İttihatçı hedef olarak Anadolu'nun ulusal homojenliğini sağlayan ,"Milli Mücadele"yi "zafer"le noktalayan, Anadolu'daki etnik temizliği Lozan'da onaylatan Ankara Hükümeti'nin Lozan delegasyonunun eli masada çok rahattır. Büyük Devletlerin Anadolu'da etnik açıdan adaletli, ikna edici ve kalıcı bir barış perspektifinden yoksun olduklarını, Küçük Asya'daki temel sorunlara tatmin edici bir çözüm bulmakta ne kadar isteksiz olduklarını Kemalist Yönetim anlamakta gecikmemiştir. Bunları Lozan delegasyonundan Rıza Nur'da açıkça görmek mümkündür.

Gerek Ankara gerekse İtilaf Devletleri Lozan'da neyin pazarlığının yapıldığının bilincindedirler, pazarlık her iki taraf içinde kazançlıdır, "İtilaf Devletleri, Lozan Antlaşmasıyla soğuk savaşl ruhunun hâkim olduğu bir anlaşma taslağı imzalamışlardı[r]: Başlıca sorunları, SSCB ve İslami akımlardan uzak tutabilmek maksadıyla, güçlenmiş bir Türkiye'yle anlaşmaktan ibaretti[r]. O zamana dek görülmedik boyutlarda bir etnik temizliği diplomatik olarak tasdik etmek pahasına da olsa bu düşüncelerini gerçekleştirdiler"2. Etnik temizliğin kurbanları açısından bu tasdik; "İtilaf Devletleri, Şark meselesini kendi çıkarlarına en uygun şekilde ayarladığından beri, yani kapitalistler, Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasını önlemeğe karar verdiği andan itibaren, bizim Küçük Asya'daki davamız, ana rahminde ölmüş bir çocuktan farksızdır"3. Mustafa Kemal ünlü nutkunda ; "Lozan'da behemehal sulhun yapılacağından emindim" derken herhalde bunları ifade ediyordu.

Ermeni Sorununu Soykırımla çözümleyen ittihatçılar Rum kökenli yurttaşlarını da mübadele ile sınır dışı etme fırsatını Lozan'la kolay yakalamışlardır. Delegasyondan Rıza Nur bütün bunları ne kadar kolay kazandığına kendisi de şaşırmaktadır; "Bu mübadele benim Türkçülük noktasından esas emelim idi; fakat böyle tarihte görülmemiş bir şeyi nasıl teklif edeceğim diye öteden beri düşünüp duruyordum. Şimdi kendi kendine ortaya geldi. Yani gökten düşmüş minkudret oldu... İngiltere Türkiye'yi parçalamaya alet ve vesile olan bir unsuru Türkiye'den çıkarmak istiyor ki: Bu Türkiye denilen uzviyetin sağlam olmasını istemek demektir. Hala maddi surette bunun hakikatine vakıf olamadım. Galiba Hıristiyanları bilahare kesilmekten kurtarmak fikrindeydiler. Sadece bu"4.

Ancak elinin güçlü olduğunu bilen Ankara affa taraftar değildir. İlan edeceği bir genel af içerideki muhaliflerini temizlemesini engelleyeceğinin bilicindedir. "Vatanımızda başka ırkta, başka dilde, başka dinde adam bırakmamak en esaslı, en adil, en hayati iştir"5 düsturu ile yola çıkan Lozan delegasyonundan Rıza Nur, genel affın sınırlarını daralttırarak, bu meyanda muhaliflerden kurtulma hesabında başarılı olacak ve Lozan'da 150 kişiyi bu affın dışında bırakmayı başaracaktır.

Rıza Nur; "ben burada adedi kararlaştırdım. Şahıslar yoktur. Sonra Mustafa Kemal istediğini bu adede dahil etmiş"6der. Ankara bu sayede muhaliflerinden kurtulacağı gibi ileride muhalif olabilecek kişileri de listeye alarak, geleceğini de garantiye almak istemektedir. Ankara'nın (ya da R. Nur'un deyimiyle Mustafa Kemal'in) istediği kişileri genel affın dışında bırakarak, ülke dışına çıkarma ya da artık ülkeye giriş izni vermeme yetkisini Lozan'da alarak en azından şimdilik kaydıyla 150 kişilik muhalif yada muhalif potansiyelini taşıyan kişilerden kurtulacaktır. Yüz ellilikler, muhalefeti temizleme zincirinin halkalarından biridir.

Cumhuriyet Tarihine Yüzellilikler diye geçen kişilerin listesine baktığımızda bunların Mustafa Kemal'in otoritesini tanımayan kişiler olduğu yada gelecekte ona muhalefet edebilecek kişiler olduğu görülmektedir. (Bu yazıda 150'likler sadece Ankara Hükümeti otoritesi karşısındaki konumuyla ele alınmıştır, göreceli bir kavram olan "hain" kategorisi elbette ki konumuzun dışındadır)

Listelerin Hazırlanması

Yüz elli kişilik listenin hazırlanması ve Meclisin gizli oturumunda görüşülmesi sırasında, Dahiliye Vekili Ahmet Ferit (Tek), uygulanan prensipleri açıklarken, yaptığı konuşma bu listenin hazırlanmasında göz önünde bulundurulan prensibin Ankara Hükümetini tanımayan kişilerden oluşturulması gerektiğine işaret eder:

"Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, hain, ne prensibi? Yalnız hıyanetin vecih ve nevi itibariyle ancak tasnifi kabil olur. Yoksa prensip nedir? Demin arz etmiş olduğum vech üzre Sevr muahedesini kabul ve imza eden kabine, Sevr muahedenamesini Paris'te imza eden heyet-i murahhasa, sonra Kuvay-ı İnzibatiye, sonra Çerkez Ethem ve avanesi, İzmir Çerkes kongresine murahhas olarak iştirak edenler, hıyanet-i vataniyede bulunan memurin-i mülkiye ve askeriye, hıyanet-i vataniye ile maznun polis rüesası, hain gazeteciler, sonra hıyanet-i vataniyede bulunan diğer eşhas. " 

Ferit Beyin burada işaret ettiği muhalefeti vatan hainliği olarak algılama prensibi gelenekselleşecektir. Bundan böyle muhalefet vatan hainliği olarak algılanacak günümüze kadar uzanacaktır.

Listeye bakıldığında da bu prensibe uyulduğu görülecektir; Listede M. Kemal Paşa'nın otoritesine başkaldıranlar ile ileride muhalif olan kişilerin olmasına dikkat edilmiştir. Bu seçim yapılırken çok zorlandıklarını ve çok çaba sarf ettiklerini teslim etmek yerinde olur. Çünkü tüm muhalefeti yüz elli kişilik listeye sığdırmak olağan üstü bir çaba gerektirmektedir. Nitekim son ana kadar liste belirsizdir. Kendilerini muhalefetin temizlenmesine adayanlar o kadar kendilerinden geçmişlerdir ki, bu kendinden geçiş ve muhalefet eden ve edebilecek herkesi bu listeye dahil etme çabası sonunda, liste 149 da kalmıştır. Listenin bir kişi eksik kaldığını son anda fark ederler. 16, 22 ve 23 Nisan 1924 tarihlerinde, "150'likler konusu Türkiye Büyük Millet Meclisi nin gizli oturumlarında ele alınmış, 23 Nisan 1924 günü akşamı da Bakanlar kurulu, Millet Meclisindeki gizli ve açık görüşmelerin, yapılan hazırlık çalışmalarının ışığı altında 149 kişilik bir liste hazırlamıştır.

Onanmak üzere Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya sunulan bu listeye Gazi, 1 Haziran 1924 günü, Köylü Gazetesi sahibi Refet'i de katmış ve listeyi onamıştır."8

Ankara Hükümeti'nin başından beri en önemli sorunu içte kabul görmektir. Kendi Meclis'inin otoritesini her şeyin üstünde tutar ve bu otoriteyi sağlamanın en önemli araçlarından biri de İstiklal Mahkemeleridir. En bunalımlı günlerinde bile bu mahkemelerin ordulardan daha faal olduğunu söylersek abartmış olmayız. Tanınmak uğruna istiklal Mahkemeleri, neredeyse taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayacak derecede faaliyet göstermişlerdir.

Bu sert önlemlere rağmen Ankara hükümetini tanımayan unsurlar çoğunluktadır ve bunların barış antlaşmasının "af" şartına rağmen tasfiye etme kararlılığındadır. Bunların başında da basın gelmektedir. Bir kısım basın mensupları yüzeli kişilik listeye alınarak tasfiye edilecek kalanları da 1925 yılında Takrir-i Sükun Kanununun verdiği fırsatla İstiklal Mahkemelerinde terbiye edilecektir.

Adana'da Ferda (Sahibi: Fanizade Ali İlmi), İzmir'de Müsavat (Sahibi: İzmirli Hafız İsmail), Köylü (Sahibi: İzmirli Refet, başyazarı: Ferit), Balıkesir'de İrşad (Sahip ve başyazarı: Trab¬zonlu Ömer Fevzi), Bandırmada Adalet (Sahibi: Bahriyeli Ali Sami), Edirne'de Temin (Sahip ve başyazarı: Mustafa Neyyir), İstanbul'da Alemdar (Sahibi ve başyazarı: Refik Cevat, sorumlu müdürü Pehlivan Kadri) adlı gazeteler muhalif basının örneklerindendir.  Bu basın mensupları yüz elli kişilik sürgün listesine dahil edilmekten kurtulamamışlardır.

Ankara memleketten sürüleceklerin listesini çok uzun zamandan beri hazırlamaktadır. 3 Şubat 1921 günü akşamı Ankara istiklal Mahkemesi reisi Topçu İhsan (Eryavuz) durumdan vazife çıkararak listeyi hazırlamaya başlar:

"Güzel ama Paşam, biz, tarihe hiçbir vesika, ve müsbet hadise bırakmıyoruz ki... Sizin bu af ve müsamaha hissiniz devam ettikçe, kim vatanperver, kim bugünkü şerait içinde münhasıran şahsını düşünmüş, hatta hiyanet etmiş, tarih bunu tesbit edemeyecek... Ben, istiklâl Mahkemesi Reisi olarak konuşacağım:

Önümüze gelen dosyaları tetkik ve neticelendirirken, görüyorum ki, asıl mücrimler karşımızda değildir. Bizim elimize geçenler, onların vasıta-i melanetleridir... Diyelim ki bugünkü şerait içinde onları adalet huzuruna sevkedebilmek kudretine malik değiliz. Fakat meselâ, Damat Ferit habisi için bir karar alabildik mi? Alamadık... Hatta onun efendisi Padişah için bir tel'in kararı kabul edebildik mi? Diyelim ki henüz zamanı ve sırası değil... Fakat bir gün elbette bunların huzur-u millette hesaplarını görme günü gelecek¬tir... Böyle olmasa bile, faaliyet ve gayeleri tarihe intikal ettirmek için, şimdiden hazırlıklı olmalıdır. Siyasiyat cilveleri içinde, öyle hadiseler unutuluyor ki, yarın, hakikatleri elde etmek imkânsız hale gelecektir. " 

Aradan bir buçuk yıl geçmiş, 3 Şubat 1921 günkü şartlar değişmiştir. Lozan arifesi Gazi, İhsan Bey'in de olduğu önderleri yemeğe çağırarak söze başlar:

"İhsan Bey... Hatırlar mısınız, bir gün sizinle ve zannediyorum ki Doktor Adnan ve sabık Maliye Vekili Ferit Bey'lerin bulunduğu bir hususî toplantıda, zaferden sonra memlekette kalması, vatanın huzuru itibariyle mucibi endişe olacak kimselerin listesinden bahsetmiştik ve hatırımda kaldığına göre, siz bunların daha o zaman tesbitini istemiş¬tiniz. Şimdi Yusuf Kemal Bey, her beynelmilel muahedenin bir affı derpiş ettiğini söyleyerek, böyle bir ihtimale karşı hazır bulunmamızı istiyor...O halde, bizim yapacağımızı tasavvur ettiğimiz hazırlıklar, bir emrivaki oluyor demek. Ne dersiniz?"  diyerek tartışmayı açar.

İsmet Bey (İnönü) affa layık olamayanların şimdiden tespitinin zaruri olduğunu, İhsan Bey, Af dışında bırakılacakların kimler tarafından hangi yetkiyle saptanacağını, hangi tarihten itibaren suç işleyenlerin bu listeye dahil edileceğini söyleyerek bir takım endişelerini belirtir. İsmet Bey "Paşam... İhsan Beyefendi, tehlikeli bir bahis üzerindedir: Mücadele-i Milliye'nin sebepleri olarak Mondros Mütarekesi'yle Sevr Muahedesini söyledi. Mesul, mütareke ve muahedenin kendisi değil, onları imzalayanlar olduğuna göre, böyle bir tezin kabulü halinde vaziyet ne olacak?

İhsan Bey, anılarında bu sahne için şöyle yazar: Orada olanlardan birçoğu, bu İnce nükteyi kavrayamamışlardı. Mondros Mütarekesi'ni imza eden Hüseyin Rauf Bey'di... Rauf Bey de o tarihte İcra Vekilleri Heyeti Reisi, yani Başvekil idi... Sadece Gazinin dudaklarında bir tebessüm dolaştı. " 

O gün karar alamazlar ve dağılırlar herkesin aklında artık liste vardır. İlerleyen günlerde Başbakanlıkta, İçişlerinde, Erkan-ı Harbiye'de çalışmalar başlatılır herkes liste peşindedir. Bu işin öncüsü olan İhsan bey listelere vakıf oldukça kaygısını ifade etmekten kendisini alamaz "Demek ki hadiselere his hakim olmaya başladı" der ve Heyet-i Vekile'de tartışılan isimleri beğenmez.

Bunların yanında böyle bir listenin hazırlanmasına karşı olan kişi Heyet-i Vekile'nin başında olan Rauf (Orbay) Bey'dir. Rauf Bey listenin hazırlanmasına yandaş olmaz. Hariciye Vekili Yusuf Kemal (Tengirşek) Bey mecliste yapılacak listenin olağan olduğunu savunur. İsmet Bey'de Lozan'ın birinci evresinde bir kısım tebaanın aftan istisna edileceğini belirtir lakin bunların kimler olduğunu, suçlarını, kesin sayılarını ve neden suçlu sayıldıklarını açıklamaz, çünkü kendisi de bilmemektedir.

Listeler Dahiliye Vekaletince hazırlanarak Meclise getirilir. Mebuslara, 600'lük, 300'lük ve 150'lik seçenekler sunulmuştur.

Konunun Meclisteki Tartışmaları sırasında kürsüye gelen Yusuf Akçora'nın konuşması mecliste konuya verilen önemi! göstermesi bakımından ilginçtir:

"Efendiler, sanıyorum ki, her gün üç defa kürsüye gelerek zamanınızı harcayan arkadaşlarınızdan değilim. (Bravo sesleri, gülmeler). Kırk yılda bir çıkmışım. Belki makul bir söz söyleyeceğim. Şurada pek tanımadığım ve kendilerine düşünce açısından hiç karşı çıkmadığım arkadaşlar da ayak patırdısı yapıyorlar. Nedenini anlamıyorum. Simdi sanıyorum ki, görevlerimizden en önemlilerinden birisini, yalnız aklımızla değil, vicdan ve kalbimizle ilgili her görevi yapmak üzere bulunuyoruz. Dolayısıyla bu konuda pek fazla acele... (Bu sırada konuşan kişiyi dinlemek istemeyenler, kendi aralarında yüksek sesle konuşmaktadırlar. Akçoraoğlu, onlara doğru seslenerek): Efendim, müsade buyurur musunuz? Yoksa Bakanlar Kurulu mu toplantı halinde. (Gülüşmeler) Millet Meclisi, çeşitli görevlerinden birini sanıyorum ki şu anda yargı görevi yapıyor. Ve öyle bir karar verecektir ki, bu karar sonunda Türkiye'de bulunan ve eskiden Osmanlı saltanatı uyruğunda bulunan ve içlerinden bazıları üzülerek söylüyorum, birçoğu Türk olan bazı kişileri, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından kovacağız. Sanıyorum ki herhangi bir adam için verilecek kararların en ağırını vereceğiz. Liste çabuk gelsin, aç, akşam yakın, iftara, yetişeceğiz, görüş ve düşünüş geçerli olamaz. Bu konuda önce kişiler gelmeden, prensipleri hukukî bir biçimde saptamak gerekir... Ne var ki o gün o saatlerde Meclis Genel Kurulu'nun prensip, hukuk kuralları gibi sorunlarla uğraşma sabrı yoktur. Bir an önce, kimlerin 150'likler listesine girdiğini öğrenmek istemektedirler." 

Yusuf Beyin adların tartışılmasından önce işin 'kurallarının saptanması gerektiği yolundaki direnişi kırıldıktan sonra Meclis gizli oturumunda İçişleri Bakanı Ferit Bey, 150'likler taslak listesi hakkında bilgi vermeyi sürdürüp, şöyle der:

"Efendim işte 150'lik liste... İşte 300'lük liste... İste 600'lük liste... Yusuf Beyefendi bir prensipten söz ettiler. Dediler ki, prensipleri koyalım. Demincek, yüksek kurulunuza belirttiğim gibi, biz de adları öyle karmakarışık yapmadık. Biz de kendimizce bir prensip yaptık. Yaptığımız defterde şu biçimde saptadık. Önce, kaçak Vahideddin'in yanındakiler.

Birer birer adlarını söyleyeceğim. Ancak Yusuf Beyefendiyi inandırma, rahatlatmak için önce prensiplerden söz edeceğiz. Sözünün tam burasında Akçoraoğlu söz atar, yalnız beni değil der. Ferit Bey sinirlenmiştir, işte bu noktada:

Efendim, prensip diye ne istiyorsunuz? Hain, Hain. Ne prensibi? Yalnız ihanetin yol ve türü bakımından ancak bir sınıflandırma olur, yoksa prensip nedir? der. Akçoraoğlu, bu sert ve ters çıkış karşısında, Kaçak Vahideddin'in yanındakiler haindir deyince bu kere oturumu yöneten Başkan Fethi Bey (Okyar) kızar. Demin zat-ı aliniz, şikayet ediyordunuz der. Yusuf Akçoraoğlu: Hakkınız var Reis Bey demekten başka çıkar yol bulamaz." 

Ferit Bey konuşmasını sürdürürken ağzındaki baklayı çıkarır:

"Yalnız şimdi Bakanlar Kurulu'nun kararına dayanarak ben bazı noktalarda prensibin bazı yönlerinden sapıldığını söyleyeceğim. O da şudur ki, söylemiştim, altı yüzü, yüz elliye indiriyoruz. Bunu yüz elliye indirirken daima bugünkü durumdaki zararlı ile gelecekte zararlıyı karşılaştırıp gelecekte de zararlı olacağa öncelik tanıyoruz." 

Bir Kemalist yazarın: "Çünkü o anda hükümet için geçmişte kötülük yapanlar değil, gelecekte yapabilecekler önemliydi."  sözleri muhalefetin algılanışına ilişkin sözler olduğu çok geçmeden anlaşılacaktır.

Ferit Bey isimleri millet vekillerine sunmaya başlar,  konunun ciddiyeti açısından, Milletvekillerinin listeye bakışının ve konuya verilen önemin! anlaşılması bakımından meclis tartışmalarından örnekler açıklayıcı olacaktır:

Ferit bey: "... Artin Cemal denilen herif... (Konya eski valisi sesleri)

Dr. FİKRET BEY(Ertuğrul) — Sekiz yüz bin Ermeni'yi kestik diyen adam.

FERİT BEY (Devamla)   — Artin adını yazarsak, iyi olmazjsanırım. Ciddiyetten, çıkar. Denizcilik Bakanı Kürt Hamdi, bilirsiniz bunun bir de kardeşi vardır. Adı Tribor Halil'dir. İstanbul'da büyük bir şey yapmıştır. Bu da bu yoldan büyük eylem gösterenlerdendir. İsterseniz, bu Kürt adını kaldıralım. Hamdi Paşa diyelim. (Hayır Hayır sesleri). (Cakacı Hamdi, lakabı böyledir, sesleri)." 

Bir milletvekili listede bir divani harp üyesinin bulunmasını isterse de kendisi de bir olağanüstü mahkeme reisi olan İhsan Bey itiraz ederek: "Bu bir gelenek olmasın efendim der. Mecliste gülüşmeler olur" 

Meclis gizli oturumundaki tartışmalara devam ediyoruz; Bir milletvekili sorar: -Abdullah Cevdet nerede? Ferit Bey; Ona gelinceye kadar sabah olur.

Liste okundukça isimler üzerine tartışmalarda eklenen sıfatlar artar: ahmak, budala, alçak, rezil, sözcükleri oturum boyunca tekrarlanır. İsimlere itiraz edilirken nükteyi de elden bırakmazlar.

Bu adam sekiz okka etle gezmiş olsa arkasına bir kedi bile takılmaz. Tabii ki hamaset de unutulmaz:

"Memleketi kana boyayan Çapanoğulları nerededir? Bunların hiç birisi fikir adamları değildir, bunlar alettirler. Rica ederim listeye fikir adamları koyunuz.

HULUSİ (Zarflı) BEY- En şakileri çıkarıyorsun. Emin ol ki en fena, en müthiş şakileriçıkarıyorsun!

ALİ ŞUURİ (Hoşafoğlu) BEY- Efendiler, daima fikirlerden bahsediyorsunuz. Fikir saha-i icraya gelmeze (uygulamaya konulmazsa) ne kıymeti kalır? Liste'nin aşağısındaki adamlardan çıkarmak istiyorsunuz. Bunlar en şakileridir. Bir fırkayı (tümeni elinde tutar. Yunanlılar altına gark ettiler. Başına ferik serpuşu (general şapkası) koydular. Böyle, düşman için kıymetli, bizim için namussuz adamlar vardır ki bir fırkaya muadildir, (Dışarda mı sesleri) Dışarıdadırlar. Dışarda dediğim memleketin kenarındadır. Midilli'dedir bu adamlar. " 

Ardı ardına sıralanan adlar, sorular, pazarlıklar sürerken bir yeterlik Önergesi verilir ama, onaylanıp reddedilir. Milletvekilleri, bu liste üzerinde daha çok konuşmak istemektedir. Görüşmeler sürer. Başkan, gizli oturuma gece devam edilmesini önerir, önce kabul denir ama, tam o sırada Kütahya Milletvekili Recep Bey söze başlar. 150'liklerin dışında kalacakların ne olacağı yolunda görüşlerini sıralar. Ardından başkaları da söz alıp ko¬nuşurlar. Ortaya, Müslüman olmayan, ama 150'likler listesine girmesi gereken kişilerin adları atılır. Bunlar bu listeye alınabilir mi, alınamaz mı tartışmaları başlar. Bir ara, bu tartışma öyle keskinleşir ki, Karesi milletvekili (Balıkesir) Süreyya Bey [Yiğit], İçişleri Bakam Ferit Bey'i yalancılıkla suçlar. Suçlamanın gerisinde, Lozan Antlaşmasının gizli protokollerinde, Hıristiyan uyrukluların cezalandırılıp cezalandırılmayacaklarına ilişkin bir hüküm var mıdır yok mudur sorusu yatmaktadır. Sonunda, 150'li'kler listesine kesin biçimini verme görevini Bakanlar Kurulunun üstlenmesi, ancak bu listenin bir kez daha Millet Meclisine gelmesi kararıyla oturum kapanır. Bakanlar Kurulunun hazırlayıp son şeklini verdiği liste 22/23 Nisan 1924 Çarşamba akşamı, bir kere daha yapılan Millet Meclisi gizli oturumunda ele alınır. Bu kez öyle ilk oturumundaki gibi uzun görüşmeler olmaz ama, oturum gene de elektrikli geçer. Bakanlar Kurulu bu listeyi son kez, 1 Haziran 1924 günü gözden geçirip, Mustafa Kemal Paşa'nın önerisiyle 150. ad olarak Köylü Gazetesinden Refet'in de listeye alınması kararlaştırır. 7 Haziran 1924 tarihli Resmi Gazetede yayınlanır. 

Listeye alınanların temel karakteristikleri Ankara Hükümeti karşıtı olmaları ve Ankara'nın otoritesini tanımamalarıdır. Liste birkaç kategoride sınıflanır: Vahdeddin'in mahiyeti, Kuvay-i İnzibatiye, Serv antlaşmasını imzalayan heyet üyeleri, Ethem Bey ve Arkadaşları (Milli Mücadele'nin başlangıcında önemli bir güç olan ancak Mustafa Kemal tarafından tasfiye edilen Ethem Bey hakkında Emrah Cilasun'un ayrıntılı ayrı bir yazısı olduğundan burada sadece isminden söz edilmekle yetinilmiştir), Çerkes Kongresi'ne üye olarak katılanlar, gazeteciler, Ankara hükümetinin otoritesini tanımayan ve gelecekte muhalefet edebilecek mülki, askeri ve siyasi yöneticiler. (EK 1)

Listede Çerkezler 86 kişiyle  önemli bir yer işgal ederler, bunda Ethem Bey ve arkadaşlarının kalabalıklığı gibi Çerkez Kongresi'nin kalabalıklığının ve Çerkez muhalefetinin rolü büyük olsa gerektir. 'Milli Mücadele'de gerek Ethem Bey'in gerekse Çerkezlerin önemli rolü olmasının yanında, Çerkezlerin muhalefeti de önemli boyutlardadır. Anadolu'daki Milliyetçi güçlere karşı direnişlerin önemli bir bölümü Çerkezlerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde ortaya çıkması, Çerkezlerin bu listeyi kabartmasına neden olmuştur.

150'likler listesinde 17 kişi ile temsil edilen Çerkez Kongresi, İzmir'de 24 Ekim 1921 tarihinde, Muhalif Çerkezleri temsil eden Şarki Karib Çerkezlerin Temin-i Hukuk Cemiyeti öncülüğünde düzenlenmiştir. Cemiyetin bünyesinde, Yunanlıların işgalindeki 19 vilayette yaşayan 17 farklı Kafkas kavminin temsilcileri bulunuyordu. Kongre sonunda Çerkez ve Türk politikalarına ilişkin görüşleri içeren bir bildiri yayınlanmıştır. (EK 2)

İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından bildirildiğine göre, İzmir'deki Çerkez Kongresinde ayrıca, İngiltere'ye hitaben, Anadolu'nun Karadeniz kıyı bölgesinde, İngiliz himayesi altında bir Çerkez otonomisi kurma talebi dile getiriliyordu .

Kongrenin ardından İzmir'deki Çerkez Kulübü, Yunan ordusu içinde, 150 atlı ve 400 piyadeden oluşacak bir Çerkez Birliği oluşturma kararı aldı. Ermeni gazetesi Cagatamart'ın bildirdiğine göre, Çerkez Birliği aslında cephede savaşmak üzere Bandırmaya gönderilecek olan 300 piyade ve 400 atlıdan oluşacaktı. Bir sonraki Çerkez Kongresi Adapazarı Genel Valisi Mustafa Bey'in başkanlığında Bandırmada yapılması tasarlanıyordu. Bir başka Ermeni gazetesi olan Azatamart'ın verdiği habere göre ise, 1921 Temmuzunda, Balıkesir'e bağlı 169 Çerkez köyünün temsilcileri Yunan Bakanı Keotokis ile görüşerek ve ona Yunan ordusu bünyesinde savaşacak bir Çerkez süvari alayı kurmayı teklif etmişlerdir. Çerkez temsilciler, Türk tabiyetinden çıkarak Yunan nüfusuna girmek istediklerini de bildirmişlerdir. Gazetenin bildirdiğine göre, Keotokis, Çerkez temsilcilerin teklifini yanıtsız bırakmıştır. Oysa Yunan ordu kaynaklarından edinilen bilgilere göre, birkaç atlı grup oluşturan Bandırma ve İzmir Çerkezleri, Yunan saflarında çarpışarak az başarı elde etmemişlerdir.

Yunan Komutanlığı ve İngilizler, onları kendi taraflarına çekmeye yarayacak şartlar oluşmadığı için, Çerkezlerden yararlanamadılar. Otonomi vaadiyle Çerkezleri baştan çıkarma umudu gerçeğe dönüşmedi, çünkü Çerkez cemaatinin bu yönde bir talepleri yoktur. Müslümanlık temelinde cemaatçilik fikrinin baskın olduğu Çerkezlerin milli bilinçlerine çok da uygun bir talep değildir. İzmir Çerkez Kongresinin yarattığı etki, İstanbul'da yapılan Çerkez Kongresinde, Kemalist hükümete desteğin dile getirilmesi ve İzmir Kongresinin protesto edilmesi yönünde alınan kararla bir ölçüde kırılabilir. Ethem Bey ile Ankara hükümeti arasındaki zıtlaşmanın, Ethem Bey'e destek vermiş olan Çerkezler açısından üzücü sonuçları olur. Ethem Bey ülkeden ayrıldıktan sonra, Kemalist hükümet, Manyas'a bağlı 14 Çerkez köyünün ahalisini Doğu'ya sürer. Bazı kaynaklara göre, böyle bir girişime iki Çerkez'in, Rauf Orbay ile Hınç Ali Said'in (General Akbaytugan) öncülük etmesi ilginçtir.  150'likler listesine alınarak yurt dışına çıkarılan aydınlardan bir bölümü de Kürt kökenlidir. (EK 3)' '

Yurt dışına sürülen bu muhaliflerin küçük düşürülmelerine ilişkin yayınlar ihmal edilmemiştir. Bunlardan birine Ethem Beyin bir cevabı şöyle başlamaktadır:

"Şimdiye kadar aleyhimde her fırsattan bilistifade yazdıkları sütunlar dolusu gülünç ve hilafı hakikat neşriyatı çok gördüğüm ve okuduğum için böyle kendi garazkarane yazıları ile kendilerini tekzip ve rezil eden gazetelere gerçi ehemmiyet vermiyecek derecelere gelmiş isem de Tanin gibi tövbekar, riyadan beri müdafii hakikat olduğunu iddia eden bir gazetenin her ne sebebe mebni ise satırlar dolduran bu gibi hilafı varit neşriyatından memleket namına doğrusu ya; müteessir olmadım desem ben de yalancı ve riyakârlar sırasına geçmiş olurum, işte; bu kanaatime binaen yine kendilerinden hakikatperver bir gazeteci sıfatile; şahsıma ait; son bu neşriyatlarının tekzibini temenni ederek, hakikati bildirdiğim halde; şimdiye kadar her nedense buna dair bir neşriyatlarına tesadüf edemedim..."11

Yüzelliliklere yönelik içerideki bu yayınların dışında, yurt dışında da rahat bırakılmamışlar, hükümetçe bütün hareketlerin izlenmiştir. 1927 yılında Gümülcine'de konsolos olarak görev yapan, sonra Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Genel Müdürü olan IX. dönem Samsun milletvekili Firuz Kesim, bu konuda şunları anlatmaktadır:

"Batı Trakya'nın merkezi Gümülcine'de konsolos bulunduğum sırada Gümülcine âdeta bir Yüzellilikler yuvası halinde idi. Burada Yüzelliliklerin yarısı demek olan yetmiş beşten fazlası bulunduğu gibi, bir sürü de politika firarisi ve Türkiye'den göçmüş Rumlar vardı.Bunları takip etmek,  tutum ve davranışları ile sıkı bir biçimde ilgilenmek esas  görevlerimin başında geliyordu." ' 'Mustafa Kemal'in Yaveri Eski Teşkilat-ı Mahsusa elemanı Ruşeni Barkın da izleyenler arasındadır:

"Ben kısa bir zaman Filistin'de konsolosluk ettim. O münasebetle Suriye'yi defaatla gezdim. Tabii vazifem iktizası orada sefil sefil dolaşan bu serserileri (Yüzellilİkleri) de 29 ' tetkik ve takip etmekte idim."

Bu arada yurt dışında bir görevle bulunanlar da eğer bölgede 150'liklerden birileri varsa haklarında istihbarat toplamakla kendilerini görevli hissederler, onları zor durumda bırakmak için ellerinden geleni de yaparlar, bunlardan biri de Eski İttihatçı ve ilk meclis'in Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi'nin oğlu Kudüs konsolosu İhsan Tunalı ile gazeteci Feridun Kandemir arasında şu konuşmalar geçer:

"TUNALI- Biliyor musun, niçin buraya geldim? Şu Çerkez Ethem melunu... Burada da rahat durmuyor galiba... Yine bir halt etmeye kalkacak diye korkuyorum. Onunla konuşmağa geldim ve teminat aldım.

KANDEMİR- Burada mı o? Ne işi var?

TUNALI- Sorma birader... Aylardır burada... Yunanistan'da dikiş tutturamayacağını anlayınca kapağı buraya atmış30. Eskiden buraya yerleşmiş Çerkezlere sığınmış. Onların yardımıyla geçiniyor. Nasıl geçinirse geçinsin, umurumda değil ama rahat dursa... Maluma, Atatürk'e kıymak hususunda üç sabıkası var. Şimdi bir dördüncüsüne teşebbüs etme ihtimali uykularımı kaçırıyor. Bereket versin, Emir Abdullah bu noktada çok hassasiyet gösteriyor. Herhangi bir teşebbüse kesinlikle müsaade etmeyecek önlemleri almış bulunuyor. Sen gelmeden biraz evvel ne dedi, bilir misin? "Merak etmeyin İhsan beyefendi. Burada Çerkezler Ethem'in muhafızıdır. Bu sebeple hiç bir harekette bulunmasına imkân yoktur. Ben çöl geleneğine sadakatla, bize sığınan herkes gibi, Çerkez Ethem'in de burada oturmasına izin verdim ama bir şartla... Katiyyen Türkiye ile ilgilenmemek, orası için sözde de kalsa hiç bir harekette bulunmamak şartıyla. Bu yönden emin olunuz. Zira kendilerine de söyledim. Çerkez Ethem'in Türkiye aleyhine küçücük bir hareketini, hatta sözünü işitirsem buradaki bütün Çerkezleri acımaksızın sınır dışı eder, bir tekini bile bırakmam."

Kandemir, bu açıklama üzerine sorunun çözümlendiğini bildirince, Tunalı şöyle cevap verir: -Vakıa öyle!,.. Ama yine de ihtiyatlı bulunmak icap ediyor. Malum ya, herifin üç sabıkası var. Hâlâ da  Atatürk'e diş bilediği şüphesiz 

Bu arada 150'liklerin kendilerini savunma imkanı verilmediğini yazarların, gazetecilerin yazılarının Türkiye dahilinde yayınlanma olanağının verilmediğini söylemek yersizdir sanırım.

Yüzellilikler 28 Mayıs 1927 tarih ve 1064 sayılı kanunla vatandaşlıktan da çıkarılarak, malları müsadere edilir. Kanunu gerekçesinde: "Lozan'da aktolunan 24 Temmuz 1923 tarihli aff-ı umumi beyanname ve protokolünde söz konusu Yüzelli kişilik liste'de isimleri yazılı kişilerin ve protokol hükümlerine göre zaten Türkiye ile ilişkileri kesilmiş ve protokol hükümleri anılan kişilerin bir biçimde tabiiyetimizden çıkarılması mahiyetini tazammun eylemekte bulunmuş ise de açıkça vatandaşlıktan çıkarılması zikir ve beyan edilmemiş olması hasebiyle işlemlerde tereddüdü mucip olmamak surette vatandaşlıktan çıka-rılmaları hakkında bir kanunun düzenlenmesi ve yayımlanması gerekli görülmüştür."  

Bu anti-demokratik Kanun hiç tartışılmadan jet hızıyla meclisten geçer. Yüzellilikler vatandaşlıktan da çıkarılarak malları müsadere edilir. Yasaya tek itiraz bir yüzelliklik Eski Saruhan Mebusu Reşit Bey'den gelir. Reşit Bey'in "İsmet ve Kemal Paşalar! Sabık Arkadaşlar!" diye başlayan mektubunda uygulamaları kınayacak ve bu anti demokratik yasa için sizi size şikayet ediyorum sözlerini kullanacaktır.

Yüzelliliklerin "affı

Yüzelliliklerin aradan geçen 15 yıl sonra artık bir tehlike olmaktan çıktığı ve Kemalist rejimin yerleştiği sırada, bunların "affı" gündeme gelir. Artık çoğu yurt dışında ölmüştür, yada çok yaşlanmıştır, yurt içinde de etkileri kalmamıştır. Ülkede muhalefet edebilecek herkes etkisiz hale getirilmiş, Kemalist rejim yerleşmiştir. Tek parti diktatörlüğünün bunlardan çekinecek durumu kalmamıştır. Ancak Yunus Nadi gibilerin "affa" karşı muhalefetleri  devam  etmektedir.  Tasarının  tartışıldığı  meclisin  29  Haziran günlü oturumunda yapılan görüşmelerde vekillerin kinleri bitmemiştir: "-Biçareler (İbrahim Demiralay- İsparta) -Herzeler (Ali Şevket Öndersev-Gümüşhane) -Zavallı adamlar (Emin Sazak-Eskişehir)

-Vatanın bağrına hançer dayayanlar, damgalı vatan hainleri (Durak Sakarya-Gümüşhane) -Rüsvalar (Besim Atalay-Kütahya)

-Zavallı, bedtıynet insanlar, yaşayan ölüler(Fikret Mutlu-İçel)

-Pıhtı, müstahase, iğrenç vücud, ölmüş vücud (Muhittin Baha Pars-Ordu)

-Mütemmid ve muannid hainler, Yüzellilik soyadını taşıyanlar (Cevdet Kerim İncedayı-Sinop)

-Onların ihanetini kendi hararetimiz, kendi kudretimiz, kendi imanımız içinde ne şekilde eritmek, hazmettirmek lazımsa onu yapmak istiyoruz. Bu yakışıyor milletimize!.. Onu yapmak istiyoruz.

-Büyük Şefin büyük programının icapları buradadır... (Cevdet Kerim İncedayı) Arkadaşlar, bizim korkumuz yoktur. Bu millet, şuurlu bir millettir. Bu davayı Atatürk kadar millet de benimsemiştir. Bu adamlar içinde, acaba buraya geldikten sonra Edirne'den trene binip Erzurum'a kadar gittikleri ve bu muazzam eserleri gördükleri zaman, ben hata etmişim diye kendisini kaldırıp trenin altına atıp öldürecek var mıdır? (Öyle şey bekleme! sözleri) Yalnız müteselli olduğum bir şey daha vardır: bu gibilere mukadder olan ilahi ceza Ali Kemal ölümüdür . Bunlar da Ali Kemal gibi ölmelidir. Ben bunları birer birer dişlerimle etlerini kopararak öldürmek isterim. Acaba bunlar da geldikleri zaman layık oldukları cezayı millet tarafından bu şekilde göreceklerse bir diyeceğim yoktur.(Emin Sazak)

-Adliye Bakanı Şükrü Saracoğlu... Büyük milletler ve büyük şefler cezalarında ve atlarında daima büyük hamleler yaparlar. Türk milleti ve onun şefi çok büyüktür; affı da eserleri gibi büyük olacaktır. (Şiddetli alkışlar, bravo sesleri)" 

Yüzelliliklere karşı düşmanlık derecesini kaybetmemekle beraber bu konuşmalardan sonra Yüzelliliklerin sınırlı "affı" kabul edilir. Ancak bu "af" çok sıkı şartlara bağlanmıştır. Bunların memuriyette geçen hizmetleri dikkate alınıp emekli maaşına hak kazanamayacaklar, kanunun yürürlüğe girdiği 16 Temmuz 1938 tarihinden başlayarak sekiz yıl kamu hizmetlerinde bulunamayacaklar, kanunun 150'liklerin mallarını müsadere eden kanunu yürürlükten kaldırmasına rağmen bu ilga edilen kanunla doğmuş bütün hukuki sonuçlar da saklı tutulmaktaydı. "Af" o kadar eğreti ve anti-demokratikti ki yurda dönecek Yüzellilikleri Bakanlar Kurulu, lüzum gördüğü anda vatandaşlıktan tekrar çıkarabilecekti. Yani her an kapı dışarı edilme söz konusydu.

Ve bir tavır

"Af" Kanunu kabul edildikten sonra Yüz elliliklerden hayatta kalanlar yurda dönerler. Pek tabii ki Ethem Bey "affı " kabul edip dönenler arasında değildir.

Son sözü Ethem Bey'in biyografi yazarı Emrah Cilasun'a bırakalım: "Resmi tarihin hain damgası bir ayrışım çizgisidir, Ethem Beyin -saydığımız günahlarına rağmen- Ankara'ya kafa tutmasının bedelidir. I50'likler'e çıkartılan af'a cevaben, dik başlılığını koruyup geri dön¬memesi, Ethem Beyin, bu ayrışım çizgisinin bilincinde olduğunun kanıtıdır. Ölünceye dek, 2 Şubat 1921'de, hasımlarına yolladığı telgrafın son cümlesine sadık kalmıştır: Baki ilk selam. 

Ek 1-150'likler Listesi

Vahideddin'in Maiyeti

• Yaver-i Has Kiraz Hamdi

• Hademe-i Hassa Kumandanı Zeki

• Hazine-i Hassa Müfettişlerinden Kayserili Şaban Ağa

• Tütüncübaşı Şükrü Şerkarin

• Yaver Yaverandan Erkan-ı Harp Miralay Tahir

• Seryaver Avni Eski Hazine_i Hassa Müdürü ve Defter-i Hakani Emini Refik

 

Kuvve-i İnzibatiye'ye Dahil Kabine Üyeleri

• Eski Şeyhülislam Mustafa Sabri

• Eski Adliye Nazırı Ali Rüşdi

• Eski Ziraat ve Ticaret Nazırı Cemal (Artin)

• Eski Bahriye Nazırı Cakacı Hamdi (Paşa)

• Eski Maarif Nazırı Rumbeyoğlu Fahreddin

• Eski Ziraat ve Ticaret Nazırı Kızılhançerli Remzi

 

Sevr Antlaşmasını İmzalayan Heyet Üyeleri

• Eski Marif Nazırı Hadi (Paşa)

• Ayandan Şura-yı Devlet Eski Reisi Rıza Tevfik (Bölükbaşı)

• Bern eski sefiri Reşat Halis

 

Kuvve-i İnzibatiye'ye Dahil Olanlar

• Kuvve-i İnzibatiye Başkumandanı Süleyman Şefik (Paşa)

• Yaveri Süvari Yüzbaşısı Bulgar Namıyla Maruf Tahsin

• Kuvve-i İnzibatiye Erkan-ı Harbiye Reisi Miralay Ahmet Refik

• Kuvve-i İnzibatiye Mitralyöz kumandanı Ve Damat Ferit'in Yaveri Tarık Mümtaz

• Kuvve-i İnzibatiye Kumandanlarından İzmir Kolordusu Kumandanı Ali Nadir (Paşa)

• Kuvve_i İnzibatiye Mensuplarından ve Nemrut Mustafa Divanı Harp üyesi Kaymakam Fettah

• Kuvve-i İnzibatiye Mensuplarından Çopur Hakkı

 

Mülkiye ve Askeriye Mensupları

• Eski Bursa Valisi Gümülcineli İsmail

• Ayandan Konyalı Zeynelabidin

• Eski Cebelibereket Mutasarrıfı Fanizade Mesut

• Hürriyet ve İtilaf Fırkası lideri Miralay Sadık

• Eski Malatya Mutasarrıfı Bedirhani Halil Rahmi

• Eski Manisa Mutasarrıfı Giritli Hüsnü

• Eski Divan-ı Harp Reisi Nemrut Mustafa (Paşa)

• Uşak Belediye Reisi Hulusi

• Eski Adapazarı Kaymakamı Hain Mustafa

• Tekirdağ eski müftüsü Hafız Ahmet

• Eski Afyonkarahisar Mutasarrıfı Sabit

• Gaziantep Mutasarrıflığında bulunmuş Celal Kadri

• Hürriyet ve İtilaf Katibi Umumisi Adanalı Zeynelabidin

• Mülga Eski Evkaf Nazırı Ayandan Vasfi Hoca

• Eski Harput Vali Vekili Ali Galip

• Eski Bursa Müftüsü Ömer Fevzi

• Eski İzmir Kadı Müşaviri Ahmet Asım

• Eski İstanbul Muhafızı Natık

• Eski Dahiliye Nazırı Ayandan Adil

• Eski Dahiliye Nazırı Ayandan Mehmet Ali

• Eski Edirne Valisi ve Şehremini Vekili Salim (Mirimiran)

• Kütahya'da Yunanlılara Mutasarrıflık eden Hoca Rasihzade İbrahim

• Adana'da Vekillik eden Abdurrahman

• Eski Karahisarışarki mebusu Ömer Fevzi

• işkenceci Namıyla Maruf Mülazim Adil

• İşkenceci Namıyla Maruf Mülazim Refik

• Eski Kırkağaç Kaymakamı Şerif

• Çanakkale eski Mutasarrıfı Mahmut Mahir

• İstanbul eski Merkez Kumandanı Emin

• Kilis'te Kaymakamlık eden Sadullah Sami

• Dahiliye Nezareti eski Dava Vekili ve Bolu Mutasarrıfı Osman Nuri

 

Ethem Bey ve Arkadaşları

• Ethem Bey

• Ethem'in biraderi Reşit

• Ethem'in biraderi Tevfik

• Kuşçubaşı Eşref

• Kuşçubaşı Eşref'in biraderi Hacı Sami

• İzmirli eski Akhisar Kaymakamı Yüzbaşı Küçük Ethem

• Düzceli Mehmet Oğlu Sami

• Burhaniyeli Halil İbrahim

• Susurluk'tan Demirkapılı Hacı Ahmet

 

Çerkez Kongresi Üyeleri

• Hendek Kazasının Sümbüllü Karyesinden Bağ Osman

• Eski İzmir Mutasarrıfı İbrahim Hakkı

• Beraev Sait

• Berzek Tahir

• Adapazarının Harmantepe Karyesinden Maan Şirin

• Söke Ereğlisi'nin Teke Karyesinden Koca Ömeroğlu Hüseyin

• Adapazarı'nın Talustanbey Köyünden Bağ Kamil

• Hamte Ahmet

• Maan Ali

• Kirmastı'nın Karaosman Karyesinden Harunreşit

• Eskişehirli Hızır Hoca

• Bigalı Nuri Bey oğlu İsa

• Adapazarı'nın Şahinbey Karyesinden Lampat Yakup

• Gönen'in Bayramiç Karyesinden Kumpat Hafız Sait

• İzmir'de Davavekili Sait

•   Şamlı Ahmet Nuri

 

Polisler

• İstanbul Polis eski Müdürü Tahsin

• İstanbul Polis eski Müdür Muavini Kemal

• Emniyeti umumiye Müdür Muavini Ispartalı Kemal

• İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Kısım eski Başmemuru Hafız Sait

• İstanbul Polis Müdüriyeti Birinci Şube eski müdürü Şeref

• Arnavutköy Merkez eski Memuru Hacı Kemal

• Şişli Komiseri Nedim

• İzmir Merkez Memuru, Edirne Polis Müdürü ve Yalova Kaymakamı Fuat

• Adana'da Polis Memurluğu eden Yolgeçenli Yusuf

• Unkapanı Merkez Eski Memuru Sakallı Cemil

• Büyükdere Merkez eski Memuru Mazlum

• Beyoğlu eski İkinci Momiseri Fuat

 

Gazeteciler

• Serbesti Gazetesi sahibi, Hürriyet ve İtilaf azasından Mevlanzade Rıfat

• Türkçe İstanbul Gazetesi sahibi Sait Molla

• İzmir'de Müsavat Gazetesi sahibi ve eski muharriri, Darülhikmet azası İzmirli Hafız İsmail

• Aydede Gazetesi sahibi ve Posta Telgraf eski Müdür-ü Umumisi Refik Halit (KARAY)

• Bandırma Adalet Gazetesi sahibi Bahriyeli Ali Kemal

• Edirne'de Teemin ve Elyevm ,Selanik'te Hakikat Gazeteleri sahibi Neyir Mustafa

• Eski Köylü Gazetesi muharriri Ferit

• Alemdar Gazetesi sahibi Refii Cevat (ULUNAY)

• Alemdar Gazetesi sahibi Pehlivan Kadri

• Adana'da Ferda Gazetesi sahibi Fanizade Ali İlmi

• Balıkesir'de İrşad Gazetesi sahiplerinden Trabzonlu Ömer Fevzi

• Halep'te Doğru Yol Gazetesi sahibi Hasan Sadık

• Köylü Gazetesi sahip ve müdürü İzmirli Refet

 

Diğer Şahıslar

• Tarsuslu Kamil Paşazade Selami

• Tarsuslu Kamil Paşazade Kemal

• Süleymaniyeli Kürt Hakkı

• Mustafa Sabri Hocanın oğlu İbrahim Sabri

• Fabrikatör Bursalı Cemil

• İngiliz Casusu Meşhur Çerkez Ragıp

• Fransız Zabitliği yapan Haçinli Kazak Hasan

• Eşkıya Reisi Süngülü Davut

• Binbaşı Çerkez Bekir

• Fabrikatör Bursalı Cemil'in kayınbiraderi Necip

• İzmir eski Umur-u İslamiye Müfettişi Ahmet Hulusi

• Uşak'tan Madanoğlu Mustafa

• Gönen'in Tuzakçı Karyesinden Yusuf oğlu Remzi

• Gönen'in Bayramiç Karyesinden Hacı Kasım Oğlu Zühtü

• Gönen'in Balcı Karyesinden Kocagözün Osman oğlu Şakir

• Gönen'in Muratlar Karyesinden Koç Mehmet oğlu Koç Ali

• Gönen'in Ayvacık Karyesinden Mehmet oğlu Aziz

• Gönen'in Keçeler Karyesinden Bağcılı Ahmet oğlu Osman

• Susurluk Yıldız Karyesinden Molla Süleyman oğlu İzzet

• Gönen'in Muratlar Karyesinden Hüseyin oğlu Kazım

• Gönen'in Balcı Karyesinden Bekir oğlu Arap Mahmut

• Gönen'in Rüstem Karyesinden Gardiyan Yusuf

• Gönen'in Balcı Karyesinden Ömer oğlu Eyüp

• Gönen'in Keçeler Karyesinden Talustan oğlu İbrahim Çavuş

• Gönen'in Balcı Karyesinden Topallı Şerif oğlu İbrahim

• Gönen'in Keçeler Karyesinden Topal Ömer oğlu İdris

• Manyas'ın Bolcaağaç Karyesinden Kurhoğlu İsmail

• Gönen'in Keçeler Karyesinden Muhtar Hacı oğlu İshak

• Marmaranın Kayapınar Karyesinden Yusuf oğlu İshak

• Manyas'ın Kızlık Karyesinden Ali Bey oğlu Sabit

• Gönen'in Balcı Karyesinden Veli oğlu Selim

• Gönen'in Çerkez Mahallesi'nden Makinacı Mehmet oğlu Osman

• Manyas Değirmenboğazı Karyesinden Kadir oğlu Kamil

• Gönen'in Keçidere Karyesinden Hüseyin oğlu Galip

• Manyas Hacıyakup Karyesinden Çerkez Sait oğlu Salih

• Manyas'ın Hacıyakup Karyesinden Maktul Şevket'in biraderi İsmail

• Gönen'in Keçeler Karyesinden Abdullah oğlu Deli Kasım

• Gönen'in Çerkez Mahallesinden Hasan Onbaşı oğlu Kemal

• Manyas'ın Değirmenboğazı Karyesinden Kadir oğlu Kamil'in biraderi Kazım Efe

• Gönen'in Kızlık Karyesinden Pallaç oğlu Kemal

• Gönen'in Keçeler Karyesinden Tuğ oğlu Mehmet

 

150'likler listesinin altında imzası bulunan hükümet üyelerinin listesi şöyledir

• Başvekil ve Hariciye Vekili İsmet (İNÖNÜ)

• Müdafaai Milliye Vekili Kazım (ÖZALP)

• Adliye Vekili Mustafa Necati

• Dahiliye Vekili Recep (PEKER)

• Sıhhıye ve Muaveneti İçtimaiye Vekili Dr. Refik (SAYDAM)

• Maarif Vekili Vasıf (ÇINAR)

• Maaliye Vekili Mustafa Abdülhalik (RENDA)

• Mübadele, İmar ve İskan Vekili Mahmut Celal (BAYAR)

• Nafia Vekili Süleyman Sırrı (DAY)

• Ticaret Vekili Hasan Hüsnü (SAKA)

• Zıraat Vekaleti Vekili Hasan Hüsnü (SAKA)

 

Çerkez Milletinin Düveli Muazzama ve Âlemi insaniyet ve Medeniyete Umumî Beyannamesi İzmir, 1337 (1921)

Halen Yunan askerî işgali altında bulunan Batı Anadolu, yani Balıkesir, Bandırma, Erdek, Gönen, Biga, Kirmasti, Mihaliç, Bursa, İnegöl, Yenişehir, Aydın, Manisa, İzmir, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar ile İzmit, Adapazarı, Hendek, Düzce, Bolu ve yöresi Çerkez ahalisinin, biz aşağıda imzalan bulunan yetkili temsilcileri ve Yunan Hükümetince onay¬lanan "Şarkı Karip Çerkezleri Temini Hukuk Cemiyeti" (Yakın Doğu Çerkeslerinin Hukukunu Sağlama Derneği) kurucuları Birinci Dünya Harbi sonunda büyük devletlerce kabul ve ilân edilen milliyet prensibi ile ortaya çıkan millî hukukuna dayanarak İzmir'de kongre halinde toplanarak hazırlık halindeki milletlerin hukukunu üzerine alan ve yenik devletlere kabul ettirmeyi taahhüt eden Büyük İtilâf Devletleri ve ortaklarıyle, özellikle Yunan Hükümetine Çerkezlerin sığındığını bildirerek millî isteklerinin yerine getirilmesini rica etti.

Anadolu'da bugün oturmakta bulunan Çerkezler, doğruya yakın bir hesapla iki milyon kadardır.

Çerkezler; dil, âdetler, duygular ve uygarlık itibariyle millî geleneklerini korumuş ve devam edegelmişlerdir. Çünkü eski çağlar tarihinin Doğu'da ve Yunanistan'da kaydettiği uygarlıkların hepsinde (Kafkas ırkını doğurmuş) olan Çerkezler bir sebep unsuru olduğu gibi, çağımızın yüksek medeniyetini kuran beyaz ırkın ve "an'lerin seçkin ailesinden oldukları İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve Yunan tarihçilerinin tarihî eserleri ile saptanmıştır.

Çerkezlerin, Arap Hükümetlerinin çökmesi üzerine merkezi Mısır'ın Kahire (şehri) olmak üzere tüm Arabistan, Kuzey Afrika ve Suriye'yi de içine alarak kurdukları hükümetin üç yüz yıl kadar yaşadığı ve millî yurtları olan Kafkasya'da cumhuriyet şeklinde haiz oldukları idarî ve siyasî istiklâli, Rus istilâsına karşı tehlikede görünce merhum Şeyh Şamil'in idare ve komutasında her türlü savaş aracı ile donatılmış Rus imparatorluğuna karşı yirmi yıl, sürekli olarak yiğitçe savaştığı herkesçe tanınmakta ve bilinmektedir.

Adı geçen merhumun bu savaşları, ne yazık ki, Rusların büyük üstünlüğü karşısında zorunlu olarak başarısız kalınca Rus Çarlığının güttüğü gizli emellerden haklı olarak kuşku duyan üç milyondan ibaret olan Kuzey ve Batı Kafkas Çerkezlerinden iki milyon miktarındaki nüfusun (o zamanki Babıâli'nin gösterdiği koruyucu çağrıca uyarak) yavaş yavaş Türkiye'ye göç ettiği ve Kuzey Kafkasya'da kalan bir milyon nüfusun çoğalması ile bu güne kadar üç milyona ulaştığı Rus istatistikleriyle saptanmıştır.

Bu hesaba göre, Türkiye'ye göç eden iki milyon Çerkez nüfusunun şimdiye kadar üç misli artarak altı milyona ulaşması gerekirken, üzülerek söylenebilir ki, bugün iki milyona yakın bulunmaktadır. Bunun nedenlerine gelince; pek açık bir gerçek olduğu veçhile, Osmanlı Hükümetinin inkârı mümkün olmayan kötü idaresinin sonucu' olarak çeşitli dert ve felâketlere kurban edilmek yüzünden Çerkezler, dört milyon nüfustan yoksun kalmışlardır.

Kaldı ki, 13 sene önce Meşrutiyet idaresinin ilânı üzerine, siyasî olgunluktan mahrum ve ancak Türkçülük ve Turancılık duygularıyla dolu olan ve tarihte misli görülmemiş bir surette, diğer Osmanlı unsurlarını yıldırma politikası ile Türkleştirmek gibi yanlış bir politika izleyen Türk yöneticilerinin siyaseti, Türk olmayan bütün unsurların milliyetlerini ve yaşama güvenliklerini yok etmekle, Çerkezlerde de "yalnız korunma amacı" ile haklı bir şikâyet ve perişan olma hissi uyandırmış ve bunun sonucu olarak Çerkezler bu devam ede gelen zulümlerden kurtulmak amacı ile millî bir gaye takibine ve millicilerin açıkça Çerkez  milletini mahva kalkışması dolayısıyla, onlar da silahla savunmaya ve çarpışmaya mecbur kalmışlardır.

Bu yüzden Çerkezler, binlerce değerli evlâdını ebediyen kaybetti. Malları ve hayvanları yağma edildi ve köyleri yakıldı. Netice itibariyle Çerkezlik, telâfisi mümkün olmayan maddî ve manevî bakımdan, korkunç zarar ve kayıplara uğramış olmakla beraber, bu mücadelesinde sarsılmaz bir azimle sebat etmiş ve bugün de etmekte bulunmuşlardır.

Gerçi Çerkezler, gerek komutan ve gerekse er olarak Birinci Dünya Harbine katılmadılar değil; fakat, bu katılma diğer milletler gibi fiilî, emelî, hissî olmaktan ziyade ister istemez ve kanuni idi. Mamafih, mütarekeden sonra Çerkezlerin az bir kısmı Anadolu ihtilâlcilerine (tamamen yanlış bir his ile) katılmış ve bir nevi Mustafa Kemal'in hükümranlığını kurmaya yarayacak fiilî harekâtta bulunmuş iseler de, Kemalistlerin insanlık dışı hareketlerini ve yanlış siyasetlerini onlar da yakından görüp anlayınca, geri dönülmesi büyük bir sakınca ol¬mayacak kısa bir müddet içinde Çerkezlik emelleri yoluna, pişmanlık duyarak bundan geri dönmüşlerdir.

Özellikle Çerkezler, Halifelik makamına manevî bakımdan bağlı kaldıkları halde, Babıâli'nin Kemalistîerle birleştiğini ve bunca fedakârlığına rağmen Çerkezliği tamamen ihmal ettiğini saklamaya lüzum görmedikten sonra Çerkezlik, haklı ve tabiî bir kararla, kendisine kurtuluş vadeden ve bunu işgal bölgesinde fiilen ispat eden Yunan ordusuna katılmayı, millî ve hayali çıkarlarından saymıştır, (Nitekim daha önce soylu Arnavut ve Arap milletlerinin de Türklerden ayrılmakla yabancı kurtarıcılara aynı sebepler ve kaygılar ile eğilim gösterip katıldıklarına şüphe yoktur). Bundan sonra, bir buçuk sene devam eden mücadele esnasında Çerkezler; Müslüman olan ve olmayan binlerce suçsuz insanı millîcilerin kıyımından kurtarması itibariyle belirtmeye ve övülmeye değer hizmetlerde bulunmuşlardır.

Yunan Hükümeti, taşıdığı milletlerarası insanlık ve uygarlık nitelikleri gereği olarak din farkını göz önüne almaksızın, Ermeni ve bilhassa Rum göçmenleri ile eşit olarak ve belki fazlası ile Çerkez göçmenleri ve mültecileri hakkında ilgi göstererek, onların iaşelerini ve yerleşmelerini en iyi bir şekilde sağlamıştır.

Yunan Hükümetinin Anadolu'ya ayak bastığı tarihten itibaren, askerî işgal sahasına giren bölgelerde oturan Çerkez ahalisine Kemalistlerin zulüm ve baskı yapmaları üzerine sığınanlara, harp ederek esir aldığı millettaşlarımıza, diğerlerinden farklı olarak yakınlık ve hüsnükabul göstermesi, iyi davranması, itimat etmesi ve kayırması bilhassa minnet ve şükranla anmaya ve belirtmeye değer.

Bundan dolayı, bu gönül okşayıcı ve içten davranış, Çerkezlerin Anadolu'da uygarlık yeteneklerine sahip ve kurtarılmaya lâyık bir millet olduğu ve Anadolu'da Rumlarla Çerkezlerin karşılıklı olarak hayatı menfaatlerinin ve siyasî haklarının eşit olarak korunması gerektiği inancından dolayı olduğunu, Çerkezler kuvvetle ümit eder ve dilerler. (Konuyu) ayrıntılı sunmaktan amaç:

a) Millî çehremizi göstermek,

b) Anadolu'da uygar milletlerin dikkat nazarını çekmeye lâyık bir Çerkez milletinin yaşadığını bildirmek,

c) (Üç yüz seneden beri sürekli olarak egemen olan kötü idare yüzünden yıkılış vadisine yuvarlanan, asri ve medenî bir idare kurmak kabiliyetinden yoksun, içten ve dıştan Yakın Doğu'da ve dolayısıyla Avrupa' da, bir karışıklık ve harp kaynağı olan Osmanlı Hükümeti ve Meşrutiyetin ilânı ile onun yerine geçerek Osmanlılığın çökmesine neden olan aşırı Türkçülerin uğursuz siyaseti, Anadolu sahasında Türk'ten gayri bir milletin hayat hakkını tanımamakta direndiği, medeniyet alemince inkârı kabil olmayan bir hakikat olduğundan) bundan böyle Merkezlerin Yakın Doğu'da Türklerin uğursuz yönetiminden kurtulmasıyla Yunan himayesi altında bir barış ve esenlik unsuru olarak yaşamaları sebeplerinin sağlanması arzusunu göstermek ve dilemekten ibarettir.

Bundan dolayı, Büyük İtilâf Devletleri ve ortaklarınca millî olan aşağıdaki isteklerimizin kabulünü ve desteklenmesini kongremiz rica ve hemen harekete geçilmesini sabırsızlıkla beklediğini soylu kişiliklerine sunmakla şeref duyar.

1) Devletler arasında kabul ve ilân edilip eski sulh antlaşmalarına konduğu gibi, gelecekteki Yakın Doğu sulhuna da konması kuvvetle umulan azınlık halindeki milletlerin hakları ve siyasî çıkarlarını temin ve tatmin edecek olan madde hükümlerinin bütün Çerkezleri de kapsamına alması.

2) Çerkez milleti, Anadolu'da her bakımdan kendisiyle aynı durumda ve karşılıklı menfaatlerle bağlı bulunduğu Rum unsuru ile eşit haklar çerçevesinde kader birliğine istekli bulunduğundan dolayı, millî ilerleme ve gelişmesini kendisinde kuvvetle ümit ettiği uygar Yunan Hükümetinin fiilî himayesi altına sokulması.

3) Çerkez milletinin önce Halife ve Babıâli'nin ve sonra millî ve hayatî çıkarlarının şevki ile giriştiği bu mücadele yüzünden uğradığı bütün zarar ve ziyanlarının barış yapacak taraflardan biri olan Türk Hükümetine ödetilmesinin sağlanması.

4) Barış konferansında yukarıdaki millî isteklerimize karşı çıkıldığında, delilleri göstermek, inandırıcı açıklamayı yapmak ve gerekli savunmada bulunmak üzere, yüksek konferans meclisince yetkili temsilcilerimizin davet buyurulması.

Bundan dolayı yakarıda açıklanan, kabulü ve desteklenmesi hususunda medenî yardım ve desteği birinci olarak Büyük İtilâf Devletlerinden; ikinci olarak, Yunan Devletinden; üçüncü olarak insanlık ve medeniyet âleminden rica ettiğini ve beklediğini ve bundan böyle millî emellerinin meydana gelmesine hizmet edecek siyasî ve sosyal teşkilâtı yapmak, Çerkezlerin gelenekleri ve millî, dinî ve medenî ihtiyaçları çerçevesi içinde sağlamak; ilerleme ve gelişmesi esaslarını düşünmek ve hazırlamak; hükümetler ve yüksek meclislerle bağlantı kurarak gerektiğinde yetkili temsilciler göndermek ve siyasî girişimleri yapmak, lüzumlu evrakın düzenlenmesine ve imzasına ve millî haklarının dayandığı işlerin ve hususların izlenmesine ve sonuçlandırılmasına kongremiz kendi azası arasından ayırıp seçtiği daimî yürütme kurulunu teşkil eden ve daha önce Yunan Hükümetince resmen tanınmış olan "Şarkı Karib Çerkezleri Temini Hukuk Cemiyeti"ni vekil yaparak toplantısına son verdiğini, sunma vesilesiyle yüksek saygılarını takdim eyler. Yardım Allah'tan. 24 Ekim 1921.

(Türk İstiklal Harbi ıv.cilt , İstiklal Harbinde Ayaklanmalar, 1919-1923,Genkur 1974 s 318-322)

 

Kürtler

• Kürt Hamdi Paşa olarak da bilinen Bahriye Eski Nazırı Cakacı Hamdi Paşa,

• Malatya Eski Mutasarrıfı Halil Rami Bedirhan,

• Bir bölüm Kemalist yazar tarafından sonradan Nemrut Mustafa Paşa olarak da anılan, Divan-ı Harp Eski Reisi Kürt Mustafa Paşa,

• Süleymaniyeli Kürt Hakkı,

• Yarbay Fettah Bey,

• Serbesti Gazetesi Sahibi ve Hürriyet ve İtilaf Partisi üyesi Mevlanzade Rıfat,

• Cebelibereket Eski Mutasarrıfı Fanizade Mesut,

• Hürriyet ve  İtilaf  Fırkası   Kâtib-i   Umumisi  yani  Genel  Sekreteri Fanizade Zeynelabidin,

• Adana'da yayımlanan Ferda Gazetesi Sahibi Fanizade Ali İlmi.

 

Sait Çetinoğlu

 

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı