Kör Kurdun Randevusu

Aralık 17, 2018

Gözleri görmeyen bir kurt küçük bir ormanda kimseye zarar vermeden, kendi halinde yavrularıyla birlikte sessiz sakin yaşayıp gidiyormuş. Bir gün, bir yaz sabahı daha gün doğarken atlı bir avcı grubu büyük bir gürültüyle tepelerinde bitivermiş. Neye uğradıklarını anlayamayan kurt ve yavruları yerlerinden fırlamış, rast gele sağa sola kaçışmaya başlamışlar. Atlı avcı grubu da peşlerindeymiş. Kör kurt yavrularına sormuş: 

“Bizi izleyenlerin başındaki at hangisidir” 

“Doru olanı” demiş yavrular. 

“Öyleyse doğan güneşe doğru koşun. Doru at doğan güneşe baksın” diye bağırmış kör kurt. 

Güneşe doğru yönelmişler. Doru at doğan güneşin kızıllığına fazla bakamamış, kurtlar gözden kaybolmuşlar. 

“Ya şimdi hangi attır peşimizdeki” diye sormuş kör kurt. 

“Yağız at” diye yanıtlamış yavruları. 

“Öyleyse haydi, domuz çukurlarına doğru koşun” demiş anaç kör kurt. 

Ormanın domuz çukurlarıyla dolu yöresine yönelmiş bu kez kurtlar. Bir çukurdan ötekine atlaya tökezleye giderken yağız atın hızı kesilmiş. Böylece kurtlar bir kez daha izlerini kaybettirmeyi başarmış. 

Bir süre böyle gitmişler. Ama avcılar da pes etmiyormuş. 

Kör kurt yavrularına bir kez daha seslenmiş: 

“Bakın bakalım, bu kez peşimizdeki hangi attır?” 

“Bu kez kır at peşimizde” demiş yavruları. 

“Öyleyse dikenliklere, çalılıklara dalın” demiş anaç kör kurt. 

Yollarını değiştirip, dikenli çalılıklara dalmışlar. Kıratın derisi ince olduğundan dikenli çalılıklarda yavaşlamak zorunda kalmış. Kurtlar da kurtulmuşlar. 

Kurtulmuşlar ama, yavrular “oh be kurtulduk” deyip tem sevinmeye, dinlenmeye hazırlanırken yine zehir zemberek bir dört nal sesi duyulmuş. 

Kör kurt telaşla seslenmiş: 

“Peki bu at ne yine?” 

“Demirkırı peşimizde” demiş yavruları. 

“Çabuk dört bir yana dağılın, kaçın!” demiş anaç kör kurt. 

Yavruları: 

“Peki ama, sonra nerede buluşacağız” diye sormuş yavrular korku içinde. 

Kör kurt, koştukça açılan, dayanıklı Adıge at cinsi demirkırından/Bıruleden kurtuluş olmadığını biliyormuş. Ümitsizce yanıtlamış: 

“Artık kürkçü pazarında buluşuruz yavrularım, kürkçü pazarında”.
Adıge Pşisexer, s.39. Anlatan: AÇ’EĞU İbrahim (1875 doğumlu). Derleyen: NATXHUE Khırımız Derleme tarihi ve yeri: 1959, Maykop.

Kurt, ayı ve tilki bir ağacın altında oturmuş sohbet ediyorlarmış. Bir ara: 

“Acaba hangimiz daha çabuk sarhoş oluyor” diye merak etmişler. 

“Ben pek fazla içemiyorum” demiş ayı, “sekiz bardak şarap içince midem bulanmaya başlıyor. O kadarcık şarap bile beni sarhoş etmeye yetiyor.” 

Ondan sonra kurt: 

“Ohooo!.. Seninki şaşılacak şey doğrusu! Sen sekiz bardakla sarhoş oluyormuşsun, ben ise şarabın kokusunu alınca sarhoş oluyorum” demiş. 

Byöle konuşurlarken orada onları dinlemekte olan tilkinin gülümseyerek yalpaladığını görmüşler. 

Arkadaşları yanına koşmuş; “Ne? Ne oldu? Neden yalpalıyorsun öyle? Hasta mısın? Neyin var?” diye sormuş, telaşlanmışlar. Tilki, dili dolaşarak: 

“İşte görüyorsunuz ya! Şarabın sözünü duymak bile beni sarhoş ediyor” demiş.
Adıge Pşisexer, s.39. Anlatan: BIRAKHIYE Tıw, Texhutamıkhuay Köyü, 1935. Derleyen: TSEY İbrahim.

Hakikatsiz Arkadaşlar

Aralık 17, 2018

Kurt, ayı, domuz ve tilki ormanda karşılaşmış ve arkadaş olmuşlar. Kendi aralarında anlaşmışlar; bundan böyle birlikte avlanacaklar, avladıklarını da paylaşarak yiyeceklermiş. Bunun üzerine ortaklaşa bir av partisi düzenlemişler. Üç gün üç gece av peşinde gezmişler ama hiçbir hayvana rastlamamışlar. Açlıktan ve yorgunluktan bitkin düşmüşler. Ne yapalım, ne yiyelim de açlığımız geçsin diye kara kara düşünürken domuz derin bir uykuya dalmış. Onun iyice uyuduğunu gören tilki: 

“Biliyor musunuz, çok güzel bir yiyeceğimiz var” demiş. Kurtla ayının gözleri fırlamış: 

“Nerede hani? Aman çabuk söyle” demişler. Tilki: 

“Şu uyuyan domuzu yiyeceğiz” demiş. Kurt şaşırarak: 

“Olacak şey değil! Görmüyor musun onun sivri ve uzun dişlerini” demiş. Tilki hiç istifini bozmadan: 

“Olacak, olacak, hem de öyle olacak ki, domuz kendiliğinden bu işe razı olacak. Onu kendi rızasıyla yiyeceğiz” demiş. 

Kurt ile ayı tilkinin bu sözlerine akıl erdirememiş. Oturup tilkiye “bu nasıl olacak” der gibi bakmaya başlamışlar. Tilki yapılacak şeyleri onlara anlatmış. Demiş ki: 

“Yapacağımız şey şudur: Ben neyi nasıl yiyeceğimiz ve karnımızı nasıl doyuracağımız konusunda bir fikir ortaya atacağım. Domuz dahil üçünüz beni dikkatle dinleyeceksiniz. Ben domuza diyeceğim ki, “Sen uyurken biz arkadaşlar bir karara vardık. Kim şimdi yiyecek olarak kendisini bize sunarsa bizler de kışın yiyeceklerin en kıt olduğu zaman ona her birimiz semiz birer dana vereceğiz.” 

Bu söz üzerine kurt sen diyeceksin ki: “A, kışın bana semiz üç dana verilecek olduktan sonra ben hazırım beni hemen yiyebilirsiniz” diye öne atılacaksın. Ayı arkadaş aynı şekilde sen de buna talip olacaksın. Ben gerisini hallederim” demiş. 

Horul horul uyumakta olan domuzu uyandırmışlar. Karşılıklı sohbete başlamışlar. Kurt: 

“Açlıktan ölmek üzereyim! Ne olur buna bir çare bulun! Ben böyle nasıl yaparım” demiş. Ayı: 

“Ormanda yiyecek bir şey kalmadı. Açlıktan öleceğiz” demiş. 

Tilki hemen söz alarak: 

“Kim bize şimdi kendini yedirirse, biz de kışın en soğuk, en fırtınalı günlerinde ona birer semiz dana verelim. Ne dersiniz”. 

Kurt hemen parmak kaldırarak; 

“Kışın bana üç semiz dana verilecek olduktan sonra ben bu işe razı olurum. Haydi beni yiyin!” demiş. Ayı bu öneriyi kabul etmemiş: 

“Sen ufak tefeksin, hepimize yetmezsin. Ben daha iriyim. Hepinizin karnını doyururum. Bir hafta açlık çekmezsiniz. Haydi, beni yiyin, daha iyi!” demiş. 

Tilki yine sözalıp: 

“Arkadaşlar! Herkes beni yiyin, diye öne atılıyor. Tabii büyük menfaat var işin ucunda. Üç semiz dana ne damak? Bütün bir kış avlanma derdi, açlık derdi olmadan bir hayvana yeter de artar bile. Şurada uykudan uyandırdığımız, sessizce duran açlık ve uykusuzluk sersemi olmuş domuz arkadaşa niye hiç sormuyorsunuz? Ayıp değil mi? Bu yaptığınız arkadaşlığa sığar mı” demiş. 

Olan biteni alık alık seyreden ve dinleyen domuz: 

“Herkes sözünde durup, kışın bana üç semiz dana verecekse, bu çok kârlı bir iş. Bir koyup üç almak demek yani! Ama herkes sözünü tutacak mı” diye sorunca tilki, ayı ve kurt üçü birden: 

“Namus sözü! Namus sözü veriyoruz. Danalar en şişmanından, en sağlıklısından olacak” demişler. Bunun üzerine domuz: 

“Peki öyleyse, ben kendimi sizlere gönüllü olarak sunuyorum. İstediğiniz an yiyebilirsiniz” demiş. 

Domuzun bu sözü üzerine kurt, tilki ve ayı birden domuzun üstüne atlamışlar, onu boğup öldürmüşler. Ayaklarından bir ağaca asmışlar. Domuzun karnını yarıp iç organlarını dışarı çıkarırlarken karaciğer ve dalak takımı yere düşmüş. Kurt hemen onları kapmış. 

“Bunlar taşa toprağa bulandı. Şuradaki derede yıkayıp getireyim” demiş. Dere kenarında karaciğerle dalağı bir güzel yemiş. Biraz sonra dönüp gelmiş. Arkadaşları sormuş: 

“Götürdüğün etler ne oldu?” Kurt: 

“Sormayın! Yıkarken elimden kaydı, suya düştü. Koştum ama tutamadım. Neyse, nasıl olsa yine daha çok et var” demiş. Ayı bu sözlere içerlemiş: 

“Sıkı tutmalıydın! Öyle gevşeklik olur mu?” diye söylenmiş. 

Bir yandan bunları söylüyor, bir yandan da domuzun etlerini sıyırıyormuş. Tam o sırada domuzun böbrek takımı yere düşmüş. Kurt onu da kaparak yine, “Yıkamaya götürüyorum” demiş. Dere kenarında böbrekleri de bir güzel götürmüş. Ağzını burnunu silip geri dönmüş. Ayı kurda dönmüş bakmış ki kurdun eli yine boş. Hiddetle bağırarak: 

“Nerde yıkamak için götürdüğün böbrekler” diye üzerine yürümüş. Kurt korkudan ormana kaçmış. Ayı da peşinden kovalamış. Onların bu hallerini gören tilki hemen domuzu asılı olduğu yerden indirmiş. Güç bela sürükleyerek götürüp bir çukura gömmüş, üstünü de toprakla örtmüş ve yerine gelmiş. Biraz sonra kurtla ayı barışmış olarak ormandan dönmüşler. Tilkiyi bıraktıkları yerde üzgün bir halde ağlamaklı bulmuşlar. Kurtla ayı ikisi birden tilkiye: 

“Nerde domuz, ne oldu, ne yaptın domuzu?” diye çıkışmışlar. 

Tilki çok üzgün bir ifadeyle: 

“Kocaman domuza ben ne yapabilirim ki? Koskoca domuz! Kaldıramam, götüremem. Siz ikiniz kavga edip ormana girince o da ormanın batı tarafına kaçtı” demiş. Kurtla ayı: 

“Ölü domuz nasıl kaçarmış” diye itiraz edince, tilki: 

“Kurdun iki defa bizi kandırdığını, sizin de birbirinize düştüğünü görünce domuz asıldığı yerden bir silkelenip kendini kurtardı. Yarılmış karnına bağırsaklarını tepti. Bir eliyle kapatıp, yüzülmüş derisini de sarınıp yürüdü gitti. Arkasından seslendim; ‘Karaciğerin ve böbreklerin yok. Böyle dayanamazsın. Hem sana kışın üç tane semiz dana verecektik. Şimdi o danalar ne olacak’ dediysem de dinlemedi: 

‘Sizin gibi sahtekar ve düzenbaz hayvanlardan üç değil bir tane bile dana gelmez. Ben başımı kurtarırsam, kalan organlarımla yaşarsam ne ala, yaşamasam da bu yalancı hilekarlara kendimi yedirtmem’ dedi ve çekti gitti” demiş. 

Bu sözler üzerine ayı ve kurt birbirini suçlayarak ormana dalıp gitmişler. Kurnaz tilki ise saklamış olduğu domuz etiyle günlerce açlığını gidermiş, şarkı söyleyip eğlenerek yaşamaya devam etmiş.
Adıge Pşisexer, s.36. Anlatan: THAL’I Mahmud. Yedebsıkhuay köyü, 1934. Derleyen: TSEY İbrahim.

Hayvanlar yaşam kurallarına, görev ve sorumluluklarına ilişkin kararlar almak, işbölümü yapmak üzere kendi aralarında bir toplantı yapmışlar ve önemli kararlar almışlar. Alınan kararlar toplantı başkanı tarafından duyurulmuş: 

“Balık!” demiş başkan, “Sen suda yaşayacaksın ve sudan hiç çıkmayacaksın!” 

“Tilki!... Hileli dolambaçlı, ince işleri sana bırakıyoruz!” 

“Koca kurt!.. Sen güçlüsün, kuvvetlisin. Herkes senden ürker, korkar. İstediğini yer içersin, dilediğin yerde keyfince yaşarsın.” 

Herkese konumlarına uygun görevler verilmiş. 

“Peki, kuvvet ve cesareti kim temsil edecek? Kıralımız kim olacak” demiş biri, henüz açıklanmayan konuları gündeme getirmiş. 

Bir öneri gelmiş birinden: 

“İçimizde en güçlü ve cesur olan aslandır. Onu kıral yapalım. İri gövdesi, heybetli görünümüyle buna en layık olan odur.” 

Öneri kabul edilmiş ve Aslan, kıral seçilmiş. 

“Peki, akıl ve tekniği kime verelim” demiş biri. 

“Onu insana verelim” demiş bir başkası, “onun gücü, kuvveti filan yok, zavallı başka türlü sürdüremez yaşamını.” 

Balık söz almış: 

“Sakın ha öyle bir şey yapmayın, akıl ve yeteneği insana vermeyin!” 

“Neden” diye sormuş hayvanlar, “Çok yerinde bir öneri.” 

“Eğer akıl ve tekniği ona verirseniz, her şeye karışır, ne karada ne denizde hiçbirimiz rahat yüzü göremeyiz. Sen de aslan! Sen de kurt! Sen de tilki! Hiçbirinize rahat yüzü göstermez, her şeye egemen olur.” 

Kıral katılmamış yapılan itiraza: 

“Akıl ve tekniği insana verelim” demiş, “onun yapacaklarına ben kefilim. Bir şey olacak olursa hesabı benden sorulsun. Güç ve kuvvet bende iken, insan ne yapabilir ki!... Yanlış yapmaya kalkarsa canına okurum, ayağımın altına alır, ezer geçerim. Siz kafanızı yormayın.” 

Aslanın teklifi kabul edilmiş, toplantı sona germiş. Karar da orada bulunmayan insana sonradan duyurulmuş. 

Aradan zaman geçmiş, hayvanlar ormanda dolaşırken, ağaç kesen bir insana rastlamışlar. Yaptığı işin doğru olmadığını, ağaçları kesmemek gerektiğini söylemişler insana, ayrıcı durumu aslana da bildirmişler. 

Aslan bu işe pek bozulmuş: “Demek oyla ha!.. Şimdi ben ona gösteririm. Gücüm, kuvvetimle cezasını vereceğim ilk insan buymuş demek!.. Aynı zamanda ilk azığım da!..” demiş ve yola koyulmuş. 

Aslanın öyle hiddetli bir şekilde geldiğini görünce insan, işini bırakmış, pek aldırış etmez gibi kestiği dalların üzerine oturmuş, kendisine doğru gelen aslana gülümseyerek bakmış. Aslan insanın bu umursamazlığına daha da içerlemiş: 

“Ne sırıtıp duruyorsun öyle... Ben seni gebertmeye geliyorum oysa... Hem neden kesiyorsun bakim sen bu ağaçları? Kimden izin aldın? Benim haberim olmadan ormandan bir yaprak bile kesemezsin. Orman bizim yuvamız, bilmiyorum musun?” dedi. 

İnsan gayet soğukkanlı bir şekilde: 

“Yüce kıralımız, izin verin de anlatayım. Sonra isterseniz kararını uygulayın. 

Kudretli kıralımız aslanın düşmanı çok olur, dedim. Onu kıskanıp çekemeyenler günün birinde birlik olup saldırırlarsa diye, ona başkasının giremeyeceği bir sığınak, bir korunak yapmak istedim, hem ağacı değil, yalnızca bazı dallarını kestim ben, budadım yani. Kıralımız bu korunağa girdiğinde kimse ona bir şey yapamaz. Böylece hem kıralımızı korumuş olurum, hem de akıl ve tekniğin nasıl işe yaradığını göstermiş olurum, dedim. İşte bakın, bu korunağı sizin için yapıyorum. 

Gülümseyişime gelince; bakın ben sizi nasıl düşünüyor, sizin için nasıl çalışıyorum, siz ise benim için neler düşünüyorsunuz. İşte ben bu garipliğe gülüyorum yalnızca.” 

“Haa, öyle mi!.. Ben onu bilemedim” demiş aslan, “aferin, iyi düşünmüşsün, işine devam et öyleyse, korunağımı çabuk bitir!” 

Bunun üzerine insan işini çabuklaştırmış, kısa bir süre sonra etrafı kazıklarla çevrili, üstü örtülü, kapısı da olan bir barınak yapmış ve aslana haber göndermiş. Çok geçmeden gelmiş aslan, sağını solunu iyice bir kontrol etmiş, pek beğenmiş. 

“Değerli kıralımız!” demiş insan, “bir de içeriden bakın, size layık bir korunak yapabilmiş miyim? Bir eksiği kusuru var mı? Kontrol edip bildirirseniz...” 

Aslan hemen korunağın içine girmiş. 

“Nasıl?... Dışardan görünüyor muyum?” diye sormuş insana. 

“Efendimiz, kuyruğunuz dışarıda kaldı onu da içeri çekerseniz..” 

Aslan kuyruğunu toplayıp içeri çekince, insan barınağın kapısını kapatmış, kapıyı sürgüleyip aslanı hapsetmiş. 

“Ey benim koca gövdeli, kudretli kıralım, akıl ve teknik olmadan bir şey yapamazsın. Bak işte şimdi seni hapsettim. Benim iznim olmadan oradan çıkamazsın. Açlıktan ölüp gidersin.” 

Aslan kükremiş, barınağın orasına burasına pençeler atmış, ama boşuna. İnsanoğlu barınağı çok sağlam ve dayanıklı yapmış. Aslanın çıkması olanaksız. Çaresiz, homurdanarak dönenip duruyormuş. Bağırmış, bütün hayvanları yardıma çağırmış. Kafesi parçalayıp kendisini kurtarmalarını istemiş. Hayvanlar kafesin etrafında toplanmışlar, olup biteni görüp anlayınca: 

“Eyvah!” demişler, “koca aslanı zapt edip buraya kapatan insan, kim bilir bize neler yapmaz!” Korkudan ödleri kopmuş, sağa sola kaçışmışlar, ormanın derinliklerinde kaybolup gitmişler. 

(Çerkes Masalları, Türkçesi M.Yasin Çelikkıran-TEŞÜ, Kafkas Derneği Yayınları, 2001) 
Adıga Pşisexer, 21 Anlatan: Şşeweş’ü Mos, Anlatım Yeri ve Yılı: Tuapse kenti, 1952. Derleyen: Hadeğal’e Asker.

Mit ve Masallar Diyarı

Aralık 14, 2018

Edebiyat tarihi biraz da insanlığın geçirdiği kültür evriminin dolayısıyla uygarlığın tarihidir. Kimi zaman edebiyat tarihi, tarihin aydınlatamadığı çağlara ışık tutar. İnsanlık tarihini yazının icadıyla başlatanlar yazıdan önceki çağları araştırmada mitoloji ve masal öğelerine başvurmaktadır. Nitekim Platon'un aktardığı söylenceler hala bir çok araştırmacıyı o söylencelerin konusunu oluşturan Atlantis'i aramaya sevk etmektedir. Mitoloji tarih ve kültür araştırmalarının dayanaklarından biridir. 

Eski dünya kıtasının bilinen mitolojik söylenceleriyle Kuzey Kafkasya mitolojisi arasında varolduğu söylenen bağlantılar hakkında çok şey yazılıp çizilmiş olmamakla birlikte mitoloji ile uğraşanlar özellikle Yunan mitolojisiyle Kafkas mitolojisi arasında bir çok ortak öğe ve ortak motif tespit etmiştir. Bu doğaldır da aslında ve birinin diğerinden çıktığı iddiası ispatlanamaz. Doğrusu bu iki kültürün birbirinden çok şey alıp verdiğini kabul etmek olmalıdır. İşte bu noktada Kafkasya sadece eski Yunan değil, bütün Anadolu ve ön Asya söylencelerinin masal ve mit diyarı olmuştur. 

İnsanlığın en eski çağlarından beri geçit vermeyen dağların arasındaki bu ülke diğer uygarlıklar için bir merak konusu olmuş ve mitolojilerinde yer almıştır. Demek en eski çağlardan beri bu topraklar, üzerinde yaşayan insanlarıyla, dorukları sisli dağlarıyla, doğal güzellikleriyle dikkatleri üzerine çekmiş onların hayal gücünün yakıştırdığı bir şekle bürünmüştür. 

Başta eski Anadolu uygarlıkları olmak üzere bütün Ortadoğu söylencelerinde ve Eski Yunan'da bir mitoloji ve masal motifidir Kafkasya. Sümerlerin Gılgameş ve Tufan efsaneleri bu dağlardan bahseder, Yunanlılar'ın Herkül'ü var olduğu söylenen altın posta ulaşmak için bu dağlara gelir, Promete günahına karşılık bu dağlara çivilenir. Bazı eski tefsirciler Kur'an'da Kehf suresinde anlatılan Zülkarneyn (Büyük İskender) kıssasında bahsi geçen demir dağın Kafkas dağları olduğunu yazar. Demek ki Kafkasya eski uygarlık merkezleriyle her zaman ilişkisi olan bir coğrafyadır ve bir çok yönden eski dünya kültürlerini etkilemiştir. 

Tüm eski dünya mitolojilerinde ulaşılması son derece güç bir yerde büyülü bir dağ, o dağın ardında da büyülü bir diyardan bahsedilir. Şark mitolojisi bu dağın adını koymuştur. Kaf Dağı... Gerek Hint Avrupa mitolojisinde ve masallarında, gerek Arap söylencelerinde, gerek Turan sözlü edebiyatında bu dağın ve bu dağın ardında varolduğu düşünülen gizemli ülkenin önemli bir yeri vardır. Masalların diyarı burasıdır, periler padişahı burada yaşar, benzersiz güzellikte prensesler kendilerine aşık olan masal kahramanlarını burada ağır sınavlara tabii tutarlar. Tek gözlü devlerin beklediği hazineler ve benzeri hiçbir yerde bulunmayan zümrüdü Anka kuşu bu dağın ardındaki bir bahçede gizlenir. 

Binlerce yıllık kültür birikiminin üzerinde şekillenmiş olan bugünkü Anadolu kültüründe de Türk halk masallarının bir motifi olarak karşımıza çıkan Kaf dağı öğesinin kökenini eski Anadolu mitolojilerinde aramak gerekmektedir. Zira Hazar denizinin doğusunda yaşayan Türk topluluklarının masal ve söylencelerinde bu motif yer almamaktadır. Fars mitolojisinde Kuh-i Kaf olarak geçen bu dağ masal kahramanlarını bekleyen bir sürü zorlu engelin ardında duran esrarlı, albenili bir diyardır. Bu dağa ulaşmak isteyenler ejderhalarla boğuşmak, labirentleri geçmek ve devleri yenmek zorundadır. Masallarda bu derece zorlu bir diyar olarak anlatılmasının nedeni belki de tarih boyunca bu bölgeyi istila etmek isteyenlerin uğradığı yenilgiler ve karşılaştığı zorlukların halk tarafından unutulmamış olmasıdır. Zira Kafkasya komşusu olduğu uygarlık alanlarının fiili istilalarına uğramış olmakla birlikte hiçbir zaman yerleşip kaldığı bir fetih bölgesi olmamıştır. Ne Grek yarımadasına kadar ilerleyen Pers Kralı Kirus, ne de Keşmir'e kadar bütün eski dünyayı kasıp kavuran Büyük İskender Kafkasya'da hakimiyet kuramamıştır. Bu yüzden halkın hafızası bu ülkeyi ulaşılması imkansız bir zorluklar ülkesi olarak tanımlamıştır. 

Kaf dağında bulunduğu söylenen Zümrüdü Anka kuşu da bir başka masal motifidir. Bu motifin çıkış noktasını da Ön Asya söylencelerinde bulabiliriz. Zümrüdü Anka Beydeba'nın Kelile ve Dimne'sinden, Feridüttin Attar'ın Mantıküttayr'ına kadar şarkın büyük klasiklerinde yer alan bir motiftir ve doğal olarak halk hikayelerini ve masalları da etkilemiştir. Süleyman Peygambere dair söylencelerden beri eski dünyanın geçmişine dair tarih biliminin kayıt bulamadığı çağlardan beri büyülü bir kuş olarak Hüdhüd ( Çerçence Hüddüd ), Zümrüdüanka, Simurg, Semender adıyla yer alan bu motif Kafkas söylencelerinde de yer alır. Özellikle Dağıstan masallarında, halk hikayelerinde kanatları mücevherden, uçuşu rüzgardan hızlı, kendi kendini yakıp sonra külleri arasından çırpınıp uçan bir kuş olarak anlatılır. 

Bir başka masal motifi de devlerdir. Bütün Kafkas halkları insan soyundan önce dünyada yaşayan iri cüsseli fakat aklı kıt varlıklara dair söylenceler anlatırlar. Bu motif muhtemelen Alan kaynaklıdır çünkü yayılma alanı Alan halkının güzergahı olan İran'dan Britanya'ya kadar uzanır. Avrupa masallarında da sıkça karşılaşılan devler çoğu zaman kötü niyetli, zalim tiplerdir ve sonunda masal kahramanları tarafından yenilirler. Nart efsanelerinde de aynı şekilde Nart kahramanları devleri yenilgiye uğratırlar. Dev motifi Türk masallarında da sıklıkla kendini gösterir. Dede Korkut masallarındaki Tepegöz tipi Yunan söylencelerinde, Kafkas destanlarında rastladığımız dev tipiyle aynıdır. Dede Korkut masallarının mekanının bugünkü Bayburt, Ahıska, Revan ve Azerbaycan toprakları olduğunu göz önüne alırsak dev motifinin Kafkas söylenceleri kaynaklı olduğu gerçeği ortaya çıkar. 

Şark masallarında karşımıza çıkan bir başka motif de meyveleri altından olan bir ağaçtır. Masallarda bu ağaç ulaşılması çok zor olan bir diyarda bulunur, bir ya da üç meyve verir. Masal kahramanları bu ağacın meyvesine ulaşmak için zorlu yolculuklar yapar, bir çok engeli aşar ve sonuçta meyvenin sihirli güçlerine sahip olur. Nart destanlarında da meyveleri mücevherden bir ağaç motifi vardır. Altın ağacı konu eden masal (Hadağatl Asker'in derlemesinden ) şark masallarının motiflerini taşımaması yönünden ilginçtir. 

Aynı masal değişik kültürlerde, değişik dillerle anlatılabilir, bazı değişiklikler içerse de masallarda aynı tema çok sık karşımıza çıkar. Bununla birlikte Çerkes masallarının ve mitolojik öykülerinin en büyük ayırt edici özelliğinin mantığında gizli olduğunu görebiliriz. Çerkes masalları şark masalları gibi - en somut örnek bin bir gece masallarıdır.- büyüler içermez. Mahrem bazı konular, Çerkesin ayıp anlayışını zorlayan olaylar masal anlatısı olmaz.. bu noktada Yunan mitolojisinin içerdiği bir çok müstehcen konu Çerkes masallarında geçmez. Ayrıca bir diğer büyük fark anlatının giriş gelişme sonuç düzeneğinde gitmeyip bazen şaşırtıcı bir şekilde sürpriz sonuçlarla bitip dinleyiciyi şaşırtmasındadır. İçerdiği konular ve motifler de her ne kadar dünya masallarının ve mitolojilerinin ortak konu ve motifleri olsa da bu konuların hem işlenişi hem sıralanışı Kuzey Kafkas sözlü kültüründe ayrı bir tarzda karşımıza çıkar. 

Hulusi Üstün

 

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

RT @Cerkesya: Unutmadık, unutmayacağız #MedetÖnlü #22Mayıs2013 https://t.co/qGd7zsOuIV
https://t.co/c8y7vrGLmm #may21in21languages #21dilde21mayıs
RT @Cerkesya: #21Mayıs1864 #21may1864 #genocide1864 #CircassianGenocide #circassianexile #CerkesSoykırımı https://t.co/uCRADFgBAf
RT @Cerkesya: ADIĞE BAYRAK GÜNÜ KUTLU OLSUN https://t.co/dl3NVFLgSA
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı