Adige Boyları

Aralık 29, 2018

ŞAPSIĞLAR: Kuban nehrinin güneyindeki düzlük ile Kafkas Dağları'na kadar uzanan bölgede ve doğudan Bjeduğlar ve Abzahlar, batıdan ise Natukhaçlar'la çevrilidirler. Yurtlarını başlıca Psekups, Psehış ve Pşeha ırmakları gibi Kuban'a dökülen akarsular sularlar. Şağsığların bir grubu Kafkas Dağları'nın güney eteklerinde Psizuy Vadisi'nde oturur. Natukhaçların da Şapsığlardan ayrılmış bir kitle oldukları da ileri sürülüyor. Bunların Tuapse yakınlarında oturan kolonilerine ''Küçük Şapsığlar'', dağların kuzeyinde Kuban'a dogru oturan ana kütlelerine ise ''Büyük Şapsığlar'' denir.

BESLENEYLER: Büyük ve Küçük Laba vadileri ile Urup havzasında otururlardı. Ayrıca Kuban Ovası ile ÇEçen, Fars ve Psefır vadilerine kadar da yayılmışlardır. Genellikle Kabardeylerle birlikte anılırlar. Kafkas kabilelerinin en asili ve fiziksel yapı bakımından en güzel insanların çıktığı bir kabile olarak bilinir. Batılarında Kemirguveyler ve Abzahlar bulunur. Güneybatı ve güneylerinde ise Barakay, Kazılbeğ, Segerey ve Başılbeğ gibi Abaza oymakları bulunur. kuzeyden ise Besleneylerin arazisi Kuban Nehri tarafından sınırlanır.

BJEDUĞLAR: Doğudan Kemirguyevler, batıdan Şapsığlar, güneyden Abzahlar, kuzeyden de Kuban Neri tarafından sınırlanır. Rusların XIX.yy. başlarındaki baskılarına kadar Kuban Nehri'nin kuzeyinde otururlardı. Kuban'ın güneyine göç ettikten sonra Psıkh, Mart (Psıkhomat), Pçah, Psekups, Çebi, Unabat ve Sup vadilerine yerleşmişlerdi. Nisbeten küçük bir kabile idiler.

JANELER: 1778'e kadar Kuban'ın sağ sahilinde oturan Janeler, Ruslar'ın yaklaşması üzerine bu nehrin sol sahiline çekilmişlerdir. 1864'e kadar Adegum Irmağı boyunca ve Pşets ile Kholay vadilerinde, Karakubanski Adası'nda yaşadılar. Doğudan Şapsığlar, güneyden de Nakuthaçlar ile karışarak erimiş olduklarından,göç devresinde nüfusları çok azaldı.

KABARDEYLER: En kalabalık Çerkes kabilesidir. Büyük ve Küçük Zelençuk havzalarından güneydoğuya doğru Vladikafkas'a uzanan ve Kuma ile Terek'in yukarı kollarının suladıkları geniş bölgede otururlar.Batı komşuları Besleneyler ki Kabardey'in bir kolu olarak kabul edilirler, Abazalar, doğu komşuları Çeçen-İnguşlar,güney komşuları ise Karaçay-Balkar'dır. Büyük ve Küçük Kabardeyler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Büyük Kabardeyler Nalçik ve çevresinde, Küçük Kabardeyler ise Mozdok çevresinde otururlar. Bu kabile Kafkasya'nın en hassas noktalarından birini tutar ve aynı zamanda Doğu, Batı Kafkasya arasında köprü görevini yapar.Kabardeyler Ruslar'la mücadelelere diğer kabileler kadar katılmamışlardır. Ancak bazı grupların soydaşlarının mücadelesine seyirci kalmamak için Abzahların yanında yer almışlardır.

ABZAHLAR: Kaberdeylerden sonra en kalabalık Çerkes kabilesidir. Bu kabilede Ruslara karşı mücadelelerde Natukhaçlar ve Ubıhlarla birlikte en ön saflarda yer almıştır. Bu kabile içinde diğer kabilelere göre asillerin nüfusu ve sınıf farklılıkları daha belirgindir.Bu kabile, Kafkas Dağları'nın kuzey eteklerinde ve Kuban'ın orta mecrasına katılan kollarının suladıkları bölgede yaşarlar.
Başlıca kolları:
1-Şagvaşe, Khurçips, Pşeha, Pkhtas, Tfiseps kolları,
2-Laba, Psizun, Şegupsin, Hagur, Fras kolları,
3-Psıj, Mat, Pças kolları,
4-PSekups ırmağı etrafında oturmaktaydılar.

KEMİRGUVEYLER: Kuban Nehri ile LAba ve Şagvaşe nehirleri arasındaki bölgede otururlar. Üç gruptan meydana gelirler:1-Kuban Nehri'ne doğru Ademeyler,2-Ciraki ve Ratazay civarında Yegerkoylar,3-Kiraylar, Kemirguveyler'in yaşadıkları bölge kuzeyden Kuban, doğudan Besleneyler, batıdan Bjeduğlar, güneyden ise Abzahlar tarafından çevrilir.

NATUKHAÇLAR: Karadeniz kıyılarında, Taman yarımadasından kıyı boyunca Şapsığ, Ubuh ve Abzah bölgelerine kadar uzanan alanda yaşıyorlardı. Adegum, Tsemez, Taşıps, Bakan, Lieşepsin, Kudak, Nepif, Psıf, Khups, Prebeps vadileri Natukhaçlar'a aitti. Anapa ve Novorossiski çevrelerinde daha yoğun olarak bulunuyorlardı. Kafkasya'da Rusya'ya karşı en faal bir biçimde karşı koyan kabileler arasında yer almışlardı.

HATIKOYLAR: Küçük bir kabiledir.Osmanlı topraklarına göç eden nüfus içersinde bu kabileye mensup kişilerden de söz edilmektedir. XVIII. yy.'ın sonlarında Bjeduğlar'ın batısında ve Kuban Nehri'nin sol tarafı ile Şagvaşe'nin sağ tarafında oturuyorlardı. Ancak XIX. yy.'ın ilk yarısında daha doğuya kayarak Bjeduğlar ve Kemirguveyler'in arasına yerleşmişlerdi.

MAKHOŞLAR: Bu kabile de küçüktür. Ancak bunlardan da bilhassa 1858-1859 yıllarında bu tarafa bir çok grubun göç etmiş olduğuna dair kayıtlara Osmanlı arşiv belgelerinden rastlanmıştır. Bu kabile Laba ve Şagvaşe ırmaklarının orta mecraları arasında ve Fars'ın yukarı boylarında oturuyordu. Daha önceleri ise Batınkoy'un kuzeyinde ve Laba'nın batısında oturmaktaydı

MAMHEĞLAR: Efsanelerde , Karadeniz kıyılarından Psheh nehrinin yükseklerine yerleşen Mamhıglar, Önceleri 3 büyük aileden oluşmuşlardı: Shnah, Mami, Tlizhho. Nüfusta önemli bir artış olduğu zaman ( doğal ve Abadzeh'den göçmenler ile) 1862 ye kadar kalacakları ve 16 köy oluşturacakları Beyaz nehir ve Kurdzhips arasındaki topraklara yerleştiler. Yazarlara gore, 19. yüzyıl ortasında Mamheglerin sayısı 3500 kadardı. Diğer kaynaklar hala sayının 15000 kadar olduğunu gösterir. Temirgoylarınkine yakın Özel bi lehçe konuşuyorlardı. Geleneklerinde ve hayat stilerinde ise Abzehlere yakınlardı.

Dünya üzerinde yaşam bulan bütün halkların kökeni hakkında genel kabul gören bilgiler mevcuttur. 

Dünya üzerinde yaşam bulan bütün halkların kökeni hakkında genel kabul gören bilgiler mevcuttur. Bu halklardan bazıları, kökenlerine ilişkin bilgiler ile tarihsel başlangıçlarının benzerliği hakkında kimi zaman birbirleriyle tartışma içerisinde olmaktadırlar. Bilinen tarihsel kökenlerine Ulusal tarihlerini, dillerini, kültürlerini bağlamakta ve köklerinin çok eskilere dayandığını bununla özdeştirmektedirler. Yahudileri ve Gürcüleri buna örnek olarak gösterebiliriz.

Tarihsel kökenlerini, dinsel öğelerin başlangıcına ve bilinen ilk Peygamberlere ilişkilendirmekte, yakınlaştırmakta ve diğer halkların tarihi geçmişlerine göre kendi uygarlıklarının daha zengin bir geçmişe sahip olduğunu bağlamaktadırlar. Gerçeği konuşmak gerekiyorsa, yukarıda bahsettiğimiz her iki halkın kökeni de bizleri tarihin çok eski dönemlerine götürmekte ve bu dönemde kazanılmış kültürel zenginliklerini de bugün de beraberinde göstermektedir. Fakat Yahudiler de, Gürcüler de ve diğer halklar da gökten kendi başlarına özel olarak indirilmemiş ve yaşam bulmamışlardır.

İnsanoğlu tüm kazanımlarını, diğer halklarla temas ederek ve etkilenerek elde edebileceğini bilmelidir. Yahudiler bu anlamda Hitit uygarlığı ile yakın planda bulunmaktaydılar. Yahudiler ile Hititlerin bu temasları bizleri M.Ö. dönemlere götürmektedir. Bu tarihlerde her iki halkın da belirgin bir dinleri yoktu, ancak, diğer halklardan belirgin bir şekilde farklı anane ve kültüre sahiptiler. 

Tanrı tarafından Yahudilere indirilen kutsal kitap Tevrat’ta (Talmut’ta)/ eski inanç sisteminde/İncil’de/Kuran’da/ yer aldığına göre yeryüzünde yaratılan ilk insan Adem’dir. Tanrı, Adem’i uyutarak onun kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmıştır. Adem onu gördüğünde beğenerek, kendi bedeninden yaşam bulmasından ötürü memnun olmuş ve onu eş olarak almıştır. Onların çocuğunun ismi Sif (Сиф), Sif’in oğlu Kaynan, onun oğlu Maleleyil, onun oğlu Yiared, onun oğlu Yenoh, onun oğlu Mafusal, onun oğlu Lameh, Lameh’in oğlu Nuh. 

Tevrat’ta belirtildiğine göre Nuh’un yedi çocuğu bulunmaktaydı. Kumer, Yiavuan, Maziy, Mağu, Jubal, Maşih, Kiraş. Fakat İncil’de yer aldığına ve belirtildiğine göre Nuh’un üç çocuğu vardı Sim, Ham, Yiafet. Tanrı tarafından insanları cezalandırmak amacıyla gönderilen büyük felaket Tufan, insanları ve diğer canlıları yok etmişti. Nuh’un çocukları, karısı, çocuklarının eşleri, evcil ve vahşi hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar, her biri dişi ve erkek olmak üzere Nuh’un teknesinde olmaları sayesinde büyük tufandan kurtuldular. Nuh’un çocukları evlendiler, çoluk çocuğa karıştılar. Yeryüzünde yaşayan insanların tamamının soylarını, yukarıda bahsedilenlerin teşkil ettiği söylenmektedir.

Büyük tufanın yaşandığı esnada Nuh 700 yaşındaydı, ardından 350 yıl daha ömür sürdü. Bugün yeryüzünde yaşayan tüm halklar kendi kökenlerini bir şekilde Nuh’a bağlamaktalar. Eğer gerçekten Nuh’un üç oğlu var idiyse, bunlardan hangisi kime daha yakındı ve ilişkiliydi. Bakalım o zaman, Nuh’un torununun torunlarından hangilerinin Hett’lerle akrabalığı vardı. Sim’in oğulları: Yelam, Asur, Arfaksad, Lud, Aram.

Aram’ın çocukları: Vuts, Hul, Gefer, Maş; Arfaksad’ın çocukları: Sal, onun oğlu Falek, onun oğlu Yivoktan, Yivoktan’ın çocukları: Almoral, şalef, Hatsarmavef, Yiyerah, Garoram, Vuzal, Dikle, Voval, Avimanil, şiv, Vofir, Havil, Yivovav. ışte bu saydıklarımız Sim’in soyundan gelenlerdir. Hett’ler henüz konu dahilinde değildir. Yiafet’in çocukları: Ğumer, Magog, Maday, Yiavan, Fuval, Meşeh, Firas.

Ğumer’ın çocukları: Askenaz, Rifat, Fogarma; Yiavan’ın çocukları: Elisa, Farsıs, Kitim, Dodanim. Bunlar Yiafet soyundan gelenler olup, Hett’lere bağlantılı oldukları söylenemez. Hame’nın çocukları: Huş, Misrali, Fut, Hanaan. Huş’un çocukları: Ceva, Havila, Savta, Rama, Savteha, Nimradi, Huşeko Raama’nın iki oğlu oldu, bunlar: şevar ile Dadan’dır. Misrale’nin çocukları: Mudimi, Anamami, Legavili, Niftuhimi, Patrusimi, Kasluhimi; bu son çocuğun soyundan Filimstimlyanhe ve Kaftorim gelmişlerdir. 

Hanaan’ın çocukları: Sidon, onun öncesinde Het, Yiyvusey, Amorrey, Gergesey, Evey, Arkey, Siney, Avradey, Tsemarey, Himafey. Bunlar Ham’ın soyundan gelenlerdir. Ham’ın oğlu Hanaan’ı bunların arasında sayabiliriz. Hanaan hakkında Hanaaney diyerek bahsedenler de bulunmakta. Hanaan’lerin üzerinde yaşadıkları topraklar, onların ülkeleridir aynı zamanda. Ham’ın büyük oğlu Sidon’un oğlunun ismi “Het” idi. Hett halkı onu soyundan gelmektedir. Hett halkı Hanaaney bölge toprakları üzerinde yaşam sürmektedir. Hanaaney ülkesinin yerleşim merkezi Harran olarak bilinmekteydi. Hett’ler burada yaşam sürmekteydiler.

İbrahim Peygamber Tanrı’nın sevgisine mazhar oldu, kendisine bereketli topraklar bahşedileceğini, layık görüldüğü zenginliklere kavuşacağını, kendi soyundan gelenlerin huzur içinde çoğalacağını, bunu elde etmek için Tanrı’nın emri gereği göç etmesi gerektiğini biliyordu. İbrahim karısı, köleleri ve hayvanları olmak üzere Tanrı’nın emri gereği göç etmekteyken Hanaaney Ülkesi toprakları içerisinde yer alan Kiriaf-Arbe/Hebron/ ‘a varmışken karısı Sarre yüz yirmi yedi yaşındayken vefat etti. Bunun üzerine İbrahim Hett insanlarının yanına giderek karısı Sarre’yi toprağa vereceği bir arazinin kendisine verilmesi için onlara: “Ben, topraklarından ayrı düşerek içinize girmiş bir muhacirim, eşimin cenazesini toprağa verebileceğim bir toprak parçasını bana vermeniz için sizden rica ediyorum”.

Hett insanları İbrahim’e cevap vererek “Ey kutsal adam, sen ki Tanrı tarafından bize gönderildin, eşinin cenazesini senin uygun gördüğün en güzel yerde toprağa verebilirsin, bu konuda içimizden hiç kimse sana itiraz etmeyecektir, İbrahim ayağa kalkar ve Hett insanlarını Tanrı adına kutsayarak, şöyle dedi: Cenazemi toprağınıza verebilmem konusunda razıysanız, beni dinleyin, arazisi içerisinde bulunan ve Mahpela olarak bilinen yeri bana vermesi için Efron’a gidip ricacı olun. Mezar yeri için bana vereceği toprağın bedelini ona mutlaka vereceğim, arzu ettiğim şey ise bana o yeri satmasıdır.

Hett insanı Yefron tüm Hett’liler adına ona dönerek, şöyle dedi “burada, halkımın huzurunda diyorum ki –istediğin mezar yerini ve üzerinde bulunduğu araziyle birlikte sana veriyorum, senindir. İbrahim, o topraklar üzerinde yaşayan Hett insanlarına şükranlarını sunarak, Efron’a şöyle dedi: “Eğer beni dinliyorsan, toprağın karşılığında sana gümüş para vermek istiyorum, rica ediyorum al, böylece cenazemi toprağa verebileyim”. Efron, İbrahim’e cevap vererek: “Saygıdeğer kişi, beni dinle lütfen, bahsettiğin o toprağın bedeli dört yüz gümüş sikke, benim için de senin için de bu bedel önem arz etmez, cenazeni gönül rahatlığında toprağa verebilirsin” İbrahim, tüm Hett insanlarının huzurunda dört yüz gümüş sikkeyi bedel olarak Yefron’a verdi.

İbrahim Yahudi/SAMmıt/ halkına mensuptu; ilk sünnet olan kişiydi/bu dönemde 99 yaşında da olsa Tanrı’nın vasiyetine uydu/, Efron, Hett halkına mensup ve HAMmıt idi. Onların tanışmaları ve birbirleriyle olan konuşma şekilleri de aydınlatıyor bizi. Hett halkının başı zorda olan kişilere olan davranışı, yardımseverliği ve İbrahim’e olan insani davranışları, erdemlilikleri dikkat çekmekte. İşte o tarihsel dönemde Hett insanlarının örf, anane ve kültürü bugünün Adıgelerine çok benzemekte/ Adıgelerin Hett insanlarına olan yakınlığını göstermekte/ muhtaç durumda olana yardım etmek, konuk olanı sahiplenmek, ihtiyaçlarını karşılamak, saygı göstermek gibi üstün meziyetler, yüksek Adıge kültürüne işaret eden başlangıç, konusunu işlediğimiz o eski tarihsel dönemlere uzanmakta.

Adıgelerin bugün konuştukları dillerinde Hett halkına mensup olduklarına tanıklık eden kelimelerin varlığı dikkat çekmekle beraber tarihin eski dönemlerinde yaşam sürdükleri yerlerin bugün bulundukları coğrafyaya komşu olmaması, hatta uzak olmasını da göz ardı edemeyiz. 

Yukarıda bahsedilen konular hakkında yazılı birçok dokümanter bilgi ve belge bulunmakta, ancak biz bu makaleye sığdıracağımız şekilde kısa tutmakla beraber yine de okuyucuyu aydınlatmaya çalışacağız.

Yazar B.Prus tarafından kaleme alınan “Firavun” isimli tarihsel romanın içeriğinde anlatıldığına göre, yeryüzünde medeniyetin başlangıcı Afrika’nın kuzey doğusunda Mısır’da yaşanarak başlamıştır. 3 ve 5 bin yıl öncesine dönecek olursak bugünkü Avrupa’nın ortasında yaşayan halkların hayvan postlarıyla giyinerek mağaralarda yaşadıkları dönemde, zamanın Mısır uygarlığına mensup insanların toplumsal yaşama uyum sağlayarak ileri uygarlık düzeyine eriştikleri, gelişmiş tarım yaptıkları, zanaatla uğraşan bilgi beceri sahibi insanların çokluğuna işaret edilmektedir. O dönemde yüksek düzeyde medeniyet seviyesine ulaşan Mısır’a Hett halkı mensupları da gelmekteydi ve sosyal yapıları, davranışları ile belirgin bir şekilde kendilerini ifade ediyorlardı. Firavunun sarayına çok sayıda insan konuk edilmekte ve ağırlanmaktaydı. 

Onlar arasında Hett halkına mensup Harran’lı Phut adında biri de bulunmaktaydı. Makamında bağdaş kurmuş olarak şilte üzerinde oturmaktaydı, önünde yiyecek tabağı ve temiz su bulunmakta, kendisi de yarı uyur vaziyette yer gibi görünmekteydi. Yaklaşık kırk yaşlarında gür saçları vardı, sakalları simsiyahtı, gözleriyle bir şeyleri düşünürcesine bakışları altında, huzurlu ve korkusuz, kimseden çekinmeyen bir yüz ifadesi vardı.

Konakladığı hanın sahibi Fenike’liydi. Hett topraklarından gelen bu yabancıya gıptayla bakmakta ve düşünmekteydi: “Korku salan ürkütücü bir havası var! Ismarladığı yiyeceklerin ücretini fazlasıyla ödemiş olmasına rağmen, önüne koyulan et yemeğini yemiyor, hatta şarap dahi içmiyor… Öyle sanıyorum ki, bu adam büyük bir peygamber ya da büyük bir savaşçı”. Oturdukları salonun önünde çok ilginç gösteriler tertip edilmesine rağmen Phut başını çevirme zahmetine katlanmadı bile, yılan oynatıcısının para koparma bahanesiyle kendisine doğru yaptığı hamleyi iki bakır para atarak savuşturdu.

Konakladığı hanın yöneticisi yaklaştı konuşma arzusuyla ve şöyle başladı:”Haşmetli efendim, size tatsız bir haber getirdim”. Misafir, tepki vermeksizin ve oralı olmayarak, kendisine: ”Tanrılar canları isterse insanlar için yağmur yağdırmaktalar”. Ev sahibi konuşmasına devam ederek: “Biz cambazların gösterilerini izlemekteyken, hırsızlar sizin odanıza girerek eşyalarınızı çaldılar. Üç çuval ve bir sanduka, sanıyorum değeri oldukça yüksek…”

-Kaybolan eşyalarımın bulunabilmesi için senin Kadıya gitmen gerekmekte.

-Kadıya neden söyleyelim? diye mırıldandı işletmenin sahibi.

-Bizim burada çalınan malların toplandığı bir yer var… Hırsızların en kıdemlisine elçi gönderilir, çalınan eşyaların geriye alınabilmesi için ona ayrıca para vermen halinde, eşyalarına kavuşabilirsin, bu konuda sana yardımcı olabilirim…

-Benim ülkemde, diye söze başladı Hett’li misafir. Kimse, çalınan eşyaların geriye alınabilmesi için hırsızlarla muhatap olmaz, ben de bu adeti bozmayacağım, ben şu anda senin konuğunum, malımı, ve eşyalarımı sana güvendiğim için teslim ettim, sen bunları korumakla görevliydin.

-Uzaklardan gelen insan, diyerek söze başladı işletme sahibi, sonra sesini kısarak konuşmalarını sürdürdü. -Sizin Hett’lilerle bizim Fenikeliler kardeş sayılırlar, doğrusunu söylemek gerekirse Mısır’ın Kadılarını dost edinmemeye çalış derim, niye dersen, Mısır’da görev yapan Kadının görev evinde tek bir kapı bulunmakta, bu kapı giriş kapısıdır, ama burasının çıkış kapısı da yoktur, bunu da bilesin.

-Suçu olmayanı Tanrılar duvarın içinden geçirir, diye ekledi misafir.

-Suçu olmayan mı? Var mı bu Ülkede, bunca köle içerisinde öyle birisi. Diyerek söylendi, ev sahibi. İstersen bak, kaz etini midesine indiren şu güvenlik subayına, onun yerinde olsam, ben de isteyerek yerdim. Sen biliyor musun bunu ona niye verdiğimi? Çünkü senin hakkında beni sorgulamak için burada. Sözünü tamamladığında, misafirini göz ucuyla şöyle bir süzdü Fenike’li adam. Onun sanki bir şey olmamışçasına umarsızlığına bakakaldı. 

-Güvenlik subayı bana soruyor, diyerek sözünü tamamladı işletme sahibi.

-Kim bu siyahlarla bezeli giyinen adam? Ben cevap veriyorum: İlginç bir adam, efendi bir adam, adı da Phut.

-Nereden geldi bu adam? 

-Hett Ülkesinden gelmekte, Harran kasabasından, orada üç katlı muhteşem bir malikanesi ve bolca toprağı bulunmakta.

-Buraya niçin geldi peki? -Geldi işte, diyorum. Babasının eski bir alacağını tahsil edebilmek için … -O Harranlı adam, Asur’lu bir ajan olabilir, diye senden bahsedildiğinde, ölüyorum sandım bir an. Cümlesini tamamladı işletme sahibi. 

-Ama bana öyle geliyor ki senin hiç umurunda değil? Asurlu ajan olarak itham edilmek.

…Harran’dan gelen Phute’nın huzuruna birbirinden güzel kızlar gelmiş boy göstermek üzereyken, elini deri kesesine atarak altın bir yüzük çıkararak onları ödüllendirdi.

-Yiştar. Tanrı’nın günü. Alın bunu Tanrı’nın büyük evi için…

Hett Ülkesinden, Harran’dan gelen Phute hakkında B.Prus tarafından kaleme alınan tarihsel roman “Firavun” içeriğinden yukarıda yer alan alıntıda da göstermektedir ki, Phute’nın yansıttığı örf, anane ve sosyal davranışlar bizlere tanıdık gelmekte…Yemek yeme disiplini, şarap veya benzeri içkilere uzak durması, yaşama sevinciyle dolu olması, giyim ve kuşamında farklı ve özgün duruşu, bedenini saran özellikle siyah deri giysilerine, temizliğine, yılan oynatıcısını kendisine yaklaştırmaması, aniden gelişen sürpriz olaylara sakin ve soğukkanlı yaklaşımı, misafire gösterdiği saygı ve hürmeti, yiğitliği dikkat çekmekte…

Bütün bu saydıklarımız “Adıgelik” diye bilinen kültürün temel öğeleridir. Adıgeler Hett’lere, daha önce de Nuh’a, Ham’a, Hanan’a dayanmaktaydı. Söylemek gerekirse Adıgelerin kökleri bugünün Yahudilerinden, Gürcülerinden ve diğer halklarından da daha eskilere dayanıyordu. Bu konuda eğer bir şeyler öğrenmek ve araştırmak istiyorsanız; derim ki: özellikle gençken başlamanızı, sağlıklı olmanızı, yaşama sevinciyle dopdolu olmanızı ve çokça dil bilmenizin gerekli olduğunu bilmeniz ve unutmamanız gerekmektedir… 


Гишев Нух Туркубиевич
Ghış Nuh, Dilbilimleri Uzmanı
Çeviri: Lıperıt

Cherkessia.net

Şapsığlar

Aralık 12, 2018

Şapsığlar (veya Rusça yazılışıyla Шапсуг - Şapsuglar), Rusya’da, Krasnodar krayında,ayrıca Adıgey Cumhuriyeti'nde (4 köyde, Afıpsıp, Penehes, Haştuk ve Pseytuk; ayrıca Natuhay köyünde) yaşayan ve Adigelerin bir kolu olan ve RF tarafından 1999'da tanınan ve koruma altına alınan küçük bir yerli toplumdur.

Şimdi, RF tarafından 'Şapsığ' adı altında tanınanlar, özel anlamda 'Şapsığya' (Khıuşö Şapsığe-Хы1ушъо Шапсыгъэ) ya da 'Karadeniz kıyısı Şapsığyası' adı verilen bir yörede yaşarlar. Bu yöre, Krasnodar krayına bağlı Soçi ('Saçe'-'Шъачэ') metropolitan alanı (9 köy-Hacuk; Kalej; Kodeşhap-Кодэшхьап1; Şehap; Şehek'eytsuk-Шэхэк1эйц1ык1у; Şehek'eyuşh; Şhafit; Şoceyuk-Ш1оджэйкъо; Thağepş) ile Tuapse rayonu (5 köy-Aguy; Psıbe; Necıko; S'eps-Ц1эпсы; Ş'oyuk-Ш1оикъу) içindedir.

Soçi'deki Lazarevsk beldesi fiilen Şapsığların merkezi konumundadır. Burada Şapsığ toplumsal parlamentosu -'Adıge-Khase', Şapsığ Ulusal Müzesi, Şapsığ okulları için öğretmen yetiştiren ve Maykop'taki Adıgey Devlet Üniversitesi'ne bağlı bir fakülte (ayrıca aynı üniversitenin 5 fakültesi daha Lazarevsk'tedir) ve diğer toplumsal kuruluşlar bulunmakta, 'Şapsugiya' adlı Rusça-Adıgece bir gazete yayınlanmaktadır.

Adıgece adı Psışuape (Псыш1уапэ) olan beldeye, Ruslar, 1838'de çıkartma yapıp Şapsığlarla çarpışan ve burada bir askeri kale kurduran Amiral Lazarev'in anısını yaşatmak amacıyla Lazarevsk adını vermişlerdir.Şapsığlar,1945'te kaldırılan eski özerklik statülerini yeniden elde etmek için barışçıl bir mücadele yürütmektedirler. Şapsığca Adigece’nin kıyı lehçelerindendir. Şimdi Şapsığya dışında, Türkiye'de de en yaygın olan Adıge lehçesidir: Düzce, Sakarya,Kocaeli,Bursa, Balıkesir,Bilecik,Eskişehir,Niğde, Manisa,Aydın, Afyon, Denizli, İzmir, Samsun, Amasya, Sinop, Çorum, K.Maraş,Yozgat,Bitlis,Adana,Ankara illerinde ve daha başka birçok yerde, Irak, Suriye ve Ürdün'de, ayrıca İsrail'in 3.000 nüfuslu Kfar-Kama beldesinde konuşulur.Adıgey ve Krasnodar krayı dışında, İsrail'deki iki Adıge köyünün okullarında da Adıgece devletçe okutulur.

1864 yılı öncesinde,Karadenize dökülen Şahe Irmağından şimdiki Krasnodar kentine değin Kuban Irmağı boylarında yayılmış,tarım,hayvancılık ve deniz balıkçılığıyla uğraşan ve 700 bin tahmin edilen büyük bir nüfus tarafından konuşulmuş olan Şapsığca,1864 deportasyonu nedeniyle çok gerilemiştir. Kafkasya'da sayı çokluğu nedeniyle,yazı dili olarak K'emguy lehçesinin benimsenmesinden ve 1924'te kurulan 'Şapsığ Ulusal Rayonu'nun 1945'te kaldırılmasından önce,Şapsığca, Türkiye'de ve Kafkasya'da bir edebiyat dili idi. Nitekim "Çerkesçe Mevlid (Adige Mevlid)" (İstanbul, 1906; Latin yazılışı da verilen ikinci tam bir baskısı İstanbul, 2000) çevirisi de Şapsığ lehçesindedir.

Şapsığ nüfusu, Krasnodar krayı verilerine (2002) göre,Adıgey'dekiler dışında, 3.231'dir. Ancak,aynı listede 4.400 Çerkes ve 15.800 Adıge nüfusa da yer verilmektedir. Bu da verilerin doğru olamayacağı ya da karıştırılmış olabileceği izlenimini vermektedir. Şapsığ ve Adıge kaynaklarına göre ise, Şapsığ nüfusu 12.000 dolayındadır ("Jineps" Haziran ve Kasım sayıları, 2006, İstanbul).Rus yazarı Y.D.Filitsin'e göre 1880'de Kuban oblastında 4.983 Şapsığ ile Şapsığlara yakın 175 Natuhay ve 83 Hak'uç (Хьак1уцу) kalmıştı ('Adıge maq-Адыгэ макъ' gazetesi,3 Aralık 1991,Maykop;ayrıca "Kuzey Kafkasya KD",sayı 85-86,İstanbul,1992,s.3).

Lağvedilmeden önce, sınırları iyice daraltılan ve Lazarevsk yöresine (rayonuna) indirgenen (1.500 km.kare)Şapsığ Ulusal Rayonu'nda 17.500 nüfus içinde 4.000 Şapsığ kalmıştı. Rayon, Adıge-Khase örgütü ilk başkanı Murdin Teşu'nun (Т1эшъу Мурдин) verdiği ve daha başkalarınca da doğrulanan bilgilere göre, "Stratejik bir yerde bulunduğu ve ileride tehlike oluşturabileceği" değerlendirmesiyle lağvedilmiştir (24 Mayıs 1945). 1 Aralık 1990'da Şapsığların yaptığı özerklik talebi ise, "Nüfusun %4 ya da 5 kadarını oluşturan Şapsığlara özerklik verirsek, aynı bölgede yaşayan ve Şapsığlardan çok daha fazla nüfuslu olan Rus, Ermeni ve Rumlar ne demez" denilerek, Krasnodar krayı eski valisi Diyakonov tarafından geri çevrilmiştir ("Adıge maq", 9 Nisan 1992; "Kuzey Kafkasya KD", sayı 85-86, İstanbul, 1992,s.6;ayrıca "Jineps" 2006, Haziran ve Kasım sayıları).

İslam Ansiklopedisi'ne göre (Çerkesler, Mirza Bala), 1945 öncesinde, Karadeniz kıyısındaki 10.000 bakıye Şapsığ nüfusu içinden 6.500 kadarı "Şapsığ Milli Nahiyesi" olarak adlandırılan rayonda bulunuyordu. Şapsığlar Sünni-Hanefi Müslüman'dır. Şapsığların çoğunluğu 1864 deportasyonu (yurt dışına çıkarılma olayı) sonucu Türkiye’ye yerleşmiştir, önemli bir bölümü de, 1864'te yerleştirildikleri Balkanlar'dan, ikinci bir uygulama olarak 1878'de Osmanlı Asyası topraklarına sürülmüşlerdir. Şapsığlar, diasporadaki Çerkeslerin bir parçasıdır.

Kabardeylerin kökeni ve yerleşimi konusu hararetli tartışmalara, arkeolojik bulguların ve belli sayıdaki yazıl çalışmaların varlığına rağmen kesin bir sonuca bağlanamamıştır.1 Bu kısa makalede eldeki verileri biraz daha ayrıntılandırmayı ve olanaklar ölçüsünde onlara bir şeyler katmayı amaçladık.

Ortaçağ sonrası dönemde Adığelerle ilgili araştırmalar yapan Kafkasologlar, genelde Kabardeylerin kökeni konusunda olduğu gibi bizzat ‘Kabardey’ teriminin kökeni konusunda da güçlüklerle karşılaşıyorlar.

L.İ. Lavrov ‘Kabardey’ teriminin ortaya çıkışının belirli tarihi koşullara, Adığe boylarının doğu kolunun Müslümanlaşması dönemine bağlanması gerektiğini, çünkü bu terimin 12-14. yüzyıllardan önce ortaya çıktığın ileri sürmenin hiçbir dayanağı olmadığını yazıyor.2
Kabardey Tarihi3 adlı kitapta yer alan Adığe araştırmacılarının makalelerinde bu terimin kökeni açıklanmıyor ve bir formülle sınırlı kalınıyor: "Kabardey teriminin kökeni bilinmiyor, ancak rivayetlere göre bu terim Kabardey prensi Kabard Tambiy'in adından geliyor."4

‘Rivayetlere göre’ ifadesi bu açıklamanın doğruluğu konusunda kuşku uyandırıyor. Bu terimin kökeniyle ilgili birçok görüş var. Bunlardan ikisi üzerinde kısaca duralım: “Adığe Anıtları” kitabının yazarı A. Kafoyev Kabardey teriminin kökenini, Müslümanların hacca gittikleri yer olan ‘Kaaba’ ve ‘din’ sözcükleriyle açıklıyor;5 bunu da şuraya dayandırıyor: Kabardey'de İslam’ın yayılmaya başlamasıyla (M.S. 14. yy.) Kabardeylerin buraya yerleşmesi zaman olarak uyuşuyor. Bu iki sözcük (Kaaba ve din) kaynaştırma sesi ‘r’ ile birleştirilirse Ka(a)bardin sözcüğü ortaya çıkıyor. Kafoyev'in düşüncesine göre ilk önceleri coğrafi bir isim olarak ortaya çıkan bu terim daha sonra halkın da adı oldu. Kabardeyler kendilerini ‘Adığe’ olarak adlandırırlar. A. Kafoyev'in bu fikrini kabul etmek mümkün değildir. Bu durumda Kabardeylerden önce İslamı kabul eden halkların da (Araplar ve Dağıstanlılar) Kabardin ismini almaları gerekmez miydi? Kabardey terimini, Prens Kabard'ın ismine ‘Kabard'a ait’ anlamını veren ‘-ey’ iyelik takısını ekleyerek halkın kendisi yaratmıştır. Kabardey teriminin kökenini toponomi yardımıyla da açıklamak mümkündür. Örneğin Hatohşokuey köyünün ismi (eski Atajukino) Prens Hatohşokua'nın adından gelmektedir; adının sonuna ‘-ey’ iyelik takısını eklediğimiz zaman ‘Prens Hatohşokua'ya ait olan’ anlamına gelen ‘Hatohşokuey’ olur. Şimdi eski bir kale olan Kuşmazıkuey de Prens Kuşmazokua'nın adından gelmektedir. Birçok Adığe köyünün eski isimleri aynı bu şekilde türetilmiştir. Anzorey, İslamey, Dohuşıkuey, Hatuey, Kuaşırkuey, Aşabey, Mısostey, Tıjey, Tohutamışey, Kundetey, Astemırey, Kunıjey, Dautokuey vd.

Kabardey örneğinde olduğu gibi bu şekilde yapılan köy ve mahalle isimlerine sadece Kabardey'de değil Adığelerin yaşadığı diğer birçok yerde de rastlanmaktadır. (Karaçay- Çerkes'te, Adıgey'de, hatta Türkiye'de ve Suriye'de). Kabardey halkının kökeni konusuna dönersek, dilbilimsel, etnografik, arkeolojik ve toponomik veriler Kabardeylerin, Adıgeylilerin ve Çerkeslerin geçmişte tek bir halk olduklarını ve bugünkü Kabardeylerin eski vatanlarının Karadeniz kıyısı ve Kuban çevresi olduğunu gösteriyor. Fakat yine de bu konuda birçok görüş var:
1) Mısır - Arap görüşü; 2) Hazar görüşü; 3) Kırım kökenli oldukları görüşü; 4) Ukrayna kökenli oldukları görüşü; 5) Stavropol Eyaleti'nin kuzey bölgesinden geldikleri görüşü; 6) Ryazan'dan geldikleri ve son olarak da Kabardeylerin yerli oldukları görüşü.
Öyle sanıyoruz ki bu tezler boş yere ortaya atılmamıştır. Gerçekten belirli tarihi zamanlarda Kabardeyler/Çerkesler adı geçen topraklarda bulunmuşlardır.

Mısır - Arap Görüşü

Eski doğu devletlerinin birçoğunda olduğu gibi Mısır hükümdarları da özel muhafız birlikleri için genellikle Çerkes, Abaza ve Megrellerden genç savaşçılar seçiyorlardı.6 1281 yılında Mısır kralı Kalaunid 12 bin genç Çerkes Memluk askerinin sahibiydi. 14 - 15. yüzyıllarda ordunun Çerkes kadrosu satın alma veya kiralama yoluyla tamamlanıyordu. Yakındoğu devletlerinde çeşitli milliyetlerden paralı asker kullanılması uygulamasının bazen bu devletlerin hükümdarlarını hayal kırıklığına uğrattığı bilinmektedir. Yabancı bir ülkede bulunan bu askerler kendi anavatanların unutmuyorlar ve askeri güç olarak üstünlüklerinin farkına vararak soygunlar, darbeler yapıyorlar ya da diğer devletler tarafından bozguna uğratılmış olarak anavatanlarına dönüyorlardı.7 Aynı olay 1517'de de oldu. Mısır'da Türkler tarafından yenilgiye uğratılan Çerkes Memluklar Kafkasya'ya dönmek zorunda kaldılar.

Bu olay Kabardeylerin Arap-Mısır kökenli olduklar görüşünün ortaya çıkmış olabileceği dönemle denk düşüyor. Arap harfleriyle Kabardey lehçesinde yazılmış, Adığelerin tarihini anlatan bir kitapta Kırım hanları ve Türk sultanları tarafından desteklenen çıkarcı Kabardey feodallerinin, Çerkes Memlukların vatanlarına dönmelerini kullandıklarını ve Kabardeylerin (en başta da prenslerin) kökeninin İslam’ın vatanı Arabistan ve Mısır olduğu görüşünü ısrarla yaydıklarını yazıyor, bu da bizim düşüncemizi destekliyor. Mısır'dan dönen Çerkes Memluklar Müslümandılar. Fakat anavatanları Kafkasya'da o dönemde soydaşlarının bağlı olduğu Hıristiyanlığı veya putperestliği kabul etmek zorunda kaldılar. "…Mısır göçmenleri Kafkasya'daki Adığelerin inancını ve dilini kabul ederek onlarla tamamen kaynaştıkları zaman bütün Adığe kavimlerinin büyük saygısını da kazandılar" diye yazıyor Şora Noguma.8 Göçmenler Karadeniz'in Hahoy (bugün adı kaybolmuş bir nehir) nehrine kadar olan kıyısına yerleştiler.

Kabardeylerin Ukrayna Kökenli Oldukları Görüşü

Birçok Çerkesin Ukrayna'da yaşamış olduğunu doğrulayan belgeler vardır. Doçent D. Kokov bunu Rus vakayinamelerine dayandırıyor. Çerkassk sözcüğünün kökenini de şöyle açıklıyor: "1282 yılında, Rusya'da Moğol egemenliği döneminde Kura Hanlığı yöneticisi Beştav'dan (Pyatigorsk) Çerkesleri çağırdı ve ‘Kozak’ adı altında büyük köyler halinde yerleştirdi. Fakat bu ‘Çerkes Kazakları’ çevrede soyguna ve yağmaya giriştiler. Bunun üzerine Kura Prensi Oleg, hanın izniyle onları Kura Hanlığı'ndan sürüp çıkardı. Uzun süre ormanlarda ve dere yataklarında barınan bu sürgünlere çeşitli Rus hanlıklarından pek çok avare de katıldı. Dnyeper kıyılarına ulaştıklarında buradaki hanlığın hükümdarından, Kanev'in aşağısında yerleşmek için toprak aldılar. Burada kendilerine bir şehir, daha doğrusu bir kale kurdular ve büyük kısmının kökeni Çerkes olduğu için buraya Çerkassk adını verdiler…"

Vakayinamede şöyle deniyor: "XV. yüzyılda Küçük Rusya (Ukrayna) Lehlerin eline geçince burada yaşayanlar (Çerkesler - N.Ş.) Lehler tarafından sıkıştırılmaya ve büyük kalabalıklar halinde soydaşlarının (Adığelerin - N.Ş.) yanına geçmeye başladılar ve kısa sürede o kadar çoğaldılar ki köyleri Bug nehrinden onun ağzına kadar yayılıyordu."

Kabardeylerin Kırım'da Yaşamış Oldukları Konusu Tartışmalıdır

Birçok bilim adamı Kabardeylerin Kırım'da yaşamış olduğunu kesinlikle kabul etmiyor. Yazılı tarihi kaynaklar ve toponomi verileri, "Kabardeylerin Kırım'da yaşamış olduklarını ileri süren hiçbir hipotezin iler tutar tarafı yoktur ve tarihçiler tarafından ebediyen bir kenara bırakılmak zorundadır"9 diyen L.İ. Lavrov'un bu fikrine itiraz etmek için yeterli dayanağı sağlamaktadır. Toponominin her halkın tarihinde birçok konunun aydınlatılmasında önemli rol oynayabileceği unutulmamalıdır. Toponominin de bir dili vardır.

Araştırmacı H.A. Porkşeyan, Kefe'nin 1475 yılında Türkler tarafından ele geçirildiği zamanı anlatıyor. Bu olayın görgü tanıklarından biri olarak şunları yazıyor: "Kefe alındıktan sonra, 7-8 Temmuz’da bütün Vallahlar, Lehler, Gürcüler, Çerkesler ve bütün Hıristiyanlar zincire vuruldular ve köle olarak satıldılar."

Kefe bütün Kırım kolonisinin ve Karadeniz'in başkenti oldu. Adığelerin eski topraklarında 39 koloni vardı. Cenevizliler bütün bu kolonilerle canlı bir ticaret sürdürüyorlardı. Ortaçağ ticaretinin önde gelen araştırmacılarından V. Geyd, Prof. Brun10, G. Bratnau ve diğerlerinin verdiği bilgilere göre ticaretin en karlı kalemi köle ticaretiydi. Kölelerin büyük kısmı Mısır'a ve diğer devletlere gönderiliyordu. Köleleri Çerkesya’dan ve Megrelya'dan Mısır Memlukları'nın orduların ikmal etmek için götürüyorlardı. Bazı Memluklar ilerlemeyi ve devletin önemli mevkilerine gelmeyi başardılar. Son zamanlarda araştırmacılar tarafından gün ışığına çıkarılan belgeler Kırım'ın birçok şehrinde ve bu şehirlerin çevresinde aileleriyle birlikte Adığelerin yaşadığını gösteriyor. Liman şehirleri Adığe savaşçılar tarafından korunuyordu. Birçoğu galyot kölelerinin başında gardiyanlık yapıyordu. Adığeler genellikle filoda ve kalelerin garnizonlarında hizmet ediyorlardı.

1308 yılında Yunan Sinaksir'in sayfa kenarına 161 numara altında buna tanıklık eden bir not düşülmüş. Kefe, Solday ve Çembalo şehirlerinde Varguzi veya Orguzi diye adlandırılan ve her şehirde kendi komutanları olan paralı atlı savaşçılar (muhafızlar) bulunuyordu. 21. bölümde, ilk maddede Orguzilerin komutanları hakkında şu hükümler yer alıyor: "Yasal olarak tespit ediyor ve tanıyoruz ki Kefe şehrinde kendisi ve iyi, sağlam bir at için ayda 150 asper alacak bir Orguzi komutan bulunacaktır. Bu komutan Orguzilerle birlikte konsolosun yanında bulunmak ve emir aldığı her seferinde onunla birlikte gitmekle yükümlüdür." Aynı nizamnamenin 22. bölümünün 1. maddesinde Orguziler hakkında şunlar yazılmış: "Yasal olarak tespit ediyor ve tanıyoruz ki anılan Kefe konsolosunun yanında, ona refakat ve hizmet etmek üzere, mevcut geleneğe göre atı, kalkanı, yağmurluğu ve silahı olan iyi, usta ve güvenilir 20 Orguzi bulunmak zorundadır. Kefe şehri cemaatinden ayda 120'şer asper bağış alırlar ve hiçbiri köle olamaz."

XIV. yüzyılın ilk yarısında Çerko'nun (eski Bosfor, şimdiki Kerç) hükümdarı Çerkes prensi Milen'di. L.İ. Lavrov'un "Kabardeylerin Kırım'da yaşamış oldukları teorisinin dayanağı, bundan bazı efsanelerde bahsedilmiş olması ve orada Kabarda nehri ile Çerkes Kermen adıyla bilinen Ortaçağ kalıntılarının bulunmasından ibarettir. Bunlar en fazla ticari ilişkiler hakkında bilgi verebilir” şeklindeki görüşüne katılmak mümkün değildir.11 Çerkeslerin Kırım'da yaşamış olduklarına dair açık ve dolaylı birçok kanıt vardır. Bilgin Pallas Çerkes Kermen ismini "Çerkeslerin Kalesi" olarak tercüme ediyor.12 İngiliz bilgini Profesör Klark bu kaleyi bir zamanlar Cenevizlilerin elinde bulunan bir Çerkes kalesi sayıyor. Adından da anlaşıldığı üzere içinde Çerkesler yaşıyordu.13 Adığelerin bir kısmının Kırım'da yaşamış olduğunu destekleyen ondan fazla isim vardır. Geçmişte bu isimlerin birkaç kat daha fazla olduğuna şüphe yoktur.14 Araştırmacı Ter- Abramyan ‘Çerkes’ adıyla bağlantılı şu yerleşimleri ve yer adların sayıyor: 1) Çerkes Kermen köyü; 2) Kabarda Nehri'nde Çerkes köyü; 3) Yevpatopya Bölgesi'nde bulunan Çerkes köyü;
4) Alma Nehri'nde kurulmuş küçük bir köy olan Çerkes Eli; 5) Feodosya Bölgesi'ndeki Çerkes Togay (Çerkes Kıyısı) köyü; 6) Kara-Özan Nehri havzasında bulunan Çerkes Kir köyü 7) Çerkes Çokrak (veya Çorhah) pınarı 8) Beolok Lambata yakınlarındaki ormanda bulunan Çerkes Ho (veya Koş) vadisi 9) Gurzuf'daki bir derenin adı, Çerkes Dere 10) Polikastra'nın batısında bulunan dağın ve ormanın adı, Çerkes Dağ. Eskiler hala geçmişte ‘Çerkes’ isimleri taşıyan birçok yeri hatırlıyorlar.

Şu halde ‘Çerkes’ isimlerinin Kırım'da, Ukrayna'da, Mısır'da, Altın Ordu'da ve diğer birçok yerde görülmesi tesadüf değil, buralarda Çerkeslerin bir kısmının yaşamış olmasıyla ilgilidir. Bu yerlere iç ve dış sebepler yüzünden teşkilatlı bir şekilde yerleşmiş olmaları mümkündür.
Toktay Han'ın (1290-1312) ve Özbek Han'ın (1312-1340) ve diğer hükümdarların ordularının içinde de Çerkesler bulunuyordu. 1380'de Kuliko meydanında Tatar ordularının içinde Adığeler de vardı.15 1395'de Tohtamış Han'ın orduları içinde de bulunuyorlardı; hatta Adığelerin bir kısmı sürekli olarak Altın Ordu şehirlerinde yaşıyorlardı. Örneğin 1334 yılında hanlığın başkenti Saray Berke'de bir Adığe mahallesi vardı.16

Buralara yerleşen paralı askerler ‘Çerkes Kazakları’, ‘Kazak Çerkesleri’, ‘Memluklar’, ‘Virguziler’ veya ‘Orguziler’ gibi çeşitli isimlerle adlandırılıyorlardı. İleri sürülen bu görüş çok sayıda gerçek olayla da destekleniyor. Hanlık yöneticileri ve diğer yöneticiler ele geçirdikleri toprakları ve sınırlarını korumak için büyük askeri üne sahip Çerkes süvarilerinden yararlanıyorlar ve bu cesur atlı savaşçıları devletin sınır bölgelerine yerleştiriyorlardı veya iyi bir ücret karşılığında taahhüt altına alıyorlardı.

Araştırmacı S.M. Solovyev şunları yazıyor: "Sınırdaki askeri nüfus olarak Kozakların varlığı doğaldı ve eski Rusya'nın coğrafi durumu açısından (sınırların her taraftan açık olması) bütün sınırlarda bulunmaları gerekiyordu ve gerçekten de buralarda Kozaklar vardı."
Çeşitli devletler bu amaçlar için Kozak Çerkeslerini kiralama veya satın alma yoluyla askeri hizmetlerine alıyorlardı. Dilbilimci C.Kokov ‘Çerkes Kozakları’ ismini şöyle açıklıyor: ‘Kozak’ adını Çerkeslere Moğollar vermiş olabilir; bu sözcük Moğolcada (Kalmık dilinde de) ‘sınır koruyan’ anlamına geliyor.

Moğol ve Kalmık dillerinde ‘ko’ zırh, ‘zakiçi’ bekçi, ‘zah’ ise sınır demektir. Bütün bunlar birleştirildiğinde Kozak sözcüğü ‘sınırların sıkı koruyucusu’ anlamına geliyor.

Cenevizli V.G. İnteriano (XV. yy. sonu-XVI. yy. başı) kendi gözlemlerine dayanarak Çerkes savaşçılarını tasvir ediyor: "Çerkes savaşçılar olağanüstü dayanıklı ve cesurlardı. Sayıca üstün düşmanla göğüs göğüse muharebeye girmeden isabetli ve öldürücü oklarla düşmanı ok yağmuruna tutarlardı. (Ağır silahlı süvarilerin toparlanmasına fırsat vermeden düşman kuvvetlerini bölme ve ani hücum taktiği). Bütün bunlar Çerkes süvarisini düşmanın kuvvet olarak üstün fakat hantal ordusu karşısında çok hareketli ve menzil dış kılıyordu. Seyrek de olsa Çerkes birliklerinin içinde yaya savaşçılar da bulunabiliyordu. Fakat bunların süvarilerde bulunan silahları ve binek atları yoktu. Bu piyadeler yöreyi iyi bildiklerinden, özellikle dağlık arazide başarıyla savaşıyorlardı. Köylüler arasından toplanan bu piyadeler yorulmak bilmeden yürüyebiliyor ve kayalara çok iyi tırmanabiliyorlardı.

Kendilerini her taraftan çevreleyen Tatarlarla sürekli düşmanlık halindeydiler; hatta ticaret yapan Tatarları soymak için sık sık buz üzerinden Bosfor'u geçerlerdi. Az sayıda Çerkes, Tatarların bütün bir ordusunu dağıtırdı, zira onlardan daha iyi silahlanmışlardı, daha usta ve daha cesurdular. Zihler (Çerkesler - N.Ş.) genellikle güzel ve endamlı olurlar ve bu nedenle Kahire'de en iyi Memluk sayılırlardı. Son derece konukseverdiler, misafiri ve ev sahibini ‘konak’ diye adlandırırlardı."17
İnteriano'ya göre "aniden baskına uğramamak için zırhlarının içinde ve silahları yanı başlarında uyurlar. Cömertliğe çok önem verirler ve silahlarıyla atlar dışında her şeylerini seve seve başkasına verebilirler; ancak atlarını ve silahlarını kimseye vermezler. Bazen her şeylerini bir at için feda ederler. Bu ülkede bu hayvana böyle saygı gösterilir."

Kabardeyler Karadeniz kıyısından ve Kuban'dan şimdiki topraklarına (Merkezi Kafkasya'ya) ne zaman yerleşmeye başladılar? Eldeki az sayıda belgeye dayanarak Kabardeylerin batıdan doğuya ilerlemesinin iki aşamada gerçekleştiği sonucunu çıkarabiliriz.
Birinci aşama 13. yüzyılın ikinci yarısında, ikincisi ise 14. yüzyılın ilk yarısında gerçekleşmiştir. Şu gerçekler bunu desteklemektedir:

1) Rus vakayinamelerinde Rusya'da Moğol egemenliği döneminde, 1283 yılında Kura Hanlığı valisinin "Çerkesleri Beştav'dan (Pyatigorsk) çağırarak koruma hizmeti için Kozak adıyla köyler halinde yerleştirdiği" belirtiliyor.18

2) Rus vakayinamesinde Alan19 şehri Dedyakov'un Terek nehrinin öte tarafında, Daryal Geçidi dolaylarında, "Büyük Alan ve Çerkas Dağları'nın altında" kurulmuş olduğu yazıyor. Tatartup'a (Yukarı Culat) en yakın dağlar 1319 yılında ‘Oset’ ve ‘Çerkas’ adlarıyla biliniyordu. Kabardeyler şimdiki topraklarına bu sıralarda yerleşmeye başlamışlardır. ‘Çerkas’ isminin ancak Kabardeyler yeni yerlerine geldikten sonra kullanılmış olabileceğini yazan L.İ. Lavrov'un bu görüşüne tamamen katılıyoruz.

3) Birçok bilgin tarafından 1130 yılıyla tarihlendirilen Etok anıtı da Kabardeylerin batıdan doğuya harekete başlamasının 12. yüzyıldan önce olduğunu gösteriyor.

4) Ortalığı kasıp kavuran ilk Tatar-Moğol dalgası, bilindiği gibi 1222-1223 yıllarında geldi ve onların darbeleriyle Alan Devleti yıkıldı. 1235 yılında Kuzey Kafkasya'da yeni bir yıkıcı Tatar-Moğol istilası oldu. Fakat bu kez Tatar-Moğollar buralara yerleştiler ve 150 yıl süreyle burada kaldılar. Tatar-Moğol ordularının istilası başladığında Alan Birliği feodalleşmenin genel sürecinin sonucu olarak feodal katmanlara ayrılma aşamasını yaşıyordu; bu süreci Adığeler 12-13. yüzyıllarda geçirmişlerdi. Bazı bilginler Kabardeylerin 13. yüzyılda Kuzey Kafkasya'da bulunmalarının mümkün olmadığını, çünkü bu toprakların o sıralarda başka kavimler tarafından işgal edilmiş olduğunu yazıyorlar. Buna cevap olarak E.İ. Krupnov'un şu sözlerini verebiliriz: "Kabardeylerin batıdan doğuya ilerleyişi hiç de barış içinde olmadı."

5) Karadeniz'den başlayıp Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'ndeki Açka-Martinov bölgesine kadar uzanan arazideki Kabardey kurganları ve kurgansız mezarlar 13-15. yüzyıllarla tarihlendiriliyor.
Elde bulunan belgelerin analizi bizi şu sonuca götürüyor: Kabardeyler Merkezi Kafkasya'daki topraklarına yerleşmeden önce Karadeniz kıyısında ve Kuban bölgesinde yaşıyorlardı. Kabardeylerin Merkezi Kafkasya'daki topraklarda yaşadıklarına dair en makul tarih 13. yüzyılın ikinci yarısı, buraya yerleşmeye başlamalarının ise 10. yüzyıldır.

Kabardey kurganları ve toprak mezarları (Adıgey'de, Karaçay-Çerkes'te, Kabardey- Balkar'da ve Çeçen-İnguş'ta bulunmaktadır) 13.-15. yüzyıllarla tarihlendirilebilir ve bu bölgelerin mezar yapılarında temelde bir farklılık yoktur. Kazı yapılan kurganların hiçbirinde atla birlikte gömülme yoktur. Ölüler batı-doğu ekseninde, sağlam bir şekilde yerleştirilmiş olarak ağaç tabutlarda veya ağaç kütükleri içinde silahları, aletleri ve süsleriyle birlikte yatmaktadırlar.

Adığe tarihiyle ilgili mevcut kaynaklar bugünkü Kabardey, Adıgeyli ve Çerkeslerin geçmişte tek bir halk olduklarını tartışmasız ortaya koyuyor. Adığe halkının Kuban'da oluştuğu, yaşadığı yerler ve Kabardeylerin doğuya göçlerinin tarihi tarafımızdan bilindiğine göre, Kabardeylerin kökeni meselesini çözmek de zor olmayacaktır. Kabardeylerin eski yurtlarını gösteren kesin dilbilimsel, arkeolojik ve etnografik veriler vardır.

Kabardeylerin buranın otokton halkı olduğunu ispatlamaya çalışan bazı araştırmacıların fikrine katılmak da mümkün değildir. Bu teoriyi sadece arkeolojik bulgularla değil, diğer bilimlerin verileriyle desteklemek de zordur. Adıgeyliler, Çerkesler ve Kabardeyler geçmişte tek bir halktı ve aynı etnik topluluğu oluşturuyorlardı. Bunu hem dillerindeki hem de maddi ve manevi kültürlerindeki birçok ortak öğe de göstermektedir.

Dipnot
1 L. İ. Lavrov. “Kabardeylerin Kökeni ve Şimdiki Topraklarına Yerleşmeleri”, Sovyet Ansiklopedisi, 1, 1956, s. 19-28.
2 L. İ. Lavrov. A. g. e.
3 Moskova, 1957
4 M. Yermolenko. “Kabarda ve Balkarya Boğazları'nın Destan ve Söylenceleri”, Nalçik, 1929, s. 16-18.
5 Rusçada Kabardeylere ‘Kabardin’ denmektedir. (ç.n.)
6 Helmuld. İnsanlık Tarihi. Sn. Petersburg, 1904, c. III, s. 687 vd.; Eski ve Şimdiki Konumuyla Mısır, kıs. I, St.Pb, 1843.
7 Şora Noguma. İstoriya adıheyskogo naroda (Adığe Halkının Tarihi), Nalçik, 1958, s. 110-111
8 Ş. Noguma. A.g.e.
9 L.İ. Lavrov. A.g.e. s. 28
10 Baron August von Haksthausen. Zakavkazskiy Kray (Kafkas Ötesi Krayı), St.Pb, 1857, s.2.
11 L.İ. Lavrov. A.g.e., s. 21
12 Kırım İçlerinde Gezi. ZOOİD, c. XII, s. 1
13 Ter-Abramyan. Kırım Tarihi. Feodosya, 1865, s. 65
14 A.g.e., s. 65
15 Tizenhausen. Belgeler Külliyatı, c. II, s. 38, c. I, s. 231
16 Rus Vakayinamelerinin Tam Külliyatı, c. III, s. 34
17 "Haftalık". No:32, 14 Eylül 1864. Bell, İnteriano, De Lukk ve Şarde’nin yazılarından.
18 "Rus Devleti'nin Coğrafya Sözlüğü", c. IV, Moskova 1805, s. 32
19 Eski Rus vakayınamelerinde Alanlar ‘Yas’ adıyla anılmaktadır. (ç.n.)

M.A. ŞAFİYEV
Çev. Murat Papşu
Kaynak: Adığe Dil, Edebiyat ve Tarih Bilimsel Araştırma Enstitüsü, Cilt VIII, 1968 Kafkasya Gerçeği, Sayı 9, Temmuz 1992, s. 50-56.

Adige Boyları

Aralık 01, 2018

12 Adige Boyu vardır

Bunlar;


1-Abadzeh

2-Besleney

3-Bzhedugh

4-Yegerukay

5-Zhaney

6-Kabarday

7-Memheg

8-Natuhay

9-Temirgoy

10-Ubyh

11-Shabsug

12-Hatukay

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı