Baş'la Kuyruk

Aralık 17, 2018

Tilki kuyruğu, tilki başına kızgınlıkla döner ve şöyle der:

-Neden senin  önde olman, önderlik  etmen gerek? Ne yani sen benden daha mı güzel,  daha mı görkemlisin?! İbrik  sırtı  gibi görünen o küçük, kuru suratın tilki görüntüsüne bir karizma  katmıyor. Dolayısıyla saygınlığı da kalmadı. Bu ön görüntümüz yüzünden, günah keçisiyiz hep. Her yaptığımız kabahat. Çalı çırpı içine  dalıp durduğun için, dikenlerle boğuşarak geçiyor ömrümüz.  Önde olmayı hak eden benim. Liderlik kuyruğa yakışır!.

Bu sözleri o kadar ustaca, kurnazlıkla söylüyordu ki kuyruk, inanmamak mümkün değildi. Tilkide inandı zaten. İnandı, kuyruğu öne aldı. Kuyruk önde yola çıktı. Yola çıktı ve... yamaçtan düştü!

 

ЩХЬЭМРЭ КІЭМРЭ

- Сыт уэ ипэмкІэ ущыІэн, япэ уитын щІыхуейр, - губжь хэлъу зыхуигъэзащ бажэкІэм бажащхьэм. – ЛІо, уэ сэр нэхърэ унэхъ дахэ хьэмэрэ унэхъ бжьыфІэ?! Къубгъан джабэ нэхъей, а уи напэ гъурыжь цІыкІум бажэм фэ къытригъауэркъым. Аращ абы пщІэ лъэпкъ имыІэжу, имыщІар къытралъхьэрэ телъыр ягъэбагъуэу дунейм къыщІытенар. Пабжьэм, банэм, къуацэчыцэм дифыщІу ди гъащІэ Іыхьэр догъэхь, утфІыхэпщхьэурэ. Сэращ ІуплъапІэмкІэ щыІэнуи пэрыту, пашэу щытынуи зыхуэфащэр!

Ахэр бажэкІэм зыуэ гъэхуауэ, Іэзэу жиІэрти, уи фІэщ мыхъункІэ Іэмал иІэтэкъым. Хъуащ ар и фІэщ езы бажэми – и кІэр япэ иту ежьащ. Ежьэри… бгым щыхуащ!

МыбыкІэ жысІэну сызыхуейр мыращ: щхьэр къэдгъанэу кІэр япэ идгъэщмэ, дыщыуэнущ.

 

Masal “Nur” adlı dergiden alınmıştır. (2007, 5. sayı)
Türkçeleştiren: İlkay Karaduman

Kaynak: kafkasfederasyonu

 

Çekirge ile Karınca

Aralık 17, 2018

Çekirge ile karınca yüksek dağın yamacında yaşarmış.

Birbirlerini çok severlermiş bu iki hayvan. İyi arkadaşlarmış. Yedikleri, içtikleri ayrı gitmezmiş.

Miskin miskin oturmaktan sıkıldıkları bir gün, etrafta biraz dolaşmaya karar vermişler. Çevrelerindeki güzellikleri izleyerek, sohbet ederek geziniyorlarmış. Bir de bakmışlar ki önlerinde, içi su dolu büyük bir çukur var. Üze-rinden atlamaya karar vermişler. Karınca önce atlamak için ısrar etmiş. Atlamasına atlamış ama suyun içine "cuuuppp" diye düşüvermiş. Uğraşmış, didinmiş ama nafile. Sudan çıkmayı başaramamış. Arkadaşı çekirgeye seslenmiş:

-Hemen çavdar yığının yanına koş. Bana bir çavdar sapı getir.

Çekirge yerinden fırlamış, zıplaya zıplaya çavdar yığınına gitmiş.

Heyecan içinde olanları anlatmış:

-Ne olur, bana bir çavdar sapı ver.Arkadaşımı bununla kurtarayım.

-Tabii veririm, demiş çavdar yığını ama bir şart koşmuş.

-Sen de güvercine git, beni yememesini söyle.

Bunun üzerine çekirge doğruca güvercinin yanına gitmiş

-Çavdarı yeme güvercin. Çavdarı yemezsen, o bana çavdar sapı verecek ve ben de suya düşen arkadaşımı bununla kurtaracağım.

-Olur yemem, demiş güvercin. Ancak onun da bir koşulu varmış:

-Sen de mısıra git: bana mısır tanesi versin.

Çaresiz mısırın yanına gitmiş çekirge.

-Tanenden ne olur bana ver. Onu güvercine götüreceğim. Güvercin böylece çavdar yemeyecek. Çavdar, sapını bana verecek. Ben de suya düşen arkadaşımı bu sapla kurtaracağım.

-Veririm demiş Mısır. Ama karşılığında bir isteği varmış.

-Sen de git fareye söyle, kökümü kemirmesin.

-Bu kez farenin yanına fırlamış çekirge.

-Yardımsever fare, demiş, mısırın kökünü kemirme. O zaman mısır, tanelerinden birini bana verecek. Onu güvercine götüreceğim. Güvercin çavdar yemeyecek. O da sapını bana verecek ve suya düşen karıncayı bu sapla kurtaracağım.

Fare de "olur" demiş ama onunda bir isteği varmış.

-Git, kedinin yanına beni avlamamasını söyle.

Çekirge yine çaresiz yola düşmüş ve farenin istediği gibi, kedinin yanına gitmiş.

-Fareyi avlama, o zaman mısır kökünü kemirmeyecek. Mısır, tanelerinden birini bana verecek. Onu güvercine götüreceğim. Güvercin, çavdarı yemeyecek. Çavdar, sapını bana verecek. Ben de bu sapla suya düşen arkadaşımı kurtaracağım.

-Olur, demiş kedi .Ancak kedinin de bunun karşılığında çekirgeden istedikleri varmış.

-Güney komşumuzun en güzel kaymaklarını, kuzey komşumuzun kaz tüyü yastığını istiyorum.

Bir de mahalledeki kocaman köpeği kovmalısın.

-Bunlar da iş mi? demiş çekirge ve kedinin istediklerini, arkadaşı karıncanın hatırına bir çırpıda yerine getirivermiş.

Bunun üzerine kedi, fareyi avlamamış. Fare, mısır kökü kemirmemiş. Mısır, tanelerinden birini çekirgeye vermiş. Çekirge bunu güvercine götürmüş. Güvercin çavdarı yememiş. Çavdar, sapını çekirgeye vermiş. Çekirge sonunda bu sapla arkadaşı karıncayı kurtarabilmiş.

Masalda burada bitmiş

Derleyen: Nart BOZKURT-Nart Dergisi 69. sayı

Kaynak: kafkasfederasyonu.org

Horoz, Köpek, Kedi ve Eşek yanlarına bir de heybe alarak, birlikte geziye çıkmışlar. Giderken yolda bir kurt kafası bulmuşlar ve onu da heybelerine koyup Eşeğin sırtına bağlayarak yollarına devam etmişler.

Uzakta bir ateş görüp oraya yaklaştıklarında, üç tane Kurdun bir kulübede paste (bir Çerkes yemeği) pişirip oturduklarını görmüşler.

Onların geldiğini gören Kurtlar pek sevinmişler:

- Şansımız varmış, bunları da paste'ye katık eder yeriz, demişler.

Ötekiler ise çok korkmuşlar ama "kaçarsak durumumuz daha kötü olur, bari yanlarına gidelim" diyerek Eşek önlerinde olduğu halde onlara yaklaşmışlar.

- Sayın ev sahipleri, bizler de elimizde bulunduğu kadarıyla öğle yemeğinize katkıda bulunmak istiyoruz, diyen Eşek heybelerindeki Kurt kafasını ortaya atıvermiş.

Kurt kafasını gören Kurtların ödleri kopmuş.

- Eyvahlar olsun! Yoksa bunlar Kurt eti ile mi besleniyorlar, diyerek korkuyla titremişler.

Önce Kurtların en genci "su getirme" bahanesiyle dışarı çıkıp evden uzaklaşmış.

- Yahu bu ne kadar gecikti, diyen yaşlıcası da ona bakma bahanesiyle peşinden gitmiş.

- "Çocuğu bir işe gönderirsen peşi sıra senin de gitmen gerekir" diye ne kadar doğru söylemişler, neden bu kadar geciktiler acaba? diyen en yaşlı Kurt da onlara bakma bahanesiyle sıvışmış.

Kurtlar böylece evden kaçtıktan sonra Horoz, Köpek, Kedi ve Eşek hep birlikte sofraya oturup, Kurtların pişirdiği Paste ile getirdikleri Kurt kafasını bir güzel yemişler.

Gece olunca, Horoz ocağın içindeki ızgaranın üzerine tünemiş. Kedi ocağın küllerinin içine kıvrılıp yatmış, Köpek kapının önüne, Eşek ise ocağın yanındaki odunluğa uzanmışlar.

Aradan bir süre geçtikten sonra, korkarak evden kaçmış olan Kurtlar, geride kalanların ne yaptığını merak ederek içlerinden birini ortalığı kolaçan etmek üzere eve yollamışlar.

Kedinin gözleri ocağın külleri arasında kor gibi parlıyormuş. Kurdun ona doğru yönelmesiyle Kedinin tırmalaması bir olmuş. Fırlayıp odunluğa doğru koşan Kurda bu kez de Eşek bir tekme sallamış. Dışarı fırladığında ise Köpeğin hışmına uğramış. Can havli ile kaçarken Horoz peşinden "Ku-Ku-Reku" diye haykırıyormuş.

Kafası gözü parçalanmış bir halde arkadaşlarının yanına dönmüş.

- Haberler nasıl, hala evdeler mi, yoksa gitmişler mi? diye soran arkadaşlarına şöyle demiş:

- Eve girdiğimde ocakta bir şeylerin parladığını gördüm, yaklaştığımda beni tırmaladı. Fırlayıp odunluğa kaçtığımda birisi kafama bir odun yerleştirip beni köşeye attı. Tam evden dışarı kaçacağım sırada da bir şey beni ısırdı. Bir diğeri ise "yakalayın, ben de döveceğim" diye peşimden bağırıp duruyordu.

Arkadaşlarının bu anlattıklarından büsbütün ürken Kurtlar "en iyisi biz bunlardan uzak duralım" diyerek korkuyla oradan uzaklaşmışlar.

SENİYE BERZEG-Çocuklar için Çerkes Masalları Kitabından

Kaynak: kafkasfederasyonu.org

Meryemşavo ve Kartal

Aralık 17, 2018

Bir varmış bir yokmuş, bu dünya yaratıldığında insandan daha güzel sadece peri kızı varmış. Meryemşavo’nun kız kardeşi Meryemguaşe doğduğunda peri kızından da daha güzelmiş. Ama küçük bir kızken çiçek hastalığına yakalanıp ölümün eşiğine gelmiş.

Ülkede bir kâhin varmış, Meryemşavo atına atlayıp onun yanına gitmiş:

-Yarabbi, ecelin bir çaresi var mıdır, demiş.

Kâhin yürürken sık sık sakalının ucuna basıp düşermiş, konuğunu karşılamaya çık­tığında Meryemşavo hemen atılıp yaşlı adamın sakalını, ipek çilesi tutar gibi iki eliyle kaldırmış. Bu, yaşlı adamın çok hoşuna gitmiş:

- Bu dünyada bunu söylediğim kimse yok delikanlı, ama iyi terbiyen hatırına sana söyleyeceğim. Küçük kız kardeşin iyileştiğinde bunu hemen unutacaksın.

- Kabul ediyorum.

- İyi öyleyse, delikanlı. Şeçerışha’da gür yapraklı, güzel bir armut ağacı yetişiyor, ağacın köklerinden su çıkıyor. Oradan çıkan suyu hava aldırmadan doldurup, ağzı kapalı götürüp kız kardeşine içirirsen ecelin elinden kurtulur. Ama o ağaçta bir anneden doğmuş, süt köpüğü kadar beyaz üç güvercin yaşıyor. Onların izni olmadan bir damla su dolduramazsın, o üç güvercinin dileğini yerine getirirsen istediğin olur, demiş.

Meryemşavo yaşlı adama teşekkür edip atına atlamış, Şeçerışha’ya gitmiş.

Üç güvercin yeşil armut ağacında oturuyormuş. Mereyemşavo en büyüğünün yanına yaklaşıp dileğini söylemiş:

- Küçük kız kardeşim ölüm döşeğinde yatıyor, bu temiz suyunuzdan bir yudum dolduracaktım, ne olur izin verin, demiş.

- Bana ne senin derdinden, diye ağlamaya başlamış büyük güvercin. Annemi vurup pşıya (Prens) yedirmeye götürdüler, tüyleri yolunmadan onu bana geri getirirsen ben de dileğini yerine getiririm.

Meryemşavo geri dönmüş, pşının mutfağına gelmiş. Beyaz güvercini tam yolacakları sırada atılıp ellerinden kapmış. Ama avludan çıkarken pşının adamları onu yakalamışlar, güvercini biz vurduk, karşılıksız vermeyiz, demişler.

- Bedeli nedir?

- Kır bir şağdiy (At Cinsi)

Meremşavo insanlar arasında öyle atı olan tek kişiymiş. Yalvarmış yakarmış ama atı vermeden bırakmamışlar. Ne yapsın, Meryemguaşe ölüm döşeğinde yatıyor. Atından inip yürüyerek avludan çıkmış, Şeçerışha’ya gidip büyük güvercine annesinin ölüsünü vermiş. O da ağzıyla pınardan bir yudum su alıp ağzına koymuş ve anne güvercin canlanıp kanatlanmış, ağacın tepesine konmuş.

Meryemşavo suyu doldurmak için eğildiğinde ortanca güvercin gelip önüne konmuş:

- Bu pınarın üçte biri benim hakkım, demiş.

- Küçük kız kardeşim ölüm döşeğinde yatıyor, bu temiz suyunuzdan bir yudum doldurayım...

- Vallahi, kız kardeşin beni ilgilendirmez, demiş ortanca güvercin. Benim talihsiz üç küçük yavrumu yılan yemek üzere, yemediyse elinden kurtar, yediyse karnından çıkar getir, ondan sonra dileğini yerine getiririm.

- Üç küçük yavrun nerede?

- Şıgobıkuaşha’da yetişen en büyük ağacın tepesinde bir yuva var, talihsiz üç küçük yavrum işte orada, demiş ortanca güvercin.

Meryemşavo hemen Şıgobıkuaşha’ya gitmiş. Orada kocaman bir ağaç varmış, o kadar uzunmuş ki tepesi göğe değiyormuş. Ağaca tırmanmak için bir yılan sürünüp gelmiş. Ağacın altında bir insan görünce yılan dikilmiş, ağzıyla delikanlıyı yakalamaya çalışmış. Meryemşavo okunu çıkarmış, yayına takmış ve yılanın ağzına nişan alıp oku fırlatmış. Yılan, ağzıyla başaramayınca kuyruğuyla vurup onu yere devirmiş.

Meryemşavo’nun orada ne kadar yattığını Tanrı bilir, ama kendine geldiğinde yılan çoktan ağacın yarısına tırmanmış. Meryemşavo başını bir uğultuyla yukarı kaldırdığında kocaman bir kartalın gökte süzüldüğünü görmüş. Kartala:

- Kuşların hayatı tehlikede, inip beni yukarı kaldırırsan bu yılanı öldürürüm, üç güvercin yavrusunu kurtarırım, demiş. Kartal yere inmiş, delikanlıyı boynuna bindirmiş ve havalanmış.

Meryemşavo’ya demiş ki:

- Ben de bu koca yılandan korkuyorum, şimdi yanından uçup geçeceğim, atlayabilirsen atla, yoksa kalırsın.

Kartal, ağaca tırmanan yılanın ortasına gelecek şekilde uçup geçerken Meryemşavo kılıcını çekmiş, ortasından vurup yılanı ikiye bölmüş.

- Şimdi delikanlı, demiş kartal, - bu öldürdüğün yılanın kanı buharlaşınca güvercin yavruları ölecek, yaptığın da boşa gidecek. Seni kaldırayım da yuvayı al, yavruları sahibine götürelim.

- Haydi, acele edelim öyleyse, demiş Meryemşavo. Kartal gökyüzüne kadar yükselmiş, yuvayı alıp ortanca güvercine götürmüşler.

Meryemşavo kartala teşekkür etmiş, suyu doldurmak için pınara yaklaştığında en küçük güvercin gelip önüne konmuş:

- Bu pınarın üçte biri benim hakkım, demiş.

- Küçük kız kardeşim ölüm döşeğinde yatıyor, demiş Meryemşavo. Ne olur bu aydınlık suyunuzdan bir yudum doldurayım...

- Vallahi, senin küçük kız kardeşin beni ilgilendirmez, demiş küçük güvercin. Benim kaşenim (Sevgili, Yavuklu) küsüp İstanbul’a gitti, onu bulup bana geri getirirsen, ben de dileğini yerine getiririm.

- Kaşenini nasıl tanıyacağım?

- Akça pakça, ak boyunlu bir güvercin. Ak gerdanında siyah bir benek var.

“Kır şağdiyim de yok, İstanbul’a nasıl giderim”, diye düşünmeye başlamış Meryemşavo. Aklına başka çare gelmeyince kartalın yanına gitmiş, yalvarmış, “İstanbul’a kadar beni götür getir, döndüğümüzde dile benden ne dilersen”, demiş.

- Sözünde durursun değil mi, diye sormuş kartal.

- Yer gök şahidim olsun!

Koca kartal Meryemşavo’yu sırtına alıp İstanbul’a götürmüş. İstanbul ormanını aramışlar, aramışlar, ama güvercini bulamamışlar. Dönüp gelirken yolda Meryemşavo’nun ensesine bir şey damlamış. Bu nedir diye başını kaldırıp bakınca bir de ne görsün; ak boyunlu güzel bir güvercin ağlayıp dalda oturuyor, güzel ak gerdanında da simsiyah bir benek var! Meğer damlayan onun gözyaşıymış.

- Ne oldu sana küçük güvercin, diye sormuş Meryemşavo.

- Sevdiğimin kalbini kırıp buralara geldim. Şimdi de onu özledim, ne yapacağımı bilmiyorum, demiş ak boyunlu güvercin.

- Ben onun elçisiyim, kaşenimi geri getir diye beni gönderdi, demiş Meryemşavo.

Küçük güvercin sevinmiş, o da kartalın sırtına binmiş ve geri dönmüşler.

Meryemşavo kartala teşekkür etmiş, pınarın suyundan doldurmak için yaklaşınca üç küçük güvercin gelip önüne konmuş.

- Başka ne kaldı, demiş neşesi kaçan Meryemşavo.

- Bir şey kalmadı, demiş büyük güvercin. - Bu dünyada bir kardeşimiz varsa, ikincisi de sensin. Ama bu suyu hava aldırmadan dolduramazsın. Sen git, biz o sudan küçük kız kardeşine birer yudum getiririz, demiş. Delikanlı evine dönmüş, avlu kapısından girerken Meryemguaşe onu karşılamış.

- Hoşgeldin ağabey, demiş.

- Bu nasıl oldu, seni kim iyileştirdi, diye şaşırmış Meryemşavo.

- Vallahi, nasıl oldu bilmiyoruz, demiş annesi. Üç beyaz güvercin gelip kız kardeşinin ağzına birer damla su bırakıp gittiler, demiş. Ondan sonra iyileşip ayaklandı.

Meryemguaşe’nin yüzü çiçek bozuğu olmuş ve bütün güzelliği kaybolmuş. Meryemşavo onu görünce yüreği sızlamış ama bir şey belli etmemiş.

Ama böyle bir şey gizlenebilir mi? Meryemguaşe ucube oldu, diye konuşmaya başlamışlar. Küçük kız başına geleni anlayınca çok ağlamış, ama yaşı küçük olduğu için çabucak unutup arkadaşlarının arasına katılmış.

Derken zaman geçmiş, Meryemguaşe’nin evlenme çağı gelmiş. Köyün kızları, delikanlıları evleniyor, Meryemguaşe’nin adını kimse anmıyormuş. Arkasından bakan gıpta ediyor, yüzünü gören pişman oluyormuş. Meryemguaşe gittikçe zayıflamış, insan içine çıkmaz olmuş, ağabeyi de bu duruma çok üzülüyormuş. Bir gün Meryemşavo ağzından kaçırmış:

- Ah, ağabey, demiş, Meryemşavo’nun kardeşi evde kaldı diye seni utandıracağıma çiçekten ölseydim daha iyiydi.

Bu söz ağabeyinin ta yüreğine işlemiş, acıyla orada yerleşmiş. Ne yapsın, yine atlayıp kâhinin yanına gitmiş.

- Yarabbi, Tanrı’nın ihsan gösterdiği bu kız kardeşimin derdine bir çare yok mudur?

- Olmaz mı, demiş kâhin, vardır elbet, ama onun çaresi çok daha zordur.

- Sen söyle!

- Söyleyeyim öyleyse: İki gözünü çıkar, kaynat, kız kardeşine etini yedir, suyuyla da yüzünü yıka, sapasağlam olur demiş kâhin. Ben başka çare bilmiyorum.

Delikanlı başı önünde dönmüş gelmiş, haçeşe (Asıl evden ayrı yapılan konuk evi.) girip oturmuş. İki gözünü çıkarıp bir kaba koymuş. Sonra annesini çağırmış, kendisi başı yorganın altında yatıyormuş.

- Ne istiyorsun, oğlum, demiş annesi içeri girerek. – Hasta mısın yoksa?

- Hasta değilim anne, uykum geldi de yattım. Bu çanaktaki iki gözü Meryemguaşe için satın aldım, kaynatıp ona yedir, suyuyla da yüzünü yıka!

- Olur mu öyle şey, diye şaşırmış annesi.

- Olur mu diye sorma da dediğimi yap, diye kızmış göz yuvaları ağrıyan delikanlı.

Annesi kabı alıp çıkmış, iki gözü kaynatıp kızına yedirmiş, suyuyla da iki yanağını yıkayıp yatırmış. Sabah kalktığında Meryemguaşe eskiden olduğundan çok daha güzelmiş. Onu gören annesi sevinçten bağırarak haçeşe koşmuş:

- Çabuk kalk, oğlum, kız kardeşin nasıl oldu bak, diye delikanlıyı zorla yatağından kaldırmış.

- Kaldırdığında bir de bakmış ki oğlunun iki gözü yok. Bunu gören kadın dövünmeye başlamış:

- Ah benim aptal oğlum, niye bizi de, kendini de mahvettin!

Meryemguaşe gelip ağabeyini görünce:

- Ne yapayım ben şimdi bu güzelliği, diye saçını başını yolmuş.

O sırada avluya kocaman bir kartal konmuş:

- Meryem oğlu Meryemşavo’yu arıyorum, demiş.

Meryemşavo bunu duyup kız kardeşinin yardımıyla dışarı çıkmış.

- Hoş geldin, eski dostum!

- Hoş bulduk, Meryem oğlu Meryemşavo! Küçük alacağım için gelmiştim; bana verdiğin sözü hatırlıyorsun değil mi?

- Hatırlıyorum elbette, demiş. Ama görüyorsun ben kör oldum, senin için ne yapabilirim? İstersen sana hayatımı vereyim, demiş.

- Senin hayatın daha sana lazım, niye zayıflık gösteriyorsun, demiş kartal. - Ben seni böyle bilmezdim!

- Affedersin, eski dostum, diyerek başını önüne eğmiş Meryemşavo. - Haydi dediğin yere gitmeye hazırım.

- Hayır, Meryem oğlu Meryemşavo, ben güzel kız kardeşin için geldim buraya, onu oğluma vermeni istiyorum.

- Ama bu nasıl olur, diye şaşırmış Meryemşavo. - Kartal insanla evlenir mi?

- Sözünü tutacak mısın, yoksa sözünden dönüyor musun?

- Vallahi, eski dostum, sen olmasaydın kız kardeşim de olmazdı. Madem öyle, al, oğluna hayırlı olsun, diyerek Meryemguaşe’yi kartala vermiş.

Kartal kızı kapmış, uçup gitmiş.

Aradan bir yıl mı geçmiş daha fazla mı, Meryemşavo sopa yardımıyla dolaşmaya alışmış. Bir gün bir yerden gelirken sağ omzuna bir kırlangıç konmuş:

- Meryem oğlu Meryemşavo, demiş, kartal yarın ona gelmeni rica ediyor.

- Nereye geleceğim?

- Sen köyün kenarına çık, ben seni götürürüm, demiş kırlangıç.

Ertesi gün Meryemşavo köyün kenarına çıkmış. Küçük kırlangıç gelip omzuna konmuş. Bu tarafa, şu tarafa diyerek onu götürmüş. Gittikleri yerde kız kardeşi onu karşılayıp sarılmış, elinden tutup bir odaya sokmuş, sedire yatırıp “kımıldamadan burada yat” demiş. Meryemguaşe pencereyi açıp seslenmiş. O anda odaya üç güvercin girmiş, ikisi ağızlarındaki suyu Meryemşavo’nun göz çukurlarına, üçüncüsü de ağzına bırakmış ve uçup gitmişler.

O anda Meryemşavo’nun iki gözü yerine gelmiş, her şeyi görmeye başlamış. Meryemguaşe sevinç içinde başucunda dikiliyormuş, yanında da utangaç güzel bir çocuk duruyormuş.

- Bu kim, diye sormuş Meryemşavo, bu tatlı çocuk kim olabilir?

- Ben kartalın oğluyum, demiş çocuk.

Böyle bir şeyi ilk kez gören Meryemşavo çok şaşırmış:

- Nasıl olur, demiş, - kartal yumurtasından insan çıkar mı?

- Ben yumurtadan çıkmadım, demiş kartalın oğlu. - Ben doğduğumda annem babam hastalıktan ölmüşler, kartal da acıyıp beni buraya getirmiş ve büyütmüş.

- Nerede benim eski dostum?

Meryemşavo’yu evden çıkarıp bir eğlenceye götürmüşler. Yabani hayvanlar ayrı, kuşlar ayrı yiyip içiyormuş. Bir meydanda büyük bir düğün kurulmuş, canı isteyen gidip oynuyormuş. Kartal tek başına bir yerde oturuyormuş. Meryemşavo yanına gitmiş, samimiyetle selamlaşmışlar. Sofra kuruluymuş, oturup houh (İyi dilek ve kutlama konuşması.) yapmışlar, yiyip içmişler. Bir ay sürmüş eğlence.

Şeçer her zaman periler diyarıdır; gidip bir peri kızına talip olmuşlar, gelin almışlar; damatlarına başlık olarak bir alp (Masal Atı) vermişler. Meryemşavo’yu ata bindirmişler, periyi de önüne oturtup yolcu etmişler.

Bugün hâlâ yiyip içip köyümüzün kenarında yaşıyorlar. İnanmayan gidip baksın.

Meryemşavore Bğejımre
Tavurıhişe (Yüz Masal), 1992, Nalçik, s.101-107
Derleyen: Nalo Zavur
Adıgece’den Çeviren: Murat Papşu
Kaynak: kafkasfederasyonu.org

Aslan Hasta

Aralık 17, 2018

Kurt avından dönüp ormana girerken, birisi ona seslenmiş.

- Sende mi hasta ziyaretine gidiyorsun koca kurt?

Kurt tüm çevresini gözden geçirmiş ama kendisiyle konuşanı görememiş. Kimseyi göremeyince yoluna devam etmiş. Çok geçmeden, çıplak bir güz ağacının üzerinde oturan saksağan seslenmiş.

- Konuşanı ciddiye almadan nereye gidiyorsun, ortadaki sıkıntıdan haberin yok mu?

- Ne sıkıntısı olan nedir? Konuşana bakmadan sormuş koca hırsız.

- Bundan daha kötü ne olabilir ki, kralımız hasta. Herkes ona üzülüyor, geçmiş olsuna gidiyor. Sen kendi işinin peşinde dolaşıyorsun, demiş saksağan.

- Ne olmuş, kaplan yok muymuş onun yanında? diye sormuş açgözlü hırsız.

- Kim yok mu diyorsun?

- O'nun kral vekilinden bahsediyorum, derken telaşı da belli oluyormuş aç gözlünün. O’nun vekili dediğin kaplan mı? O da var, ormanda ne kadar canlı varsa orada. Bunları söyleyen saksağan uçup gitmiş. Kurt, kendisinden başka herkesin orada olduğunu zannederek telaşla hasta aslanın yanına gitmiş.

- Dediği gibi, aslan hasta, ormandaki bütün canlılar da orada onun için üzülüyorlarmış. Geçmiş olsuna gidenler hasta aslanın etrafına oturmuşlarmış. Kurt aralarına girmiş, hastanın hatırını sormuş.

- Hastalığınızı şimdi duydum, yoldaydım buralarda değildim, demiş ve aralarına oturmuş.

- Sizin hasta da sağlıklı da pek umurunuzda mı? diyerek kaplan sitemle söze karışmış.

- Sayın ekselansları, gerçekten buralarda değildim.

- Yoktum ne demek, her nerde olursan ol kralın hastalandığını bilmen gerekir! demiş, sinirlenmiş kaplan.

- Benden başka gelmeyen de var, demiş kurt.

- Kim o gelmeyen? demiş hasta aslan.

- Duyanlar geldi etrafınızda oturuyorlar, oldukça kalabalık, sinirlenmeyiniz, demiş kaplan sempatiyle aslanın gönlünü hoş tutmak için.

- Neden tilki gelmedi, kendisini ne zannediyor? demiş kurt diğer gelenlere dönerek.

Ziyarete gelenler etraflarına bakmışlar. Kurt söyleyinceye kadar kimse tilkinin gelmediğinin farkına varamamış. “Neden tilki gelmedi?” diye kurdun ortalığı karıştırdığını çabucak tilkiye ulaştırmışlar. O da telaşlanmış. Yanına gidince nasıl bir bahane uydursam diye düşünürken, havada bir sürü turnanın dolaştığını görmüş. Biraz sonrada yakın bir yere konmuşlar. Tilki aralarına dalmış,bir turna yakalamış. Geçmiş olsuna elinde turnayla gitmiş:

- Kralımızın hasta olduğunu duyunca, turnanın et suyuna kurdun aşık(bilek) kemiği katılıp içirilirse ilaçtır dedim, bunu getirdim. Tutmak, yolmak, temizlemek zamanımı aldı. Gecikmem ondandır saygıdeğer ekselansım. Bu ara aslanın ağrıları artmış inlemeye başlamış. Herkes telaşlanmış.

- Sayın ekselans, bu getirdiğim turna senin ilacın, ancak kurdun aşık kemiğini nereden bulacağımızı bildiriver, demiş tilki.

- Bulun bir kurt alın aşık kemiğini, demiş aslan.

- Başka yerde neden arayalım, emret bunun kemiğini alalım. Dedikoducu kurt oturduğu yerden tilkiye bakmış ayağa fırlamış. Fakat kaplan yanında bitivermiş. "Çatlayasıca seni, ona sinirlenme" demiş. Kurt sırtını çevimiş durmuş. Tilki:

- Ey kurt, bir şey konuştuğun yerde sana bir şey söylenirse kabul etmiyorsun. Benim söylediğim seni nasıl kısa sözlü yaptı!.

Kaplan, kurtla tilkinin arasına girerek:

- Hasta ekselansımızın emirlerini yerine getirmek dururken siz bu konuları tartışamazsınız. Neden başka yerde arayalım, hazır kurdun kemiğini aldığımız zaman olay kapanmıştır.

Tilki hasta Aslan'a dönerek:

- Bu hastayı uzun zaman sıkıntıda bırakacak mıyız? İlacını yapmadan? Tilki bunu söyleyince herkes ayağa kalkmış, kurda çullanmışlar, sol ayağının aşık kemiğini sökmüşler. Kurt üç ayağının üzerinde kalakalmış. Tilki kurda doğru dönmüş sırıtarak:

- Sen benim dedikodumu yapınca başına böyle bir şeyin geleceği içime doğmuştu. Uygun oldu mu dördüncü ayağını kısaltmaları? demiş. Hasta ziyaretçileri yardımlaşarak turna etini çabucak kaynatmışlar.

- Et kaynadığına göre çıkartın, et suyunun altına ateşi verin, yoksa yavan turna etinin hiç bir faydası olmayacak demiş, tilki. Herkesin başına uzman kesilmiş.

- Ne yapalım ya, eti atalım mı? demiş tavşan.

Neden atacakmışız? Hasta iyileşinceye kadar onu saklamak gerekiyor. Ben onu kimsenin bulamayacağı gibi saklarım. Onu biri bulursa et suyu da şifalı olmaz. Siz kemiği et suyunun içine atıp ben gelinceye kadar kaynatın, diyerek tilki eti yürütmüş. Tilki bu emri verdikten sora eti götürmüş, karnını bir güzel doyurmuş. Kalanı da daha sora yemek üzere iyice saklamış. Tilki sakince geri döndüğünde et suyu kaynıyormuş. Onu da indirttirmiş.

- Çanak dolusu kaynar et suyu çıkartın, demiş. Çarpık bacak ayı elinde kaynar et suyu dolu çanakla arkada, tilki önde, hastanın başucuna dikilmişler.

- İlacımız hazır ekselansları.

- Hazır olduysa verin! demiş aslan inleyerek.

- Kalbinin üstünü yukarı getirerek yatar mısın ekselansları?

Kaplan yavaşça sokularak aslanı öyle çevirmiş incitmeden.

- Biraz kaynar gibi gelecek endişelenmeyesin demiş. İçinde kurdun aşık kemiği çanak dolusu kaynar et suyunu aslanın boğazına doldurmuş.

- Bunun yaramaması düşünülemez, kalınca örtün demiş tilki. Boğazına kemikli kaynar et suyu doldurulmuş hastayı kalınca örttürmüş. Çok geçmeden içi yanan aslan ölmüş. Tilkinin tesirli ilaç içirdiğini kabullenen kalabalık da dağılmış.

Kestiği roller aklına gelen tilki gülerek giderken, kurdu görmüş, dalga geçerek:

- Yine dedikodu yapar mısın koca kurt? demiş.

Bunları söyledikten sonra tilki gitmiş, daha önce sakladığı yarım turnayı yemeğe koyulmuş. Böylece, dedikodu yapmanın cezasını fazlasıyla bulmuş kurt.

Nart Dergisi 54. Sayı
Kitap: Dışe Kane 
Çeviren: Ağarcanokue Hüseyin Ercan

Kaynak: kafkasfederasyonu.org

Page 1 of 10

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

Dünya Anadil Günü Kutlu olsun #21ŞubatDünyaAnaDilGünü https://t.co/efJvKZ4mWC https://t.co/zWIe3wDT3P
RT @AdigeGorer: Diyasporaya,Kafkasya ve Orta Doğu'da Çerkesler. https://t.co/H28ukEGnrE
#SOSRUKO Çerkeslerin mitolojik kahramanı Sosruko 'mobil oyun' olarak uyarlanmış :) #sosruko #clashofsosruko
RT @CaucasusForum: 23 Şubat Çeçen-İnguş Sürgünü Anma Etkinliği https://t.co/EAVH7UmLEv
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı

Çerkesler nasıl Müslüman oldu?

Yüz Ellilikler Listesi ve Çerkesler