Adıgece Ders No:30

Aralık 17, 2018

Bu ders bu bölümün son çalışması olması nedeniyle bazı tekrarlamalar, hatırlatmalar ve yerli yerine oturtma babından daha anlaşılır kılınmalar üzerine olacaktır. Bu dersten sonra ise ikinci kur yeni bir çalışma ele alınacak ve kolaydan zora doğru günümüz ihtiyaçları doğrultusunda dilin pratikleri verilirken bu alandaki verilmiş ürünlerden bolca örneklemeler sunulacaktır.  Adıgelerin bakış açıları, yaşama biçimlerini yansıtan töreleri ile ilgili bilgiler de sunulacaktır. Хабзэ nin oluşumu evreleri ve günümüz koşullarındaki pratikleri de aktarılacaktır. Her ne kadar Adıge bir millet veya milliyet olarak görülse de Adıgelik denilen şey ise insani davranışlar toplamıdır. Adıgağa bir millete has olmaktan ziyade tüm insanlığa şamil davranışlardır ki evrensel değerleri içerisinde toplamaktadır. Adıgağa ve Цlыхугъэ eşdeğer olarak zikredilir. Хабзэ ise Адыгагъэ veya цlыхугъэ nın icra biçimidir. Хъуэхъу yani yalvarış, yakarış, yaratıcıya yapılan dualar dilde önemli bir yer tutar. Хъуэхъу ayrı bir bölüm olarak ele alınacaktır. Basit olarak ilk temennilerle ilgili ön bilgiler önceki derslerde zaten verilmiştir. İnsani değer olarak insan yaşamına yansıması istenilen ve dilin kazanımı olarak davranışa yansıma durumu ortaya çıkan değerleri de şöylece sıralayabiliriz.

 

Адыгагъэр  зищlысыр

Adıge olmanın yani insani değerler olarak kazanılması gerekenler olarak;

Дэтхэнэ зы цlыхум зыхилъхьэу игъэзэщlэну,

Гур къабзэу,

Гукъэкl,

Гулъытэ,

Гущlэгъу хэлъу,

Гурэ щхьэрэ зытелъу,

Псэгъэкlуэд  ямлэжьу,

Фэрыщlыгъэ хамылъхьэу псэууэ,

Псалъэр пэжу,

Ямыlуэху зэрамыхуэу,

Пцlы ямыупсу,

Ящхьэ темылъ трамылъхьэу,

Ящхьэ ямыгъэлъахъшэу,

Нэгъуэщlыр ящхьэ иралъытэфу,

Зылъэмыкlыр тегушхуэгъуафlэ ямыщlу,

Лей къызылъысым къыщхьэщыжыфу,

Цlыху ямыукlыу,

Бзэгу зырамыхъэу,

Мыдыгъуэу,

Мыфыгъуэу,

Мынэпсейуэ,

Я гуащlэ хьэлэлкlэ псэужу,

Я бзылъхугъэ ягъэлъапlэу,

Я щlэблэр яущийуэ,

Я нэхъыжь пщlэ хуащlу псэунырщ.

Адыгэ хабзэри мы кедбжэкlахэм и гъэзэщlэкlэрщ.

Adıge xabzesi de bunların icraya konulma  biçimidir.

 

Bu kadarıyla sınırlayacak olsak bu temel esaslar üzerinden icra ile ilgili detaylandırılışı belirli bir uzmanlık gerektirdiği anlaşılır durumdadır. Bu yaşama biçiminin temel esası yanlışın yapılmasını engellemek veya suç işlenmesini önlemek esasına dayanır. Suç işleyenleri ceza ile korkutmak ve cezalandırma mantığına dayanmaz. Belirli büyüklüklerde güç oluşturup başka toplumları talan veya katletme veya yok etme mantığı da içermez.  Öyle bir başarıdan övünç çıkarmak ise dilin mantığıyla bağdaşmaz. Bizler belki başka kültürlerin etkisi ile bu tür özlemler duyuyor olabiliriz fakat bu durumun düşünenler için bir güzellik olmadığı anlaşılabilir. Adıge düşünen insan olmak zorundadır ve bu dilinin bir yaptırımıdır. Düşünmeyen insanlar kendilerini yönetecek birilerini ararlar. Bu arayışta insanları ya askerler yönetir ya yargıçlar yönetir ya elit bir kesim yönetir ya da kutsiyet atfedilen aileler yönetir. Adıgeler ise  ancak filozoflarca yönetilebilir. Her bir ferdi düşünen insan olmak zorunluluğundan her biri filozof olmak durumundadır ve ancak Унафэ sistemi ile yönetilebilir.  Bu da halkın direkt katıldığı günümüzdeki katılımcı demokrasi ile tanımlanan sistemin benzeri sayılabilir.

Bu kısa açıklamalardan sonra dilin sistematiğine dönecek olursak dilin seslerle oluştuğu ve her sesin bir sözcük olduğu unutulmamalıdır. Dilin sistematiğini ise daha çok fiillerin ve aldıkları ekleri ve işleyiş biçimleri oluşturur. Fiilleri ikiye ayıracak olursak nesne almayan fiillerde konu bahsimizin şahıslar olduğunu anlatmıştık fakat bu dil ile diğer diller arasında farklılık olarak fiilleri nesne alan ve almayan olarak ayıramayız çünkü bir fiil hem nesne alabildiği gibi nesne almıyor da olabiliyor. Belki buna Türk dilinden benzer bir örnek verebiliriz. Okuyorum – Nesnesiz olarak düşünülür ise öğrenciyim anlamı çıkar, nesneli olarak düşünülür ise okuduğu bir kitap veya metin veya bir şiir vardır, yani kısacası bir nesne vardır, nesnesiz düşünülür ise kişinin yaptığı iş ve eylem aklımıza gelir. Cümlede anlam değişse de tanımlama için uygun olabileceğini düşünerek bu cümleyi seçtim. Oysa Adıge dilindeki nesne almayan fiil çekimlerinde anlam değişmez.

 

Сытхащ. – Yazdım.

Утхащ. --- Yazdın.

Тхащ. ---- Yazdı.

Дытхащ. – Yazdık.

Фытхащ. – Yazdınız.

Тхахэщ. – Yazdılar.

 

Сэ сытхащ.

Уэ утхащ.

Ар тхащ.

Дэ дытхащ.

Фэ фытхащ.

Ахэр тхахэщ.

 

Bu çekimde kişinin yaptığı iş anlatılmaktadır. Yazılan bir şey yani nesne konu bahsi değildir. Şahıs ekleri işaretlenenlerdir. Nesnesizdir.  Şahıslar р halindedir.

 

Стхащ. – Yazdım.

Птхащ. – Yazdın.

Итхащ. – Yazdı.

Ттхащ. – Yazdık.

Фтхащ. – Yazdınız.

Иатхащ. – Yazdılar.

 

Усэр сэ стхащ.

Усэр уэ птхащ.

Усэр абы итхащ.

Усэр дэ ттхащ.

Усэр фэ фтхащ.

Усэр абыхэм ятхащ.

 

Bu çekimde ise yazılan bir şey vardır. Bir yazı, bir metin veya bir şiir veya mektup, dilekçe veya benzeri. Yani nesne almıştır ve aynı fiildir. Şahıslar м halinde ve nesne р halindedir. Yazılmış olan bir şey vardır konu bahsimiz o yazılan şeydir. Her iki çekimi karşılaştıracak olursak Birinci yani nesne almayan çekimdeki şahıs ekleri üçüncü şahıslarda olmadığı görülüyor. Üçüncü çoğul şahısta ise çoğul eki var. İkinci bölümde yani nesne alan bölümde ise bütün şahıslar şahıs eki almıştır. Buradaki Иа ses bileşeni harfi olarak Я ile gösterilebilir. Çoğul ekine de ihtiyaç kalmadığından düşmüş olduğu da görülüyor.

Nesnesiz;

 

Сопхъанкlэ. – Süpürüyorum.

Уопхъанкlэ. – Süpürüyorsun.

Мэпхъанкlэ. – Süpürüyor.

Допхъанкlэ. – Süpürüyoruz.

Фопхъанкlэ. – Süpürüyorsunuz.

Мэпхъанкlэхэ. – Süpürüyorlar.

 

Nesneli yani bir şeyi, evi avluyu vb.

 

Сопхъэнкl.  – Süpürüyorum.

Уопхъэнкl.  – Süpürüyorsun.

Иепхъэнкl.  – Süpürüyor.

Допхъэнкl.  – Süpürüyoruz.

Фопхъэнкl.  – Süpürüyorsunuz.

Япхъэнкl.  – Süpürüyorlar.

 

Burada iyi anlaşılması gereken diğer bir konu ise şahıs zamirlerinin yani цlэпапщlэ lerin aldıkları hal ekleridir. Fiiller eğer nesne alıyor ise konu bahsi eden eyleyen şahıslar olmadığından, eden eyleyen yani Türk dilindeki deyişle özne м  haline girer ve üçüncü şahıslar абы ve абыхэм  olur, nesne ise р halindedir ve konu bahsidir. Fiiller nesne almıyor ise o zaman konu bahsi şahıslardır ve р halindedirler ve üçüncü şahıslar ар ve ахэр olurlar. Sanırım bu açıklama konuyu aydınlatmak için yeterlidir. Dilin eğitimi ve düzeneği aydınlatılmamış konumda olduğundan başa gelen şahıs ekleri bilhassa eğitimcileri düşündürebilir bunun nedeni de olayın fiilde bitiyor olması nedeniyle karışık söylemlerin kullanılıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Fiil doğru söylenmiş ise konu anlaşılır konuma girer.

 

Уэ сэ услъэгъуащ. – Seni ben gördüm.

Sen benim görmüş olduğumsun. Veya

Сэ уэ услъэгъуащ.

 

Fiilden neyin ne olduğu anlaşılıyor. Dilin yapısı gereği sistem irdelenir ise o zaman ekleri düşmüş şahısların gerçekte

Уэр сэм услъэгъуащ.

Düzeneğinden geldiği anlaşılabilir.

 

Сэ уэ сыплъэгъуащ. – Beni sen gördün.

Ben senin görmüş olduğunum.

Уэ сэ сыплъэгъуащ.

Fiilin kurulumu doğru olduğundan söylenen anlaşılır durumdadır. Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi fiilin kurulumu önemli görülüyor.

 

Nesne almamış eylem olarak;

 

Сышхэнущ. – Yiyeceğim.

Ушхэнущ. – Yiyeceksin.

Шхэнущ. – Yiyecek.

Дышхэнущ. – Yiyeceğiz.

Фышхэнущ. – Yiyeceksiniz.

Шхэнухэщ. – Yiyecekler.

 

Сэ сышхэнущ.

Уэ ушхэнущ.

Ар шхэнущ.

Дэ дышхэнущ.

Фэ фышхэнущ.

Ахэр шхэнухэщ.

 

Nesne almış olarak yani bir şeyi yemek olarak;

 

Сшхынущ. – Yiyeceğim.

Пшхынущ. – Yiyeceksin.

Ишхынущ. – Yiyecek.

Тшхынущ. – Yiyeceğiz.

Фшхынущ. – Yiyeceksiniz.

Яшхынущ. – Yiyecekler.

 

Мыlэрысэр сэ сшхынущ.

Мыlэрысэр уэ  пшхынущ.

Мыlэрысэр абы ишхынущ.

Мыlэрысэр дэ тшхынущ.

Мыlэрысэр фэ фшхынущ.

Мыlэрысэр абыхэм яшхынущ.

 

Elmayı belirtisiz hale getirecek olur isek, yani herhangi bir elma yiyeceğim diye düşünürsek, Yani elmayı değil de elma yiyeceğim diyecek olursak;

 

Сэ мыlэрысэ сшхынущ.

Уэ мыlэрысэ пшхынущ.

Абы мыlэрысэ ишхынущ.

Дэ мыlэрысэ тшхынущ.

Фэ мыlэрысэ фшхынущ.

Абыхэм мыlэрысэ яшхынущ.

Birisine bir iş bir eylem yaptırmak ettirmek eyletmek гъэ ön eki ile yapıldığını önceki derslerden öğrendik.

Nesnesiz olarak;

Сэ – сэ---------- сы -- з -- гъэщхащ.

Уэ – уэ ---------- у --- б -- гъэшхащ.

Ар -- абы -------- . -- и -- гъэшхащ.

Дэ – дэ --------- ды – д – гъэшхащ.

Фэ – фэ --------- фы – в – гъэшхащ.

Ахэр – абыхэм -- . – а – гъэшхащ.

 

Nesne almış olarak ise;

 

Кхъужьыр сэ – сэ -------------------- сы----- з – гъэшхащ.

Кхъужьыр уэ – уэ -------------------- уэ----- б – гъэшхащ.

Кхъужьыр абы – абы ---------------и – р -- и – гъэшхащ.

Кхъужьыр дэ --------- дэ ----------- ды ----- д – гъэшхащ.

Кхъужьыр фэ --------- фэ ----------- фэ ------ в – гъэшхащ.

Кхъужьыр абыхэм – абыхэм ------ и – р – а – гъэшхащ.

 

Bu çaprazlamaların işleyişi önceki derslerden öğrenilmişti. Şahıslar o ve onlar ile çaprazlanırken ы ve э ler düşer.

 

Birine bir işi etmek eylemek anlamında ise;

 

Nesne almamış olarak;

 

Сэ сэ -------------------- сы – с – хуэ -- тхащ.

Уэ уэ -------------------- у --- п – хуэ -- тхащ.

Ар абы ----------------- .  – . ---- хуэ -- тхащ.

Дэ дэ ------------------- ды – т – хуэ -- тхащ.

Фэ фэ ------------------- фы – ф – хуэ -- тхащ.

Ахэр абыхэм ---------- .  ---- а – хуэ -- тхащ.

 

İstisnası ise;

 

Ахэр абыхэм ---------- .  ---- . – хуэ -- тхахэщ.

Ахэр ile başlayan her bir cümle sonuna хэ çoğul eki gelmek zorundadır.

 

Nesne almış olarak :

 

Усэр сэ сэ ----------------- с – хуэ – с – тхащ.

Усэр уэ уэ ----------------- п – хуэ – п – тхащ.

Усэр абы абы -------------.  – ху – и – тхащ.

Усэр дэ дэ ----------------- т – хуэ – т – тхащ.

Усэр сэ сэ ------------------ ф – хуэ – ф – тхащ.

Усэр абыхэм абыхэм -----.  – ху – а – тхащ.

 

İstisnası ise :

 

Усэр абыхэм  ile başlayan cümlelerde fiil başına я ( иа ) gelir ve sonuna çoğul eki almasına gerek kalmaz.

 

Bu anlatımların tümü dili biraz bilenler için dikkatli incelenirse anlaşılabilir fakat hiç bilmeyenlerin sesleri ve sistematiği eğitimcilerinden almaları gerekebilir. Ben kendim bir milletin dilinin anlatımına, kurallarının açıklanmasına katkı sağlayabilmiş isem kendimi mutlu addedeceğim. İkinci kur çalışmalarım günlük konuşmaları içerecek ve kurallardan uzak kalınarak hazırlanacaktır. Bu dilin en güzel öğrenme ortamının aile içerisinde öğrenmek olduğu düşüncemi yenileyerek herkese böyle bir öğrenme ortamı nasip etmesi için Allah’a dua ediyorum.

 

Мазэ И Гуфlэгъуэр

Мазэ

Ар минитlрэ тlу гъэм

Дунейм къытехьащ.

 

Ар дунейм къызэрытехьэрэ

Илъэсий хъуащ.

 

Мы гъэм абы и еджапlэ кlуэгъуэщ.

 

Ар Щlэжокъуэхэ япхъщ.

И анэр Гупсэщ.

И адэри Заферщ.

 

Нобэ еджапlэхэр къызэlуахыж.

Мазэй и еджапlэм кlуэну хущlокъ.

Мазэ и анэм

Еджапlэм щыкlуэкlэ зэдихьыну

Хуэlу хуащlэхэр къыхузригъэпэщащ.

Тхылъ

Тхылъылъэ

Къэлэм

Дэфтэр

Псылъэ

Псом хуэмыдэуи и щыгъынхэр

Дахэ дыддэуи екlуащ.

 

И анэми ар игъэlущащ,

И ныбжьэгъухэм дахэу яхэтыну,

И егъэджакlуэми

Дахэу епсэлъэну,

Еджапlэм и хабзэхэм зыдригъэкlуну.

 

Еджапlэм щынэсахэм

Къуажэ цlыкlухэри къызэхуэсахэт.

Еджапlэм и пщlантlэм

Еджакlуэхэр зыпымычу къекlуалlэхэрт.

 

Цlыкlухэр гуп гупу кусэурэ зэхэувахэрт.

Ауэ

Латlэ ипхъу Быцэ и анэм зыхуигъэтlынэу

Кусэхэм къыхуекlуалlэртэкъым.

И анэми абы еубзэурэ къришэлlэным пылът.

Мазэи ар фlэгъэщlэгъуэн хъуат.

 

Мазэ и анэм ар хуишэри

И егъэджакlуэм бгъэдишащ.

Мазэ и игъэджакlуэр сыту дахэт.

И нэlур къигуфlыкlт.

И фащэхэмрэ езымрэ зэкlужт.

И lэхэмкlэ и щхэцым lэ къыдилъэри

И еджакlуэ гупым хишэри

Кусэм хигъэуващ.

 

Еджапlэм и унэфэщlхэм,

Нэхъ ипэ ит еджакlуэ нэхъыжьхэм,

Я гупсысэ дахэхэр къаупсэлъащ,

Нэгу зрагъэужьыну къафэ гупым

Къафэ ирагъэкlуэкlащ.

Пшынэ къеуэм атlэми узlэпишэрт.

 

Уэзджынэр къеуа иужь

Гуп гупурэ я лэжьапlэ пэщхэм щlэхьахэщ.

 

Мазэ и тlысыпlэр и егъэджакlуэм къригъэлъэгъуащ.

Къригъэлъэгъуа щlыпlэми тlысащ.

И тхылъылъэр ипlэ иригъэзэгъащ.

Хьэтыжхэ якъуэ Тlутlэи тlысэгъу хуэхъуащ.

 

Егъэджакlуэр

Еджакlуэ псори ипlэ иригъэтlысхьа иужь

Къащыгуфыкlыу цlыкlухэм къащхьэщыуващ.

Итlанэй мыхэр къыжиlащ.

 

Сэ си цlэр Синэмйсщ,

Щокъулхэ сырапхъущ.

Сэ фэ фи нэlухэм сиплъэмэ

Фыхэтми гурыгъуазэкlэ фызоцlыху,

Ауэ фэ фи макъхэмкlэ зыкъэзывгъэцlыхум

Нэхъ си гуапэ хъунущ.

 

Иджы

Фи цlэр

Фи унагъуэ цlэр

Фи анэм ицlэр

Фи адэм ицlэр

Къыжыфlэурэ зыкъэзывгъэцlыху, жиlащ.

 

Хэт хуейми псалъэгъуэ лъызгъэсынущ,

Зырызурэ фыкъэпсалъэ къыжиlэжащ.

 

Мазэ и lэр къиlэтри псалъэгъуэр зылъигъэсащ.

 

--- Сэ сицlэр Мазэщ.

--- Си унэгъуэцlэр Щlэжокъуэщ

Щlэжокъуэхэ сырапхъущ.

Си анэм ицlэр Гупсэщ

Си адэм ицlэри Заферщ

Жиlэри и еджакlуэм фlыуэ еплъащ

И гуапэ зэрхъуам гу щылъитэм

Игу зэгъауэ и ныбжьэгъухэми ящыгуфlыкlащ,

Ипlэ итlысхьэжащ.

 

Тlутlэи хуепlэщlэкlыу и lэр къиlэтри

Псэлъэну хуит зыкъыригъэщlащ.

 

--- Сэ сицlэр Тlутlэщ.

--- Си унэгъуэцlэр Хьэтыжьщ.

Хьэтыжьхэ сыракъуэщ.

Си анэм ицlэр Нахуэщ.

Си адэм ицlэр Дзыдзущ.

Си унагъуэр фlыуэ солъагъу.

Фэ сыкъызэрыфхэхьари си гуапэ хъуащ.

Жиlэри ипlэ итlысхьэжащ.

 

Псэлъахэм къаупсэлъухэр Егъэджакlуэм

Апхуэдизу и гуапэ хъуати

Фэ си тlасэхэ сипсэхэ

Фэр хуэдэ цlыкlу lущхэр сипсэм хузогъадэ

Жиlэурэ зырыз зырызурэ игъэпсалъэм

lэ дилъэурэ псори зэригъэцlыхуащ.

Зыгъэпсэхугъуэ уэзджынэр къыщеуам

Синэмйс цlыкlухэм защигъэнчlатэкъым.

 

 ----------------------------------------------------------

 

Уицlэр сыт?

Уи унэгъуэцlэр сыт?

Хэтхэ уракъуэ?

Хэтхэ урапхъу?

Уи анэм ицlэр сыт?

Уи адэм ицlэр сыт?

Хэт урикъуэ?

Хэт урипхъу?

Дэнэ ущыщ?

Дунейм укъыщытехьар махуэ, мазэ, гъэ

Дунейм дэнэ укъыщытехьа?

Дэнэ ущыпсэурэ?

Уи ныбжьыр дапщэ хъуа?

 

 

Сэ сицlэр Илхьэну.

Си унэгъуэцlэр Щокъулщ.

Щокъулхэ сыракъуэщ.

Си анэм ицlэр Нагlимэщ.

Си адэм ицlэр Нэфlыцlэщ.

Нэфlыцlэ сырикъуэщ.

Нагlимэ сырикъуэщ.

Нэфlыцlэрэ Нагlимэрэ сыракъуэщ.

Ендрей къуажэ сыщыщщ.

09.09.1955 Гъэм дунейм сыкъытехьащ.

Ендрей дунейм сыкъыщытехьащ.

Иджы Истамбул сыщопсэу.

Нобэ си ныбжьыр тхущlрэ щырэ хъуащ.

 

Унагъэ сщlащ.

Быниплl cиlэщ.

Си бынхэм тlур хъыджэбзщ,

Тlури щlалэщ.

Ахэр плlыри иоджэхэ.

 

 

Уи унэгъуэцlэр : -----------------------------------

Уицlэр : ----------------------------------------------

Уи адэм ицlэр : ------------------------------------

Уи анэм ицlэр : ------------------------------------

Дунейм укъыщытехьэ гъэр

Махуэ мазэ гъэ : -----------------------------------

Дунейм укъыщытехьа щlыпlэр : --------------

Унагъэ пщlарэ умщlарэ : ----------------------------

 

 

Мы тхыгъэ дахэр хэт уигъэтха?

 

------- сэ ---------- сэ ----------- сы --- з --- гъэ – тхащ.

------- уэ ---------- уэ ----------- уэ --- б --- гъэ – тхащ.

Ар --- абы ------- абы --------- и – р – и --- гъэ -- тхащ.

-------- дэ --------- дэ ----------- ды --- д --- гъэ -- тхащ.

-------- фэ --------- фэ ----------- фэ --- в --- гъэ -- тхащ.

-------- абыхэм – абыхэм ----- и – р – а --- гъэ – тхащ.

 

Лэжьыгъэр зыхэзылъхьар Щокъул Илхьэнщ.

Daha geniş bilgi, görüş ve düşünceleriniz, eleştirileriniz için maillerinizi This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresine gönderebilirsiniz.

 

″Sayma″ eyleminin ve ″sayılar″ın ortaya çıkışının dilin oluşum sürecinde sonraki dönemlere tekabül eden bir olgu olduğu genel kabul gören bir görüştür. Fakat, saymak eyleminin insan tarafından icad edilmesi ve sayıların adlandırılması dilin oluşumunu tamamlamasından sonrasına rastlasa da, kuşkusuz ki, sayma eyleminin ve sayıların belirlenmesinin ya da fark edilmesinin temelinde dilin oluşumu ve işleyiş mantığı vardır: sayma eylemi ile sayıların kendisini göstermesi dilin oluşum mantığındaki bir argümana dayanmalıdır. Bu bakımdan da, ″sayma″ eylemini ve ″sayılar″ı insanın bir icadı olarak nitelemekten ziyade, insanın ve konuşma dilinin mantığındaki bir keşif olarak nitelemek uygun düşer.

Adıgece ses anlamsal bir dildir. Bu dil, ortaya çıkma ve varolma bakımından seslerin sözcükleri öncelemesine ilişkin arşive sahip bir dildir. Bu dilde sözcüklerin ortaya çıkması ile varolmasına canlılığın ve onun varolmasının devamı niteliğiyle canlının doğal olarak ortaya çıkardığı sesler temellik teşkil eder. Bir canlının varolmasının getirdiği bir olanak olarak ortaya çıkan sesler varolmanın ve canlılığın devamı ve ifadesi olarak kendini göstermektedir ki, bu sesler temelinde kurulan bir konuşma dili ve onun ifade unsurları olan sözcüklerin ifade ettiği olgular, nitelik ve oluşum mantığıyla ses anlamsal olarak okumamıza gelir.

Bu ifadeden olarak, konuşma dilinin oluşum sürecinin tamamlanması sonrasında, adıgecenin işleyiş mantığı temelinde keşfedilen ″sayma″ eylemi ile sayıları ifade eden sözcükler doğal olarak ses anlamsal kurguyla kendini göstermelidir. ″Sayma″ eyleminin ve sayıların ardışıklıkta kesintisizlik özelliği gösterdiği ifade edilebilir ki, bu niteliklerin bir ses anlamsal dil olan adıgece sözcüklerinde de kendini göstermesi beklenir. Nitekim böyledir ve adıgece ″saymak, sayı, sayı adları″nı ifade eden sözcükler ″göreli açılınımsal (б) generatik ilişkilik (ж)″ ifade eden ″бж″ bileşik ses anlamındaki kurguda oluşur. Adıgece ″saymak, sayı, sayı adı″ sözcükleri şöyledir: «Бжын: iş olarak ″saymak″. Бжэн: ″sayma işleminde bulunmak, sayadurmak″ anlamında ″saymak″. Бжыгъэ: sayı. Бжыгъэцlэ: sayı adı».

Bu sözcüklerin dilin işleyişinin sayma öncesinde ilgili bir olguyu ifade bakımından ortaya çıkmış olması da muhtemeldir, ama bizzat ″sayma″ eyleminin ifadesi olarak ses anlamsal kurgusuyla ortaya çıkmış olması da muhtemeldir. Ancak, ″sayma″ eyleminin çok öncelerine dayanan bir olgunun ″sayma″ eylemine temellik teşkil ettiği; ve o olguyu ifade eden sözcüklerin sonradan sayı adları olarak dilde işleyiş kazandığı adıgecede izlenebilir. Başka bir ifadeyle, bugünkü sayıların türediği tekli sayıların (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9) adıgecede ifade edildiği sözcükler insanın ″sayma″ eylemini keşfinden çok öncesindeki bir olguya dayanır. Adıgecede bu sözcüklerin ses anlamsallık alanında ve dilin oluşum sürecinde insanda ifadesini bulmuş olan felsefik ve ontolojik bir olguya ilişkin olarak ortaya çıktığı izlenebilir. Bu felsefik ve ontolojik olgu ″varolma ve varolanın varlığı″, ″varolmanın ve varolanın varlığını sürdürmesi″ ile ″varolma ve varolandan bir varolma ve varolanın ortaya çıkması″ olarak ifade edilebilir.

*

Adıgece sesleri üzerine yürüttüğümüz çalışmalar, seslerin ortaya çıkmasında geniz ve boğazda kendiliğinden ve doğal olarak ortaya çıkan sesleri gırtlakta ve onun aşılmasıyla dil organına kadar olan bölgede çıkarılan seslerin izlediğini, dilin ses çıkarma organı olarak sonradan aktive olduğunu göstermektedir. Ancak, ″dil″ ses çıkarma organı olarak aktive olduktan sonra, daha önceden çıkarılan sesleri şekillendirmesi yanında, bu seslerden dil üzerinde yeni seslerin türetilmesi de gerçekleşmiştir. Yeniden şekillendirdiği seslere ve önceki seslerden kendi üzerinde ürettiği seslere dil organı üzerinde ortaya çıkan yeni sesler de katılmıştır. Böylelikle, konuşma dilini teşkil eden seslerin büyük bir çoğunluğunun doğum yeri dil organı olmuş, dil organı bir ses bölgesi veya merkezi haline dönüşmüştür. Bu nedenledir ki, bir ses organı olan ″dil″ seslerden oluşan ″konuşma dili″nin de oluştuğu bölge ya da merkezdir; bildik dillerde bir organ olarak ″dil″ ile ″konuşma dili″ aynı sözcüklerle ifade edilir. Adıgecede de böyledir: konuşma dili ve mantık ″бзэ″dir, bir organ olarak ″dil″ ise ″dil bölgesi ya da merkezi″ anlamında ″бзэгу″dır.

Sürdürülen çalışmalarda kendini açık eden odur ki, bir organ olarak dilin ses bölgesi haline gelmesinin açılışı ″жь″ ve ″щ″ sesleriyledir. Bu seslerin anlamı ve dildeki işleyişleri de onların bu ortaya çıkışlarına uygundur: ″жь″ sesi sürekli hareket anlamındadır; ″щ″ sesi ise var kılan, var olmanın temeli ve koşulu olan bir ses anlamdır. ″Щ″ sesi sonek olarak türkçedeki ″dir″ sonekini karşılar; başına geldiği sözcük anlamının da zaman ve/veya mekan formunda var olmasını temeller. Yani, dilsel işleyişte ″щ″ sesinin bulunduğu her yerde bir varolmanın ortaya çıkışı ile değişim olarak yitimi ifade bulur; var olma ve ortaya çıkma ile varolmasını kaybetme ″щ″ sesinde temellenir. ″Щ″nın yer edinmesi ya da yuvalanması olarak ifade edilebilecek olan ″щыгъуэ″ sözcüğü her şey için ortaya çıkma, değişme ile yitiminin mekan ve/veya zamansal formda ifadesidir.

″Щ″ sesinin varolma temeli ve koşulu olduğunu ifade ettik ki, ″var, varolmak″ anlamına gelen ″щыlэ, щыlэн″ sözcükleri varolmanın ″щ″ temeli ve koşulunda belirli bir zaman dilimi (lэ) için varolduğunu ifade eder. Şimdi, felsefik bir ifade olarak ″varolma varlığın görüye çıkışıdır″ ifadesini dikkate alırsak, ″щыlэ, щыlэн″ sözcüklerinde bulunan ve ses anlamını varolmanın temel ve koşulu nitelemesiyle ortaya koyduğumuz ″щ, щы″ sesinin varolma ve varolanın belirli bir zaman için varlığını sürdürdüğü temel olmak bakımından ″varlık″ anlamına geldiği ifade edilebilir ki, ″щыlэ, щыlэн″ sözcüklerinin kurgusunda varlığın görüye çıkışı ″щ, щы″nın belirli bir zaman (lэ) için işleyişi ya da kendini göstermesi olarak ifade bulmuştur. - Yani, ″varlığın görüye çıkması″nda ortaya çıkan ″varolma″ olgusu belirli bir zamanla sınırlı bir görüdür de. Bu ifadeden olarak, ″щыlэ″ sözcüğü ″щ, щы″nın fonksiyonel zamanın (э) belirli bir süresi ya da limitindeki (lэ) işleyişinde kurulmuş olan bir ifade olarak, varlığın görüye çıkmasında ortaya çıkan bir ″varolma″yı ve bir ″varolanın varolması″nı, aynı zamanda başlıbaşına ″varolan″ı ifade eden bir sözcüktür. Bu ifadelerin işaret ettiği olgunun gerçekleşmesi olan ″varolmak″ fiili de ″щыlэн″dır.

Bir harf yazımı olan ″щ″nin birim bir ses olarak seslemi ″щы″dır; bu bir ″sayı″ da ifade eder ve ″3″ün adıdır. Ama dilin oluşum sürecinde ″щы″nın bir ″sayma″ eylemi ürünü olarak ve bir ″sayı″ niteliğiyle ortaya çıktığını söylemek mümkün değildir; o dilin oluşumu sürecinde kendi ses anlamıyla ve bu ses anlamda varolmanın temeli ve koşulunu ifade bakımından bir ″ses sözcük (щы)″ olarak dilde işlemiş, bu işleyişine uygun olarak da ″sayma″ eyleminin keşfinden sonra bir ″sayı″nın adı (щы: 3) olmuştur. ″Щ″ üzerine varlık ve varolmaya ilişkin kullandığımız ifadelerle birlikte, onun bu yazıda izlenebilecek olan işleyişi ve anlamının temelliğinde, sayma eyleminin ortaya çıkmasıyla ″3″ sayısı ″щы″ olarak adlandırılmıştır. Öyle anlaşılmaktadır ki, ″3″ sayısı varlığın görüye çıkmasının koşulu olan bir sayı da olmalıdır. Bu ifadeye uygun olarak, ″3″ sayısının ″щы″ ile nitelenmesi ″щ″ ses anlamında bir kayma değil, ses anlamına uygunluğu bakımından ″щы″ seslemi bu sayının da (3) ifadesi olarak dilsel işleyiş kazanıp, anlamını bu sayıda sürdürmüştür.

Bu ifadeden olarak söylemek gerekirse, varolma bütününün kendisi de, her varolma durumu ile her varolan da ″щы (3)″ temelinde ve koşulunda mümkün hale gelir, - atfettiğimiz nitelikler olan ″fizik ve somut″ ya da ″fizik dışı ve soyut″ kavramları bunu değiştirmez. Varolma kozmik bir geometride olmaktır; ve her şey bu geometriye uygun olarak varolur ve bu geometride herşey geometriktir. Bir geometrinin mümkün olma temeli ve koşulu da ″3″tür; varolmanın varlığının temel geometrisi üç boyuttur; ona yeni boyutlar eklenmesiyle, onun varolmasının temeli ve koşulu olan ″3″ değişmez. ″Boyut″ dediğimiz şeyin de varolması ″3″ unsurla mümkündür ki, bu boyutların da kendisine katıldığı söz konusu varolma ya da varolanın kendisinin mümkün hale geldiği ″3″ böylece katlanabilir, ama yok olmaz, katlanmış ″3″ler olarak varlığını sürdürür ve olagider.

Varolmayı mümkün kılan bu geometri, kapsadığı üç unsur ve boyutun bir generatik ilişkililiği aşkın olduğu bir birliktir. Varolma üç unsur veya boyutla ortaya çıkan böyle bir birlik olmak bakımından, başlıbaşına ″bir″ olarak nitelendirilen bir olgudur. Üç unsurla mümkün hale gelen varolmanın kendisi ve her bir varolan üç unsur veya boyutun ″generatik aşırı″ birliği olan ve ″bir″ olarak nitelendirilebilen bir geometridir. Adıgecede ″зы″ ses sözcüğü de tıpkı ″щы″ gibi sonradan sayı adı (зы: 1) olmuştur. O da ses anlamında ve ses anlamsal bir ″ses sözcük″ olarak dilin oluşum sürecini katetmiş, ″sayma″ eyleminin keşfiyle de bu anlam ve işleyişine uygun olarak ″sayı adı″ halinde işlemeye başlamıştır.

Sayma ve sayıya ilişkin adıgece ″бжын, бжэн, бжыгъэ, бжыгъэцlэ″ sözcüklerinde izlenen ″бж″ bileşik sesinde bulunan ve generatik bağlantı kurma işlev ve anlamına sahip olduğunu ifade ettiğimiz ″ж″ sesi sürekli hareket anlamı bulunan ″жь″ sesinden doğmuş olup, onun anlamına göreli ve fakat farklı bir anlama sahiptir. Bu ses grubuna dahil olan ve ″ж″ sesini izleyerek ortaya çıkan ″з” sesinin anlamı da izlediği sesin (ж) anlamına göreli ve farklı bir anlama sahiptir. ″Ж″ sesinin generatik ilişkililiği vermesinde, ″з″ sesi bu generatik ilişkililiği aşan bir ilişkililik ifade eder. Birlik, birliktelik, odaklanma gibi olgular adıgecede ″з″ ses anlamında ifade olunur. Böyle olguların ifadesini sağlayan bu ses (з) dilin işleyişinde yeri geldiğinde bir ses sözcük (зы) olarak ″1″ sayısının da adlandırılması olmuştur.

*

Bu ifadelerden sonra, varolmanın ortaya çıkmasının mümkün temel ve koşulu olan ″щы″nın bu tezahürünün ″зы″ olarak ifade bulduğu bu varolma olgusu için elimizdeki bir matematiksel gösterimi (∩) kullanabilir, ″щы″ ile ″зы″nın aralarındaki ilişkinin bir kesişim ilişkisi oluğunu ifade edebiliriz. Öyle ki, varolma ve varolanın varlığını ifade eden ″щы″ ile bu varolma ve varolanın bir bütün olarak ifadesi olan ″зы″ ilişkisini şöyle gösterebiliriz: «щы{∩зы}; зы{∩щы}».

Bu gösterimde henüz bir ″sayma″ eylemi ve sayılar yoktur, bu ses anlamsal bir ifadedir. Ve burada, varolmanın temeli ve koşulu ″щ, щы″dır, ″з, зы″ onun (щ, щы) bütünlüğü ve birliğinin ifadesidir. Varolmanın mümkün hale gelmesi ve kuruluşu ″щ, щы″ iledir ki, varolmanın bu varlığını sürdürmesi de ″щ, щы″nın sürekliliğiyle mümkündür. Bu süreklilik adıgecede ″щэ″ olarak ifade bulur: ″щ, щы″nın ötelenimi, fonksiyonelliği, fonksiyonel zamansallığı ″щэ″dır.

Varolmanın ve her bir varolanın varlığını sürdürmesinin ifadesidir ″щэ″. Ama bu, bir fonksiyonel zaman olarak bir sürdürüm ifade ederken, bu sürdürümün nasıl gerçekleştiğini ve gerçekleşme serüveni ya da adımlarını ifade etmez, kapsamaz. ″Щы″ temeli ve koşulu edinerek varolma ve varolan olarak ortaya çıkmanın idamesiyle onun bu varlığını sürdürmesi, onun varolmasının yeniden ortaya çıkmasıyladır ki, bu ″щы″nın ötelenmesi ya da yeniden ″щы″ kazanmasıyladır. Bu, onun bu varlığını sürdürme ve yeniden ortaya çıkarabilmesi olarak, bu varlığını müteakip varlığa erim gücünü gerektirir. Bu erim gücü eril bir ses anlam olan ″тl″ sesinden gelir. Varolma ve varolanın varlığını sürdürmesi ve yeniden bir varolma ve varolan olarak ortaya çıkabilme gücü, kendisinde içkin olarak bulunan ya da ona dışardan gelerek içkinleşen ″тl″ iledir. Bu ses anlamın (тl) görüldüğü her yerde bir çoğalma ya da açılınım vardır ki, bir varolanın çoğalması ″тl″ ses anlamında yuvalanması olarak olgunlaşmasıyladır (тlыгъуэн). Bu ″olgunlaşma″, ürün verme durumu veya çoğalma koşuludur. O halde, ″щы″ temeli ve koşulunda ortaya çıkan bir varolma ile varolanın varlığını sürdürmesi, ondan yeni bir varolma ile varolanın ortaya çıkması, onun çoğalması, kendisine nüfuz eden ″тl″nın işlemesi ve açılımıyladır (у). Bir varolma ve varolanın açılımıyla katlanıp çoğalarak yeni bir varolma ve varolanın ortaya çıkması anlamına gelen bu ifadeyi yukarıda verilen gösterim ve anlatımlar doğrultusunda şöyle yazabiliriz: «зы{∩щы}→ тlыу → щы{∩зы}».

Bu formülasyon bir varolma ve varolanın ifadesini (зы{∩щы}), onun ″тl″ açılımını (тlыу) ve bundan ortaya çıkan bir varolma ve varolanı (щы{∩зы}) kapsar ki, bu ″olay″ın kendisi de ″щы: 3″ adımda gerçekleşir. Burada ″тlыу″ın varolma ve varolanı ifade eden ″зы{∩щы}″nın bir açılımı ve açılınsal durumu olarak erilliği olduğunu belirtmek gerekir; ve ″тlыу″ esasen varolma ve varolanda içkin bir eril güç olarak, onun (зы{∩щы}) oluşumu ve temelindeki bir unsurdur.

Varolma ve varolanın ortaya çıkması ″щы″ temelini bulmakladır ki, onun açılımından (тlыу) yeni bir varolmanın ortaya çıkması da ″щы″ temelindedir. Ama burada henüz bir ″sayı″ söz konusu değildir: bir varolmanın ve varolanın ″щы″ temelinde mümkün olması gibi, buradan bir varolma ve varolanın ortaya çıkması da ″щы″ temelindedir; ve böyle bir ″olay″ da ″тl″nın açılınımıyladır (тlыу). Gerçekleşen böyle bir ″olay″ın kendisi de ″щы″ temelinde gerçekleşmekle bir ″varolma″ kazanmış ve var olmuştur.

Bir varolma ve varolanın açılım bulmasıyla bir varolma ve varolanın ortaya çıkması olan bu olgu, bu haliyle bir kereliğine meydana gelmiş olan bir olaydır; bir varolmadan bir varolmanın ortaya çıkması süreci olarak bir kereliğine meydana gelmiş olan tekil bir süreçtir. Bir açılım (тlыу) ile ortaya çıkmış olmak bakımından da, bir sürekliliği içkin olan bir meydana gelme olayıdır. Bu bir ″olma″ halidir, ama o tekil bir ″olma″ olayıdır. Bu tekil peyda olma olayı bir kereliğine olmuşluk ve bir süreçle ortaya çıkmışlık olarak, kendisinde olma sürecini barındıran, ama henüz bu haliyle bir sürekliliğin ifadesi de olmayan bir olgudur. Bu haliyle bir kezlik bir olay ve tekil bir ″olay″ olarak ″varolma″ kazanmış bir ″olgu″dur.

Böyle bir olayın yeniden ortaya çıkması ancak, onun böyle seyrettiğini ve yolda olduğunu gösterebilir ki, böylelikle de bir tekil olay olarak kalmaz; ve süreklilik kazanabilir. Böyle bir olayın süreklilik kazanması ve bir sürecin ortaya çıkması, onun olduğu gibi yeniden ortaya çıkması ve tekrar etmesiyledir; üç unsurdan oluşan böyle bir olma olayının olduğu gibi katlanmasıdır. Böyle bir gelişme de yine ses anlamı bakımından ″тl″ açılımıyla (тlыу) mümkündür. O halde, ″щы″ bularak varolma kazanmış olan bu ″зы{∩щы}- тlыу- щы{∩зы}″ tekil olayın ″тlыу″ halini, kendisinin olduğu gibi yeniden ortaya çıkması halini görelim:

«зы{∩щы}- тlыу- щы{∩зы}»→ тlыу → «зы{∩щы}- тlыу- щы{∩зы}».

Böylece, bir varolma ve varolandan bir varolma ve varolanın ortaya çıkmasına ilişkin olarak karşımıza çıkan bu ″зы{∩щы}- тlыу- щы{∩зы}″ tekil olay ″тlыу″ ile katlanarak tekrar etmiş, tekilliğini yitirerek çoğul hale gelmiştir. Burada her bir halkasını ″olma″ olgusunun oluşturduğu bir zincirleme olay gerçekleşir ve söz konusu olayın kendisinin sürmesi haliyle bir periyodik olay ortaya çıkar. Bu, söz konusu tekil ″olay″ın tekillikten çıkarak olagitmeye dönüşmesi hali olarak bir sürecin ifadesidir. Söz konusu tekil ″olay″ tekil bir ″olma″ halinin ifadesi iken, bu ″olma″nın süreklilik kazanması gerçekleşmiş ve bir ″oluş″ ortaya çıkmıştır. ″Süreç″ ve ″oluş″ süreklilik ifadeleri olmak bakımından, tekil ″olma″ ve tekil ″olay″ın katlanması ile kendini tekrar etmesi olarak gösterdiğimiz yukarıdaki hali açarak kesintisizce gösterimini verebiliriz. Böylelikle, bir varolmanın açılımıyla bir varolmanın ortaya çıkmasını sürekliğinde göstermiş oluruz. Bir tekil ″olma″ olayının tekrarını kesintisizliğinde birleştirerek gösterdiğimizde, bu tekil olayın katlanması olarak verdiğimiz ″тlыу″ sonrası ″зы{∩щы}″yı bu dizi içinde ″щы{∩зы}″ olarak gösterebiliriz. Böylelikle, söz konusu tekil ″olma″ olgusunun üçlü tekrarını ve de bir varolmadan bir başka varolmanın ortaya çıkışının üç adımını izleyebiliriz: «зы{∩щы}- тlыу- щы{∩зы}- тlыу- щы{∩зы}- тlыу- щы{∩зы}».

Ardışık yazılmış olan bu olma zinciri üç ″olma″ periyodundan oluşan bir dalga fonksiyonudur:

Bir varolmanın açılımıyla bir varolmanın ortaya çıkması olan bir olayın tekrarlanmasıyla ortaya çıkan bu dalga fonksiyonu varolma ve varolanın varlığını sürdürmesi olan sürecin kendisinin varlık kazandığı bir periyodik fonksiyondur. Onun periyodu tekil olma olgusu olarak ifade ettiğimiz ″зы{∩щы}- тlыу- щы{∩зы}″dır. Bunun tek bir kez meydana gelme olarak kalmayıp, onun süredurmasının varlık kazanması bu tekrarın ″щы″ koşuluna kavuşmasıyladır ki, ortaya çıkmış olan periyodik dalga fonksiyonu budur. Konu ettiğimiz tekil olay, onun tekrarıyla ortaya çıkan bu periyodik fonksiyonun bir periyodu ve birimidir; aynı şekilde, bu tekil olayın tekrarının ″щы″ koşuluna kavuşması olarak verdiğimiz bu periyodik fonksiyonun kendisi de ″oluş″ sürecinin bir periyodu ve birimidir. Varolmanın ve varolanın varlığını sürdürmesi olan ″oluş″ süreci bu periyodik fonksiyonda varlık kazanmıştır ki, ″oluş″ sürecinin bir periyodu ve birimini veren ve onun varlık kazanmasının tamamlanması olan bu periyodik fonksiyonun biteviye tekrarı ″oluş süreci″dir.

Varolma ve varolan ″щы″ temel ve koşulunda ortaya çıkmakta olup, onun bu varlığını sürdürmesi ″щэ″ olarak ifade bulmaktadır ki, bu sürdürümün nasıl gerçekleştiği ve böyle bir sürecin nasıl ″varolma″ durumu kazandığına ilişkin sorun, verdiğimiz bu dalga fonksiyonunda açığa çıkmış olup, tekil bir olay olarak verilmiş olan ″olma″ olgusunun kendisi ″щы″yı bularak ″varolma″ temel ve koşuluna kavuşmuştur. Böylelikle, varolmanın sürdürümünün kendisi varolmuş ve bir oluş sürecinin varlığı tanımlanmıştır.

Bir varolma ve varolanın ″щы″ temelini bulması (щы{∩зы}) ve onun ″тlыу″ açılımı olan bu sürecin dişil ve eril ardışıklığa sahip bir süreç olduğu da açıktır.

İfade ettiğimiz tekil olayın tekrarını gösteren bu ″oluş″ süreci periyodik bir olaydır ve bir dalga fonksiyonu olarak kendisini gösterir. Bu haliyle, daha önce ses anlamsal olarak ifade bulmuş olan varolma ve varolanın tanımlanması ″зы{∩щы}″ ile onun ″тl″ açılınımı ″тlыу″ elemanlarını içeren bu dalga fonksiyonu, bir ″oluş″ süreci olmak bakımından, her bir adımının sürecin gelinen noktasındaki bir ″olma″ halini ifade eden bir farklılaşma ve yapılanma - konstürüksiyon sürecidir. Bu bakımından da, bu dalga fonksiyonunun her bir adımı - birbiriyle ilişkili de olsa - birbirinden farklılığıyla tanılanabilir - tanılanmalıdır. İşte, kendisinin de bir parçası olduğu bu dalga fonksiyonlu sürecin kendisinde kozmik olarak tanılandığı insan bunun her bir aşamasının değerini vererek adlandırır. Böylelikle bu dalga fonksiyonu, her bir adımının değerini bulduğu ve tanımlandığı bir ifadeler sürecine dönüşür. Varolma ve varolanın varlığını sürdürme süreci ve onun ifadesi olan sözcükler böyle ortaya çıkar; ve bu mantık ile bu ifadeler gelecekte yeri geldiğinde ″sayma″ eyleminin keşfine ve sayıların adlandırılmasına temel olacaktır.

*

Şimdi, varolma ve varolanın varlığını sürdürmesi ile varolma ve varolandan yeni bir varolma ve varolanın ortaya çıkmasına ilişkin bu dalga fonksiyonunun her bir aşamasına verilen her bir değerin dilsel ifadelerini görelim. Bu varolma sürecinde önce, varolma ve varolanın ″тl″ açılımlarının (тlыу) her birinin adlandırması ile verilen değerlerine bakalım. 

İzlenebileceği gibi, ilk periyot ya da adımdaki ″тlыу″ varolma ve varolanın (зы{∩щы}) çoğalmasını mümkün kılan ″тl″ın açılımıyla (у) ortaya çıkmış olan ilk doğum olgusundaki ″тlыу″dır. Bu, bir varolma ve varolandan bir varolma ve varolanın ortaya çıkması olarak bir ″tekil meydana gelme″ olgusunun gerçekleşmesine yol açan ″тlыу″dır ki, verdiğimiz bu dalga fonksiyonunun ilk ″тlыу″ örneği olmak bakımından, bu oluş sürecinin tanılanması ve aşamalarına değerlerinin verilmesinde, adıgecenin işleyişi bakımından onun başlıbaşına ″тlу″ olarak ifade edilmesi uygundur.

Dalga fonksiyonunda bulunan ikinci ″тlыу″ ilk ve tekil ″olma″ olgusunun (зы{∩щы}- тlыу- щы{∩зы}) olduğu gibi katlanmasını sağlayan ve bir ″olma″ olgusunun tekrarını mümkün kılmış olan ″тlыу″dır. Bu ″тlыу″a atfedilen değer ile dilsel ifadesi ″плlы″dır. Burada ″тlыу″ın gerçekleştirdiğini ifade ettiğimiz ″katlama, katlanma″ sözcükleri de adıgecede ″плl″ sesi temelinde kurulan bir sözcüktür (теуплlэнщlэн: üzerine ″плlы″ yapmak). Bir şeyi kendi üzerine katlama gibi bir eylem ve olgunun ″плlы″nın sonradan atfedildiği ″4″ sayısıyla bir ilgisinin olmayacağı da açıktır. Ama, burada bu katlama eyleminin (тlыу) ″плlы″ olarak ifade bulması ile bir ″katlama″ eyleminin ifadesi olan sözcüğün (теуплlэнщlэн) aynı ses anlamsal (плl) temelinde kurulmasınının felsefik bir derinlik ile ontolojik temeli bulunduğu izlenebilir. Bir bileşik ses sözcük olan ″плlы″ sözcüğü ″olgunlaşma (лl) yeri (пl) veya olgunlaşmanın beslenimi″, ″olacağını olmuşluk veya olacağına varmaya yerleşmişlik″ gibi ifadelerle açıklanabilir. Gerek katlama işlemini gerçekleştirmesi ve gerek ″щы″yı izleyerek ortaya çıkması bakımından, bu aşamanın ″плlы″ olarak nitelenmesi yerinde bir olgudur.

Bu oluş sürecini ifade eden dalga fonksiyonunun üçüncü adımında kendisini gösteren ″тlыу″, dilde her varolanın kendisinde temellendiği ve ortaya çıktığı bir zemin anlamına gelen ″хы″ olarak adlandırılmıştır. ″Х″ sesi ″olma (хъу)″nın kendisinin açılımıyla mümkün hale geldiği ve ″töz″ anlamı bulunan ″хъ″ sesinden dil organı üzerinde doğmuş olan bir sestir. Konu ettiğimiz adım ve zemin ″x″ sesinin doğrudan bir ses sözcük olmasıyla (хы) ifade ve değer bulmuştur ki, burası varolmanın varlığını sürdürme halinin varlık kazanmasına ilişkin bu süreçte ortaya çıkacak olan tamamlanmış varolma halinin doğum zeminidir: sürecin tamamlanmışlığını ifade eden ″блы″ bu zeminde (хы) doğar. ″X″nın ses anlamı matematiksel olarak ″geometrik koordinat sistemi″nin ″ordinatı″na tekabül eder.

Aşağıda da, söz konusu dalga fonksiyonunda kendisini varolma ve varolan olarak gösteren aşamaların (щы{∩зы}) adlandırılmaları ile onlara atfedilen değerleri gösterilmiştir. 

Her bir varolma ve varolanın başlıbaşına ″щы″ ses anlamı ve ses sözcüğünde ifade bulduğunu ve bunun bir bütün ve birlik olmasında başlıbaşına ″зы″ olarak nitelendiğini söylemiştik ki, konu ettiğimiz dalga fonksiyonlu sürecin başlangıcındaki varolma ve varolanın bu sürecin ilk unsuru olması bakımından, ona yerinde olarak ″зы″ değeri atfedilmiştir.

Konu ettiğimiz tekil ″olma″ olgusu ″зы{∩щы}″ olarak ifade edilmiş olan bir varolma ve varolanın ″тlыу″ıyla ″щы″ temeline kavuşup bir varolma ve varolanın ortaya çıkmasıdır ki, söz konusu dalga fonksiyonlu sürecin de başlamasının temeli bu tekil olaydır. Bu tekil ″olma″ olgusunda ″зы″nın ″тlыу″ı ile ortaya çıktığını izlediğimiz ″щы″nın bu dalga fonksiyonlu süreçte ilk ortaya çıkan ″щы″ olması bakımından, dilde yerinde bir ifadeyle başlıbaşına ″щы″ olarak adlandırılmış ve değer bulmuştur.

Sürecin bu aşamasında ortaya çıkan varolma halinin ″щы″ olarak adlandırılmasından sonra, onun ″тlыу″ıyla (плlы) ortaya çıkan varolma hali de ″тху″ olarak adlandırılmıştır ki, bu bileşik ses sözcük ″bir güçle veya bir güç inayetinde sürme″ anlamındadır. ″Плlы″yı tanımladığımız ifadeler hatırlanırsa, onun ortaya çıkardığı varolma hali (щы) olan ″тху″, böyle bir aşamayla ortaya çıkan bir varolma hali olmak bakımından, bu bileşik ses anlama uygun bir varolma halidir. Ancak, bu nokta (тху) aynı zamanda varolma halinin varlık kazanma sürecinin üçüncü adımının ilk varolma hali olmak bakımından da değerlendirilmelidir. Tüm bu nitelikleri dikkate alarak, bu sürecin bu ikinci adımında ″щы″ temelinde ortaya çıkıp, sürecin kendisinden itibaren devam ettiği bu varolma hali ″тху″ bileşik ses ve sözcüğünde ifade bulmuştur ki, onun böyle nitelenmesini bu sürece ilişkin olarak yorumlamak doğru olur. Bu ifadeden olarak, burası (тху) bu dalga fonksiyonlu sürecin ilk adımı olan ″tekil meydana gelme olgusu″nun katlanmasını ve tekrarını sağlayan ″плlы″yı izleyerek ortaya çıkmış olmak bakımından, söz konusu sürecin başlaması ve varlık kazanmasına ilişkin bir varolma halidir; hem de bu sürecin sürmesinde müteakip adımın da kendisinden doğduğu bir varolma halidir. Böylelikle, bu katlanma ve süreç halini almada ortaya çıkan ilk varolma hali ile bu sürecin kendisinden itibaren devam ettiği bir ilk varolma hali olmasının sonucu olarak, sürecin oluşmasıyla ilk ortaya çıkan bu varolma halinin başlamış olan bu sürecin aynı güçle devamı işlevini ifade edecek şekilde, bu aşama dilde başlıbaşına ″тху″ olarak adlandırılmış ve değer bulmuştur.

Bu dalga fonksiyonlu oluş sürecinin tamamlanması olarak ortaya çıkan varolma hali de ″блы″ olarak ifade edilmiştir. Böylelikle bir varolmanın varlığını sürdürmesi ″щы″ temel ve koşuluna kavuşarak, bu sürecin kendisi varolma hali bulmuş, varlık kazanmıştır. Bu ifadeden olarak, konu ettiğimiz bu dalga fonksiyonlu oluş sürecinin ortaya çıkardığı ″щы″ temelindeki son varolma hali ″блы″dır. Bu sürecin kendisinin ″щы″ koşuluna kavuşması ve varlık kazanmasının tamamlanması noktası olan ″блы″nın ″хы″yı izleyerek ve onun temelliğinde ortaya çıkan bir varolma hali olması da anlamlıdır: ″блы″nın ″хы″yı izleyerek ortaya çıkması, ″блы″nın ve onunla tamamlanmış olan bu sürecin ″х″nın ordinatı olduğu geometrik koordinat sisteminde tamamlanmışlıkla yer bulduğu anlamına gelir.

Söz konusu dalga fonksiyonunun her bir aşaması bu sözcüklerle ifade ve değer bulmuştur. Dalga fonksiyonunun dişil (щы∩зы) ve eril (тlыу) bir ardışıklık süreci olduğunu ifade etmiştik ki, bu aşamaların ifadesi olan sözcükler de eril ve dişil nitelik gösterirler. Ancak dalga fonksiyonundaki dişil ve erillikler temel olmakla birlikte, fonksiyonun her bir aşamasının süreçteki işlevi bakımından değer ve ifade bulmasında, sözcüklerin kurgusunda kendisini gösteren eril ve dişil nitelik süreçteki işleve uygundur. Bu ifadeden olarak, sürecin ilk unsuru ″зы″ dişil, onun ″тlыу″nın ifade edildiği ″тlу″ eril, üçüncü unsur olan ″щы″ dişil, dördüncü unsur olan ″плlы″ eril ses anlamlar temelinde kurulmuş olan sözcüklerdir. Bunların dalga fonksiyonundaki eril ve dişil değerlerle aynı olduğu da açıktır. Bir eril aşamayı (плlы) izleyerek ortaya çıkan bir ″щы″ türü ve dişil olduğu halde, süreçteki işlevinin eril olmasına uygun olarak, ″тху″ eril bir sözcük olarak kurgulanmıştır; bu niteliği eril bir ses anlama sahip olan ″ху″ sesinden gelir. ″Тху″nın bu oluşumuna benzer ve fakat onun tersi bir biçimde, bu süreçte onu izleyerek ortaya çıkan aşamanın bir eril (″тlыу″ türü) olmasına karşın, dişil bir değere sahip ″хы″ sözcüğüyle ifade bulmuştur. Burası sürecin bir ″тlыу″ aşaması olmakla birlikte, erilliğin (тlыу) ″щы″ temeli bulduğu ve dişil nitelik de kazandığı noktadır; burası, varolma ve varolanın ortaya çıktığı geometrinin ordinatı olmakla dişil niteliği bulunan ″х″ ses anlamında ifade bulmuştur. Bu aşamayı izleyerek ortaya bir ″щы″ türü çıkar ki, burası sürecin kendisinin ″щы″ temeline kavuştuğu ve sürecin varlık kazandığı yer olmakla, yerinde olarak dişil nitelikli ses anlamsal (б) kurguya sahip ″блы″ sözcüğünde ifade bulmuştur.

*

Konu edilen sürecin bir dalga fonksiyonu olmasıyla birlikte, bunun yalnızca tekil bir ″olma″ halinin ardışıklıkla tekrar edildiği periyodik bir fonksiyon olmadığı, aşamalı bir yapılanma süreci de olduğu, onun aşamalarının bu adlandırılmasında açıktır. Bu yapılanma – konstrüksiyon süreci, her bir aşaması kendisinden öncesine ve sürecin kendisine göreli bir olgu olarak değer ve ifade bulmaktadır.

Anlatılan bu süreç, ″щы″ ile ″щэ″ arasındaki ilişkinin açılımıdır ve ″щэ″nın işleyişinin bir dalga fonksiyonu olarak açığa çıkmasıdır. Bu dalga fonkiyonunun kendisi de ″щы″ temel ve koşuluna kavuşmakla varlık kazanmıştır. Ancak, bu dalga fonksiyonlu sürecin varlığının insanın onun aşamalarıyla tanılaması ve tanımlamasıyla ortaya çıkarıldığını da ifade etmek gerekir; ki, bu da bir görüye çıkma olmak bakımından, bir bakıma onun gerçek varlık kazanmasıdır.

Gerek bu dalga fonksiyonunun ve gerek onun her aşamasının tanılanması ve değerlerini bulmuş olmasının burada yaptığımız gibi bir analiz ve irdelemenin ya da deneylemenin ürünü olmadığını da teslim etmek gerekir. İnsanın kendisinin de bir parçası olduğu bu olay ile süreci tanılaması ve adlandırması, aynı süreçle oluşmuş bulunan mantığı ve diliyledir. Bu tanılama ve adlandırma bizzat dilin oluş süreci içerisinde gerçekleşmektedir. Bu, bu sürecin bir parçası olan insanın böyle bir süreçle oluşmuş mantığı ve dilinde ifade bulmuş olan kozmik bir olgudur.

*

Varolma sürecinin tamamlanmasını ifade eden ″блы″ sözcüğünü oluşturan ″бл″ bileşik sesinin anlamı ″ilişkili açılımın (б) tamamlanmışlığı (л)″ ile onun sürmesinin de altyapısı olarak ifade edilebilir. Bir bileşik ses olarak ″бл″nın dildeki işleyişi ″блы″ sözcüğüyle kalmaz. Ama onun ses anlamının doğrudan dile girdiği ve bir bileşik ses sözcük (блы) olarak ifade bulduğu bu yer, ″бл″ bileşik sesinin en temel anlamıyla dilsel anlam bulduğu yerdir. Nitekim, dilde ″бл″ bileşik sesi temelinde kurulan sözcüklerin de onun burada bir bileşik ses sözcük olarak kendisini göstermesine ilişkin olarak ortaya çıktığı izlenebilir.

″Блы″ konu ettiğimiz sürecin varlık kazanmasının tamamlanmasıdır ki, bu sürecin kendisini ″блы″nın ortaya çıkması süreci olarak da ifade etmek mümkündür. Böyle bir eylem ″блэн″ fiilinde ifade bulur. Bununla birlikte, böyle bir sürecin varlık kazanmasının tamamlanması olarak ″щы″ koşuluna kavuşup periyodunu tutmuş ve ″блы″ yı ortaya çıkarmış olan bu süreç ″блы″den itibaren ve onun sürdürümü olarak devam eder ki, böyle bir eylem de ″блэн″ fiilinde ifade bulur. Öyle ki, bu sürecin varlık kazanıp tamamlandığı ″блы″nın ortaya çıkması da, bu ″блы″nın ötelenimi eylemi olarak devam eden süreç de ″блэн″ fiilinde ifade bulur. Nitekim, gerek bu oluşun varlık kazanması ve gerekse bu varlık kazanmış sürecin idamesi aynı eylemdir; ″блы″nın ortaya çıkması müteakip sürecin temelinin de atıldığı periyodun ve birimin tamamlanmasıdır. ″Блэн″ fiili ″ışımak″ anlamındadır ve insan için görünür ışığın da her tür sinyalin de - enerjinin - yayılımı bu fiilde ifade bulur.

Her tür ışıma olayı ″блэн″ fiili temelinde ifade bulur ki, ″varlığın ışıması″ ve ″ışıma anı″ olarak ifade edilebilecek olan ″щыблэ″ sözcüğü adıgecede ″yıldırım ve şimşek″in ifadesidir. Ancak, yalnızca yıldırım ve şimşek değil, her türden enerji yayılım anı olarak elektronik ve fotonik gibi her türden temel parçacık ışınımı (блэн) olayları da ″щыблэ″ olarak ifadeye açıktır.

Varolmaya ilişkin temel işleyiş olan söz konusu süreçte kendisini gösteren ″щы″ ve ″блы″ sözcükleri ile bu ses anlamlarda kurulan sözcükler her bir temel süreç ve yapılanmanın ifadesinde kendisini gösterir. Bununla birlikte, bu süreç ve yapılanmanın ifade edildiği ″щы″ ve ″блы″ sözcüklerini temel alarak adlandırılmış olan ″3 ile ″7″ sayıları da böyle olgularda hep karşımıza çıkan sayılardır. Bir ışınım olarak doğal ışığın yayılımı yanında, insan gözünün görebildiği bir ışınım türü olan doğal ışık tayfı da üç temeldedir ve yedi renkten oluşur. İfade ettiğimiz bu dilsel mantığa uygun ve ″щы″ ile ″блы″ temelinde ifade bulan birçok olgu örnek olarak verilebilir. O halde, bu işleyiş ile bu ses anlam ve sözcüklerin işleyişine ilişkin örnekleri başka alanlarda da aramak gerekir.

Bu ifadeden olarak, bir işe girişme ve başlangıç yapma eyleminin o işin düzenini tutturmak ve tamamlanması sürecinin altyapısını oluşturmak anlamında, herhangi bir işe koyulmak ve başlamak adıgecede ″блэн″ fiili temelinde kurulan sözcüklerle ifade bulur. ″Başlamak, başlatmak″ eylemleri ″блэн″ temelinde oluşan ″ублэн, къэублэн″ fiillerinde ifade bulur. Bu sözcükler bir ″блы″ oluşumuna ve ″блэн″ eylemine koyulmak ve açılmak anlamına gelir. ″Giriş″ ve ″başlangıç″ da ″пэублэ″ sözcüğüyle ifade edilir.

Konu ettiğimiz süreci varolma ve varolanın varlığını sürdürmesi ve bunun varlık kazanması olarak ifade etmiş olmamıza uygun olarak, her türden şeyin başlayıp yayılım göstermesi eylemi ″блэн″ fiili temelinde ifade bulur ki, bir şeyin bir temelden (щl) itibaren ortaya çıkıp yayılması ″зэщlэблэн″ fiiliyle ifade edilir. Yeni nesil ″щlэблэ″dir.

Bu oluş süreci - her aşamasının birbiriyle göreli ilişkililiğinde - generatik bir süreçtir ve bu yazının ilgili yerlerinde buna ilişkin ifadeler de kullanılmıştır. Generatik bir sürecin en somut örneği canlılığın işleyişinde temel olarak kendini gösteren genetiğin işleyişidir. Canlılığın varolma hali ve nitelikleriyle varlığını sürdürmesi ″gen″lerine ve ″genom″una ilişkindir ve bunun da ifade ettiğimiz oluş sürecine uygun olması doğaldır. Bu ifadeden olarak, genetik ilişkililiğin de adıgecede ″бл″ ses anlamı temelinde, ″блы″nın ortaya çıkış sürecine ve ″блэн″ fiilinin ifade ettiğimiz işleyişine uygun olarak ifade bulması beklenir; ve böyledir.

Varolmanın varlığını sürdürmesinin varlık kazanmasının tamamlanması ile bu sürecin periyodu ve birimi olarak ifade ettiğimiz ″блы″nın ortaya çıkması süreci doğal olarak genetik ilişkide de temeldir. Varolmanın varlığını sürdürmesi ile yeni bir vaolmanın ortaya çıkması sürecinin tamamlandığı ″блы″ süreci bir genetik değişim ve tamamlanma sürecinin de ifadesi olmalıdır. Böyle bir süreçle tamamlanmış olan bir gen üteakip oluş sürecine tamamlanmışlığında katılır ve işler. Genetik ilişkililik bakımından, ″блы″nın ortaya çıkması süreci genetik akrabalık kümesidir ve genetik olarak ″блы″ kapsamında bulunanlar genetik sürecin aynı birimine dahildirler, genetik olarak akrabadırlar.

Bu küme her bir tekil canlının genetik ve canlı varlık olarak, dahil ve ait bulunduğu bir kümedir. Genel bir dahil olma ve ait bulunma adıgecede ″щыщын″ sözcüğünde ifade bulur ki, ″щы″nın varolma ve varlık kazanma temeli olmasında, bir varolanın dahil ve ait bulunduğu varolanı – ya da varolma kümesini – ifade eden bu sözcük en temelde genetik akrabalık kümesine dahil olma ve ait bulunmanın ifadesidir.

Adıgecede genetik ilişkilik olarak akrabalık ″блы″nın ortaya çıktığı kümeyi ifade eder; ″блы″ sözcüğünün sayı olarak ″7″ye ad olduğunu biliyoruz ve akrabalık da ″7″ aşamalı bir genetik ilişkililiktir. Bu, genetik oluş sürecinin altyapısının atılması ve onun varlığını tamamlanmışlıkla sürdürmesinin başlangıcı olmak bakımından, bir genin değişiminin tamamlanma sürecidir. Bu süreç, genetik olarak dahil olunan genetik açılım kümesi ve aynı genetik ağaçtır. Bu genetik ilişkililik kapsamında ya da kümesinde bulunmak, bir genetik tamamlanma sürecinde bulunmak olarak, bir genetik periyot ve birime dahil olmaktır; böyle bir ilişkililik içinde bulunan her bir canlı aynı genetik tamamlanma kümesinin elemanları olarak birbiriyle akrabadırlar. Adıgecede akrabalığa ilişkin sözcükler ″блы″ temelinde ve ″блэн″ fiilinde ifade bulur: «благъэ (akraba), благъагъэ (akrabalık)».

Kuşkusuz dilinde böyle bir mantığın bulunduğu Adıge yaşam ve ilişkilerinde akrabalığın önemi büyüktür. Aralarında akraba (благъэ) evlilikleri yoktur, böyle bir şey töre ve geleneklerine (хабзэ) en aykırı olandır. Bu töre ve geleneklerin yaşadığı yer ve süreçte Adıgeler arasında akrabalık evliliklerine rastlanmaz. Ancak, yedi kademeli akrabalık sistemi (благъэ) dışındakilerin akraba sayılmayacağı ve eş seçimine dahil kümede yer alacağı da anlaşılır bir olgudur. Bu ifadeden olarak, aynı soy adını taşısa ve aynı kökten geldiği bilinse de, yedi göbek kapsamı dışında kalan ″благъэ″ sistemine dahil değildir; bu cümleden anlaşılacağı gibi, anne(baba) ile çocuğun ait olduğu akrabalık kümesi birbirinden bir kademe farklıdır.

Akrabalık anne ve baba - erkek ve dişi tarafını aynı derecede kapsayan bir olgudur. Bununla birlikte, varolmanın varlığını sürdürmesi sürecinin eril ve dişil unsurları ile nitelikleri bulunan bir süreç olması gibi, genetik değişim ve yapılanma süreci de eril ve dişil aşamaları ve kompozisyonu bulunan bir yapılanma süreci olmalıdır.

Genetik sağlığı garanti ettiği ve yeni nesillerin genetik olarak sağlıklı varolması ile gelişmesinin temeli olduğu anlaşılan söz konusu gelenek, kuşkusuz yalnızca akrabalık sistemini dikkate almakla kalmaz, genetik bakımdan böyle bir geleneği sürdüren toplum ve kümeden eş seçmeyi ve böyle bir geleneği bulunmayan kümeden de kaçınmayı gerektirir. Nitekim, eşlerden birinin genetik tamamlanmışlık sürecine mensup olmaması ve böyle bir gelenekten gelmiyor olması, yeni nesillerin ortaya çıkmasına ilişkin sürecin sağlıklı sürdürümünü garanti etmez. Her iki tarafın da böyle bir süreçten gelmeleri ancak genetik sağlıklı bir sürecin -neslin- garantisi olmalıdır. Bununla birlikte, genetik tamamlanmışlığı sağlamamış olan bir genin böyle bir sürece dahil olmasında, yedi aşamalı süreç içinde genetik tamamlanmışlığa kavuşacağı da anlaşılır bir olgudur. Nitekim böyle bir süreç, kendisine dahil olanların da - ″блы″nın ortaya çıkışı sürecinde - tamamlanıp olumlandığı bir süreçtir.

Dilinde böyle bir mantığı bulunan ve buna uygun bir geleneğe de sahip olan bu toplumun genetik sürdürümü ifade bakımından anlaşılması uygun gelen ″лъабжьэр бжьиблкlэ мауэ″ atasözü de türkçede ″bir temel yedi göbek devam eder″ anlamında ifade edilebilir. Ancak, bu atasözünün yalnız genetik temeli değil, her türden temelin varolma sürecini ifade ettiği ve bunun da konu ettiğimiz süreç olduğu anlaşılmaktadır.

*

Dilin bu işleyişi ve onun sözcüklerinin bu kurgusunda açık hale gelen ve toplumun geleneğinde de sürdürülen bu olgunun niteliğine ilişkin olarak burada daha genel bir değerlendirme ve yorum yapmak uygun düşer.

Söz konusu süreç varolmanın varlığını sürdürmesi ile yeni bir varolmanın ortaya çıkışına ilişkin kozmik bir olgudur. Varolma olgusu varoldukça, onun varolma sürecinin her aşaması ″блы″nın ortaya çıkması süreci olarak devam eder: varolma ve varolanın varlığını sürdürdüğü süreç ″блы″nın ortaya çıkması süreci olarak tekrarlanan bir süreçtir. ″Блы″nın ortaya çıkması da ″щы″nın ortaya çıktığı ve bir tekil olma olgusu olarak tanımladığımız yapının – strüksiyonun katlanması ve tekrarıyladır. ″Блы″nın ortaya çıkması bu tekil meydana gelme olgusu olarak ″щы″nın ortaya çıkışının katlanması ve tekrarının ″щы″ temelini bulması sürecidir. ″Блы″nın ortaya çıkmasında kendisini gösteren süreç varolma ve varolanın varlığını sürdürmesi periyodu ve birimidir ki, bu da ″щы″nın ortaya çıktığı tekil olgu ve yapının – strüksiyonun katlanması ve tekrarlanmasıyla aşamalanan bir süreç olarak, bu olgunun göreliğinde kurulan bir yapılanma – konstrüksiyon sürecidir.

Varolmanın kendisi ile onda varolma bulan her varolanın varlığını sürdürmesi ve yapılanması böyle bir süreçtir ki, böyle bir süreçte ortaya çıkan varolma hali ve varolan bu kozmik varolmaya uygun yapılanmışlığa sahip olmalıdır. Varolmaya uygun katılım ve varlığını uygun sürdürüm böyle bir sürece uymakladır. Varolmanın bu kozmik sürecine tamamlanmamışlık olarak katılmak varolma bakımından olumsuz olarak nitelenmelidir. Her varolma hali ile varolanın varlığını kazanması ″блы″nın ortaya çıkış sürecini izlemesiyledir ki, böyle bir varolma hali ve varolan kozmik varolma sürecinde tamamlanmışlık - ve dolayısıyla olumluluk – olarak yer bulur.

″Блы″nın ortaya çıkış sürecinin bir aşamalar süreci ve yapılanma süreci olmasında, bunun periyodu olduğu varolma sürecinin kendisi de sürekli yapılanan bir süreçtir. Varolma sürecinin böyle bir süreç olmasında, her varolma hali ve varolan varlığını sürdürmek bakımından ona dahildir ve ona katılır. Ancak bu yapılanma sürecine uygun ve tamamlanmış olan varolma halleri - bu sürece uygunluğa sahip olmak bakımından - varolma sürecinin müteakip aşamalarının ortaya çıkmasına da katılım ve katkıdır. Bunun aksine, bu sürece uygun olmayan ve tamamlanmamışlıkla katılan varolma halleri varolma sürecinin müteakip aşamalarında yer bulmaz. ″Блы″nın ortaya çıkması süreci olan varolma süreci, kendisine katılan her varolma halinin bu süreçte tamamlanması ve olumlanmasını sağlar ki, bu sürece uygun olmayan ve tamamlanmamışlıkla katılan da bu süreçte tamamlanır ve olumlanır. Ancak bu sürece uygun yapılanmamışlık ve dolayısıyla olumsuzluğun sürekli üretimi, kendisinin bu varolma sürecinde tamamlanma ve olumlanmasına engeldir; uymayan varolma hallerinin sürekli üretimi söz konusu varolma sürecinde kendi varolmasının tamamlanması ve olumlanmasını sürekli geciktirir, tamamlanma ve olumlanmaya yer bırakmaz. Tamamlanmamışlık ve olumsuzlukla bu kozmik sürece katılım, varolmanın müteakip aşamasında yer almak bakımından bir geç kalmışlıktır; ve bu tamamlanma sürecine dahil olmakla birlikte, bunun varolmanın müteakip aşamasının oluşmasına katılım ve katkı olmayacağı açıktır.

İnsanın da içinde yer aldığı bu kozmik süreç, insanı aşkın olan bir süreçtir. Bu genel sürecin bir parçası olarak, insanın varolma halleri ile ürettiklerinin bu süreci etkilediği açıktır; ve insanın bu sürece uygun varolma hallerinin ve üretiminin sürecin müteakip aşamalarının oluşumunda yer bulacağı, böylelikle de kendi geleceğini varolma sürecinin müteakip aşamalarına taşıyacağı açıktır. Bu sürece uygun olmayan varolma halleri ile üretiminin sürecin müteakip aşamalarının oluşumunda yer bulamayacağı da anlaşılır bir olgudur. Böyle bir olgunun süreklilik hali olarak, bu sürece uymayan varolma hallerinin sürekli üretimi ve sürdürümünün de insanın geleceğinin bu olumlama sürecine uymayan bir olumsuzluk süreci olarak kalacağı da açıktır ki, genel varolma sürecine uymamak olan böyle bir sürdürüm, bizim geleceğimizin olumlu anlamda varolmasının garantisinin olmadığının ifadesidir.

Öyle anlaşılmaktadır ki, varolma varoldukça, varolmanın varlığını sürdürdüğü böyle bir süreç, biz varolanların dahil olduğu ve bizi aşkın olarak da gerçekleşen bitimsiz bir süreçtir; ve bu, bir ″ebedi dönüş″ ya da ″sürekli dönüş″tür. Bu sürekli dönüşün ifade ettiğimiz gibi bir süreç olmasında, olumlu ve bir pozitiflik sürecidir; bu süreç bir tamamlanma ve olumlanma süreci olarak, onda üretilen şey hep ″olumlama″ ve ″olumluluk″tur. İfade ettiğimiz kozmik süreçte olumlunun varolmaya katılımı ile yeniden olumlanması olarak üretimi olgusunun da ″sürekli dönüş″te ifade bulan ″geri dönüş″ kavramına uyduğu ifade edilebilir. Ancak, bu ″geri dönüş″ü varolmanın varlığını sürdürmesi sürecine uygun ve olumlu olarak katılanın bu sürecin müteakip aşamasının üretimine katkı olarak, sürecin bir sonraki aşamasındaki varolma olarak anlamak uygun düşer. Sürekli dönüş bir açılınım ve oluş süreci olmalıdır ki, oluş sürecine uygun yapılanmayla katılım ancak sürecin olumluluğunda yeniden olumlanmakla ″geri dönüş″e katılır. Bu ifadeden olarak, ″sürekli dönüş″te ″geri dönen″ sürece katılan olarak ″aynının dönüşü″ de değildir. Nitekim, ifade ettiğimiz sürecin bir periyodu ve biriminin aşamalarının aynı değerde olmadığı onların farklı sözcüklerde ifade bulmasında verilidir. Sürekli dönüşün ve bu dönüşte geri dönenin olumlama ve olumluluk olmasında, insanın varolması ve tüm etkinliğinde bu sürece uyumlu ve olumlama olarak katılmak suretiyle, kendi varoluşunda bir sonraki aşama olarak geri dönmenin mümkün olmasına ve dönüşün güçlenmesine katılması gerekir: kozmik döngüye uyumlu olmak anlamında ″olumlama″ ve ″olumluluk″, insan bakımından, ifade ettiğimiz süreci onaylayan varoluş tarzı ve etkinliğe sahip olmak demektir.

*

″Блы″nın ortaya çıkması süreci, varolma ve varolanın varlığını sürdürme sürecinin varlık kazanmasının tamamlandığı bir süreçtir. Varolma ile varolanın varoldukça biteviye kılgılanarak varlığını sürdürmesi böyle bir altyapı kazanmasıyladır ve bu böyle devam eder. ″Блы″nın ortaya çıkmasında ifade bulmuş olan bu süreç müteakip sürecin bir birimi ve periyodu olan bir bütünlüktür ki, varolma ve varolan varlığını böyle sürdürür. Bu sürdürümün kendisi de ″блы″nın ortaya çıkması olan böyle bir periyotladır ki, ″блы″nın ortaya çıkmasından sonra, tekrar bu süreci olduğu gibi ifadenin gereği yoktur. Ama onun bu süreci temel alarak, bu temelde kılgılanıp yayılım gösterdiğini de ifade etmek gerekmelidir ki, adıgecede ″блы″den sonrası bu ifadeler doğrultusundaki sözcüklerle dile getirilir. Bu ifadelerden olarak, ″блы″yı temel alan yeni bir kılgı ″и″ olarak ifade bulur.

Önceki çalışmalarımızın gösterdiği gibi, fonksiyonel zaman ifade eden ″э″yi izleyerek ortaya çıkan bir sestir ″и″ sesi. Buna uygun olarak da, ses anlamsal olarak ″и″ zamanın sürekliliğinde ve her adımında kılgılanandır; ve ″zaman koordinat sistemi″nde gerçekleşen kılgılamanın ″absis″ olarak ifadesinde, ″и″ sesi absisle örtüşen bir ses anlamdır. Adıgecenin işleyişinde her varolma ve varolana aidiyet ve her türden ortaya çıkma ve kılgıyı işaret ″и″de ifade bulur. Bu ifadeye uygun olarak, zaman koordinat sisteminin ortaya çıkardığı kılgının varolma alanı olarak ″geometrik koordinat sistemi″ olmasında ve bu sistem ordinatının da ″x″ olmasında, bu sistemde kılgılanan absis de ″и″ olarak ifade bulur.

Bu anlamlarda, sayıların adlandırılmasına temel olduğunu ifade ettiğimiz bu sürecin değerlerini bulması olarak sözcüklere dökülmesinde, ″блы″yı izleyerek ortaya çıkan ve ″блы″ ile onun ortaya çıkması sürecinin yeniden kılgılanması ″и″de ifade bulur. Böylelikle, varolma ve varolanın varlık kazanmasının tamamlandığı bütünlük olan periyot ve birimin yeniden kılgılanması yeni bir kılgı olarak ″и″yle ifade edilmiştir. Bu ifadelerden olarak, ″и″ sözcüğü sayı adı olarak ″8″in ifadesi olmuştur.

Varolma ve varolanın varlığının tamamlandığı bu periyodun yeniden kılgılanmasının ″и″ tarafından ortaya konmasıyla artık varolma ve varolan varoldukça varolagider. Söz konusu periyodu izleyerek ortaya çıkan ″и″ bu periyodu izleyen bir kılgı olarak, bu periyodik sürecin yeniden kılgılanmasının ifadesidir. Bunun yeni kılgı olarak yeni bir periyodik süreç olduğu açıktır ki, bu sürecin devamı ve yayılımı da ″и″yı izleyen ″бгъу″ bileşik ses sözcüğüyle ifade edilmiştir. ″Бгъу″nun buradaki anlamı ″блы″ sürecinin oluşumundan sonraki kılgının (и) yayılım kazanması ve bir süreç olarak devam etmesidir.

″Бгъу″ bileşik ses anlamı ″ilişkili açılımsallıkla varolma yuvarı″ şeklinde ifade edilebilir. ″Бгъу″ sözcüğü ″yan″ anlamına gelir. Onun ötelenimi ve zamansalı ″бгъуэ″ ise ″geniş″, yanların birbirine yaklaşması anlamıyla ″бгъузэ″ sözcüğü de ″dar″ anlamındadır. ″Бгъу″nın açılıma koyulmasıyla eylenmesi olarak kurulmuş olan ″убгъун″ fiili ″yaymak, sermek″ anlamındadır. Bu sözcüklerin ″бгъу″ bileşik ses anlamı temelinde kurulması ile dilsel ifadeler olarak işaret ettikleri olguya uygun olarak, konu ettiğimiz kılgının ″и″ olarak ifade bulmasında, bu sürecin ″и″yı izleyerek devam etmesi ile yayılması, genişlemesi ve gelişmesinın ifadesi ″бгъу″ bileşik ses sözcüğü tarafından ortaya konmuştur. Anlaşılacağı üzere, ″бгъу″ sözcüğü sayı adı olarak ″9″un ifadesi olmuştur.

*

Varolma ve varolanın varlığını sürdürmesinin birbirine göreli açılımsal ve generatik ilişkililikteki ardışık niteliği ile bu sürecin aşamalarını ve sürdürümünü ifade bakımından ortaya çıkan sözcükler insanın ″sayma″ eylemini keşfetmesinin mantığı ile bu eylemin unsurları olan ″sayı″ların ifadesinde temel olmuştur. İnsanın sayma eylemini keşfinin ve sayma eylemine başlamasının ″parmak sayma″yla gerçekleştiğini ifade eden genel görüşe katılmakla birlikte, ifade ettiğimiz sürecin aşamalarının ifadesi olarak ortaya çıkan sözcüklerin bu parmak sayma eyleminde insanın hemen sayı adları olarak kullandığı hazır malzemeler olduğu da anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade ettiğimiz süreçte oluşmuş olan sözcüklerin tekabül ettiği sayıları izleyen sayıların adıgecedeki adlandırılması parmak sayımına işaret eden ifadeler olarak ortaya çıkar.

Oluş sürecinin anlatımı olarak kendisini gösteren sözcüklerin sayı adına (зы, тlу, щы, плlы, тху, хы, блы) dönüşerek parmak sayımında kullanılmasında, bu sürecin son sözcüğü ″бгъу″yı izleyerek ve parmak sayımının bitiminde ortaya çıkan sayı adı ″пщlы″dır. Bu, ses anlamsal olarak ″yaptığın şey″, ″yapılanın yerini bulması″ ya da ″yapılan şeyin beslenmesi″ olarak okunabilir. Bu ″yapmanın yer bulması ve beslenmesi″ anlamı yanında, aynı bileşik seste (пщl) ifade bulan ″пщlэ″ sözcüğü ″değer, kıymet″ anlamına gelen bir sözcüktür ki, ifade ettiğimiz ″пщlы″ sözcüğü ″kendinde değerli olan, değerini bulmuşluk″ anlamında ″пщlэ-ы → пщlы″ olarak okunabilen de bir sözcüktür. Bu anlamlarda ve sonraki sayıların da ifadesinde, ″пщlы″nın ″yapma eyleminin bitimi ve yerini bulması″, bu bakımdan da bir ″değer bulmuşluk″ olarak anlaşılması uygundur. Böyle bir adlandırmanın ″yapma (щlын)″ temelinde kurulmuş olması da, bu adlandırmanın (пщlы) ″sayma″ eyleminin kendisinin dilsel olarak adlandırılmasından önce verildiği şeklinde yorumlanmalıdır: sayma eyleminin kendisinin dilsel olarak ifadesi ve adlandırılması sayma eyleminin işlemeye başlaması ve sayı adlarının kendisini göstermesinden sonrasında olmalıdır ki, bu da doğal ve yerinde bir olgudur.

Bu ifadelerle birlikte, ″пщlы″ sözcüğünün anlamı bakımından, onun ″10″ sayısını ifade eden bir sözcük olması, sayma eyleminin bir ″10″lu gruba ilişkin olduğunu gösterir. Bunun da genel anlayışa uygun olarak, parmakların sayılması eylemi olması beklenir. Bununla birlikte, ″10″ sayısından sonraki sayıların adıgecenin adlandırmasında bu husus daha açık hale gelir: ″10″dan sonraki sayma eyleminin sayılmış olan onluda -on parmakta- tekrar başa dönülerek (″1″e, ″2″ye, ″3″e…) gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Adıgecede ″пщlы (10)″yı izleyen sayıların ifadesi olan sözcüklerin kurgusu şöyledir: «″пщlы″ - ″кlу (кlуэ-ы)″ - ″зы″». Bu kurgu ″10-git-1″ olarak okunabilir ve ″10″dan sonra bir başa dönme olarak gidilen yerin ″пщlы″nın ortaya çıktığı ″10″lu gruptaki sayılardan biri olduğu açıktır; ″10″u izleyen bir sayının ifadesi, ″10 ve gidilen (кlуэ-ы → кlу) sayı″ kurgusuyladır: «пщlыкlуз (11), пщlыкlутl (12),... пщlыкlубгъу (19)».

″20″ sayısına kadar olan sayıları ifade eden sözcüklerin kurgusu bu şekildedir ve ″10″lu bir grubun tekrar sayımıdır. ″20″ sayısının ifadesi olan ″тlощl″ ise, bir ″10″lu gruba (parmaklara) ilişkin ikinci kez gerçekleştirilen bu eylemin bitiminin ifadesidir; ve ″10″ sayısının adlandırılmasına ilişkin ifadelerimizi pekiştirir biçimde ″iki kez (тlэу) yapma (щlы)″ anlamına gelir (тlэу щlын→ тlэущl→ тlощl).

Bir eylemin tamamlanması ve bitimi olarak bir değer atfedilesi olan ″10″ sayısı, ses anlamsal olarak da böyle okunabilen ″пщlы″ ile ifade edilmiştir. Parmak sayma eyleminin ikinci kez tamamlanması olan ″20″ sayısı da böyle bir anlama sahip bir sözcükle (тlощl) ifade bulur. ″Тlощl″ sözcüğünün anlamı ve değeri bununla kalmaz; o, eril ve çoğalmayı mümkün kılan ″тl″ ses anlamında ″тlэу (iki kez)″ kurulan bir sözcük olmak bakımından, kurgusunda bir çoğalma vardır.

Söz konusu kurguyla ifade edilen ″20″ sayısının bir sayı olarak değeri büyük olmakla birlikte, parmak sayma eyleminin de bitimi olan ″20″ sayısı ve onun ifadesi olan ″тlощl″ sözcüğü çoğalma ve çokluk bakımından bir üst sınır değerin de ifadesidir. Onun ortaya çıkmasından sonra, parmak sayma işleminin tamamlandığı ve bittiği, onu izleyerek ortaya çıkan sayı adlarında izlenebilir.

Bundan böyle ″20″ sayısı kendisinden itibaren ortaya çıkacak çokluk ve çoğalmanın temelidir; ve bu, artık bir parmak sayımında sınırlanabilecek bir çokluk değildir. Nitekim, ″20″ sonrası sayıların adıgece ifadeleri ″10″ ile ″20″ arasındaki sayıların ifadeleriyle aynı kurguya sahip değildir. ″20″ sayısından sonraki sayma işleminin parmak saymaya dayalı ifadeler olarak ortaya çıkmadığı adıgecede izlenebilir. ″Тlощl″dan sonra sayma ve sayıların ifadeleri artık başlıbaşına bir eylem olarak sürdürülebilir zemine oturmuştur ki, ″saymak, sayı, sayı adları″ da buradan itibaren dilsel işleyişte başlıbaşına olgular olarak ifade bulmuş olmalıdır.

*

″20″ sayısı (тlощl) parmak sayımının bitiminin ifadesi olan bir sayı olarak, kendisinden sonraki sayma işleminin temel taşıdır; ondan sonrasında sayma işlemi kendiliğinden sürdürülebilen bir olgu halini almıştır. ″20″ sayısının parmak sayma işlemiyle ortaya çıkmasından itibaren, sonraki sayılar ″20″yi ifade eden ″тlощl″ sözcüğüne eklenerek ifade bulur. Bu ifadeden olarak, «″20″ ile ″eklenen sayı″» olarak kurulan sözcük tamlamasıyla ifade bulur: «тlощlрэ зы(рэ), ... тlощlрэ бгъу(рэ)».

Sonraki sayılar da bu ifade biçimine uygun sözcük tamlaması veya bileşik sözcük olarak ifade bulur. ″20″den sonraki çift onlular ″20″nin katları (iki yirmi, üç yirmi,…) olarak bir bileşik sözcük kurgusuyla ifade edilirken, tekli onlular ″20″ sayısı ile ″20″nin bu katlarına eklenen ″10″lularla ifade edilen sözcük tamlamasında ortaya konur: «тlощlитl (40), тlощlищ (60), тlощlиплl (80)»; «тlощlрэ пщlы(рэ) (30), тlощlитlрэ пщlы(рэ) (50), тlощlищрэ пщlы(рэ) (70), тlощlиплlрэ пщlы(рэ) (90)».

Bu onlu ve yirmili sayılar arası da yirmiden sonraki sayıların eklenmesine uygun olarak ifade bulur: «тlощlитlрэ пщlыкlуплl(рэ) (54), тlощlиплlрэ пщlыкlубгъу(рэ) (99)».

Sayma eylemi ile sayının parmak sayma işlemiyle kendisini göstermesinde ve ″20″nin de parmak sayımının ikinci kez tamamlanmasıyla ortaya çıkmış olan sayı olmasında, bir ana ve büyük çokluk niteliği taşıması ve ifade tarzı bakımından da bir çoğalma sayısı niteliği taşımasında, müteakip tüm sayıların ″20″ temelinde kurulması söz konusudur ki, verdiğimiz örneklerin ötesindeki sayıların da ″20″nin katları ile ″20″ ve ″10″lular olarak ifadesi mümkündür ve ″тlощl″ın en büyük temel sayı olmasında böyle bir süreç de işlemiş olmalıdır: «тlощlитху (100), тlощlих (120), тlощlибл (140)».

Ancak, böyle bir ifadenin ileride zorlanacağı izlenebilir ki, bu zorlanmada büyük çoklukların ifadesinde hemen kendisini gösterip sorunun çözümü olan ″щэ″dır. Anlamı ile işlevini irdelediğimiz ″щэ″ sözcüğü sayıların büyümesinde ve ″тlощl″ temelinde ifadenin de zora girmesi sürecinde tekrar kendini göstermiştir. Böylece, varolanın ötelenme ve çoğalmasını ifade eden ″щэ″ sözcüğü ″тlощlитху (100)″ ve sonrasının ifadesi (100≤щэ) olarak dilde işler hale gelmiş olmalıdır. Bu işleyişte, süreç içinde ″тlощlитху → щэ″ ifadesi kronik hale gelip, bugünkü ″щэ″nın bir sayı olarak ″100″ü ifade etmesi sabitlenmiştir. ″Щэ″nın ″100″de sabitlenmesiyle sayma işlemi daha pratik hale gelir, ″100″ün katları da ″щэ″ katları olarak kendisini gösterir ve ″щэ″nın ″kılgı (и)″ ″sayı″sı (örn: ″щэ-ы″-″и″-″щы″ → ″щищ″) olarak ifade bulur: «щитl (200), щищ (300), щиплl (400), щитху (500), щих (600), щибл (700), щий (800), щибгъу (900)».

Adıgecenin en büyük sayısı doğal olarak varolanın fonksiyonel ve limitsiz ötelenmesi olan ″щэ″de ifade bulurdu. Ancak, bunun ″100″ sayısının ifadesinde sabitlenmesiyle, ″100″den sonraki sayılar da ″щэ″ ile onu izleyen sayıların (yukarıda ifade edildiği şekliyle) eklenmesiyle ifade bulmuştur: «щэрэ тlощlиплlрэ пщlыкlубл(рэ) (″100+80+17″ olarak ″197″)».

Böylelikle, adıgecede ″100″ü aşan her tür sayı ″100″ün ifadesi olmuş olan ″щэ″den itibaren ifade bulur. Elbette ″100″ün ″щэ″de sabitlenmesi ″100″lü sayıların ″щэ″ temelinde ifadesinin yanı sıra, bunun ötesinin de ″щэ″ temelinde ifadesini getirir. Bunun da adıgece sayıların ifadesi olarak bir süre yaşadığını, ama bugün dahi bunun izlerinin bulunduğunu ifade etmek gerekir: «щипщl (1000), щэ пщlыкlуз (1100), щэ пщlыкlутl (1200), щэ пщlыкlущ (1300)…, щэ тlощl (2000)».

Ancak, sayıların çoğalması ″100″ü ifadede kronik hale gelen ″щэ″ temelinde de ifadeyi zorlamaya başlar; belki henüz böyle bir noktaya gelinmeden de ″щэ″nın sabitlendiği ″100″ sayısından daha da büyüğünün ifadesi olan bir sözcük adıgecenin dışından gelir. Bugün ″1000″ sayısı ″мин″ sözcüğünde ifade bulmaktadır ki, bu adıgeceye dışarıdan girmiş olan bir sözcüktür. ″1000″ sayısının ″мин″ olarak ifadesinde, onu aşan sayılar da adıgecenin sayıları ifade etme biçimine ilişkin olarak yukarıda verdiğimiz sözcük kurgusu örneklerine uygun ifade bulur. ″Мин″in dile girmesiyle ″1000″lik sayılar da bu temelde ifade bulmuştur: «минитl (2000), минищ (3000), миниплl, минитху...».

Sayıların büyümesi onların daha kolay ve yeni ifade tarzlarını zorlamaktadır. Adıgece sayıların ifadelerine ilişkin açıklamalarımız baki olmakla birlikte, bugün ″10, 20″ sayılarından sonraki onlu sayılar bu iki onlunun ifade biçimlerine uygun hale getirilerek ifade bakımından pratik hale dönüştürülmüştür: «пщlы (10), тlощl (20), щэщl (30), плlыщl (40), тхущl (50), хыщl (60), блыщl (70), ищl (80), бгъущl (90)». Bu ifade biçimiyle de büyük sayıların ifadeleri daha kolaylaşmıştır: «1864: минрэ щийрэ хыщlрэ плlы»

*

Sayıların temeli olarak konu ettiğimiz oluş süreci ″щы″ ile ″щэ″ ilişkisine ve açılımına dayanır: varolma ve varolanın varlığının ″щы″ olarak ifadesi ile bu varolma ve varolanın varlığını sürdürmesi ve çoğalmasının ″щэ″ olarak ifade edilmesinde, bunun işleyiş sürecinin ifadeleri daha sonra ortaya çıkacak sayma eyleminin ve sayıların temelidir. ″Щэ″nın ″щы″ ötelenimi olmasında, bu ilişki ″щы<щэ″dır. Öyle ki, ″щы″dan sonraki süreç ″щэ″ olarak gider ve bu sürecin her bir adımı ″щэ″ kapsamındadır. Bu ifadeden olarak, ″щы″nın ötelenimi olan ″щэ″nın her bir adımının açığa çıkmışlığının sözcüklerle ifade bulması ″щэ″nın açılımı ve cereyan tarzının ifadesidir. ″Щэ″nın açığa çıkarak sözcüklerle ifade bulmuş olan kısmının da ″щы″ sonrası olmak bakımından (щы<щэ) ″щэ″ olmakla birlikte, - ″щэ″nın genel bir ″щы″ ötelenimi olmasında - asıl bu açığa çıkarak ″щы″ temeli bulmuşluğun ifadesinden sonrası artık ″щэ″ olarak ifadeye uygundur. Yani, bu süreçte ortaya çıkan ve belirlenen her bir aşamanın da ″щы″ türü olmasında, genel bir ifade olarak ondan sonrasıdır ″щэ″.

″Щы″nın varlığını sürdürmesi ile çoğalmasının ifadesi olan ″щэ″nın açığa çıkarılmış ve belirlenip değerleri dilsel olarak ifade edilmiş olan her bir noktasını aşarak olagiden süreç, ″щэ″de ifade bulur. Böyle olmakla, ″щы″den sonrası olan ve varolmanın varlık kazanmasının tamamlanmasının her aşamasını ifade eden sözcüklerin her birinin sonrası da bir an için ″щэ″ olarak ifade edilebilirdir. Ancak, varolmanın varlığını sürdürmesinin varlık kazanması ve tamamlanması sürecinin tanılanması ve bu sürecin aşamalarının değerlerine uygun sözcüklerle ifade edilmesinin fazla bir zaman almamış olması gerekir ki, ″плlы, тху, хы, блы″ ifadeleri arasında ″щэ″nın işleyişi ve geçerlilik süreleri kısadır.

Bununla birlikte, bu sürecin ″щы″ temeline kavuşup tamamlanması olan ″блы″nın ortaya çıkmasından sonrasının ″щэ″ olarak ifade edilmesi olarak, ″блы<щэ″ olgusunun uzun bir süre geçerli kaldığı ifade edilebilir. Ama elbette, ″щы-блы″ arası da ″щы<щэ″ koşulunda ″щэ″nın bir bölümü idi.

″Блы″ sonrasında da sürecin devam ettiğini ifade bakımından ortaya çıkan ″и″ ve ″бгъу″dur ki, ″и″ sonrasının da kısa bir an için yine ″щэ″ olarak ifadesi uygun olsa da, ″бгъу″nın bu sürecin anlatımının bitimi olması nedeniyle, ″бгъу″ sonrasının ″щэ″ olarak ifade edilmesinde ″бгъу<щэ″ olgusu uzun bir zaman geçerli kalmıştır.

Bu ″бгъу<щэ″ olgusu, oluş sürecinin ″бгъу″ sonrasında da devamının bir ifadesi olarak, parmak sayma eyleminin bir turunun bitiminde ortaya çıkan ″пщlы″ya kadar sürmüştür. Parmak sayma eyleminin başlaması ve ″пщlы″nın ortaya çıkması ile ötesi de artık giderekten bir ″çokluk ve çoğul″ olarak bir ″sayılabilme″ ötesini ifadede ″щэ″ kendisini tekrar göstermiş ve ″пщlы<щэ″ olgusu bir süre geçerli kalmıştır. Sonrasında ikinci bir parmak sayımı ile ortaya çıkan ″20″nin ″тlощl″ olarak ifadesi ve bunun çoğalma ve çokluk bakımından değeri itibarıyla da bundan böyle ″тlощl″ sonrası ″щэ″ olarak ifade bulmuş ve ″тlощl<щэ″ olgusu geçerliliğini uzun denebilecek bir süre korumuştur.

Varolma ve varolanın varlığını sürdürmesi sürecidir ″щэ″nın anlamı ki, varolma varoldukça varolmanın çoğalması ve çoğulluğu ″щэ″de ifade bulur. Bu bakımdan da, ″щэ″ dilde hep en büyük çoğulluğun ifadesidir; ve belirlenebilmiş ve sayılabilmiş olanın ötesinin ″щэ″de ifade bulması uygundur. Bu ifadelere uygun olarak, varlığa ilişkin ötelenim ifadesi olan ″щы<щэ″ ilişkisinin temel olmasında, ″щы″ sonrası sürecinin tümünün ve ama özellikle bu sürecin belirlenip değer atfedilmiş her bir son aşaması sonrasının ifadesi olarak kendisini gösteren ″щэ″ sayma eyleminde de belirlenmiş olan son sayının ötesinin ifadesi olarak, sayı sisteminde de işlemiştir. Bu ifadeden olarak, bir sayma duraksaması ve temeli olarak kendisini gösteren her sayı sonrası, - bu sayılabilir olmuş olan ve ifade ettiğimiz anlamda bir temellik niteliği bulunan bu sayının ötesi - ″щэ″de ifade bulmuştur. Ancak, ″щэ″nın dildeki bu serüveni yukarıda ifade ettiğimiz gibi, onun bir sayıya (100) sabitlenmesiyle son bulmuştur.

*

Adıgecede sayıların ortaya çıkması böyle bi rsüreçtir. Onun temelinde varolmanın varlığı ile bu varlığın sürdürümünün dilsel anlatımı vardır. Varolma ve varolanın mümkün hale gelmesi ve bir olgu olarak ifadesi ″щы″dır ki, bunun ″тlыу″sında ortaya çıkanın ″щы″ temeli olarak bir varolma kazanması olayının kendisi de bir ″щы″dır. Varolma ve varolandan bir varolma ve varolanın ortaya çıkması olan bu olgu bir tekil olgu olarak kalmayıp, bunun katlanması ile bu olgunun sürdürümü varolmanın varlığını sürdürmesinin varlık kazanmasının tamamlanmışlığının ifadesi olan ″блы″nın kendisi de bir ″щы″ türüdür; bu sürecin kendisi de ″щы″ adımda ve temelinde ortaya çıkar. Bu sürecin ″щы″nın fonksiyonel ötelenimi ve zamansalı olarak ″щэ″nın ifade ettiği şeyin açılımı ve anlatımı olduğu bu yazıda hep ifade edilen bir husustur. Öyle ki, bu çalışmanın başından itibaren anlatılan bu süreç ″щы-щэ″ ilişkisinin ifadesi ve açığa çıkarılmasıdır.

Böyle bir olgu tüm dillerde bugün bu haliyle ifade bulmasa da, dillerde buna benzer izlere rastlamak mümkündür. Yalnız dillerle de kalmaz, kült ve ritüellerde ″3″ ile ″7″nin büyük ve kutsal değerler olarak kendisini gösterdiği izlenebilir. Bugün de bu sayılar insan bakımından - nedeni anlaşılmaz ve temeli kaybolmuşsa da - değer atfedilen sayılardır. Öyle ki, falcının ″üç vakte kadar″ ifadesinde varolma sürecinin dalga fonksiyonu yatar.

Kimi dillerde ″2″ sayısının ″tu, di, dö″ gibi seslemlerle dile gelişinin adıgecedeki ″тlу″ya benzerliği de izlenebilir. Bazı dillerde de ″3″ sayısının ifadesi (tri) ile ″2″nin ifadelerinin (tu) birbirine yakınlığı da izlenir. Ama daha iyi bir örnek, yine aynı dillerde ″3″ün ifadesi olan ″tri″ye benzer bir seslem olan ″très″nin ″pek, çok″ anlamına gelmesidir ki, bu olgu, ″щы″ ile ″щэ″nin ilişkisiyle ve bunun adıgecedeki işleyişleriyle örtüşen bir olgudur.

Adıgecede sayıların kökeni ile ortaya çıkışına ilişkin bu çalışmada kendisini gösteren olgular açısından bakınca, sayılar teorisinde bazı sayıların asıl sayı olarak nitelendirilip ″asal″ sayılar olarak adlandırılmış olması da ilginçtir. Her ne kadar aritmetiğin böyle adlandırmasının nedeni farklı olsa da, ″щы{зы}″ temelinde ifade bulan sözcüklerle adlandırılmış olan ″3, 5, 7″ sayıları asal sayılardır. Bununla da kalmaz, anlatımımızda varolma süreci bakımından önemli değerlere sahip olarak karşımıza çıkan ″3″ ve ″7″ sayılarının saylar teorisinde ″asal sayıların hası - prensi″ olarak ifade edildiği izlenir. Sayıların bu kategorizasyonunda ″1″ ile ″2″nin asallığında anlaşmazlık vardır. Bu anlaşmazlıkta adıgecenin ″1″in asallığını destekleyeceği de anlatımımızdan açıktır.

Sayıların kökeni ile ortaya çıkmasına ilişkin olan bu çalışmada, varolma ve onun varlığını sürdürmesinin anlatımında ortaya çıkan sözcükleri temel alan sayılar (1,…9)″ doğal sayılardır. Bu sayıların içinde ″0″ın bulunmadığı da açıktır. Nitekim, bu doğal sayılar varolanların her birinin varolan olarak bütünlüğünde ifadesini ve onların bu bütünlüklerinde tek tek sayılabilmesini mümkün kılar; bu ifadeye uygun olarak, varolmayan da sayılmayandır. Hem ″0″ sayısının bir hesap gerekliliği olarak sonraki zamanlarda ortaya çıktığını da biliyoruz. Sayılabilen varolandır, sayılamayan varolmayandır; ki, varolmayanın nitelendirilmesi gerekirse, - saymanın öznesi olan bizlerin de bir varolan olmasında - varolmayanın da varolan bakımından nitelendirilmesi gerektiği açıktır. Bu ifadeye uygun olarak, adıgecede ″0″ sayısına tekabül eden ″зырикl″ sözcüğü ″зы (1)’den çıkma″ veya ″зы (1) dışı″ ile ″varolmama, yok, hiç″ gibi anlamlara gelir ve ″зыри, зий″ sözcükleri bunun kısa ifadeleridir. Bunların bazı dillerde ″0″ın ifadesi olan ″ziro, zero″ gibi sözcüklere benzerliği de dikkatten kaçmaz.

Temel sayıların sonrasında, bir kısım sayıların adıgecedeki adlandırılmasının parmak sayımına ilişkin olduğu açıktır ki, sayma eyleminin parmak sayımıyla başladığına ilişkin yaygın görüşün adıgecede desteklenmesi bu noktayladır. Ayrıca, sayma ve sayı olgusunun parmak sayma işlemiyle kendisini gösteren bir olgu olduğu da adıgecede ve onun konu ettiğimiz sayıların adlandırılmasında izlenebilir. Ancak, bu çalışmadan izlenebileceği gibi, adıgecede sayma eylemine temellik teşkil eden mantık ile sayılara temellik teşkil eden sözcüklerin ortaya çıkışı dilin oluş sürecine ve varolma sürecinin ifadesine ilişkindir.

Yine, parmak sayımını çakıl taşlarının sayımının izlediği de yaygın bir görüştür ve bazı dillerde sayma eyleminin böyle yürütüldüğüne ilişkin sözcükler mevcuttur. Adıgecede sayıların adlandırılmasında böyle bir aşamayı izlememize olanak veren sözcükler yoktur. Ancak öyle anlaşılmaktadır ki, sayma işleminin yaygınlık kazanması ile sayıların çoğalması parmak sayma işlemini aşmış ve yeni araçlar gerektirmiştir; bazı dillerde saymaya ilişkin sözcükler de burada ortaya çıkmıştır.

Latincede ″kalkülare″ fiili ″çakıl taşı″ sayma eyleminin ifadesidir ve bu işlemin kendisi de ″kalkülüs″ olarak ifade bulmuştur. Bu sözcükler teknoloji ve sayma araçlarının gelişimiyle hesap ve hesaplama işlemine, hesap cetvellerine, hesap makinalarına (kalkülatör) adını vermiştir. Bu hesap araçları ile makinalarının devamında geliştirilen bilgisayar bugün insan yaşamının her alanını doldurmuştur. İlginç olan, bilgisayarın temel maddesinin sayma eyleminin üzerinde gerçekleştirildiği çakıl taşını oluşturan madde olmasıdır. Bir sayma eyleminin üzerinde gerçekleştirildiği şu çakıl taşlarının atomik parçacıklarının sayma işlemi ile bunların depolanmasını insana sonsuzca sağlamış olan bilgisayarın temel maddesi olması ilginç olmak kadar hikmetli bir ironidir de. İşte insan… görmekle çakıl taşını tanılar ve değerlendirir; ona dokunmakla içini görür; düşünmekle içini büyütüp çoğaltır ve sonsuzluğa açar. Ancak, insanın bu düşünüm ve etkinliğinin kendi varoluşuna ″geri dönüş″ünün koşulu onların kozmik oluş sürecine uygunluğudur. 

Hikmet BER
______________________
* Yazarın Yayınlanmış kitapları:
- Adıgece FİİLLER KİTABI (2002).
- АДЫГЭБЗЭ (МАКЪЫБЗЭ) - ADIGECE (SES DİLİ) (2005).
- ADIGECE ANLAMAK & DÜŞÜNMEK (2006).
- ADIGECE ETÜD VE ÖĞRENİM KİTABI (2007)
- ХЪУЭРХЪУЭРИСЭ УСЭДЗАСЭ ХЭТ1ЭХЭСЭ (şiir; e-kitap) (2008).

XEXEC "Artık Çerkeslere de kulak kabartın" dedirten bir çalışma. Gökhan Şen, Kafkasya dışında yaşayan Çerkesleri anlatmak için kullanılan bir kavram olan bu terimi ve albümün hikâyesini anlattı

Kayseri Uzunyayla’da çocukluğu boyunca garmon dinleyerek büyüyen Gökhan Şen, kulağını dolduran Çerkes ezgilerini ‘albümüne taşıdı. Adigece şarkılardan oluşan albüm Çerkeslerin etnik müziğini yansıtıyor. Kalan Müzik etiketiyle raflarda yerini alan çalışma için Şen, Türkiye’de ve Rusya’daki Kabarbey Balkar özerk belgesinin başkenti Nalchik’te stüdyo kayıtları yapmış, albümün otantik yapıya sadık olduğunu söylüyor. ‘XEXEC’; Kafkasya dışında yaşayan Çerkesleri anlatmak için kullanılan bir kavram…

Türkiye’de Çerkeslerin şarkıları, dilleri çok fazla bilinmiyor. Bu şarkıları nasıl bir araya getirdiniz?

Kayseriliyim, Uzunyayla Uzunpınar Köyü’ndenim. Kendimi bildim bileli bu ezgilerin içindeyim. Eğitim nedeniyle Kayseri dışına çıkmaya başlamamla dernekleri tanımaya başladım. 2005 yılında şimdiki adıyla Ankara Çerkes Derneği’nin bir pikniğinde çalmaya başladım ve Ankara’da olduğum sürede garmon çaldım. 2006 yılından bu yana hem bireysel olarak hem de yakın çevremle beraber amatör kayıtlar yaptık. Amatör de olsa müziğimize katkı sağlamayı amaç edindim. Adige müziğinin Türkiye diyasporasında gelişmesi için çalışmaya başladım. Çerkesler rahat bir millet. Silkelenmeden, başkasından görmeden, inat etmeden bir şeyleri sonuçlandıramıyoruz.

Albümde yer alan şarkıların özellikleri neler? Hangi bölgelerde söyleniyorlar, geleneksel formlara uygun olarak mı hazırlandılar?

Albümün dördüncü parçasının sözleri ben, İbrahim K’eref ve Murat Kanlogo’ya ait. Ünsal Sey, Engin Met ve Canbek Shonou ile birlikte “Neden kayıt altına almıyoruz bunları” dedik ve stüdyoya girdik. Amatör bir kaydın ardından devamını getirebiliriz inancıyla birbirimizle buluşabildiğimiz zamanlarda ve tatillerde toplanıp çalışmalarımızı sürdürdük. Zamanımız ve buluşmalarımız oldukça kısıtlıydı çünkü ben eğitimim gereği bulunduğum İngiltere ve ailemin yaşadığı Kayseri arasında gidip gelmekten fırsat bulduğumda İstanbul’a gelebiliyordum, Ünsal’ın ise iş temposu oldukça yoğundu. Amacımız profesyonel ortamda kaydedilmemiş ezgilerimizi kaydetmekti. Seçim yapmak da çok zor oldu çünkü kayıt altına alınmamış o kadar çok ezgimiz vardı ki. Müziği yaparken hem teknolojinin nimetlerinden yararlanmalı hem de otantik halini bozmamalıydık. En çok bu noktada zorlandık. Modern olmamalıydı ama çok kaliteli ve dinlenilebilir de olmalıydı.

Hazırlık süreci ne kadar sürdü? Repertuvar nasıl oluşturuldu?

Parçaların hepsi her Çerkesin zaman zaman düğünlerde, toplantılarda duyduğu ezgiler.
Çerkeslerin yoğun olarak yaşadıkları Kayseri Uzunyayla, Hatay Reyhaniye, Konya, Eskişehir ve Kahramanmaraş bölgelerindeki Çerkeslerin yabancısı olmadığı parçalar bunlar. Zaten amaç onları en otantik ve en orijinal hali ile profesyonel ortamlarda, profesyonel ellerin yardımıyla kayıt altına almak olduğu için geleneksel çizgilerin dışına taşmadan hazırlandı.

2008’den 2009 sonuna kadar çalıştık. Ekim 2010 yılında ise geri dönüş yaptığım Nalchik’te devam ettirdim. Akordeyon, garmon ve telli çalgıların bir kısmı İstanbul’da yapıldı. Geri kalan enstrümanlar ve düzeltmeler Nalchik’te. Buradaki arkadaşlarım Anzor Uvıj ve Roma F’akue çok yardımcı oldular çalışma süresince. Kayıt altına alınmamış çok ezgimiz var. Örneğin ezgileri ve bazı şarkı sözlerini Kayseri’de Hakan Shak arkadaşımla birlikte favorilerimiz olan K’afe’leri kasetlerden dinleyerek çıkardık. İşin bu kısmı gayet zordu. Kayıtları seçerken hem güldük hem üzüldük. Bazı kasetleri dinlerken devam eden kalitesiz ve zor duyulan bir K’afe’nin arasına İbrahim Tatlıses’in bir parçası karışabiliyordu mesela. Kaset kayıtlarının hem kalitesizliği hem de bu tarz sürprizler bizi oldukça teşvik etti. Biz hâlâ 1986’da kayıt edilen bir düğünden dinliyoruz o müziği. Düşünün, aradan geçen onca yıla rağmen hiçbir şekilde kayıt altına alınmamış. Bu tarz sıkıntılarla karşılaştıysak da inancımızı yitirmeden devam ettik.

Çerkesçe bir albüm hazırlamanın güçlükleri sorunları neler?

Çerkesçe bir albümü Çerkesya’da hazırladığınız takdirde bir zorluğu yok ama Türkiye’de oldukça zor. Yapmak istediklerimizi teknik olarak ses mühendisine veya kayıt alan kişiye anlatırken zorlukları çok oldu. Çünkü Çerkes müziği Türkiye’de pek geçmişi olmayan ve bilinmeyen bir alan.

Albümde yer alan enstrümanların özellikleri neler?

Albümde geleneksel enstrümanlarımızdan akordeyon, garmon, ape-pshıne, shge-pshıne, bjamiy ve pkhachıch kullandık. Akordeon biliniyor zaten. Garmon da sesleri akordeondan daha gür ve daha farklı çıkartan bir alet. Ape-pshıne, mandolin gibi 3 telli bir enstrüman. Pkhachıch ise tahtadan yapılan bir ritm aleti. Bir çifti iki elin serçe veya yüzük parmaklarına bağlanıp çalınır. Ritm vermek kolay sanılır fakat Pkhachıch çalınırken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Dikkat edilmediği takdirde dağılabilir veya parmaklarınıza acı verir.

Dil bilinci gelişiyor

Anadilde konuşma talebi son yıllarda daha görünür hale geldi, bu açıdan Çerkesler nasıl bir noktada?

Evet özellikle son yıllarda toplumların bu konudaki bilinçleri günden güne artıyor. Ne yaptığını bilen, eğitimli ve bizden sonraki nesillere dili, kültürü ve bilgiyi aktarmak çabasında olan bir jenerasyonda yaşıyor olduğumuzu düşünüyorum. Bu yüzden gelecek nesillere karşı sorumluluklarımızın bilincinde hareket ettiğimiz kanısındayım. Bunun meyvelerini kısa vadede göremeyiz belki fakat uzun vadede göreceğiz. Çerkesler bu bilince günden güne erişiyorlar.

‘Anavatan’ dışındakiler için XEXEC’ ne demek?

‘Kheku’ diye okunuyor. Anavatanımız, şu anda yaşamımı sürdürdüğüm topraklar. Anavatan dışında yaşayan soydaşlarımızı tarif ederken kullanılıyor. Albüm içeriği diyasporaya yönelik olduğu için ve eserlerde vatana, geride bırakılanlara özlem anlatıldığı için bu tanım konuldu isim olarak. Anavatan dışında yaşamış olan, yaşayan bizlerin içinde hayatlarımızı sürdürmeye çalıştığımız toplumlarda karşılaştığımız sıkıntılarımızı anlattığımız ezgiler olduğu için...

Radikal

Anadil, toplumun kalbidir, canıdır, ulusa “ulus” diyebilmek için gerekli nişanlardan en önemlisidir, denilebilir… Tarihle uğraşanları şaşırtacak kadar uzun bir geçmişe sahip olan ulusumuzla birlikte yolculuk etmiştir, Adıge dili. Birlikte yolculuk etmekle kalmamış, halkın duygu ve sezilerini özümseyerek, tüm yaşamı boyunca olan-biten herşeyin üzerinde bir nakış olarak işlenmiştir. Böyle olunca, anadilin, birçok bakımdan ulusun bir tarihi olduğunu, bu tarihin izleri açığa çıkarıldıkça, bizden önce yaşamış nesillerin düşünce ve yaşam biçimlerinin gizlenmiş olduğu büyük bir ormana benzediğini söylemek mümkündür. Bu büyük ormanda arayış içinde olan yetenekli insanlar halkın geleceğine tanıklık edecek birçok şeyi bulurlar. İşte, anadil böyle bir zenginliktir, ulus için.

Kendi dilinin tadını ve güzelliğini kabul etmeyen dünyada hiçbir toplum olmasa gerek. Adıgeler de, anadilimiz de öyledir. Kendi ocağımızın başında otururken anadilimize olan sevgimizin ne denli çok olduğunun farkına pek varamayız; çünkü sürekli kulağımızdadır sevgilimiz. Çok şükür ki özlemini çekmiyoruz. Ancak, kuşun yuvasına olan sevgisi gibi, biz Adıgeler’de, kadim vatanımızı terk edip, yabancı topraklara sığınmak zorunda kaldıktan sonra, anadilimizi özler olduk; onu ansızın bir yerlerde duyarsak eğer, bir şarkı gibi gelir bize, hayranlıkla dinleriz.

Herkesin bildiği gibi, dün doğmuş bir ulus dili yoktur. Bütün dillerin başlangıcı çok eskilere gider, birçok dönemden geçerek günümüze gelir; zeka ürünü olan çok şeyleri içerir. Bu nedenle, dünyada “güçsüz” denebilecek bir dilin olmadığını söylemek de mümkündür.

Abarttığımı söyleyenler olacak mı, bilmiyorum ama becerebilirseniz eğer, Adıge dilinde ifade edemeyeceğiniz bir düşüncenin olmadığı kanısındayım. Adıge sözleri o denli anlamlı, o denli kapsamlı, düşünceleri o denli derinden kavrıyor ki, Adıgece ile söylediğimiz herşeyi başka bir dille ifade etmenin imkansız olduğunu düşündüğünüz zamanlar da oluyor. Niçin yalan söyleyeyim, anadile olan sevgim nedeniyle böyle düşünüyor da olabilirim, ancak, kuşku yok ki, Adıgece güzeldir, kıvraktır, anlamlıdır, içeriklidir, ferahlatıcıdır. Eğer, onun güçsüz, büyük düşünceleri ifade etmekte yetersiz olduğunu sanıyorsak, bilelim ki çok yanılıyoruz, anadili öğrenmedeki kendi eksikliğimizi ona yüklüyoruz.

Rivayetlerdeki atın “sen adam olursan, ben at olurum” dediği gibi, “siz ulus olursanız, ben size dil olurum" dedirtecek güç ve beceri vardır, Adıge dilinde. Onun ne yapabileceğini bilmeden, ambarın dibini kazımayı hiç düşünmeden, ona “güçsüz” etiketini yapıştırdığımızda, yanlışlığın en büyüğünü yapmış oluruz.

Bugünkü yaşam biçiminin tahmin edemeyeceğimiz kadar değişmiş olduğu doğrudur; çok hızlı gelişmeler oluyor. Bu hızlı gelişim süreci, kendi görüş ve düşüncelerini de beraberinde getiriyor. Bu düşünceleri öncelikle dil kapıyor, adlandırıyor, daha önce adlandırılmış olanlara ilaveler ediyor. İşte bu aşamada, güncel yaşama uyacak terimler bulamadığımızda dilimizi güçsüz gibi görüyoruz. Ancak, bu konuda biraz daha derinden düşünmemiz gerekir: bugünkü yaşantımızda var olan her şeyin “üstesinden gelememesi” anadilimizin suçu mudur acaba? Suçu değildir; çünkü böyle bir durumla çok sık karşılaşmayız, zaman zaman karşı karşıya geliriz ki, o anlar da, daha çok yeni ortaya çıkan durumlarla ilgilidir. Halbuki, Adıgece, yaşantımızın her alanında bize eşlik etmiş olsa, bizimle var olarak, işyerlerinde ve çalışma hayatında yer bulabilseydi eğer, olan biten herşeyi rahatlıkla içine alabilecek; bu şansı yakalamış başka diller gibi, her türlü düşünceyi bizim dilimizle de ifade edebilme imkanı olacaktı. Çünkü bir kez daha belirtmek isterim ki, Adıgece, her türlü düşünceyi ifade edebilecek güç ve yeteneğe sahiptir. Ancak, üzüntüm şudur ki, Şocentsıku Ali’nin anadile ilişkin özlemi henüz gerçekleşebilmiş değil; onu, şimdilik, daha çok başucumuzda kullanmaktayız. Bu yüzden de, onu yaşamın her alanına koymaya kalkışırsak, büyük düşünceleri ifade etmede yetersiz kalacağını sanıyoruz.

İnsan olarak, birşeyi isteme arzumuzun büyüklüğünü, onun bize verebilecekleriyle, bize sağlayacağı faydanın miktarıyla ölçmeye alışmışız. Peki, Adıgece bugün bize ne verebilir? Anadilin için böyle bir soru sormak hoş bir şey değil; değil ama aramızda kendine bu soruyu sorabilenler var olduğu sürece, konu üzerinde daha fazla durmamız gerekiyor. Ben şahsen, şayet, Nart müziğimizi, öyküleierimizi, şarkılarımızı, değerli yazar ve şairlerimizin güzel eserlerini anlamak, onların tadını alabilmek için başka bir dile ihtiyaç duysaydım, halkımızın hayat fısıltısının, ışığının ve coşkusunun içerisinde yetişmemiş olsaydım eğer, kendimi birçok bakımdan şanssız sayardım. Anadili biliyor olmanın ne denli büyük bir şans olduğunu, ancak onu bilmemenin ne demek olduğunu anladığında fark edersiniz. Bana göre, böyle bir kişi, yaşamı için ona çok gerekli olan önemli bir şeyi yitirmiş olduğu halde, yitirdiği şeyin önemini fark edemeyen birisidir. Birileri “o kadar da abartma” diyebilir bana; çünkü anadili bilmemekle ne karnın aç kalır, ne de cebin daha az para görür. Günümüzde, karın tokluğuyla, cüzdan tokluğunun önemli sayılarak, birçok şey bunlarla ölçüldüğünden, söylediklerimizle başkalarını inandırmak kolay bir şey değildir, ancak… Ancak, iyi ki de, insanlar sadece bu tür şeyler için yaşamazlar. Karnı tok, cüzdanı dolu, ancak yüreği aç olarak yaşamını sürdüren bir insana özenmek için herhangi bir neden yoktur. İnsan, farkında olsa da, olmasa da, itiraf etse de, etmese de, vücudu gibi, yüreğini de tok tutmak, onun tok kalmasını sağlamak için çareler arayarak sürdürür yaşamını. Bu nedenle, içinden geldiğin toplumun hislerini anlayarak, olan-bitenin farkına varıp, hayat yolculuğunun aynasına bakarak yaşamaya gayret etmek gerekir. Bunu amaç edinenler için anadilden daha iyi bir rehber nerede bulunabilir ki!..

Demem o ki, kendini ulustan biri olarak kabul ettiğin sürece, o ulusun en önemli nişanı olan dilini de bilmek görevimiz olmalıdır. Onu öğrenmek için en küçük bir şans varsa, kibirden ya da tembellikten dolayı öğrenmemek ayıptır. Ancak, ayıplamak dışında, bunun için kimseyi suçlamak mümkün değil. Suçlamak da, ayıplamak da değil, benim bu yazıyı yazmaktaki amacım. Kuşkusuz, herkes kendine layık olanı daha iyi bilir: Sizin sevdiğinizi ben sevmeyebilirim, benim sevdiğim size gülünç gelebilir; anadile ilişkin bu düşüncelerimizi içi boş büyük laflar olarak görenler de olabilir. Böyle olmaması için, anadili bilmenin yararlarıyla, bilmemenin zararlarından biraz daha bahsetmemiz gerekir.

Ulus, kendini bir ulus olarak görüyor ise, kendisi gibi olanların sahip olduğu şeylere de sahip olması gerekir. Ulusu bir arada tutan, ulusla var olan dil de onlardan birisidir. Geleneklerden söz ederken, beğenmediklerimizi zaman zanam değiştirmeye kalkışırız. Ancak, toplum geleneklerini değiştirmek de öyle kolay bir şey değil. Oturup bir çırpıda yaratmaya ve benimsetmeye kalkıştığımızda anlarız, geleneklerin oyuncak olmadığını ve onunla oynanamayacağını. Gelenekler yaratılmaz, yaşanarak oluşur. Yüzlerce yıl boyunca yaşadıklarını bir anda yok etmeye toplum izin vermez. Adıge gelenekleri de buna izin vermedi. Ancak, “Adıge Geleneği” diyebileceğimiz daha anlamlı ve daha güçlü geleneklerin her döneme uyabileceğini ve yakışacağını, yaşamı güzelleştirmede, hayatla barışık ve uyumlu bir nesil yetiştirmede geleneklerimizin çok yararlı olduğunu en sonunda anlamış olduk. Gelenekten bu kadar çok söz etmemin nedeni, bu söylediklerimi anadilimize bağlamak içindir ki, şuna içtenlikle inanıyorum: halkın geleneklerini başka dillerle de öğrenmek mümkündür, ancak tam anlamıyla anlaşılamaz. Onun düşünce tarzını anlayabilmek için, onu yaratan ulusun dilini de bilmek gerekir. Anadili bilen herkesin de kusursuz olduğunu, gelenekleri bildiğini ve benimsediğini söylemek istemiyorum. Hayır, ne yazık ki, Adıgece’yi su gibi bilenler arasında da, Adıgelikle, gelenek ve görenekle alakası olmayanlar var. Benim söylemek istediğim şey başkadır: soydaşlarıyla uyum sağlayamayan, onlara benzemeye çalışsa da, anadili bilmeyen kişi, doğduğu vatanında bir misafir gibi kalıyor, Adıgeliğinde bir eksiklik varmış gibi görünüyor. Çocukları anadilden yoksun bırakıldığında, gelecekteki iş hayatlarının daha iyi olacağını zanneden ana-babaların bu hususu düşünmeleri gerekir. Dediğimiz gibi, böyle ana-babaların endişesi, sanırım çocuklarının istikbalidir. “Adıgelik”, “kahramanlık” diye direttiğimizde, büyük bir ihtimalle alay konusu da oluyoruz. Şimdi, Adıge diline karşı olması gereken sevgimiz hakkında söylediklerimizi burada bitirerek, onu bilmenin sağlayacağı yukarıda belirttiğimiz yararlarından biraz daha bahsedelim. Peki, sadece duygusal olarak onu zenginleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda hayat yolculuğunda da rahat ettirecek böyle bir armağandan çocuklarımızı mahrum etmek niye? Anadilimizi öğrenmeden yetişen çocuklarımızın, soydaşları arasına katıldıklarında ürkek kalacaklarını niçin düşünmüyoruz?

Adıgece bilmemesinden utanan, bilmediğini saklamaya çalışan ve öğreneceğini söyleyerek dolaşan Adıgeler de var. Duyguları gerçek, idealleri de yüksek ise emellerine ulaşırlar, ancak, şunu da unutmamaları gerekir: dili yetişkin olduktan sonra öğrenmek kolay değildir; Adıgeceyi tam olarak öğrenmek hiç mümkün olamayabilir. Niçin derseniz, yetişkinlerin dilimizin seslerini çıkarmaları, çocuklara nazaran daha zordur, oturmuş bir gırtlaktan yeni sesler daha zor çıkar.

Açıkça söyleyelim, dünyadaki her şeyi fayda sağlayan ve fayda sağlamayan olarak ikiye ayırarak, Adıgeceyi de fayda sağlamadığını zannettiğimiz şeylerin arasına koyduk, onu fazlaca ihtiyaç duymadıklarımızın arasına yerleştirdik. Fayda görmekten hoşlanmayan yoktur, ancak, “bir bütünü yiyecek kişi, yarısını yemeyi bilmez” deyiminde olduğu gibi, üstün bir insanın aradığı şey de kendisi gibi üstün bir faydadır. Anadili iyi bilmek de bu tür faydalardan birisidir. Büyük insanların anadile ilişkin sözleri bir araya getirilebilseydi eğer, oldukça büyük bir kitap olur, o büyük kitapta da ulusunun dilini bilme ve sevmeye yönelik nasihatler dışında, ona karşı olan tek bir kelime bulunmazdı. Örneğin, büyük yazar K. Paustovsky şöyle yazmıştı: “Anadiline karşı tutumuna bakarak, her insanın, sadece kültür düzeyini değil, vatanına yaptığı hizmetin düzeyini de anlayabilirsin. Anadiline büyük sevgiyle bağlı olmadığın sürece, yurduna da büyük sevgi gösteremezsin .”

Bunu tam olarak anlamış ve içtenlikle benimsemiş olan kişi, bırakınız kalabalık yerlerde yaşıyor olmayı, yurdun en ücra köşesinde yaşasa bile, annesiyle birlikte doğan diline ihanet edemez. Böyle bir insan, her bitkinin kendi kökünün bulunması ve bütün “damarlarıyla” o köke bağlanmış olması gibi, her insanın da kendi köklerine bağlı kalmasının gerekli olduğunu çok iyi bilir. Anadiline hak ettiği önemi vermeyenler, kendilerini böyle insanlarla mukayese ederek onları örnek almış olsalardı, kuşkusuz kendi özeleştirilerini de yaparlardı.

***

Adıgece’yi rahat konuşamayan, daha da kötüsü hiç bilmeyen, öğrenmek için de hiçbir çabası bulunmayan kentlerde yaşayan Adıge sayısındaki (çok şükür ki, köylerimize şimdilik ulaşmadığını sanıyorum) artışın birçok gerekçesi var. Ancak, itiraf edelim ki, çocuklarımız Adıgece’ye gönül vermekten, onun güzel dünyasına adımlarını atmaktan ve anadillerini öğrenmekten mahrum kalırlarsa, bunun nedeni çoğunlukla biz ana-babalar olmaktayız. Şu şekilde konuşan birçok ana-babaya rastlanıyor: “Çocuklarımızın anadillerini bilerek yetişmelerini çok arzu ediyoruz, ancak ne kadar uğraşsak da, evden dışarı çıktıklarında her taraf Rusça olduğundan bir işe yaramıyor”. Ne olur beni bağışlayın, bu tip ana-babalar çoktandır aynı bahaneyi uyduruyorlar; tam olarak aydınlatılmamış, süregelen bir yalandır bu: Rus dili sokağa ne denli hakim olursa olsun, öğretmek için hiçbir çaba olmasa bile, evin içinde Adıgece var ise ve o dili konuşmak evde bir gelenek olarak sürdürülüyorsa, çocukların Adıgece’yi kapmamaları, dilin yapısını ve inceliklerini çözerek, onun “anahtarlarını” keşfetmemeleri ve sonuçta o dili öğrenmemeleri mümkün değildir. Bir dili öğrenmede en önemli husus da şudur: işittikçe ve konuştukça, dilin yapısı ve kullanılış şekli öğrenilir, düşünceler onun üzerine inşa edilir ve dilin “anahtarları” yavaş yavaş açılmaya başlar. Anadili zamanında kanına, canına işlememiş bir çocuğa, okula başladıktan sonra kelime ve deyimleri öğretmeye çalışmakla fazla bir şey elde edilemez: sözcüklerin bağlanma şekillerini, kullanılma yerlerini çözemeden onu “elinden kaçırır”.

Sonuçta, anadilin “anahtarını” elinde tutan da, herkesten önce onu çocuğa verebilecek olan da, içinde doğup büyüdüğü ailesidir, ana-babasıdır. Böyle olunca, çocuklarımıza, bir zaman sonra onların da pişman olacağı, bizi de kusurlu görecekleri şeyi yapmayalım; büyük güçlüklerle daha sonra arayabilecekleri şeyden, anadilimizden çocuklarımızı göz göre mahrum etmeyelim.

***

Doğrudur, çocuk, anadilin “ilk eğitimini” öncelikle ailesinde görmeli ve ana-babasından almalıdır. Ancak, anadilini akıcı ve etkili kullanan bir neslin yetişmemesinden ana-babalar tek başlarına sorumlu tutulamazlar. Bu konuda esas sorumlu olması gerekenlerden “ana-babalar istemiyor”, “ana-babaya göre doğru değil”, “ana-babaların suçu” gibi lafları çok duymaktayız. Ana-baba kelimesi; hiçbir sorumluluk almak ve anadil sorununu adamakıllı halletmek istemeyenlerin, okullarda hak ettiği değerin verilmesi için çaba harcamayanların kullandıkları bahaneleridir; bizden kaçtıkları, bizi oyaladıkları ve kandırdıkları sözlerdir.

Anadilimizin okullarda değer bulmasını istemeyenlerin gösterdikleri bahane sadece “ana-baba” bahanesi değil; “çocuklar istemiyor” “çocukları ikna edemiyoruz” diyerek başka gerekçeler buldukları zamanlar da oluyor. “Çocuk olmayan, yetişkin de olmaz” derler. Sanırım herkes buna katılacaktır: Okumaya çok meraklı çocuk varsa bile, sayıları çok azdır. Çocuk, okumak yerine sokakta oynamayı tercih eder; böyle olunca, “bunu okumak istiyor musunuz?” diye çocuklara sorarak bir ders programı hazırlamaya kalkarsak, korkarım boş bir sayfayla başbaşa kalabiliriz.

Çok iyi bilmediğiniz bir konuda çok ayrıntılı konuşmak doğru değildir; benim için pedagoji konusu da böyledir. Bununla birlikte, konumuz buraya kadar uzanınca, anadil ile okullarımız arasındaki ilişkiye de bilebildiğim kadarıyla değinmek istiyorum – Adıgece’nin ne denli devlet dili olduğu konusuna.

Saklamaya gerek yok, Adıge dili ve edebiyatının öğretimi ile ilgili olarak endişe edilmesi ve üzerinde düşünülmesi gereken çok şeyler var. Bunlara ilişkin basında ve başka yerlerde pek çok şeyler dile getirildi; üzerinde üç gün boyunca konuşulabilecek, yakınılacak kadar konu var. Bununla birlikte, şunu da belirtmek gerekir: bu konularda kaygı duyulacak birçok şeyimiz var ise de, bugün 15 yıl öncesine göre, anadilimize, edebiyatımıza, tarihimize ve kültürümüzün diğer yönlerine okullarda daha fazla değer verilmeye başlanmıştır. Bugün kentlerde yaşayan birçok çocuk, Adıge dilini şimdi daha iyi bilir, okul, kreş ve sokaklarda dilimiz daha fazla duyulur oldu. Anadilimiz ve kültürümüze ilişkin olarak, bir kısım okul ve kreşlerde sergilenen etkinlik ve konserlere bakınca moralimiz düzeliyor. Yüksek okullarımızda Adıgece’nin daha fazla önem kazanmasına, üniversitelerin filoloji bölümlerinde daha büyük kürsülerin açılmış olmasına ne dersiniz? Bu konulardan bahsederken, böyle iyi şeyleri de unutmamak gerekir.

Zamanımızın elbisesini çıkaramamış olsak da, üzülerek belirtmeliyiz ki söylediğimiz bunca söz, daha çok, “yakın geçmiş” diyebileceğimiz, demokrasi rüzgarından nasibini biraz alabilmiş, beslenen birçok güzel umudun sönerek yok olduğu, değişimden önceki dönemle ilgilidir. Zamanımızın elbisesini çıkarmama nedenini de söyleyelim: iyi işlerden birçoğu, çok şükür ki, halen devam etmektedir. Bununla birlikte, bu güzel değişikliklerden son yıllarda yavaş yavaş vazgeçilerek eskiye dönüş yapıldığını da saklamaya gerek yok.

Bu tür iyi işleri yapmaktan “yukarısı” vazgeçmeye başlayınca, aşağıda da, sanki onu özlemle beklermiş gibi, Adıgece öğrenimi ve Adıge kültürü için devletin harcadığı paraların hesabını yapan, oralara harcanan paralarla devletin bozuk bütçesinin tüm açıklarının kapatılabileceğini ısrarla savunan, çocuğunun anadil bilmesini, öğrenmesini istemeyenleri kışkırtan Adıge “ideologları” ortaya çıktı. Bu hesabı yapanlara başka ev ödevleri vermek gerekir: Rusya devlet başkanı olmak için mücadele edenlerden birinin(örneğin Rus olmayan halkları “çok seven” Jirinovski’nin) seçimlerde harcadığı paraları alın. Bundan, Rusya içerisinde, kendi topraklarında yaşayan tüm halkların anadillerini öğretmek ve geliştirmek için harcanan paraları çıkarın. Kalanı da “rüşvet” denebilecek ücretleri alacak olanlara paylaştırın…

Artık hiçbir toplumsal aktivitenin tam anlamıyla Adıgece yürütülmemesi, yaşamı boyunca Adıge diline bağlı kalarak yaşamış yazar, sanatçı ve aydın gibilerin düzenledikleri jubile gecelerini bundan böyle Rusça yürütmeye başlamış olmaları, anadilden geri dönüş yapıldığının açık göstergeleridir. En büyük gerekçeleri ve önüne geçemediklerini söyledikleri husus da şu: başka halklardan olan insanlar da katılıyor iken, Adıgece etkinlik yürütmek yakışık almıyor. Bunun anlamı Adıgeceyi yeniden bir köşeye atmaktır; çünkü, aramızda Adıge olmayan birinin (birilerinin) de bulunmadığı önemli bir işimiz olmuyor. Eğer, bundan başka bahanemiz olmadan yolumuzu değiştirecek isek,“Adıge dili devlet dilidir” demenin anlamı nedir peki? Anadillere ilişkin çıkarılan süslü yasalar ne işe yarayacak?

Ayıp olan, içinde bulunduğun, aynı vatanda birlikte yaşadığın halkın dilini öğrenmeye çalışmamaktır.

Ayıp olan, seni hiç düşünmeyenlerden çekinerek, onları dikkate alarak, çok eskiden beri ulusunun yaşadığı güzel lisanını yetişen yeni neslin dilinden düşürmektir.

Ayıp olan, senin yabancıya verdiğin değer kadar, onların da sana değer vermesini istediğini onlara hissettirmemektir.

Ayıp olan, Adıgeceyi, sanki diğer dillerden daha kalitesiz, büyük işler onunla yapılamazmış kanaatini uyandırmaktır.

Ayıp olan, Adıge dili olmadan da Adıgenin Adıge olabileceğini nesillere inandırmak, düşüncelerini buna yöneltmektir.

Dediğim gibi, Adıgece’nin bugünü ve geleceği hakkında konuşurken çok şeyden bahsetmek mümkündür, ama sorun olan şu: “bu işin daha güzel olması için ne yapmak gerekiyor?” sorusuna yanıt vermekte zorlanıyoruz. Olan-biten herşeyi tam olarak bilemediğimiz için(özellikle pedogoji konusunda), endişe duymamın ötesinde, bu konuda fazla görüş belirtebilecek durumda değilim. Yine de, belki bir işe yarar diyerek, bazı şeyler söylemek istiyorum.

Öncelikle, anadile ilişkin devletin çıkardığı yasaların uygulandığını denetleyen bir komisyonun bulunması gerektiğine inanıyorum. Böyle bir komisyon belki de vardır ancak, benim istediğim, çalışmaları ve düşünceleriyle işine sarılan(veya sarılacak), her kesimden insanların yer aldığı geniş ve en önemlisi de iş yapacak bir komisyondur.

İkinci olarak, terminoloji ile Adıge yazı dilinin uyumunu sağlamak için çalışacak daimi bir komisyonun(diğer cumhuriyetlerde var) olmaması büyük bir eksikliktir. Dilimizin gelişmesini, yazı dilinin iyileşmesini istiyorsak, bunu muhakkak oluşturmalıyız.

Üçüncü olarak, neslin anadili bilmesini, öğrenmesini teşvik etmek için, bu dilin kullanıldığı, yararlanıldığı alanları gittikçe çoğaltmamız gerekir. Örneğin, bir zamanlar, bizim üniversitede böyle bir uygulama getirilmişti: yabancı dilde verilmesi gereken bazı sınavların yerine anadilde sınava girilebiliyordu. Yanılmıyorsam, başka alanlardaki geri dönüşler gibi, bu güzel uygulamadan da geri dönüldü.

Dördüncü olarak, eğer dilimizin devlet dili olduğu doğruysa, bu bir gösteriş değilse, bunu ispatlayacak, uygulama yapılabilecek yerler ve denenebilecek alanlar saptanarak işe başlanmalı, yavaş yavaş da geliştirilmelidir. Bunu, kavga-dövüş olmadan, akıl ve bilim temelinde yapmak gerekir.

Beşinci olarak, devlet statüsünde olduğumuz doğru ise, tam bir cumhuriyet olduğumuzu kabul etmek ve edilmek istiyorsak, sokak, işyeri, okul ve meydan isimlerinin anadilde yazılmış olması gerekir. Devlet yöneticileri şirket, işyeri, kafe, dükkan gibi şeylerin açılabilecekleri yerler ve uyacakları kurallar konusunda sıkı yasalar koyarlar. Aynen diğer yasalarda olduğu gibi, dille ilgili yasalarda da bu tür kuralların bulunması gerekir.

Altıncı olarak, dile ilişkin yasaların, para harcamaksızın ya da az bir harcamayla uygulanamayacağı açıktır. Devlet bütçesini hazırlayanların bu hususu dikkate almaları gerekir.

Şu da bir gerçektir: herkesi doyuran toprak ve o topraklar üzerinde çalışan emekçilerdir. Böyle olunca, toprağa ve toprağı işleyenlere hakettikleri değeri vermek gerekir. Çok şükür ki bu konuda hiçbir endişem de yok. Bununla birlikte, ulusun yazı dili, edebiyatı, bilimi ve onları kullanacak aydınları olmadıkça, gelişmiş toplumlar içerisinde yer almak ve onlarla birlikte yaşayabilmek mümkün olamaz. Buna da inanmamız gerekiyor.

Şunu söylemenin yanlış olacağını sanmıyorum: kariyer, bilim ve kültür açısından bugüne kadar aramızdan sivrilenlerin tamamı olmasa bile, büyük çoğunluğu köylerde doğmuş ve orta düzeyde eğitim almış kişilerdir.

Köyde doğmuş, büyümüş ve köylülere karşı derin sevgiler besleyen biri olarak, benim bunun kötü bir şey olduğunu söylemem ayıp da olur, yakışık da almaz. Hayır, kendimi de başkalarını da küçümsemek gibi bir niyetim yok, ama… Ama birçok büyük insanın da söylediği, yaşamın kendisinin de tanıklık ettiği şu gerçeği de söylemeden geçemeyiz: her aydın kişinin yetişmesine temel teşkil eden toplum geleneklerini tanımak, yüksek kültür ve sanattan anlayan insanlar yetiştirmek için en uygun ortamları sağlayan yerler kentlerdir.

Bunu, şunun işin söylüyorum: bugün için, el sanatı ya da bilimle uğraşan, anadiline sıkıca bağlı Adıge aydınları arasında, şehirlerde yetişmiş olanlar varsa bile, kanımca sayıları çok azdır. Yine tekrar ediyorum, yetişmiş aydınlarımızın olduğuna, anadilimizi yüceltmek için ciddi adımlar attığımıza, bunun yanında, yazılı kültürümüzün “canlandığına” ancak, yazarların, oyuncuların, rejisörlerin, Adıgece ve Adıge edebiyatı öğretenlerin, Adıgece yazan gazetecilerin, Adıgece ve Adıge edebiyatıyla uğraşan bilimadamlarının çoğunun şehirlerimizde yetişmeye başlamasıyla inanacağız.

Bunun öyle olabilmesi için, kuşkusuz zamana ihtiyacımız var (esasen, yazı dilimizin var olmasından bu yana çok zaman da geçti). Ne yazık ki, onun gerçekleşmesi için var olan işaretler bugün için çok az, düşünenlerin sayısı daha da azdır; endişe duyan ise neredeyse yok gibidir. İnşallah yanılıyorumdur.

***

Başka ülkelerde yaşayan Adıgelerin işlerine karışmanın doğru olmadığını düşünenler de vardır, kuşkusuz. Ancak her ne kadar ayrı yerlerde de bulunsak, farklı devletler içerisinde yaşıyor da olsak, biz yine de tek bir vücut gibiyiz; bize böyle hissettiren, yüreklerimizi karşılıklı kılan, birbirimizi yabancı göstermeyen, bizi bir ulus olarak bir arada tutan ve bir ulus olduğumuzu hiç unutturmayan mıknatıs, çok şükür ki aramızdan kalkmadı. Böyle olunca, geçmişimiz için ağlaşmaya biraz ara vererek, bugünkü duygu ve düşüncelerimizi birbirimize anlatmanın, daha çok endişelendiğimiz hususlarda fikir alışverişinde bulunmanın, ileride karşılaşmamız muhtemel olan sorunlara birlikte çözüm yolları aramanın hiç de kötü olmayacağı kanısındayım.

Türkiye’de yaşayan Adıgelerin yanında üç defa misafir oldum. Yaşantıları, insanlıkları ve dünya görüşleri hususunda endişe edilecek hiçbir husus görmedim: çalışıp kazanıyorlar; aç ve açıkta olan hiçbir Adıge’ye rastlamadım. Yabancı topraklarda yaşayan Adıge toplumumuz için en çok kaygı duyulması gerektiğini gördüğüm şey, aralarında Adıge dilini bilmeyen çok kişinin var olması, onu kaybediyor olmalarıdır – tek tük kişi dışında, bu durumdan kaygı duyana da rastlamamış olmamdır. Denilebilir ki, biz Adıgeler, sanki yok olma özlemiyle, farkında olmadan bugünlere geldik.

Yaşıtlarımız ve daha büyükleri arasında Adıgece’yi bilmeyen çok az kişinin var olduğu doğrudur. Biliyorlar da ne demek, konuşurlarken şarkı söyler gibi, hayranlıkla kendini dinleten “işte, gerçek, akıcı Adıgece budur” dedirten çok kişi var yaşlılar arasında. Ancak, ulusunun geleceği kendilerine bağlı olan gençler için aynı şeyi söylemek, ne yazık ki mümkün değil.

Daha önceleri, arasıra Türkiye’den gelenlerin şöyle dediklerini duyardım: “Böyle giderse, 50 yıl içerisinde orada yaşayan bütün Adıgeler dil bakımından Türkleşeceğiz.” Biz Adıgelerin adeti olduğu üzere, biraz abarttıklarını düşünerek, moralimi iyi tutup, iş o kadarına varmamıştır, diyordum o sıralar. Ancak üç kez gidip de durumlarını gördükten sonra, daha önceleri duyup da inanmadığım şeylerin gerçek olduğunu anladım. Bu konu hakkındaki görüşlerime, “Oshamahue”dergisinde ve “Adıge Psalhe” gazetesinde yayınlanan “İstanbul’u Uzak Görmüyorum” adındaki gezi yazımda kısaca yer vermiştim. Burada bu konuyu bir kez daha gündeme getirmek yerine, gezi yazısında yer almayan başka konulara değinmek istiyorum.

Üzüntüm odur ki, Türkiye’de yaşayan Adıgelerin anadilleriyle eğitim yapmalarına, televizyon, radyo gibi yerlerden Adıgece duymalarına devlet olanak sağlamıyor, sağlamak için hiçbir umut da bulunmuyor. Böyle olunca, Türkiye’de yaşayan Adıgelerin(diğer ülkelerde yaşayanlar dahil) ne yazık ki, ellerinde kalan imkan, morallerini bozmadan daha uygun zamanları beklerken, anadillerini ailelerinde ve köylerinde korumaları, bir araya geldiklerinde kendi dillerini kullanmaları gerektiğine içtenlikle inanmalarıdır. Kusura bakmasınlar ama yabancı ülkelerde yaşayan Adıgelerin çoğunun anadil konusunda günaha girdiklerini düşünüyorum. Türk devletinin “Evinizde Adıgece konuşmaya hakkınız yok” yada “Karşılaştığınızda Türkçe dışında başka bir dille konuşamazsınız” diyeceğini sanmıyorum. Türklerden ben böyle bir şey beklemem. Başka bir şeyin daha farkına vardım: Türkiye’de yaşayan Adıgeler, gerek kendi evlerinde, gerekse sokakta rastlaştıklarında kendi aralarında Adıgece yerine Türkçe konuşuyorlar; dernek etkinliklerinde de, anavatandan gidenlere yönelik bir şeyler söylemedikleri sürece Adıgece konuşmazlar (buraya geldiklerinde de aynı şeyi görüyorsunuz: sizinle çok güzel Adıgece konuşurlar, ama kendi aralarında konuşurlarken hemen Türkçe’ye veya Arapça’ya dönerler.) Görebildiğimiz kadarıyla, dernek toplantıları da bu şekilde yürütülüyor – Türkçe kullanılıyor (Araplardaki derneklerde de muhtemelen Arapça). Evlerde kullanılmazsa, okullarda izin verilmezse, Adıgece bilen yeni nesli nereden bulacaksınız? Beni affedin, bunu canım acıyarak söylüyorum; hiç kimseyle alay etmek gibi bir niyetim de yok. Kim bilir, belki birilerini düşündürür, kederlendirir veya kızdırarak, kapılmış olduğumuz sel sularında boğulmaktan kurtarabilir bizi, diyorum da ondan söylüyorum bütün bunları.

Ya da, söz gelişi başka ülkelerde yaşayıp da üniversitelerimize eğitim için gelen erkeklere, kızlara bakalım. İnşallah yanılıyorumdur, ama onların içerisinde Adıgece konuşmaya, okuma-yazma öğrenmeye can atan fazla kimseye rastlamadım. Önceki yıllarda, öğrenciler arasında Adıgece’yi düzgün bir şekilde konuşmayı, okuma-yazmayı öğrenmiş olarak geri dönmek isteyenler vardı. Sonraki yıllarda çok az kişi böyle bir istek duyuyor.

Peki, onları seçerek gönderen dernekler bu işe nasıl bakıyorlar? Rusça öğrenmeleri iyi bir şey, meslek edinmeleri de çok güzel ama beş yıl süreyle atalarının yurdunda yaşama ve soydaşlarıyla bir arada bulunma şansı yakalayan birisi, sudan çıkmış kaz misali, üzerine Adıgece hiçbirşey yapışmadan, okuma-yazma öğrenmeden nasıl dönecek geldiği yere? Bunu düşünmemek, önem vermemek için nasıl bir Adıge sevgisine, nasıl bir Adıge yüreğine sahip olmak gerekir? Rusya’da, Rus dilini daha iyi öğreten, bilim alanında daha geride kalmayan çok sayıda okul var. Başkalarının işine karışıyor izlenimi yaratıyor muyum bilemem, ama bana göre, dernekler anavatanda okuyacak öğrencileri seçerlerken işin bu yönünü de düşünmeliler…

Başka ülkelerde yaşayan Adıgelerden duyduğum ve benim de anladığım kadarıyla, anadile ilişkin bu kötüye gidişatın başlangıcı çok da eski değildir: insanların kendilerini mal-mülk ve işe daha fazla kaptırmalarından, gençliğin televizyon başına üşüşmesinden ve çocuklarımızın, yaşlıların anlattıkları rivayetleri, söyledikleri hikayeleri dinlemez olmalarından sonra başladı. İşte, anavatanda yaşayan bizlerin buradan ders çıkarmamız gerekir. Mal-mülkü seven herkesin yöneldiği bu pazara bizim yönelmemiz daha dün gibidir, buna rağmen, kendimizi tanıyamayacak kadar kötü yönde nasıl değiştiğimize bir bakınız - davranış açısından, ahlak açısından, halkla birlikte gelen değerlere karşı olan tutumumuz açısından. Korkarım ki, çekişme ve kavga-dövüş ile geçen yaşantımızın yerine koyacağımız aklı bulamaz isek, anadilimizin başına gelecek olanlar, diğer ülkelerde yaşayan Adıgelerin başına gelenlerden daha farklı olmayacaktır.

Kısaca söylemek gerekirse, bu konuda, anavatanda ve diğer ülkelerde yaşayan her iki taraf da acınacak durumdadır: “Küçük ırmak, büyük ırmakta kaybolur” atasözünde olduğu gibi, her tarafta yaşayan Adıgeler bugün hayatın acımasız deneyiminin içerisindedir. Bu acımasızlığa karşı durabilmek için şimdilik sahip olduğumuz tek şey anadilimizdir; bu “silahı” elimizden düşürürsek eğer, biz Adıgelerin yaşamalarının kalacak tek gerekçesi, o atasözünün dediğini gerçek kılmak olacaktır.

***

Soyunuzun izlerini sürerek, isimlerini sayarak yukarıya kadar gidebilseydiniz, her soyda olduğu gibi, kendi soyunuzun köklerinin de çok derinlerde olduğunu görebilirdiniz. Babanızın babasının babasının ötesine, zamanın sislerine karışan “eskinin eskisi” dönemlere kadar uzanır, o kökler. İç içe geçmiş bir ağ gibi örülmüş o köke can vermeyi başlatacak olan da anadilin kendisidir. Bir cana başka canlar eklenerek, o kökler de, onların uçları da sizlere kadar ulaşır… İşte, çocuğunuz anadilini bilmiyorsa, soyunuzun kökleriyle olan bağlantınız da kesilmiş demektir ki, yeniden bağlanmaya çalışsanız da, ona kavuşmak bir daha mümkün olmayabilir. Niçin derseniz, hayatın da tanıklık ettiği üzere, çocuğunuz Adıgece’yi ancak yarım biliyor ise, onun çocuğu Adıgece’yi fazla öğrenemeyecek, onun da çocuğu hiç bilmeyecektir. Hiç Adıgece bilmeyen bir nesil, uzun asırlardan gelen soyunun köklerini kopararak tarih kapısını kendi elleriyle kapatmış olur.

İnsanların akıllarına her dönemde büyük düşünceler gelir, ancak, akla gelen her düşünce, onu iyi ifade edebilecek kelime, deyim ve uygun anlatım biçimlerini her zaman bulamaz. İfade edilebilmiş düşüncelerle, ifade edilememiş olanları kıyasladığımızda, edilebilmiş olanları damlaya, olmayanları ise denize benzetebiliriz. Buna rağmen, binlerce yıllık geçmişi olan dilimize sığdırılamayacak bir düşünce bulunmasa gerek…

“Davut”, onun oyulduğu mermer taşının dışında, başka taşlardan da oyulabilirdi. Ona benzer mermer taşları her yerde vardır. Onların herbiri, başka “Davut”ları da yaratabilecek olağanüstü hazineler içerir. Bu olağanüstü hazineler, Allah’ın usta heykeltıraşlar göndermesini, onu yaratacak yeni Michelangelo’ları bekliyor.

Dil de böyledir; o da keşfedilmeyi bekleyen müthiş sırlar içeriyor. Henüz açık olmamış sayısız harikaları…

Adıge dilinin de, olağanüstü şeylerle beslenmiş gizli bir gücü vardır. O gizli gücü ortaya çıkaracak yazarları bekliyor, dilimiz. Uyuyan harikaları uyandıracak yazarları… Her türlü duyguyu kavrayacak, dilimizi sünger gibi emebilecek yazarları... Soluğumuzdan kaçan, yakalanması en zor duyguları kapabilecek yazarları…

Kim bilir, Adıge dili ve bu dille yaratılan edebiyatımız kısmet olur da ölümsüz olma şansını elde ederse… Elde edeceğine de inanıyorum! Bu şansı elde edeceğinden kuşku duyduğunuz bir dille yazı yazmak, çok yaşamayacağını düşündüğünüz bir edebiyatla tüm toplumu oyalamak şımarıklıktır… İşte, Adıge yazı dili böyle bir şansı bulabilir de, gelecek asırlara adım atmaya başlarsa, o dönemde yaşayacak olanlar bugünkü yazıları gülümseyerek okurlar; dilimizi kullanma şeklini çocuk konuşmasına benzetirler…

Ne mutlu özlemlerimizin geçekleşmiş olduğu o zamanda yaşayacak Adıgelere!.. Dilerim öyle olur!

Utıj Boris, Kabardey-Balkar Halk Yazarı

Adıgeceden Çeviri : Muvaffak Temel
Kaynak: Cherkessia.net

Karışıklık Türkiye'de Kafkasya'dan gelen bütün göçmenlerin 'Çerkes' olarak adlandırılmasından kaynaklanıyor.

Haziran ayı içinde anadilde yayınların başlamasıyla birlikte Türkiye halkını oluşturan etnik ve dilsel gruplara ait bilgi eksiklerimiz ve kafa karışıklıklarımız da su yüzüne çıktı. Yayınlarda 'Kürtçe' terimi yerine bu dilin lehçeleri olan 'Kirmanca' ve 'Zazaca'nın kullanılması, yayınların içeriği ve kısıtlamalar Türkiye'de son yıllarda sosyo-politik zeminde yaşanan zihinsel dönüşümün TRT içindeki bazı odakların güçlerini hâlâ kıramadığı şeklinde yorumlanabilir. Ancak bu sorun sadece TRT ile, Kürtler ve Kürtçe ile sınırlı değil. Türkiye'nin aydınları, bürokratları ve hatta söz konusu etnik/dilsel grupların üyelerinin birçoğu da atalarının geldikleri yerler, konuştukları dil ya da etnik kimlikleri konusunda yanlış ve çelişkili bilgilere sahipler.

Çerkesçe üzerine yaşanan tartışma da bu bağlamda değerlendirilmeli. İsmet Berkan, 12 Haziran 2004'de Radikal'deki köşesinde yayınlanan "Çerkezce ne ola ki?" başlıklı yazısında bu dilin 'Kafkas Halklarının Adigece lehçesi' olduğunu yazıyor ve ekliyor: "Çerkezce diye bir dil yok... Böyle bir dil olduğunu düşünenler var belli ama yanılıyorlar!" Ayrıca Berkan, Kafkas dillerini tanıtırken 'Adigece' ve 'Kabartayca' diye sıralıyor. Adığece, aynı yazı içinde hem lehçe hem de dil olarak tanımlanıyor.
Berkan'ın yazısı, bu konudaki terminoloji karmaşasını ortadan kaldırmaya yönelik iyi niyetli bir çaba olmasına rağmen sorunu çözmek yerine daha da derinleştiriyor. İddianın aksine Çerkesçe (ya da Çerkezce) diye bir dil var. Bu dili konuşan halk, yani Çerkesler Kuzey Kafkasya'da Terek ırmağı ile Karadeniz kıyıları arasındaki vatanlarından, 1864 yılında Çarlık Rusya'sının işgaline karşı verdikleri mücadeleyi kaybederek sürgün edildiler. Nüfuslarının yüzde 80'i o zamanki Osmanlı topraklarına yerleşti. Kendilerini 'Adığe' olarak adlandıran bu halk için Ruslar ve Türkler 'Çerkes', Araplar 'Şerkas', İngilizler de 'Cherkess' ya da 'Circassian' adını kullanırlar. Yani Çerkesçe ve Adığece aslında aynı dil.

Her göçmen Çerkes değil
Karışıklık Türkiye'de Kafkasya'dan gelen bütün göçmenlerin 'Çerkes' olarak adlandırılmasından kaynaklanıyor. Osmanlı topraklarına Çerkeslerle birlikte gelen fakat Türklerin haklarında çok az bilgi sahibi olduğu Abaza, Çeçen, Oset, Karaçay, Avar ve Lezgi gibi halkların mensupları da Çerkes olarak tanımlandılar. Zamanla bu adlandırma bu halkların kendileri tarafından da benimsendi. Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılması, bilgilenmenin ve anavatanla iletişim olanaklarının artmasıyla bu gruplar da anavatanlarındaki terminolojiyi benimseyerek kültürel örgütlenmelerinde kendi etnik adlarını (Çeçen, Oset (Alan), Abhaz, Karaçay) kullanmaya başladılar.
Bugün Kuzey Kafkasya'da Rusya Federasyonu'na bağlı üç ayrı cumhuriyette yaşayan 700 binden fazla Çerkes TRT'nin yayın yaptığı bu dili, yani Çerkesçe'yi konuşuyor. Berkan'ın söz ettiği 'Kabartayca' (Kabardeyce) ise Çerkesçe'den (Adığece'den) ayrı bir dil değil, bu dilin doğu lehçesine verilen ad.

Şunu da kabul etmek gerekir ki, Kafkasya gibi onlarca halkın ve dilin var olduğu, göreceli olarak küçük bir bölgeyi tanımak ve tanımlamak kolay değil. Aslında bu sorun sadece Kafkasya için değil Türkiye'yi çevreleyen Balkanlar ve Ortadoğu gibi halklar, kültürler ve diller yumağı olan diğer bölgeler için de geçerli. Ve Türkiye'de bu bölgelere ilişkin inanılması güç bir bilgi eksikliği var. Olayın daha çarpıcı yönü ise, Türkiye nüfusu içinde bu bölgelerden gelen, bu bölgelerde konuşulan dilleri konuşan, bu bölgelerde akrabaları olan milyonlarca insanın varlığı... Bu bilgi yoksulluğunu aşma ve Türkiye'nin kendi coğrafyası, tarihi ve demografik yapısıyla barışması sürecine katkıda bulunacağına inandığım bir öneride bulunacağım.

Araştırma okulları
Britanya'nın önde gelen üniversitelerinden biri olan Londra Üniversitesi'ne bağlı iki okul var: "Slav ve Doğu Avrupa Çalışmaları Okulu" (School of Slavonic and East European Studies (SSEES)) ve "Oryantal ve Afrika Çalışmaları Okulu" (School of Oriental and African Studies (SOAS)). Sırasıyla 1915 ve 1916'da kurulan bu okullar kendi alanlarında en ünlü ve prestijli eğitim kurumları. Dünyanın değişik bölgelerinde karşılaştığı farklı etnik, dilsel ve dinsel grupları tanımaya çalışan Britanyalı anlayışın ürünleri olan bu okullardan SSEES'de Fince'den Macarca'ya birçok dilin öğretiminin yanı sıra, Komünizm Dönemi Arnavut Sineması'ndan Doğu Avrupa Dönüşüm Ekonomilerine kadar Orta ve Doğu Avrupa devletleri ve halklarıyla ilgili her alanda araştırma yapılıyor, uzmanlar yetiştiriliyor. SOAS ise Kürtçe ve Türkçe'den tutun Swahili diline kadar onlarca dilin öğretildiği, Hint diasporasının kültürel yapısından Türk Tanzimat Edebiyatı'na kadar sosyoloji, ekonomi ve antropoloji disiplinlerinden yüzlerce farklı konunun okutulduğu bir eğitim kurumu.

Kuruluşlarında Britanya'nın emperyalist amaçlarına hizmet etme amacını taşıyan oryantalist yaklaşım varsa da bu okullar zamanla biçim değiştirdiler. İlgili bölgelerden gelip Britanya'yı ziyaret eden hemen hemen tüm üst düzey devlet adamlarının, edebiyatçıların ve sanatçıların ziyaret ettiği, seminer ve toplantılara katıldığı, ülkeleri ve halkları hakkındaki bilgi üretimine katkıda bulundukları düşünsel üretim merkezleri haline geldiler. Mezunları da gazeteci, televizyoncu, sanatçı, diplomat ve akademisyen olarak kültürler, diller ve dinler arasında entelektüel bilgi akışını sağlamaya devam ediyorlar.

İmparatorluk geçmişi, çok kültürlülüğü ve nüfus yapısı bakımından en az Britanya kadar zengin olan Türkiye'nin SOAS ve SSEES gibi okullara acilen ihtiyacı var. Bulgarca konuşan Müslüman Pomaklardan, Ermenice'nin arkaik bir formunu konuşan Hemşinlilere, Kafkasya'da akrabaları olan Çerkeslerden ve Gürcülerden Suriye, Irak ve İran'da akrabaları olan Kürtlere kadar Türkiye'nin ait olduğu Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyalarıyla ilişkilerini kurabilecek bütün topluluklar bu ülkede yaşıyor.

Özerk olmalı
Türkiye'de "Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü" ya da "Balkan Çalışmaları Okulu" gibi adlarla kurulabilecek bu okullar hem kendi vatandaşlarının kültürel ihtiyaçlarını karşılayacak hem de içinde bulunduğu bölgenin halkları ve devletleri hakkında birinci elden bilgi üreterek ve kültürel bağları güçlendirir. Bir devlet üniversitesine bağlı olsalar da bu okullar resmi görüşün ve geçici iktidarın güdümünde olmayan özerk eğitim kurumları olmalıdırlar. Bu gibi merkezler, kuşkusuz, Türkiye'nin coğrafyasının gerçekleriyle, çok kültürlü ve çok dilli Osmanlı geçmişiyle barışarak 21. yüzyılın evrenselliğine ulaşma sürecine büyük katkıda bulunurlar.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Türkiye'de çeşitli üniversiteler bünyesinde bahsedilen konularda araştırma yapmak üzere kurulmuş merkezler ya da enstitüler var. Ancak birçoğu 'Türkiyat Araştırmaları' adı altında kurulan bu enstitülerin çalışma alanları 'Türk Dünyası' ile sınırlı ki bu alan da milliyetçi ideolojinin hegemonyasından çıkarılıp bilimsel ve gerçekçi yaklaşımlarla araştırılmaya muhtaç. Son yıllarda sayıları giderek artan stratejik araştırma merkezleri ise, biraz da 11 Eylül sonrası sürecin etkisiyle güvenlik ve uluslararası ilişkiler konuları üzerinde yoğunlaştıkları için sosyoloji, filoloji, etnografya ve antropoloji gibi disiplinler ister istemez geri planda kalıyor.
İnanıyorum ki, kurulmasını önerdiğim merkezler Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar'da iş yapan ve bu ülkeleri ve dilleri iyi bilen elemanlara ihtiyaç duyan özel sektörün de mali desteğiyle gelişir ve arzu edilen düşünsel üretimi yapabilmenin koşullarına sahip olur.

ZEYNEL A. BESLER- Doktora Adayı, Slav ve Doğu Avrupa Çalışmaları Okulu (SSEES), Londra Üniversitesi, Britanya

11.07.20104

Kaynak: Radikal

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı