Абэ – Abe :Müslüman din adamlarının üzerlerine örttükleri pelerin biçiminde örtü.

Агъэн – Ağen : Bir tür Adige atı.

Алаушын – Alawuşın : Sevimsiz,antipatik insan.

АркъанкIэш – Arqank’eş :Yabani at avcılığı için eğitilmiş at. (arqan : kement)

Аршав – Arşav : Beyazımsı ve gümüşi bir tür metal çeşidi.

Арщын – Arşın : 71 santimetre uzunluğunda ölçü birimi.

Арыщ –Arışş : Dağlarda ve yamaçlarda gezmek için özel olarak yapılmış devrilmeyen bir tür çoban arabası.(bu arabanın tekerleri devrilmemesi için alçak ve geniş olurmuş)

Ачэтыр – Açetır : Bir tür Adige atı.

Ашэмыкъу – Aşemıqu : Dağda veya yolculukta yemek yaparken kazanın takılması için kurulan üçlü çatı.

Базыкъ – Bazıq : Şişman iri yapılı insan.

Батхъэ – Bathke : Yırtılmış,parçalanmış harap.

Бэгъудан – Beğudan : Sarı bir sığır türü 

Бэжэкъ – Bejeq : birbirini keser şekilde çapraz olarak dizilmiş. 

Бэкъулауш – Bequlawuş : İki insanın birlikte tutarak bir şey taşıması.

Бэрэздж – Berezc : Hristiyanların dinleri gereği et yemedikleri gün.

Hazırlayan : K’eref X’asanbiy

Çev: Ergün YILDIZ

Anadil

Aralık 28, 2018

Eski kolileri karistirirken bir dergi buldum.Merakla sayfalarini karistirmaya basladim ve cok hosuma giden bir yaziyla karsilastim.Sizlerle yorumsuz olarak paylasmak istiyorum..

Anadil..Acı çekmeyen , mutluluğun değerini bilmez.Susuzluk çeken bilir , suyun tadini.Anadil de böyledir.Doğuştan getirdiği,kanında taşıdığı diline hasret çekmeyen,onun tadını anlayamaz.Neden derseniz , hergün konuştuğu için alışıyor ve umursamaz oluyor.Başka bir deyişle farkında olmuyor tadinin.Bu şekilde dilini konuşma özgürlüğüne sahip olmak büyük bir nimet.Ancak bu nimetten mahrum olan,elinden zorla alınan,onu yitiren niceleri var..

Anadilini beğenmeyen onu önemsemeyenlerin ders alacağını umarım.şimdi anlatacağım olaydan.Olayı bize anlatan Türkiyede yaşayan Thazepl Fevzi'dir.Fevzi iki ay önce ata yurduna misafir olarak geldi,akrabalarını bulup,tanıştılar.

Bu Fevzi'nin bizzat yaşadığı,şahit olduğu bir olaydır.

Üçüncü sınıfı bitirip tatile girdiğimizde,babam boş oturmaktansa bir iş bulup çalışsan iyi olurdu deyince ben de pazarlamacilik yapan Türk dostumuzun yanında işe başladım.Köyleri dolaşıp satış yapıyorduk.Mal bitince,dönüp yüklüyor ve tekrar yola çıkıyorduk.

Bu şekilde köyleri gezerken , hiç unutmam yedinci ayın 15. günüydü,hava müthiş sıcaktı,yolda giderken,ağaçları bol,yeşillikler içinde küçük,temiz bir köy gördük.Köyün kenarında durduk ve biraz dinlenmek için gölgeliğe oturduk.Yanımda iki Türk vardı,onlar arabayı bir kenara çektiler, beni de yiyecek,içecek ve sigara almak için köye gönderdiler.Yolda yürürken , iki-üç çocukla karşılaştım,bakkalın yerini sordum,''İşte şu ev'' diye göstermeleri üzerine o tarafa yöneldim.

Bakkala girdim.Türk köylerinde adet olduğu üzere bakkalcinin erkek olduğunu sanıyordum ama bakkala bakan , yaşı seksen civarinda yaşlı bir kadındı.

-Buyur,nasıl düştü yolunuz buraya? diye sordu yaşlı kadın.

Ne istediğimi söyledim , sözüm henüz bitmişti ki,üç çocuk içeri daldılar ve masanın üzerindeki radyonun sesini iyice açtılar.Yaşlı kadın ''Canı çıkmayasicalar,nasıl yürünür,nasıl davranılır hala öğretemedim size'' diye bağırdı çocuklara Çerkesçe.Türk çocukları onu anlamasalarda..

Yaşlı nine Çerkesçe konuşunca irkildim.''Bu geldiğimiz yer bir Çerkes köyümü yoksa'' diye ve ardından sordum :

-Nine sen de Çerkes misin?

Bunu duyunca , nine benden daha fazla irkildi , dondu kaldı,bütün vücudu titriyor,dudakları kıpırdıyor,birşeyler söylemek istiyor ancak konuşamıyor.Bazen bana doğru gelecekmiş gibi yekiniyor,fakat hareket edemiyor,tireyip duruyor.

Öyle olunca,uygunsuz birşey mi söyledim diye kuşkulandım bir an.

-A evladim bir daha konuş Çerkesçe de , şu gördüğüm rüyamı gerçek mi anlayayım dedi.Ninenin durumunu görünce :

-Nine , nedir seni bu kadar şaşırtan şey,ben de Çerkesim diye nineye yaklaşınca , ağlayarak bana doğru atıldı,bağrına bastı sanki yıllarca görmediği yolunu beklediği evladiyla karşılaşmışcasına bağrına basıyor,okşuıyor,öpüyor,ağlıyor..

Nine ağlıyorken söylediği sözleri hiç unutamıyorum.Bugün allah gösterdi bana.Ben diyor,hiçbir sabah yataktan kalkmadığım gibi,kadın erkek kim olursa olsun bir Çerkesle karşılaşmadan,onu görmeden canımı alma Allahım diye dua etmeden.Şimdi Allah canımı alsa da razıyım.Çünkü bugün anadilimi konuşan bir delikanlıyı gösterdi Allah bana.

Ağlaması biraz dinince sordum : ''Nine,Çerkesçeye bu kadar özlem duyman nasıl oldu?Soruma nine şöyle cevap verdi:

-A benim güzel evladim,ben doğduğumda annem vefat etmiş,iki yaşına girdiğimde de babamı kaybedip öksüz kalınca,dayılarım büyüttü beni.16 yaşındaydım,köyümüze at satın almak için bir grup Türk gelmişti.Atları aldılar ve yola çıkacaklardı,benden su istediler,suyu götürdüm suyu uzattığım adam beni kaptığı gibi atının üstüne atıp kaçırdılar ve arkadaşlarından birine gelin getirdiler.Bu köye gelişim böyle oldu.Burası Türk köyü,burada bir tek Çerkes yaşamadı,Çerkesçeye konuşan hiç kimse gelmedi buraya.İşte böyle,yaşım sekseni bulduğu halde,beni kaçırdıkları günden bu yana hiç Çerkesçe duymadım.Bugün senin bana getirdiğim mutluluğun tarifi imkansiz.

Sözlerini bitirince tekrar ağlamaya başladı.Nine ağlıyor , bende ağlıyorum.İçim parçalandı , birşeyler söylemek istiyorum , boğazım düğümlendi , konuşamıyorum..

Bu arada nine gelinlerine haber gönderdi : ''Kıymetli misafirim var,sofrayı kurun.Siz benimle alay ediyordunuz,anadilimin örfümün olmadığını sanıyordunuz.Benim de var lisanım,örfüm,milletim.Size gösteremediğim lisanı konuşan misafirim var bugün,dinleyin dinleyebildiğiniz kadar,sizin dilinizden üstün değilse,aşağı değildir.''

Bunları söylerken sofrayı nasıl kuracaklarına dair öğütler veriyordu gelinlerine.Gelinleri de hamarat olmalıydılar ki,gecikmeden güzel bir sofra hazırlayıp ağırladılar beni.

Bu kadar zaman,hiç bir soydaşını görmediği,konuşmadığı halde anadilini nasıl konuşabildiğini merak edip sordum.Şu cevabı verdi :

- Dilimi unutmamak için,Allah'ın her günü,aynanın karşısına geçip kendi kendime konuşuyordum.Bir Çerkesle karşılaştırsın , birgün Çerkesçe konuşayım diye hep Allah'a yalvariyordum , odamdaki eşyalarla konuşuyordum..

Ayrılırken de , öpüp okşayarak , bağrına basarak , bana doyamadan uğurladı.

Ömrüm boyunca bu nineyi unutmayacağım.

Yazan Wezey AFLİK , Jenğuaze No: 4,Eylül 1990. Çeviren Erdal ÖZDEN
M.Berslan

Adığece ile ilgili çalışmalarım başlangıçta; Adığecenin fiil çekimleri kapsamında idi. Bu çalışmalarım sırasında Adığeceye ait fiillerin kendine has yapısı olduğunu, bugüne kadar Adığe dilinin konuşma kalıplarının çözülemediğini anladım. Konunun önemi nedeni ile Adığecenin grameri ile ilgili çalışmalara başladım.

Adığecenin gramerini çözmek için; Adığecenin seslerini, belirteçlerini, konuşma kalıplarını ve Adığecenin oluşum şeklini araştırmaya yönlendim.

Uzun süren çalışmalarım neticesinde Adığecede; altı grup fiil bulunduğunu tespit ettim. Bu altı grup fiilin nasıl oluştuğunu ve çekim kalıplarının ne şekilde olduğunu açıklığa kavuşturdum. Adığeceye ait fiil çekim kalıpları; Adığecenin tüm lehçelerinde aynı esaslarda ve aynı şekilde kullanılmaktadır. Adığecenin fiil çekim kalıplarında lehçeler arasındaki farklılık yoktur. Adığecede lehçe farklılığı; bazı seslerin, lehçelere göre farklı telaffuz edilmesidir. Kalıp bozukluğuna dayalı, az sayıda farklı söyleniş tarzları varsa da, bu farklılıklar istisnai durumlardır. Bunlar Adığecenin kalıplarının bilinmemesinden kaynaklıdır. Kitapta bu hususlarla ilgili zaman zaman açıklamalar yapılmıştır.

Adığece gramer kitabında Adığecenin grameri ile ilgili; aşağıda belirtilen hususlar işlenmiş ve açıklığa kavuşturulmuştur:

1- Kitapta; Adığeceye ait altı grup fiilin, bütün formatlarını içeren fiil çekimleri yapılmıştır.

2- Adığecede bulunan harfler, sesler, belirteçler… mastarlar; detayları ile kitapta tanıtılmıştır.

3- Adığecenin sözlük ve harf dilinden ziyade; Adığeceyi oluşturan; belirteç eki, adıl eki ve eylem mastarları gibi öğeleri belirten eklere ait seslerin diziliminden oluştuğu hususu kitapta detaylar verilerek işlenmiştir.

4- Ayrıca Adığecenin çekim dili olması nedeniyle, birçok adıl ekinin fiil çekimlerinde sıkıştığını, bu nevi sıkışıklığın bulunduğu çekimlerde sıkışık adılların vurgulu sesler ile telaffuz edildiği; örnekler verilerek kitapta açıklanmıştır.

5- Adığeceyi oluşturan öğelere ait birçok sesin; çevrilme, kaynaşma gibi özellikleri olduğu örnekler verilerek kitapta gösterilmiştir.

6- Kitap; konusu itibarı ile Adığecenin tümünü inceleme işlevinde olduğundan, Adığe dilinin tüm kalıpları bu çalışmada incelenmiştir.

7- Adığecede adılların bükülme, çevrilme ve kaynaşma gibi özellikleri nedeniyle 8 veya 10 harfin (üç veya dört öğeye ait ekin) tek hecede telaffuz edildiği; bu nevi seslerin kaynaşık tarzı nedeniyle yayılı ve vurgulu okunduğu; örnekler verilerek belirtilmiştir.

8- Bütün bu hususlar göz önünde alındığında; Adığeceye ait iyi bir yazı sistemini oluşturmak için; Adığeceyi oluşturan seslere ait özelliklerin bilinmesi ve dikkate alınması gerektiğini; seslerin harflendirilmesi hususunda sadece fonetik tahlilin yeterli olmadığı kitapta işlenen konulardandır.

Adığecenin bu özellikleri nedeniyle, Adığece; okuyup, yazmayı öğrenmek ve öğretmek için, öncelikle Adığeceyi oluşturan bu seslerin özelikleri ve Adığecenin kalıpları hakkında; ön eğitimin verilmesi gerektiğini, burada tekrardan belirteyim.

Adığece girift bir yapıda görünmesine rağmen, konuşma kalıplarının sistematiği incelendiğinde; Adığecenin ifade gücü yüksek bir program dili olduğu görülür.

Latin ve Kiril alfabeleri ile ilgili mülahazaların yapıldığı bugünkü süreçte; Adığece gramer kitabında Latin esaslı alfabe kullanmama neden olarak; aşağıda arz ettiğim iki hususun etkili olduğunu belirteyim:

Bilimsel nitelikte ve bu kapsamda bir çalışmayı eğitim gördüğüm, Latin alfabesi ile daha sağlıklı bir şekilde yapabileceğim hususu; bu çalışmamın, Latin alfabesi ile yapmama neden olan etkenlerden birincisidir.

Kitabın Türkiye’deki okuyucu kitlesine yönelik olması nedenlerimin ikincisidir. Türkiye’deki okuyucu kitlesinin Latin alfabesi ile hazırlanmış bir çalışmayı, daha iyi inceleyebileceklerini düşünmem nedeniyle bu kitabı Latin esaslı alfabe ile hazırladım.

Esasen, Adığe dilinin çözülmesi ve gramerinin yapılması amacını taşıyan bu çalışmanın, hangi alfabe ile yapıldığı hususu önemli değildir. Önemli olan; Adığe dilinin çözülebilmiş ve gramerin yazılabilmiş olmasıdır. Zira grameri çözülmeden Adığecenin doğru bir şekilde harflendirilemeyeceğini ve yazılamayacağını bu vesile ile tekrar belirtelim.

Adığece gramer kitabının Türkiye’deki okuyucu kitlesine yönelik olması bağlamında kitaptaki konular; Adığece ve Türkçe bilen insanların örnekleri kolayca anlayabileceği tarzda, Türkçe açıklamalar detaylı şekilde verilerek hazırlanmıştır. Kitaptaki Adığece ifadelerin tümünün karşısında; Türkçe tercümesi bire bir yapılmıştır.

Yine bu bağlamda; kitapta kullanılan Latin harfleri, Türkçede kullanılan 29 harfin ses (fonetik) işlevi esas alınarak, Türkçe’de kullanılan harflere ait seslerin sentezlenmesinden oluşturulmuştur. Bu prensip nedeniyle alfabe oluşturulurken, Türkçede kullanılan 29 harf; aynı ses özelliği korunarak Adığe alfabesine aynen alınmıştır.

Adığecenin yapısı tam olarak çözüldükten sonra; Kafkasya’daki Adığelere yönelik Kiril alfabesiyle Adığecenin gramerini hazırlamak nispeten basit bir çalışma ile mümkün olur.

Bu arada kitabın; daha basit, öğretime yönelik olması hususundaki beklentilerin olduğunu müşahede ettim. Bu nevi istekler tarafıma da iletildi. Konu ile ilgili olması nedeni ile aşağıdaki açıklamaları sunmak isterim:

Adığece okuma yazma eğitimde kullanılacak kitapların; yanlışsız ve çelişki ihtiva etmeyen nitelikte hazırlanabilmesi için; Adığeceye ait konuşma kalıplarının tespiti ve bilinmesi gerekir. Bu bilgiler muvacehesinde Adığecede kullanılacak alfabe hazırlanıp geliştirildikten sonra; öğretime yönelik Adığece kitaplar hazırlanabilir. Bir başka ifade ile Adığece gramer kitabı; Adığece okuma kitabının bilimsel dayanağıdır. Bu nedenle Adığece dilbilgisi kitabı; Adığece öğretim kitabından önce hazırlanmıştır.

Adığece öğretim kitaplarının hazırlanması bağlamında arz ettiği önem nedeniyle; Adığecenin grameri ile ilgili çalışmalar; kitabın 1. baskısına ait çalışmalarla sınırlı kalmamıştır. İlk baskıda temas edilen bazı seslerin harflendirilmeleri ile ilgili fonetik düzeltmeleri de yaparak, daha geniş kapsamlı bir çalışmayı ihtiva eden, Adığeceye ait gramer kitabının; 2. baskısının hazırlanmasına halen devam edilmektedir. 2009 yılının ilk yarısında basımının yapılabileceğini düşünüyorum.

Adığecenin daha düzgün şekilde yazılabileceği ve konuşulabileceği günler dileği ile esenlikler dilerim.

Not: e-posta adresine yazarak yazara ulaşabilir ve kitabı “ücretsiz” edinebilirsiniz.

Muammer Erdoğan

This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Jıneps Gazetesi

Adige ve Abaza Dilleri

Aralık 28, 2018

Adığece ve Abazaca, Vubıhça ile birlikte Kafkas Dilleri''nin Kuzeybatı Kafkas grubunu oluşturur. Dilbilim literatüründe "Abhaz-Adığe Dilleri" olarak da anılır. Batı literatüründe Adığece için sıklıkla "Çerkesçe" terimi kullanılır. Adığece, Abazaca ve Vubıhça''nın bugün artık var olmayan tek bir anadilden türediği kabul edilir. Adığe, Abaza ve Vubıh dillerinde dilbilimcilerin ilgisini çeken en belirgin özellik ünsüzlerin zenginliği ve ünlülerin çok az olmasıdır. 

Kafkas-Rus Savaşı''ndan ve sürgünden önce, 19. yüzyıl ortalarında Kafkasya''da bu üç Kuzeybatı Kafkas dilini konuşanların sayısı, çoğu Adığe olmak üzere 1,5-2 milyon civarında tahmin ediliyor. Bugün Adığece Kafkasya''da yaklaşık 600 bin, Abazaca ise 130 bin kişi tarafından konuşuluyor. Kafkasya''dan 4-5 kat fazla nüfusun yaşadığı diyasporada ise (Türkiye, Ürdün, Suriye, İsrail, Avrupa ükeleri, ABD) dilin kaç kişi tarafından ve ne oranda konuşulduğu konusunda kesin bilgi yoktur. Vubıhça, konuşan son kişinin, Tevfik Esenç''in 1992''de ölümüyle artık ölü bir dil olmuştur. Vubıhların tamamı Türkiye''de yaşamaktadır ve uzun zamandan beri Adığece''yi ya da Abazaca''yı anadil olarak benimsemişlerdir. 

Adığece 
Adığece''nin Batı (Ç''ahe) ve Doğu (Şhağ) (veya Kabardey) olmak üzere iki lehçesi vardır. Batı lehçesi Abzah, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ ağızlarından oluşur. Doğu (Kabardey) lehçesinin ise Büyük Kabardey, Besleney, Mozdok ve Kuban ağızları vardır. Bu iki lehçe Sovyet ve Rusya dilbiliminde akraba fakat ayrı iki dil kabul edilir ve Batı lehçesi "Adığey dili", Doğu lehçesi de "Kabardey-Çerkes dili" olarak adlandırılır. Batı lehçesi Adığey Cumhuriyeti''nde, Doğu (Kabardey) lehçesi de Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde resmi dildir. Yazı ve edebiyat dili Batı Adığe lehçesinde Çemguy ağzı, Doğu Adığe lehçesinde ise Büyük Kabardey ağzı üzerine kurulmuştur. Bu ayrımdan dolayı küçük farklılıkları olan iki ayrı alfabe vardır. Batı Adığe alfabesinde üçü işaret olmak üzere 64 harf, Doğu Adığe alfabesinde de üçü işaret olmak üzere 59 harf vardır. Batı Adığe alfabesi 1938''den beri, Doğu Adığe alfabesi de 1936''dan beri kullanılmaktadır ve Rus-Kiril harfleri esas alınarak hazırlanmıştır. 

Abazaca 
Abaza dili ve lehçeleri konusuna girmeden önce bu halkın adı konusundaki terminoloji karışıklığını açıklamak gerekir. Türkiye''de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla bilinen halk esas olarak üç gruptan, buna bağlı olarak dil üç ana lehçeden oluşur: 

1. Tarihi anavatanları Abhazya''da yaşayan Apsuvalar; 2. 13-14. yüzyıllarda Abhazya''dan Kafkas Sıradağları''nı geçerek kuzeye, Adığeler''in arasına yerleşen Aşuvalar; 3. Eskiden dağlık bölgelerde yaşayan, daha sonra (17-18.yy.) Kuzey Kafkasya''nın düzlüklerine inerek yerleşen Aşharuvalar. 

Türkiye''de genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşın, bu ad Kafkasya''da ve literatürde sadece Kuzey Kafkasya''da (Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti''nde) yaşayanlar, yani Aşuva ve Aşharuva grubu için kullanılmaktadır (Rusça''da Abazin). Ayrıca Aşuvalar için Osetler Tapanta, Adığeler (Kabardeyler) Bashağ, Nogaylar da Altıkesek Abaza adlarını kullanırlar. Abhaz ise Abhazya''da yaşayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir.

Sovyetler döneminde Abhazya''da Apsuva ve Kuzey Kafkasya''da Aşuva (Tapanta) lehçeleri ayrı ayrı yazı ve edebiyat dili haline getirilmişlerdir. Aşharuva ise yazı ve edebiyat dili olarak Aşuva (Tapanta) lehçesine dahil edilmiştir; Aşuva ve Aşharuva lehçeleri birlikte Abazaca olarak anılmaktadır. Bugünkü Rusya dilbiliminde Abhazca (abhazskiy yazık) ve Abazaca (abazinskiy yazık) iki ayrı dil kabul edilirler ve alfabeleri farklıdır. Dilbilimcilerin çoğu tarafından ise aynı dilin lehçeleri olarak görülürler. 

1936-1938 yıllarında Latin temelli alfabeler yerlerini genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazya''da Abhazca (Apsuva lehçesi), Stalin ve Beria''nın Abhazya''yı Gürcüleştirme politikasının sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953''te Beria ve Stalin''in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat 1940''ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954''den itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. Bugün hala kullanılan bu alfabede 62 harf vardır. Yazı ve edebiyat dilinin temeli nispeten basit fonetik sisteme sahip Abjua ağzıdır. 

Rusya Federasyonu''na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti''nin beş resmi dilinden biri olan Abazaca (Aşuva lehçesi) için genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak hazırlandı. 1938''de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle değiştirildi. Alfabede üçü işaret olmak üzere 68 harf vardır. 

Kaynaklar: 
Chirikba, Viacheslav; Distribution of Abkhaz Dialects in Turkey, Proceeding of the Conference on Northwest Caucasian Linguistics, 10-12 October 1995, İstanbul (edited by A.Sumru Özsoy), Novus forlag, Oslo. 
Hewitt, George; Encyclopedia of the Languages of Europe (edited by Glanville Price). 
Turçaninov G.-Tsagov M.; Grammatika Kabardinskogo Yazıka, SSCB Bilimler Akademisi, Moskova-Leningrad 1940. 
Genko A.N.; Abazinskiy Yazık - Grammatiçeskiy Oçerk Nareçiya Tapanta, Moskova Nauk, 1955. 
Yazıki Narodov SSSR, IV. Tom, Akademiya Nauk SSSR. 
Adığebze Psalhalhe - Slovar Kabardino-Çerkesskogo Yazıka, Moskova 1999. 
Murat Papşu

Anadilde açılacak kurslar nedeniyle geçen yıl İstanbul’da ve Ankara’da yapılanToplantılar da alfabe konusu yoğun şekilde tartışılmıştı. Latin ve Kiril alfabelerini savunanlar argümanlarını sunmuşlardı. Aynı tartışma bu yıl tekrar alevlendi ve sonuçta nisan ayındaKafkas Dernekleri Federasyonu’nun düzenlediği toplantıda Kiril alfabesinden yana kararçıktı. Ancak tartışmalar bitecek gibi görünmüyor. Benzer şekilde 1900’lerin başında daÇerkes aydınları arasında “Arap alfabesi mi olsun Latin alfabesi mi” tartışması yaşanmıştı. Odönemde hem Kafkasya’da hem de Osmanlı’da bazıları Arap harflerini, bazıları da Latinharflerini esas alan çok sayıda alfabe önerisi yapılmıştı. 1936-38’de Kafkasya’da Sovyetyönetiminin tercihi, 1923’te de Türkiye’de yeni rejimin politikası bu tartışmalara son noktayıkoydu.Türkiye’de yaşanan süreç sonucunda bugün yine aynı tartışmanın içindeyiz, fakattamamen farklı koşullarda. 

Yüz yıl önce İstanbul’daki Çerkes Teavün Cemiyeti ve Çerkesaydınları bütün Çerkes dünyasının kültürel öncülüğünü yapıyordu. İstanbul’da hazırlananalfabeler, basılan kitaplar ve yetişen aydınlar hem Kafkasya’ya hem de Suriye’yegönderiliyordu. Cumhuriyet’ten önce, Arap alfabesinin kullanıldığı dönemde Müslüman birhalkın aydınlarının Latin harfleriyle alfabe yapması özellikle ilginçtir.Değişik ülkelerde yaşayan Çerkeslerin bugün dil ve alfabe konusunda bulundukları yerlerçok farklı. Kafkasya’da 1920’lerden itibaren Kafkas dilleri yazılı hale getirildi, eğitim öğretimyaygınlaştırıldı, çok sayıda yayın basıldı, yazarlar, şairler yetişti. Ürdün ve İsrail’dekiÇerkeslerin okul açma, dillerini öğrenme imkanları oldu. Suriye’deki Çerkesler bu konudabiraz daha sıkıntı çektiler. Türkiye’deki Çerkeslerin ise böyle bir şansları hiç olmadı. 

Çerkesçe okuma yazma öğrenmek bir avuç idealistin özel merakı olarak kaldı.Sovyetler Birliği döneminde, 1936-1938 yıllarında Çerkesçe’nin iki lehçesi için Kiril-Rus alfabesinin harflerini esas alan ve bugün hala kullanılan iki alfabe yapıldı. 1970’lerdeAnkara derneğinin çabalarıyla bu alfabeler Türkiye’de de yaygınlaştırılmaya çalışıldı, ancakmevcut siyasi ve kültürel ortam buna imkan vermedi ve öğrenimi sınırlı bir çevrede kaldı.Alfabe bazı toplumlar için ulusal kimliklerinin parçasıdır. Ruslar, Yunanlılar, Araplar,Japonlar, Gürcüler, Ermeniler v.d. için böyledir. Alfabe tartışmaları genellikle ulusallıkzemininde yapılır. Çerkesler için tartışmanın böyle bir zemini yok. Çerkesçe için daha önceyapılan Arap ve Latin alfabeleri, bugün kullanılan Kiril alfabesi Çerkeslerin ulusal kimliğininbir parçası olmadı.

Dolayısıyla tartışma sadece dilsel gerekçeler zemininde yapılabilir. Ancakbugüne kadar yapılan tartışmalardan görüldüğü kadarıyla, bazıları için bu sorun dilselgerekçelerden çok politik ve ideolojik nedenlere dayanıyor.Bugün yaşanan alfabe tartışması olmaması gereken bir tartışmaydı. Çünkü Çerkesçe 70yıldır yazılı bir dil ve nasıl Türkçe Latin alfabesiyle yazılıyorsa Çerkesçe de Kiril alfabesiyleyazılıyor. Fakat Türkiye’de Çerkes halkının bugün bulunduğu noktada her şeyi yeniden veyeniden tartışmak gerekiyor. Birçok konuda olduğu gibi alfabeyle ilgili tartışmalarda da etkiliolan bir ‘kendini tanımlama’, yani kimlik sorunu var. 

Genel bir tespit yaparsak, kendini‘anavatan’ üzerinden tanımlayanlar, yani Kafkasya’yı anavatanı kendini de Çerkes halkınındiasporada yaşayan bir mensubu olarak görenler genellikle Kiril alfabesini daha kolay benimsiyorlar. Artık tamamen ‘buralı’ olanlar ve Ruslarla ilgili her şeyi düşman gören siyasigelenekten gelenler de Kiril alfabesine karşı çıkıyorlar.Bu tartışmada Latin alfabesini savunanlar ‘Kiril alfabesini öğrenmenin zorluğu’, ‘Latinalfabesinin yaygınlığı’, ‘bilgisayarda ve internette Kiril kullanılamaması’ v.b. gerekçeler ilerisürüyorlar.Kiril alfabesinin tercih edilmesinin en önemli nedeni, Kafkasya’da 70 yıldır bu alfabeyleüretilmiş azımsanmayacak bir birikimin olmasıdır. Bugünün koşullarında sadece konuşma diliolarak kalan bir dil varlığını sürdüremez. 

O dilin yazarlar, şairler tarafından işlenmesi, yazılıürünlerinin olması, radyoda televizyonda kullanılması gerekir. Bunların kısa dönemdeTürkiye’de olmasını beklemek hayal olduğuna göre, yapılacak tek şey anavatandaki bubirikimden yararlanmaktır. Yıllardır süren çabalara rağmen Kiril alfabesini çok az kişininöğrendiği biliniyor. 

Yıllardır bunun için çaba harcayan aydınları yılgınlığa düşüren bu durumTürkiye’deki siyasi ortamdan kaynaklanıyordu. Soğuk savaş şartlarının sona erdiği,anavatanla ilişkilerin ve bilinçlenmenin arttığı bugün daha umutlu olmak gerek.Türkiye’de Çerkesçe öğretmeni yetiştiren herhangi bir öğretim kurumu, üniversitelerdebir bölüm yok. Şu anda açılsa bile yetişmesi yıllar alır, ki zaten böyle bir niyet de görülmüyor.Dolayısıyla kurslar için muhtemelen Kafkasya’dan Kiril alfabesiyle Çerkesçe öğreteceköğretmenler getirilecek.Olayın diğer bir boyutu da anavatan-diaspora ilişkisi. 

Türkiye’deki Çerkesler kendilerinianavatanları Kafkasya olan bir diaspora toplumu olarak görüyorlarsa, dönüş söz konusu olsun olmasını anavatanlarıyla ilişkilerini korumak ve geliştirmek durumundalar. Bunun için de enbaşta gelen araç dildir. Burada ayrıca yazının önemini anlatmaya gerek yok. Diğer taraftan,Kafkasya’da ve Türkiye’de konuşulan Çerkesçe arasında 140 yıllık bir ayrılık var.Kafkasya’da yazı dilinin oluşmasıyla iki lehçe standart dil haline geldi. Yaşayan bir varlıkolarak dil gelişti, değişti, Rusça’dan kelimeler aldı. Türkiye’de ise farklı lehçeler ve ağızlarsürekli gerileyerek varlıklarını korudular. Dil standart hale gelmedi ve konuşma dilindenibaret. 

Dolayısıyla Türkiye’deki farklı lehçe ve ağızların Kafkasya’da standart hale gelen dileuyum sağlaması gerek. Ve aradaki 140 yıllık açığı kapatmak Türkiyeli Çerkeslere düşüyor. Kiril alfabesiyle basılmış kitapları Latin alfabesine çevirmek ise hem ekonomik açıdanhem de yukarıda bahsettiğimiz sakıncalar açısından anlamlı görünmüyor. 

Dünyada İngilizce nedeniyle Latin alfabesinin yaygınlaştığı bir gerçek. Ancak hiçbirhalk, farklı alfabe kullananlar da dahil bunun için kendi alfabelerini değiştirmeyidüşünmüyorlar. Sadece Latin (İngiliz) alfabesini de öğreniyorlar. Azerbaycan’ın ve bazı OrtaAsya cumhuriyetlerinin Latin alfabesine geçişi ise politik bir tutum. Ekonomik olarak olduğugibi kültürel olarak da ülkelerini Rusya’nın etkisinden kurtarıp Batı’yla yakınlaşmayaçalışıyorlar. Kafkasya’daki cumhuriyetler için durum çok farklı. Onlar Rusya Federasyonu’nabağlılar ve Rusya hükümeti Tataristan’ın Latin alfabesine geçme teşebbüsü üzerine geçtiğimiz yıllarda Rusya Federasyonu topraklarında Kiril’den başka alfabe kullanılmasını yasakladı. 

Rusya’da Latin alfabesine geçişin tartışıldığı, gelecekte Latin alfabesine geçecekleri iddiası ise rivayetten ibaret. Ruslar için alfabe ulusal kimliklerinin bir parçasıdır. Teknolojinin, internetin Latin alfabesini zorunlu kıldığı iddiası da geçerli değil. İlk başta evet, Latin harfleri hatta İngilizce dışında problem yaşanıyordu. Ama bugün hem internet hemde bilgisayar programları birçok dile uyumlu hale getirildi. Baskça’dan Katalanca’ya kadar

Murat Papşu

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı