ORTAÇAĞDA ABHAZLAR, LAZLAR - GERG AMİCBA

ABHAZYA ile EGRİSİ (LAZİKA)’NIN ETNİK OLUŞUMLARI

İ.Ö.ki yüzyıllarda Karadeniz’in Doğu kıyılarında hüküm süren Kolkhida yönetimini oluşturan birçok etno-politik grup vardı. Bunlar: Egrisliler (1), Apsilyalılar, Abasgialılar gibi halklardı.

İ.S. 3. 4. yüzyıllarda Egrisi politik bir otorite olarak ortaya çıktı. Etki alanını genişletti. Abhaz etnik kökenden gelen Apsilya, Abazgia, Misiminya (2), Sanigya halkları Egrisi yönetim sahasına girdi.

Egrisi’nin ekonomik ve politik bir güç olarak ortaya çıkmasının nedeni o dönemde bu ülkede feodalizmin oluşmaya başlaması ve feodal yöntemlerinin kullanılmaya başlamasıdır. (3)

Aynı dönemlerde Abhaz kökenli halklarda da feodalizme geçiş gözlemleniyor. Feodalizmin gerektirdiği sınıflar oluşuyor. Bu dönemde Abazgia ve Apsilyalıların başında kendi liderleri bulunuyor ve içişlerinde bağımsız otonom idareler halinde yönetiliyorlar. Resmi olarak kendilerini Bizans yönetiminde görüyorlar. (4)

Abhazya’nın Kuzey-Doğu sınır komşuları köken olarak Abhazlara çok yakın olan Adıge-Çerkez halkları ile Alanlar (Asetinler)dir. Sonraki tarihlerde bölgele Türk kökenli halklar ile Abhazlar ve Megreller arasında askeri politik dayanışma vardı. Özellikle de İranlılarla Bizanslıların savaştığı dönemde artmıştı. Sonraki dönemlerde Arapların bölgeyi işgal ettiği yıllarda da Abhazlarla Megrel-Laz halklarının dayanışması üst düzeydedir. Egrisi krallığının doğu komşusu İberya (Kartli) Krallığıydı. Daha eski dönemlerden beri Egrisi halkı ile İberya halkı arasında kültürel ve ekonomik ilişkiler vardır.

Bilindiği gibi, halkının tüm direncine rağmen Romalılar 2. yüzyıl’da Kolkhida’yı vasal statüsüyle kendilerine bağlamışlardı. Bu tarihlerde ülkenin Karadeniz kıyılarında Roma lejyonerleri vardı. Bu lejyonerlerin amacı ‘‘Barbarlar’’ın Güneye inmesini engellemekti. Ancak sonraları bu amaçlar epey değişti. 3. yüzyıl’da Gotlar’ın, 4. yüzyıl’da Hunlar’ın hatta dağlı hakların Güney’e inmesini engellemeye çalıştılar.

4. yüzyılın ilk yarısında Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) ortaya çıktı. Kavimler göçü (5) sırasında Roma İmparatorluğu yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bundan dolayı başkent Balkanlar’daki Bosfor topraklarına taşındı. Yeni başkentin adı Bizantiya idi. Sonraları adı Konstantinapol olarak değiştirildi. Yeni başkentin yönetim alanı eski Roma İmparatorluğu’nun Doğu topraklarıydı. Balkan Yarımadası, Küçük Asya, Suriye bu yönetimin politik etki alanındaydı. (6) Bu topraklarda yaşayan halkın büyük çoğunluğu Bizanslılar (7) oluşturuyordu. İmparatorluk bünyesinde Helen kültürü hakimdi.

Bu yönetim değişikliğinden sonra Megrel, Laz, Apsil, Abazgi vb Kollkhida halkları Doğu Roma İmparatorluğunun vasalı oldular. Bu halklara kendi topraklarından Kuzey Kafkasya’ya geçen yolları koruma görevi verilmişti. Kuzeyden Hunların, Alanların ve dağlı halkların Güneye inmesini engelliyorlar, dolayısıyla da topraklarını işgale karşı koruyorlardı.

Bu şekilde 4. Yüzyıldan başlamak üzere Kolkhida’da yaşayan Abhaz etnik kökeninden gelme halklarla, Laz-Megrel (Kolkh), Svan ve Gürcü halkları Roma İmparatorluğu yerine onun mirasçısı olan Bizans İmparatorluğu’na tabi olmuş oluyorlardı. Bizans sürekli olarak genişleme politikası izleyen bir imparatorluktu ve amacı doğrultusunda başka bir güç olan İran ile sürtüşme halindeydi.

İran’daki Sasani iktidarı 3. yüzyılda kurulmuştu. Bir süre sonra bu devlet de feodalizmi benimsedi. Resmi din olarak Zoraastrizim (8) (Zerdüştlük) kabul edildi.

Sasaniler dönemindeki İran Önasya (9) ülkelerini elinde bulunduruyordu. Geniş toprakları olan güçlü bir devletti. Sınırlarını geniş alanlara yayabilmek için komşularıyla savaşıyordu. 5.7. yüzyıllarda feodalizm bu ülkede alabildiğine gelişmiş sınıflar oluşmuştu. (10)

5. yüzyıldan başlamak üzere İran ile Bizans arasında acımasız bir çekişme ve bunun sonucunda sıcak sürtüşmeler başladı. Her iki ülkenin de amacı Çin ve Hindistan’a bağlanan ticaret yollarını ele geçirmekti. (11) Planlarında bu nedenle Güney Kafkasya önemli bir yer tutuyordu. Özellikle de Karadeniz’in doğu kıyıları büyük önem taşıyordu.

Bölge İran’ın eline geçerse Asya’dan gelen ipek yollarına sahip olabilecek, Bizanslı tacirlerden yüksek vergi alacak, Lazika, Svanetya, Abazgia’dan geçip Çerkes topraklarını aşarak Orta Asya’ya giden ticari yolları denetin altına aldığı gibi, bu toprakları üs olarak kullanarak Bizans’ın başına dertler açabilecekti.

Kolkhida’yı ele geçirebilmek için İranlıların bu denli istekli olmaları bir diğer nedeni ise istediklerinde, Kafkas önlerinde ve Doğu Avrupa steplerinde yoğun olarak yaşayan ‘‘Barbarlar’’ı Kırım ve Küçük Asya’ya saldırtıp Bizans’ı sıkıntıya sokacaklardı. (12)

İranlıların Barbarlar’ı geçirmeyi düşündükleri yollar çoğunlukla Abhazya’dan geçiyordu. En önemlileri Sahil yolu, Klıkhure ve Marukhu’dan geçen dağ yollarıydı. (13)

Sasaniler dönemindeki İran, özellikle de 4. yüzyılın ortalarına doğru yayılmacı politikasını güçlendirmişti. Önce İberya Krallığı’nın büyük bir bölümünü ele geçirip vergiye bağladı. Asıl amaçları bu ülkeyi sıçrama tahtası yapıp Egrisi ve Abazgia’yı ellerine geçirmek, sonra da bölge halklarını kendi taraflarında Bizans’a karşı savaştırmaktı.

Bizanslılar’ın ise Kolkhida ülkesini elden çıkarmaya hiç niyeti yoktu. Onların amacı İranlıların Kafkasya’daki durumlarını bozup tüm Kafkasya’ya yalnız başlarına sahip olmaktı.

İşte sözünü ettiğimiz politik nedenleri İlkçağ’ın bitimi ve Ortaçağ’ın başlangıcı olan dönemde Abhaz ve Laz-Megrel kökenli halkların vatanı olan bu topraklarda iki süper gücün çıkarları karşı karşıya geldi.

5. yüzyılın ortalarında Doğu Egrisi ve onu destekleyen Abhaz kökenli halklar Anti-Bizans hareketlerine başladılar. Başkaldırının liderliğini Egrisi Kralı Gubaz üstlenmişti. Bunun üzerine Bizans yöneticileri Kolkhida’ya asker çıkardılar. Şiddetli bir savaş başladı. Egrisi’nin özgürlük savaşı yıllarca sürdü. Bu mücadelede Abhaz kökenli haklar Egrisi’nin yanında yer aldılar. 465 yılında iki taraf aralarında anlaşarak savaşa son verdiler. Her iki taraf ta savaş öncesi savaş öncesi şartları olduğu gibi kabul ettiler. Tek değişiklik Bizanslıların Gubaz’ı hükümdarlığını reddetmesiydi. Gubaz’ın yerine oğlu Tsate geçti.

Savaş Bizans’ın istediği gibi bitmişti ama Bizans durumdan oldukça tedirgin olmuştu. Çünkü Abhazlarla Laz kökenli haklar bu savaşta omuz omuza savaşması Bizanslılara uzun vadede problemlere neden olabilecek bir durum olarak görünmeye başlamıştı. Onları birbirlerinden koparmaları hatta gerektiğinde birbirleri ile savaştırmaları gerekiyordu. Bu yaklaşımların sonucu olsa gerek, 6. yüzyılın ikinci yarısında Apsilyalılarla Abazgialıların Egrisi birliğinden ayrılmaya karar verdiklerini görüyoruz. Bu düşünceleri Bizans tarafından da destek görüyor. Çünkü savaş yeteneği ve askeri gücü büyük olan Abazgia’nın Egrisi’den ayrılması Egrisi’yi zayıflatacaktır. Aynı dönemde başlarında Vahtang Gorgasol’ın bulunduğu İberya Krallığı Acemler’le savaşmaktaydı. Vahtang Gorgasal’ın bir amacı da Egrisi ve Abazgia’dan Bizanslıların atılmasıydı. 473 yılında ordusuyla Egrisi’ye girip Tskhe-Goci kalesini ele geçirdi. (14) Ancak Abhazya toprakları Bizans’ın elinde kaldı. Herhalde bu tarihten sonra da bir süre Bizanslılar ile İberyalılar bu topraklarda savaşmış olmalıdırlar. Bizanslılar aynı tarihlerde Abhazya’ya iyice yerleşip Egrisi’ye baskı yapmaktadırlar. Eski Gürcü tarih yazarı olayları şöyle anlatıyor: ‘’O dönemde Bizanslılar Abhazya’yı İngur nehri kıyısına kadar ellerinde tutuyorlardı. Hatta İngur nehrinden başlamak üzere Tskhe-Goci’ye kadar ellerindeydi.’’ (15)

5. yüzyılın bitimine doğru Bizanslılar tüm Egrisi’yi ellerine geçirdiler. 6. yüzyılın ilk yarısında Abazgia, Egrisi birliğinden ayrılıp ayrı bir yönetim olarak Bizans’ın vasalı oldu. Ancak diğer Abhaz kökenli halklar Apsilya, Misimiyana ile Svanetyalılar 6.-7. yüzyıla kadar bu birlikte kaldılar. (16)

Dipnotlar:
1. Egrisi ülkesi bugünkü Batı Gürcistan topraklarının tamamını-Suram’a kadar kapsamaktaydı. (Bugünkü Megrelistan, İmeretia, Acara, Guria toprakları) Egrisi ülkesine eski Bizans kaynaklarından ‘‘Lazika’’ denmektedir.
2. Hem Mısımlar hem de Misimyanalılar, her iki terimi de kullanabiliriz.
3. S. Canaşia. Araştırmaları 1. cilt, 1949, sayfa 254- 255.
4. İ. Cavakhişvili. Gürcü halkının tarihi, 1. cilt, 1960, sayfa 273.
5. Çeviride açıklanmasına gerek kalmadı.
6. Gürcistan tarihi 1. cilt. Öğretim kitabı, Tiflis 1962, sayfa 83.
7. Onlara Rimilyanlar ve Rumlar da denilmektedir.
8. Acemler bu dine ‘‘Zerdüştlük’’ diyorlardı.
9. Rusçası ‘‘Peredniya Asiya’’dır.
10. Tüm Dünya. Tarihi, 3. cilt, sayfa 94.
11. Gürcistan Tarihi, 1959, sayfa 100- 101.
12. M. Gunba. Batı Gürcistan-Bizans ilişkileri (6.-8. yüzyıllar arası) Sohum 1, 1962, sayfa 89.
13. Z.V. Ancabadze. Ortaçağ Abhazya Tarihi (6.17. yüzyıllar arası) Sohum 1959, sayfa 38- 39.
14. Gürcistan Tarihi 1. cilt, 1962, sayfa 96.
15. Cuvanşer, Vakhtang Gorgasal’ın Hayatı ve Yaptıkları ‘‘Kartvelya Tarihi’’ 1. cilt, sayfa 146.
16. Z.V. Ançabadze. Ortaçağ Abhazya Tarihi. Sayfa 62.

 

ABHAZLARIN ve LAZLARIN 6. YÜZYILDAKİ BAĞIMSIZLIK SAVAŞLARI

1. Abhazların ve Lazların 6. yüzyıldaki Bizans ve İran’a karşı savaşları

Aşağıda sözünü edeceğimiz 6. yüzyıldaki ‘‘büyük savaş’’ daha çok Egrisi (Lazika) topraklarında geçmiştir. Dolayısıyla savaşın doğal zararlarını da Egrisi çekmiştir. Fakat bu kaynaklarda Laz terimi bazen çok daha geniş anlamlarda kullanılmaktadır. Lazika adını Egrisi dışında da tüm Kolkhida ülkesini kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Yani, ‘‘Laz’’, Egrisi sınırlarında yaşayan tüm halklara verilen ortak bir isim olmuştur.

Karadeniz’in doğu kıyıları uzun yıllar Bizanslılarla İranlılar arasında bir sürtüşme alanı oldu. Ancak, bu ülkenin gerçek sahiplerinin amacı tam bağımsızlıktı. Bu amaçla da defalarca savaşıp amaçları doğrultusunda kanlarını döktüler.

Megrel-Laz ve Abhaz halklarının var olma savaşı verdikleri bu kötü dönemlerde her iki halk da işgalci güçlere karşı tek yumruk olarak mücadele ediyorlardı. Çünkü amaçları aynı ve kaderleri de birbirine bağlıydı.

6. yüzyılda Bizans İmparatorluğunda feodalizmin boyutları iyice büyümüş ve bu nedenle de ülkenin ekonomik ve askeri gücü çok artmıştı. Bu olumlu gelişmeler sınırlarını genişletip dünyaya hakim olma hevesine kapılmalarına neden oldu.

Kendini tüm dünyanın hakimi olma hırsına iyice kaptıran İmparator I. Jüstinyen (527- 565) bu amacına Hıristiyanlığı da destek alarak almıştı.

Hıristiyanlık 523 yılında Egrisi’de de devletin resmi dini olarak benimsendi. Sonra Egrisi topraklarında hızla yayılmaya başladı. Apsilyalılar ve Misimyanalılar da Hırıstiyanlığın etki alanı içinde kaldılar. (1)

Jüstinyen, Abazgialılara Hıristiyanlığı benimsetmekte gecikmedi. (2)

Bizanslıların bu çalışmalarına karşılık İranlılar da boş durmuyorlardı. 6. yüzyılın 20’li yıllarında Egrisi ile aralarında dostluk antlaşması imzaladılar. Bu Bizans’a karşı yapılmış bir antlaşmaydı ve uzun ömürlü olamadı.

İranlıların kolayca tahmin edebildikleri gibi Egrisi, Apsilya ve Misiminyanalıların Hıristiyan olması demek, Kral Tsate’nin yüzünü Bizans’a dönmesi demekti. Bizans-Kolkhida arasındaki bu manevi bağı koparmaya çalışan İran aradığı fırsatı da gecikmeden buldu. 523 yılında Kartvelya Kralı Gurgen halkını ayaklandırarak İran’a başkaldırdı. Gurgen bu savaşı kaybetti ve Egrisi’ye sığındı. İran Şahı Kavad bu sığınma olayını bahane ederek Egrisi’ye saldırdı. Skarde ve Şorapan gibi önemli kaleler İran’ın eline geçti. Bu olayın hemen ardından İranlılar 528 yılında Egrisi’ye bir daha saldırdılar. Egrisi, Apsilya, Misiminya ittifakı savunmaya geçti. Ancak dev İran ordusu karşısında bu küçük ülkelerin yapabileceği fazla bir şey yoktu. Çok kanlı bir savunma yapmalarına karşın güçleri İran ordusu ülkeden söküp atmaya yetmedi. Durumun çaresizliği karşısında Kral Tsate, Bizanslılardan yardım istedi.

Abazgia ve Egrisi’nin korunması ve denetim altında tutulması Bizans İmparatorluğunun devlet politikasının bir parçasıydı. Bu nedenle Kral Tsate’nin yardım isteğini Jüstinyen coşkuyla karşıladı. En seçme birliklerini tanınmış komutan Velizari komutasında yardıma gönderdi. (3) Dönemin iki süper ordusu İran ile Bizans, Egrisi topraklarında korkunç bir savaşa tutuştular. Bu savaşta Egrisi, Apsilya ve Abazgialılar Bizans saflarında savaşıyorlardı. Sonuçta İranlılar birçok cephede yenildiler ve hızla geri çekilmeye başladılar. Savaş esnasında İran şahı Kavad ölmüş (531), yerine Khosroy I Anuşirvan geçmişti (531- 579). Yeni şah’ın ilk amacı kendini sağlama almaktı. Savaşın kaybedilmesi kaçınılmaz gibi görünüyordu. Dolayısıyla da Khosroy’un tek seçeneği geri çekilmekti. 532 yılında Bizans ile İran arasında bir barış antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile her iki taraf da savaş öncesi sınırlarına döndüler. Birbirlerinden aldıkları ülkeleri geri verdiler. Egrisi, Apsilya ve Misiminya, Bizans denetiminde kaldı. Kartvelya yine İran toprakları dahilindeydi. Bizanslılar kendilerini güvenlikte görmeleri için Egrisi ve Abazga’nın sahil bölgelerinde üsler kurdular.

İran ile Bizans arasında yapılan bu antlaşma aralarındaki sürtüşmeyi bitirmeye yetmemişti. Çünkü her iki ülke de barış dönemini yeni bir savaşa iyi bir hazırlık yapmak için kullanıyorlardı. İranlılar, Kartvelya’daki durumlarını iyice güçlendirirken Bizanslılar da Egrisi’de savunma hatları oluşturuyorlardı. Yine öyle sanıyoruz ki, Apsilya’daki Keleşir kalesinin yapımına bu tarihlerde başlanmıştır. Abazgia’daki Hıristiyanlaştırma politikası da savaş hazırlıklarının bir parçasıydı. 532- 542 yılları arasında yani 6. yüzyılın 30-lu yıllarında Jüstinyen’in direktifi ile Abazgialılar için Pitsunda (Ldzaa)’da bir kilise kuruldu. (4)

Bizanslılar Egrisi’nin Güney-doğu sınırları ile, sahil şehirlerinin güvenliğine büyük önem verdiler. Bu sınır şehirlerinde Bizans Garnizonları kuruldu. Bizanslılar her şeye rağmen Kolkhida halkının kendilerinden hoşlanmadıklarını iyi biliyorlardı. Bu nedenle de yöre halkından gelebilecek tepkileri caydırabilmek amacıyla bugünkü Tsikhisziri yakınlarında dev Petra zindanını inşa ettiler. Bu kale zindanının içine de Egrisi ordularının komutanının konağını kurdular.

Petra kalesi aynı zamanda Egrisi’den dış ülkelere satılan malların vergilendiği merkez durumuna geldi. Egrisi’nin içinde bulunduğu zorlu döneme rağmen Egrisi, Apsilya ve Misiminyalı tüccarlardan yüksek vergiler alınmaya başlandı.

Bu dönemde Bizans sömürü düzeninin ülkedeki koruyucusu Bizans ordu komutanı Yoann Tsibe idi. (5)

Sonuçta, Egrisi, Apsilya, Misiminya, Abazgi ve Sanigya topraklarında yaşayan halk, özellikle de zengin tüccarlar ve güçlü aileler Bizans’ın baskısına tepki göstermeye başladılar. Bölge halkı 532 yılında on yıl kadar sürecek olan bir özgürlük savaşı başlattı.

İşgal altında bulunan bir ülkenin özgürlük savaşına yeterince hazırlanabilmesi, savaşabilmesi için gerekli olana paranın sağlanabilmesi özellikle de deniz ticaretleri engellendiği için olanaksızdı. Bu nedenle de Egrisi Krallığı politika değiştirdi. Ülkedeki feodallerin de baskısıyla Kral Gubaz 542 yılında Bizans İmparatorluğu’ndan ayrıldığını resmen ilan edip İranlılarla bir dayanışma antlaşması imzaladı. Zaten Gubaz’ın dış yardım almadan Bizans’la baş etmesi olanaksızdı.

Egrisi’nin bu kararına Egrisi Birliği içerisinde yer alan Apsilya ve Misiminya da katılmış oluyordu.

532 yılında Bizans ile İran arasında yapılan dostluk antlaşması da on yıl sonra da bu şekilde bu şekilde bozulmuş oldu. Savaştan çok kısa bir süre önce Egrisi Birliği ile İran, Bizans tüm Kafkasya’dan sürülene kadar işbirliği yapma kararı aldı. (6)

542 yılında İran Şahı Khosroy I yönetimindeki İran ordusu Kartvelya’dan hareket edip hızla Egrisi topraklarına girdi. Burada Egrisi, Apsilya ve Misiminya güçleri onlara katıldı. Kolkhidalılarla daha da güçlenmiş olan İran ordusuyla Bizans ordusu arasında korkunç bir savaş başladı. Bu büyük savaş 555 yılına kadar sürdü. On üç yıl sürdüğü için savaşa On üç yıl Savaşları (542- 555) adı verilmektedir.

Sözünü ettiğimiz savaşta Egrisi halkı gibi Abhazya halkı da etkin görev almıştır. Abhaz etnik kökenli halklar Egrisililerin aksine bu savaşta bölünmüş, her iki cephede de savaşmak zorunda kalmışlardır. Abazgia ve Sanigya halkları Bizans tarafında yerlerini alırken Apsilya ve Misiminya halkları ise İran ile omuz omuza savaşmışlardır.

‘‘Büyük Savaş’’ esnasında Bizanslıların taktikleri açısından Abazgialılar çok önemliydiler. Çünkü Kuzeybatı Egrisi topraklarında süren bu savaş aynı zamanda Abazgia sınırlarına yakın bir bölgedeydi.

Bizanslılar Abazgia ve Sanigyalılardan yararlanıp Egrisi üzerine iniyorlar, oradan deniz ve kara yolu ile Apsilya içlerine ulaşıyorlar, oradan da kolayca Egrisi’ye saldırıyorlardı.

Bu dönemde Abazgialılar ve Sanigyalıların politik konumları, yani ayrı bir tarafta olmaları Kolkhida’da yaşayan Egrisi, Apsilya, Misiminya ve Svanetya gibi halkların ekonomik ve kültürel etkileşimini engelliyor aynı zamanda da Kolkhida’da yaşayan Abhaz etnik kökeninden gelme halkların etnik konsolidasyonunu yavaşlatıyordu. Dolayısıyla işgalcilerin Kolkhida’dan atılması için gerekli olan güç birliği sağlanamıyordu.

İki büyük askeri gücün arasında kalıp ezilmek istemeyen bu küçük halklar sık sık cephe değiştiriyorlardı.

Tarihçi Keresyati’nin notlarına göre, 542 yılında Egrisi’ye giren İranlılar, yöre halkının da desteğini aldıklarından kestirme dağ yollarını kullanarak ülkenin içine kolayca sokulmuşlardı. Egrisi güçleri ile İran ordusu da bu bölgelerde birleşmişlerdi. Bu birlik ordusunda çok sayıda Abhaz ve Svan askeri de vardı. Zaten diğerleri ulaşmadan Petra kalesini kuşatıp Bizanslılardan alan bu askerlerdi.

Şah Khosroy’un amacı Egrisi ülkesiyle birlikye Apsilya, Misiminya ve Svanetya’yı almak ve Bizanslıları bu bölgeden tamamen sökmekti. Ama Bizanslılar da boş durmuyorlardı elbette. Tüm güçleriyle İran’a karşı koyup ilerlemesini durdurdular.

Bunun üzerine Khosroy ordusunun büyük kısmını alıp ülkesine geri döndü. Ama Petra Kalesi ve civarına güçlü bir birlik bırakmayı da unutmamıştı. (8) Petra Kalesi’nin İranlılara geçmesi bu savaştan İran’ın karlı çıktığını gösteriyor. Dolayısıyla da Egrisi ülkesi ikiye bölünmüş oluyordu.

Bu bölünme 545 yılında İran ile Bizans arasında yapılan bir antlaşma ile resmiyet kazanmıştır. Ancak bu barış antlaşması iki ülkeyi birbirine yaklaştırmamış, aksine savaş hazırlıkları tüm hızıyla sürmüştür. İran Egrisi’deki avantajlı konumunu kullanarak Kolkhida’nın tamamı almayı düşlemektedir. Eğer Kolkhida İran’ın olursa diğer cephelerde Bizans’ı yenmek iyice kolaylaşacaktır. Ayrıca Egrisi’yi üs olarak kullanıp İran’ın elindeki İberya’ya saldıran Bizans’ın bu üs avantajı da yok edilmiş olacaktır. (9)

Acemlerin bazı başka amaçları da sonradan ortaya çıkmıştır. Onlar Kolkhida topraklarına Acemleri getirip yerleştirmek ve orada kalmak istemektedirler. Çünkü bu ülkeye sahip olmanın yolu Acemleştirmekten geçmektedir. Egrisi’ye komşu olan Bizans yanlısı Abhaz etnik kökeni halklardan Abazgia ve Sanigyalıların dize getirilmesi de iyice kolaylaşacaktı.

Zaten Şah Kyosroy’un planlarında Abazgia ülkesinin olmadığını düşünmek saflık olur. Çünkü Karadeniz’in doğu kıyılarını kaplayan bu ülke askeri strateji açısından önemli bir bölgede bulunmaktadır.

İranlıların korkunç özümleme planı ayırım yapmadan tüm Kolkhida halklarını kapsıyordu. Bu halklar için dönem, var olmak ya da tarihin karanlık çöplüğüne atılmak dönemiydi.

Egrisi, Apsilya ve Misiminya ülkelerinde yaşayan yönetici, tüccar, sanatkâr vb. halk sınıflarından insanlar oldukça huzursuzdular. Çünkü Acemler bu ülkeyi işgal eder etmez tüm ekonomik ve politik hakları yerlilerden aldılar. Yerli halkın Bizans veya başka ülkelerle ticaretlerini engellediler.

Elbette ki Acemlerle yerli halkın aynı ideolojiyi paylaşmaları beklenemezdi. İranlılar, Kolkhidalıları Hıristiyanlıklarını bahane ederek sürekli savaşa sıkıştırıyorlardı. Bu tarihlerde Egrisi ve Apsilya Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmiş, bu dini ideoloji hızla halk arasına yayılmıştı. İranlılar Zoraastrizm (Zerdüştlük-Ateşperestlik) inancına sahiptiler. Bu nedenle de zor kullanarak Kolkhidalıları Hıristiyanlıktan caydırıp kendi dinlerine döndürmek istiyorlardı.

Tüm bu davranışların sonucu olarak Abhaz, Laz-Megrel ve Svan halkları İran yönetimine şiddetle karşıydı. 6. yüzyılın 40’lı yıllarının ortalarında tüm Kolkhida İran’la savaşmak için hazırdı.

548 yılında İranlılar Egrisi Kralı Gubaz’ı öldürtmek istediler. Ancak amaçları gerçekleşemedi. Bu olay, Egrisi halkının bağımsızlık savaşını başlatması için gereken kıvılcım oldu. Egrisi 549 yılında Sasanilerin İran’ından bağımsızlılarını ilan etiler. Ancak, Megrel, Apsilyalı, Misiminyalı ve Svanetyalı ordusuyla, güçlü İran ordusu karşısında fazla bir varlık gösteremeyeceğini anlayan Kral Gubaz, Bizanslılardan yardım istedi. Bizanslılar da devreye girmek için fırsat kolladıklarından yardım teklifini hemen kabul ettiler.

Bu olayda da net bir şekilde görüldüğü gibi, Kolkhidalılar değişik tarihlerde değişik işgalicilere karşı başka işgalcilerin yardımını istemek zorunda kalmışlardı. Çünkü onların sınırlı gücü çağın süper devletleriyle savaşmak için yeterli olmamaktaydı. Tamamen yok olmamak için başkaca da alternatifleri yoktu. (10)

549 yılında Egrisi Krallığı’nın İran’dan ayrılıp Bizans saflarına geçmesi Kolkhida halkı tarafından olumlu karşılandı. Çünkü Kolkhidalıların Bizanslılarla kültür ve din yakınlığı vardı. İkinci bir olumlu yönü ise iki süper güç arasında pay edilmiş olan Abhaz halkları (Abazgia, Sanigya, Apsilya ve Misiminyalılar) yine bir araya gelmiş oluyorlardı. Bu sayede de bu halklar arasında etnik konsolidasyon hızlanmıştı.

549 yılı başlarında Egrisi Krallığı ile Bizans ‘‘dayanışmayı’’ yenileyince İmparator Jüstinyen 7.000 (yedi bin) kişilik bir orduyu Kolkhida’ya gönderdi. Bizanslılarla Acemler, Egrisi topraklarında tekrar karşı karşıya geldiler. ‘‘Büyük Savaş’’ın bu etabında Kolkhida halkları topyekün Bizanslıların yanında savaşıyorlardı. Bu nedenle de savaş kısa zamanda Bizans’ın lehine döndü.

İran ordusunun büyük bölümü Egrisi’den çekilmek zorunda kaldı. Ancak yine de henüz savaşı kaybetmiş sayılmazlardı. Egrisi topraklarında 5.000 (beş bin) askerleri vardı ve ayrıca da 3.000 (üçbin) kişinin koruduğu Petra Kalesi de onların denetimindeydi.

Bizanslılar ve onların müttefiki olan Abhaz ve Egrisi halkları iyi biliyorlardı ki, İran’ın bölgeden atılabilmesi için Petra Kalesini mutlaka geri alınmalıydı. Ancak Acemlerin bu kaleyi bırakmaya hiç niyetleri yoktu. Zaten kaledeki ordu oldukça güçlü, kale duvarları da oldukça sağlamdı. Dagisfey komutasındaki Bizans ordusu 549 yılında Petra kalesini kuşattı. Bu ordunun büyük bir bölümünü Abhaz, Egrisi ve Svan askerleri oluşturuyordu. Kalenin fethedilmesi pek kolay olmadı. Kuşatma 550 yılına kadar uzadı. Aynı yıl Abhazya topraklarında önemli olaylar oldu. Abazgialılar ve Apsilyalılar Bizans’a karşı bağımsızlık savaşı başlattılar. Bu 

2. Abazgialıların Özgürlük Savaşı

6. yüzyılın önemli olaylarından biri de Abazgialıların Bizans’a karşı bağımsızlık savaşı başlatmasıdır. Bu mücadele Abhazların bağımsızlık savaşları tarihinde eşsiz bir yere sahiptir.

Önceki bölümlerde belirtmiş olduğumuz gibi Abazgia önceleri Politik olarak Egrisi birliğine dahildi. Ancak 6. yüzyılın ilk yarısında Abazgia bu birlikten ayrıldı. Bizans imparatorluğunun bünyesinde ayrı bir politik güç olarak ortaya çıktı.

Öyle sanıyoruz ki, Abazgia’nın Kuzey-batı komşusu olan Sanigya (Asadz Ülkesi) de Abazgia yöneticilerinin denetimindeydi.

Tarihçi Prokopi Keresyati’ye göre Abazgia ülkesi her zaman iki liderle yönetilen bir ülkeydi. Bu liderler, yine aynı tarihçiye göre biçimli gürbüz erkek çocuklarını Rum ülkesine satıyorlardı. (11)

Bu nedenle de Rum ülkesinde Hükümdar’ın sarayında görevli birçok Abazgialı vardı. (12) Keresyati’nin yazdıklarından da kolayca anlaşılacağı gibi Abazgia ileri gelenleri ve feodal beyleri ile Bizans sarayı arasında insan alışverişi oldukça yoğundur.

6. yüzyılda Abazgia’da kendi ‘‘basilevs-lider’’ olan iki prenslik görüyoruz. Bu beyliklerin dış ülkelerden başka gelirleri olmadığı için insan satışıyla gelir sağladıklarını da biliyoruz. Ancak incelemelerimizden de biliyoruz ki, diğer Kolkhida halkları gibi Abazgialılar da Bizans’la alış veriş yapmak zorundaydılar. Bu ticaret sonucu ortaya çıkan açık insan satışıyla kapatılmak durumundaydı. (13) Abazgialıların da diğerleri gibi bu konuda başka seçenekleri yoktu. Bizanslılar Abazgia’da önceleri daha lokal politikalar uyguluyorlardı. Bu nedeni de ülkedeki pozisyonlarını iyice güçlendirmek istemeleriydi. Prokopi Keresyati’nin sözünü ettiği, Abazgia’nın iki başlı yönetimi Bizans’ın da işine geliyor olmalıydı.

6. yüzyılın 30-40’lı yıllarında Bizans ve İran çıkarları Egrisi’de şiddetle çatışmaya başlayınca, Jüstinyen Abazgia’nın sahil bölümünde pozisyonunu güçlendirmek zorunda kaldı. Ayrıca, İran ile Egrisi’nin bazı ilişkilere girmeye başlaması Abazgia’nın Bizans için önemini iyice arttırdı. İmparator Jüstinyen bu ülkedeki varlığını kalıcı kılabilmek için başka bazı girişimler de bulundu. Bir taraftan Hıristiyanlığın bu ülkede yayılmasını sağlamaya çaba harcarken, bir yandan da Abazgia yönetiminin yetkilerini iyice kıstı.

Bizans resmi tarihçisi Prokopi Keresyati, İmparator Jüstinyen’in Abazgia’da yaptıklarını överek anlatırken şöyle diyor: ‘‘Büyük İmparator Jüstinyen, Abazgia’daki yaşam formlarını oldukça iyileştirmiştir. Abazgia halkı bu sayede Hıristiyanlığı benimsemiştir. İmparator Jüstinyen, Abazgia ülkesine soy olarak Abazgia halkından olan Evfrata adında birini göndermiş, o da Abazgia liderlerinden tüm yetkilerini devralmıştır. Abazgia halkı İmparator’un nu kararını sevinçle karşılamıştır. Böylesine adil bir imparatorun bu davranışlarından cesaret alan halk yöneticilerinin yaptığı kötülüklere göz yummamaya başlamıştır. Kısa bir süre sonra da beylerini başlarından atıp sakin ve huzurlu bir yaşama geçmişlerdir. Bu ülkedeki işler işte böyle yürüyordu.’’ (14)

Ancak iller uzun süre böyle yürümedi tabi. Jüstinyen bu ülkeye asker çıkarıp sahildeki stratejik noktalara yerleştirdi. Sonra yerli halk tutuklanıp köle yapılmaya, sürgün ve istilaya başlandı. Bu davranışlar tepki görmekte de gecikmemişti. Halk ayaklanıp Bizans güçleri ile savaşmaya başladı. Ancak güçleri istilacıları ülkelerinden söküp atmaya yetmiyordu. ‘‘Güçleri yetersiz olmasının yanında her geçen gün direnme umutlarını da hızla kaybediyorlardı. Tüm Rimilyanlar’a (15) köle olmaktan korktukları için ülkenin Doğu topraklarına Opsita’yı, Batı topraklarına da Skeparna’yı lider seçtiler. Sonra Bizans’a karşı tek başlarına savaşmanın olanaksızlığını anlayıp İranlılardan yardım istediler.’’ (16)

Bu şekilde Egrislilerden sonra Abazgialılar da bir istilacıdan kurtulmak için diğer istilacıdan yardım istemek zorunda kalmışlardı. Gücü sınırlı küçücük halkın Bizans’ın ülkesinde yürüttüğü olumsuz politikalar karşı pek fazla bir caydırıcılığı olamamıştı. Doğu Abazgia lideri Opsita, Bizans’a karşı savaş hazırlığına başlarken, Batı Abazgia lideri Skeparna da bir elçi grubu ile birlikte İran’a gitti.

Abazgialıların Bizans’a başkaldırıp İran’dan yardım istemesi Şah Khorsroy’un çok hoşuna gitmişti. Bu aslında önemli bir olaydı. Çünkü İran Bizans’la savaş halindeydi. Uğruna savaştıkları Egrisi ise Bizans’ın yanında yer almıştı. Bu nedenle de Abazgia’nın İran tarafına geçmiş olması Khosroy için bulunmaz bir fırsattı. Böylece Karadeniz’in Doğu sahillerinde sağlam bir müttefik kazanmış olacaktı.

Fırsatı hemen değerlendirme kararı aldılar. Khosroy ile Abazgia elçileri dostluk antlaşmasına karşılıklı olarak imza koyunca ittifak resmen işlev kazanmış oldu. Ancak İranlılar işlerini sağlama almak istiyorlardı. Bu nedenle de elçi gurubunun başkanlığını yapan Skeparna’yı İran’da alıkoydular.

Çok kısa sayılabilecek bir sürede hazırlana İran ordusu Komutan Nabed komutasında hızla Egrisi üzerine yürüdü. Egrisi ve Apsilya’yı süratle geçip Abazgia’ya kadar ulaştılar. Komutan fillerini de birlikte getirmişti. Nabed Apsilya ve Abazgia’yı dağ yoluyla aştı. O yol Anakopya’dan Kuteş doğrultusunda geçip Suram dağlarının geçitlerine doğru gidiyordu. İlk çağların önemli bir yoluydu. Çünkü bu yol izlendiğinde dağları aşan geçitlere ve yaylalara kolayca ulaşılabiliyordu. (17)

Ancak İran ordusu Abazgia ve Apsilya topraklarında fazla bir süre kalamadı. O kadar hızla geri çekilmişlerdi ki onlarla savaşmak amacıyla buraya gelen Bizans ordusu karşısında İran ordusu yerine Abazgialı direnişçileri bulmuştu. Zaten Nabed’in yaptığı tek şey yağma ve talandı. Abazgialılara yardım etmek amacıyla gelmiş görünen Nabed gelir gelmez ülkeyi yağmalamaya başlamıştı. Halkın direnişiyle karşılaşınca da ordusunu toplayıp hızla kendi ülkesine döndü. Geri dönerken Abazgialı 60 (altmış) çocuğu yanına rehine olarak almış, ayrıca Apsilya’nın soylularından birinin karısını da kaçırmıştı. (18)

O günün tarihçileri Nabed’in neden bu kadar çabuk çekip gittiği konusunda ortak bir görüş beyan etmemektedirler. Ancak bu konuda edinilen en sağlıklı kanı halkın sert tepkisi karşısında böyle davranmak zorunda kaldığıdır. Zaten Şah Khosroy da Abazgialılara güvenmediğinden Skeparna’yı rehin almıştı. Ancak komutan Nabed bunu da yeterli görmemiş olacak ki Abazgialıların soylu ailelerinden topladığı 60 çocuğu alıp götürmüştü. Bu soylu aileler özellikle Acemlerin güvenmediği aileler olmalıdır. Ne çocukların ne de Skeparna’nın akıbeti hakkında en küçük bir kayıt elimize geçmemiştir. Herhalde Acemler, Abhazlarla araları bozulunca çocukları köle olarak satmışlardır.

Kısaca söylersek Acemler askeri kandırmaca hareketleri sırasında Abazgia topraklarında kendileri için güvenli bir atmosfer bulamamışlardı. Çünkü Abazgialılar ve Apsilyalılar tıpkı Egrisililer gibi özgürlük peşindeydiler. Ülkelerinde Bizans’ı görmek istemedikleri gibi İranlıları da görmek istemiyorlardı.

Bizans’tan bağımsızlığını ilan eden küçük ülke Abazgia, yukarıda da anlatmış olduğumuz gibi İran’dan beklediği dostluğu ve yardımı alamamıştı. Bu girişiminden kazandığı tek şey: Koca Bizans İmparatorluğu ile tek başına savaşmak zorunda kalmasıydı. Egrisi ise İran belasından yeni kurtulmuş, Bizans’a sığınmaktan başka çaresi kalmamıştı. Apsilya’da durumlar daha değişikti. Bizans’a karşı hoşnutsuzluk had safhadaydı. Ancak aktif direnişe henüz geçilmemişti. Zaten Apsilya’nın o dönemdeki konumu Egrisi birliği içinde özerk bir ülkeydi.

Abazgia ve Sanigya’nın Kuzey-Batı komşuları Bruhlar, (20) Zikh yada Azokh (Adige)ler soy ve dil olarak Abhazlarla aynı kökenden gelme kardeş halklardı. Prokopi Keresyati’nin yazdıklarından şu sonuçlara varmaktayız: Batı Kafkasya’nın bu bölgesi için ne İran, ne de Bizans’ın mücadelesi vardır. Bu topraklar bazen İran’ın oluyor, bazen de Bizans’a geçiyordu. Abazgialıların bağımsızlık savaşına başladıkları 550 yılının başlarında bu bölgede ne İran ne de Bizans’ın kalıcı yönetimi vardı.

O dönemde Abazgia, Brukhya, Zikhya ve Sanigya’nın birbirlerine göre politik konumlarını eski kaynaklardan hiç biri net olarak vermemektedir. Ancak Prokopi Keresyati’nin notları dikkatle incelendiğinde bazı sonuçlara varmak olanaklı olmaktadır. Bu tarihçinin Abazgia’dan söz ettiği yazılarında anlattıklarından Abazgia’nın Kuzey-batı sınırlarının yerini anlayabiliyoruz. Şöyle diyor Keresyati: ‘‘Abazgia’nın Kuzey-batı sınırları Kafkas dağlarının yamaçlarına kadar uzanmaktadır.’’ (21)

Yine aynı yazar eserinin bir başka bölümünde, ‘‘Abazgialıların ilerisinde, Kafkas dağlarına kadar olan bölgede, Evkisi’den Pont (22) sahillerini izleyerek Brukhlar, Zikhler, Sanigler (23) yaşamaktadır.’’ diye yazıyor.

Yazılarından anlayabildiğimiz kadarı ile Abazgialıların, Brukhların, Zikhların Sanigyalıların sınırları üst üste çakışmaktadır. Bir başka deyişle, hepsinin Kuzey-batı sınırı Kafkas Dağları’dır. Burada ilk tanımında tarihçinin anlatmak istediği Abazgialıların etnik sınırları değil politik sınırlarıdır elbette. Eğer bu yaklaşımımız doğru ise akla başka detay gelmektedir. Kuzey-batı Kafkas halkları Abazgia’nın politik sahasında birlik oluşturarak yaşamaktadırlar.

Tezimiz doğrular nitelikte başka olaylar da vardır. Sonraki bölümlerde göreceğimiz gibi Abazgia lideri Opsita, Bizanslılara karşı yaptığı bağımsızlık savaşını kaybedince ülkesinden ayrılıp gidiyor, ama yakın komşuları Brukh, Zikh veya Saniglere sığınmayıp Kuzey Kafkasya’daki Hunlara geçiyor. Sanıyoruz ki bunun nedeni Abazgia’nın yenilmiş olması onunla birlikte hareket eden yani aynı politik sahada olan Brukh, Zikh ve Saniglerın de yenilmiş olmasını getirmiştir. Bu nedenle de Bizans toprağı sayılan bu ülkeler ona yeterince güvenli görünmemiştir.

Bizanslıların Abazgia ülkesi için bu denli çaba göstermelerinin nedeni sadece Abazgia’nın değeri değildi. Onlar biliyorlardı ki, Abazgia ellerinden çıkarsa politik olarak ona bağlı olan, onunla birlikte hareket eden Sanig, Brukh ve Zikh ülkelerini de kaybedeceklerdi. Ama Abazgia’nın ellerinde bulunması Kuzey-batı Kafkasya’nın onlar için sürekli olarak güvenilir olması demekti. Bundan başka da birçok politik ve ekonomik çıkar elde edebileceklerdi.

Tüm bu hesaplarla Bizans yönetimi Abazgia’nın, bedeli ne olursa olsun kaybedilmemesi gerektiğine inanıyorlardı. Dolayısıyla da bağımsızlığını ilan edip onlarda ayrılan Abazgiya’yı bu kararından caydırmak için her türlü çabayı harcamaya kendilerini hazırlamışlardı. Onlar bölge halkının özgürlüğe düşkünlüğünü ve bu uğurda kolayca canlarını verebileceklerini de biliyorlardı. Yine Bizans İmparatorluğunun savaş uzmanları Abazgia’nın arazi yapısından dolayı istila edilmesinin çok zor olacağının bilinceydiler. Ülkenin bu özelliklerini iyi bilen o dönemin tarihçisi Prokopi Keresyati şöyle anlatıyor: ‘‘Apsilya ülkesiyle Abazgia arasında, Abazgia topraklarına düşen yüksek tepeler vardır. Bu tepeler merdiven basamakları gibi kademeli olark alçalmakta ve Evski’den Poti’ye kadar uzanmaktadır. Bu tepelerin eteğinde Abazgialıların daha eski tarihlerde yaptıkları büyük bir kale vardır. Boyutları oldukça büyüktür. Bu kalede ülkelerini işgal etmeye gelen istilacıları durdurup geri püskürtmüşlerdir. Bu kaleye Abazgia’nın diğer taraflarına gidebilmek için çok dar geçitten geçmek gerekir. Bu geçit iki kişinin yan yana yürüyemeyeceği kadar dardır… Geçidin bir tarafı denize kadar ulaşan bir uçurumdur. Buranın uçuruma yakışan bir adı vardır. Rumlar buraya Trakhea demektedirler.’’ (24) Yazar bu yerin Abhazca adını kitabında yazmadığından geçidin bugün tam olarak nereye düştüğünü bilememekteyiz. Bazı araştırmacılar Prokopi’nin sözünü ettiği Trakhea’nın Gagra olduğunu savunmaktadırlar. Ancak bilimsel araştırma verileri adı geçe yerin bugün Psırdzkha (Afoncıtz) diye adlandırılan yer olduğunu göstermektedir. Günümüzde Afoncıtz’ın sırtını verdiği dağın yamaçlarında eski tarihlerden kalma, günümüze kadar bozulmadan gelebilmiş büyük sığınaklar vardır. Onlara Anakopia Kalesi denmektedir. Ortaçağ’daki Gürcü kaynakları da şehri böyle tanımlamaktadır. (25)

Bu kale-şehir’in en sağlam yapılmış olan bölümleri denizden 250- 300 m. yükseklikte olan bölümleriydi ve ayakta kalabilmişlerdir. Sözünü ettiğimiz kale, arkeolojik verilere göre (26) oldukça sağlam yapılmıştır. Yüksek kuleleri ve içerisinde çeşitli binaları ve sokakları vardır. (27)

İşte burasıdır Bizans ile Abazgia ordularının 550 yılında savaşmak zorunda kaldıkları yer.

Bizans ordusu komutanı Franyati Bess ordusunun yönünü Abazgia’ya çevirip gemilerle hareket etti. Ordu iki büyük kola ayrılmıştı: piyadeler ve başlarında komutan olarak Wuligag ve Yoann bulunuyordu. Her iki komutan da Kolkhida’yı iyi bilen kişilerdi. Çünkü daha önceleri bu ülkede savaşmışlardı. Örneğin Wuligag, 6. yüzyılın başlarında Bizans ile İran’ın Egrisi için yaptıkları savaşlara katılmıştı. Yoann da tanınmış bir komutandı.

Bizans ordusu Abazgia’nın Doğu sınırlarında karaya çıktı. Kara ordusu da yürüyerek yola çıktı. Denizciler de sandallarla deniz yolundan onları izlemeye başladılar. Sahile çok yakın ilerliyorlardı. Büyük gemiler ise açıktan olayı izliyorlardı. Trakhea yakınlarına geldiklerinde Abazgia ordusunu savaşa hazır şekilde karşılarında buldular. Bizans ordusu baskın yapmayı düşünürken hazır bir ordu ile karşılaşınca oldukları yerde durdular ve ne yapacaklarını şaşırıp bir çıkar yol aramaya başladılar. (28)

İstilacıların komutanları bu pozisyonda savaşmanın yenilgi ile sonuçlanacağını anlayıp taktik değiştirdiler. Ordunun yarısını bu durumda bekletip diğer yarısını da gizlice sandallara bindirdiler. Sandallara binenler Abazgialılara görünmeden gizlice Trakhea’nın arkalarında karaya çıktılar. Sonra Kuzey-batı’dan tüm güçleri ile kaleye saldırdılar. Güney-doğu’da bekleyen ordu da aynı anda harekete geçmişti. Trakhea dört bir yandan kuşatılınca aldatıldıklarını anlayan Abazgia savaşçıları bu şekilde istilacılara karşı koyamayacaklarını anlayıp hızla Trakhea kalesine doğru çekilmeye başladılar. Ancak istilacılar da kaleye onlarla birlikte girmeyi başarmıştı. Kale içinde korkunç bir boğuşma başladı. Abazgialılar o güne dek hiçbir istilacının almayı başaramadığı kalelerini Bizanslılara da kaptırmak istemiyorlardı.

Bu korkunç boğuşma esnasında Bizanslı savaşçıların sayısı Abazgialılardan oldukça fazlaydı. Ayrıca kullandıkları silahlar o dönemin en gelişmiş savaş araçlarıydı. Modern ordu olmanın verdiği taktik üstünlükleri de bu avantajlarına eklenince Abazgialıların işinin ne denli güç olduğu ortaya çıkmaktadır. Sonuçta kale Bizanslıların eline geçti. Bizanslı komutanlar ve askerler zafer sarhoşluğu yaşarken umulmadık bir şey oldu. Kale yakınlarında evleri bulunan Abazgialılar ayaklanıp Bizans ordusuna saldırdı. Trakhea kalesini almakla sonuca ulaştıklarını sanan Bizanslı komutanlar şaşkınlığa düşmüşlerdi. Prokopi Keresyati bu durumu şöyle anlatıyor: ‘‘Bizanslılar şimdi daha güçlü bir durumla karşı karşıya kalmıştı. Abazgia evleri sayıca fazla ve birbirine oldukça yakındı. Bundan başka evlerin bahçeleri duvarlarla çevriliydi. Abazgia halkı evlerinden oluşturdukları doğal savunma hattı ile güçlü Bizans ordusuna karşı kahramanca direniyorlardı. Kazanmaları tamamen olanaksız olan bu savaşı ailelerini korumak için inatla sürdürüyorlardı. Halkın bu kahramanca direnişi yüzünden bit türlü sonuç alamayan Bizanslıların aklına sonunda evleri tutuşturmak geldi. Evlerin ateşe verilmesiyle de savaş Bizanslıların lehine sonuçlanmış oldu.’’ (29)

Abazgia halkı bu ölüm kalım savaşını kaybetmelerine karşı o döneme kadar yazgısını kabullenip Bizans egemenliği altında yaşamaya çalışan sömürge halklara özgürlük kıvılcımını çakmışlardı. Önemli bir nokta da bu ölüm kalım savaşını gerçekleştirenler Abazgia’nın Doğu topraklarında yaşıyorlardı. Batı Abazgialılar savaşta yerini almamışlardı. Belki de ülke istilacılar tarafından daha önce ikiye bölünmüştür. Böylece de Batı Abazgialılar savaş dışında kalmışlardır. Bu durum elbette ki Bizanslıların işini kolaylaştırmış, bir avuç Doğu Abazgialı kahramanca savaşmalarına rağmen savaş Bizans’ın istediği gibi sonuçlanmıştır. Profesör Z.V. Ançabadze detayları irdeleyerek şu kanıya varıyor: ‘‘Toplayarak söylersek küçücük Abazgia ülkesinin zamanın askeri devi karşısında kazanma şansı olmadığı belliydi. Herhalde Abazgialılar da durumun farkındaydılar. Ama yine de ülkelerinin özgürlüğü için savaşmaktan kaçınmadılar.’’ (30)

Abazgialılar bu bilinçle İranlılardan destek beklemişler, İranlılar da onlara destek vaat etmişler ama en küçük bir yardımları olmamıştı. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen Abazgialılar bir avuç insanları ile koskoca bir İmparatorluğun güçlü ordusu ile savaşmaktan kaçınmamışlardır.

Fazla söze gerek yok aslında bu onurlu bir mücadeleydi ve bedeli de oldukça ağır olmuştu. Trakhea yakınlarında oturanların evleri yanarken bir çok insan evleri ile birlikte yanıp kül oldu. Geri kalanlar köle yapılıp Bizans ülkesinin dört bir yanına satıldı. Abazgialıların gururu olan Trakhea Kalesi Bizanslılar tarafından yıkıldı. Abazgia lideri Opsita sağ kalan adamları ile birlikte Kuzey Kafkasya’ya geçip Hunlara sığındı. Sanıyoruz ki onlarla geçmişe dayanan dostluğu vardı.

İranlıların rehin aldığı Kuzey Abazgia lideri Skeparna’nın bahsi o olaydan sonra bir daha hiç duyulmadı. Onun ülkesi de Trakhea savaşlarında kardeşlerine yardımcı olmadı. Hatta savaşta yerini almadı. Onlar da Abazgialı olmalarına rağmen acaba niye savaşmamışlardı? Kardeşlerine Bizans karşısında niye yardımcı olmamışlardı? Acaba bu olayın Skeparna’nın İran’da rehin tutulmasıyla bir ilgisi var mıydı? Bunlar henüz yanıtlanmamış sorulardır.

Bizanslılar bu savaştan sonra Abazgia liderlerinin yetkilerini ellerinden alıp ülkeyi direkt olarak merkeze bağladılar. Bundan sonra da Abazgialıların Kuzey komşularını egemenlikleri altına aldıklarını sanıyoruz.

Abazgialıların 550 yılındaki bağımsızlık savaşı Kolkhida özgürlük savaşları tarihinde önemli bir yere sahiptir. Abhazlarla Lazların İran ve Bizans’a karşı yaptıkları özgürlük mücadelelerinin sembolü sayılabilecek bir destandır.

3. Apsilyalıların ortaya çıkışı

Abazgialıların bağımsızlık savaşının ilk yankısı Apsilya ülkesinden geldi. 550 yılında bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Apsilya ülkesinin sınırları bugünkü Gal ilçesi, Oçamçira ilçesinin tamamını, Gulrıpş ile Sohum’un topraklarının Kuzey yönünde Tzabal’a, Batı’da Gumısta (31) nehrine kadar olan bölümünü kapsıyordu.

Apsilya ülkesi politik olarak Egrisi Krallığı’na bağlıydı. Özerk yönetimi ve yerel yöneticileri vardı. Bölgede istilacılara verilen mücadelelerde Egrisi Birliği’ne birliğine dahil olan diğer halklar gibi Apsilyalılar da Kolhida’nın özgürlüğü için savaşmaktaydılar. Ortaçağ’ın başlarında Apsilya ülkesinde feodalizm vücut bulmaya dolayısıyla da feodal sınıflar oluşmaya başladı. Yönetici sınıfı oluşturan asiller ve büyük tüccarlar Bizans’ın ülkedeki ekonomi politikasından rahatsız oluyorlardı. Bu rahatsızlık da onların yavaş yavaş özgürlük hesaplarına girmelerine neden oldu.

Dönemin diğer süper gücü İran’ın ülkedeki Anti-Bizans oluşumu görmemezlikten gelmesi elbette ki beklenemezdi. Böyle bir fırsatı kendi çıkarları doğrultusunda değerlendirmek için hemen harekete geçti. Öyle sanıyoruz ki bu konuda İran’ın yaptığı ilk şey Egrisi ile Apsilya’nın birbirine düşürülmesidir.

Daha önceki sayfalarda değinmiş olduğumuz gibi, 550 yılında Abazgialılar Bizanslılara başkaldırıp İran’dan yardım isteyince İran’ın başındaki Sasani hükümdarı Khosroy, Nabed komutasındaki orduyu Kolkhida’ya göndermişti. Nabed Apsilya’yı da yağmalamıştı. ‘O dönemde Nabed, Apsilya’da gördüğü Opsita’nın karısı güzel Fiodora’yı kaçırmıştı (Bu Opsita Laz hükümdarı Opsita’dır ve Gubaz’ın amcasıdır.)’ (32)

Abazgia’dan dönen Acemlerin Apsilya’ya uğramalarının en önemli neden bu antik ülkedeki Anti-Bizans oluşumları gözlemek, bu oluşumları körüklemek olmalıydı. Ancak Nabed bu ülkede aradığını bulamayınca hemen İran’a dönmüştür. Zaten bu olaydan kısa bir süre önce 549 yılında Apsilya-Egrisi ortak gücü İran ordusunu Kolkhida’dan söküp atmıştı. Bu defa da ‘davetsiz konuklarına’ sıcak davranmaları beklemezdi. Bu olumsuz tavır sonucunda Nabed ordusuyla birlikte Apsilya’yı terk etmek zorunda kalmıştı.

Ancak İranlılar bu olaydan sonra da Apsilya üzerindeki hesaplarından vazgeçmediler. Amaçları ‘Yalnız’ Lazika’yı değil Apsilya’yı da topraklarına katmaktı. (33) Düşüncelerine ivme kazandırmak için bölgedeki yerel yöneticileri kışkırtmaya başladılar. Bunlardan biri de Laz Tardet’di.

Apsilya’da 550 yılında olan olayları Prokopi Keresyati şöyle anlatıyor: ‘‘Bu ülkede sağlam bir kale vardır. Bölge halkı bu kaleye Tsibila adını vermektedir. Laz hükümdarı ile soylu bir aileden gelen Tardet’in arası bozulmuştu. Bunu bahane ederek Tsibila kalesini almalarına yardım edeceği sözünü verip Acemlerle gizlice anlaştı. Acem ordusunu çağırıp onlarla birlikte Apsilya’ya geçti. Kaleye iyice yaklaştıklarında Acemler bekledi. Laz Tardet ve arkadaşları kaleye girdiler. Kaledekiler Laz Tardet ve arkadaşlarından hiç şüphelenmediler. Bu da o gün için doğaldı. Çünkü Lazlarla Apsilyalıların arasında dostluk vardı. Tardet içerden Acemler dışarıdan saldırınca kale düştü. Bu başarıdan sonra Midyalılar, (34) Lazika’nın yanında Apsilya’nın da tamamını ele geçirmeyi kafalarına koydular. Aynı anda Rumlar ve Lazlar, Petra kalesini İranlılardan geri almaya çalışıyorlardı. İranlılar onları zor duruma düşürmüşlerdi. Bu nedenle de Apsilyalılara yardım gönderemediler.’’ (35)

Yazarın anlattıklarından sözünü ettiği kalenin günümüzde Gulrıpş ilçesine bağlı bir kasaba olan Tsabal’dan üç kilometre kadar uzakta olan bir yerde olduğunu tespit ediyoruz. Bölgede yapılan ve yıllarca süren kazı çalışmalarının sonuçlarına göre Tsabal kalesinin oldukça sağlam bir yapı olduğunu söyleyebiliriz. Kale, Kodor nehrine hakim tepelerden ikisinin üzerine kurulmuştu. Gözetleme kuleleri bu tepelerin batısına, kuzeyine, kısmen de doğusuna düşmektedir. Güneyine ise kaleyi uçurumlar korumaktadır.

Yakın bir tarihte buradan geçirilen yolun güvenliğinden Tsabal sorumluydu. Bu yol hem Antikçağ’da, hem de Ortaçağ’da önemli geçiş yeriydi. Karadeniz kıyısını Marukh, Klıkhure ve Nahar yaylalarına bağlıyordu. (36)

Tzabal Kalesi civarında birçok tarihi bina temeli, yerleşim merkezi vb. vardır. Bu veriler de bölgenin eski ve önemli bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.

O dönemde Tsibila kalesini rlinr geçiren Dal ve Tzabal topraklarına hakim oldu. Aynı zamanda meşhur ‘Apsilya yolunun (Dari’nin yolu)’ kontrolünü de eline geçirdi.

İnsan sormadan edemiyor, böyle bir kaleyi Apsilyalılar, Acemlere nasıl verirler? diye.

Her şeyden önce kalenin İranlıların eline geçmesini çok basit anlatan Prokopi Keresyati’ye şaşıyorum, hatta söylediklerinin doğru olduğundan şüphe ediyorum.

Bilindiği gibi Tzabal kalesini ele geçirme konusunda bu İran’ın ilk girişimi değildir. Çünkü İran’ın Misiminya ve Svanetya’da güçlü olabilmesi için sözünü ettiğimiz kale onlar için çok önemlidir. Tahminlerimize göre Nabed’de kaleyi almak istemiş ancak başaramamıştır. Bu olaydan sonra İran Şahı Kral Gubaz’ın muhalifleri ile işbirliği yapıyor. Tardet ve emrindeki Lazlar da muhalif gruptandır.

Şüphesiz muhalif grupta Apsilyalı soylular da vardı. Onlar Apsilya’nın Egrisi’den ayrılıp ayrı bir yönetim oluşturmasını istiyorlardı. Bu nedenle de Egrisi’deki Gubaz karşıtlarıyla işbirliği içindeydiler. İranlılar, Bizans denetimindeki Egrisi ülkesinde gelişen olayları dikkatle izliyor ve ellerinden geldiğince olayları körüklüyorlardı. Çünkü Bizans ile savaş halindeydiler.

Tahminlerimize göre Tzabal kalesinin savaşmadan ele geçirilmesinde Apsilya’da Bizans ve Egrislileri görmek istemeyen Apsilyalı soyluların parmağı vardı. Bunlar yine kendileri gibi Egrisi Kralı’na muhalif olan Tardet ve emrindeki Lazlarla birlikte kaleyi İranlılara teslim etmiş olmalılar.

Sonraki olaylar, genişleterek söylersek: Apsiilya’nın Egrisi ve Bizans’tan bağımsızlığını ilan etmesi, bu tezimizi güçlendiren olaylardır.

Tzabal’da yaşayan halk kendileri için büyük önem taşıyan kaleleri ellerinden çıkınca korkuya düştüler. Bizanslılar ve Egrisililer aynı tarihlerde Petra kalesini İranlılardan geri almaya çalışıyorlardı. Apsilyalılara yardım edecek durumda değildiler. Tzabal’ı ele geçiren Acem ordusu yapmaya başladı. Ancak dağlılar bu yenilgiyi kabullenmiş görünmüyorlardı. Hemen savaşmaya başladılar. Apsilyalıların ilk amacı Tzabal kalesini Acemlerden geri almaktı.

Aradıkları fırsatı da buldular. Olayı Prokopi Keresyati şöyle anlatıyor: ‘’Kale komutanının Apsilyalı bir karısı vardı. Oldukça güzel bir kadındı. Acem ordusunun komutanı bu kadına delicesine aşık oldu. Önce onu kandırmaya çalıştı. Ancak namusuna düşkün olan kadını kandıramadı. Bunun üzerine ona zorla sahip oldu. Bu olayı duyan kocası çok kızdı. Hemen o gece Acemlerin komutanını öldürdü. Sonra da kalede ne kadar adam varsa hepsini katletti. Zavallı adamlar komutanlarının nefsine kurban gittiler. Böylece kale de gerçek sahiplerinin eline geçmiş oldu.’’ (37)

Acemlerin ülkeden atılması, Tzabal kalesindeki garnizonlarının perişan edilmesi yalnız başına Apsilyalıların liderinin (kale komutanı) başarısıdır demek haksızlık olur. Bunda Tzabal halkının işgalcilere karşı elbirliği ile savaşmalarının rolü büyüktür. (38)

Apsilyalıların iyi bildiği bir şey varsa o da ‘Midyalıların (39) Egrisi gibi Apsilya’yı da ele geçirmek istedikleridir. Buna engel olmak için yiğitçe direnmişlerdir.

Tzabal kalesi İranlıların elinde çok az kalmıştı. O tarih te 550 yılının yazına rastlar. Bölgede yapılan arkeolojik kazılarda çıkan İran eserlerinin o tarihlerde getirilmiş olduğunu sanıyoruz. Kap-kaçak, at koşumları, altın sikkeler vb. Bu materyallerin hepsi Şah Kavad döneminde (483- 531) İran’da yapılmışlardır. Eski savaş alanında ortaya çıkmıştır. Buluntuların arasında çok sayıda da ok ucu vardı. Araştırmacılar bu materyallerin 550 yılında İran garnizonunun katledildiği Tzabal kalesi katliamından kalmış olduğunu söylüyorlar. (40)

‘‘Güçlü İran garnizonuna karşı savaşmak oldukça zor ve cesaret gerektiren bir iştir. Çünkü İranlıların savunduğu Tzibilium kalesi çok sağlam bir yapıydı. Özellikle de savunmaya yönelik yapmıştı. Kalede bulunan her malzeme savunma amaçlıydı.’’ (41) Bu anlatılanlardan kolayca anlaşılabileceği gibi Tzabal kalesi 550 yılında büyük bir mücadeleye sahne olmuştur. Hile ile kazandıkları bu kaleyi savunan Apsilyalıların lideri de kalenin komutanıydı.

Bu savaş Acem garnizonu için tam bir trajediydi. Sanıyoruz savaşta çok sayıda Apsilyalı da hayatını kaybetmiştir.

Prokopi Keresyati şöyle yazıyor: ‘’Apsilyalılar kalelerini Acemlerden geri alınca, işgal sırasında kendilerine yardım edilmediği gerekçesiyle ‘Kolkhida’ (42) birliğinden ayrıldılar.’’ (43)

Olaylardan kolaylıkla anlaşılabileceği gibi Apsilyalıların bağımsızlık ilanı Egrisi’ye değil Bizans’a karşıydı. Çünkü Egrisi Krallığı zaten Bizans’a bağlıydı. O olayda da Egrisililer Bizans’ın onayı olmadan Apsilya’ya yardım edemezlerdi. Tüm bu nedenlerle de yardım edilmemesinin kusurunu Bizans’a yüklemek ve bağımsızlık ilanını buna dayandırmak düşüncesindeydi bazı Apsilya ileri gelenleri.

Profesör Z.V. Ançabadze’nin gözlemlerine göre, feodalizm yolunda ilerleyen halklar tam bağımsızlık yolunu zorlamak zorundaydılar. Apsilyalılar yalnız Acemlerden nefret etmiyorlar, yine onlar gibi işgalci gördükleri Bizanslılara karşı da aynı duygularla yaklaşıyorlardı. (44)

Apsilya’nın Bizans’tan bağımsızlığını ilan etmesi uzun yıllar hissedilebilecek politik yaralar açabilirdi Bizans İmparatorluğunda. Politik etki alanında sayısız halkı barındıran İmparatorluk topraklarında yeni problemlere zemin hazırlanması demekti bu. Bizanslı yöneticiler politik davranarak sorunu halletme işini Egrisi yönetimine bıraktı. Prokopi Keresyati bu konuda şunları yazıyor: ‘‘Gubaz, Apsilya (45) topraklarına Yoann Foma’nın önderliğinde 1000 (bin) kişilik bir Rum (46) birliği gönderdi… Dostluk ve kardeşlikten söz ederek onları savaşmaktan caydırdı. Böylece Lazlarla ittifakları sürmüş oldu.’’ (47)

Bu olaydan çıkardığımız en kestirme sonuç şudur: Bizans İmparatorluğu, Apsilya sorununu barışçı yollarla halletmek istemiştir. Bunun en önemli nedeni de aynı tarihte İran’la cephede savaşan Bizans’ın gücünü bölmek istememesidir.

Eğer barış yolu bir sonuca ulaşmasaydı Jüstinyen’in sorunu şiddet kullanarak çözmeye çalışacağını Yoann Foma’nın birliği ile Apsilya’ya göndermiş olmasından kolayca anlayabiliyoruz. Bu Yoann, Trakhea savaşında Abazgialıları katleden komutan Yoann’dı. Şimdi de Apsilya topraklarına gönderilmesi bir rastlantı değildi.

Bizans’tan bağımsızlığını ilan eden Apsilya kendisi için zorlu olacak bir döneme girmişti. Onlar İran’dan destek isteme yanlısı da değildiler. Tzabal kalesinde yaptıklarından sonra İranlılardan yardım istemelerinin bir mantığı olamazdı. Abazgia ülkesi kısa bir süre önce Bizans orduları tarafından allak-bullak edilmişti. Lideri Opsita bile sürgündeydi. Diğer liderlerinin (Skeparna) akıbetini bilen yoktu. Eğer yerel yöneticilerin yetkileri Bizans tarafından ellerinden alınmıştı. Misiminyalılar zaten Bizans egemenliğindeydi. Apsilya ülkesinin bulunduğu politik coğrafyada durumlar bu şekildeydi. ‘‘Küçük Apsilya ülkesinin tıpkı Abazgia gibi, çağın büyük güçlerinden Bizans’la savaşabilmesi için en küçük dış destek alma olanağı yoktu.’’ (48)

Apsilya yöneticileri şunu da iyi biliyorlardı ki mücadeleyi kazanıp bağımsızlıklarına kavuşsalar bile, küçücük ülkenin çağın devlerinin çekişme alanı olan Kolkhida topraklarında uzun süre özgürlüğünü koruması olanaksızdı. Sonunda iki büyük gücün birisinin egemenliğini kabullenmek zorunda kalacaklardı. Eğer bu güç İran olursa Apsilyalılar için hiç de iyi bir sonuç doğurmazdı. Çünkü kısa bir süre önce bir İran garnizonunu toptan yok etmişlerdi. İranlılar bunu unutmadıkları gibi mutlaka da öcünü alırlardı. (49)

Aynı dönemde Acemler tüm Kolkhida topraklarından sökülüp atılınca bağımsızlık ilanının ne denli zamansız alınmış olduğu ortaya çıktı.

Apsilya tekrar Egrisi birliğine katılmış ama Bizanslılar bir türlü huzura kavuşamamışlardı. Çünkü Apsilyalılara güvenmiyorlar her an yeni bir sorum çıkarmalarından çekiniyorlardı. Bizanslıların bu telaşını bize gösteren bazı olaylara parmak basalım: Apsilyalılar bağımsızlık ilan etmeden önce Tzabal kalesinin yönetimi tamamen onlardayken, bağımsızlık kararı geri alındıktan sonra buranın yönetimi bir Bizans garnizonuna verildi. Prokopi Keresyati’nin yazdıklarına göre, 551 yılında Tzabal kalesindeki Bizans garnizonu Mermeroes’in ordusunu durdurmuştu.

Arkeolojik kazılarda, kalede eski katmanların üzerinde bulunan sofralar, deniz kabukları, diğer elişleri, ateş yakma vb. eserler 550 yılında kaledeki Bizans garnizonundan kalmadır. (50)

Tahminlerimize göre bu tarihlerde, özellikle de deniz kenarındakiler olmak üzere diğer Apsilya kalelerine de Bizans garnizonları oturtulmuştur.

Abazgia ve ardından da Apsilya isyanlarını bastıran Bizans bundan sonra İran karşısında zaferler kazanmaya başladı. Her şeye rağmen Kolkhida’da yaşayan Abhaz ve Megrel-Laz etnik kökenli halkların bağımsızlık istemleri Bizans’ın bölgede huzura kavuşmasına engel olmaya devam etmiştir. Bu açıdan bakıldığında Apsilyalıların bağımsızlık ilanı da Abazgialılarınki gibi dönemin bölgedeki önemli olaylarındandır.

4.  6. yüzyılın 50’li yıllarının başlangıcında İran ile Bizans’ın topraklarındaki mücadeleleri

550 yılında Abazgialılar ve Apsilyalılar ayrı ayrı bağımsızlık savaşı verirken, Egrisi toprakları da İran ile Bizans’ın şiddetli savaşlarına sahne oluyordu. 6. yüzyılın başlarından beri Kolkhida ülkesi önemli savaşlar yaşarken bölge halkı da çok sıkıntılı dönemlerden geçiyordu. Bizans’a karşı verdikleri bağımsızlık savaşlarını yitiren Abazgialılara Apsilyalılar da artık Bizans’la birlikte İran’a karşı savaşmak zorundaydı.

Petra kalesi hala İranlılardaydı. Kaleyi savunan garnizonun komutanı ise Mermeroes’di. Bizans ve Egrisi savaşçıları Petra kalesini tam bir ablukaya almışlardı.

Şah Khosroy kaleyi savunanlara her türlü yardımı yapıyordu. Çünkü Kolkhida’ya sahip olabilmesi için bu kaleyi elinde bulundurması şarttı. Bizans ve Egrisi orduları Abazgia ve Apsilya direnişlerini bastırınca tüm güçlerini bu kaleye yönelttiler. Savaşa Apsilya ve Abazgia savaşçıları da dahil oldu. Zaten başka seçenekleri de yoktu. O dönemde Kolkhida’da yapılan savaşlarda Abhaz ve Laz halkları Bizans’ın yanında tüm güçleri ile yer almak zorundaydılar.

551 yılında Acemler ve Alanlardan oluşan güçlü bir ordu Khoryan komutasında Egrisi üzerine yürüdü.

‘‘Khoryan ordusuyla Gippis (51) nehri yakınlarında kamp kurdu. Kolkhida Kralı Gubaz ile Rum (52) ordu komutanı Dagisfey durumdan haberdar olunca hızla karar alıp Rum ve Laz ordularını topladılar ve harekete geçtiler…. Önce öncü kuvvet olarak Laz (53) süvarileri ilerliyordu. Arkadan da başlarında Komutan Filegag’ın birliği geliyordu. Filegag soy olarak Mısır halkındandı. Enerjik bir insandı. Sonra Komutan Yoann geliyordu. Yoann Ermeni kökenliydi. Savaş taktikleri konusunda uzmandı…

Laz Kralı Gubaz ile Rum komutanı Dagisfey ordularının başında gidiyorlardı. Böyle davranmalarının nedeni belki de savaşçılarının cesaretini arttırmak ve süvarilerinin geri kaçmasını engellemekti.’’ (54)  Savaş Mokherisi yakınlarında, Tskhenskalli ile Riyon nehrileri arasında oldu. Savaşı İran ordusu kaybetti. Askerlerin büyük bir bölümü ile komutan Khoryan öldü.

Bizanslılar bu zaferden sonra Petra kalesini tekrar kuşattılar ve bu defa kanlı bir şekilde kaleyi ele geçirdiler. Bizanslılar tekrar kalenin İran’ın eline geçmesinden korktukları için yaktılar. Bizanslıların kaleyi yıkmasındaki bir başka neden de Kolkhidalıların özgürlük savaşı yapmak için bu kaleyi kullanma olasılıklarının olmasıdır. Prokopi Keresyati diyor ki: ‘‘Bess ele geçirdiği her şeyi İmparatoruna gönderip kaleyi yerle bir etti. Kalenin tekrar yapılması olasılığına karşı temelinden itibaren yıkılmıştı. İmparator da bu başarısından dolayı onu ödüllendirdi. Bu ödülü kazandığı zaferden dolayı değil, kaleyi yıktığı için almıştı.’’ (55)

İranlılar Petra kalesi ve Mokherisi yenilgilerine rağmen Kolkhida topraklarından caymayı düşünmüyorlardı.

İran orduları 551 yılında Hunlarla birlikte Egrisi’ye saldırdılar. Komutanları Mermeroes’in Egrisi’de yapacağı her türlü operasyona yetkisi vardı. Acem komutanı Kür ile Riyon (56) nehirleri arasında onu bekleyen Bizans ve Laz ordularını savaşmadan geçip Abhazya’ya ulaşmak istiyordu. Ama amacına ulaşamadı. Resmi tarihçi mutlulukla anlatıyor: ‘‘Sanki şanslarından, Medyalılar Bizans ve Laz ordusuna dokunmadan tüm güçleriyle Abazgia’ya yöneldiler. Ancak Tzabal kalesini koruyan Rum garnizonu yolu tutmuş olduğundan yollarına devam edemediler… Bunun üzerine hızla geriye dönüp Arkheopolis’e yöneldiler. Mermeroes orayı abluka altına almak istiyordu.’’ (57)

İran ordusunun Abazgia yönünde Abazgia yönünde ilerleyememesinin tek nedeni Tzabaldaki Rum garnizonu değildi tabi. Apsilyalılar da İran ordusuna çete saldırıları düzenleyip onları yıpratıyorlardı. (58)

Abhazya sınırından geri dönmek zorunda kalan İran ordusunun yeni hedefi Egrisi Krallığı’nın yönetim merkezi Arkheopolis şehriydi. Ancak bunu da başaramadılar. Bizanslılar bu bölge halkının tepkisiyle İran ve Hunlardan oluşan işgalciler püskürtüldüler.

İran ve Bizans 552 yılında bir barış antlaşması imzaladılar. Ancak bu antlaşmanın kapsamında Egrisi toprakları yer almıyordu. Orada savaş olanca şiddetiyle sürüyordu. Tarihçi Agafiy Skolastik’in yazdıklarına göre yaptıkları antlaşmanın dostluk temeli yoktur. Aralarındaki mücadeleyi bütün cephelerde bitirmeyi düşünmemektedirler. Amaçları yalnızca Doğu Ermenistan topraklarında sükuneti sağlamaktır. Kolkhida topraklarında devam eden savaşa bu antlaşmanın hiçbir bağlayıcılığı yoktur. (59)

Yazılı kaynakların belirttiği, araştırmacıların da onayladığı gibi 552 yılında yapılan antlaşmadan İran Bizans‘a göre daha büyük avantajlar sağladı. Mermeroes‘in ölümünden sonra Şah Kolkhida’daki Acem ordusunun başına Nakhoragan’ı komutan tayin etti.

O dönemin koşullarını değerlendiren Şah Khosroy, Karl Gubaz’ı kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek istedi. Bazen gönlünü alarak, bazen de tehdit ederek onu yola getirmeye çalıştı. Onu İran tarafına çekmek amacındaydı.

Gubaz böyle bir davranışın kendisi ve ülkesi için nelere mal olabileceğini iyi biliyordu. O nedenle de Şah’ın tekliflerine yanaşmadı. Hem Egrisi, hem de Apsilya halkı o dönemde Bizans tarafında kalmanın kendileri için daha güvenli olacağı düşüncesini taşıyorlardı.

Bilindiği gibi Abhaz ve Laz halkları çok uzun zamandır kendilerini yutma hesabı yapan İran’ın bu planlarıyla mücadele içindeydiler. O dönemi yaşamış olan Tarihçi şöyle anlatıyor: ‘‘Lazların büyük çoğunluğu Rumları sevmezdi… Rum ordusunun gücünü bildiklerinden çoğunlukla susmayı tercih ediyorlardı.’’ (60)

Abazgialıların, Apsilyalıların, Misiminyalıların ve Svanetyalıların Rumlara bakışı da Lazlardan pek farklı değildi.

552 yılında kargaşalıktan önce de Gubaz ve Bizanslı bazı stratejistlerin arasında sorunlar başlamıştı. Önceki sayfalarda Yoann Tsibe’nin politik gücünden söz etmiştik. Dagifey, Bess, Martines, Yoann gibi diğer komutanlar da ondan güçsüz görünmek istemiyorlardı. Kral Gubaz bu komutanların Egrisi’de yürüttüğü politikaları düzenli olarak İmparator Jüstinyen’e duyuruyordu. İmparator da olumsuz bulduğu davranışlarını yasaklıyordu. Örneğin, Gubaz istemediği için Jüstinyen, Dagifey’i görevden almıştı. Yerine Bess getirilmişti. Aslında onun uygulamaları da Dagifey kadar rahatsız ediciydi. Prokopi Keresyati şöyle yazıyor: ‘‘Bess, Petra kalesini ele geçirince başka sorumluluklar altına girmek istememişti. Pontus ve Ermenistan bölgelerine gidip haraç toplama derdine düşmüştü. Bu da Rumların politikalarına zarar veriyordu… Petra’yı ele geçirir geçirmez Lazlarla İberyalıların sınırına girmiş, buradaki önemli geçiş noktalarını ele geçirmiş olmalıydı ki, İranlılar Laz ülkesine giremiyorlardı. Bu büyük komutan kendini sorumluluklardan uzak tutmaya başlayınca, İmparatorun hoşnutsuzluğunu dikkate almadan Laz ülkesini düşmanca kaptırır bir pozisyona gelmişti. İmparator Jüstinyen sorun yaratan komutanlarına hoş bakmazdı. Kendi özel yaşamına ve İmparatorluğun sorunlarına hassasiyet göstermeyen komutanlarını hemen görevden alırdı.’’ (61)

Bölge halkının ve liderlerinin bu türden bürokratlarla başı dertteydi. İşgal ordusu ise Kolkhida’yı yağmalıyor, halkı soyuyor ve her türden haksızlığı yapıyordu.

Bu arada Bizans’ın bölgedeki rütbeli memurları davranışlarından rahatsız olan Kral Gubaz’a tavır almışlardı. Ayağını kaydırmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Gubaz da boş durmuyor, bu bürokratların Kolkhida’da yaptığı haksızlıkları düzenli olarak İmparatoruna ulaştırıyordu.

Stratejistler 553 yılında Kral Gubaz’ı öldürtme kararı aldılar. Durum şöyle gelişti:

Tarihçi Agayif Mirineyati’nin yazdıklarına göre 552 yılının ortalarında Acemler Doğu Egrisi’de pozisyonlarını güçlendirdiler. Mokheris ve Ukhimeryon kalelerini ele geçirdiler. 553 yılında Telefis (62) kalesinde şiddetli bir çatışma oldu. Savaşı kazanan Acemler, Bizans ordusunu püskürttüler. Acemler bir süre sonra da Onoguris kalesini kanlı bir şekilde ele geçirdiler. (63) Bu yenilgiler, ülkenin geleceğini tehlikeye düşürdüğü için Gubaz’ı çok üzdü. Yenilgilerin sorumlusu olarak da Bess, Martines ve Rustike’yi gördü.

O güne kadar olan olaylarla yeni olayları birlikte değerlendiren Jüstinyen ordu komutanı Bess’i görevden aldı. Yetkilerini de iyice kısarak Abazgia’ya gönderdi.

Aslında Gubaz ile Martines ve Rustike arasında kökenleri daha eskilere dayanan bir sürtüşme vardı. Ama bu gizli sürtüşmeyi açığa çıkarmamaya gayret sarf ediyorlardı. Ancak Telefis kalesi de düşünce Gubaz tüm düşüncelerini Jüstinyen’e açtı. Bu yenilgilerin sorumlusu olarak onları gösterdi. Onların bölge halkına bazı insanlık dışı uygulamalar yaptığını söyledi.

Bunun üzerine Martines, Rustike ve diğer üst düzey yetkililer Gubaz’ı yok etme kararı aldılar. (64)

Bu kararı alanlar bir toplantı yapıp Rustike’nin kardeşi Yoann’ı Konstantinopol’e gitmek üzere hazırladılar. Yoann, Konstantinopol’e varınca İmparator’a çıkıp ona Kral Gubaz’ın döneklik yaparak İran tarafına geçmeye hazırlandığına inandırdı. Jüstinyen de gecikmeden Gubaz’ı Konstantinopol’e gönderilmesi emrini verdi. Emre uymadığı takdirde öldürülmesinde bir sakınca görmediğini de belirtti.

Aslına İmparator Jüstinyen’in böyle bir emir vermiş olması şaşırtıcıdır. Agafiy’in yazdıklarına göre, Jüstinyen önce Gubaz’ın İran yanlısı olabileceğine inanmış, ama sonra da öldürülmesine izin çıkarmıştı. Zaten Gubaz o durumda Konstantinopol’e giderse orada da iltifat görmeyeceği kesindi. Jüstinyen’in bizzat onu öldürtebileceği kesindi. Çünkü Gubaz halkı tarafından sevilen güçlü bir liderdi. Böyle bir lider Kolkhida ülkesinin tümden Rumlaştırma politikasına sekte vurabilirdi.

Hükümdar Gubaz’ın öldürülme planından Jüstinyen’in haberinin olmamasının olanaksız olduğu düşüncesine bizi getiren bazı olayları Agafiy şöyle yazıyor: ‘‘Egrisi’de görevli bazı Bizanslı stratejistler Justin ve Buze, Gubaz’ın öldürüldüğünü duyunca çok üzülmüşler olayı bir felaket olarak değerlendirmişler ama aktif bir tepki göstermemişlerdir. Çünkü bu işte Jüstinyen’in parmağının olduğu düşüncesindeydiler.’’ (65)

İleriki sayfalarda da göreceğimiz gibi Egrisi halkının büyük toplantısında Ayet ve onu destekleyenler, Gubaz’ın öldürülme işinde suçlunun Jüstinyen olduğunu düşünmektedirler.

Olayı tezgahlayanlar Gubaz’ın Justinyen tarafından Konstantinopol’e çağrıldığından hiç söz etmediler. Gubaz’a bunun yerine Onoguris kalesinin İran’dan geri alınabilmesi için bizim yanımızda savaş dediler. Gubaz tekliflerine olumsuz yanıt verdi. Hatta Onoguris kalesinin İranlılara geçmesinden onları sorumlu tuttu. Bunun üzerine onun karşı tarafa geçtiğine karar verildi. Karşılıklı konuşma bahanesiyle onu Khobi ırmağı kıyısına götürüp orada öldürdüler (553). (66)

Olayı tezgahlayanlar Gubaz’ın öldürülmesi Egrisi halkında Rumlar’a karşı büyük nefret uyandırdı. Egrisi askerleri de olayı protesto ettiler. Egrisi, Misiminya ve Apsilya halkları özgürlüklerini ilan etmek için çalışmalara başladılar.

Egrisililer gizlice katılımı oldukça fazla olan bir toplantı düzenlediler. Bu toplantıda ülkenin içinde bulunduğu zorlu durum ve gelecekte henüz özgürlük savaşına hazır olmadığı düşüncesini de tartışılmalıydı.

Tarihçi Agafiy’in yazdıklarına göre Egrisililer uzun süre görüşmelerini sürdürdüler. Birçok Egrisili görüşlerini ortaya koydu.

Bu bir halk örgütlenmesiydi ama doğaldır ki toplantı da sözü geçen soylular ve zenginlerdi. Ama onlar da ikiye bölünmüşlerdi: Bir bölümü Acemlerle anlaşmayı savunurken, diğerleri ise Bizans tarafına çekiyorladı.

İran yanlısı görüşü olan gurubun sözcüsü olan Ayet ortaya çıkıp düşüncelerini ortaya döktü. O önce uzun yıllar boyu Kolkhida topraklarında süren İran-Bizans çekişmesinden söz etti. Her iki ülkenin de birbirine göre avantaj ve dezavantajlarını tek tek ve doğru bir şekilde ortaya döktü. Ayrıca Bizanslıların o güne kadar Kolkhida’da yürürlüğe koyduğu olumsuz politikaları irdeledi. Sonunda Kral Gubaz’ın öldürülmesinin de Jüstinyen’in bir tezgahı olduğunu, bu durumda hiç beklemeden Bizans’tan ayrılıp İran tarafına geçmeleri gerektiğini söyleyip konuşmasını bitirdi. (67)

Ayet’in anlattıkları dinleyenleri derin düşüncelere sevk etti. Söyledikleri çoğunluk tarafından doğru bulunup onaylandı.

Sonra Bizans’ın yanında kalmasını savunan grubun sözcüsü Fartazi kürsüye geldi. O ülkesinin güçlü bir insanıydı. Herkesin bildiği tanıdığı bir feodaldi.

Fartazi söze, kendisinden önce konuşan Ayet’in düşüncelerine katılmadığını belirtmekle birlikte başladı. Sonra daha geniş olarak Egrisi ve Apsilya’nın o günkü politik durumunu anlattı.

Fartazi de Kral Gubaz’ın öldürülmesini lanetledi. Bu olayın kim tarafından yaptırılmışsa yaptırılsın onaylanamaz olduğunu vurguladı. Halkın duygularına kapılarak bazı olumsuzluklara kalkışmamasını söyledi. Halkın ve ülkenin geleceğini daha geniş bir perspektifte değerlendirmelerini istedi.

Fartazi, İmparator Jüstinyen’in Kral Gubaz’ı öldürülmesiyle ilgisi olmadığını savunuyordu. Onu öldürenler Martines ile Rustike idi. Bu olaydan fayda sağlayanlar da onlardı. O halde hesabı da onlardan sorulmalıydı.

Fartazi’nin doğru olarak gözlemlediği şey şudur: Egrisi, Apsilya ve diğer Kolkhida halklarının İran tarafına geçmesi onlar için yeni ve daha büyük felaketler demekti. Fartazi Bizans ile Kolkhidalıların (68) birlikte olmalarını gerektiren başka özelliklerinin de olduğunu vurguladı. Her iki ülke halkı da Hıristiyan’dı. Ortak sayılabilecek birçok kültürel özellikleri vardı. Oysaki Acemler inanç ve kültür olarak tamamen farklı insanlardı. Ayrıca onların ordusu İberya’dadır ve Kolkhida’yı Bizans’tan koruması olanaksızdır. İran ise oldukça uzak bir ülkedir.

Fartazi sözü evirdi çevirdi ve sonuçta Egrisi’de son günlerde olan olayların Jüstinyen’e bildirilip suçluların cezalandırılması için ondan yardım istenmesine getirdi. Ayrıca Bizans ile beraberliklerinin sürmesi gerektiğini bir kez daha vurgulayıp konuşmasını bitirdi. (69)

Fartazi’nin tüm yalınlığı ve gerçekliği ile ortaya koyduğu günün gerçek politik koşulları halkı daha derin düşünmeye sevk etmişti. Bu durumda yapılabilecek bir tek şey vardı: Kötünün iyisini seçmek. Sonuçta yine Bizans tarafında kalma kararı alındı. (70)

Hiç zaman kaybedilmeden Konstantinopol’a Egrisi delegasyonu gönderildi. Elçiler Jüstinyen’e Bizans’tan ayrılmayı düşünmedikleri söylediler. Ayrıca öldürülen Kral Gubaz’ın da böyle şeyler düşünmediğini, düşmanlarının bu yalanı uydurduğunu vurguladılar.

Elçiler, Bizans-Egrisi ilişkilerinin daha iyi olması için Egrisi’deki Bizans muhalifleri ile de savaşacaklarını belirtip, Jüstiyen’den Krallığa Gubaz’ın kardeşi Tsate’nin getirilmesini rica ettiler. (71)

Aslında Bizans yönetimi de Kolkhida’da yeni problemlerin çıkmasını istemiyordu. Jüstinyen bu nedenle elçilerin isteklerini kabul etti. Çok geçmeden Egrisi Hükümdarlığına Tsate getirildi. O zaten Konstantinopol’de yaşıyordu. Bizans kültürü ile yetişmişti. En önemlisi de Egrisi feodallerinin güvendiği biriydi.

Bizans yönetimi Tsate’yi ülkesine törenle uğurladı. Mayster Afonasi ile Staratejist Sotterikh’i refakatine vermişlerdi. Tsate’nin ülkesine dönmesi Kolkhidalıları sevindirmişti. (72)

Yeni Kralın yanında gönderilen yeni komutanlara yeni görevler de verilmişti. Mayster Afanasi’nin görevi Gubaz’ın öldürülüş şeklini saptamak ve suçluları cezalandırmaktı. (73) Stratejist Sotterikh’in görevi ise Kafkas dağlı halkların her yıl ödenen harçlarının dağıtılmasıydı.

Mayster Afanasi gelir gelmez soruşturmaya başladı. Suçlu bulduğu Yoann ve Rustike’yi Apsar (74) zindanına attırdı. Kolkhida’daki baş stratejist Martines ise görevi başında kalmıştı. Çünkü İranlılarla savaş tüm şiddeti ile yürüyordu. Martines’in orduda büyük otoritesi vardı ve onun cezalandırılması için vakit uygun değildi.

Acem ordusu Nakhoragan’ı basıp Misiminyalılar da özgürlüklerini ilan edince Yoann ve Rustike’nin cezalarına ara verildi. (75) Bu sorunlar halledilip ortalık sakinleşince jurnalcilerin cezası yerine getirildi. Konstantinopol’den gelen yargıçlar tarafından ölüm cezasına çarptırıldılar.

Böylece, Bizans ve Egrisi arasında Kral Gubaz’ın ölümüne bağlı olarak ortaya çıkan gerginlik de ortadan kaldırılmış oldu. Durumun böyle bir sonuca ulaşması Egrislilerle birlikte Apsilya, Misiminya ve Svanetyalıların da yararınaydı. Abazgia ülkesi ise ayrı bir yönetim halinde Bizans’a bağlıydı ve her geçen gün ülke daha zor şartlar içine sürükleniyordu. Kolkhida’nın tümden Bizans idaresinde olmasının tek yararı beklide Abhaz etnik kökenli halkların bölünmemesiydi. Aksi durumda bir kısmı İran’ın bir kısmı da Bizans’ın egemenliği altında oluyor, aralarındaki tek ilişki de iki süper gücün yanında birbirleriyle savaşmak oluyordu.

Bizans ile Egrisi’nin arasındaki sorunlar anlattığımız şekilde halledilince öyle sanıyoruz ki Bizanslılar Kolkhidalılar’a (Apsilyalılar da dahil olmak üzere) bazı politik özerklikler vermişlerdi. Bu kanıya Agafi’nin şu sözlerinden varıyoruz: ‘‘Tsate kral olunca ülkesindeki işleri yoluna sokmak için çalışmalara başladı. Halkını geleneklerine sadık kalarak, kendi istediği gibi yönetiyordu.’’ (76)

Ancak bunların Bizanslıların Egrisi’de bozulmaya başlayan pozisyonlarını güçlendirmek için kısa süreli olarak verdikleri tavizlerdi. Tabi bu tavizlerden faydalanabilenler de yalnızca Egrisi’nin feodalleriydi.

Tsate’nin krallık yaptığı dönemin şartlarını değerlendirerek olaylara bakarsak, bu kralın güç olarak Gubaz’dan çok daha zayıf kalacağı sonucunu çıkarırız. Çünkü Tsate’nin Bizans’a bağımlılığı daha fazla olduğu gibi iyice güçlenen feodallerin de onun gücünü kısmaya başladığı bir gerçektir. (77)

Yine Tsate’nin krallığa getirildiği dönemde Egrisi’nin doğu toprakları İranlıların elindeydi. Mokheris, Kuteş ve Onoguris (78) kalelerinde İran bayrağı dalgalanıyordu.

Gubaz öldürülür öldürülmez olayı tezgahlayanlar dikkatleri dağıtmak için Onoguris kalesini kuşatmışlardı. Amaçları bu kaleyi alıp adlarını yüceltmek, bu sayede de yargılanmaktan kurtulmaktı. Ancak kalenin alınması kolay bir iş değildi. Çünkü güçlü bir İran garnizonu vardı. Ancak 554 yılında aralarına Barbarlar’ın da bulunduğu Bizans ordusu Onoguris yolunu tutan 3000 (üç bin) kişilik İran ordusunu yenebildi. Ancak bu defa da kaleyi koruyan İran garnizonu onları yenip geri püskürtmekti. Bizans ve Egrisi orduları bu savaşta büyük kayıplar verdiler. İran bu zaferden sonra Egrisi içlerine kadar sokuldu.

Sözünü ettiğimiz 554 yılındaki savaş İran’ın zaferiyle sonuçlanmasına rağmen pozisyonları fazla değişmemişti. Pozisyonu kendi lehine çevirmek isteyen İran 555 yılı başlarında harekete geçti. İran ordusu Nakhoragan komutasında Egrisi üzerine yürüdü. İran ordusu 60.000 (altmış bin) kişiden oluşan dev bir orduydu. (79)

Egrisi kalelerini elinde bulunduran İran birlikleri arasında sıkı ilişkiler vardı. İran şahının amacı Egrisi’deki garnizonlarının ve bu yeni ordunun yardımıyla Bizans’ı Kolkhida’da perişan etmekti. Bu nedenle Kolkhida’da yaşayan Abhaz ve Laz-Megrel halklarını kendi tarafına çekmek istiyordu. Bu sayede Karadeniz’in Doğu sahillerini eline geçirebilmesi kolaylaşabilirdi. Nakhoragan’ın komutasındaki İran ordusu Egrisi’ye girer girmez Nesos’a (80) doğru yöneldi. Orada Bizans-Hun-Sabir-Egrisi-Abazgia (81) birleşik ordusu onları bekliyordu. Bu birleşik ordunun başında Martines ile Jüstinyen vardı. (82)

Nakhoragan önce kiralık Hun-Sabirleri yok etmeyi amaçladı. Ağır silahlarla donanmış bir ordu Mokheris ovasını tutuyordu. Görevleri Batı Egrisi’yi savunmaktı.

Nakhoragan en güçlü savaşçılarını Hunların üzerine gönderdi. En iyi silahlarla donatılmış bu savaşçıların görevi Hunları gafil avlamaktı. Ancak bölge halkı durumdan Hunları haberdar ettikleri için İranlılar amaçlarına ulaşamadı. Hunlar ormanlık sahadan da yararlanarak üzerlerine gelen orduyu yendiler. Baskına gelenlerin birçoğu öldü. Sağ kalanlar panik içinde kaçmaya başladılar. Hunlar, Bizans ve Egrislilerin de desteğiyle onları izlemeye başladılar. (83)

Operasyonunun bozgunla sonuçlandığını öğrenen Nakhoragan Nesos (İsula) yakınlarında kamp kurdu. Burada silahlarını sergileyip Bizanslıları ürkütmek amacındaydı. Sonra Bizans komutanı Martines’e elçiler gönderdi. Ondan Bizans ordusunun derhal çekilip gitmesini ve tüm Kolkhida’yı İran’a bırakmasını istediler.

Tabi Martines bu teklifi hemen reddetti. Görüşmelerden bir sonuç alamayan Nakhoragan ordusunu alıp Fazis (84) şehrine yöneldi. Bizans, Egrisi ve Çan orduları (85) kestirme yollardan onların peşine takıldı. İranlılardan önce şehri ele geçirmeyi başardılar.

Bizanslılar bu kalenin savunmasını önceden güçlendirmişler kalenin yakınlarına da savunma hatları kurmuşlardı.

Nakharogan hiç beklemeden Fazis’i kuşattı. Ordu binlerce piyade ve atlı savaşçıya iki bin kadar yardımcı personelden oluşmuştu. Silahları da dönemin en modern teknolojisi kullanılarak imal edilmişti.

Tüm bu avantajlarına rağmen Nakhoragan kaleye girmeyi başaramadı. Savaş epey de uzamıştı. İran ordusu bölge halkını sömürüyor, ormanları ve tarlaları yok ediyordu.

Fazis’i savunan Bizans ordusu ve müttefiklerinin gücü epey zayıflamıştı. Acil yardıma ihtiyaçları vardı ama İmparatorluktan ses seda yoktu. Martines’in çağrısıyla bir gün bu kaleye bir yabancı geldi. İmparator Jüstinyen’in cesaret veren bir mektubunu askerlere okudu. Bu mektup yardımın yolda olduğunu en kısa zamanda kaleye ulaşacağını söylüyordu.

Haber, ümidini yitirmiş olan kale muhafızlarının yeniden dirilişi olmuş moralleri oldukça yükselmişti.

Yardım yalanı hemen İran ordusuna da ulaşmış ve hemen inanmışlardı. Orduyu ikiye bölüp yarısını gelenleri karşılamaya gönderdiler. Kaleyi savunanlar da bu fırsatı değerlendirdiler. Geleceği söylenen yardıma da güvenerek İranlılara saldırıp onları yenilgiye uğrattılar.

İran ordusunun büyük bir bölümü Doğu Egrisi’ye çekildi. Komutan Nakhoragan İberya’ya (86) geçti.  Şah Khosroy yenilgi haberini alınca onu İran’a çağırıp idam ettirdi. (87)

555 yılında Mokheris ve Fazis’teki bu zaferler uzun süredir devam eden İran-Bizans savaşlarında Bizans’ın üstünlük elde edeceği umudunu veriyordu. (88)

Önceki sayfalarda belirtmiş olduğumuz gibi, Kral Gubaz’ın öldürülmesinde Martines’in de parmağı vardı. Ancak savaşın sürmesi dolayısıyla onu görevinden almamışlardı. Çünkü kişilik sahibi, emrindeki askerler tarafından sevilen ve güvenilen biriydi. Bu nedenle de İmparator’un savaşlar esnasında onun yerine getirebileceği aynı vasıflarda başka komutanı yoktu. Gerçekten Martines sayesinde önemli zaferler kazanılmıştır. Egrisi’den İran’ın sökülüp atılması onun başarısıdır. Bütün bu olayları dikkate alan Jüstinyen onu öldürtmekten caydı. Ancak savaşlar bitince Ermenistan ve Lazika üzerindeki tek yetkili vasfı elinden alındı. Yerine Jüstinyen’in akrabalarından Jüstin getirildi.

Jüstinyen’in stratejistliği sırasında Bizanslılar; Egrisliler, Abhazyalılar ve Svanetyalılar da dahil olmak üzere bir kısmı hala İran’ın elinde olan Kolkhida topraklarına özerklikler verdiler. Ayrıca uzun yıllar önce Acemlerin eline geçen Rodopolis (Vartsikhe) şehri de geri alındı. (89)

5. Misimyanalıların başkaldırısı

554-555 yılında Bizans-İran savaşları Egrisi sınırlarında sürerken Abhazya topraklarında önemli bir olay gündeme geldi: Misimyalılar (Misiminyalılar) Bizans İmparatorluğu’na baş kaldırıp özgürlüklerini lian ettiler.

Misimyana aslında nüfusu oldukça az küçücük bir ülkeydi. Kökenleri konusunda bazı spekülasyonlar yapılmasına karşın eski kaynaklarda onlarla ilgili veriler ve bilimsel araştırmaların ışığında onların Abhaz etnik kökenli halklardan biri olduğunu söyleyebiliriz. Misimyanalılar dağlı bir halktı. Kudrı’nın yukarılarında Tzabal’dan başlamak üzere kuzeye doğru bugünkü Dal, Ajara, Adzğara, Dgencüiş, Saken vb. köylerin bulunduğu topraklarda yaşıyorlardı.

Bizanslı tarihçi Agafiy’in anlattıklarına göre, Misimyanalılar, Apsilyalılarla hem komşu hem de akrabadırlar. (90)

6. yüzyılda Misimyanalıların da diğer Kolkhida halkları gibi kendi liderleri, toplumsal sınıflarında ‘asiller’i, ekonomik gücü olan zenginleri vardı. Ülkede korunmaya elverişli kaleleri mevcuttu.

Ortaçağ’ın başlarında bu ülkedeki bu ülkedeki feodalite diğer Kolkhida halklarına göre daha sessiz oluşmaktaydı. Sosyal sınıfların oluşmasındaki krizler henüz şiddetini göstermemişti. Feodal yapılanmadan çok askeri-demokratik ve ataerkil-köylü yapılanma geçerliydi.

Bu dönemlerde Misimyana ülkesi de Bizans egemenliğindeki Egrisi Birliği’nin sınırlarına dahildi. Dolayısyla Egrisi topraklarında süren İran-Bizans savaşlarının etkisi bu ülkede de hissediliyordu. Bizanslılar Misiminya üzerindeki etkinliklerini Egrisi hükümdarlığı ile sağlıyorlardı. Misiminya bazen de İranlıların işgaline uğruyordu. Yani Kolkhida ülkesinde olan bir olay onları bir şekilde etkiliyordu.

Ancak Misiminya halkı Kolkhida’nın diğer halklarına göre özgürlüğüne daha düşkündü. Onlarda da İran ve Bizans’ı istemiyorlardı. Güçlerinin yettiğince her ikisi ile de mücadele ediyorlardı.

Misimyanalıların Bizans’tan bağımsızlık ilan etmeleri için gerekçe teşkil eden olay şöyle gelişmişti: Önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi Egrisi’nin yeni hükümdarı Tsate III. Konstabtinapol’dan gelirken yanında bürokrat Sotterith vardı. Bir süre sonra Sotterikh’in oğlu ve maiyetindekilerle birlikte Misimyana’ya gitti. Sotterikh’in Tsate’ye yol arkadaşlığı yapmaktan başka bir görevi de vardı. Gerektiğinde Bizans’ın yanında savaştırılan Kuzey Kafkasyalı halklara haçlarını dağıtacaktı. O para İmparatordan yana olan halklara (barbarlar) yılda bir kez dağıtılırdı.

Misimyana’ya gelen Sotterikh ve maiyetindekiler Bukhloon kalesi yakınlarında kamp kurdu. O sırada da ortalığa şöyle bir dedikodu yayıldı. Sotterikh’in niyetinin bu kaleyi Misimyanalılar’dan alıp Alanlara (92) vereceği söyleniyordu. Nedeni de Bizans’tan para dağıtmaya gelenlerin dağı aşma zahmetinden kurtarılmamasıymış. Bu sayede Kuzey Kafkasyalılar Bukhloon’dan paralarını alabileceklermiş. (93)

Dedikodu Misimyanalıları rahatsız edince iki ünlü Misimyanalı Khade ile Fiyan’ı Sotterikh’e göndermişler. Bu iki elçi Sotterikh’e kampını kaleden uzakta kurmasını söylemiş.

Sotterikh böyle bir davranışı gururuna yedirememiş. Misimyanalılar Egrisi Birliğine, Egrisi Birliği de bize bağlı, adamlarımızın adamları böyle bir cesareti kendilerinde nasıl buldular? Diyerek elçileri yanındaki muhafızlara acımasızca dövdürmüş.

Tabi gururuna düşkün olan yalnızca Sotterikh değilmiş. Misimyanalılar Sotterikh’in bu davranışlarına çok kızmışlar. Hemen o gece Sotterik’in kampını basıp Sotterikh ve oğulları da aralarında olmak üzere herkesi öldürmüşler.

Bu olayın hemen ardından Misimyanalılar Bizans’tan bağımsızlıklarını ilan ettiler. İran’la dostluk ve dayanışma antlaşması imzalak üzere Kartvelya’ya elçi gönderdiler. Bu olay Nakhoragan’ın 60.000 (altmış bin) kişilik bir ordu ile Egrisi üzerine yürüdüğü tarihlere rastladı. Zaten onlarda Kolkhida’dan destek arıyorlardı. Misimyanalıların teklifini coşkuyla karşıladılar. Karşılıklı dayanışma kararı alındı.

Misimyana’nın bu davranışı Bizanslı stratejistleri çok kızdırdı. Ancak bu sırada İran ordusuyla savaşmak zorunda olduklarından bu küçük ülkenin işini sonraya bıraktılar.

Önceki sayfalarda anlatmış olduğumuz gibi Acemler 555 yılında Egrisi topraklarında büyük bir yenilgiye uğradılar. Bundan sonra Bizans’ın yapmayı düşündüğü en önemli iş küçük Misimyana ülkesine haddini bildirmekti. Üzerlerine seçme askerlerden oluşma 4.000 (dört bin) kişilik ordu gönderdiler. Ancak İran ordusu Egrisi’yi henüz tam olarak terk etmemiş olduğundan bu ordu hemen Misimyana’ya gitmedi. Bir süre Apsilya kalelerinde bekledi.

Uzun bir süre ne İran ne de Bizans ordusu saldırıya cesaret edemedi. Tarihçi Agafiy’in yazdıklarından İran-Misimyana ittifakından Bizanslıların çekindiğini anlayabiliyoruz. Misimyana küçücük bir ülke olmasına karşın birçok lalesi vardı. Ayrıca savunmaya oldukça elverişli bir bölgeydi. Bu nedenle Bizanslılar savaşı geciktiriyorlar kendilerini hazır hissetmeden harekete geçmiyorlardı.

555 yılının sonbaharında İran yardımcı kuvvetleri Misimyana’dan çekildi. Yardım sözünü ‘’zaman’’a bırakarak önce Kuteş’e sonra da İberya’ya geçtiler.

İranlıların böyle ani çekilişlerinin tam olarak tahmin etmek imkansızdır. Agafiy’in anlattıklarına göre: İranlılar ülkelerinden uzakta kışı geçirmeyi sevmezlerdi. Hele kışın hiç savaşmazlardı. Bunu alışkanlık haline getirmişlerdi. (95) Ancak İran ordusunun bir anda çekilip gitmesinin nedenini böyle basite indirgemek bizce doğru olmayan bir yaklaşımdır. Çünkü İranlılar, Bizanslıların da kışın savaşmadıklarını biliyor olmalıydılar. Aslında Bizanslıların bu sıralar İranlılarla savaşmaya pek niyeti yoktu. Eğer böyle olmasaydı bahardan beri Apsilya’da oturup beklemez hemen saldırırlardı. Baharın ve yazın uygun günlerini bırakıp kışın savaşmak Bizanslılara ne yarar sağlayabilirdi ki?

Acemler bu ülkeden bir daha ayrılınca aynı pozisyonlarını tekrar elde edemeyeceklerini de herhalde düşünmüşlerdir. Öyleyse onların hemen ülkeden ayrılmalarının gerektirecek kadar önemli ne olmuştu?

Olayların gelişiminden bizim çıkaracağımız en mantıklı sonuç, İran ordusu ile Misimyana halkı arasında bazı problemlerin çıkmış olması olasılığıdır. ‘’Yeni dostlar’’ Misimyana halkının yaşamını zorlaştırmış olabilir. Bunun neticesinde de halkın doğal tepkisi sonucu burada barınamayıp gitmiş olacakları düşüncesini taşıyoruz.

Bir başka olasılık daha vardır: Misimyana’da bekleyen İran ordusu Kolkhida’daki diğer savaşların sonucunu beklemiş, bu savaşlarda istedikleri sonucu alamayınca Misimyana’da da işlerinin iyi gitmeyeceğini anlayıp aniden gitmiş olabilirler.

Bu olay sonucunda Misimyana halkının büyük umut bağladığı İran-Misimyana ittifakı kendiliğinden yıkılıp gitti. Artık küçücük Misimyana ülkesi kendi yağında kavrulmak ve Bizans ordusuna tek başın akarşı koymak zorundaydı. Ancak bu küçük halk teslim olup bağımsızlıktan caymaktansa özgürlük için savaşmaya karar verdi. Ya özgür olacaklar, ya da bu uğurda canlarını vereceklerdi. Sonra da… ’’Onlar ülkenin coğrafi şartlarının olumsuzluğuna, Rumların bu zorluklara göğüs geremeyeceğine güvendiklerinden isyan edip bağımsızlarını ilan ettiler.’’ (96)

İran Misimyana’dan ayrılmasının hemen ardından Bizans ordusu Misimyana sınırına ulaştı. Bizanslılar, Misimyana topraklarında savaşmanın zorluğundan kaçınıp soruna görüşmeler yoluyla barışçı bir çözüm aradılar. Agafiy şöyle yazıyor: ‘’Rumlar, Misimyanalılar’ın daha mantıklı olan yolu tercih edecekleri düşüncesindeydiler. Belki de kararlarından cayıp Rumlara teslim olurlar ve Sotterikh’in öldürüldüğü sırada ondan alınan paraları da geri verirler diye düşünüyorlardı. Bu nedenle Apsilyalılardan oluşturulmuş bir soylular heyetini elçi olarak Misimyana’ya gönderdiler.’’ (97)

Apsilyalı elçilerin çabası bir sonuç vermemiş, Misimyanalılar onları dinlemek yerine öldürmeyi tercih etmişler. Bu anlayışlarından anlayabildiğimiz kadarıyla Misimyanalılar o güne dek yaşamak zorunda oldukları Bizans sömürgeciliğinden öylesine nefret etmişler ki, sırf onların dostu oldukları için kendi yakın akrabaları olan bir halkın ileri gelenlerini gözlerini kırpmadan öldürmüşlerdi. Ya bağımsız olacaklar ya da toptan öleceklerdi.

Apsilyalı elçilerin suçlu olmadıklarını Misimyanalılar da biliyordu, ama Bizans’a nisbet olsun diye öldürdüler. Burada tuhaf olan Apsilyalılarla Misimyanalıların birbirlerine karşı tutumlarıydı. Aynı soydan gelen iki kardeş halk bu olaya kadar her zaman birbirini destekleyerek kardeşçe yaşıyorlardı. Ama şimdi politik konumları gereği birbirine düşmandılar. Nitekim Bizans ordusu Misimyana’ya saldırmak için Apsilya’da hazırlık yapıyordu. Apsilya yöneticileri ve kaleleri Bizans’ın hazırlığına yardım ediyordu. Bu durumda Misimyanalıların Apsilyalılara kardeş gözüyle bakması da beklenemezdi. Sözünü ettiğimiz Apsilyalı elçilerin katledilmesi olayında bu olayların önemli bir rolü vardı şüphesiz.

Bizanslılar, Misimyanalılarla diyalog kuramayacaklarını anlayınca hızla Misimyana ülkesine girdiler. Çok sıkıntı ve güçlük çekmelerine rağmen zorlu yolları aşıp bazı kaleleri eline geçirdiler. Misimyanalılar güçlerinin azlığını dikkate alıp düşmanın eline geçmesin diye bazı kalelerini kendi elleri ile yıktılar. Çünkü zaten çok sınırlı olan güçleri ile bütün kalelerini aynı şekilde korumaları olanaksızdı.

Sonuçta tüm güçlerini Dzakhara (98) kalesi ve çevresine topladılar. Onun sağlamlığı ve ele geçirilmezliği tüm Kolkhida ülkesinde biliniyordu. Bu nedenle adı ‘’Çelik Kale’’ idi. (99) Aşağıda sözünü edeceğimiz Bizans-Misimyana savaşının Agafiy Mirineti (100) kitabında anlatıyor. Tarihçi, bu savaşa katılan Bizans komutan ve savaşçıları taktiklerinden, cesaretlerinden dolayı bol bol övünüyor. Onların İmparatorluğa baş kaldırmalarına kızıyor, sonunda yenilmelerine çok seviniyor.

Resmi tarihçi görevinin gereklerini yerine getirirken aslında söylemekten kaçındığı bir çok şeyi de ağzından kaçırıyor: Misimyanalıların özgürlüğe inandıklarını, onu her şeyden üstün tuttuklarını, amaçlarına ulaşmak için canlarını ortaya koyduklarını, işgalcileri korkuttuklarını, gösterdikleri olağanüstü dirençle planlarını altüst ettiklerini, savaşta Bizans ordusunun umulanın üzerinde kayıp verdiğini, sert direniş karşısında orduda huzursuzluk başladığını, emir-komuta zincirinin işlemediğini, komutanlar arasında sürtüşmelerin çıktığını hep istemeyerek söylüyor Agafiy.

Misimyanalıların güçlü direnişi karşısında Bizanslılar uzun süre Dzakhara kalesine sokulamadılar bile. Geri çekilip kamp kurmak zorunda kaldılar. Oradan ani baskınlar yaparak sonuca gitmeye çalıştılar. Ama sonuç yine olumsuzdu.

Durum İmparator Jüstinyen’in kulağına gidince Misimyana’da savaşan ordunun başına Yoann Kapadokya’yı (101) getirdi. Yoann Kapadokya, Rustike öldürülünce onun yerine tayin edilmişti.

Yeni komutan Dzakhara kalesini abluka altına alıp hemen ele geçirmek istiyordu. Ancak Misimyana halkının inançlı direnişini aşmak zordu. Ayrıca kalenin yakınlarında kuleler ve onların içine Misimyanalı muhafızlar vardı. Bizanslı savaşçılar bunları da kuşatıp bekliyorlardı.

Dzakhara kalesinin dağlara ulaşan gizli bir yolu vardı. Yiyecek ve içecekler kaleye bu gizli yoldan geliyordu.

Bizanslılar da böyle bir yolun olabileceğini tahmin ediyorlardı ama konumları gereği onu arayıp bulamıyorlardı. Zaten kaledekiler de kalenin nefes borusu olan bu gizli yolu geceleri kullanıyorlardı.

İşgalcilerin gözcülerinden Julius İsavrati bu yolu arıyordu. Nitekim bir gece amacına ulaştı. Misimyanalıların küçük kızlarını kaleye su taşırken görünce gizlice onları izledi ve yolu keşfetti.

Bizans ordusu bu yolu izleyip Azkhara’ya indiler. Neye uğradığını anlamaya çalışan Misimyanalılara saldırdılar. Ortalıkta kan gövdeyi götürüyordu. Her iki taraftan da birçok insan ölmüştü. Bizanslılar kadın erkek çoluk çocuk ayırmadan önlerine geleni öldürüyorlardı. Sonra Misimyanalıların ağaçtan evlerini ağaçtan evlerini tutuşturdular. Savaş gece boyunca sürdü. Bizanslıların kaybı da büyüktü.

İşgalciler sonunda kaleyi ele geçirip içinde kim varsa kılıştan geçirdiler. Sonra Misimyanalıların tükendiğini düşünerek derin bir soluk aldılar. ‘’Tam bu sırada kaleden nerden geldiklerini anlaşılamayan 500 (beş yüz silahlı Misimyanalı çıktı. Tan ağarırken Bizanslı askerlerle karşı karşıya geldiler. Bizanslıların savaşın bittiğini sandıkları bir anda bu 500 savaşçı şiddetle saldırıya geçip önlerine geleni öldürmeye başladılar. Sağ kalanları kalenin uzaklarına kadar kovaladılar.’’ (102)

Sonra Bizans ordusu toparlanıp takviyeli bir şekilde tekrar kaleyi kuşattı. Yine uzun süre mühasara devam etti. Ancak Bizanslılar bu defa kaleye giremiyorlardı. Ancak Misimyanalıların da direnci iyice kırılmıştı. Sonunda Yoann Kapadokya’ya elçi gönderip barış teklifi ettiler.

Tarihçi Agafiy’in yine istemeden söylediklerine bakılırsa komutan Yoann bu habere çocuklar gibi sevinmiş ve hemen görüşme tekliflerini kabul etmiş. Çünkü bu savaş Bizanslılara umduklarından çok daha pahalıya patlamıştı. Muhasarayı sürdürmek yeni sıkıntılara zemin hazırlamak demekti.

Bizanslı komutanlar ile Misimyanalı liderler arasında uzun görüşmeler yapıldı. Aralarında bir protokol yaptılar. Her zaman olduğu gibi bu defa da kaybedenler kazananlarını şartlarını benimsemek zorunda kalmışlardı. Misimyana ülkesi tekrar Bizans’a bağlandı. Sotterikh’in katledildiği olayda Misimyanalılara geçen paralar geri verildi. Yoann halkın bir kısmını rehin aldı. Sonra ordusunun sağ kalanları ve elde ettiği ganimetlerle bu ülkeyi terk etti.

Misimyanalılar için bu özgürlük savaşı gerçek bir felaketle sonuçlanmış, zaten az olan nüfuslarının büyük bir kısmını yitirmişlerdi. İran’ın sömürdüğü ülkede geriye ne kalmışsa Bizanslılar tarafından silinip süpürülmüştü.

Dağların kucağında yaşayan bu etnik topluluk tamamen yok olma ile karşı karşıyaydı. Misimyanalı temsilciler Bizanslılarla görüşürken şöyle söylediler: ‘’Öyle zor bir dönemdeyiz ki, kalemizin yakınında uzağında kim varsa öldü. Genç savaşçılarımızın beş bin kadarını kaybettik. Ölen genç kızlarımızın sayısı da onlardan az değildir. Çocuklarımız ise tam bir katliamdan geçti. Halkımız tamamen yok olma ile karşı karşıya kalmıştır. Silah bırakmamızın nedeni de burdur…’’ (103)

Misimyanalı savaşçılardan 5000 kişinin ölmüş olması biraz abartma olduğu düşüncesindeyiz. Yine Bizans ordusunun kaybının 30 kişi olduğunun da aynı abartılı yaklaşımın sonucu olduğunu sanıyoruz. Burada Bizanslı resmi tarihçi olayları, politik davranıp kendi tarafına yontmuştur.

Söylendiği kadar çok olmasa da nüfusu zaten oldukça az olan Misimyanalılar için ölenler toplumsal bir felakete neden olabilirdi. Bu ve buna benzer olaylar, o dönemde Abhaz etnik konsolidasyonun ne denli gerekli olmaya başladığının kanıtlarıdırlar. (104)

Misimyanalıların özgürlük savaşı sonuçta kaybedilmiş bile olsa içerik olarak önemli bir olaydı. Onlar önce İranlıları ülkelerinden gitmek zorunda bırakmışlar, sonra da çağın diğer büyük gücü Bizanslılarla tek başlarına savaşmışlardı. Savaşı kaybetmelerine rağmen Bizans ordusunun buradan çekilip gitmesi onların, da bu dağlı halktan korktuklarının kanıtı olarak gösterilebilir. (105)

Söylediklerimizi doğrulayan bir başka belge: Yine o Yoann Daknas … ‘’Misimyanalılara ülkelerinden istedikleri gibi yaşama izni verdi. Daha önceki yaşmalarını sürdürebilmeleri için serbest bıraktı.’’ (106)

Bu benzer kaynaklardan öğrenebildiğimiz kadarı ile Bizanslılar savaşı kazanmalarına rağmen Misimyana’da kesin bir hükümranlık tahsis edememişlerdir.

Misimyanalıların yenilgisini hazırlayan bir neden de, Kolkhida ülkesinde yaşayan tüm halkların o tarihte Bizans egemenliğinde olması ve Misimynalılara en küçük bir yardımlarının dokunamamasıdır. İşgalcilerin yürüttüğü en önemli politikalardan biri onları çeşitli şekillerde bölerek yönetmekti.

Anlattığımız bu 554- 555 olaylarından sonra Bizans, Kolkhida’da politikasını sağlam temellere oturtmaya başladı. Misimyanalıları yenip bağımsızlıktan caydırmalarından başka, İran’ı bölge halklarının da yardımıyla Kolkhida topraklarından attılar. Tüm bu başarılara rağmen Abhazya ve Egrisi’de kesin bir hükümranlık kuramıyorlardı. Bunda bölge halklarının özgürlük tutkularının rolü büyüktü.

 

6. İran ile Bizans’ın anlaşması ve bu olayın Kolkhida için önemi

İranlılar, 555 yılında Kolkhida topraklarında Bizanslılara yenildikten sonra politika değiştirip sorunu barışçı yollarla halletmeye karar verdi.

Hemen o yıl, Şah Khosroy’un inisiyatifi ile her iki taraf antlaşma imzaladı. Antlaşmanın amacı savaşı durdurmaktı yalnızca, yoksa aralarındaki sayısız sorunu çözmeye yönelik bir niteliği yoktu. (107)

Antlaşmanın üzerinden bir süre geçti. 562 yılında tekrar görüşmelere başladı. Bu görüşmeler oldukça uzun sürdü. Tartışmalar daha çok Svanetya üzerinde yoğunluk kazanmıştı. Sonuçta aralarında 50 yıl geçerli olmak üzere bir antlaşma yaptılar.

Bu antlaşma 13 maddeden oluşmuştu. Bizans ile İran arasında geleceğe yönelik politikaları, ticaret ve ekonomi ile ilgili normları kapsıyordu.

Bilindiği gibi Kolkhida savaşlarının nedeni Egrisi’nin pay edilmesiydi. Ancak ilginçtir ki, bu antlaşmada Egrisi ile ilgili en küçük bir ayrıntı yoktur. (108)

Görüşmelerin gidişatını kaydetmekten sorumlu tarihçi Menendır’ın yazdıklarına göre o olay zaten açıklık kazanmıştı. İran Egrisi üzerindeki planlarını rafa kaldırmıştı. Böyle olunca, Acemlerin artık Abhazya topraklarında da hayalleri olmazdı. Svanetya üzerinde yapılan uzun görüşmeler sonucunda İran’da kalmıştı.

Bizans her yıl İran yönetimine 20.000 (yirmi bin) ruble karşılığı altın verecekti. (109) Antlaşmadan sonra Svanların durumunun görüşülmesine devam edildi. Bizanslılar Svanetya’yı alabilmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Çünkü o ülkenin büyük stratejik önemi vardı. Svanetya’yı elinde bulunduran İran istediği zaman Kolkhida’daki Bizans ordularını güç durumlarda bırakabilirdi. Bu konuda tarihçi Menander şöyle söylüyor: ‘‘Aslında Svanetya toprakları ekonomik önemi olan topraklar değildir. Ancak stratejik önemi nedeniyle Rumlar için paha biçilmezdir. Çünkü bu toprakları elinde bulunduran İran her an Kolkhida topraklarını yağmalayabilir.’’ (110)

Nitekim Bizanslıların korktukları başına gelmiş İran Svanetya’da durumunu güçlendirmiş, Svanetya ile Misimyana sınırına mevziler kurmuştu. (111)

Bu gelişmeler nedeniyle de 6. yüzyılın 60-70’li yıllarında Svanetya Bizans için en önemli politik sorunlarından biri olmuştur.

565 yılında İmparator olan II. Jüstinyen Svanetya’yı İran’dan para ile satın almak istedi. Bunun için de Acemlere yüksek bir fiyat teklif etti. Ancak bu girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun üzerine Bizanslı diplomatlar Svanetya ileri gelenleri ile gizli görüşmelere başladılar. Amaçları onları ikna edip kendi taraflarına çekmekti. Bu girişimleri de bir sonuca ulaşmadı.

Kaynaklarda net bir şekilde belirtilmiş olmasa bile, 6. yüzyılın 70’li yıllarının ilk yarısında Svanetya, İran egemenliği altındaydı. Ancak 575- 576’lı yıllar geçildiğinde Svanetya’yı Bizans sınırları dahilinde görüyoruz. Bu tezimizi doğrulayan bir olanak da, Bizans ile İran’ın 576- 577 yıllarında Dara şehri yakınlarında yaptıkları görüşmelerde Svanetya hiç gündeme gelmemiş, Pesarmenia ile İberya konusu görüşülmüştür. (112)

Bundan çıkardığımız en kestirme sonuç, Bizans’ın görüşmelerden önce Svanetya’yı topraklarına kattığıdır. Herhalde Bizans bu ülkeyi satın almıştır. Gerçekçi olarak bakarsak, Svanetya’nın Bizans’a geçmesi Kolkhida için olumlu bir olaydır. Bu olay, Karadeniz’in Doğu topraklarının tamamının Bizans egemenliği altında toplanmasını sağlamıştır. Bundan sonra da ne Kolkhida halkları özgürlük mücadelesinden vazgeçti, ne de Bizans bunlara karşı tedbiri aldı.

Bu tarihlerde Kolkhida halkları, üzerlerindeki Bizans egemenliğine rağmen aralarında ittifaklar kurarak daha tehlikeli buldukları işgalcilere karşı savaşıyorlardı.

Bu söylediklerimizi doğrulayan bir olay vardır: ‘‘572 yılında Ermeniler isyan ettiler. İran’ı ülkelerinden atıp bağımsızlık kazanmak için yoğun bir mücadeleye giriştiler. Ancak bunu gerçekleştirmeye Ermeniler’in gücü yetmiyordu. Yardıma ihtiyaçları vardı.

Ermenilerin bu bağımsızlık savaşına destek veren halklardan biri de Abhaz halkıdır. 6. yüzyıl tarihçisi Feofan Bizantiyati şöyle yazıyor:  ‘‘Hükümdar Jüstin’in yeğeni (erkek kardeşinin oğlu) Markiyan Doğu komutanı oldu. Henüz Jüstin 8. yıllık bir imparatordu. Markiyan’ı Khosroy ile savaşmaya gönderdiler. Ermenistan komutanı Yoann ile İranlı komutan Miryan ordularının karşılıklı olarak savaşa hazırladılar. Ermenilerin yanında Kolkhidalılar, Abazgialılar, Alan hükümdar, Saroe vb. vardı.’’ (113)

Bu tür dayanışmalar aynı coğrafyayı paylaşan halkların dostluklarını pekiştiriyordu.

Bizans yönetimi artık Egrisi yönetiminin güçlü olmasını istemiyordu. Çünkü daha önceleri defalarca Bizans’ın politikalarına sekte vurmuşlardı. Ayrıca 6. yüzyılın 60’lı yıllarında bölge halkları arasındaki dayanışma iyice artmıştı. Kolkhida’daki liderler Egrisi hükümdarlarını destekliyordu.

6. yüzyılın bitimi ile 7. yüzyılın başlangıç yıllarında Abhazya’da güçlü bir otorite kurulması için uygun şartlar oluşmaya başladı. Aslında bu oluşumda Bizanslıların da katkısı vardı.

Dipnotlar:

1. Z.V. Ançabadze. Ortaçağ Abhaz Tarihi. Sayfa 23.
2. İleriki sayfalarda bu konuyu daha da açarak anlatacağız.
3. Z.V. Ançabadze. a.g.e. sayfa 40.
4. Prokopi Keresyati. Gotlar’la savaş, M. 1950, sayfa 382- 383. O, şüphesiz Pitsunda (LDZAA)’daki kilisedir.
5. Prokopi Keresyati. Acemlerle savaş. Bizanslı yazarların Gürcistan hakkındaki yazıları, 2. cilt, Bizans tekstleri Gürcüceye çevrilerek yayınlanmıştır. (Yayınlayan S.G. Kaukhişvili, Tiflis 1965, sayfa 74- 75.
6. Prokopi Keresyati. Acemlerle savaş, Georgika, ikinci cilt sayfa 75- 72.
7. Kaynaklarda bu bilgiler tam olarak uyuşmuyor. Çoğunda İranlılarla Egrislilerin adı geçiyor ama diğerlerinin olduğu su götürmez bir gerçektir.
8. Prokopi Keresyati. a.g.e. Georgika, 2. cilt, sayfa 82-87.
9. M.M. Gunba. a.g.e. sayfa 127.
10. Z.V. Ançabadze. a.g.e. sayfa 41-42.
11. İğdiş ederek.
12. Prokopi Keresyati. Gotlar’la savaş. Sayfa 382-382.
13. G.A. Melikişvili. Feodal dönemde Gürcistan’ın politik birlikteliği ve feodalizmin gelişimi. Tiflis 1973, sayfa 143.
14. Prokopi Keresyati. Gotlarla savaş. Sayfa 383.
15. Rumlar, Bizanslılar, Bizantiyalılar tüm bu kelimeler aynı anlamdadır.
16. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 400.
17. O. Kh. Bgaüjba-İ.N. Voronov. Gerzaul köyünün surları. Sohum 1980, sayfa 41.
18. Prokopi Kereyati. a.g.e. sayfa 400.
19. Ş.D. İnal-ipa. Abhaz Etno-kültürel Tarihi araştırmaları. Sohum 1976. sayfa 274.
20. Bazı araştırmacılar Abrukhların bugunkü Ubuhlar olduğunu söylüyorlar.
21. Prokopi Kereyati. a.g.e. sayfa 382.
22. Karadeniz…
23. Prokopi Keresyati. aynı sayfa 401.
24. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 401.
25. Konu 11. yüzyıl tarihçisi Cuvanşer tarafından detaylı olarak anlatılmaktadır. Ayrıca 18. yüzyıl araştırmacısı Bahuşti…
26. Daha geniş bilgi için bakınız M.M. Trapş. Anakopya kalesi ve onun savunma surları, 4. cilt, 1975, sayfa 90- 148.
27. M.M. Trapş. Abhazya’da feodalizm öncesi klanlar, kaleler, yerleşim birimleri. 4. cilt. Sayfa 150.
28. Prokopi Kereyati. a.g.e. sayfa 401.
29. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 402.
30. Z.V. Ançabadze. a.g.e. sayfa 48.
31. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 402.
32. Prokopi Keresyati. a.g.e. Georgika 2. cilt, sayfa 156.
33. Prokopi Keresyati. Gotlar’la savaş. Sayfa 403.
34. Acemler, İranlılar.
35. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 403.
36. İ.Voronov-O. Bğaüjba. Tzbilium Kazıları ve 6. yüzyılda Doğu Karadeniz sahillerinin tarihsel problemleri (el yazması). sayfa 259- 261.
37. Prokopi Keresyati. a.g.e. 403.
38. M. Gunba’nın da bu türden düşünceleri vardır. (bakınız a.g.e. sayfa 133).
39. Acemler, İranlılar, Persler hep aynı anlmada kullanılmaktadır.
40. İ.Voronov-O. Bğaüjba. a.g.e. (el yazması) sayfa 260- 285.
41. İ.Voronov-O. Bğaüjba. a.g.e. sayfa 260- 282.
42. Tarihçinin ‘’Kolkhidalılar’’ diye tanımladığı Egrisililerdir.
43. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 403.
44. Z.V.Anabadze. a.g.e. sayfa 49.
45. Apsilyalılar.
46. Bizanslı askerler.
47. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 403.
48. Z.V. Açabadze. a.g.e. sayfa 49.
49. Z.V. Ançabazde. a.g.e. sayfa 49.
50. İ.Voronov-O. Bğaüjba. a.g.e. sayfa 285.
51. Bugünkü Tskhnitskali.
52. Bizanslılar. Bırzenler.
53. Egrisililer ve yanlarında Abhaz savaşçılar da vardı.
54. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 397.
55. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 415.
56. Z.V. Ançabadze. a.g.e. sayfa 59.
57. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 432.
58. Z.V. Ançabadze. a.g.e. sayfa 59.
59. Agafiy Skolastik. Jüstiyen’in Hükümdarlığı üzerine. Georgafika 3. cilt. Sayfa 27.
60. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 427.
61. Prokopi Keresyati. a.g.e. sayfa 417.
62. Bu kale Tskheniskali nehri ile Riyon nehrinin denize karıştıkları yerin ortasındaydı.
63. Bu kale Megrelistan ile Leçkhumi sınırındaydı. (S. Kaukhçişvili).
64. Agafiy Skolastik. a.g.e. Georgika. 3. cilt. sayfa 46.
65. Agafiy Skolastik. a.g.e. Georgika. 3. cilt. sayfa 50.
66. Agafiy Skolastik. a.g.e. Georgika. 3 .cilt. sayfa 48- 49.
67. Agafiy Skolastik. a.g.e. Georgika. 3. cilt. sayfa 64- 71.
68. Agafiy’in Kolkhida diye tanımladıkları yalnızca Lazlar’dır. Ancak Laz terimi tüm Kolkhida halkları için kullanılmaktaydı.
69. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 72- 81.
70. Z.V. Ançabadze. a.g.e. sayfa 43- 44.
71. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 81- 82.
72. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa sayfa 85.
73. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 82- 84.
74. Batum yakınlarında bir yerin adıydı.
75. İleriki sayfalarda açıklanacak.
76. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 85.
77. SÇN. Canaşia. Gürcistan Feodal Cumhuriyeti. 1. cilt. Tiflis 1949. sayfa 65.
78. Araştırmacıların tahminlerine göre orası Kohn ilçesine bağlı Unagiradır.
79. Agafiy Skolastik. a.g.e. syfa 50- 52.
80. Bugünkü Mokherisi yakınlarında bir yerin adıydı. (S. Kaukhçişvili)
81. Agafiy Egrisliler’le Abazgialılar’ın adını söylemese bile varlığından şüphe yoktur.
82. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 90- 91.
83. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 90- 95.
84. Bugünkü Put şehri.
85. Tarihçi sözünü etmiyor ama aralarında Abhazlar da vardı.
86. İberya, diğer adıyla Kartvelya Krallığı (Doğu Gürcistan)
87. Bu sıralarda İranlılar Misimyana’dan da çıktılar.
88. Gürcistan Tarih Araştırmaları. 11. cilt, 1973. sayfa 266- 267.
89. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 158.
90. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 162.
91. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 85- 86.
92. Kuzey Kafkasya’da yaşayan Asetinler’in ataları olarak kabul edilmişlerdir.
93. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 86- 87.
94. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 88.
95. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 159.
96. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 162.
97. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 161.
98. Bugünkü Adzğara olmalı.
99. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 163.
100. Agafiy Skolastik’in öbür adı.
101. Ona Yoann Daknas adını çok özel bir ad olarak vermişlerdir.
102. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 171- 172.
103. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 174.
104. Z.V. Ançabadze. a.g.e. sayfa 52- 53.
105. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 174.
106. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 174.
107. Agafiy Skolastik. a.g.e. sayfa 179- 181.
108. S. Kaukhçişvili-Georgika 3. cilt. sayfa 213- 227.
109. Menandr Pretiktör. Georgika. cilt. sayfa 213- 227.
110. Menandr Pretiktör. Georgika. cilt. sayfa 228- 229.
111. Menandr Pretiktör. Georgika. cilt. sayfa 236.
112. Bakınız S. Kaukhçişvili-İ. Beridze, Gürcistan Devlet Üniversitesi yayını. 7. cilt. 1938. sayfa 96.
113. Bakınız G.A. Melikişvili. a.g.e. sayfa 143.

M.D. Lordkipanidze. Feodal dönemlerdeki Gürcistan’ın oluşumu. (9.-10. yüzyıl). Tiflis 1963. sayfa 176. Georgika, 3. cilt, sayfa 258.
Çeviren: HAYRİ ERSOY, Nart Yayıncılık, 1993

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

Yeni Zelanda’da yaşanan terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. https://t.co/ZDhFNByiUK
RT @Cerkesya: https://t.co/0Lzg3J3EIN
RT @dergi_mizage: ” Barıştan savaşa geçme süreci çok zordu, ama gerçeği söylemek gerekirse, savaştan barışa geçme süreci çok çok daha zordu…
@hayatitekin55 @iyiparti55 @iyipartisim @SamsunCerkes Özür mü, yanlış anlaşılma mı?
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı