Kafkasya, kuzeyiyle ve güneyiyle tarih boyunca stratejik önemi olan bir coğrafyadır. Bu nedenle de sürekli saldırılara ve işgallere sahne olmuştur. Esas itibariyle dağlık bir ülke olan Kafkasya’da yerleşim yerleri genellikle yüksek yaylalar ve derin vadilere yayılmıştır. Yüksekliği fazla olan bu dağ silsilesi, bölgedeki insanların tarihlerini, kültür ve karakterlerini başkalarından farklı kılmıştır. 

Askeri açıdan büyük ölçüde savunma imkanı sağlayan dağlar, kültür ve etnik bakımından bölünmüş bir coğrafyanın doğmasına sebep olduğu gibi Kafkasyalıların birleşmesini de önleyen bir faktör olmuştur. 

Esas konumuza geçmeden önce üç kavramın anlamını bir daha hatırlayalım.

GÖÇ: İşgal ya da başkaca bir zorlayıcı nedenlerle topraklarında eskisi gibi rahat yaşama olanağı kalmayan bir halkın veya halkların başka yörelere veya ülkelere kendi kararlarıyla gitmeleridir.

SÜRGÜN: İşgal edilen ülkedeki insanların tümüyle ve zorla topraklarından çıkartılması ve başka yerlere gönderilmesi ve yerlerine başka halkların ikamesidir.

SOYKIRIM (Jenosit): İşgal edilen topraklardaki halkları planlı bir şekilde ve bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok etmek, imha etmek ve yerlerine işgalcileri veya yandaşlarını yerleştirmektir.

İlk çağlardan başlamak üzere medeni alemin ağırlık merkezlerinden biri olan Akdeniz havzasının siyasi ve ekonomik hayatında Kırım ile Kafkasya’nın müstesna bir yeri bulunmaktaydı. İpek yolu, doğuya uzanan transit ticaret güzergahının kritik geçitleri ve kavşağı olan Kırım ve Kafkasya, aynı zamanda tarım, hayvancılık ve yer altı kaynaklarıyla ihmali mümkün olmayan bir konumdaydı. 

Rusların güneye inmesine set görevi yapan ve aynı zamanda Kırım ve Kafkasya’yı doğrudan yöneten Altınordu Devleti ile Ruslara karşı sağlıklı bir Devlet Politikası oluşturup uygulayamayan Kırım’ın, Slavları birleştirip önemli bir güç haline gelen Ruslar tarafından yıkılmasıyla beraber tehlike çanları Çerkesler için çalmaya başlamıştır. 1556’da tahta geçen Çar 4. İvan’dan başlayan ve I.Petro’yla giderek güçlenen ve batıdan aldığı silahlarla ordusunu geliştiren Rusya’nın Karadeniz sahiline sıcak sulara inme emelinin gerçekleşebilmesi için ortadan kaldırılması gereken en önemli engel Kuzey Kafkasya’dır ve neye mal olursa olsun be mesele halledilmek zorundadır. 

İşte bu nedenle Kafkas-Rus Çarlığı arasındaki savaşlar ta 1556’larda başlamıştır. Çar 4.İvan (Korkunç İVAN) önce Kabardey topraklarına saldırır. Prens TEMİROKA, kızı MARİA’yı Çar İVAN’a eş olarak verir. Bu vesileyle bir süre barış dönemi yaşanır. Ancak 4.İvan öldükten sonra savaşlar yeniden başlar ve zaman zaman ara verilerek tam 306 yıl sürer. 1556-1762=206 yıl hazırlık dönemi, 1763-1845 =82 yıl sürekli savaşlar ve 1846-1864=18 yıl sonuç savaşları olarak cereyan eder.

Ruslar, çok arzuladıkları Hazar Denizi, Karadeniz sahili ve Kafkasya’yı ele geçirebilmek için 306 yıl, bıkmadan usanmadan ve 1.500.000 asker kaybına rağmen saldırdılar. Her yıl Kafkasya’nın etrafındaki çemberi biraz daha daralttılar. Modern cihazlarla donatılmış ve devre dışı kalan her askerin yerine daha fazlasının konulabildiği böylesi bir güce karşı koyan Çerkeslerin artık bu topraklarda tutunması söz konusu değildi. Daha önceleri Kazan ve Kırım’da en acımasız şekliyle uyguladıkları ve artık klasik bir yöntem haline gelen, “kaçırmak veya göçürmek istiyorsan, evleri, tarlaları yak-yık,kaçmaktan ya da aç kalıp ölmekten başka bir seçenek bırakma...” metodu 1857’den itibaren Kafkasya’da en acımasız şekliyle sahnelenecektir. Çok sayıda Rus, İngiliz, Amerikalı, İtalyan, Polonyalı ve Türk kökenli yazar, araştırmacı, Komutan, tarihçi ve diplomatın ağzından Çerkeslerin sürgünü ve sürgün sırasında yaşananlarla ilgili bazı söylemleri birer cümle veya paragraf halinde sunduğumuzda sorunu daha iyi kavramak mümkün olacaktır.

ÇAR I.PETRO-1722 : “Rusya’nın çıkarları için mümkün olabildiği kadar İstanbul’a ve Hindistan’a yaklaşmak lazımdır. Buraları elinde tutan Dünya’ya hükmeder. Bunun için de ne gerekiyorsa onu yapmalıyız...” 

PRENS BARYATİNSKİ (Çar Naibi): “Karadenizin kıyılarını bir Rus denizi ve toprağı haline getirmek için dağlıları kıyıdan temizlemek zorundaydık. Dağlı Çerkeslere ulaşabilmemize engel olan Kuban ötesi halkların da tümüyle yerlerinden kaldırılması gerekiyordu.” 

GRAND DÜK MİCHAEL: “ Dağlılar teslim olmuyor diye biz görevimizi yarıda bırakamazdık. Yarısının temizlenebilmesi için öbür yarısının yok edilmesi gerekiyordu.” 

KAFKASYA ORDULARI KURMAY BAŞKANI MİLYUTİN: “..Dağlıları, zorla ve bizim istediğimiz yerlere göndermeliyiz. Gerekiyorsa Don yöresine sürmeliyiz. Bizim esas gayemiz Kafkas dağlarının eteklerindeki bölgelere Rusları yerleştirmektir. Ancak bunu şimdiden dağlılara hissettirmeyelim...” 

M.İ. BENYUKOV: (Dağlılara karşı savaşan ve anısını yazan): “Batı Kafkasya’nın iskanı ile ilgili resmi projenin uygulanmasından sorumlu Kont Yevdokümov, Kuban bölgesiyle pek ilgilenmiyordu. Çok pahalıya mal olan savaşı bitirebilmek için bütün dağlıların denizin karşı tarafına kovulması O’nun hedefiydi. Kuban ötesinde kalanların da tehlikeli olma ihtimaline karşın, sayılarının azaltılması ve yaşam şartlarından yoksun kılınmaları için her çareye başvurmaktı.” 

KONT YERDOKÜMOV’un Savaş Bakanlığı’na 1863 Kasım ayında gönderdiği yazıda “Batı Kafkasların fethi ile ilgili plan açısından şimdi de kıyı şeridini temizlemeliyiz...” (Devlet Tarih Arşivinden)

Rus Tarihçi SULUJİYEN: “Dağlılar teslim olmuyor diye biz davamızdan vazgeçemezdik. Silahlarını alabilmek için yarısının kırılması gerekti. Kanlı savaşta bir çok kabile tümüyle yok oldu. Ayrıca,çoğu anneler bize vermemek için kendi çocuklarını öldürüyorlardı...”

Rus Tarihçi ZAHARYAN: “Çerkesler bizi sevmezler. Biz onları, özgür çayırlarından çıkardık. Avullarını yıktık. Bir çok kabile tümüyle yok edildi...”

Rus Tarihçi Y.D. FELİSİN: “Bu, gerçek ve acımasız bir savaştı. Yüzlerce Çerkes köyü ateşe verildi. Ekin ve bahçelerini imha için atlara çiğnettik, sonuçta bir harabeye dönüştü." 

KONT LEV TOLSTOY: “Köylere gece karanlığında dalıvermek adet haline gelmişti. Gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerinin,ikişer üçer evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki, bunları hiçbir rapor görevlisi aktarmaya cesaret edemezdi...”

Muhaliflerden N.N. RAYEVSKİ:” Bizim Kafkasya’da yaptıklarımız, İspanyolların Amerika topraklarında yürüttükleri savaşların olumsuzluklarının aynısıydı. Dilerim ki, Yüce Tanrı Rus tarihinde kan izlerini bırakmasın...” 

Çar II. ALEXANDRE’nin Kont Yerdokümov’a kutlama mesajında : “Üç yıl içerisinde Batı Kafkasya’ya boyun eğdirilerek uyuşmaz yerli halkları temizleyip çıkardınız. Uzun yıllar süren kanlı savaşın zararlarını kısa sürede bu verimli topraklardan çıkartabiliriz...” 

JAN KAROL: “Rusya’nın Kafkasya’yı fethi, çağımızın barbarlık tarihinin en feci tablosunu oluşturur. Kafkas dağlılarının direnişini kırabilmek için 60 yıllık askeri terör ve kıyım gerekti...”

HAKHURAT Ş.Y.- LİÇKOV L.S. “Adegeya isimli kitaplarında: “Çarlık yönetimi, yüz binlerce Çerkesi Kafkasya’dan sürgün etti. Kanlı savaşla dağlı halkları vatanlarından kovarak yok ettiler...”

Rus Çarları tarafından çok önceleri planlanan ve adım adım gerçekleştirilen Çerkeslerin tarihi topraklarından sürülüşü olayı tarihin ender kaydettiği acılar ve ızdıraplarla doludur. Olayı yaşayan komutan, konsolos, gazeteci ve seyyahlara ilaveten konuyu araştıran tarihçilerin sürgün olayıyla ilgili görüşler de özetle şöyledir:

GRAND DÜK MİCHAEL: Savaşın sonlarında Kafkasya’ya geldiğinde, Çerkes beylerinin ziyaret edip, mağlup olduklarını, Rus yönetimini kabul ederek kendi topraklarında yaşamalarına izin verilmesini istediklerinde verdiği cevap: “Size bir ay süre veriyorum. Bir ay içerisinde ya Kuban ötesinde gösterilecek yere gidersiniz ya da Osmanlı topraklarına gidersiniz. Bir ay içerisinde sahile inmeyen köylüleri ve dağlıları savaş esiri sayıp ona göre işlem yapacağız.”

Y. ABRAMOV - Kafkas Dağlıları kitabında: “O zamanlar dağlıların başına gelenleri anlatmaya sözcüklerin gücü yetmez. Binlercesi yollarda, binlercesi açlık ve sefaletten öldüler. Kıyılar ölü ve ölmek üzere olan insan doluydu. Annesinin soğumuş cesedinde süt arayan yavrular, donup öldüğü halde çocuğunu kucağından bırakmayan analar ve sırf ısınmak için sıkışarak yattıkları yerde birlikte donarak ölen gruplar, Karadeniz sahilinde olağan manzaralardı...”

Rus İ. DZAROV : “ Osmanlı’ya göç etmek üzere yola çıkanların yarısı bile oraya ulaşamadı. Bu denli bir perişanlık insanlık tarihinde çok azdır.”

Rus St.PETERSBURG GAZETESİ : “Savunmaları ile ölümsüzleştirdikleri sahillerden kaçış başladı. Çerkesya artık yok. Dağlardaki artıkları da askerlerimiz yakında temizleyecek ve savaş kısa zamanda sona erecek...”

Fransız Gazeteci A. FONVİLL: “Gemicilerin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik gemiye 200-300 kişi alıyorlardı. Biraz su ve ekmekle yola çıkmışlardı. 5-6 günü aşınca bunlar tükeniyor ve açlıktan salgın hastalıklara yakalanıyorlar, yolda ölüyorlar ve onlar da denize atılıyorlardı. 600 kişiyle çıkan gemiden ancak 370 kişi sağ çıkabilmişti.”

Polonyalı Albay TEOFİL LAPİNSKİ: “Göçmenlerin sorunu felakete dönüşüyor. Açlık ve hastalık had safhada. Trabzon’ gelen 100.000 kişi 70.000 kişiye indi. Samsun’a 70.000 kişi indi. Günlük ölü sayısı 500 kişidir. Trabzon’da bu sayı 400 kişidir. Gerede Kampı’nda 300 kişi, Akçakale ve Sarıdere’de günlük ölüm 120-150 kişi arasındadır. İtalyan Dr. BARAZZİ’nin raporlarında şu ibareler dikkat çekicidir (İnsanlar,uzun süre bitkiler,bitki kökleri ve ekmek kırıntılarıyla hayatta kalmaya çalışıyorlar.”

Rus Araştırmacı A.P.BERGE: “ Novorovski koyunda 17.000 kadar dağlının toplandığı kıyıda gördüklerimi unutamam. Onların bu durumunu görenler Hıristiyan da olsa, Müslüman da olsa, Ateist de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyeceksiz bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Anasız kalmış çocuklar ölmüş annelerinin göğsünde süt arıyorlardı... Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Adige tarihi açısından büyük zararlara yol açtı. Sürgün, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerinin tarihini ve politik bir birlik olma sürecini uzun yıllar kesintiye uğrattı.”

Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkar GAZETELERİ: “Ruslar, Kafkasya’nın tamamını yerle bir ettiler. Köyleri ateşe verdiler. Savaştan sonra da yerli halkları vatanlarından sürüyorlar, onlar da terkediyorlar...”

İng.Elçi LORD NAPİYER: “Çerkeslerden boşaltılan yerlere derhal Slavlar veya başka Hıristiyanlar yerleştiriliyorlar.”

İng. Konsolos GİFFORD PALGRAVE: “17 Nisan 1867 günü tüm Abhazya’yı dolaştım. Rus olmamaktan başka bir suçu olmayan Abhaz halkının böylesine yok edildiğine ve ülkenin tahrip edildiğine tanık olmak çok acı verici...”

İng. Konsolos R.H.LANG: “Samsun’dan çıkan 2718 yolcu Kıbrıs’a geldiğinde 853 kişi ölmüş ve diğerleri de ölüden farksızdı. Günlük ölüm sayısı 30-50 arasındadır” İngiliz Parlamenter M. ANSTEY’in Parlamentoda ki konuşması : “İngiltere’yle ticari ilişkiye girmeye inandırılmış,İngiliz yandaşı yapılmış olan Çerkesya’ya ihanetle suçluyorum sayın Lord Palmerston’u. Hindistan’daki çıkarlarımızla beraber Bağımsız Kuzey Kafkasya’yı bilerek ve iterek Ruslara teslim ettiğiniz için aynı zamanda İngiltere’ye de ihanet ettiniz...”

Lord PALMERSTON 8 yıl sonra aynı parlamentoda konuşurken şunları der: ”Sayın Lordlarım, Çerkesleri kendi başlarına büyük felaketlerle baş başa bıraktığımız doğrudur. Oysa, biz onlardan yardım istedik ve onları büyük fedakarlık ölçüsünde de kullandık...”

Çerkes sürgünü olayını, nedenlerini, Osmanlı İmparatorluğu’nun politikalarını iskan şekillerini ve sayısını inceleyen araştırmacıların görüşleri de özetle şöyledir : 
PINSON: “Karadeniz sahilinde Çerkeslerin ölüm oranı % 50’ye yakındır. Sırf Trabzon’da 53.000 kişi öldü. Savaş artığı “yüzen mezarlar” olan gemilerden kaç tanesinin battığı bilinmiyor. Kafkasya’dan Balkanlara sürülen aile sayısı 70.000 ailedir. Edirne: 6.000, Silistre-Vidin: 13.000, Niş-Sofya: 12.000, Dobruca-Kosova-Priştina-Svista: 42.000 ailedir. Yaklaşık 350.000 kişi. Ölüm oranı daha az ve % 15-20 dolaylarındadır...”

Prof. Kemal KARPAT: “Ruslar, Çerkesleri tamamen imha ederek dağların iç kesimlerine, Çerkes mevzilerine doğru adım adım ilerlediler. Teslim olanlara 3 seçenek sundular: a)Kuban vadisine gitmek, b) Çar ordusuna katılmak, c) Hıristiyan olmak. Kabul etmeyenler Osmanlı ile Ruslar arasındaki bir anlaşma uyarınca göç ettiler. 1862-1870 arasında gelenlerin sayısı 1.200.000-2.000.000 arasındadır. 

Sahilde ölenlerin sayısı 500.000 den az değildir. Ayrıca Balkanlara giden Çerkes sayısı da 400.000 civarındadır. Halifelik yükümlülüğü, nüfus kazanma ve iyi asker sağlama gibi hesapların olduğu biliniyor...”

NEDİM İPEK: 1829’da başlayan savaş 1863’e kadar sürdü. 1864’te Çarlık hükümeti Batı Kafkasya’daki halkları bir ay zarfında Kafkasya’yı terke zorladı, Rumeli’ye 175.000 Çerkes, Anadolu’ya 600.000 kişi göçürüldü. 1867’den sonra gelenler de Tatarlar dahil 500.000 kişi kadardır.

Gelenler stratejik yerlere yerleştirildi. Çanakkale ve Marmara’da Müslüman erkek azalmıştı. Oraya yerleştirildi. İstanbul’da yakın yerlerde, Suriye ve Filistin’de reisleri şehir merkezine alınıp diğerleri dağınık yerleştirildi. Geleneksel şeflerin otoriteleri kırıldı. Zamanla yerli ahaliye karışıp gittiler.

ABDULLAH SAYDAM: Osmanlı’ya göçlerde çekici etkenlerden çok itici etmenler ön plandadır. Rusların ele geçirdikleri yerlerdeki Tehcir politikası, hiç değişmeden devam edip gitmiştir. Yapılan baskı ve zorlamalar beraberinde tepki olarak göçü getirmiştir. Dolayısıyla göçler Rusya’nın zulmünden kurtuluş olarak görülmüştür. Osmanlıda sırf insani açıdan kapılarını açmıştır. 1.000.000-1.200.000 Kırım ve Kafkaslı geldi.

SÜLEYMAN ERKAN: Rusya, Çerkeslere tümüyle sürgün gözüyle baktığından insanları bir ay içerisinde terke zorladı. Ve dramatik sahneler limanlarda ve deniz yolunda yaşandı. Mallarını yok fiyatına elden çıkartıp günlerce vapur beklediler. Fazla yolcu ve azgın dalgalarda perişan oldular. Binlercesi yolda öldüler. Açık denizdeki deniz kazaları bilinmiyor.

Rusya’nın sürgün politikası 1863’den sonra adeta SOYKIRIM’a döndü. 40-50.000 göçte mutabık iken sadece 1864 baharında 400.000 kişi geldi.

Ermeniler aynı ülke içerisinde bir yerden bir başka yere tehcir edildi. Ruslar ise Çerkesleri bir daha dönmemecesine başka ülkelere sürdü. Batılıların ilgisizliği çifte standarttır.

Ermeni, Pontus soykırımlarını parlamentolarına taşırken bilimsel olarak apaçık olan ÇERKES SÜRGÜNÜ’nün aynı ilgiyi görmemesi üzücüdür.

Her ulusun kendi toprağında kendi kültürünü yaşayarak yaşaması esastır. Bu konuda Çerkesler herkesten çok hak sahibidirler. Ama dağınıklık herkesten çok hak sahibidirler. Ama dağınıklık aksiyon birliğini zorlaştırır. Şimdilik Çifte VATANDAŞLIK çıkar yol gibi görünüyor.

1856-1876 arası göç-sürgün rakamları farklıdır. 1.000000-1.200.000 arası gibi 1878-1914 arasında da 500.000 Çerkes geldi. Krasnodar-Lapinsk yöresine yerleştirilenlerden 1889 7a 24.000 kişinin sürülmesi PAN-SLAVİST politikaların etkisiyledir. Kuban’da 106.795 iken sayı 61.231’e düşmüştür.

FAHİR ARMAOĞLU: II. Aleksandre sadece Kafkasya’daki özgürlük hareketini söndürmekle kalmadı. Çerkesleri kendi topraklarından sürmesinin nedeni onların yenilmesi olduğu kadar Rus olmayanları planlı bir şekilde Ruslaştırmadır. Nikolay İLMİNSKİ’nin fikir babası olduğu PAN-SLAVİZM’in devreye konduğu tarihlerle Çerkeslerin sürülüşü aynı tarihtir. Bu politika üç aşamalıdır.

Rusya’ya karşı savaşan ve destekleyenleri savaş suçlusu sayıp sürmek,

Kovulanların topraklarını Ruslara ve Rus Kazaklarına vermek,

Rus olmayanları da Ruslaştırma politikası izlemek. (20.yy. Siyasi Tarihi-Süleyman)

OSMANLI GÖÇ POLİTİKASI: Halife Abdülhamit annesi de Çerkes olduğu için tüm gelen Çerkesleri kabul etti. Oysa anlaşma 40-50.000 içindi.

Stratejik yerlerde denge sağlama (Marmara ve İstanbul’da azalan Türk nüfusu için yerleştirmeler)

Savaşlarda Müslüman erkekler yer alıyordu. Bu nedenle Müslüman erkek azalmıştı. Denge sağladı. Nüfusunu tamamladı.

Balkanlarda, Suriye-Filistin’de-TAMPON- olarak kullanıldı.

Güçlü asker ve özellikle gerilla eksiğini gidermede çok sayıda kullandı.

Tarım alanlarını ıslah edip ekonomisini düzeltme kullandı. Zira Çerkesler hayvancılık ve tarıma yatkındı.

Politik bir örgütlenmeye meydan bırakmamak için Çerkesleri bilinçli olarak dağıtarak yerleştirdi. Geleneksel olarak şeflerine bağlı ve silahlı oldukları bilindiğinden şefleri kent merkezlerine alınırken diğerleri gruplara bölünerek yerleştirildi. Başkalarına Orduda rütbe verdi. Potansiyel tehlike olmalarını baştan önledi. Böylelikle asimile edilmeleri biraz daha kolaylaştı.

Kaynak: Nart Dergisi Mayıs - Haziran 2001

21 Mayıs Andı

Aralık 14, 2018

Biz,
insanlık tarihinin en acımasız
sürgün ve soykırımını yaşamış
Çerkesler olarak...

nerede yaşıyor olursak olalım
yaşadığımız soykırımı
unutmayacağımıza,
gelecek nesillere de
unutturmayacağımıza...

her türlü baskıya 
asimilasyona
karşı koyarak
var olacağımıza...

21 Mayıs’ı 
ulusal-kültürel dirilişimizin
günü yapacağımıza...

yaşadığımız tüm ülkelerde
Anavatanımız Kafkasya’da
ve tüm dünyada
barışı savunacağımıza...

Atalarımızın 
manevi huzurunda
and içeriz...

27 Nisan tarihli bir önceki makalemizde, yukarıda belirtilen bir konuda bir yazı ya da bir yazı dizisi konusunda çalışacağımı belirtmiştim. Bu makale bir dizi yazının ilkidir.

Önce şunu belirtmeliyim: Çerkesler ve Osmanlı topraklarına Çerkes yerleşmeleri üzerine Türkçe yazılmış çok sayıda yazıyı bulmak olanaklı. Bu yazılar, Çerkesya'dan ya da komşu yörelerden ülke dışına yapılmış olan göç olayları ile Adıge deportasyonunu (ülke dışına sürgünü) karıştırmaktadırlar. Bu da asıl kurbanlar olan Adıgelere zarar vermektedir.

Üzülerek belirtmemiz gerekir ki, birçok Adıge de, soruna yüzeysel değiniyor, işi ciddiye almıyor ve uzatılan oltalara takılıyor.

Ancak, Batı’da yazılmış ve Türkçe’ye çevrilmiş olan kaliteli yazılar da vardır. W.E.D.Allen ve ölü Paul Muratoff’un Türkçe’ye çevrilen “Kafkas Harekatı 1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi”adlı kaliteli tarih kitabı bunlardandır (Ankara,1966). Çevirinin “Birinci Kitap” bölümünü “Kafkasya ve Kafkasyalılar” (1,2,3,4;internet) adı altında özetlemiş bulunuyorum. Özetlemeye, daha başka güncel çalışmalar nedeniyle, geçici olarak ara vermiş bulunuyorum.

Bir de Vikipedi’nin “Adıge Cumhuriyeti” ve eklentisindeki maddelerde de önemli bilgiler verilmektedir. Bundan sonra olumlu yazıların çoğalacağını umuyorum.

Sonuç olarak Adıge ya da Çerkes sorunu açığa çıkmaya ve bilimsel bir anlamda kavranmaya başlanmıştır.

Ancak şu noktanın da altını önemle çizmek isterim. Bu da şudur: Adıgeler/Çerkesler ve onların sadece bir bölümü -1860-1864 arası Bağımsız Çerkesya toprakları- ile sınırlı olmak üzere deportasyon uygulanmıştır. Adıge (Çerkes) deportasyonu dışında, 1860’larda ve sonrasında, Rus Hükümeti tarafından yapılmış olan başka bir resmi deportasyon (dış sürgün) olayı bulunmamaktadır. Yani deportasyon Adıgelerin bir bölümü -5 topluluk- ile sınırlı olarak uygulanmıştır.

Artık bu gerçeği bilmek durumundayız. Çünkü biz ne yazarsak yazalım, ne denli ‘karşı iddialar’ öne sürersek sürelim, gerçek budur, tarih ve bilim dünyası bunu böyle biliyor. Gerçekleri değiştirme ya da saptırma olanağı kalmamıştır.

***

Deportasyon ve Sürgün nedir?

Soykırım ve etnik temizlik, adı üstünde insanlığa karşı işlenmiş suçlardandır ve zaman aşımına tabi değildir. Bu nedenle yeniden tanımlanmalarına gerek görmüyorum.

Deportasyon da (ülke dışına sürgün de), Uluslararası Hukuk ve Avrupa Birliği Roma Antlaşması hükümlerine göre, insanlığa karşı işlenmiş olan ve zaman aşımına uğramayan suçlardan olarak kabul edilmiştir. Bu gerçeği de iyi bilmeliyiz.

İç sürgün ise tartışmalıdır. Bir sürgün olayının suç kapsamına girmesi için, bir ulusal topluluğun bir ülkenin sınırları dışına, bir ikinci ülkeye zorla ve savaşla bağlantılı olarak gönderilmesi/deporte edilmesi gerekir.

Adıgelere uygulanan sürgün politikası, eksiksiz olarak dış ülkelere sürme (deportasyon) olayı tanımına giriyor.

Şöyle ki, Bağımsız Adıge Ülkesi'nin kuzeyde Kuban Irmağından güneyde Bzıb Irmağına (şimdi Abhazya'da) değin uzanan Karadeniz sahilleri yerli Adıge/Çerkesleri olan Natuhay,Şapsığ,Vıbıh ve Ciget toplulukları ile daha doğudaki Abzah yöresi halkı toprağından sürülmüştür. Bu 5 yöre, 1861-1864 döneminin Bağımsız Adıge/Çerkes ülkesini oluşturuyordu. Bu 5 yöre ya da Bağımsız Çerkesya, saldırı hedefi oldu; ülke, Rus hükümetinin aldığı bir karar ve program gereği, Rus birliklerince kuşatıldı, sivil halka karşı, sistemli olarak soykırım, etnik temizlik ve dış sürgün (deportasyon) politikaları uygulandı ve değişik savaş suçları işlendi. Bu suçların hepsi, tartışmasız bir biçimde ve hukuki olarak soykırım ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına giriyor.

Kuban ve Laba ırmakları solundaki ovalarda barınan Bjeduğ, K’emguy, Besleney, Mahoş, Mamhığ, Yecerıkuay ve Kuban Kabardeyleri gibi Adıge toplulukları ise,1859’da, bağlılık yeminleri vererek Rus yönetimine girmişlerdi. İşin ilginci Abzahlar da aralık 1859’da bağlılık yemini vererek, Naib Muhammed Eminöncülüğünde Ruslara boyun eğmişlerdi. Ancak Rus İmparatoru II.Aleksandr Eylül 1861’de Abzah yöresini de sürgün (deportasyon) kapsamına aldı. Adıge tarihçi Prof.Dr.Ç’ırğ Ashad’a göre, Kafkasya Rus orduları komutanı General Yevdokimov, 1861’de Abzahlara saldırarak bağlılık yeminini bozmuştur.

Diğer yöreler (Doğudaki yöreler), Rus yönetimi altındaydı. Sırası geldikçe bu konulara da değineceğiz.

Etnik temizlik ise, bir etnik yöreyi silah zoruyla yerli nüfusundan arındırma olayıdır ve tartışmasız bir biçimde o da bir insanlık suçudur ve soykırımla iç içe olan bir olgudur, 1860'lı yıllarda sözkonusu yöreler Adıgelerine (Çerkeslere) karşı işlenmiştir.

***

Adıgelere uygulanan deportasyon politikası dışında, ayrıca bir Adıge iç sürgün olayı da var mıdır?

Uluslararası hukuk deportasyonu, yani bir ülkeden ikinci bir ülkeye –egemen tarafın zorlamasıyla- yaptırılmış olan göçü ya da sürgünü,zaman aşımına uğramayan bir insanlık suçu olarak kabul etmiştir. Bu durumda Rus hükümeti tarafından Adıgelere yönelik bir insanlık suçu işlenmiştir. Yukarıda belirtildiği gibi deportasyonun savaş durumu ile bağlantılı olması da gerekiyor.

Örneğin iki ülke arasında anlaşma sonucu yapılmış olan ve biçim olarak deportasyonu andıran nüfus mübadeleleri de vardır. Bunlar da, uygulanış yönünden dış sürgün biçiminde gerçekleşirler. Barış zamanındaYunanistan ile Türkiye arasında yapılan “Ahali mübadelesi” (1923-1927) bunun bilinen bir örneğidir.Mübadelenin –zorla yaptırılması durumunda- insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamına girmesi gerekir,ancak bildiğim kadarıyla,mübadeleler henüz suç kapsamına alınmış değil. Mantıklı düşünecek olursak, iki devlet anlaşmıştır diyerek,insanların doğduğu topraklardan zorla gönderilmeleri deportasyon dışı bir olay olarak değerlendirilebilir mi?..

Ancak konumuz bu değil.

1862-1863 yılları boyunca ve Haziran 1864 ortalarına değin süren deportasyon programı sonucu, sözkonusuKaradeniz kıyıları ile kıyıdaki sıradağların doğusundaki Abzah yöresi (Абдзэхэ шъолъырыр), tek bir yerli köyü kalmayacak bir biçimde yerli nüfusundan tamamen boşaltıldı. Karadeniz yöreleri köyleri,bütün halinde Rus askerlerince ateşe verilip yakıldı.

İşgal komutanlığı tarafından yerli nüfusa,ülkesini terk etmesi, Türkiye'ye ya da Rusya'ya göç etmesi emredildi. Bağımsız Adıge Ülkesi nüfusu için Türkiye de, Rusya da ikinci bir ülke niteliğindeydi. Sonuç olarak, Adıgelere karşı Ortaçağ uygulamalarından da daha vahşice bir program (politika) uygulanmıştır. Ortaçağ’da bile, işgal edilen bir ülkenin nüfus dokusu, bir ölçüde de olsa korunurdu.

Rusya ise bir ülkeyi kendi ulusundan bütünüyle temizlemiştir.

Biliminsanı Dr. Walter Richmond,Çerkes sürgünün “modern zamanlardaki ilk soykırım ve etnik temizlik olduğuna inanıyorum” diyor ve akademisyenlerin “insanlık tarihini yazarken nüfusu ne olursa olsun hiçbir halkı gözardı etmemeleri gerektiğini” vurguluyor (“Dr. Walter Richmond ile Söyleşi”,8 nisan 2011,Cherkessia.net).

Bu saygın biliminsanına, “Doğru ile Eğri” yazarı İ.Kustenko’ya,“Çerkesya Gönül Yaram” yazarıT.Polovinkina’ya ve onlar gibi değerli biliminsanlarına tarih ve insanlık hak ettikleri değeri, elbette birgün verecektir, inanıyorum onlar adına insanlık anıtları dikilecektir. Adıge genç kuşakları da, doğruları araştıran ve ortaya koyan değerli insanları hiçbir zaman unutmayacaktır inancındayım.

***

1860’larda politik durum

1862-1864 arasında Karadeniz kıyılarından göç ettirilen bir bölüm Adıge'nin şimdiki Adıge Cumhuriyeti arazisine ve çevresine (Belaya ve Laba ırmakları arasındaki düzlüklere) yerleştirilmiş olduğunu biliyoruz. Buna bir iç sürgün olayı izlenimi verilmek isteniyor,ama doğru değildir. Çünkü orası –şimdiki Adıge Cumhuriyeti yöresi- bir bölümüyle 1857’den, bir bölümüyle de 1859'dan beri Rusya toprağı haline gelmişti ve oradaki Adıgeler 1859’da Rusya’ya bağlılık yemini vererek Rus yurttaşlığına geçmişlerdi.

Bu açıklamaya şu nedenle gerek görüyoruz: Sözkonusu Roma Antlaşması, dış sürgünü insanlığa karşı işlenen suçlardan biri olarak kabul ediyor, ama iç sürgün konusunda henüz bir karar birliği yok. Yani iç sürgün henüz insanlığa karşı işlenmiş olan suçlar kapsamına alınmış değil. Ancak, Bağımsız Çerkesya toprakları içinde gerçekleşmiş olan ve Adıgeleri ilgilendirecek olan bir iç sürgün olayı sözkonusu edilemez. Bunu belirtmemiz gerekir.

1864 yılına değin Adıge (Çerkesya ya da Circassia), politik anlamda egemen bir ülke idi. Ya da hiçbir ülkeye bağlı değildi. Dış dünya artık bu gerçeği kabul ediyor.1863-1864 yıllarına değin egemen/bağımsız bir ülke olanAdıge/Çerkesya ülkesi, Rus istilası sonucu yok edildi, sadece ulusun egemenliği değil, o ulus ile birlikte, o ulusun ülkesi de yok edildi,etnik kimliği değiştirildi ve o ülke nüfusu bir ikinci ya da üçüncü ülkeye silah gücüyle ve toptan sürüldü.

Bu bir soykırımı olayıdır.

Sonuç olarak, bağımsız bir ülke ve halkı tarihten silinmiş oldu. Bu gerçeğin tartışılacak, eksikliği aranacak bir yanı olamaz. Gerçek, tüm çıplaklığıyla ortada.Binlerce yıllık bir geçmişi olan bağımsız bir ülkenin yok edilmesi ve halkının başka bir ülkeye ya da ülkelere sürülmesi olayı, soykırım dışında, daha başka nasıl açıklanabilir ki?..

***

1860’lardaki uygulamalar

1860'lı yıllarda Adıge Ülkesi nüfusu 2 milyona yakındı. Bu nüfusun en az 500 bini savaş sırasında ölmüş olmalı. Değişik yorumlar o merkezde birleşiyor. Geri kalan nüfusun ezici çoğunluğu Türkiye'ye gönderildi (1 milyonun üzerinde bir nüfus). Daha küçük bir nüfus da -Maykop kentinin içinden geçen- Belaya Irmağı (Şhaguaşe) ile daha doğuda olan Laba ırmakları arasında bulunan ve Rusya'ya ait olan topraklara yerleştirildi. Düzlüklere yerleştirilen bu son/sürgün Adıge nüfusunun 40 bin dolayında olabileceğini düşünüyoruz.

Şimdiki Adıge ve Karaçay-Çerkes yörelerindeki 60 bin, Kabardey’deki 40 bin Adıge nüfusa, bu yeni deporte edilmiş 40 bin Adıge’yi de eklediğimizde, 1864’te Kafkasya’da 140 bin dolayında toplam bir Adıge nüfusunun kalmış olduğunu tahmin edebiliriz. Değişik kaynaklar da bu nüfusu doğruluyor.

Ancak bu nüfusun bir toprak birliği kalmamıştı.

Bu son sürgün,yani Rus egemenliğindeki topraklara yerleştirilme durumu, ayrıntıları ve işin niteliğini bilmeyenler için bir 'iç sürgün' olayı olarak da algılanabilir, biz de bilmeyerek, önceleri öyle yazmıştık. Ancak, işin derinliğine indikçe ve belgelere ulaştıkça yanıldığımızı anladık. Rus egemenliğindeki topraklara yerleştirilme olayı hukuken bir iç sürgün olayı olarak kabul edilemez, bu bir dış sürgün/deportasyon olayıdır.

Çünkü olay, istila yoluyla işgal edilen bir ülkenin (Adıge/Çerkesya’nın) halkını ülkesinden çıkartma ve başka bir ülkeye (Rusya’ya) yerleştirme olayıdır. Yani bir ülkeden başka bir ülkeye sürülme olayıdır.

İç sürgün, örneklere bakarsak, bir suç işlenmesi (ayaklanma) ya da savaş sırasında bir güvenlik önlemi olarak uygulanabiliyor. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ermenileri toptan sürülmüş, yer yer katledilmiş, devşirilmiş ve mal varlıkları yağma edilmiştir. Bir iç sürgün olayı niteliğindeki bu olay, suçlu suçsuz, bir dini ya da ırki topluluğu tümüyle hedef aldığı için,Batılı ülkelerin çoğu tarafından soykırım olarak kabul edilmiştir. Üstüne üstlük, savaş sona erdiğinde Ermenilerin evlerine dönüşlerine izin verilmemiş, mal varlıkları da iade ya da tazmin edilmemiş, mal kapanın elinde kalmıştır. Bu olaya Adıgeleri bulaştırmak isteyenler de çıkmış, ama tutmamıştır. Adıgelerin Ermeniler ile ilişkileri,genellikle dostça idi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon asıllı ABD vatandaşları, güvenlik nedeniyle, Japon istilasına açık olan stratejik yerlerden iç/uzak bölgelere, kamplara taşınmış, savaşın sona ermesi üzerine eski yerlerine dönmelerine izin verilmiş, mal varlıkları korunmuş ve kendilerine iade edilmiştir.Aynı sıralarda 10 Sovyet ulusal topluluğu da toprağından toplu olarak –ırk esası üzerinden- sürülmüş, ulusların 5’i (Karaçay,Balkar,İnguş,Çeçen ve Kalmık) devletçe geri getirilmiş ve eski özerk yönetimleri yeniden kurulmuş (1957), bunlar için yeni konutlar inşa edilmiş, bu insanların üretici konumuna getirilmeleri devletçe sağlanmıştır.

Diğer 5 Sovyet halkının ise hakları iade edilmemiştir. Günümüzde Gürcistan,1940’larda sürülmüş olan Ahıska Türkleri’nin (Mesheti) dönüşüne, Abhazya da Gürcülerin toplu dönüşüne sıcak bakmıyor.1990’larda Abhazya’da yaklaşık 100 bin Abhaz’a karşılık, 240 bin Gürcü nüfusu bulunuyordu. Bunlara benzeyen birçok çözülmemiş insanlık sorunu bulunuyor.

Örnekleri çoğaltabiliriz.

Adıge soykırım, etnik temizlik ve dış sürgün olayı, yukarıdaki bütün bu örneklerden daha ağır ve daha zalimane biçimde bir gerçekleşmiştir.

(Devam edeceğiz)

Hapi Cevdet Yıldız 01.05.2011

cherkessia.net

Dizi yazımızın ilkinde,1860'larda bağımsız bir ülke olan Çerkesya'nın yok edilişi olayını,özet olarak sunmuştuk.Bu olayın,içiçe geçmiş bir soykırım,etnik temizlik ve deportasyon (sınırdışı etme) yumağı olduğunu belirtmiştik.Sonuç olarak Karadeniz kıyıları ile içteki Abzah yöresinden (Абдзахэ) oluşan ve ayakta kalmış olan son Bağımsız Adıge/Çerkesya Ülkesi halkının,son bireyine değin süngü gücüyle ülkesi dışına sürüldüğünü yazdık.Çerkesya halkının,ana kitle olarak Osmanlı topraklarına,küçük bir azınlığı ile de Rusya'ya sürüldüğünü   anlattık.Rusya’ya sürülenler daha önceleri -1856 yılına değin- Çerkeslere ait olan,ama 1857’den beri egemen bir Rus toprağı olmuş olan bir yöreye (şimdiki Adıge Cumhuriyeti ve çevresine) yerleştirildiler.

Yineleyelim: 1860-1864 yıllarının Bağımsız Çerkesya’sının sınırları içine Karadeniz kıyıları ile oraya bitişik Abzah yöresi giriyordu.Deportasyon  programı,sınırları çizilen  bu ülkede/Adıge’de uygulanmıştır. Natuhay,Şapsığ,Vıbıh ve Abzahlar ile küçücük bir topluluk olan Cigetler ve o gruptan olan Ahçıpsı,Aibga ve Psıhu köy toplulukları da topraklarından sürülmüşlerdir.Ciget topluluklarının yaşadığı ana topraklar Gagra ilçesi statüsüyle bugün Abhazya’dadır.

Abhazya, bağımsız bir ülke olup diasporadaki Abhaz, Abaza, Ciget ve Vıbıh topluluklarına Abhazya’ya yerleşme hakkını siyasal ve hukuksal anlamda tanımıştır.

Deportasyon,sırf savaş ya da Ruslara boyun eğmeme nedenine bağlı değildir.Bu,öncesinden planlanmış bir etnik temizlik programıdır.Örneğin Natuhaylar Ocak 1860'da Ruslara boyun eğmiş ve Çerkes safında savaşa katılmamışlardı.Bu yetmedi ve topraklarından sürüldüler,aynı biçimde Cigetler de savaşa katılmamış ve Ruslarla savaşmamışlardı,onlar da sürülmekten kurtulamadılar.

Amaç istenmeyen ve gelecek adına güvenilmeyen bir ulusu,Rusya için stratejik önemi bulunan Karadeniz kıyılarından temizlemek,uzaklaştırmaktı.

Bu toplulukların hepsi Adıgece konuşuyor ve Adıge Ülkesi ve Ulusu tanımı içinde yer alıyorlardı.

Çizilen bu sınırlar dışındaki Çerkes ve Kuzey Kafkas yöreleri Rus işgali ve yönetimi altında idi, oralardan bir deportasyon ya da etnik temizlik yapılmamıştır,ancak o gibi yörelerden de yoğun  göçler yapılmıştırr.Göç  konusunu ayrıca ele alacağım.

İşin bu vahim noktaya/deportasyona varmasına ve Kuzeybatı Kafkasya'nın ya da tarihsel Adıge/Çerkes Ülkesi'nin boşaltılmasına/boşalmasına yol açan nedenler üzerinde durmamız gerekiyor.

Önce, Çerkesleri, Çerkesya’yı ve komşu yörelerini kısaca tanıtalım.

***

Çerkesler ve komşuları

Çerkesler,kökleri Taş Çağı’na dayanan,değişik ve kendilerine özgü bir kültürü ve geleneği olan bir ulustur.Çerkes kültürü ve geleneği “cesaret,asalet/soyluluk,zarafet/incelik,cömertlik ve merhamet” gibi seçkin değerler üzerinde yükselmişti.Çerkes/Adıge dili de, biliminsanı Prof.J.Colarusso'ya göre, "Dillerin Topkapı Sarayı",dilbilgini Prof. Rogava'ya göre de,konuşanları  Ruslar sayısında olsaydı "İngilizce yerine dünya dili" olacak değerde bir dildir. Elbette bu değerlerin dışında,insani olmayan öğeler de vardı:Kölelik ve esir ticareti gibi.

Ancak esir ticareti,bir dönemin dünyasında geçerliydi ve sanırım Çerkeslerin kenar yöreleri ile sınırlıydı.Çağın bir gereğiydi bu durum.Akdeniz çevresi ülkelerinde işgücüne ve paralı askerlere gereksinim vardı.Çerkesler güvenilen insanlardı.Orta ve Yeni Çağ’da Çerkes esirler en çok İstanbul ve İskenderiye’ye (Mısır’a) götürülüyordu.Mısır,Memluk Devleti sonrasında da, Kavalalı Mehmet Ali Paşa (1769-1849) dönemine değin Çerkesler tarafından özerk bir eyalet olarak yönetiliyordu.Mısır’daki Çerkes varlığı Çerkesya’dan ya da esir pazarlarından satın alınan Çerkes esirlerle takviye ediliyordu.

Çerkeslerin uzak ve yakın geçmişlerini,özet olarak da olsa,daha fazla öğrenmek isteyenlerin,bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi,"Adıge Cumhuriyeti"-Vikipedi  maddesine bakmalarını öneririm.

***

Bu ön bilgilendirmeden sonra 16.yüzyıla,yakın tarihe atlamak istiyorum.Çerkeslerin kuzey komşuları olan Altın Ordu (1242-1501) bir Moğol-Kıpçak (Tatar) devletiydi,Aksak Timur'un 1395'teki saldırısı sonucu parçalandı.

Parçalardan Kırım Hanlığı (1426-1783) ile Astrahan Hanlığı (1466-1556) devletleri Çerkesya’nın ve diğer Kuzey Kafkasya yörelerinin yeni komşuları oldular.

Kafkasya’nın güneyinde ise,doğuda İran İmparatorluğu ile batıda Gürcü krallık ve prenslikleri bulunuyordu (Abhaz prensliği de dahil).

Astrahan Hanlığı 1556'da Rusya'ya ilhak edildi.Adıge/Kabardeyler ve diğer Kuzey Kafkasya halkları Rusya ile sınır komşusu oldular.Rusya genişliyor,imparatorluğa/çarlığa doğru evriliyordu.Güçlenme dönemi, ilk Çar ve Kabardey damadı olan İvan IV (1530-1584;Korkunç İvan) ile başlamıştı.

Aynı dönemde Osmanlı tahtında da Kanuni Sultan Süleyman (1495-1566) oturuyordu.Rusya yükseliyor, genişliyor,Osmanlı İmparatorluğu ise yerinde sayıyor ve Rus yayılmasını durduramıyordu.

***

Ruslarla ilk ilişkiyi Kabardey beyleri kurmuşlardır.Kabardeyler,diğer Adıge toplulukları birliğinden kopup bugünkü Kabardey yöresine yerleşmiş olan bir Adıge topluluğudur.Adıgece'nin iki kolundan birine giren üç lehçede konuşurlar.Dördüncü lehçe olan Besleney lehçesi de,bir Kabardey lehçesi sayılıyor,ama Besleneyler kendilerini Kabardeylerden ayrı sayıyorlardı.Kabardeyler,önceleri Şapsığların komşuları olarak Kuban Irmağının kuzeyinde,Ukrayna’da ve yer yer de Kırım yarımdasında yaşıyorlardı.Moğol-Tatar istilası ve baskıları sonucu,13-15.yüzyıllarda güneydoğuya doğru çekilerek şimdiki yerlerine/Kabardey'e yerleşmişlerdi.Bu geri çekilişle,Kırım ve Azak Denizi kıyılarından Osmanlı Devleti’ne ve bu arada Mısır’a yapılan kârlı köle ihracat ve ticareti yitirilmiş,kıyılardaki pazarlar Tatarların eline geçmiş oldu.

Astrahan Hanlığı’nın ortadan kalkması üzerine,Kabardey beyleri (pşı),Osmanlılara ve Kırım’a karşı 1557’de Rusya ile yararlı bir ittifak kurdular.Buna göre Rusya, Kabardeyleri koruma altına alıyordu,karşılık olarak  Orta Kafkaslardaki stratejik dağ geçitleri Ruslara açılmış oluyordu.Ayrıca Ruslar,Kabardeylerin desteğiyle Oset,İnguş,Çeçen ve İran'a bağlı olmayan Dağıstan toplulukları ile de barışçı ilişkiler kurmaya ve Kuzey Kafkasya’ya yerleşmeye başlamışlardı.

I.Petro'nun (Deli Petro) İran seferi sırasında,Dağıstan'daki yerel prenslikler (hanlıklar) de,İran'dan kopup,Kabardeyler gibi, Rus koruması altına girdiler (1722).Ancak Dağıstan'a yönelik İran’ın egemenlik iddiaları,Ruslarla imzalanan 1813 Gülistan Antlaşması'na değin sürecekti.Bu son anlaşmayla İran,Dağıstan ve şimdiki Kuzey Azerbaycan üzerindeki tüm haklarını Rusya'ya devredecekti.

***

Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan ve Osmanlıların son başarısı olan 1739 Belgrad Antlaşması ile Ruslar Kuzey Kafkasya'nın bir kısmından çekildiler.Sözgelişi Büyük ve Küçük Kabardey yöreleri tarafsız (bağımsız) bölgeler haline geldiler.

Ancak anlaşma ,Osmanlılar aleyhine olmak üzere Ruslar tarafından sık sık ihlal ediliyordu.Osmanlıların zayıflamış olduğunu anlayan Ruslar, kaleler ve müstahkem mevziler inşa ederek Bağımsız Kabardey topraklarına  yerleşmeye başladılar.Örneğin,yerel beylerin tüm itirazlarını dinlemeyerek,1763'te Mozdok Kalesi’ni (şimdi Kuzey Osetya’da) kurdular,kaleyi 1765'te kente dönüştürdüler.

Mozdok kenti Rus yerleşiminin kalıcılığının bir göstergesiydi.Rus, artık Osmanlıları da Kabardeyleri de takmıyordu.

Böyle bir ortamda,Rus yayılmasını durdurmak için Osmanlılar son bir deneme savaşını daha  yaptılar,ancak 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı Osmanlıların ağır  yenilgisiyle sonuçlandı.Osmanlı Devleti artık bir cihan devleti olmaktan çıkıp  savunmaya çekilmiş zayıf bir devlete dönüşmüş oldu.Adıge Ülkesi (Çerkesya) dışındaki Kuzey Kafkasya’dan ise,Osmanlılar tamamen silinmiş oldular.Osmanlı,varlığını denge politikalarından –Batılı ülkelerin desteğinden- yararlanarak sürdürecekti.

Ruslar 1768-1774 savaşı sırasında ,Daryal Geçidi’inden geçerek Güney Kafkasya'ya indiler,Gürcü müttefikleri ile birlikte Türkleri Karadeniz kıyısındaki Poti Kalesi’ne değin kovaladılar.

Bu arada İnguş ve Çeçen yöreleri üzerindeki Rus nüfuzu da arttı.

1774’te Kabardey ve şimdiki Kuzey Osetya resmen Rusya’ya ilhak edildi.Ancak,Kabardey feodal sistemi bu ilhaktan zarar görmedi,beylerin toprakları,mülk ve köleleri Rusya’nın devlet güvencesine alınmış oldu.Kabardey’in feodalizmden kurtulması,en az 90 yıl gecikmiş ve Kabardeylerin özgürlük mücadelelerine katılmaları önlenmiş oldu.Yine de Ruslar Kabardeylere karşı temkinli davranıyor,onlara pek güvenmiyor,kentlere yerleşmelerine ve para ile ticaret yapmalarına izin vermiyor,Kabardeylerin  takas ve trampa yoluyla ticaret yapmaları serbest bırakılıyordu.Kabardey'de tam bir sömürge yönetimi kurulmuş oluyordu.Kabardeyler Ruslara at ve hayvan satıyor,karşılığında sanayi ürünlerini alıyorlardı.

Oset ve İnguşlara daha toleranslı davranıldığı söylenebilir,onlar bir ölçüde kentlere yerleşebiliyorlardı.

***

Rusya,öteden beri salam/dilimleme politikası uygulamaya,adım adım yayılmaya başlamıştı.Rusların 50 ve 100 yıllık yayılma planlamaları yaptıkları söylenir.Karşılarında Britanya,Fransa ve Avusturya gibi güçlü devletlerin ve Kuzey Kafkasya’yı savunan cesur Müslümanların bulunması, Rusya’yı temkinli ve planlı hareket etmeye,hesapsız adımlardan kaçınmaya ve  fırsat kollamaya zorluyordu.

Rusya,1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Kırım Hanlığı’nı Osmanlı Devleti'nden ayırmayı başardı.Kırım,yutulmaya hazır yumuşak bir lokmaydı artık.Aslında Rusların Osmanlıları ve Kırım’ı taktıkları  yoktu.Kırım,fiilen Rus egemenliği altındaydı. Nitekim,Rus generali Suvarov, Çariçe II.Yekaterina’nın talimatıyla hukuken ‘bağımsız bir devlet’ olan Kırım'a ait Kuban Irmağının kuzey (sağ) yakası boyunca askeri kaleler ve karakollar kurmaya başlamıştı.Amaç Adıge,Nogay ve Kalmıkların  Ruslara   karşı birleşmelerini önlemekti (Döneme ilişkin daha çok bilgi için bkz.Ç’ırğ Ashad, ‘Tehlike Kuzey’den Geliyordu’,internet).

Rus yayılması Adıgeleri de kaygılandırmıştı.Savunma amaçlı Adıge-Osmanlı görüşmeleri başladı.Çerkesya’ya ve Kırım’a  yardım amacıyla,bir liman üssü oalarak, Osmanlılar tarafından 1781'de Anapa Kalesi kuruldu.

Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Rusya 1783'te Kırım Hanlığı'nı ilhak etti,ardından büyük bir  Nogay (Tatar) ve Adıge katliamını gerçekleştirdi (bkz. ‘Tehlike Kuzey’den Geliyordu’).Böylece 1557’den 1783’e değin,Çerkesya için bir koruyucu kalkan olan Kırım Devleti ortadan kalkmış,Adıge ve Ruslar karşı karşıya gelmiş oldular.Ayrıca Doğu Gürcistan'ı/Kartlı ve Kaheti Krallığı’nı da koruması altına alan Rusya,Adıge Ülkesi’ni güneyden de kıskaca ve –kıyı dışında- tam bir kuşatma içine almış oldu.

1801’de Kartlı ve Kaheti Krallığı Rusya’ya ilhak edilecekti.

(Devam edecek)

Hapi Cevdet Yıldız 05.05.2011

cherkessia.net

Çerkeslerin Sürgünü–21 Mayıs 1864Sayın Dr. Cahit Tutum’un İngiliz kaynaklarından tercüme ederek kazandırdığı belgeler, Sn. Marc Pinson’un Çerkeslerin Rumeliye iskanına ilişkin tebliği ve sn. Kemal H. Karpat’ın Çerkeslerin Suriye’ye iskanına ilişkin tebliği 1993 yılında mütevazi bir kitapçık halinde Kafdağı dizisinde yayınlanmıştır. Bu kitapçıktaki tebliği ve belgelere ilaveten 23 Mayıs 1999 tarihinde DSİ Genel Müdürlüğü salonlarında

Page 1 of 2

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı