Tilki ile Saksağan

Aralık 17, 2018

Tilkinin biri yedi yolun kesiştiği bir kavşağa gidip yatmış, ölmüş gibi rol yapmaya başlamış. Ses seda çıkarmıyor, nefes bile almıyormuş. Bir süre sonra tilkinin gerçekten öldüğünü sanan kargalar üşüşmüşler tilkinin üzerine. Kimi ayaklarını gagalıyor, kimi karnının üzerinde. Saksağanın biri de gelip doğruca başına konmuş, başlamış gözünü gagalamaya. Artık daha çok dayanmaya olanak var mı? Tilki bir hamle yapıp saksağanı kapmış. Saksağan neye uğradığını şaşırmış ve tilkiye demiş ki: 

“Gel beni yeme, atalarımızın öğrettiği eğlenceli bir oyunu öğreteyim sana!..” 

“Peki” demiş tilki, “hadi öğret bakalım”. 

“Önce iki eski kara kovan sepeti bulmalısın” demiş saksağan. 

“Kolay” demiş, tilki ve iki eski kara kovan sepeti bulmuş. 

Saksağan: 

“Şimdi beni bu sepetlerden birinin içine koy, ötekini de üzerine kapat. Böylelikle ne kaçabilirim ne de uçabilirim değil mi ya! Sonra da yüksek bir kayaya götür ve teker gibi beni aşağıya bırak. Göreceksin ne eğlenceli olacak” demiş. 

Tilki denileni yapmış. Saksağanı sepete iyice kapatmış, götürmüş yüksek bir kayanın tepesine ve hızla aşağı bırakmış. 

Uçurumdan aşağı yuvarlanmaya başlar başlamaz iki sepet birbirinden ayrılmış, içindeki saksağan da pırr.. uçup gitmiş. 

Önce, acaba şimdi nasıl bir ilginç oyun olacak diye düşünüp duran tilki, olup biteni hemen anlamış ama iş işten geçmiş. 

“Eyvah” demiş, “ne yaptım ben? Bütün emeklerim, çabam, çektiğim bunca sıkıntı boşa gitti. Bunca zaman boşuna aç kalmışım!” 

Uyanık tilki ne yapsın, yorgun ve perişan, baka kalmış akıllı saksağanın ardından. Ve yeni hinlikler düşünmek için yeniden yola düşmüş.
Adıge Pşisexer, s.45. Anlatan: Pşıjj Seferbıy, Yecerıkhuay Köyü. Derlendiği yıl: 1935.

Kurt ile Katır

Aralık 17, 2018

Günlerden bir gün, çok mu çok yağmur yağıyormuş. Kurt sığınıp korunacak bir yer aramış. Sonunda kocaman bir ağacın kovuğuna girip oturmuş. Başını dışarı çıkarmış, geleni geçeni seyrediyormuş. Bir de bakmış ki tam dişine göre bir katır geçiyormuş ağacın yanından. 

“Şu akılsız hayvanı bir güzel yiyeyim” demiş kendi kendine ve ağacın kovuğundan dışarı çıkmış. 

“Doğrusu seni yemek istiyorum” demiş katıra. Katır da ne yapsın: 

“Peki” demiş, “Olur, bir sakınca yok. Ama benim arka ayağımın altında çok ilginç bir şey var. İstersen sana gösteririm” demiş katır. 

Kurt inanmış ve merak etmiş, katırın arka tarafına gelmiş, arka ayağının altındaki ilginç şeyi görmek için güzelce çömelmiş ve katıra: 

“Haydi kaldır bakim ayağını, bakalım neymiş şu ayağının altındaki ilginç şey?” 

Katın bir arka ayağını kaldırmış. Kurt bakmış bakmış ama bir şey göremeyince daha dikkatle bakmak için biraz daha sokulmuş. Katır da zaten tam bu ânı bekliyormuş; iki ayağıyla birden öyle hızlı tekmeler indirmiş ki kurdun kafasına burnuna, kurdun kafası paramparça olmuş, dişleri dökülmüş. Kurt, kanlar içinde yığılıp kalmış. Katır da soğukkanlı, akıllı davranışı sayesinde kurtulmuş gitmiş.
Adıge Pşisexer, s.45.Anlatan: Khuyıjj Khasplet, Mamxığ Köyü. Derlendiği yıl: 1935.

Kurt ile Koç

Aralık 17, 2018

İri yarı güçlü kuvvetli, kocaman bir koç otlayıp duruyormuş ormanın kıyısında. Birden, nereden geldiği belli olmadan, kocaman bir kurt bitivermiş önünde. Koçun, kaçmak şöyle dursun kımıldayacak yeri yokmuş. 

“İyi günler, güzel koçum benim” demiş kurt. 

“Sağol” demiş koç, ama korkudan gözleri fırlayacak gibi olmuş yerinden. 

“Seni çok beğeniyorum. Harikasın. Ama şu iki koca boynuzun var ya, onların neye yaradığını bir türlü anlayamıyorum. Sahi ne işe yarar şu boynuzlar, yenmezler içilmezler. Oysa onlar da kuyruğun gibi olsa ne iyi olurdu değil mi?” 

Koç kendini biraz toparlamış: 

“Hey, kurt! Deli misin sen? Bu benim boynuzlarım var ya, bana güç veren onlardır. Onların içindeki içeceği içersen iştahın öyle bir artar ki, bir öğünde benim gibi iki koç bile yiyebilirsin” demiş. 

Kutrun ağzının suyu akmış ve merakla sormuş: 

“Peki bu si nasıl içilir?” 

“Kolay” demiş koç, “tam karşıma geçer, boynuzumu ağzına alır, emerek içersin”. 

Kurt, pek heveslenmiş ve koçun dediği gibi, tam karşısına geçip, boynuzu emmeye niyetlenmiş. 

Koç da sıkı durup, bekliyormuş. Aç gözlü kurt tam karşısına gelip koçun boynuzunu emmeye uzanmış. Koçun da beklediği tam böyle bir anmış. Birden saldırmış, boynuzlarını kurdun gövdesine saplamış, akılsız kurdu savurup atmış, boylu boyunca yere sermiş. Koç, akıllı ve soğukkanlı olabilmenin yararını görmüş. Sevinmiş, otlamaya devam etmiş.
Adıge Pşisexer, s.44. Anlatan: Aşşıne Ahmed Aslançerıy oğlu, Halhekhuaye Köyü.

Anaç Tavuk ve Horoz

Aralık 17, 2018

Bir gün bir anaç tavuk, “Şu yavrularım hem biraz hava alsınlar, hem de biraz eşelenip rahatlasınlar” diye düşünmüş, civcivlerini alıp avludan çıkmış. Bir çit dibinde, kuytuda eşelenip dururlarken, koca bir horoz kafasını dikip, şişine şişine yaklaşmış: 

“Şunun yaptığına bak! Şunun yaptığına bak!” demiş, “Zavallı yavrucakları kuru toprakta eşeletip duruyor. Böyle şey olur mu? Getir gel onları! Orman kıyısına, bayıra gideceğiz! Bu yıl harman sonu oralarda ne kadar çok dane kaldı bilemezsin!..” 

“Aman istemem! Sen benim yavrularımı kartala şahine yem mi edeceksin” demiş anaç tavuk, horozun önerisini kabul etmemiş. 

“Bunun nasıl söylersin” demiş horoz, “Beni hiçe mi sayıyorsun yani) Ben yanınızdayım ya! Ben varken yanınızda, kartalmış, şahinmiş kimse görünemez ortalıkta!” Şişinmiş horoz. Nasılsa da tavuğu ikna etmiş. 

Anaç tavuk, şişinen horozun peşinden civcivlerini alıp götürmüş orman kıyısına. 

Civcivler güzel güzel eşelenme henüz başlamışken birden bir atmaca belirmez mi gökyüzünde. Atmacanın gölgesini gören horoz tüyüp gitmiş ormandaki çalılıklar arasına. Anaç tavuk telaşla çağırmış civcivlerini yanına, hepsini hızla almış kanatlarının altına ve “eğer atmaca saldıracak olursa” diye, savunmaya hazırlanmış. Bir süre öyle beklemişler korku içinde. Ama neyse ki, atmaca saldırmamış, dönenmiş dönenmiş, çekip gitmiş. 

Tehlike geçince horoz kanatlarını aça toplaya çıkmış çalıların arasından. 

“Horoz efendi! Beni ortalıkta yalnız bırakıp, çalılığa mı saklandın yoksa? Hani sen varken kimse yaklaşamazdı bize” demiş tavuk. 

Korkak horoz durumu kurtarmaya çalışmış: 

“Ne şanssızlık bilemezsin, o atmaca var ya, o atmaca! Bir tek o atmaca var benden korkmayan. Onun da çıkıp geleceği tuttu bugün. Ne yapalım? Şanssızlık işte!” demiş. 

Anaç tavuk civcivlerini getirip dönmüş yeniden avluya. “Sakın ha, horoza güvenip çıkmayın açık alanlara” demiş yavrularına, olaydan ders çıkarmış ve yavrularını öğütlemiş.
Adıge Pşisexer, s.42. Anlatan: TSEY Koşxhan, Şıncıye Köyü. Derlenen yıl: 1937 Derleyen: TSEY İbrahim.

Gün batar batmaz kurdu kuşu, börtü böceğiyle tüm hayvanlar dinlenmeye çekilmişler; yırtıcı yabanıllar inlerine, kuşlar ağaç dallarındaki yuvalarına, böcekler çekirgeler bitki yapraklarının kuytularına... 

Ortalık dinginleşmiş, herkes tatlı tatlı uykuya dalmış. Sivrisinek de dulavratotunun kalın yapraklarının arasına sığınıp uykuya dalmış. Ortalıkta in-cin top atıyormuş, derin bir sessizlik bürümüş her yanı. 

Birden müthiş bir kükreme sesi duyulmuş. Aslan bir şeylere kızmış, tüm gücüyle kükrüyormuş. Orman halkı, tüm yabanıllar korku içinde fırlamışlar yerlerinden, kuşlar korkudan titriyormuş ağaçların tepelerindeki tüneklerinde, börtü böcek oradan buradan çıkıp bitivermiş olay yerinde. 

Gürültüye uyanan Sivri: 

“Ne münasebetsiz şey şu aslan da! Gecenin bir yarısında deli gibi bağırıp duruyor, milleti uyutmuyor! Bir elime geçseydi gösterirdim ben ona gününü!” demiş. Bir yandan da ciddi ciddi iğnesini bileyip sivriltmeye koyulmuş. Tam o sırada, yanı başından aslanın geçmekte olduğunu fark etmiş. 

“Hey! Terbiyesiz deli şey! Gecenin bir yarısında ne diye bağırıp duruyorsun öyle? Ne diye rahatsız ediyorsun herkesi? Ne diye tedirgin ediyorsun bizleri” demiş öfkeyle, azarlamış aslanı. 

Aslan kulaklarına inanamamış, hayretler içinde duraklamış: 

“Aman Allahım! Neler duyuyorum! Tırnağım kadar olmayan bir sivri parçası azarlamaya kalkıyor beni!” Diyerek sivrisineğe doğru yönelmiş ve öfkeyle bağırmaya başlamış: 

“Sen nasıl bağırırsın bana öyle? Benim hayvanlar kıralı olduğumu bilmiyor musun? Kımıldayıversem rüzgarım yok eder seni!” 

Sivrisinek bunu duyunca daha da kızmış, köpürmüş, iğnesini iyice sivriltmiş: 

“Kim demiş sana hayvanların kıralısın diye? Kim seçmiş seni kıral diye? Tanımıyorum seni ben, tanımak da istemiyorum. Defol git buradan! Rahatsız etme beni, uykumu kaçırma1” diye azarlamış koca aslanı. 

Aslan duyduklarına bir anlam verememiş, bir ona bakmış bir kendine bakmış, öfkeden kudurmuş, bir kızarmış bir bozarmış, bir ateş kaplamış her yanını, bir buz kesmiş, sinirden tir tir titriyormuş. 

“Demek öyle ha!.. Görürsün sen gününü! Şimdi bitirmezsem işini!...” demiş, bağırmış aslan öfkeyle. 

“Görürüz” demiş Sivri, hiç aldırmadan, başkaca bir şey söylememiş, kanat açıp yükseklere uçmuş, ok gibi fırlayıp, aslanın burnuna girmiş. Özenle bilediği iğnesini aslanın ince burun zarına saplamış. Soktukça sokuyormuş. Aslan hoplamış zıplamış, kafasını yerden yere vurmuş, yuvarlanmış kalkmış... Ama ne yapsa boş, Sivri’ye bir şey yapamamış. Sivri de iğnesini soktukça sokuyormuş. Aslan daha fazla dayanamayıp yalvarmış: 

“Ne olur bırak beni! Artık dayanamıyorum, teslim oluyorum” demiş aslan, oflaya poflaya yuvarlanmış yere, sonra güçlükle doğrulup Sivri’ye saygılarını sunmuş. 

Sivri de burun deliğinden çıkıp havalanmış: 

“İşte böyle aslan efendi!” demiş, “senden daha güçlülerin var olduğunu unutma! Haydi git şimdi işine, bir daha da öyle gece yarısı kimseleri rahatsız etme!” 

Aslan aşağılanmış olarak, başını önüne eğmiş, utanç içinde oradan yavaşça sıvışıp gitmiş. 

Sivri ise zafer sarhoşluğu içinde ormanda dönenip duruyormuş: 

“Yendim aslanı! Yendim aslanı! Benden daha güçlüsü yok şu ormanda! Ne akıllıyım ben! Ne becerikliyim! Ne kurnaz biriyim” diyerek, kendini övüp duruyormuş. 

Sivri, kendini kaptırmış, övünüp dururken, sağa sola dikkat edememiş, Gidip örümcek ağına düşmüş. Örümceğin de beklediği oymuş, koşup yakalamış, yemiş yutmuş. 

Kendini beğenmiş sivrinin işi de böylece bitmiş.
Adıga Pşisexer, s.41. Anlatan: TİME Şıwmaf. Derlenen yıl: 1937 Derleyen: Témpıkhue Mecid

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Kafkasya Neresidir?

Kafkasya Neresidir?

Ara 10, 2018 Rate: 0.00

Kabardey Aile Armaları

Oca 25, 2019 Rate: 0.00

Son Twetler

Adıge Cumhuriyeti'nin Kuruluş Yıl Dönümü Kutlu Olsun https://t.co/10PUan3hJA
RT @ajanskafkas: Mustafa Aydın Turan | Mehdi Nüzhet Çetinbaş yazdı https://t.co/bM0qHZIb6X https://t.co/LV5Nislevy
RT @gilahsteney: Bu hikayeyi daha önce de duymuştum bir dadeden çok araştırdım doğruluğunu Şorten Askerbiy'in Kazanokue Jabağı kitabında da…
BBC News Türkçe - Kafkasya'nın incisi Abhazya'da seçim zamanı: Ülke küçük, yarış büyük - Fehim Taştekin https://t.co/bjR7eWQ8gt
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı