuştu. Yeni Sovyet devleti Büyük Petro’nun amaçlarını yeni ekonomik ve sosyal temeller üzerinde gerçekleştirmek için her türlü çabayı gösteriyordu. Bunu üzerine İngilizlerin elinde yalnız Filistin ve Irak kaldı.

17 Ekim 1917’deki Bolşevik ihtilali Çarlığın sonu, bir çok esir ulusun çarlık hapihanesinden kurtulacağının da bir sinyaliydi. Finlandiya,Baltık Devletleri, Polonya, Ukrayna, Gürcistan ve Ermenistan gibi bir çok devlet ile birlikte Kuzey Kafkasyalılar da bağımsızlıklarına kavuştular. 

11 Mayıs 1918’de Abdülmecit Çermoy başkanlığında cumhuriyetlerini kurdular. 54 yıldan beri ellerinden alınan bağımsızlıklarına kavuştular. Bolşevikler bu yeni kurulan devleti ilk tanıyanlar oldular. Kafkasyalıların isteği üzerine Osmanlı devleti Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasında "İslam Ordusu" adı altında bir orduyu Kafkasya’ya gönderdi. Daha sonra Yusuf İzzet Paşa, İsmail Berkok gibi yüksek rütbeli subayların da bulunduğu ikinci bir ordu daha gönderildi.

Bu subaylar Kafkasya’da ulusal bir ordu kurma görevini de üzerlerine aldılar. Süleyman İzzet Tsey komutasındaki 15.tugay kısa sürede Bakü’yü ele geçirdi. 6 Eylül 1918 de yaptığı şiddetli çarpışmalardan sonra Derbent ve Petrowsk arasında kalan bölgeyi Ruslardan temizledi, ancak bu başarılı harekat Mondros mütarekesinin imzalanması ile Osmanlılar tarafından durduruldu ve Osmanlı ordusu Kafkasya’yı terketti. Osmanlı yardımı ile kurulan Kafkas Ulusal Ordusu yalnız kaldı.

Çerkesler ve diğer Kuzey Kafkasyalılar Bolşeviklere karşı savaştılar. 11 Kasım 1919 da iki taraf arasında antlaşma yapıldı. Tam bu sırada Beyaz Rusların başında olan general Denikin ortaya çıktı. Kafkasya Cumhuriyeti İngilizler aracılığı ile Denikin le bir anlaşma yaptı; bu anlaşmaya göre Avrupa’nın yardımı ile kuzey Kafkasya’da Bolşeviklere karşı bir gönüllü ordu kurulacaktı.

General Denikin bu ordunun kurulması için uğraşırken Kafkasya hükümeti Bolşevikler ile yeniden savaşa tutuştu. Savaş İnguş Ordusu’nun, işgalcileri Vladikafkastan temizlediği tarih olan Ocak 1920’ye kadar devam etti. İngiltere Kuzey Kafkas Cumhuriyetini bazı şartlar altında tanıyacağını ileri sürüyordu. Herşeyden önce kuzey kafksyanın osmanlı ile olan ilişkilerinin kesilmesi, memleketin Denikin kuvvetlerine açık olmasını istiyordu. Kuzey kafkasya önce bu şartlara yanaşmadı, daha sonra şartları kabul ettiler.

Fakat çok büyük bir hata işlediklerini sonradan farkettiler. Zira denikin Kuzey kafkasya cumhuriyetini ortadan kaldırmak için harekete geçmişti. Oyuna getirilen kuzey kafkasyalılar bunu protesto etmekten başka hiç bir şey yapamadılar fakat Batılılar bu feryatlara kulaklarını tıkadılar, hatta protestoyu kendilerine karşı bir hareket olarak değerlendirdiler. Batı kuvvetlerinin desteği ile denikin terek nehrinden karadenize kadar olan bölgeyi işgal etti.

O Kafkasya da kurulan bağımsız devletleri ruslardan bolşeviklerden daha tehlikeli buluyor ve tüm gücü ile onlara saldırıyordu. Kafkasyanın bağımsızlığı fikri ilk olarak Çerkes Teavün Cemiyeti tarafından ortaya atıldı. Çerkes teavün cemiyeti osmanlı devletinden yardım istedi ve bu istek üzerine Mareşal Fuat paşa başkanlığında, gürcü prensi mihaelli togridze, Prof Aziz Meker, İsa Ruhi Paşa ve Azeri Salim Behbudoff tan oluşan bir organizasyon kuruldu. Belirli bir süre sonra organizasyonun Kuzey Kafkasyalı üyeleri dışında diğerleri ayrıldı.Turan imparatorluğunun gerçekleşmesi bu organizasyonun başarısı ile biraz daha kolaylaşacağı için osmanlı devleti bu organizasyonu destekliyor ve himaye ediyordu.

Ne yazık ki ingilizlerle ve denikinle anlaşmaları sonucu kendilerini ilk tanıyan devlet olmasına rağmen bolşeviklerile de savaşmak zorunda kaldılar ve iki cephede savaşmak zorunda kalan Kafkasya Cumhuriyeti komünist rusların işgalinden kurtulamadı...

Bir çok eski yayında 11 mayıs 1918 de bir "Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti" kurulduğu, kasım 1918 de Dağıstan'ın Osmanlı güçleri ve Osmanlı korumasındaki Kuzey Kafkas birliklerince ele geçirildiği, 30 ekim 1918 de imzalanan Mondros mütarekesinin Dağıstan'a geç (Kasım 1918) ulaştığı, sonra Dağıstanın osmanlılarca boşaltıldığı, dolayısıyla tek başına kalan bu bölgenin sovyetlerce işgal edildiği ve Cumhuriyetin yıkıldığı yazılmaktadır. 

Oysa gerçek durum şu şekildedir : 1917 Ekim devrimini tanımayan Kuzey Kafkasyalı güçler, 1 aralık 1917 de Kuban ve Don bölge hükümetleri ile birlikte güneydoğu birliğini oluşturan Terek-Dağıstan bölge hükümetini kurdular.

Mart 1918 de Asi güneydoğu birliği hükümeti ile bunlara bağlı üç bölge hükümeti Sovyetlerce ortadan kaldırıldı.

Terek-Dağıstan hükümeti başkanı Tapa Çermoyev (sonraki adı ile Abdülmecit Çermoy) Osmanlı desteği ile 11 mayıs 1918 de Kuzey Kafkasya cumhuriyeti adı altında bağımsızlık ilan etti. 

Osmanlı güçleri korumasında Dağıstan'a dönen Çermoyev hükümeti,Osmanlılar çekildikten sonra yerini Pşimaho Kosok ve M.Halilov hükümetlerine bıraktı. 
Bu arada İngilizler o sıralar kurulmuş olan General denikin'in Beyaz ordusuna, Sovyetlere karşı mücadelede yandaş bağımsız bir güç olarak benimsetmek istediler. Fakat Denikin Bu bağımsız güç teklifini kabul etmedi. Bunun üzerine M.Halilov hükümeti General Denikin'e katıldı. M.Halilov General Denikin'in Dağıstan valisi oldu.Kuzey Kafkasya ordu birlikleri ise Sovyetler'e karşı savaştırılmak üzere Denikin'in emrinde kuzey cephesine gönderildi. 

Durum böyle iken hala bazı derneklerce anma günleri düzenlenmesi, İşbirlikçiliğe övgü niteliği taşıdığından üzüntü vericidir. Bu Konuda bilinçli yada bilinçsiz yazılar yazılmaktadır.

Fakat öncelikle belitmeliyim ki Sovyetler veya başka,her devlet eleştirilebilir ve hiç bir şey için bilimsel anlamda eleştiri dışı dokunulmazlık düşünülemez, fakat Eleştiriler de bilimsel ve gerçekçi olmak zorundadır.

Buna göre Daha yukarıda açıklandığı gibi T. Çermoyev ve izleyicilerinin ilkin beyaz orducu Güneydoğu birliğine katıldığı,ardından osmanlılara sığınıp onlarla birlikte hareket ettikleri,Osmanlılar çekilince de Bağımsızlıklarını savunacakları yerde ,yeniden kurulan Beyaz orducu Denikin birliklerine katıldıkları görülmektedir. ( Daha sonra bu kişiler ve izleyicileri Hitler faşizmi ve emperyalist servisler hizmetinde çalıştılar.)

Çermoyev ve izleyicilerinin hareketi bazılarının belirttiği gibi halkın tümüne değil sadece belirli bir azınlık kesimine dayanan Devrim karşıtı ve Anti sovyetik olmaktan öteye pek fazla bir şey ifade etmediği gibi en önemli ve unutulmaması gereken nokta Bağımsızlıklarını kendi elleriyle teslim etmiş olmalarıdır.
Buna karşılık aynı dönem içinde Celal Korkmazov (Dağıstan), Betal Kalmık (Kaberdey) , Şıhangeriy Hakurat (Adigey) gibi başarılı halk önderleri de vardır... 

Şevket Mufti ( Habjokue )

Rus İmparatorluğu’nun Kafkasya’yı istilası ve bolşevik yönetimin kurulması arasında Kuzey Kafkasyalılar mecburi askerlik hizmetine tabi olmamasına rağmen, savaş süresince cepheye Kafkasya’dan gönüllü birlikler gönderildi. Kafkasyalılar 1905 Japon-Rus savaşında bir alay ve I. Dünya Savaşı’nda ise her Kafkas unsurunun bir alay düzeyinde katıldığı bir tümen oluşturmuşlardı. Dağıstan, Kabardey, Çeçen, Çerkes, İnguş ve Tatarların teşkil ettiği altı alaydan meydana gelen bu kuvvet "Kafkas Süvari Tümeni" olarak adlandırıldı. Tümenin komutası, General Bagration atanıncaya kadar, Çarın kardeşi Mikhail Alexandroviç’de idi. Son komutan ise General Polovtsev olacaktı. 

1917 devrimi sonrasında Bolşevik ajanlar müttefiklerine ihanet anlamına gelen Almanlar ile münferit bir barış imzalama düşüncesiyle savaş yorgunu askerleri de kışkırtarak Rus ordusunu dağıtmaya başladı. Ancak Kafkas Süvari Tümeni devrim öncesinde sahip olduğu disiplini korumayı başardı. Bolşeviklerin çevirdiği entrikalarla ordunun önemli bölümünün disiplini tamamen yok oldu ise de; eski gelenekleri çerçevesinde emir komuta zincirine ve disipline bağlı Kuzey Kafkasyalılar üzerinde amaçlarına ulaşamadılar. 

General Krimov’un kolordularına bağlı Kafkas Süvari Tümeni (geçici hükümetin talimatıyla) cepheden çağrılarak düzeni yeniden sağlamak üzere Petrograd’a gönderildi. Kuvvetler Petrograd’a yaklaştıkça şehre girişi engellemek için Bolşevik tahriki artırmıştı. Tümenin ilerlememesi için trenlere lokomotif verilmesi engellendi, raylar sökülüp vagonlar bombalandıysa da yaya olarak yola devam edildi. Kuvvetler Dno ve Vyritsa kasabalarının yakınında kamp kurarak Geçici Hükümetin Petrograd’a giriş için vereceği son talimatı bekliyordu. Ancak hiçbir talimat verilmedi. Bir süre sonra da Kuzey Kafkasya temsilcileri ve Rusya Müslümanları Komitesi’nin üyeleri, Geçici Hükümetin tümeni Kafkasya’ya göndermeye karar verdiğini bildirdi. 

1917 Ağustosunda tüm alaylar kendi yurtlarına geri gönderildi. Çerkes Alayı da soydaşlarının düzenlediği zafer kutlamalarıyla Yekaterinodar’a ulaştı. Alayın kurmayları ve I. Süvari Taburu şehirde kalırken, diğer kuvvetler kendi bölgelerine gönderildi. O dönemde Rusya’dan ayrıldığını ilan eden Kuban, Çerkeslerin ve Kazakların yerel temsilcileri tarafından idare ediliyordu. En üst yönetim organı Kuban Yasama Radası idi ve üyelerinden Kuban Hükümeti teşkil edilmişti. Hükümet başkanlığı Kuban askeri atamanı tarafından yürütülüyordu. O dönemde bu görev General Filimonov’a aitti. 

Kuban Yasama Radası temsilcileri arasında Kasbolat Ulugay, Kuşuk Natırboff, Sultan Şahin Giray, Aytek Namitok, Murat Hatağogu, Şimgokh ve Seferbi Siyukh da bulunuyordu. Bunlar arasından Kuşuk Natırboff Kuban Hükümeti’ne seçildi. 

O dönem Kuban’ında yaşam, örnek gösterilebilecek bir idari demokrasiye sahipti. Kimse yaklaşan felaketin tedirginliğini hissetmedi. Fakat sonunda bolşevik kışkırtıcılar, genellikle aralarında daha rahat çalışma ortamı buldukları toprak sahibi olmayan yabancı unsurların yaşadığı alanlardan bölgeye sızdı. Yekaterinodar’da özellikle Poluyan kardeşler ve çocukları faaliyet halindeydi. Caddeler her gün anarşi ve hükümetin düşürülmesi için bağrışan kalabalık gösterici gruplarıyla doluyordu. 

Şehirde asayişi sağlama görevi, mümkün olduğunca düzeni koruyabilen bir Çerkes Süvari Taburu ve Kuban Muhafız Tümeni’nin iki müfrezesi tarafından yürütülüyordu. Çok geçmeden başlarında subayları bulunmaksızın Türk cephesinden geri çekilen 39. Piyade Tümeni’nin cepheden kaçarak canlarını kurtaran askerlerinin, şehirdeki 2.000 subaydan intikam almak üzere gelmekte olduklarına dair söylentiler duyulmaya başladı. Bu subayların hepsi gelecek için tasalanmadan, akşamları eğlence yerlerini doldurarak, kaygısız bir yaşam sürüyordu. Ancak onları harekete geçiren bir adam ortaya çıkarak hayatlarını kurtardı. Bu onları bir araya getirerek yaklaşan tehlikeyi anlatan ve düşmanı elde silah hazır şekilde karşılamak üzere kendisine katılmaya ikna eden Kaptan Pokrovsky’den başkası değildi. Çerkeslere ait kuvvetler de Pokrovsky’ye katıldı. 

Bu arada askeri düzenle alakası kalmayan bolşevik kuvvetler Novarossisk’den ayrılarak Yekaterinodar’a yaklaşıyordu. Bunlar yağmacı çeteler halinde, karşılarına çıkan herkesi soyuyor ve öldürüyordu. Bolşevik kuvvetlerin şehre ulaşmasına yakın Pokrovsky’nin talimatıyla başlarında iki subay olmak üzere iki Çerkes müfrezesi alelacele saldırıya karşı donatıldı. Bu kuvvetler güneşin doğuşundan hemen önce, iki münferit yağmacı dalgasının önünü keserek silahlarına el koydu. Başarılı operasyon sayesinde Pokrovsky tüm mühimmatı ile beraber 1.500 tüfeğe sahip oldu ve neticede yalnızca kendisine katılan kuvvetleri donatmakla kalmayıp Albay Galaev ve Lisevitsky’nin kuvvetleri için de yeterli silah temin etti. Bolşevik kuvvetlerin başına gelen akibet, kendilerini takip eden yoldaşları tarafından öğrenildi. Bunun üzerine bulundukları trenleri terk ederek hesaplaşmak üzere Yekaterinodar’a ilerlemeye başladılar. Pokrovsky ve Gamlaev yaklaşan yağmacıların önünü kesmek için harekete geçti. Çatışma bir sabah erken saatlerde Ene’de başladı. Birkaç bin kişiden oluşan Kızıl ordu kuvvetleri, bu saldırıda öldürülen Galaev’e bağlı küçük birlik tarafından ele geçirildi. Pokrovsky, Çerkesler ve kendi küçük birliğiyle beraber kızılları kuşatarak arkalarından saldırıya geçti. Beyazların da kayda değer kayıplar vermesine rağmen, düşman tamamen yok edildi ve çok azı kaçmayı başarabildi. Ertesi gün Pokrovsky, kızılların ilk işgal teşebbüsünden şehri kurtaran kişi sıfatıyla coşkuyla karşılanarak Yekaterinodar’a döndü. Elbette herkes bunun geçici olduğunu biliyordu ama yine de özgürlük ortamı içinde, yaşamlarından endişe etmeden bir süre daha ayakta kalacakları için mutluydular.

Çok geçmeden, birliklerine çeki düzen veren kızıllar her taraftan Yekaterinodar’a saldırıya giriştiler. Kuban Atamanı Filimonov, Pokrovsky’yi generalliğe yükselterek şehri savunan kuvvetlerin komutanlığına atadı. İşgale uğrayan kasabalarından kitleler halinde kaçışan sivil Çerkeslerin bulunduğu Tikhoretsk yönünden gelen kızıl saldırıları Çerkes birlikleri tarafından durduruldu. Bolşeviklerin bir kasabayı işgal ettikten sonra, silahsız sivil halkı soyup öldürdüğünü söyleyen mülteciler beyazların safında savaşmak için Pokrovsky’den silah istediler. General Pokrovsky ve küçük birlikleri hiçbir takviye olmaksızın, büyük kayıplar vererek yaklaşık iki ay boyunca Yekaterinodar’ı savundu. 

Pokrovsky en sonunda küçük ordusuyla Don-Kuban yolunu zorladığı söylenen General Kornilov’a katılma düşüncesiyle şehri terk etmeye karar verdi. Yaralıların arabalarla düzenli şekilde Tuhtemkuay ve Şinci kasabalarına çekilmeleri sağlandı. Çerkesler, gönüllülerin bu yaralıları bolşevik teröründen koruma çabalarını görmekten mutluluk duyuyordu. Yüzlerce Çerkes, kızıllara karşı savaşmak üzere Yekaterinodar’dan, yaklaşık 2.000 kişinin bir araya geldiği Vochepshchi kasabasına yönelirken, Pokrovsky ve birliği Kaluzhenskaya yönünde ilerledi. Bunların yarısına yakını ateşli silahlardan yoksundu, yaşlıların elinde ise eski çakmaklı tüfekler vardı. Albay Sultan Krımgirey Çerkeslerin dağılmasını önlemek üzere Vochepshchi’ye geldiğinde beyaz kuvvetler henüz kızıllara karşı koyacak yeterli güce sahip değildi ve çok geçmeden geri çekilmeleri kaçınılmazdı. Akabinde de kızıllar Çerkesleri bir saldırıda tamamen yok edeceklerdi. Sultan Krımgirey’in anlattıklarının Çerkesler üzerinde hiçbir etkisi olmadı. Albay sözlerinin dikkate alınmamasına içerleyerek Çerkesleri bırakıp üç kardeşiyle beraber Türkiye’ye gitmeye karar verdi. Fakat kızıllar Goryachy Klyuch yakınlarında ele geçirdikleri Sultan Krımgirey’in kardeşlerini ağaçlara bağlayarak diri diri yaktı.

Vochepshchi civarındaki Çerkesler, iyi donanımlı kuvvetlere karşı büyük zorlukla karşılaşmış ve birkaç gün süren çatışmalarda çok ağır zayiat vermişti. Çerkeslerden oluşan bir kuvvetle rakiplerinin ortasına yönelen süvari yüzbaşısı Kashnitsky kızıllara ait bir piyade taburuna saldırı düzenledi ama, bütünüyle yok edildi. Pokrovsky, Çerkeslere Kaluzhenskaya’yı savunamayacağını bildirdi ve bunu kendisiyle birlikte daha geri hatlara çekilmeyi arzu edenlere iletti. Etrafı kızıllarla kuşatılmış olmasına rağmen bin kadar iyi donanımlı Çerkes de Pokrovsky’ye katıldı. 

Aynı dönemde General Sultan Kılıç Girey Maykop bölgesinden emrindeki birkaç yüz Çerkes ile Pokrovsky’ye ulaşmayı başardı ve altı ay süren Kuban kış seferberliğine katılan gönüllü ordusuyla beraber 1.500 süvariden oluşan Çerkes alayının komutanlığını üstlendi. Pokrovsky’nin etrafındaki çember günden güne daralıyordu ve kurtarılmak için çok az bir umut kalmış gibi görünüyordu. Bu kritik zamanda kızılların arkasından silah sesleri duyuldu ve herkes General Kornilov ile ordusunun çok uzakta olmadığını anladı. Bir anda moraller yükselmişti. Son güçlerini toplayan Çerkesler her cepheden saldırıya geçerek ilk kez General Kornilov’un öncü birlikleriyle buluştu. Pokrovsky’in kuvvetleri Kornilov ile buluşmak için Shendzi’ye gitti. Ertesi gün Kornilov, Pokrovsky ve General Markov’un sorumluluğu altındaki Novodmitrievskaya’daki Kuban hükümeti ile bir görüşme ayarlandı. Markov ve subayları kışın ortasında bellerine kadar suyun içinde nehrin karşı kıyısına geçtiler. Birçok kızılı etkisiz hale getirerek yollarına devam ettiler. Ancak birçok Kızıl Ordu mensubu kasabada gizlenmişti. Ertesi gün Ataman Filimonov başkanlığındaki Kuban Hükümeti üyeleri, Pokrovsky ve Çerkes Alayından bir kuvvetle beraber Kornilov’un karargahının bulunduğu Novodmitrievskaya’ya ulaştılar. Toplantının ortasında kasabada gizlenen kızıllar ortaya çıktıysa da Çerkesler ve bazı subaylar saldırıyı bastırdı. Bu toplantı sırasında Pokrovsky Kuban ordusunun idaresini kendi elinde tutma arzusunu belirtmesine rağmen, General Kornilov iki ordunun da kendi komutası altında birleştirilmesinde ısrar etti. İki ordu birleştirildikten sonra mevcut, yaralı dolu iki bin arabayla beraber beş binin üzerine çıkmıştı.

Kornilov danışmanlarının itirazına rağmen Yekaterinodar’ı geri almaya karar verdi. Çerkesler, gönüllü ordunun geçişinin güvence altına alınması için kızılların bölgesini temizlemek ve Elizeventskaya’ya giden bir yolu zorlamak üzere emir aldılar. Çerkesler görevlerini çok güzel bir örnek teşkil edecek şekilde yerine getirdiler ve Yekaterinodar’ı geri alacak kuvvetlere katılmak üzere ordu karşı kıyıya geçirildi. Şehrin yarısından çoğu beyazların eline geçmişken, çatışmanın kaderi General Kornilov’un kaldığı çiftliğe isabet edip onun ölümüne sebep olan bir top mermisi ile belirlendi. Kornilov’un ölümünden sonra gönüllü ordunun idaresini General Denikin üstlendi ve kuvvetlerini şehirden geri çekti. Akşama doğru gönüllü ordunun düzensiz birlikleri öldürülen Generallerinin cesediyle beraber, cenazeyi toprağa verdikleri Alman kolonisine çekildiler. Mezar yerinin sır olduğu söylenmesine rağmen, Bolşevikler beyazlar bölgeden ayrıldıktan hemen sonra Kornilov’un cesedini mezardan çıkartarak sarhoş kalabalığın aşağılayarak eğlence malzemesi yapacakları Yekaterinodar’a götürdüler. 

Gönüllü Ordu oldukça kritik durumdaydı. Yaralılar Elizavetinskaya ve çok kısa süre sonra Bolşevikler tarafından ele geçirilen Alman kolonisinde bırakıldı. Tamamen kuşatılmış durumdaki bakiye kuvvetler Lise Don’a doğru hareketlendiler ama, kızıllar bunu engellemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Beyazlar özellikle kızıllara ait zırhlı trenlerle kollanan birkaç demiryolu hattını geçmekte oldukça zorlandılar. Gönüllüler Mechetinskaya’yı ele geçirirken, büyük zorlukların üstesinden gelen ve ağır zayiatlar veren Çerkes Alayı Don’a ulaştı ve Egorlykskaya’yı aldı. O dönemde Almanların Rostov’u ele geçirmesi sayesinde beyazlar kurtuldular ve bunun sonucunda aylardan beri ilk defa cephe gerisi bir hatta sahip oldular. Almanlar beyazlara yardım teklif etmelerine rağmen, yüksek komuta kademesi bunu onlarla savaşan müttefiklere karşı ihanet olabileceğini düşünerek geri çevirdiler. 

Gönüllü birimler Don üzerinde yeniden oluşturuldu ve silah sayısının kısıtlı olmasına karşılık mevcutları arttırıldı. Bu sebeple Çerkesler, kızılların silah stoklarının bulunduğu Sosyka kavşağını ele geçirmekle görevlendirildiler. Sosyka en az iki piyade alayı ve birkaç sıra siperle çevriliydi ama, Çerkesler şehri göbekten bir saldırıyla ele geçirerek çok sayıda tüfek, makinalı ve mühimmat elde ettiler. Bir sonraki gün elde ettikleriyle beraber, savaş alanında tek bir yaralı veya ölü bırakmadan Egorlykskaya’ya geri döndüler. Kuban bölgesinden kaçan Kazaklar, bölgeye ilişkin olarak kızıl terör ve Kazaklar’ı Kuzey Kafkasyalıların ayaklanması hakkında bilgiler verdiler. Yeniden düzenlenen gönüllü ordu Kuban’a dönmeye karar verdi. Birbiri ardına meydana gelen büyük çatışmalardan sonra Çerkes Alayı da geri döndü. Çerkesler General Sultan Kılıç Girey, Kuban Kazak Alayı ise General Naumenko’nun komutası altındaydılar. Gecelemek için, kızıllar tarafından kuşatıldıkları Novopokrovskaya’da durdular. Zhloba, Marusya ve diğer Bolşevik müfrezeleri bu alayları Novopokrovskaya’da kuşatma ve imha etme talimatı almışlardı. Kuşatmada başarılıydılar, ancak kesin bir mağlubiyete uğradılar. Çatışma bütün bir gün boyunca devam etti. Beyazların tüm cephanelerini kullandıktan sonra süvari saldırısı yapmaktan başka bir seçenekleri kalmamıştı. Kızılların ancak çok az bir kısmı yaklaşan gecenin sayesinde buğday tarlalarının içinde saklanarak kaçmayı başarabildi. 

Fakat bu zaferin bedeli ucuz değildi. Birçok Çerkes öldürülmüş, subayların tümü de yaralanmıştı. Kızıllar Yekaterinodar’a kadar, özellikle Tikhoretsk, Korenovskya ve Timashevskaya’da çok büyük direnç sergilediler. Çerkes Alayı Kazaklar’la beraber üç gün süren savaştan sonra, kesin başarıyı bir gece süvari saldırısı ile kazanarak Timashevskaya’yı aldılar. Daha sonra fazla direnişle karşılaşmadan kızıllar tarafından kuşatılmış olan Yekaterinodar’a yaklaştılar. 2 Ağustos günü şehire giren Çerkes alayı halk tarafından coşkuyla karşılandı. Civar kasabalardan gelen Çerkesler onlara kızılların birçok kasabayı ortadan kaldıran toplu kıyım, yağma ve aleni ırza geçmelerde bulunduklarını bildirdiler. 28 Şubat - 2 Ağustos arasındaki seferberliği içinde yer alan Çerkes Alayı çok ağır kayıplar verdi. Harekat sonunda 1.500 yetişmiş süvariden geriye sadece 350 kişi kaldı. Diğerleri ya öldürüldü, ya da yaralandı. 

Yekaterinodar’ın düşünden sonra Çerkes Alayı kızılları durmaksızın Tuapse’ye kadar geri çekilmeye zorladı. Bu şehrin de düşmesini takiben alayın Yekaterinodar yakınındaki Pashkovskaya’ya gönderilmesine izin verildi. Çok geçmeden General Sultan Kılıç Girey’e beş alay ve altıncı yedek alaydan bir Çerkes tümeni oluşturması talimatı verildi. Birinci Çerkes Alayı Kuşuk Ulugay komutası altında Kelermesskaya’da oluşturuldu. İkincisi Albay Adrianov komutasında Giaginskaya’da, üçüncüsü Albay Kadir Sultan Girey komutası altında Battalpaşa’da, dört ve beşincisi Albay Tambiev ve Krımşamhalov komutasında yine Battalpaşa’da oluşturuldu. Yedek alay ise, Albay Buchkiev komutasında Armavir’de üslendi. Bütün Çerkesler gönüllü olarak bu alaylara kendilerini kaydettirdiler, en iyi kıyafetlerini giyerek kendi atlarıyla bu alaylara katıldılar.

Oluşum için verilen sürenin dolmasından önce tümen acilen Rusların kayda değer faaliyetler içinde oldukları Battalpaşa ve Vorovskolesskaya bölgelerindeki cepheye çağırıldı. Çerkesler bu güçlü düşmana karşı mücadeleye gitmek zorunda bırakıldığında, kışın ortasında, üzerlerinde vücutlarını ısıtacak kışlık giysileri olmaksızın trenlere bindirildiler. Kızıllar yaklaşık bir hafta kadar yerlerinde tutunabilmiş; daha sonra Kabardey, İnguşya ve Çeçenya üzerinden Terek’e, Prokhladnaya’ya, Mineralnye Vody’ye ve sonra da Grozni’ye doğru çekilmeye başlamıştı. 

Çerkes Tümeni yakın takipte kalarak kızılları her duruşlarında yenilgiye uğrattı. Kabardey’i geçtikten sonra İnguş sınırındaki Akhlov kasabasında durdular. Alınan bilgiye göre, çok sayıda kızıl asker İnguş kasabalarına gizlenmişti. Bu yüzden Çerkeslerin iki birliğine Keskem, Sagoshi ve Psedakh’ı ele geçirmekleri talimatı verildi. Çerkesler kar fırtınası içinde kasabalara üç verst mesafe yaklaştıklarında her yönden İnguşların saldırısına uğradılar. Üslerine dönmeyi başarabilen çok az sayıda askerin dışındakiler rehin alındı. Çerkeslerden on, İnguşlardan ise beş kişi öldü. Ertesi gün olayların hatadan kaynaklandığını belirterek özer dileyen bir İnguş heyeti Akhlov’daki tümeni ziyaret etti. İnguşlar Kazakların saldırısına uğradıklarını düşünmüşlerdi. Sultan Kılıç Girey üstlerinden Çerkeslerin İnguş kardeşlerine karşı savaştırılmamasını istedi ve tümen başka bir cepheye gönderildi. Çerkesler Sleptso yolunu zorladılar. Kızıllar büyük direnişlerine rağmen kasabadan püskürtüldüler. 

Bu dönemde hem Kızıl hem de Beyaz Ordu saflarında tifo salgını baş göstermişti. Salgın, Çerkes tümeninin büyük bir kısmının ölümüne sebep oldu. Her alayda yaklaşık yüz süvari kaldı. Sonuç olarak bütün tümen tek bir alay bünyesinde birleştirilerek Svyatoi Krest’e gönderildi. Çerkesler bu bölgede kızıllara yönelik askeri operasyonlar düzenledikten sonra son kalıntılarının da imha edildiği Maniç’e gönderildiler. Sonunda Çerkes tümeninin tamamı yok oldu. Bu durumda yeni kadroların oluşturulması gerekiyordu. İkinci bir tümen daha oluşturulmasına rağmen, gönüllü ordu çok büyük sıkıntılar çekti. İlk önce Don’a, daha sonra 1919 sonunda Kuban’a kadar genel bir geri çekilme başlattı. 

O dönemde Çerkes Tümeni Stavropol cephesinde savaşıyordu ve ortaya çıkan manzara karşısında Armavir’in tahliyesine himaye etmek için bu şehre kadar geri çekildi. Bu savaş sırasında bütün Çerkesler tarafından sevilen Kanamet Şumanuko öldürüldü ve üçüncü Çerkes Alayının komutanı Albay Kadir Girey ağır şekilde yaralandı. Gönüllü kuvvetler buharlı gemilere binerek Kırım’a geçtikleri yer olan Novorossisk’e çekildiler. Kuban Ordusu ve Çerkes Tümeni Karadeniz sahillerine geriledi. Yolda köylerini terk ederek kaçan birçok Çerkes tümene katıldı. Birçoğu kendilerini Belorechensk’e kadar püskürten bir Bolşevik süvari tümeninin ani saldırısı sırasında Giaginskaya yakınlarında öldürüldü. 

Kuban Ordusu ve Çerkesler, Don kolordusu ile beraber Karadeniz’e ulaşarak kendilerini kabul edeceklerini umdukları Gürcistan’a doğru çekildi. Ancak bolşeviklerin misillemesinden çekinen Gürcüler geçişe izin vermediler. O günlerde Kırım’dan iki adet buharlı gemi gelmişti. Don ve Kuban grupları alelacele gemilere doluştular. 100 bin kişilik ordu ne yapacağını bilmeden öylece sahilde kalakalmıştı. 

Durumun ümitsizliğini kavrayan son Kuban Atamanı General Bukretov, General Morozov’u kızıllarla teslim görüşmeleri yapmak üzere görevlendirdi. Morozov ve harp akademisi yıllarından tanıdığı çarın eski albayı arasında görüşmeler yapıldı. Kızıllar kimsenin ordudan ayrılmaması gerektiğini, aksi takdirde teslimatın kabul edilmeyeceği şartını koştular. Ayrıca bütün talimatlarına uyulduğu takdirde genel af ilan edileceği sözünü verdiler. Bu arada Çerkes Tümeninde moraller gittikçe tükenmekteydi. İçlerinde ne yapılabileceğini bilen kimse yoktu. Kızılların affına inanmadıkları için teslim olmaya çekiniyorlardı ama başka bir çıkış yolu yoktu. 

Sonuçta Çerkes Tümeni de Kuban ordusuyla birlikte teslim olmaya karar verdi. Bunların içinden ancak birkaç yüz kişi zorlukla Gürcistan’a girmeyi ve Batum yoluyla, General Vrangel’in ordusuna katıldıkları yer olan Kırım’a geçmeyi başardı. Bir görgü tanığının ifadesine göre, kızıllar silahlarından arındırılan Çerkesleri yürüterek Kuban’a sevk etmişti. Subaylar ise tutuklanarak Rusya’nın içlerinde bir yerlere götürüldü ama görünürde hiçbir infaz gerçekleşmemişti. Bir süre sonra yalnızca Beyaz ordu askerleri değil, hayatlarında orduya katılmamış insanlar bile tutuklanıp infaz edilmeye başlandı.

Beyaz ordu Novorossisk’e, Kuban ordusu Karadeniz kıyılarına çekildiğinde birçok Çerkes kızıllardan kaçabileceğini ümit ederek Yekaterinodar civarında kalmıştı. Bunlar kendilerini Kırım’a geçebilme umuduyla Novorossisk’e götüren General Ulugay’ın idaresi altında bulunuyordu. 2.000 Çerkes ile beraber Novorossisk’e ulaşan Ulugay’a sadece subayların gemiye alınabileceği, askerler için yeterli yer olmadığı söylenmişti. 

Ulugay bunu kabul etmedi ve rehin alınmış olmasından tereddüt ettiği Çerkes Tümeni ile buluşmayı umarak müfrezesi ile beraber Karadeniz kıyısı boyunca ilerledi. Karadeniz kıyısı üzerindeki Gelencik yakınında silahlarına el koymak isteyen çok sayıda kızıl tarafından yolları kesildi. Çerkesler yolu açmak için saldırıya geçtiler ancak yolun dar olması süvarilere büyük zorluk çıkarttı. Günler boyu süren çarpışmaların ardından Çerkesler ne yapacaklarını bilemedikleri çok sayıda yaralıyla kalakaldılar. Şans eseri bir İngiliz savaş gemisi kıyıya yanaşarak beklenmedik şekilde bütün yaralıları gemiye aldı. Ulugay yolu açmak için sarf edilecek herhangi bir çabanın faydasız olacağını gördüğü için müfrezesini uzun süre kızıllardan saklayabileceği ormanlara girdi. 

Sonuç olarak Ulugay’a bağlı Çerkeslerin çoğu evlerine dağıldılar. Ulugay ancak birkaç yüz kişi ile beraber dağlarda faaliyet gösteren General Khvostikov’un müfrezesine katıldı. General Khvostikov’un müfrezesi Kırım’dan Karadeniz kıyılarına gelen buharlılarla Kırım’a çekildi. Değişik zamanlarda yaklaşık 500 Çerkes Kırım’da General Vrangel’in ordusuna katıldı. Bunların çoğu Feodosia’da üslenen Kaptan Konoplev’in komutası altına girmiş; diğerleri ise değişik yerlere dağılmıştı. Konoplev’in safındaki iki Çerkes birimi Kuban’da hayli ağır kayıp verilen başarısız bir saldırıya katıldılar. Bu taarruzdan dönebilen Çerkesler General Vrangel’in ordusu tasfiye edilene kadar Kırım’da savaşmaya devam ettiler. Kırım’ın tasfiyesi sırasında Çerkesler “Vladimir” buharlısıyla Lemnos adasına taşındılar. Birkaç ay sonra büyük bir çoğunluk topraklarına dönmeden önceki durakları olan Türkiye’ye geçtiler. Aradan yirmi beş yıl geçtikten sonra II. Dünya Savaşında Almanların Kafkaslardan çekilmesi sırasında 1.500 Çerkes Almanlara katıldı. Bu insanlar komünist rejimden ebediyen kaçmak ve özgür insanlar arasında yeni bir hayata başlamak için vatanlarını terk ediyorlardı. Ancak bunların büyük çoğunluğu maalesef müttefikler tarafından zorla geri gönderilmiş ve bolşeviklerin elinde ölüme terk edilmişlerdi. 

Gazeteler kızıllara karşı inançlı bir savaşçı olan General Sultan Kılıç Girey’in Moskova’da asıldığını duyurmuştu. Komünistlerin onunla beraber Sovyetler Birliği’ne gönderilen arkadaşlarına da farklı davranmadıklarına pek şüphe yoktur. Bu zoraki teslim sürecinde yaklaşık 300 Çerkes kaçmayı başararak Amerika Birleşik Devletlerine iltica etmiştir.

Çeviri: Cem Kumuk

Yazar Hakkında: İslam Natırboff: Kuzey Kafkasyalı asker ve cemiyet adamı. 1897 yılında Kuzey Kafkasya’da doğdu. Çocuk denilebilecek yaşlarda “Kafkas Süvari Tümeni” saflarına katıldı. I. Dünya Savaşı’nda bu tümenle çeşitli cephelerde bulundu. 1917’deki bolşevik ihtilalini takip eden dönemde Beyaz Ordu saflarında bolşeviklere karşı savaştı. 1919 sonunda albay rütbesini aldı. Beyaz Ordu’daki Çerkes subaylar arasında bu rütbeye en genç yaşta yükselen subay oldu. 1920 yıllarda önce Türkiye’ye, ardından da ABD’ne iltica etti. Buradaki yaşamında, bir yandan Kuzey Kafkasyalı mültecilerin sorunları ile ilgilenirken, öte yandan ülkenin bağımsızlığına yönelik faaliyet gösteren “Kafkasya Dağlıları Halk Partisi” (KDHP) ile paralel çalıştı. KDHP’nin neşrettiği bazı süreli yayınlarda ABD’deki Kuzey Kafkasya kolonisine ilişkin yazıları yayımlandı. ABD'de 19 Haziran 1952’de faaliyete geçen ve sonradan “Circassian Benevolent Association” (New York) unvanını alan derneğin kurucuları arasında yer aldı, 1953-1954 döneminde bu derneğin başkanlığını yaptı. ABD’de vefat etti.

1923 yılında Amerikalı profesör Reginald Aubrey Fessenden "The Deluged Civilization of the Caucasus Isthmııs" (Kafkasya Berzahının Batık Uygarlığı) adıyla, altı bölümden oluşan bir eseri Boston'da yayınlandı. 1927'de buna beş bölüm daha eklenmiştir. Ayrıca bu konuda ölümünden önce 13 bin referansı kapsayan, bin daktilo sayfası bilgi,belge ve not bırakmıştır. Fessenden'in araştırması ve sonuç olarak iddiası kendine göre kanıtları olan bir nazariyedir. Müsbet bilimle kesinlikle kanıtlanması belki bazılarınca olanaksız görülebilir.

Fakat H. Schiiemann askeri müteahhit iken Truva'yı keşfetmişti.

F. Grotefend ise Gottingen Akademisinin kendisini on altı yıl sonra doğrulamasından önce, Kuniform yazıtlannın doğru çevirilişlerini keşfetmişti.

Bir pamuk imalatçısı olan P. Dobson, profesyonel bilimadamlarından on yedi yıl önce, 1825'de buzulların hareketi teorisini ortaya atmıştı.

Prof. Fessenden de profesyonel bir arkeolog değildi, fakat teorisi Sir Flinders Petrie, Prof. A. T. Clay, Kafkasolog W. E. Allen ve Prof. Meşaninov gibi birçok ciddi bilimadamı tarafından kabul edilmiştir. Ayrıca Çerkes araştırmacı ve yazar Mehmed Ali Pçıhaluk'un 1920 ve 1922'de yazdığı "Tarihçilere Uyan" adlı eseri, Abhaz araştırmacı ve yazar Beygua Ömer Büyüka 'nin "Abhaz Mitolojisi Anaç mı ?" (İst. 1971) île "Kafkas Kaynaklanna Göre ilk Yaradılışlar - İlk İnsanlık - Kafkas Gerçekleri" (İst. 1985) adlı eserlerindeki iddialar ile Prof. Pessenden'in teorisi büyük benzerlikler göstermektedir. Bu yazarlar Fessenden'i tanımamış ve yazdıklarım okumamışlardır, tersi durumda kitaplarında buna değinirlerdi. Prof. Fessenden'in kitabinin ikinci kısmı, ilgilenen bilim adamlanna takdim edilmek üzere sadece yüz adet basılmıştır. 

Bu kitabın uzunca bir özetini sizlere aktarıyorum: "Kafkasya ve Kafkasya berzahı diye adlandırdığımız bölge, eski Babil ve Mısır uygarlıklarından önce oluşan çok büyük bir uygarlığın beşiğidir. Bu uygarlık konu edilen uygarlıklardan binlerce yıl önce oluşmuştu, ki kalıntılarına Terek ve Sunja ırmakları ile yukarı Alizon vadisinde rastlanabilir. Bu konuda arkeolojik araştırmalar yapılmaktadır.

"Mısır hiyerogliflerinde, eski Mısırlı rahip Manetho'nun, Fenikeli tarihçi Sanchuniathon'un kayıtlarında, Ammianus Marcellinus ve Musevi tarihçi Josephus'un yazılarında tufandan önceki insanların bir tufanla yok olacakları kehanetini bildiklerini, geride iz ve kayıt bırakmak için biri tuğladan diğeri taştan iki sütun inşa ettiklerini bunların üzerine o güne kadar olan insanlığın tarihini ve buluşlarını kaydettiklerinden bahsedilir. Bu sütunlara Herakles Kolonları adı verilir. Atlantis efsanesinde adı geçen kolonlar da bunlardır. (Antiquities kitabı l, bölüm 2.) O zamanlar Ballık Denizi, Orta Asya'da bulunan ve Asya Akdenizi diye anılan bir denizle birleşmiş olup, kutup okyanusunun bir parçası idi. Şimdi bunlardan geriye kalan su parçaları Hazar Denizi, Aral
ve Balkaş gölleridir.

Tufandan sonra o zamanki insanlık için ortada kalan yer, en yüksek kara Seriadik ülkesi olarak anılır. Bu ise güneş ülkesi Seirios da olabilir ki gerçekte burası Kuzey Kafkasya berzahıdır, yaniSarmatya. Strabon'a göre orası Seres veya Serketes ülkesidir. Onların krallığı Hypanis (Kuban) İrmağının ağzından başlardı, (Müller'in Ptolemy'si sayfa 905). Yine Strabon'a göre Babil'e kervan yolları ilk olarak buradan açılmıştır.

"Çok ilginçtir ki eski Mısırlıların "Ölüler Kitabı"nın 147 ve 149.bölümleri incelendiğinde, çok detaylı olarak Kafkasya bölgesinin bir rehberi olduğunu görüyoruz. Kabilelerin, bölgelerin adları aynen verilmektedir. Örneğin halk olarak Kimmerler, Seresler; yer olarak Tiber ve Keft gibi. Eski coğrafyacılar Herakles sütunlannın Cebelitarık'da olduğu şeklinde yanlış bir kanıya kapılmışlardır. Aslında Herakles,Karadeniz'in kuzeyinde, kuzey kıyılarında bulunmuş ve kolonlar buraya dikilmiştir (Bkz. Megasthenes, Strabon ve Herodotus) Fenikeliler ise yanlış olarak boşuna kolonları Cebelitarık'da aramış ve bulamamışlardır. Herakles Kolonlan'nın gerçek yeri Kuzey Kafkasya'dır.

"Ünlü Yunanlı coğrafya alimi Ptolemy bu bölgede "İskender'in Kolonlarından bahseder, fakat iskender bu kadar uzağa gitmemiştir. Taman yarımadasının asıl adı Ta Manu'dur ve "Tanrının Ülkesi" anlamına gelir.Eski Yunancada bu Temenos'dur. Eski Yunan efsanelerine göre Uranüs doğuda, Kronus batıda ve Zeus da Amaithea'nın yanındadır. İskitler, diğer hakim ırklar ve maden işleyenler, Taauti adlı bir tanrıya taparlardı.

Dağlıların ise Theoi adlı tanrısı vardı. Anapa yarımadası büyücü Circe'nin yuvasıdır. O bölgede Circetaeler yaşar, onlar Taman'in ünlü okçularıdır.

Kabardi'nin anlamı başın sol tarafında bulunan bir bağdan gelir. Soylular saçlarını bununla bağlarlar. Bu aynı zamanda Sind balkının tanrısının simgesidir. Gerçek Altın Post'un ülkesi aslında güneyde değil, Taman yarımadasındadır. Kafkasya'nın antik ve tufan öncesi uygarhğının kalıntıları bugün tamamen yeraltındadır. Bunların bulunup keşfedilmesi de ilgili arkeologlara düşmektedir."İnsanlığın yaradılışından beri anlatılagelen efsaneleri, yani mitoloji, eski kelimeler yoluyla araştırarak bulgulara ulaşmaya "mitarkeoloji" denmektedir. Bu yöntem, fosilleşmiş töreler ve adlar sayesinde yeni bilimsel bulgulara ulaşmaktadır.

İnsanlık ilk olarak Kafkasya berzahında oluşmuştur. Berzahın güney kısmında esmer ve zenci ırklar meydana gelmiş,Kuzey Kafkasya'da ise büyük beyaz ırk oluşmuştur. Gerçekte Kafkasyalı olan eski Mısır Tanrısı Osiris'de güneyden gelen bir tanrıdır ve mavi bir maske takar. Eski Mısır uygarlığının Kafkasya'dan geldiğini anlamak için Mısır'm Ölüler Kitabı’nı incelemek yeter.Onlar için anavatan Kafkasya'dır ve Kafkas sıradağlarının güneyine düşen Siris vadisinden gelmişlerdir.

Ölüler Kitabı'nda güneş bir denizin üzerinden, Bakhu'ya doğar (Baku) ve Ta Manu'da (Taman) bir diğer denizin üzerinde batar.Fakat Mısır coğrafyasında böyle doğulu batılı denizler yoktur. Kitapta bahsedilen yer besbelli Kafkasya'dır. "Eski Mısırlı din adamları kutsal bilgileri herkese vermediler, sadece seçkin bir grup bunlara vakıftı. " Ölüler Kitabenin 17, 18, 64, 125, 149 ve 150. bölümlerinde bu bilgiler elinde anahtarı olana sunulur ve sadece bu seçkin grup esas anlamı öğrenebilir.

Antik coğrafya bilginleri Mısırlılarla Güney Kafkasya vadileri balkının aynı ırktan geldiklerini bilmekteydiler. MÖ 450'de Herodot şöyle yazar: (2, 104) "Hiç şüphe yoktur ki Kolhis halkı ile eski Mısırlılar aynı ırktandırlar." Mısırın eski adı Aetia idi. Kafkasya'da aynı adı taşıyan bir bölge bulunurdu. Sirisk ise Nil nehrinin eski adıdır. Kafkasyada'ki nehrin adı ise Cyrus'dur (Kur).

"Ölüler K.itabı"nda "ufuk" kelimesiyle yine Kafkasya kastedilmektedir. Güneşin doğduğu Bakü'den, güneşin battığı Taman arasında ülke dünyanın ufkudur. Buranın batı kısmında ise, yani Kuban'da ve Taman'da Kimmerler veya Khemuri halkı yaşardı. Bu bölgede sis bazen öyle yoğun olurdu ki, adına "Kimmerlenn Karanlık Ülkesi" adı verilmişti. Azak denizinin eski adı olan Maeitis'in anlamı ise "Karanlıklar Ülkesi Tanrısızda. Bu ülkede sonradan yaşayan, Kimmer ahfadı olan halk kendilerinin Aed veya Aeti, Haeti ırkından geldiklerini söylerler ve Thaem tanrısına taparlardı.

"Eski Fenikeliler de bu ırktan gelirler. Asıl vatanları Terek ve Sunja arasında, Kuzey Kafkasya'daydı. Sonradan güney ülkelerine inmişlerdir. Ama Kuban'ın en eski yerlilerinin Kimmerler olduğu kesindir; onlara kutsal ateşin insanları da denirdi, bazıları da Gimri diye anarlar. "isa'dan 11 bin yıl önce Azak denizinden gemiyle Aral gölüne ve Faizabad'a kadar gidilebilirdi. Bu deniz kuruduktan sonra buradan doğuya kervan ve ticaret ulaşımını ilk yapan halk Seresler veya Circetaeler idi.

"Arkeolojik araştırma ve kazılar tamamen yapılmadan, Asya Akdeniz! adım taşıyan ve Balkaş gölünden Çalantaş denizine kadar uzanan büyük denizin varlığım tam olarak kanıtlayamayız. Fakat büyük Rus bilimadamı Prof. Rostovsev, eski Çalantaş denizinin kuzeybatısına düşen Altay bölgesinde, Kuban'dakilere çok benzeyen mezarlar bulunduğunu belirtir.Yine Baykal gölünün güneyine düşen Tarım bölgesinde,Avrupalılarca yapıldığı sanılan kalıntıları keşfeden Sir Aurel Stein'ın bulguları ilginçtir. Bir deniz ve hatta okyanus büyüklüğünde bir deniz kuruduğunda, onun eski kıyı yerleşim alanlanndan başlayarak araştırmalar yapılabilir. Örneğin bugünkü Atlas Okyanusu kurursa, Amerika'nın doğu kıyılarındaki kentler tetkik edilir ve buraya insanların bir zamanlar İngiltere'den deniz yoluyla geldiği belirlenebilir, îşte Orta Asya'da da Kafkasya berzahından geldiği sanılan birçok emareler bulunur. MÖ 6000 yılına kadar geri giden, sonra MÖ 2500 ve hatta 1000 yılına kadar gelen bazı yer adları bu kanıyı güçlendirmektedir. Selentuş Okyanusu adı verilen bu Orta Asya denizi zamanla kurumuştur, ilk olarak bunun sonucu Balkaş gölünün Kafkasya ile olan bağlantısının kopmasıdır. Strabon'a göre MÖ 250 yılında Aral ile Hazar Denizi arasındaki su bağlamışı artık kurumuştu, O dönemde Kuzey Kafkasya'da yaşayan Sirici adlı bir kavim Hindistan ve Babil'e kervan yollarım oluşturmuşlardır.

"Aslen Kafkas kökenli olan Zelençuk, Olançuk, Alontas, Aslantis adlarına Orta Asya ve hatta Çin'de bile rastlanmaktadır, ipeği Çin'de ilk üreten Çin imparatoriçesinin adı Se-lint-çi'dir. Selentuş Okyanusu batıdan Kafkasya berzahına dayanıyordu.

"Amerikan Bilim Geliştirme Demeği'ne 1899 yılında verilen bir raporda, Eski Yunanlıların ve Samilerin mitolojik ülkeler hakkındaki efsanelerine konu olan bölgenin Kafkasya berzahı olduğu iddia edilmiştir. Araştırmalar sonucu bu rapor sonradan genişletilerek 1922 yılında son şeklini almıştır.

Kafkasya'nın kuzey ve güneyinde yapılacak kapsamlı arkelolojik kazıların kanıtlar oluşturacağı da belirtilmişti. Ben bunu 1923 yılında yazdığım kitapta belirttim. Eusebius, Berossus ve Josephus gibi eski bilimadamlarının tufandan öncesini anlatan kayıtları ve Ölüler Kitabi'nın gizli anlamının anahtarım belirten bir yazı l Mart 1924 ve 26 Temmuz 1924 tarihli Nature dergisinde yayınlanmıştı. Yine bu konuda çok ilginç bir yazı "Christian Selence Monitör" dergisinin 24 Şubat 1924 tarihli sayısında çıkmıştır,

"Tevrat Törelerinin Aslı" adlı kitabın yazarı ve Babil ile Sami Filolojisi Profesörü Arkeolog Dr. Albert T. Cley, gerek eserinde ve gerekse benimle olan yazışmalarında bu teorilerin çok mümkün olduğunu ve kendisinin de inandığım belirtmiştir. Mısır bilimleri uzmanı (egyptolog) Sir Flinders Petrie de aynı fikirdedir.

"Eski bilginlerin yazdıklarına göre dünyada ipek ilk defa Dağıstan'daki Gadira yöresinde üretilmiş ve oradan Selentuş Okyanusu yoluyla Çin'e götürülmüştür. Çin'de împaratoriçe Se-lint-çi tarafından geliştirilmiştir. Argonotlar'ın Altın Postu'da bir tür sarı ipek üretimidir.

Büyük İskender ölümünden önce Hazar Denizi'nde bir donanma kurar ve askerlerine bu denizin Hindistan'ın doğuşu ile irtibatlı olduğunu anlatır.

"Binlerce yıldan beri Kafkasya'nın iç bölgelerine girmek olanaksızdı. istilacılar kıyılardan ve ovadan girdiler, fakat çetin bir direnişle karşılaştılar.Gerektiğinde yerliler dağlara çekildi ve tehlike geçince tekrar aşağıya indiler, iskender kısa bir süre Hirkaniya'yı işgal etti. Türkler ise Derbent ve çevresini bir süre ellerinde tuttular. 1829 yılında Osmanlı imparatorluğu Kafkasya'nın batı kıyılarındaki bir iki üssünden ötürü buraları Rusya'ya terk etti.

Fakat tamamen bağımsız olan yerli Çerkes halkı Ruslara karşı koydu ve uzun yıllar bu savaşlar devam etti. Rusya bütün gücüyle bu bölgeyi istilaya çalıştı ve yöreye askeri casuslar gönderdi. 1848 yılında Kafkasya berzahının ilk Rus askeri haritası yapıldı.Bu harita çok ilginç ve önemlidir. Rus işgalinden önceki yerleri, yerleşimleri ve coğrafi isimleri gösterir, yani orijinal Kafkas yerli adlarıyla kaydedilmiştir. Ben, Britanya Savaş Dairesi'nin ince bir davranışıyla bu haritadan bir tane elde ettim. Şimdi size Kafkasya konusunda araştırmalar yapabilmek için kesinlikle gerekli olan en eski haritalardan bahsedeceğim. Eski Yunanlı coğrafya bilgini Ptolemaios (Ptolemy) tarafından çizilmiş, yaklaşık olarak miladi 130 yılı tarihini taşıyan Kafkasya haritası, Strabon'un kayıtları,Londra'da Kraliyet Coğrafya Derneği'nde bulunan bir seri çok kapsamlı Kafkasya haritası, ingiltere'nin Nottingham kentindeki Mr. Felix Osvvaid'ın jeolojik Kafkasya haritası, ingiliz Ordnance Survey Office tarafından Southampton'da basılmış 5 Verst Kafkasya haritası ve Stielers Atlası.

"Uzun süre yaptığım kapsamlı araştırmalar sonucu eski Yunan efsanelerinde adı geçen yer adları konusunda bazı boşluklar ve yanlışlıkları saptadım. Örneğin şimdiki Atlantik Okyanusu Yunanlılara çok uzaktı, fakat Selentuş denizi yakındı, ispanya'da îberya bulunduğu gibi Kafkasya'da da Iberya vardı. Batıda Albanya olduğu gibi Kafkasya'da Dağıstan'ın adı Albanya idi. Herakles'in sütunları Cebelitarık'dadır denilir, fakat onlar Kafkasya'daydılar.

Sonuç olarak Yunan mitolojisindeki Atlantik Denizi'nin gerçekte Selentuş Denizi olduğu ve bu denizin de gerçek Atlantik Okyanusu olduğu sonucuna vardım. Yani eski efsanelerde adı geçen Atlantik Okyanusu'ndan anlaşılması gereken Selentuş Okyanusu'dur.

"Babil ve Mısır uygarlıklannın çıkış noktası Apsu veya Apsu-anaki diye anılan Kafkasya bölgesidir. Yine bu bölgenin adı Gılgamış Destanı'nda geçer. Yunan kahramanı Uiysses'in gerçek yeri de Kuban'dadır.

"Hititler dahi Kafkasya'da bulunmuşlardır. Alazan vadisinde Hitit yerleşim merkezleri bulunurdu. Tufandan sonra Mısırlılar tekrar buralara geldilerse de soğuk iklime dayanamayıp Batı Kafkasyalı dağlı halk tarafından geriye püstürtüldüler.

"Mısırın Ölüler Kitabi'ndaki birçok yazı Kafkasya'yı anlatıyor gibidir. Ölüler Kitabındaki yer adları ve dünyanın oluçumunu içeren kayıtlar, güneşin doğuşu ve batışı Kafkasya berzahının bu kitapta anlatılan yer olduğuna işaret etmektedir.

Yine 1923, 1924 ve 1926'da yazdığım yazılarda sunduğum ve burada bahsettiğim kanıtlara dayanarak Kafkasya'nın eski Yunanlıların, Mezopotamyalılann (Sümerler,Keldaniler, Fenikeliler), Semitlerin ve Aryanlarm anavatanı olduğu kanısına vardım. Mısır Ölüler Kitabi'nın Mısır hanedan ailelerinin başlangıcından önce yazıldığı da bir gerçektir.

"MÖ 428 yılında doğan ve 348 yılmda ölen Platon (Eflatun) Kritias adlı eserinde Atlantis efsanesini anlatır. Ona göre eski Yunan bilgini Solon'a Mısırda Sais rahipleri tarafından tufandan önce var olan bir büyük uygarlıktan bahsedilir. Bu Atlantis uygarlığıdır. Dünyanın ilk ve en eski uygarlığı olan Atlantis tufan sonucu yok olur ve batar. Sağ kalanlar yüksek yerlere sığınırlar. Bence bu yüksek yerler Kafkas sıradağları ve yamaçlarıdır, insanlık tekrar burada oluşur ve dünyaya yayılır, isimlerin, kelimelerin birbirleriyle benzerlikleri ve ilişkileri numeroloji bilimiyle araştırılmaktadır.

Örneğin, Eumeles Mısır dilindeki Gadeirus ile aynı kişidir. Eumeles'in numerolojik sayışı 728 olup, Gadeirus ile aynı (728) çıkmaktadır. Yunan Klito 1160 çıkarken, Mısırlı Naphthys de aynı şekilde 1160 çıkar. Klito deniz Tanrısı Poseidon'la evlenir, Poseidon Atlantis'in tanrısıdır. Mısır dilindeki adı ise Typhon'dur. Bu şekilde adların birbirleriyle aynı oluşundan. Mısır ve Yunan mitolojisinden ve eski Kafkas haritalarındaki otokton isimlerden varılan sonuca göre gerçek Atlantis, Atlas Okyanusu'nda batan bir ada değil, tufandan önce Kafkasya'da, bugünkü Pyatigorsk ve Daryal geçidi arasında bulunan bölgedir. Güney doğusunda Gadria vardır. Atlantı Selentş Denizi ve Karadeniz arasında kısmen ada bir ülkeydi. Buna göre tufan öncesi insanlık Kafkasya'da bulunan Atlantis'de oluşmuş ve büyük bir uygarlık kurulmuştur.

"Babil'in insanlığın yaradılışı efsanesinde bahsi geçen dağlar Lakamu, Lakmu, Kingu, Anshar, An, Marduk ve Gaga Kafkas sıradağlannın en belirginlerinin adlarını oluşturur. Bu adlardan sadece Kingu bugün Elbruz ve Anshar da Kazbek olmuşlardır. Bu bilgiyi Brittanica Ansiklopedisi de doğrular.

"Mısır efsanelerine göre dünyada ilk ülke, doğudan güneşin Baku üzerine doğduğu denizden, Ta-Manu üzerine battığı deniz olarak anlatır ki önceden de değindiğimiz gibi bu ülke Kafkasya berzahıdır.

"Hint efsanelerine göre Hindi kelimesi, çok eskiden Kuban kıyılarında yaşamış Sindi-Sind halkından gelirmiş.
Çin efsanelerine göre ise, Çin halkının ataları Kafkasya'nın Seres halkından gelirmiş.
Her halkın ve ülkenin efsanelerinde bahsi geçen yer Kafkasya'dır veya Kaf Dağı'dır.

"18 Mart 1924'de yayınlanan, "Christian Selence Monitör" gazetesinde çıkan bir makalemde Kafkasya berzahınm eski Mısır ve Aryanların anavatanı olduğunu belirtmiştim. Yine aynı gazetenin 8 Mart 1926 tarihli sayısında, Kafkasya'nın eski Yunan, Mısır ve Mezopotamyalıların anavatanı olduğunu açıklamıştım.

Kafkasyanın eski yerli halklarından Circetae ülkesi, Taman Yarımadasi'ndan Kuban'a uzanır. Bu halkın bir başka adı da "Büyük Evin Bölgesi"veya "Güneşin Halkı"dır.

"Pliny'nin "Quad ante, Cerberium vocantur" adlı eserinde, Kimmerlerin kenti "Kimmur"dan bahsedilir. Bu kent Taman Yarımadası'nin girişindeydi.

"Hirth ve Rockhill'in yazdıkları "Arap Ticareti ve Çin" adlı eserde,Herkül'ün sütunlarının Kuzey Kafkasya'da Taman'da olduğu yazılıdır.

Başka ilginç bir olay, Mısır Tanrısı Osiris'in tacı eski Kimmerya olan Rostov'da bulunmuştur. Bu tacın resmi Zaharov tarafından yazılan"Antik Mısır" (Eylül 1926,USA) eserinde çıkmıştır.

"Eski Mısır'ın Ölüler Kitabi'nda Kafkasya, isim zikrederek "Üzerinde tufandan sığınanları barındıran çok büyük bir tekne" olarak anılır (Bölüm 99).

"Ünlü Yunanlı coğrafya bilgini Ptolemaios'un (Ptolemy) haritasında Kuban nehri eski adıyla, "Vardanus" olarak gösterilmiştir.
"Sonuç olarak vardığımız kanı şudur: Eskiden genel olarak Kafkas kabilelerinin oraya sığınmış, bilinmeyen büyük bir uygarlığın ahfadı olduğu kabul edilirdi. (Kennan, Nat. Geog. Mag., Oct 1913, Childe, The Aryans, sayfa 176 Enc. Brit. makalesi Georgia, et. al.) ve bundan ötürü başka kanıt aranmazdı.

Fakat bizim araştırmalarımız sonucunda, Kafkas kabilelerinin atalarının eski Mısır, Mezopotamya, Yunan ve Aryan uygarlıklarım oluşturanlar oldukları ve günümüzdekilerin de onların ahfadı oldukları kanıtlarla kesinleşmiştir ve bu buluşu destekleyen arkeolojik bulgular gelmektedir.

Bu yazıların yayınlanmasından bir yıl sonra (aynı zamanda, 8 Mart 1924'de "Monitör" gazetesinde çıkmıştır), "Antik Mısır" (Haziran 1927, USA) adlı eserin yazarı ünlü egyptolog Sir Flinders Petrie de bu tezi doğrulamıştır.

Genelde sonuç olarak vardığımız kanıları şöyle sıralayabiliriz:
- Kafkasya dünyanın sabahının ülkesidir.
- Kafkasya insanlığın beşiği ve anavatanıdır.
- Tufan öncesinde ilk insanlık uygarlığı (Atlantis gibi) Kafkasya'da oluşmuştur.
- Kafkas kavimleri bu uygarlığın yanaşması değil aslıdır.
- Bugünkü Kafkas kavimleri de onların ahfadıdır.

İleride yapılacak kapsamlı arkeolojik araştırmalar bu tezi daha iyi kanıtlayacaktır. Bu satırların yazarı uzun araştırmalannın sonucu olan bu iddialarına yardımcı olan ve destek veren yüzlerce bilimadamı ve araştırmacıya teşekkürlerini sunmayı borç bilir.
Bunların basında özellikle egyptolog Sir Flinders Petrie, Sami filolojisi ve arkeoloji profesörü Dr. Albert T. Clay, Sir Robert Hart ve grubu, Kafkasolog W.E. D. Allen, Prof. Meşaninov, Prof. T. A. Olmstead. E. Chiera, E. A. W.Budge, J. H. Breasted, Jansen, Peters, Rawlinson ve E. Giichrist gelir." "The Delılged Civilization ofthe Caucasus Isthmus". Bölümler 7, 8. 9, 10 ve bölüm 11, New York, USA, 1927, 1933. yazan, Prof. Reginald Aubrey Fessenden.

Yüzyıllardan beri Çerkesya'da hayret, şaşkınlık ve korku yaratan bir şey de ölüm dağıdır. Zirvesinde birkaç kuru ağaçtan başka hiçbir şey bulunmayan bu dağın tepesine çıkan her canlı derhal veya kısa bir süre sonra ölmektedir. Çerkesya'da seyahatler yapan Şövalye Taitbout de Marigny bu dağdan bahseder. Anlattığına göre, Pşiate'den beş fersah uzaklıkta, koni şeklinde bir dağdır. Tepesinde sadece birkaç tuhaf ağaç vardır.

Bu dağın zirvesine çıkan herkes, her canlı mutlaka ölmüştür.Bazıları indikten kısa süre sonra fenalaşıp ölmüşlerdir. Bu tepeye hiçbir hayvan çıkmadığı gibi üzerinden kuş bile uçmazmış.

Bu anılan yazılışından yüz yıl kadar sonra, 1924 yılında Paris'de yayınlanan "Beis: Hommes et Dieux" (Hayvanlar, insanlar ve Tanrılar) adlı kitabında ? Ossendowski bu dağı konu eder ve dağın esrarım araştırır. Fakat kesin bilimsel bir kanıt bulamaz. Sonuçta bu dağın doğaüstü ve inanılmaz olay olduğuna karar verdiğin! kitabında yazar.

Tarih boyunca Kafkasya
Aydın Osman Erkan

1611'de İstanbul'da doğan ünlü Osmanlı gezgini ve yazarı Evliya Çelebi'nin babası saray kuyumcubaşısı Mehmet Zilli Efendi'nin annesi bir Abhaz Hanımdır. Ünlü seyahatnamesinde Evliya Çelebi, 1666 yılında Osmanlı Devleti tarafından Kırım hanlığından alınan Mehmet Giray Han ile yaptığı gezide uzun uzun Kafkasya'dan bahseder. Seyahatnamesinde Kafkasya'ya ait notlar, Arap harfleriyle büyük boy yüz sayfadan fazla yer tutar. Önemli bazı bölümlerini burada sunuyorum;

"Şevval ayının onuncu günü Çerkezistan ülkesine ayak bastık. Peşkov, Çerkes köyü, Şuake Beyi'nin tahtıdır. Yani başkent anlamında. Kasaba gibi büyük ve mamur bir köydür. Bu Çerkes milleti gayet şiddetli ve gazaplı melun adamlar olup, amma gayetle bahadır, cesur ve yararlı namdar yiğitlerdir. Çerakesiye kavmi birçok kabileden oluşmuştur. Her birinin başında bir bey -onlara göre bir prens- vardır. Bunların kilise veya camileri yoktur, (o devirde) Onlara gavur derseniz çok kızarlar, fakat Müslüman kabul ederseniz çok sevinirler ve iltifat kabul ederler. Hayat düzenleri ve toplumsal durumları çok demokratiktir. Para, pul bilmezler, mal değiş tokuşu ile alışveriş yaparlar. Kadınları erkekler ile eşit olarak alışverişe katılır ve yüzlerini örtmezler. Çerkesler çok sanatkârdırlar, gümüş işlemesi, kuyumculuk ve silah yapımında ustadırlar ve kendi barutlarını kendileri imal ederler. Hayvancılıkta çok ilerlemişlerdir. Geceleri köylerini çok büyük köpekler korur. Bu insanlar, eminim dünyanın en konuksever kişileridir. Bir de kendilerine sığınan kimseleri, hayatları pahasına da olsa düşmanına teslim etmezler. Çerkesler’de akraba evliliği kesinlikle yasaktır. Çerkes köyleri tahkim edilmiş kalelere benzer, en sağlam ağaç duvarlarla çevrilmişlerdir ve ayrıca ortada gözlem kuleleri vardır. Bu ülke, son derece büyük doğal zenginliklere sahiptir.

Evliya Çelebi sonra Kabardey üzerinden Dağıstan'a gider. Bu ülkeyi şöyle anlatır: "... Allah'a şükür ki Berdesti İslam ülkesine ayak basınca, bizi Dağıstan'ın Müslüman askerlerinden onbin adet öncü karşılamaya geldi. Dağıstan padişahı, Sultan Mahmut Şamhal Şah'tan binbir çeşit hediyeler, yiyecek ve içecekler getirerek Han'a (eski Kırım Hanı Mehmet Giray) büyük ikramlarda bulundular ve saygı gösterdiler ki anlatılamaz. Hatta, hanın ayak bastığı yere ikiyüz adet koyun kurban ettiler. Fukaralara dağıtarak bayram yaptılar. Bu Dağıstan diyarı öyle güvenlidir ki, bir kadın, bir güzel kız, bir oğlan, cevherleri, lal, yakut ve diğer değerli eşyalarıyla bir şehirden bir kente dağlar içinden tek başına gidip gelebilir. Asla kimse o hareme, o kadının yanına varıp başını kaldırıp yüzüne bakmaya kalkışmaz. Tüm vilayet halkı, Allah'ın birliğine inanan iyi Müslümanlardır. Hiçbir zaman haram yemezler.

Bu diyarı Dağıstan'da asker taifesi ekip, biçip ülke padişahına öşür vermez, öşürü kendilerine ulufe olarak alırlar. Sefer olunca atlanır, görevli olduğu orduya vezirle, beylerle veya Şamhal Şah ile giderler. Tamamı seksenyedi bin askerdir. Hepsi seçkin, pür silah askerdirler. O kadar çadır ve evleri yoktur, fakat askeri çoktur. Bu Dağıstan savaşçıları çok cesur olup defalarca Acem Şahı'nın askerlerini bozguna uğratıp kırıp geçirmişlerdir. Düşmanlarının hepsine cevaz veren yiğit insanlardır."

Aydın O.ERKAN:Tarih Boyunca Kafkasya Sayfa:31-32 İstanbul,1999 Çiviyazıları

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı