Şapsığlar

Aralık 29, 2018

Şapsığ boyunun nasıl meydana geldiği ve bu ismi nasıl aldığı bilinmiyor. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda herhangi bir cevap bulunamamıştır. Ancak Millattan çok önceleri Kassuğ ismiyle bilinen bir Adiğe'den türeyenlerin Şapsığ olduğu tahmin edilmektedir. 

Şapsığ kelimesinin anlamını aşağıda belirtilen yorumları okuyarak birlikte inceleyelim: 

Fransa'nın XIX yüzyıl Büyük Asiklopedisi'nde (Kafkasya Maddesi, Cilt:1, Sayfa 882 )Şapsığ kelimesi <At Besleyen> diye göstermektedir. Adiğe dilinde (Şı) kelimesi at ve (Ğapsığ) kelimesi ise terbiye edilmiş anlamına gelmektedir. Bu iki kelimenin birleşik söylenmesi sonucu Şapsığ kelimesi meydana gelmiştir.Bu boyun bu şekilde isimlendirilmiş olması Adiğeler tarafından biliniyor olmasına karşın Adiğe grubu dışında kalan Çerkesler böyle bilmemektedir. 

"Şağepsığ" İlk yerleşilen yer, manasındaki bu yorumu daha mantıklı gelebilir. Çünkü, çok eski zamanlarda bütün Kafkasya Adiğelerinin ilk önce Kuban'dan-Azak denizi istikametine yerleştikleri, daha sonra Terek havzasına doğru genişledikleri ve bugün Terek havzasındaki Kaberdeylerin ancak miladi VII-VIII yüzyılda bu tarafa gelmiş oldukları tarihi bir gerçektir. 

"Şağe-psuğ" İncelmiş yer manasına gelir ki, yarımada yerine kullanılmış olabilir. Şapsığ'lerin ülkesi, büyük ve küçük Şapsığ ismi altında iki kısma ayrılırdı. Büyük Şapsığ tarafına Hekuj (Eski Ülke, Eski Yurt ve Eski Vatan), küçük Şapsığ tarafına ise Şapsığ asıllı Nathu isminde bir ailenin çoğalarak büyük bir kabile haline dönüşmesi, bu kabilenin sonradan gelip yerleştiği bu yere Nathuvaç denmektedir. Nathoy bölgesinin bulunduğu Karadeniz kıyısının Vubıh ve Abhazya'ya yakın olan kıyı şerididir. Yazar Metcunatuko İzzet 'in1976 yılı,35 sayılı Kuzey Kafkas Dergisinde çıkan Kafkas Tarihi adlı eserinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

 

I-KUZEY KAFKASYA’DAKİ ETNİK YAPI
Kuzey Kafkasya günümüzde oldukça karmaşık bir hal almıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan güç boşluğu ve akabinde yaşanan çatışmalar bölgenin en önemli sorunudur.
 
Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı bir köprü olarak görmesi ve ona göre şekillendirdiği dış politika doktrinleri, Kuzey Kafkasya’daki çatışmaları daha da şiddetlendirmektedir. Dolayısıyla hem iç hem de dış kaynaklardan beslenen problemlerin aslında en temelinde etnik parçalanmışlık yatmaktadır. Kafkasyalılar her ne kadar birleşme eğilimi gösterseler de etnik parçalanmışlık bu birleşmeyi engelleyen en büyük sebep olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kadircan Kaflı Kuzey Kafkasya halklarını beş ayrı sınıfa ayırmaktadır.

- Kartevelyen Grubu: Gürcü, Kevsur, Pşav, Tuş, İmiret, Svan, Guri
- Çerkes Grubu: Adige, Abhaz, Abaza, Şapsuğ, Natukay, Kabardey
- Oset Grubu: Tagavur, Digur, Kurtai, Alakir
- Çeçen Grubu: Çeçen, İnguş, Kalgay, Kist, Karabulak
- Lezgi Grubu: Kuil, Agul, Rotul, Tabarasan, Arçın, Gazikumuk, Dargi, Kumaçi, Didu, Avar, Andi

Kaflı, bu sınıflandırmasıyla Turan ırkının Kafkas halkı olmadığını belirtmiştir. Ancak birçok yazar tarafından Kumuklar, Karaçay-Malkarlar ve Nogaylar Kafkas halklarından sayılmaktadır. Bu açıdan ben çalışmamın temelinde daha genel bir sınıflandırmayı göz önüne almayı uygun gördüm.

İsmail Berkok, kuzey Kafkas halklarını genel olarak üç etnik gruba ayırmaktadır.

- Kas Irkı: Adigeler, Abhazlar, Çeçenler
- Ari Irkı: Osetyalılar
- Turan Irkı: Kumuklar, Nogaylar, Karaçay-Malkarlar

Berkok’un bu genel sınıflandırmasının ardından teker teker Kuzey Kafkasya halklarını açıklamakta yarar vardır.

1-Abhazlar
Abhazlar Kuzey Kafkasya’nın Batı Kafkasyalı halklarındandır. Abhaz-Abazalar güney ve güney-doğudan Gürcülerle, kuzey-doğudan Svanlar, Karaçay-Malkarlar ve Kabartaylar ile komşudurlar. Kuzeyden ise Besleneyler, Abzahlar ve Ubuhlar ile çevrilidirler. İki ana kitleye ayrılmaktadırlar: Abhazlar (kendilerine Apsuva derler), Abazalar (Abazinler, kendilerine Aşuva derler). Abhazlar, Karadeniz kıyıları boyunca İngur Nehri'nden, Adler'in ötesine ve hatta Soçi yakınlarına kadar uzanan kıyı şeridinde ve İngur Vadisi boyunca iç kesimlerde oturmaktadırlar. Belli başlı oymakları beş tanedir; kıyı boyunca kuzeyden güneye doğru Ciget (Ziget)ler, Abzıblar, Ahçipsular (Ahçipsa). İç kesimlerde ise kuzeyde Zamballar (Hırps veya Tzaballar), güneyde ise Aybğalar vardır. Abazalar ise, Kuban'ın kaynaklarına yakın olan bölgede ve yukarı boylarında oturmakla birlikte iki ana boya ayrılırlar:

I- Tapanta (Altı Kesek Abaza): İsimlerini beylerinden alan altı gruba bölünürler. Dudaruk, Lo, Kliiç, Kyeç, Biberd ve Cantemir.
II-Şkaraya (veya Aşkar): Yedi oymakdan meydana gelir: Mudavey, Kazılbeğ, Şegerey, Tam, Başılbeğ, Barakay ve Bağ.

2-Adigeler
Adigeler, kuzey-batı Kafkasya'nın yerli birçok kabilesi tarafından kullanılan bir isimdir. 14. yüzyılda kuzeyde Kuban ve doğuda Laba nehirleriyle, güneyde Abhazyan kabileleri ve batıda Karadeniz'le çevrili bölgeye yerleşmişlerdir. Adige esas olarak Çerkezlerin milli isimleridir. Bu nedenle Çerkezler kendilerine Adige demektedirler; ancak Türkler ve Ruslar Çerkez, Avrupalılar ise Circassien olarak isimlendirirler. Adige “Aet-He” yani “güneşe ait olanlar” anlamına gelmektedir. Kas ırkının önemli üyesi olan Adigeler, kendi aralarında Abzax, Ademey, Besleney, Kerkeney, Hatukay, Grivin, Jane, Kemuguy, Mehoş, Netxoş, Sapsığ, Kabardey, Wubih ve Yecerkuay soylarına ayrılmaktadırlar. Adigeler, bugün Adigey Özerk Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar. Ancak Kuzey Kafkasya’nın diğer cumhuriyetlerinde de dağınık halde yaşayan Adigeler çoğunluktadır. Adigeler’in bir kolu olan Kabardeyler Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde, diğerleri ise Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’nde yaşamaktadırlar.

3-Çeçen-İnguşlar
Kendilerine “Nohçi” diyen Çeçenler komşuları tarafından Miçikis (Kumukça), Burtel (Avarca), Şeşen (Kabardeyce) gibi isimlerle anılmaktadırlar. Nohçi genel adıyla Çeçenlerden bahseden ilk yazılı kaynaklar M.Ö. 4-3. yüzyıllardaki Ermeni, Gürcü ve Roma-Yunan kayıtlarıdır. M.S. 1. yüzyılda Alan Kavimler Birliğine katılan Çeçenler, zamanla orta ve kuzey-doğu Kafkasya’da çoğalmışlardır. Çeçenler, İnguş ve Tuşlarla birlikte Weynah halkını oluşturmaktadırlar. İnguşlar, Çeçenler ve Tuşlar aynı ırktan gelmişlerdir ve aralarında etnografik farklılıklar bulunmamaktadır. İnguşlar kendilerine Ğalğay demektedir. Weynah halkının üçüncü kolunu oluşturan Tuşlar, nüfusça çok küçük bir topluluktur ve genellikle Kafkasların güney kesiminde yaşamaktadırlar.

4-Karaçay-Malkarlar
Karaçay-Malkarlar Kafkasya'nın yerli halklarından sayılmaktadırlar. “Karaçay” sözü, yazılı kaynaklarda ilk olarak 1699 yılında geçmektedir. Bu tarihte, Moskovalı F. Elçin ve P. Zaharev adlı elçiler, Gürcistan’a giderken, Karaçay bölgesinden geçmişler ve bir süre Karaçay’da konaklamışlardır. Ancak onlar yazdıkları raporda, Karaçay’dan Gürcistan’a geçerken hangi güzergahı kullandıklarını belirtmemişlerdir. Bu nedenden dolayı 17. yüzyıla kadar Karaçay-Malkarlıların tam olarak nerede yaşadıkları bilinmemektedir. Kuzey Kafkaslardaki varlıkları İskit ve Sarmatlara dayanan Karaçay-Malkarların tamamı Sünni Müslüman olup; ayrıca Kıpçak dil grubuna aittirler.

Tavkul, Karaçay ve Malkarlıların aynı dil, kültür ve tarihi paylaşan Türk boyu oldukları için literatürde yer alan Karaçay ve Malkar etnik ayrımının yanlış olduğu üzerinde durmaktadır. Zira Karaçay ve Malkar adları bu boyun yaşadığı iki ayrı bölgenin coğrafi adıdır. Coğrafi açıdan ayrılan isimler zamanla etnik sınıflandırmaya da yansımış; Karaçay Türkleri ve Malkar Türkleri olarak aralarında ayrım yapılmıştır. Halbuki aynı boydan gelen Karaçay-Malkar Türkleri 15. yüzyılda Kaberdeylerin yaşadıkları bölgeyi işgal etmelerine kadar ayrılmamışlardır. Bölge işgalinden sonra Karaçay-Malkarlar farklı coğrafyalarda yaşamaya başlamışlardır. Bugün dahi bu ayrım devam etmekte olup; çoğunlukla Karaçay-Çerkez ve Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri’nde yaşamaktadırlar.

5-Kumuklar
Kafkas halklarından diğeri ise; Turan ırkına ait olan Kumuklar’dır. 20.yüzyıl başlarına kadar Kuzey Kafkasya’nın yalnız siyasi ve kültürel hayatında değil; sosyal ve dini hayatında da Kumuklar başrol oynamışlardır. Kumuklar hayatın her alanında o kadar etkili olmuşlardır ki, Kumuk Türkçesi, farklı dillerde konuşan Kafkasya halklarının ortak anlaşma ve konuşma dili olarak yüzyıllar boyunca kullanılmıştır. 1918 yılında kurulan Abhaz, Adige, Karaçay-Malkar, Çeçen-İnguş, Oset ve Dağıstan haklarından oluşan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’nin resmi dili olarak kabul edilmiştir. Tarih boyunca Hun, Avar, Hazar, Peçenek, Uz, Selçuklu ve Osmanlıların kavimler göçüne tanık olmuş geçit bölgesindeki Kafkas halkı olan Kumuklar Adolf Berje’nin tasnifine göre üç kola ayrılmaktadır. Bunlar: Aksaylar, Andreyler, Kostekler’dir. Kumuk Türkleri bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyeti, Çeçenistan ve Kuzey Osetya’da yaşamaktadırlar.

6-Nogaylar
“Nogay” ismi Cengiz Han’ın torunu Nogay’dan gelmektedir. Nogaylar 17. yüzyılın başında Hazar Denizi’nin kuzey doğusunda İrtiş Nehri’nden başlayarak Kırım’a kadar yayılan büyük bir Türk topluluğuydu. Nogaylar yaşadıkları yerlere göre Kuma ve Kuban Nogayları olmak üzere ikiye ayrılırlar. Ayrıca Kuban Nogayları da kendi aralarında Tahtamış, Mansur, Karamurza, Kıpçak ve Navruz Nogayları olmak üzere beş topluluğa ayrılırlar. Bu ayrılığın esas nedeni prens ailelerinin iç kavgaları olup; dış etkenler değildir. Tarihte büyük bir coğrafyaya yayılan Nogaylar bugün Kuzey Kafkasya’daki özerk Cumhuriyetlerde dağınık halde yaşamaktadırlar.

7-Osetler (Asetinler)
Tarihte Alan halkının mirasçısı olduğu varsayılan Kuzey Kafkasya halkıdır. Osetler kendilerine İron (bir bölümü Gron) demektedirler. Osetlerin ataları olan Alan halkı M.Ö.1. yüzyılda Kafkasya'ya gelmişlerdir. Alanlar, Hunların baskısıyla M.S. 370-385 yıllarında batıya doğru göçmüşler. Bu göçler sırasında Alan halkının Kuzey Kafkasya'da kalmayı becerebilen bir kolu günümüz Asetinler’ini oluşturmuştur. SSCB döneminde Osetler ikiye ayrılarak bir kısmı Güney Osetya Özerk Bölgesi adıyla 20 Nisan 1922'de Gürcistan'a, diğer bir kısmı ise, Kuzey Oset Bölgesi adıyla 7 Temmuz 1925'te Rusya Federasyonu'na dahil edilmişlerdir. Kuzey Osetya Özerk Bölgesi 5 Aralık 1936 yılında ise Özerk Cumhuriyet yükseltilmiştir.

II-ETNİK ÇATIŞMALAR VE SEBEPLERİ
Kuzey Kafkasya’da ortaya çıkan sorunların temel sebebi etnik açıdan bölgenin çeşitlilik arz etmesinden kaynaklanmaktadır. Komünizmin çökmesiyle birlikte Kuzey Kafkasyalılar geçmişlerine eskiden olmadığı kadar sahip çıkmaya başlamışlardır. Sovyetler Birliği döneminde kısıtlanan kültürel hayat, sistemin çökmesinin ardından bağımsızlık hareketlerini su yüzüne çıkarmış; bu hareketler de etnik gruplar arasındaki çatışmayı beraberinde getirmiştir.

Etnik çatışmaların en büyük iki sebebi; bölge halkının tarihten bu zamana devam eden çekişmeleri ve Sovyetler Birliği’nin uygulamış olduğu “Böl-Yönet” politikasıdır. Kuzey Kafkas halkları geçmişten günümüze liderlik savaşı içinde olmuşlardır. Sovyetler Birliği’nin bölgeye hakim olmasıyla birlikte ise, halklar arasındaki çizgiler daha da belirginleşmiştir. Halklar arasına yapay sınırlar çizilerek, farklı cumhuriyetler içerisine dahil edilmiş, daha sonra da hepsinin ayrı milli kimliklere sahip olduğu vurgulanmaya çalışılmıştır. Hatta bu ayrım birçoklarınca soykırım olarak değerlendirilen zorunlu göçlerle desteklenmiştir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla ortaya çıkan genel özgürlük ortamı Kafkas halkları arasında milliyetçi hareketleri güçlendirmiştir. Etnik bilincin Kuzey Kafkasya’da yüksek olması ve her etnik grubun kendi etrafında toplanması günümüzde çatışmaları arttıran en önemli sebeplerdendir. Balkanlarla karşılaştırıldığında çok daha karmaşık etnik yapıya sahip olduğu gözlenen Kuzey Kafkasya’da etnik gruplaşmaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Dolayısıyla her yeni çatışma etnik bilinci tekrar devreye sokarak bir nevi kısır döngü oluşturmaktadır.

Ayrıca Kuzey Kafkasya’da her etnik grup kendi anadiline sıkı sıkıya bağlıdır. Sovyetler Birliği zamanında alfabeleri defalarca değiştirildikten sonra, anadillerine daha çok sahip çıkmaya başlayan Kuzey Kafkasya halkı; gelecek endişesi, ekonomik, sosyal ve hatta siyasi nedenlerden dolayı; etnik gruplara ayrılmışlar ve kendi aralarında bir dayanışma içine girmişlerdir. Bu dayanışma ve etnik gruplar arasında kenetlenme bölgede gerilimler yaratmakta ve çatışmalar “muhtemelden ziyade kesin” hale dönüşmektedir.

1-Abhaz-Gürcü Etnik Çatışması
Gürcistan yaklaşık 69.700 km²lik bir alanı kaplamaktadır. Bunun 8.600 km²si Abhazya’ya aittir. Ancak bu durum 1864 yılından sonra ortaya çıkmıştır. Abhazya, Gürcistan Rus Çarlığı’nın himayesini kabul etse de 1864 yılına kadar bağımsızlığını korumuştur. Batı Kafkasya’yı Rus Çarlığı’na karşı korumak için “Çerkez Milli Meclisi” oluşturulmuştur. Bu mecliste önemli etkisi olan etnik grup ise Abhazlar olmuşlardır.

1864 yılında Rusya tüm Kuzey Kafkasya’yı işgal edince Kafkas halklarını Osmanlı topraklarına, Sibirya’ya ve Orta Asya’nın değişik bölgelerine sürgüne göndermiştir. Bu sürgünle birlikte yüz bin Abhaz kendi topraklarını terk ederek başka yerlere özellikle de Osmanlı topraklarına sığınmışlardır. Kitle halinde yapılan bütün göç ve sürgünlere rağmen; 1917 yılında Çarlık Rusya’sı yıkıldığında Abhazlar yine de kendi ülkelerinde nisbi bir çoğunluğa sahip bulunuyorlardı. 1917 yılında yapılan Andi Kurultayı’nda Kafkas halkları bir bütün oluşturduklarını ilan etmişler ve 11 Mayıs 1918 tarihinde ise bağımsızlıklarını ilan ederek “Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti”ni kurmuşlardır.

Böylece Abhazya’da Bağımsız Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti içine dahil edilmiştir. Ancak Sovyetler Birliği 1921’de Gürcistan’ı işgal edince Abhazya’yı Gürcistan içinde özerk cumhuriyet olarak tanımıştır. Sonuç olarak da; Abhazya ve Gürcistan arasında tarihten bugüne kadar yansıyan etnik çatışmalar meydana gelmiştir. Tarihsel geçmişe sahip olan Abhaz-Gürcü çatışması bugün dahi sıcak gelişmelere neden olmakta ve diğer Kafkas milletlerini de derinden etkilemektedir.

Abhaz dili, coğrafi yer adları, kültür, alfabe ve hatta tarih, baskı ve yıldırma politikalarıyla değiştirilmiştir. Sovyetler Birliği döneminde devam eden baskı politikaları Gürcistan bağımsızlığını kazandıktan sonra da devam etmiş hatta şiddetini arttırmıştır. Gürcistan Sovyetler Birliği’nden ayrılıp, bağımsızlığını ilan edince Abhazya da kendi bağımsızlığını ilan etmiş; ancak Gürcistan Abhazya üzerinde askeri güç kullanarak bu bağımsızlık taleplerini sindirmeye çalışmıştır. 1992-1993 yıllarında Abhazya’da ciddi savaşlar yaşanmıştır. Kuzey Kafkasya’yı uluslararası politikaya taşıyan –Çeçen meselesi hariç- Abhaz-Gürcü çatışması olmuştur diyebiliriz.

Abhazlara göre, Gürcü asimilasyon politikalarına dayanarak Abhazya’ya sürekli olarak Gürcü nüfus yerleştirilmekte ve Abhazların sayısı azaltılarak azınlık haline sokulması hedeflenmektedir. 1992-1993 savaşının ardından Soçi Anlaşması imzalanarak çatışmalara son verilmiştir. Anlaşmayla; Gürcistan birliklerinin Abhazya’dan çekilmeleri, iki tarafın da silahsızlandırılması, meşru bir hükümetin Abhazya’da kurulması öngörülmektedir.

Rusya’nın baskısı sonucunda Gürcistan’ın Bağımsız Devletler Topluluğu’na girmesiyle Abhazya’ya ekonomik amborga ve baskı politikaları uygulanmaktadır. Özellikle de Rus-Çeçen savaşının başlamasıyla birlikte Abhazların Çeçenlere destek vermesi öne sürülerek Abhazya tecrit altına alınmıştır. Ancak bu yaptırımlar etnik çatışmaların önlenmesinin önüne geçememiş hatta etnik çatışmaları hızlandırıcı etkiye sahip olmuşlardır.

2-Adigey Cumhuriyeti’ndeki Etnik Çatışmalar
Adigey Cumhuriyeti’ni Kuzey Kafkasya’da etnik açıdan en homojen cumhuriyet olarak tanımlayabiliriz. Çünkü cumhuriyette nüfusun %70’i Ruslardan geri kalanı ise Adigeylerden oluşmaktadır. Etnik açıdan homojen bir yapı olsa da Adigeyler kendi ülkelerinde azınlık durumuna düşmekten oldukça rahatsız olmaktadırlar. Azınlık durumunda olan Adigeyler, sorunu başka cumhuriyetlerde yaşayan Adigeyleri kendi ülkelerine getirme projesiyle çözmeye çalışmaktadır. İlk adım olarak Adigey Meclisi’nde (Hase) 1864 yılında Rusya'nın zaferi ile tamamlanan ve milyonlarca Kafkasyalının başka topraklara sürgünüyle sonuçlanan Kafkas-Rus Savaşları “soykırım” olarak tanınmıştır. Daha sonra da 29 Mayıs 1997 günü kabul edilen bir yasa ile Kafkas-Rus Savaşları sırasında anayurtlarını terk etmek zorunda kalanların torunlarının yurtlarına dönüş imkânı tanınmıştır. Kendi ülkelerinde azınlık durumunda olan Adigeler’in diğer Kuzey Kafkas Özerk Cumhuriyetleri’ndeki Adigeler ile birleşmek için yapmış olduğu projeler, Adigey Cumhuriyeti dahil diğer cumhuriyetlerde de büyük etki yapmaktadır. Adigey Cumhuriyeti’nin diğer cumhuriyetlere oranla daha homojen olması, ülkede daha az etnik savaşın yaşanmasını sağlamakla birlikte, bölgedeki herhangi bir karışıklık Adigey Cumhuriyeti’ni de derinden etkilemekte ve çatışmaların çıkması an meselesi olmaktadır.

3-Çeçenistan Problemi
Çeçenistan problemi Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Çeçenistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle başlamış ve bugüne dek devam etmiştir. Çeçen-Rus Savaşı’nda Çeçenler ülkedeki tüm Rusları sınır dışı etmişler ve buna karşın Ruslar da Çeçenler’in bir kolu olan İnguşlar’ı bölerek onlara ayrı bir özerk bölge olma yetkisini vermiştir. Böylece Çeçen-Rus Savaşı daha da alevlenmiştir. Şu an Çeçenistan’da Rus-Çeçen sıcak savaşı devam etmiyor olsa da ayrılıkçı hareketlerin etnik çatışmaları körüklediği bilinmektedir. Çeçenler’in ayrıca Dağıstan ile de sorunları vardır. Çeçenistan denize kıyısı olmayan kapalı bir ülke konumundadır ve Dağıstan’ın Hazar’a çıkışı olan kıyı bölgesinden toprak talep etmektedir. Dağıstan’ın bu talebe sert tepki vermesi ise Çeçenler ve Dağıstanlılar arasında gerginliklere yol açmaktadır. Çeçenistan problemi sonrasında Çeçen halkın üç farklı topluluk etrafında toplandığı ortaya çıkmaktadır. Birinci grup Rusya yanlıları, ikinci grup ılımlı politika yanlıları ve son grup ise savaşı Rusya Federasyonu’na ve tüm Kafkasya’ya yaymaya çalışan ve Birleşik Kafkasya ideali ve radikal İslami görüşleri kimlik olarak seçen grup.

4-Dağıstan Cumhuriyeti’ndeki Etnik Çatışmalar
Tarih boyunca çeşitli kavimlerin göç yolları üzerinde bulunan Dağıstan, önemli bir geçit yeridir. Bu nedenle çeşitli sebeplerle yurtlarını terk eden insanlar buraya yerleşmişler ve Dağıstan’ın nüfusunun çeşitlenmesini sağlamışlardır. Dağıstan’ın coğrafi konumundan dolayı (dağlık olması sebebiyle) aşılması güç bir ülke olması, bu ülkeyi kendi topraklarından ayrılan aşiretlerin sığındığı ve insanların birbirinden uzak ve ayrı kabileler halinde yaşadığı bir bölge haline getirmiştir. Öyle ki Dağıstan’ın her dağına ayrı bir kavim yerleşmiş ve her köy başkalarının anlamadığı ayrı bir dil veya lehçe ile konuşmuştur. Dağıstan milletleri Dağıstan kökenliler ve diğer Kuzey Kafkasyalılar olmak üzere aşağıdaki şekilde ikiye ayrılırlar:

Dağıstan Kökenliler : Avarlar, Agullar, Darginler, Kumuklar, Laklar, Lezginler, Nogaylar, Rutullar, Tabarasanlar, Sokurlar
Diğer Kuzey Kafkasyalılar: Çeçenler, Osetinler, Dağ Yahudileri, Tatlar, Slavlar, Ruslar, Ukraynalılar, Azeriler, Yahudiler, Tatarlar.

Bu etnik gruplar arasında çok ciddi problemler yaşanmaktadır. Bu problemlerden ilki Çeçen ve Laklar arasındaki toprak meselesidir. Bu mesele Laklar ve Kumuklar arasındaki kavgayı da körüklemektedir. Çünkü sorun birbirine bağlantılı şekilde gelişmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Almanlara yardım ettiği gerekçesiyle Orta Asya’nın değişik yerlerine sürgüne gönderilen Çeçenlerin topraklarına Laklar yerleştirilmiştir. 1957 yılında Kruşçev’in almış olduğu bir kararla anayurtlarına dönmelerine izin verilen Çeçenler döndüklerinde kendi topraklarındaki Lakları buradan kovmuşlardır. Rusya ise soruna çözüm bulabilmek amacıyla Lakları da Kumuklar’ın yaşadığı topraklara yerleşmiştir; sonuç olarak da etnik çatışmalar kaçınılmaz olmuştur.

Milli bilinci Dağıstan’daki diğer etnik gruplara göre çok daha fazla ön planda tutan Kumuklar, siyasi üstünlüğün ülkede çoğunlukta bulunan Dargılar’da olmasına karşı çıkmaktadırlar. Dargı çoğunluğuna Laklar da katılınca cumhuriyette hem ekonomik hem de siyasi açıdan söz sahibi olamayan Kumuklar haklarını savunmak için “Tenglik” adlı bir örgüt kurmuşlardır. Tenglik’in en önemli amacı, Dağıstan’ın Rusya içinde federal cumhuriyete çevrilmesi ve bu federasyon içinde belli sınırları olan “Kumuk Milli Devleti” yaratılmasıdır.
Dağıstan’daki diğer etnik çatışma ise; Lezgiler ile Azeriler arasında yaşanmaktadır. Etnik çatışmanın nedeni ise; yine toprak anlaşmazlığına dayanmaktadır. Azerbaycan-Dağıstan sınırında yer alan Derbent kentinde Azeriler çoğunlukta yaşamaktayken, Derbent’in yakın bölgelerinde yaşayan Lezgiler, Derbent’e göç ederek burada yönetimde söz sahibi olmuşlardır. Bu durum Azerileri rahatsız edince iki etnik grup arasında çatışmalar yaşanmıştır. Çözüm olarak şehir ikiye bölünmüş ve şehre giriş-çıkışlar yasaklanmıştır.

5-Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’ndeki Etnik Çatışmalar
Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti de Kuzey Kafkasya’daki diğer cumhuriyetler gibi etnik açıdan çeşitlilik arz ettiği için etnik çatışmaların sık yaşandığı bir bölgedir. Cumhuriyetteki etnik gruplar “yerli halklar" ve "dışardan gelen halklar" olarak iki gruba ayrılır. Birinci grupta yer alanlar "Kafkas kültür dairesine" mensup olan Karaçay-Malkarlar, Adıgeler ve Abazinlerdir. İkinci gruptakiler ise bölgeye 17-19. yüzyıllar arasında istila, işgal ve sömürgeleştirme amacıyla gelen Nogaylar, Ruslar ve Ukrayna Kazakları'dır. Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti'ndeki birkaç köyde kendilerine Grek adını veren Rumlar da yaşamaktadır. Bölge nüfusunun % 42'si Rus ve Kazaklardan, % 33'ü Karaçaylılar’dan, % 10'u Adıgeler'den, % 6'sı Abazinler'den, % 3'ü Nogaylar'dan oluşmaktadır.

Karaçay Türkleri ülkede en fazla Çerkezler ile sorun yaşamaktadırlar. Sorunların büyük bölümü Çerkezlerin “Büyük Çerkezistan” projesine dayanmaktadır. 1991 yılında kurulan “Dünya Çerkez Birliği”nin tek amacı; Adige, Karaçay-Çerkez ve Kabardin-Balkar Cumhuriyetindeki Çerkezleri bir araya getirip büyük bir Çerkez Devleti kurmaktır. Bunun için yapılan çalışmalar Karaçay Türklerini oldukça rahatsız etmektedir. Çerkezler ile Karaçay-Malkar Türkleri’nin yaşadığı sorunlar aslında yönetimde söz sahibi olmak ve siyasi iktidarı ele geçirmekle de ilgilidir. Karaçay-Malkarlar “Büyük Çerkezistan” projesine karşılık kendi aralarında otonom bir cumhuriyet kurulmasını istemektedirler.

Gerek Karaçay-Malkarlar’ın gerekse Çerkezler’in kendi aralarında bir birlik oluşturması etnik bilinci körüklemekte, etnik bilinç arttıkça etnik gruplaşmalar çoğalmakta; sonuçta aynı cumhuriyet içinde farklı farklı görüşler belirmekte hatta bu görüşler daha ileri giderek kendi bağımsızlıklarını ilan etmekte ve etnik çatışmalar yaşanmaktadır. Bugün için her ne kadar bu etnik çatışmaların savaşa dönme ihtimali olmasa da etnik gerilim bölgedeki diğer cumhuriyetleri de etkileyerek bölgeyi derinden sarsma potansiyeline sahip olmaktadır.

6-Kabardin-Balkar Cumhuriyeti’ndeki Etnik Çatışmalar
Kabardin-Balkar Cumhuriyeti’nde yaşayanların % 48'i Kabardey, % 9'u Balkar, % 32'si Rus, % 11'i de diğer unsurlardan oluşmaktadır. Büyük Çerkezistan ideali Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’ndeki Karaçayları rahatsız ettiği gibi Kabardin-Balkar Cumhuriyeti’nde yaşayan Malkarları da endişelendirmekte ve etnik gruplar arasında çatışmaları arttırmaktadır. Malkar Türkleri de Kabardeyler ile yaşadıkları anlaşmazlıkları sona erdirmek amacıyla “Töre” adlı örgüt kurmuşlardır ve cumhuriyetteki Malkarları tek çatı altında toplamak için faaliyetler göstermektedirler. Malkarların kendi aralarında toplanması Cumhuriyetteki Kabardinler’in yönetimde daha sıkı uygulamalar getirmesine yol açmıştır. Töre örgütüne göre; meclisin %70’i sadece Kabardinler’e aittir ve kendi halklarının lehindeki her türlü karar ve kanunu kolayca çıkarmaktadırlar. İçişleri Bakanlığı ve tüm polis-asker teşkilatı Kabardinlerin elindedir. Devlet teşkilatının en önemli yerlerinde Kabardinler bulunmaktadır. Buna karşın Malkarların işsizlik oranı ise %95-97 arasındadır. Ekonomik, sosyal ve siyasi sorunların etnik gruplaşmayı ortaya çıkaracağı ve mevcut iktidara tehdit oluşturabileceği göz önünde bulundurulursa önümüzdeki günlerde Kabardin-Balkar Cumhuriyeti’ni etnik çatışmaların beklediğini söylememiz yanlış olmayacaktır.

7-Oset-İnguş Etnik Çatışması
Kuzey Kafkasya’da en yoğun çatışmalardan bir tanesi de Osetler ile İnguşlar arasında yaşanmaktadır. Etnik çatışmaları çok eskiye götürmek mümkündür. Osetler ile İnguşlar arasındaki çatışma dini farklılıklara dayanmaktadır. Bir önceki bölümde etnik yapıdan bahsederken Osetler’in Hıristiyan, İnguşlar’ın ise Müslüman olduğunu vurgulamıştık. Din Kuzey Kafkasya söz konusu olduğunda hassas noktadır ve dini kimlik çoğu zaman insanların kendilerini tanımlama şekli olmaktadır.

1944 sürgünüyle yurtlarından kovulan İnguşlar’a 1957 yılında Kruşçev’in aldığı kararla geri dönme izni verilince diasporadaki İnguşlar’ın bir bölümü Kuzey Kafkasya’ya dönmüş ve böylece Oset-İnguş kavgası başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Ruslara yaptıkları yardımlar sonrasında İnguşların toprakları Osetlere hediye edilmiştir. İnguşlar anayurtlarında oy verme, medeni haklardan yararlanma, işe girme ve emeklilik gibi pek çok vatandaşlık haklarından yararlanamamışlardır.

Özellikle Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Viladikafkas’ın Prigorodniy bölgesi için anlaşmazlık söz konusudur. Hem İnguşlar hem de Osetler bölgenin kendilerine verilmesi gerektiğini vurgularlar. Bu anlaşmazlık etnik gruplara silahlı çatışma olarak yansımış ve sonuçta da Rusya çatışmaya müdahale etmek zorunda kalmıştır. İki taraf arasında yapılan anlaşmalar ise etnik çatışmaları durdurmaya yetmemiştir. Sivil halkın silahlanması ileride etnik çatışmaların etnik savaşa dönüşme ihtimalini göstermektedir.
 
Kaynak: bilgesam.org

ÖZET
Yaklaşık 2500 yıl öncesinden Proto-Türk ve Türk kavimlerinin Kafkasya'da hâkimiyet kurdukları, buradaki halkları etnik ve kültürel açıdan etkiledikleri bilinmektedir. Bu dönemlerde eski Türk dilinin Kafkas halklarının dilleri üzerinde de etkili olduğu ve Türk dilinden bu dillere pek çok kültür kelimesinin yerleştiği anlaşılmaktadır. Adige (Çerkes) dilinde eski Türkçe kökenli olması sebebiyle önemli gördüğümüz ve üzerinde durmak istediğimiz birkaç kelimenin Bulgar Türkçesi karakteri taşıdığı dikkati çekmektedir.

Günümüzde Batı Kafkaslarda, Rusya Federasyonu'na bağlı Adigey, Karaçayevo- Çerkesya ve Kabardino-Balkarya adlarını taşıyan üç özerk cumhuriyetin sınırları dahilinde yaşamakta olan ve kendi dillerinde kendilerini 'Adige' adıyla tanımlayan

Adige (Çerkes)DilindeBulgar Türkçesi Alıntı Sözcükler Üzerine Ufuk Tavkul 105 Kafkas halkı, Türkçe ve Rusçada 'Çerkes', İngilizcede ise 'Circassian' adıyla tanınmaktadır. Adigeler (Çerkesler) yaşadıkları bölgeye 'Adigey' adını verirler. Yunanlıların ve daha önceleri İyonyalılarınKafkasyakıyılarında koloniler kurdukları M.Ö.6.yüzyılda Adigey'de çok sayıda yerli kabileler ve küçük etnik gruplar bulunuyordu. Bunlardan Azak Denizi kıyısında bulunanlar kendilerine 'Mıutveher' (Myutvekher) adını veriyorlardı. Bunların Yunanlıların Meot adını verdikleri halk oldukları sanılmaktadır. Meotlar Karadeniz kıyısında oturan Sind, Kerket, Toret, Pses, Dane, Hanioh, Zih, Abasg gibi halklara 'Dehher' ya da 'Adehher' adını veriyorlardı. Bu kelime "öbür denizliler" anlamına geliyordu. Adige adının Adehher isminden ortaya çıkmış olabileceği ileri sürülmektedir (Aşemez1973:37).

M.Ö. II-I. yüzyıllarda İskitlerin ardından gelen Sarmatlar Adigey topraklarının çoğunluğunu ellerine geçirdiler ve Kafkas sıradağları yamaçlarına dayandılar (Aşemez 1973: 42). M.S. III-IV. yüzyıllarda Hunlar eski Adige kavimleri olan Sind-Meotların bir kısmını yok ettiler, kalanını da önlerine katıp dağlara sürdüler. Bu durumu belgeleyen IV-VI. yüzyıllara ait yerleşme izleri arkeologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır.

Orta çağa ait belgelerde Adigelerden Zih ve Kasog adları ile bahsedilmektedir. VIII. yüzyıl sonu ile IX. yüzyıl başlarına ait Bizans yazarı Epiflanni'nin yazılarında Kasog ve Zih adları ayrı olarak zikredilmektedir. Bizans imparatoru Konstantin Porphyrogennetos da X. yüzyılda Kasog ve Zihleri ayrı olarak belirtir. Fakat X. yüzyıl Arap yazarı Mesud'dan itibaren bunların hepsine birden Kasog adının verildiği görülmektedir.Mesud şöyleyazar: "Alanlara komşu olarak (Kafkas) dağları ile Karadeniz arasında Kasog adlı kavim yaşamaktadır. Alanlar onlardan çok daha güçlüdürler." Tmutarakan prensliği döneminde (X-XII. yüzyıllar) eski Ukrayna yazarları da AdigelereKasogadını verirlerdi (Aşemez1973:44). X. yüzyıla ait Rus belgelerinde Batı Kafkasya'da yaşayan Kasog adlı tek bir kavmin varlığından bahsedilir. Batı Kafkasya'da müstakil dil konuşan ayrı kabilelerin ortayaçıkışı X.yüzyıla rastlar. Adige dilinin Sümer, Elam ve Hatti gibi eski ölü dillerle akraba olduğu ileri sürülmüşse de, dilbilim açısından bu henüz ispatlanamamıştır. Günümüzde yapılan sınıflandırmaya göre Adige dili, kendisine komşu yaşayan Abhaz diliyle birlikte Kafkas dilleri grubunun Abhaz-Adige grubunu meydana getirmektedir. Batı Kafkaslar'da konuşulan Adige dili Karaçay-Malkar ve Nogay gibi Türk dilleri, Osetçe, Rusça ve Abhazca ile komşudur. Dolayısıyla Adige dili üzerinde bu dillerin bir dereceye kadar etkisinden söz etmekde mümkündür.
Adige dili coğrafî açıdan iki ana gruba ve kendi içindeki farklı lehçelere ayrılır.

Bunlar:
1. Batı Adige Lehçeleri: Natuhay, Şapsığ, Abzeh, Hatkoy, Bjeduğ, Temirgoy (Çemguy), Mamhığ, Yecerikoy ve Mehoş.
2. Doğu Adige Lehçeleri: Asıl Kabardin, Mozdok-Kabardin, Kuban-Kabardin ve Besleney (Yıldız1976:52).

Batı lehçeleri Adige lehçeleri Adigey Cumhuriyeti'nde konuşulurken, Doğu Adige Karaçayevo-Çerkesya ve Kabardino-Balkarya Cumhuriyetlerinde konuşulmaktadır. Günümüzde Kafkasya'da Adige dilinde konuşanların sayısı 700 bin kişi civarındadır. Adige lehçeleri için Kiril harflerinden oluşturulan üç ayrı alfabekullanılmaktadır.

Batı Kafkasya'da uzun bir geçmişe, zengin bir kelime hazinesine ve köklü bir kültüre dayanan, anlatım gücü yönünden işlek bir dil olan Adige dilinde eski Türkçe bazı kelimelere rastlanması şaşırtıcı değildir. Çünkü yaklaşık 2500 yıl öncesinden Proto-Türk ve Türk kavimlerinin Kafkasya'da hâkimiyet kurdukları, buradaki halkları etnik ve kültürel açıdan etkiledikleri bilinmektedir. Bu dönemlerde eski Türk dilinin Kafkas halklarının dilleri üzerinde de etkili olduğu ve Türk dilinden bu dillere pek çok kültür kelimesinin yerleştiği anlaşılmaktadır (Tavkul2002).

Adige dilinde eski Türkçe kökenli olması sebebiyle önemli gördüğümüz ve üzerinde durmak istediğimiz birkaç kelimenin Bulgar Türkçesi karakteri taşıdığı dikkati çekmektedir. Adige dilindeki Türkçe kelimelerin M.Ö. I. yüzyıl ile M.S. VI. yüzyıl arasında Kafkasya'da hâkimiyet kuran Hunların bir kabilesi olan Kuban Bulgarları ile M.S. XII-XIV. yüzyıllarda bu bölgede etkili olan Kıpçaklar'dan kaldığı anlaşılmaktadır. Her iki Türk kavmi de günümüzde Kafkasya'da Adigelere komşu yaşayan Karaçay-Malkar halkının atalarını oluşturmaktadır.

Hunların Orta Asya'dan batıya göç ederek M.S. 370-375 yıllarında Volga Irmağı'nı geçip, Kafkasların kuzeyinde yaşayan Kuban Alanlarını boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir (Grousset 1980:88). Batı Hunları'nın bir kolu olan Bulgar Türkleri'nin III-IV. yüzyıllarda Kuban bölgesine yerleştikleri anlaşılmaktadır (Feher 1984:5). Bizanslı tarihçi Diyonysius de Charax Hunların 330 tarihlerinde Kafkasların güneyine kadar indiklerini kaydetmiştir. Bunlar da Hunların Bulgar kolu idi (Kurat 1972:12).M.S.III.yüzyılda yaşayan Suriyeli tarihçi MarAbas Katuni'yegöre ise Bulgar Türkleri M.Ö. 149-127 yıllarında Kafkasların kuzeyinde bulunuyorlardı (Kurat 1972:108).

558 yılında Kafkasya'ya gelen Avar Türkleri bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlarda Tuna bölgesine göç ettiler. 671 yılında liderleri Asparuk komutasında Balkanlara giden ve bugünkü Bulgaristan'a adlarını veren Bulgar Türkleri orada Slav kabileleri arasında eriyip yokoldular. Kafkasya'da kalan KubanBulgarları ise Alan ve Adige boyları ileyaşamaya devam ettiler (Avcıoğlu1982:720).

Bizans kaynakları Bulgar Türklerinin VII. yüzyıla kadar Kuzey Azak bozkırlarında göçebe hayatı yaşadıklarını ve Hanları Kubrat'ın ölümüyle dağıldıklarını yazmaktadır. Kubrat'ın büyük oğlu Batbay Azak'ta kalmış, Kotrag adındaki ikinci oğlu Don Irmağı'nın karşısına yerleşmiştir. Üçüncü kardeş Asparuk ise, Tuna boylarına göç etmiştir. Azak Denizi'nin kuzey kıyılarında yerleşen Batbay'ın kabilesi Bizans ve Rus kaynaklarında Kara Bulgarlar adıyla geçmektedir.
Don bölgesinde Novoçerkassk'da bulunan Bulgar Türklerine ait kazanlar ile Aşağı Dinyester ve Tuna boylarında ele geçirilen kazan parçaları aynı kültürel özellikleri göstermekteydi. Bu arkeolojik eserlerin dağılımı Bulgar Türklerinin Azak'tan Tuna'ya doğru olan göç yollarını gösteriyordu. Aynı kaplara Kuzey
Osetya'da yapılan araştırmalarda da rastlanması üzerine, A. Miller Azak bölgesindeki Kara Bulgarların bir bölümünün Kafkasya'ya gelip yerleştiğini ve bunların günümüzdeki torunlarının Karaçay-Malkarlılar olduğu tezini ileri sürdü (Miller 1985:42).

Urallardan göç ederek Kuban bölgesine gelen Macarlar uzun yıllar Kafkasya'da Bulgar Türklerine komşu yaşadılar. Bu ortak yaşam sırasında kültür yönünden daha ileri olan Bulgar Türklerinden Macarca'ya pek çok kelime girdi. Macar Türkolog Zoltan Gombocz, Macarların Kafkasya'da Kuban bölgesinde yaşadıkları dönemde Bulgar Türkçesinden Macarca'ya geçen 300 kadar kelimeyi tespit etmiştir (Gombocz 1912). Macarların IV. yüzyılda Bulgar Türklerinden aldıkları kelimelerin çoğu son derece gelişmiş olan hayvan ıslahatına, ziraat kültürüne, sosyal ve idarî teşkilata dairdir. Bulgar Türklerinin kültürünün çeşitli zaman ve mekanda komşu milletlere büyük tesirler yaptığı bundan da anlaşılmaktadır (Feher 1943:290). Bu kelimelerden birçoğu günümüzde Karaçay-Malkar dilinde yaşadığı gibi, Kafkasya'da konuşulan Kuban Bulgar Türkçesinin fonetik özelliklerinin Tuna ve Volga Bulgar Türkçeleri ile benzerlik göstereceği şüphesizdir.
V.-X. yüzyıllar arasından kalan Tuna Bulgarlarına ait dil kalıntılarından ve XIII.-XIV. yüzyıllardan kalan Volga Bulgarlarına ait Arap harfli mezar kitabelerinden, Bulgar Türkçesinin Ana Türkçe (Pre-Turkic) dönemindeki r ve l seslerini koruyan bir Türk dili olduğu anlaşılmaktadır.

Volga Bulgar kitabelerinde karşımıza çıkan bazı kelimeler, bu dilde Eski Türkçe'deki /z/ sesi yerine /r/ sesinin, /ş/ sesi yerine /l/ sesinin korunduğunu belgelemektedir. Sözgelimi:
ﺮﻮﺨط tohur "dokuz"
ﺮﻴه hir "kız" ﻢﻠﺎﻴﺒ biyelim "beşinci"(Tekin 1988:27)

Kuban Bulgarlarından Macarcaya VIII. yüzyıldan önce geçtiği tespit edilmiş olan kelimelerden, Kuban Bulgar Türkçesinin de bir r ve l dili olduğu görülmektedir (Tekin 1987:11).

Eski Türkçe'de söz başında bulunan y‐ sesinin Volga Bulgar Türkçesinde c‐ sesine dönüştüğü bilinmektedir. Örneğin:
مﺮیﺠ cirem "yirmi"
تﺎیﺠ ciyeti "yedi" (Tekin 1987:28)

Tuna Bulgar Türkçesi dil malzemesine ait Bulgar Hanları listesinde yer alan ay adları arasında, yedinci ayın adı kiril harfleriyle ЧИТЕМЬ çitem "yedinci" biçiminde görülmektedir. Aynı listenin Grek harfli orijinal metninde, önsesteki "Ç" harfi Grekçe'de "C" sesini veren "TZ" harfleriyle yazılmıştır. Bu da bize, Tuna Bulgar Türkçesinde de Eski Türkçe'deki y‐ sesinin c‐ sesine değişmiş olduğunu belgelemektedir (Tekin1987:22).

Söz başındaki c- sesinin durumu açısından, Kafkasya'da konuşulan Kuban Bulgar Türkçesinin üç diyalekte ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bunlar d-, c- ve dz- diyalektleridir (Bayçorov 1989:264). Kuban Bulgar Türkçesinin d- diyalektine ait yazıtlarda Eski Türkçedeki bazı kelimeler şu biçimde yer almaktadır:
yoġ "cenazetöreni,yas"> doġ
yer "yer,mevki"> der
yıl "yıl"> dal

Tuna Bulgar Türkçesine ait On İki Hayvanlı Takvim sisteminde "Yılan" yılının karşılığı ДИЛОМЬ "Dilom" biçiminde tespit edilmiştir. Bu kelimede ön seste yer alan d- sesi büyük bir ihtimalle /c/ ünsüzüne çok yakın ön damaksıllaşmış bir /d/ ünsüzünü temsil etmektedir (Tekin 1987: 14). Buradan hareketle, Kuban ve Tuna Bulgar Türkçelerinde Eski Türkçedeki y‐ ön sesinin yerine d‐ sesinin kullanıldığı bir diyalektin varlığı anlaşılmaktadır. Yayık (Ural) Irmağı'nın adının eski Bizans kaynaklarında άί "Dayıh" biçiminde yer alması Bulgar Türkçesinde d- ön sesinin varlığını ispatlayan bir başka linguistik delildir (Tekin1987:14).

Kuban Bulgarlarının torunları sayılan Karaçay-Malkarlıların konuştukları dilin "Çerek" diyalektinde de ön ses olarak /d/ sesinin korunduğu bazı kelimeler tespitedilmiştir. Bunlardan biri, Eski Türkçedeki yulduz "yıldız" kelimesi bu diyalektte dulduz biçimindedir (Bayçorov1989:265).

Kuban Bulgar Türkçesinin c‐ diyalektineait yazıtlarda şu kelimelererastlanır: coh "cenazetöreni"
cal "yıl" c‐ ses değişmesi olduğu bilindiğine göre, Adige (Çerkes) dilinde "yamçı~yağmurluk" anlamına gelen çaku sözünün Bulgar Türkçesi caku sözünden alıntılandığı ve Doğu Adige lehçelerinde de şaku biçimine girdiği anlaşılmaktadır.

2 . daġ (дагъэ) "yağ"

Adige (Çerkes) dilinde Bulgar Türkçesinin fonetik özelliklerini taşıyan bir başka Türkçe kökenli kelime "yağ" anlamına gelen daġ (дагъэ)sözüdür. Eski Türkçede "yağ" anlamına gelen yaġ kelimesinin içindeki -aġ ses grubu Kıpçak lehçelerinde ‐av biçimine dönüşmüştür.
Adige (Çerkes) diline komşu Kafkasya'daki Türk lehçelerinde bu kelime cav (Karaçay-Malkar) ve yav (Kumuk, Nogay) biçimlerini almıştır. Adige (Çerkes) dilinde "yağ" anlamına gelen daġ sözünde -aġ ses grubunun korunmuş olması, bu ödünç kelimenin de Kıpçaklardan daha eski bir döneme ait bir Türk dilinden bu dile geçtiğini göstermektedir. Kelimede ön ses olarak bulunan d- sesinin varlığı, Adige (Çerkes) dilindeki daġ (дагъэ) sözünün kaynağının da Bulgar Türkçesi olduğunu belgelemektedir. Kafkasya'da konuşulan Kuban Bulgar Türkçesinde ve Tuna Bulgar Türkçesinde, Eski Türkçeye göre söz başında y‐ sesi yerine d‐ sesinin bulunabileceği linguistik deliller vasıtasıyla bilinmektedir. Dolayısıyla, Adige (Çerkes) dilinde "yağ" anlamına gelen daġ (дагъэ) sözü Kuban Bulgar Türkçesindenalınmış bir kültürkelimesidir.

3. kamıl (къамыл) "kamış kaval"

Bulgar Türkçesinde Eski Türkçedeki /ş/ sesinin /l/ sesi ile karşılandığı fonetik açıdan ispatlanmış bir ses denkliğidir. Bunun en yaygın örnekleri çağdaş Türk lehçelerinden Çuvaşçada görülmektedir.Sözgelimi: Çuv. alĭk ~EskiTürk. eşik "kapı"(Paasonen1950:3) Çuv. hĭl ~Eski Türk. kış (Paasonen1950:38)
Karaçay-Malkar Türkçesinde de Kuban Bulgar Türkleri döneminden kalan ve /l/ sesini koruyan kelimeler bulunmaktadır. Bunlardan biri "kaşık" ve "tahta kürek" anlamlarınagelen kalak kelimesidir(Tavkul 2000:237). Adige (Çerkes) dilinde "kamış kaval" anlamına gelen kamıl (къамыл) sözünün Bulgar Türkçesinde "kamış" anlamına gelen kamıl sözünden alıntılandığı açıktır.

4. bec (бедж) "örümcek"

Adige (Çerkes) dilinde "örümcek" anlamına gelen bec (бедж) kelimesinin Türkçe kökenli olduğunu ileri sürmek, bu dilin kendi içindeki bir takım fonetik kuralları ve ses değişmelerini göz önünde bulundurmadan mümkün değildir. Adige (Çerkes) diline özellikle Kıpçak Türkçesinin bir lehçesi olan Karaçay-Malkar Türkçesinden geçtiği bilinen bazı kelimelerde yer alan -g ve -ng seslerinin -c sesine dönüştüğü bilinen bir fonetik hadisedir. Sözgelimi: Adig. becın ~ becıne "pişirilmiş mayalı hamur"< Krç.Mlk. begene (Habiçev 1980:51) Adig. belcılı "ünlü,meşhur" Adig. tencız "deniz"< Krç. Mlk. Tengiz Gyaurgiyev –Sukunov 1991:146) Dîvânü Lûgati't-Türk'te tespit ettiğimiz "örümcek" anlamına gelen bög kelimesinin Adige (Çerkes) dilinde aynı anlama gelen bec (бедж) kelimesinin kaynağı olduğu yukarıdaki bilgilerin ışığında anlaşılmaktadır. Ancak bu bilgiler bu alıntının tarihini ortaya çıkarmada yeterli değildir.

Codex Cumanicus'ta "örümcek" kelimesinin Kıpçak Türkçesi karakteri kazanarak, son sesteki -g ünsüzünün çift dudak ünsüzü -v sesine değişmesiyle, böv biçimini aldığı görülmektedir (Kuun 1981: 302). Kafkasya'da konuşulan Kumuk Türkçesindede bukelime böv biçimindedir.ÖyleiseAdige(Çerkes)dilindeki alıntının daha eski bir döneme ait olması gerekir. Kelimenin bazı Adige lehçelerinde aldığı begı şekli ve Adige diline komşu Kafkas dillerinden Abazacada mevcut olan bag biçimi, akla Bulgar Türkçesinin bir fonetik özelliğini getirmektedir. Bu fonetik özellik, Bulgar Türkçesinde ince ünlülerin kalınlaşması (velarisation) hadisesidir. Bunun örneklerine günümüzde Çuvaşçada rastlanmaktadır. Örneğin: Çuv. kaban "büyükotyığını"

Sonuç

Kuban Bulgar Türklerine ait eski Türkçe sözlerin bugün Adige (Çerkes) dilinde yaşaması dilbilimi ve kültür tarihi açısından çok önemlidir. Kuban Bulgar Türklerine ait bu kelimelerin bugün Adige (Çerkes) dilinde bulunması eski Çerkes boylarının daha M.S. 3. yüzyıldan itibaren Kafkasya'yı ellerine geçiren eski Türk kavimlerinin siyasî ve kültürel etkileri altına girdiklerini ve aralarında bir kültürel etkileşim yaşandığını belgelemektedir. Bu da bugünkü Kafkasya halklarının sahip oldukları kültürün ortaya çıkmasında ve şekillenmesinde eski Kafkas kavimlerinin yanı sıra kuzeyden gelen eski Türk kavimlerinin de önemli oranda paylarının bulunduğunu ispatlamaktadır.

Adige (Çerkes) dilinin derinlemesine incelenmesiyle eski Türkçe dönemine ait daha pek çok arkaik Türkçe kelimenin ortaya çıkarılması mümkün olabilecektir. Çerkesleri kültürel yönden etkileyen Hun, Bulgar, Avar, Peçenek, Hazar, Kıpçak gibi pek çok eski Türk kavminin dillerine ait izler bugün Adige (Çerkes) dilinde yaşıyor olabilir.

Kaynaklar

AŞEMEZ H. (1973) Adıgey (Çerkesya)'in Kısa Tarihi. Kafkasya Kültürel Dergi (İstanbul), X (39-42): 36-89.
ATALAY Besim (1998) Divanü‐Lugat‐İt Türk Tercümesi, 4 Cilt .-Ankara: TDK Yayınları.
AVCIOĞLU Doğan (1982) Türklerin Tarihi.-İstanbul: Tekin Yayınevi.
BAYÇOROV S.Ya. (1989) Drevnetürkskie Runiçeskie Pamyatniki Evropı.-Stavropol.
ÇELİKKIRAN Mehmet Yasin (1991) Türkçe‐Adigece Sözlük=Tırku‐Adıge Guşçıal.-Maykop.
FEHER Geza (1943) Türko-Bulgar, Macar ve Bunlara Akraba Olan Milletlerin Kültürü TürkKültürünün Avrupa'ya Tesiri. II. Türk Tarih Kongresi: İstanbul, 20-25 Eylül 1937: 290-320.- İstanbul: Kenan Matbaası.
FEHER Geza (1984) Bulgar Türkleri Tarihi.‐Ankara:Türk Tarih Kurumu Yayınları
GOMBOCZ Zoltan (1912) Die bulgarisch‐türkisch lehnwörter in der ungarischen.-Mso,Fu.
GROUSSET Rene (1980) Bozkır İmparatorluğu.-İstanbul: Ötüken Neşriyat
GYAURGİYEV H.Z.-H.H. Sukunov (1991) Şkolnıy Russko‐Kabardinskiy Slovar.-Nalçik: Nart.
HABİÇEV M.A. (1980) Vzaimovliyanie Yazıkov Narodov Zapadnogo Kavkaza.- Çerkessk.
KURAT Akdes Nimet (1972) IV‐XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri Ve Devletleri.-Ankara: Dil Ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları.
KUUN G. (Ed.) (1981) Codex Cumanicus.-Budapest.
MANDOKY-KONGUR I. (1979) Macaristan'daki Kuman Dilinin Moğolca Unsurları. XVI. Milletlerarası Altaistik Kongresi Bildirileri.-Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü: 221- 229.
MILLER M. (1985) Balkar Türkleri. Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (İstanbul), (8): 38-44.
OTAROV İ.M. (1978) Professionalnaya Leksika Karaçayevo‐Balkarskogo Yazıka.-Nalçik: Elbrus.
PAASONEN H. (1950) Çuvaş Sözlüğü.-İstanbul: Türk Dil Kurumu Yayınları.
POPPE Nicholas(1965) Introduction to Altaic linguistics.-Wiesbaden: Otto Harrassowitz.
STUDENETSKAYA Ye. N. (1989) Odejda Narodov Severnogo Kavkaza XVIII‐XX vv.-Moskva: Nauka.
TAVKUL Ufuk (1993) Kafkasya Dağlılarında Hayat Ve Kültür. Karaçay‐Malkar Türklerinde Sosyo‐ Ekonomik Yapı Ve Değişme Üzerine Bir İnceleme.-İstanbul: Ötüken Neşriyat.
TAVKUL Ufuk (2002) The Socio-Linguistic Aspect Of Cultural Interaction Among The Peoples Of The Caucasus. Acta Orientalia, 55 (4), 353-377.
TEKİN Talat (1987) Tuna Bulgarları ve Dilleri.-Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
TEKİN Talat (1988) Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası.-Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Adige (Çerkes) Dilinde Bulgar Türkçesi Alıntı Sözcükler Üzerine Ufuk Tavkul 115
YILDIZ Cevdet. (1977) Adige Dili Ve Edebiyatı. Kafkasya Üzerine Beş Konferans: 39-94.-İstanbul: Kafkas Kültür Derneği Yayınları.
Ufuk Tavkul
Doç.Dr, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi. Kafkas araştırmaları.
Adres: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, 06100 Sıhhiye - Ankara.
E-posta: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 4, Sayı 2 (Haziran 2007) Mak. #23, ss. 104-115
Telif Hakkı©Ankara Üniversitesi
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü
Adige (Çerkes) Dilinde Bulgar Türkçesi Alıntı Sözcükler Üzerine

Ufuk Tavkul
Ankara Üniversitesi (Ankara)

Çerkes Etnonimi

Şubat 29, 2016

Bir etnik grup adı (etnonim) olarak "Çerkes" sözcüğünün sosyal ve siyasal içeriği

Genel kullanımı itibariyle yanlış telafuz edilmesi normal olan Adige kelimesinin doğrusu “Adığe” dir ve anlamı doğal olarak sadece Adığe dili ile açıklanabilir ki diğer dillerdeki benzerlikleri ve verilen örnekler sadece benzetmeden ibarettir.İşte birtakım benzetmeler ve doğruluğu en kabul gören “Güneş” açıklaması..

BENZERLİKLER:
1. Kafkasya’da veya Kafkasya dışında Adığe ismiyle veyahut bu isme benzer veya bir kökten türeyen kelimeler ile anılan yerler mecut olup, aşağıdaki maddelerde izah edilmiştir.

a) Kuban’ın Azak Denizi ve Karadeniz’e dökülen iki kol arasındaki deltaya Bizanslılar Ateh derlerdi
b) Labe’nin Kuban nehrine kavuştuğu yerde Antiae isminde bir bölge vardı.
c) Strabon Kuban’ı Antikiteys veya Antikides ismi ile yadeder.

2. Etnik İsimler:

a) Seyyah Mes’udi Kuban havzasında Hat kabilelerine tesadüf ettiğini söyler.
b) Hati, Hitit isimlerinin bu Atike = Adığe isimleri ile birbirlerine münasebetleri olduğu görülmektedir.
c) Yukarıda anlatıldığı gibi Greko-Romen ve buna müteakip devirlerde Kirkasların kendilerine Ant ve Adığe dedikleri açıkça anlaşılmaktadır. Bilhassa mevki isimlerinin Kuban nehri ile ilgili oldukları görülmekte ve bütün bu isimlerde At, Ant, Hat kökleri vardır.

ANTİKİTEYS veya ANTİKİDES Bu isimler arasında Antikiteys veya Antikides ismi bilhassa çok belirgin ve manalıdır.Kaberdey ve Besleney dilinde Antikiteys ve Şapsığ, Abzeğ, Bjedoğ, Hatğoy, Mahoş ve diğer Adığe dillerinde Antikides olarak kullanılan bu kelimenin anlamı Antiki Vadisinde Oturan demektir.Bir mevki veya mıntıka ismidir. Circussia-Kirkasya eski Yunanca’dan gelmektedir. Kafkas sıra dağlarının kuzeyinde bulunan bölgeye tarihsel anlamda Adığey ya da Kerkesya veya Circussia-Kirkasya ismi verilir. Ülkenin ulusal ismi olan Adiğey dışındaki isimler Yunanca’dan gelmektedir.

Adığe sözcüğü eski adiğe boylarından olan DAĞH. HAT-ĞE,PELASĞE den geldiği öne sürülmektedir. Bu boyların çıkış yeri Kafkasya’dır. O halde bu isimler Adığe ile ilişkilidirler. Adığe’deki ĞE sarı sözcüğü bunların isimlerinde de mevcuttur. Bu ĞE belirli dönemlerde HE sesine dönmüş olabileceği gibi ĞE sesi bulunmayan boylar HE şeklinde söylemiş ve yazmış olabilirler. Adığe ismi bu eski boyların dilinden gelmiş olamaz, çünkü onların isimleri zaten Adığe’nin türevleridir.

ADIĞE ADININ GÜNEŞ İLE İLİŞKİSİ: “DIĞE” ADIĞE DİLİNDE GÜNEŞ DEMEKTİR. Çerkes Tarih Yazarı Merhum Met Çunatıkho İzzet ve Mehmet Fetgeri Şöenü nesil,isim bağlantısı doğrultusunda çalıştılar. Şöenü eski Yunan kayıtlarından geçen, AET yoluyla güneşe ulaştı. Şöenü’nün güneşe ulaşımındaki tezlerini tanırısal olarak ele alındı. Bu tanırısal bağlantının düğüm noktası da güneş olarak gösterdi. Ancak Şöenü güneşi Adığe diliyle açıklamadı.Halbuki Adığe ismi doğrudan doğruya Güneş anlamındadır. Adığe’lerin güneşle ilişkisi ve Adiğe de güneş anlamına geldiğinden ismi Adığe diliyle ele alalım. Adığe dilinde ĞE sarı, DI-DE-DA şekilleri güzel anlamında. A ise el veya O anlamında. Şu halde Adığe ismini Adığe diline uygun üç şekilde anlatmaya çalışayım.

1- A-TI-ĞE O veren sarı,Adığe’de aynı anlamda. Günümüz Adığe dilinde Atiğe Yüksek anlamındadır. Bu da güneşin yüksek olmasıyla ilişkilidir.

2- Genel olarak Adığe güzel, veren, lütufta bulunan sarı anlamını içerir. Bu anlamlarda güneşle birdir. Görüldüğü gibi yüksek, sarı, baba, verme ifadeleri Adığe dilinde aynı köktürler.

3-Güneşsel yapı, toplumsal bir hüviyet kazanınca güneş, toplum ilişkisi rahatlıkla ortaya çıkar. Adığe’ler ilk insan soyundandırlar. Başka boylardan türeme değildirler.

O halde Adığe’ler tarihin tanıdığı en eski toplumlarındandırlar. Kendileri inanışları gibi güneşle yaşama geçmişler ve isimleri de güneştir. Güneş ise Adiğe dilinde TIĞE-DIĞE’dir. A şekliylede ADIĞE-ATIĞE olur ki “o güneş” anlamına gelir.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Abhazya Ulusal Bayrak Günü Kutlu Olsun. #Abhazya #Bayrak #Abkhazia https://t.co/FlUYIdyuRv
Kars’ta Çerkes Mezarlığı https://t.co/huSx2CBZAv
RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı