Aç Kurdun Serüvenleri

Aralık 17, 2018

Kurdun biri bir gün çok acıkmış, öyle acıkmış ki acından ölüyormuş. Ne yapsın, bir yiyecek aramaya çıkmış. Derken köyün çevresinde tek başına otlayan, acemi bir kuzu görmüş. Tam da kurdun aradığı böyle bir şeymiş. Birden üstüne atlayıp yakalamış kuzuyu. 

Neye uğradığını şaşıran kuzucuk: 

“Krut kardeş, hayrola ne yapacaksın bana” demiş. 

“Bri şey yapacak değilim, merak etme, yiyeceğim yalnızca” demiş kurt, iştah ve alayla. 

“Aaaa! Olur mu hiç!” demiş kuzu, “Ben daha ok küçüğüm hem de çok zayıfım. Otlamaya da yenice çıktım. Bırak beni de şu çayırda bir iki hoplayıp zıplayayım. Her zıplayışta avuç avuç etlenir, yağ bağlarım. Sen de etli, yağlı semiz bir kuzu yersin”. 

Öneri çok hoşuna gitmiş kurdun: 

“Peki” demiş, “Haydi bir iki hoplayıp zıpla bakalım!” 

Kurdun elinden kurtulan kuzu, bir daha öyle acemilik eder mi hiç! Öyle hoplayıp zıplamış ki üçüncü zıplamada ağılını bulmuş. 

Kurt da peşinden koşmuş doğal olarak. Ama bir de baksa ne görsün; elinde kocaman bir tüfekle çoban kapıda durmuyor mu!... Korkudan neredeyse açlığını bile unutmuş kurt, fırlayıp kaçmış oradan. 

Ama bir süre sonra yine karnı zil çalmaya başlamış açlıktan. Ne yapsın? Olup bitenden sonra bir köy çevresine de yaklaşamaz artık. Hemen bir plan kurmuş kafasında: Ağzına bir kucak taze, yeşil ot doldurmuş, ölmüş gibi upuzun uzanıp yatmış. Derken bir süre sonra, oralarda otlamakta olan yılkıdan ayrılan koca bir kırat gelmiş yanına. Kırat yeşil otlara uzanınca kurt da saldırıp atı yere yıkmış. 

“Ama kurt kardeş, ne yapacaksın bana” demiş at, korku içinde güçlükle. 

“Bir şey yapacak değilim, merak etme! Yiyeceğim yalnızca” demiş kurt. 

“İyi de” demiş at, “öyle burun kemiğimden başlarsan, kemik kemirmekten yağlı, etli kısımları bırakmak zorunda kalırsın sonra. En iyisi sırtıma çık da oradaki etli kısımlarla doyur karnını. 

Kurt, doğru bulmuş öneriyi, elbette kuru burun ve kafa kemikleriyle uğraşmaktansa, sağrısından başlamak daha iyidir. Bunun üzerine atın burnunu bırakıp sağrısından başlamaya niyetlenmiş. Ama at burnunu kurtarır kurtarmaz dört nala kalkmış, artık bulabilirsen bul, kaçıp gitmiş. 

Kurdun morali iyice bozulmuş. Açlıktan kıvranıyormuş ama bir çare de bulamıyormuş. Bitkin ve çaresiz, uzanıp yatmış. Uzunca bir süre yerinden bile kımıldayamamış. Derken, bu kez koca bir doru at, fark etmeden yaklaşmış kurdun yanına. Kurt, ummadığı bir anda kendiliğinden gelen bu ava pek sevinmiş, saldırıp boynundan kavramış. 

“Ne yapıyorsun, kurt kardeş? Bana ne yapacaksın” demiş doru at. 

“Ne yapacağım, yiyeceğim tabii” demiş kurt, kararlı bir biçimde. 

“İyi de” demiş doru at, “beni nasıl yiyeceğini bilmen gerekir. Beni öyle rast gele yemeye kalkarsan yiyemezsin. Beni nasıl yemen gerektiğini arkamdaki tarifeden öğren de ona göre ye!” 

“Gerçekten” demiş kurt, kendi kendine, “ne zamandır aç dolaşıyorum, bari usulünü öğreneyim de şu atı ağız tadıyla yiyeyim”. 

Bu düşüncelerle tarifeyi öğrenmek için arkaya geçmesiyle ağzının üstüne tekmeyi yemesi bir olmuş. Kurdun iki azı dişini birden kıran at, ipi kırıp kaçmış. 

Dişleri dökülen, ağzı burnu parçalanan kurt, açlığı yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük bir de acılar içinde kıvrana kıvrana, nereye gittiğini bile bilemeden rast gele koşmuş gitmiş. Birden kendisini köyün kenar mahallesindeki bir evin avlusunda bulmuş. Avluda kurdu gören evin annesi korkudan fırlamış, çıkıp tavana sığınmış. Yaralı aç kurt inleye inleye evin açık kapısından içeri girerken, bitkinlikten eşikte yığılıp kalmış. Bir yandan da kendi kendine yüksek sesle yakınıp sızlanıyormuş: 

“Allahım! Tarife okuyacak molla kurt görülmüş şey mi? Ata binen kurt görülmüş şey mi? Kuzunun her sıçrayışta avuç avuç etlendiği, yağ bağladığı görülmüş şey mi? Ben ne akılsız., delinin tekiyim. Doğrusu benim gibi birine layık olan şey, yaş elma dalından yapılmış, adam akıllı iyi bir sopadır. 

Evin annesi bunu duyunca, kendine gelmiş, yüreklenip, tavandan inmiş. Kapının arkasındaki kalın sopasını almış, vermiş sopayı, vermiş sopayı, döve döve kurdu öldürmüş. Hem kurda layığını buldurmuş, hem de kendisini ve herkesi kurttan kurtarmış.
Adıge Pşisexer, s.56. Anlatan: Wıkhuel Hawe. Derleyen: Brant’e Ayub, Yedepsıkhuaye Köyü. Derlendiği yıl: 1960.

Yiğitlik Taslayanlara

Aralık 17, 2018

“Bizden yiğidi var mı şu dünyada” diyerek şişine övüne dolaşan üç arkadaş; ayı, tilki ve kurt, orman yolunda birlikte gezerken bir kedi görmüşler. Kedi, boylu boyunca uzanıp yatan kocaman bir atı kemirip duruyormuş. Bizimkiler onu görünce öyle korkmuşlar ki; ödleri kopmuş. Kendi kendilerine: 

“Bir ziyafet hazırlayıp davet edelim de, dost olmaya çalışalım. Yoksa böyle kocaman bir hayvanı öldürüp yiyen biriyle baş edemeyiz” demişler. Müthiş kediyi davet edip ağırlamaya karar vermişler. 

Büyük bir ağacın altında toplanmışlar, gerekli hazırlıkları tamamlamışlar, sonra da kedinin yanına kurdu göndermişler: 

“Kedi kardeş” demiş kurt, “Ayı, tilki ve ben yiyecek bir şeyler hazırladık. Beni de sizi davet etmek için gönderdiler. Kabul eder katılırsanız seviniriz”. 

“Peki” demiş kedi, “elbette gelirim”. 

Kurt ile kedi birlikte ziyafet sofrasına gitmişler. Bakmışlar ki, nefis bir sofra hazırlanmış ama çevresinde kimsecikler yok. Ne olur ne olmaz diyerek ayı o koca ağacın tepesine tırmanmış, tilki oracıkta bir çalılığa gizlenmiş. 

“Peki nerede bu beni davet edenler” demiş kedi. 

“Biraz önce şuracıkta bırakmıştım onları” diye yanıtlamış kurt. 

Tilki farkında olmadan bir gazel yaprağını kımıldatınca, kedi fare sanarak birden üzerine atlamış. Tilki neye uğradığını anlayamamış, korkudan fırlayıp kaçmış. Tilkinin fırlamasından ürken kedi can havliyle kendini ağaca atıp hızla tırmanmış. Kedinin hızlı hızlı tırmandığını gören ayının ödü kopmuş, aşağı düşüp ölmüş. Tilkinin kaçışını, ayının düşüp öldüğünü gören kurt orada durabilir mi artık! O da ormana dalıp kaybolmuş. 

Bir süre sonra ortalık sakinleşmiş, giden gitmiş, kalan kalmamış. Kedi yavaşça aşağı inmiş, özenle hazırlanmış olan nefis ziyafet sofrasında karnını bir güzel doyurmuş, çekip gitmiş. 

“Bizden yiğidi var mı şu dünyada” deyip duranlar, belki hâlâ, “kedi arkamızdan geliyor mu acaba” diye korkuyla saklanıyorlardır ormanda, kim bilir?
Adıge Pşisexer, s.55.Anlatan: Hatkhue Téwıçüej, 87 yaşında. Derleyen: ĞIŞ Nuh. Derlenen yıl: 1959.

Tonton Dede ile Nine

Aralık 17, 2018

Kısacık boylu, tonton bir dede ile onun karısı olan yine onun gibi ufak tefek, tonton bir nine varmış. Kendi hallerinde yoksul bir yaşam sürerlermiş. Yalnızca bir koyunları bir de keçileri varmış. Ama bir gün tonton nine bu koyunla keçiden usanmış ve onları kovmaya, doğaya bırakmaya karar vermiş. İşten dönen kocasını karşılarken: 

“Bu keçi ile koyun var ya, artık hiçbir yararları yok bize. Onları boşuna besliyoruz, yazıya salıverelim gitsinler. Böylece dertlerinden de kurtulmuş oluruz” demiş. 

“Olur mu hanım, ne zararları var? Varsın dursun zavallılar” demiş tonton dede. Ama kadın razı olmuyor, ısrar ediyormuş. Adam, karısına dayanamamış, boyun eğmek zorunda kalmış: 

“Peki” demiş, “madem öyle, ne yapalım, hadi salalım” demiş. İkisi koyunla keçiyi önlerine katmışlar, uzakça bir yerlere sürüp “Hadi Allah işinizi rast getire” diyerek helalleşmişler, bırakıp dönmüşler. 

Yalnız kalan gariban iki hayvan birbirine bakıp, ne yapacaklarını bilemeden, kim bilir belki de sahipleri olan yaşlı kadının yaptığını kınayarak, biraz da kahrederek yola koyulmuşlar. Az gitmişler, uz gitmişler... Derken uzun bir yürüyüşten sonra yerde bir heybe bulmuşlar. Önce uzaktan bakmışlar, sonra yaklaşmışlar, ne yapsak acaba der gibi bakışmışlar. 

Sonunda açıp içine bakmaya karar vermişler. Açıp bakmışlar ki içinde kesik bir kocaman kurt başı var. Hem korkudan ödleri kopmuş, hem de şaşırmışlar. Ama yine de buldukları bu heybeyi bırakmaktansa belki bir işe yarar düşüncesiyle alıp götürmeye karar vermişler. Heybeyi koyun sırtlamış. Az gitmişler, uz gitmişler... Ne nereye gittikleri belliymiş, ne de nereye gidecekleri... Akşamın alaca karanlığı iyice koyulaşmaya başlamış. Keçi umutsuzluğa kapılmış, koyun da sırtındaki yükten iyice yorgun ve bitkin düşmüş. 

Dinlenecek, geceyi geçirecek, güvenli bir yer arıyorlarmış. Hiç değilse bu geceyi bir yerde geçirebilsek, diyorlarmış içlerinden, yarına Allah kerim. Kim bilir gün doğmadan neler doğar!.. 

Çevreye bakınıp dururken, ilerde, bir orman kıyısında yükselen hafif bir duman görmüşler. Bir sevinmişler bir sevinmişler ki sormayın... “Tamam” demişler, “bulduk. Biz geceyi burada geçiririz”. Büyük bir umut ve güven içinde, ateşin bulunduğu yere yönelmişler. Ateşe yaklaştıklarında bir de ne görsünler; bir grup kurt ateşin etrafında oturmuyor mu!... “Eyvah” demişler içlerinden, “tam da ortalarına düştük. Bu kurtlar bizi bu gece yer, bitirirler”. Korku ve umutsuzlukları daha bir artmış ama artık dönüşü yokmuş. Geri dönmeye, kaçmaya kalkışsalar azgın kurtlardan kurtulamayacakları besbelliymiş. Kurtların ortasındaki ateşin üzerinde de bir şıwan* asılıymış. Şıwanın içinde de biraz p’aste** varmış. 

Koyunla keçiyi gören kurtlar, sevinçlerinden neredeyse uçacakmış. Meğer bütün gün av peşinde koşup bitkin düşmüşler ama hiçbir av yakalayamamışlar. Kuru bir p’aste dışında yiyecek bir şeyleri olmadığı için üzgün ve iştahsız bekliyorlarmış. P’astenin yanında yiyebilecekleri keçi ile koyunun kendi ayakları ile gelmiş olmasına bayılmışlar. “Bunlarla kendimize güzel bir ziyafet çekeriz” diye düşünmüşler. 

Koyun ile keçi yaklaşıp, selam vermiş. Kurtlar konuklarını (!) sevinç ve heyecanla karşılamış, saygıyla (!) ayağa kalkıp: 

“Buyurun, buyurun!... Hoş geldiniz” demişler, buyur etmişler. 

Koyun ile keçi kurtlara teşekkür ettikten sonra sormuşlar: 

“Ne yapıyorsunuz?” 

“P’aste pişiriyoruz” demiş kurtlar. 

“Aaa öyle mi? Ne güzel Bizde de p’asteye katık olacak yemeklik bir şeyler var” demiş keçi ve koyuna seslenmiş: 

“Çıkar şu heybedeki kurt başlarından en büyüğünü de, bir güzel pişirelim”. 

Koyun hemen heybeye el atmış, kesik kurt başını çıkarmış. 

Keçi öfkeyle azarlamış: 

“Onu değil, o küçücük baş bu kadar kurda yeter mi? En büyüğünü demedim mi sana?” 

Koyun kurt başını tekrar heybeye koymuş. Bir süre karıştırmış, karıştırmış yine aynı başı çıkarmış. 

“Koyun kardeş! O da küçük. Daha büyükleri var, onlardan birini seçsene!... deyince keçi, kurtlar korkmuş, paniğe kapılmış, “bunlar bizim de kellemizi keserler” diye endişeye kapılmışlar, yavaşça sıvışıp kurtulmayı düşünmeye başlamışlar. 

Kurtların en yaşlısı: 

“Ateşin odunu azalmış. Biri gitsin de biraz odun getirsin” demiş. 

“Ben getiririm” deyip fırlamış içlerinden biri. Ve gidiş o gidiş. Bir daha dönmemiş. Bir diğer kurt: 

“Nerede kaldı bu? Gidip kontrol edeyim, odunu da çabuk getireyim” demiş ve yavaşça sıvışıp gitmiş. O da ilk giden gibi bir daha geri dönmemiş. Üçüncüsü onlara kızıp söylenir gibi: 

“Bunların peşinden ben gitmesem olmayacak galiba” diyerek gidip uzaklaşmış. Dördüncüsü, beşincisi derken bütün kurtlar peş peşe sıvışıp gitmiş ve bir daha geri gelmemişler. 

Koyun ile keçi; “kurtlar döner mi acaba” diye çok beklemişler ama dönen olmamış. Oturmuşlar, kurt başını da katık ederek, hazır pişmiş olan p’asteyi bir güzel yemişler. Karınlarını doyurduktan sonra şıwanı da kırıp bir köşeye atmışlar ve oradan uzaklaşmışlar. 

Yabanıllardan korunmak için geceyi yüksekçe bir yerde; iri bir ağacın üzerinde geçirmeyi planlamışlar. Keçi ağacın yüksekçe bir yerine, koyun biraz daha aşağıda bir yere yerleşip, geceyi sakince geçirmiş. Sabahleyin bütün yorgunlukları geçmiş, dinlenmiş bir halde uyanmışlar. 

Geceyi aç ve susuz geçiren kurtlar sabaha karşı kendilerine gelmiş. “Ömür boyu bize azık olanlardan korkmuşuz. Olacak şey mi, onlar bizi yiyebilir mi hiç? Kılkuyruk bir keçi ile uyuşuk bir koyundan çekinecek ne var? Gidip bulalım onları! Esaslı bir ziyafet sofrası kuralım, karnımızı doyurup keyfimize bakalım” diye düşünerek, eski ocaklarına, ateşin olduğu yere gelmişler. Ateş sönmek üzereymiş, şıwan da bir tarafta parçalanmış duruyormuş. Kurtlar öfkelenmiş, “Neredeyse bulacağız onları ve mutlaka yiyeceğiz” deyip sağa sola bakınmışlar, keçi ile koyunu aramaya koyulmuşlar. Derken onları bir ağacın üzerinde bulmuşlar. 
Kurtlar ağacın altında toplaşınca onlara daha yakın olan dallardan birinde tünemiş olan koyun korkudan titremeye başlamış, yerinde duramıyormuş. Onları gören yukarıdaki keçi, korkusunu hiç belli etmeden bağırmış koyuna: 

“En irilerini, ne büyüklerini kap da uzat bana”. Kurtlar bunu duyunca 

“Aşağıda hareketlenene koyun bizi yakalayıp yukarıdakine uzatacak, kafamızı koparacaklar, bunların bir güvendiği olmasa böyle davranamazlar”, diye korkup kaçmışlar. Ormanda kaybolup gitmişler. Kurtla koyun da ağaçtan inip, saklanacak bir yerler aramaya koyulmuşlar. 

*Şıwan: Çerkes tenceresi. Genellikle pikten yapılmış, dibi kalın ve küresel bir çeşit tencere veya küçük kazan. Baca içindeki çengele takılarak veya sac ayağının üzerine oturtularak kullanılır. 

**P’aste: Darı veya bulgurun kaynar bol suda pişirilip, belağ denilen ahşap bir karıştırgaçla yoğrularak özleştirilmesiyle yapılan, özelikle şıpsı başta olmak üzere tavuk ve et yemekleri, kavurma, omlet vb. gibi yağlı, soslu yemeklerle birlikte ekmek yerine tüketilen özel bir Çerkes yemeğidir. Fırında kavrulmuş mısır unundan yapılanına mamırse veya mıramırse denir.
Adıge Pşisexer, s.52. Anlatan ve yazan: Merkitske Reşid. Derlenen yıl: 1936.

Kurt, Tilki ve Balcı

Aralık 17, 2018

Bir kurtla tilki arkadaş olmuşlar. Birlikte gezmiş, birlikte avlanmış, birlikte yemişler. Günlerden bir gün yine avlanmak üzere yola koyulmuşlar. Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler. Bir ara kendileri gibi aynı yöne giden ve bal götüren bir adama rastlamışlar. Adamın sırtındaki bal fıçısı iştahlarını kabartmış kurtla tilkinin; “ne yapsak da şu adamı oyalasak, bir yere oturtsak da balını bir güzel yesek” demişler. Bir plan, bir hile düşünmeye başlamışlar. 

Adamla ahbap olmuşlar. Yardımlaşa söyleşe hayli yol almışlar. Derken yorulmuşlar, oturup dinlenmeye karar vermişler. Adam bal fıçısını bir ağaç gölgesinde, kuytu, sağlam bir yere yerleştirmiş. Otururlarken bir ara tilki usulca sıvışmış. Bal fıçısını orasından burasından dişlemiş, kemirmiş, ne yapıp edip bir delik açmayı başarmış ve bir güzel bal yemiş. Çabucak gelip arkadaşlarının yanında biraz daha oturmuş. Bir süre sonra yine gitmiş fıçıdaki baldan biraz daha yemiş, derken neredeyse yarılamış. Tekrar sessizce dönmüş, eski yerine uzanmış. Söze sohbete biraz katılmış. Dikkat çekmeden üçüncü kez yine sıvışmış ve bal fıçısının dibini bulmuş. 

Çok geçmeden kalkıp tekrar yola koyulmaya karar vermişler. Balcı adam gitmiş, serinlik yerde duran bal fıçısını yüklenmiş. Yüklenmiş ama fıçı çok hafif. Bakmış ki balın sonu gelmiş, yerinde yeller esiyor. Fena halde bozulan balcı adam: 

“Olmaz böyle şey, asla kabul edemem, balımı sizler yediniz” diye çıkışmış, kurtla tilkiyi sıkıştırmış. Kabul etmemişler tabii. 

Ama iş kötüye gitmeden tilki bir çözüm bulmuş. Sonunda durumun şiddetli bir kavgaya dönüşeceğini anlayan tilki: 

“Durun bakalım arkadaşlar, bunda bir yanlışlık var, şu kadar yol geldik, birbirimizi sevdik saydık. Birbirimizi incitmeyelim. Durumu serinkanlılıkla değerlendirelim. Benim bir önerim var: gelin şu güneşte uzanıp bir güzel yatalım. Balı kimin yediği belli olur. 

Öneri kabul edilmiş. Üçü de güneşin altında uzanıp yatmışlar. Az sonra sıcaktan mayışıp uyumaya başlamışlar. Kurnaz tilki uyumamış, yavaşça kalkmış, bal fıçısının dibinde kalan baldan biraz daha getirip bal sahibiyle kurdun kıçlarına sürmüş. Bir süre sonra tilki: 

“Heey! Haydi uyanın!” diye bağırmış. 

Uyanınca bakmışlar ki hem kurdun hem balcı adamın paçalarından bal akmakta. 

“Şunlara bakın” demiş tilki, “söyleyin bakalım şimdi, balı ben mi yedim siz mi yediniz?” 

Kurt ve balcı adam ne diyeceklerini şaşırmışlar., Bu durumu nasıl izah edeceklerini bilememişler: 

“Ne yapalım”demişler, “balı herhalde biz yemişizdir”.
Adıga Pşisexer, s.52. Anlatan: L’I’AP’E Khuşhaxhan, Laxhşıkhuay Köyü. Derlenen yıl: 1935. Derleyen: TSEY İbrahim.

Kedinin Hacılığı

Aralık 17, 2018

İyice yaşlanıp güçsüz kalmış bir kedi, eskisi gibi fare avlayamadığına üzülür dururmuş. Bir gün ayaklarını altına toplamış yatarken, “ne yapmalı ne etmeliyim ki, fareler benim yanıma gelsin” diye düşünmüş. Aklından türlü türlü hileler geçirmeye başlamış. Derken bir şeytanlık gelmiş aklına ve bunu gayet masum bir görünümle uygulamaya karar vermiş. 

Bütün farelere bir duyuru yapmış: 

“Ben artık hacı oldum, çok da yaşlandım. Ölümüm bugünlü yarınlı, günlerim sayılı. Artık benden kimseye zarar gelmez bundan sonra. Doğru, gençliğimde kiminizin anasını, kiminizin babasını, kiminizin yavrusunu yedim. Yaptıklarım için büyük pişmanlık duyuyor, vicdan azabı çekiyorum. Toplanıp gelin yanıma, hepinizden af dilemek, herkesle helalleşmek istiyorum. Bağışlamanızı diliyorum.” 

Arsan ile Avcec, iki çelimsiz fare, “kediden hacı olmaz, büyük küçük demeden, yakaladığını yeyip yutan bu kedinin sözlerine inanmayın Bu davette bir iş var. Sakın gitmeyin” diye çok çabalamış. Ama dinleyen olmamış, fareler toplanıp gitmişler, kedinin yanına. Avcec ile Arsan katılmamışlar davete, olup bitecekleri görmek için yakındaki bir yüksekge çıkıp beklemeye başlamışlar. Kedi farelerin birer ikişer yanına gelmekte olduklarını görünce pek sevinmiş. 

Herkes geldikten sonra: 

“Kusura bakmayın, toplantı yerimiz biraz büyük ve dağınık, Şuradaki fırında toplanırsanız, kapıdan hepinizi rahatlıkla görür, her birinizle ayrı ayrı ilgilenebilirim. Biliyorsunuz çok yaşlandım. Artık gözlerim iyi görmüyor, kulaklarım da ağır işitmeye başladı” demiş. Çok kibar ve saygılı davranıyormuş herkese. Fareler de bu içten ilgiye seviniyorlarmış. 

Fareler fırına girince hacı kedi: “şimdi birer birer yanıma gelin, helalleşelim” demiş. Helaleşmek için gelen fareleri tek tek yakalayıp yutmaya başlamış. Fareler öyle korkmuş ki; ödleri kopmuş zavallıların, gözleri fırlamış... Kaçacak yerleri de olmadığından, fırının içinde korku ve telaşla bir öteye bir beriye koşuşmaya başlamışlar. Kedi, keskin ve sivri pençeleriyle yakaladığını yutuyormuş. Hepsini tek tek yakalayıp yemiş, bitirmiş. Son bir minik fare kalmış. Onun da kulaklarını ısırmış ve “Seni haberci olarak bırakıyorum. Git Arsan ile Avcec’e söyle; sıra onlara da gelecek, benim aleyhimde atıp tuttuklarını unuttum sanmasınlar.” 

Kulakları koparılmış, başı kanlar içinde, bitkin bir halde kurtulan minik fare, doğruca Arsan ve Avcec’e gitmiş. Arsan ve Avcec çıktıkları yüksek yerden, fırının içinde olup biteni görmediklerinden, merakla bekliyormuş. Farelerin başına gelenleri duyunca fenalık geçirmişler, bayılıp aşağı düşmüşler. Arsan’ın başı, Avcec’in ayağı kırılmış. Yaralı iki fare güçlükle evlerine götürülmüş. 

“Bizi dinlemediler, mahvoldular. Bu ülkede artık farelerin kökü kuruyacak. Kardeşlerimizin uğradığı bu soykırımdan sonra, yaşamak bize haramdır” diyerek iki fare yuvalarına kapanmışlar. Toplum içine karışmaz, kimselerle görüşmez olmuşlar, ölüm orucuna başlamışlar, yardım için gelenlere, yiyecek filan getirenlere de kapılarını açmıyorlarmış. 

Arsan ile Avcec’in bu durumlarını duyan yaşlı fare nine bir gün ziyarete gitmiş. Kapıyı çalmış, çalmış ama içeriden ses gelmemiş. 

Fare nine: 

“Yavrularım! Biliyorum, kapıyı çaldığımı duyuyorsunuz. Ama kapıyı açmadıkça buradan gitmem, bilesiniz. Evet, sizler haklıydınız, fareler sizi dinleselerdi bu felaket başımıza gelmezdi. Hata ettiler, yanıldılar. Hatalarını hayatlarıyla ödediler. Ama bunun için sizler yemeden içmeden, kendinizi ölüme bırakamazsınız. Bunda da siz hata ediyorsunuz. Açın kapıyı da, size başımdan geçenleri anlatayım. Sonra isterseniz yine kapınızı kapatıp kilitler, istediğinizi yaparsınız” demiş. 

Yaralı iki fare, isteksiz, gönülsüz, fare nineye saygısızlık olmasın diye, kapıyı açmışlar. Fare nine Arsan ile Avcec’in yaralarını silmiş, temizlemiş, onlara yiyecek vermiş ve başlamış anlatmaya: 

“İlk dokuz yavrumu kartal kaptı götürdü. Sonraki on yavrum peynir suyunda boğulup öldü. On dokuz yavrumun acısına dayanamaz oldum, kendimi yerden yere vurdum. Ellerimle boğazımı sıktım, ölmek istedim, ölemedim. Çatının üstüne çıkıp kendimi oradan aşağı attım, yine ölmedim. Kuru peynire kafamı vurdum, dişledim, kendimi sakatlayıp öldürmeye çalıştım. Yine olmadı. Boğulayım diye kendimi yağ tulumuna attım, yine başaramadım. Sizin başınıza gelenler benim başıma gelenlerden daha acı ve dayanılmaz değil. İşte görüyorsunuz hâlâ yaşıyorum. 

Kendinizi ölüme terk etmekle ne kazanacağınızı sanıyorsunuz? Dostlarınız üzülür o kadar. Yalnızca dostları üzmek mi amacınız? Zamanla sizin de acılarınız geçer, alışırsınız. Size düşen görevler var. Sizden sonrakilerin size ihtiyaçları var. Bu olup bitenleri bütün farelere anlatmalı, onları uyarmalısınız. Ayrıca, o sahtekar hacı kediden de öcümüzü almalıyız. Bunun için sizin gibi akıllı ve genç farelere ihtiyacımız var. Başka hiçbir nedenle olmasa bile, öcünüzü almak için yaşamalısınız. Sizin önderliğinizde birlik olup, mücadele etmeliyiz. Hadi, yemeklerinizi yiyin! Ben yaralarınızı sararım, merhem getirir sürerim. Kısa sürede sizleri diğer farelerin arasında görmek istiyoruz. Evet, benim diyeceklerim bunlar.” 

Arsan ile Avcec, fare ninenin söylediklerini dikkatle dinlemişler, çok da haklı bulmuşlar. Onun öğütlerine uyarak kısa zamanda ölüm orucunu bozmuş, beslenip toparlanmışlar, kısa zamanda ayağa kalkmışlar. Fareleri toplayıp bir örgüt kurmuşlar. Yaşadıkları sürece kedilere asla güvenmemişler, onlardan korunmak, onlarla mücadele etmek için dikkatle çaba göstermişler, yaşayıp gitmişler.
Adıge Pşisexer: 27 Anlatan: Aşşıne Axhmet Aslançerıy oğlu (1896 doğumlu) Anlatım yeri ve yılı: Ğuebekhuaye Köyü, 1935 Derleyen: Hatkue Ahmed

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı