Kafkasya'nın en eski halklarından biri olan Osetler bu bölgenin tam kalbini oluşturan topraklarda -Ana Kafkas Sıradağı'nın merkez kısmının her iki tarafında bulunan dağ boğazlarıyla onlara bitişik düzlüklerde- yaşamaktadırlar. Terek, Urhu, Liahva, Aragva ve daha nice irili ufaklı nehirlerin doğduğu yerler Oset'lerin ülkesinde bulunmaktadır. Rusya'yı Güney Kafkasya ve Orta Doğu ile bağlayan karayollarının bir ucu -Gürcü Askeri Yolu (Daryal Geçidi); Oset Askeri Yolu (Mamison Geçidi); ve nihayet yakın dönemde açılan Trans-Kafkasya Anadolu (Ruk Geçidi) Oset topraklarından geçmektedir. 

Tarihi boyunca bütüncül bir etnik-kültürel coğrafya oluşturan Osetya günümüzde yönetsel olarak Rusya Federasyonu'na Bağlı Kuzey Osetya ya da yeni adıyla Alanya Cumhuriyeti ve 1990 yılında Gürcistan'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya Cumhuriyeti olmak üzere iki kısma bölünmüştür. İki egemen Oset Cumhuriyetinin toplam yüzölçümü 12.000 km kare civarındadır. Osetler'in toplam nüfusu 600.000'in üzerinde olup, bu nüfusun üçte biri anayurtlarının dışında yaşamaktadır. 

Diğer Kafkas halklarından farklı olarak Oset'ler Hint-Avrupa dilsel ve kültürel-tarihsel birliğinin irani koluna mensupturlar. Oset tarihi ve dili ile ilgili ilk araştırmalar XVIII.yy.'ın sonlarında yapılmaya başlanmış ve Kafkasya'nın tam ortasındaki bölgede kadim Hıristiyanlık geleneğini sürdüren bu Hint-Avrupa halkına ilişkin bu ilk bilgiler romantik Avrupa'yı epeyce etkilemiştir.Geçen yüzyıl için olağandışı görünen bu olgu, birçok Batılı ve Rus bilim insanını Oset'lerin tarihi, dili ve folkloru konusunda ciddi araştırmalar yapmaya yöneltmiştir. Bu araştırmaların en önemli yanlarından birisi, bir bilim dalı olarak Osetoloji'nin ortaya çıkması olmuştur. Değerli çalışmalarıyla bu bilimsel branşın temelini atanlar arasında, Julius Klaproth, Andreas Sjogren, Vsevolad Miller, Maksim Kovalevski, Georges Dumesile, Vaso Abayev gibi önemli isimler bulunmaktadır. 

Bir Halkın kökeninin (atalarının) geldiği yer ile anayurdunun farklı olması artık, o halkın tarihi yazılırken önemli bir sorun oluşturmamaktadır. Eski çağlardan beri Kafkasya'nın etnik-kültürel zemininde kökleşen Osetler'in bugün artık "Kafkasya'nın otokton halklarından biri olmadıkları" olgusu üzerine vurgu yapılmamakta ve Osetler Avrasya'daki bütün halklar arasında mevcut etnik-linguistik ve kültürel-tarihsel bağların, karşılıklı etkileşimlerin organik bir parçası olarak kabul edilmektedirler. 

Eski Kafkasyalılar ve Hint-Avrupalılar 

Geçen yüzyılın 60'lı yıllarında Osetya'nın dağlık kesimlerinde o zamana kadar bilinmeyen bir Bronz Devri kültürünün izleriyle karşılaşılmıştır. KOBAN Köyü yakınlarında bir dağ nehrinin eski mezarları aşındırması sonucunda, bu mezarlardan olağanüstü güzellikte eşyalar ortaya çıkarılmıştır. İlk buluşların gerçekleştiği yerin adını taşıyan Koban Kültürü Bronz Devri sanatının zirvelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Koban uygarlığı en parlak dönemini MÖ.200'li yılların ortaları ile 1000'li yıllar boyunca yaşamıştır. Koban kültürüne ait çok sayıda buluntudan özellikle ikisi, en göz alıcı ve önemli örnekleri oluşturmaktadır: Bunlar Oset dağlarının kuzey yamacındaki Koban köyü ve güney yamacındaki Tli köyü civarında bulunan eski mezarlardır.

Bu bölgelerde ortaya çıkarılan tunçtan eğri baltalar, geniş kemer tokaları, ok ve mızrak uçları, hançerler, bilezik ve kopcalar, insan ve hayvan heykelcikleri sağlamlıkları, itina ile yapılmış süslemeleri ve eksiksiz biçimleriyle oldukça etkileyici görünmektedir. Eşyaların çoğu oyma resimlerle bezenmiştir. Koban sanatının bu özellikleri daha sonraki Alan dönemi eserlerinde de çok belirgin bir biçimde izlenebilmekte ve aynı geleneğin bugünkü Oset sanatında da devam ettiği görülmektedir. 

Eski Kobanlı'lar (Koban kültürü taşıyıcıları) dağ vadileri ve dağların eteklerine yakın ovalarda yerleşmişlerdi. Ekonomilerinin temelini hayvancılık oluşturuyordu, büyükbaş hayvan ile at yetiştiriciliği yapıyorlardı (Buradan Merkezi Kafkasya'ya özgü mera sisteminin daha Koban kültürü döneminde ortaya çıkmış olduğunu anlıyoruz.) Hayvancılığın yanı sıra, arpa, buğday ve darı ekimine dayalı tarım faaliyetinde bulunuyorlardı. Ayrıca, çömlekçilik ve dokumacılık gibi zanaatlarda oldukça ustalaşmışlardı. 

Kobanlı'ların etnik ve linguistik kökenleri konusunda henüz kesin bilgilere ulaşılamamıştır. Uzun süre Kafkas dil ailesine mensup bir kavim sayılmışlarsa da, bu görüşü doğrulayacak hiçbir ciddi bilimsel kanıt şimdiye kadar bulunamamıştır. Son yıllarda ileri sürülen Hint-Avrupa kökenli bir kavim oldukları yönündeki iddialar da şu ana kadar inandırıcı kanıtlarla desteklenememiştir. Buradaki önemli olan nokta, etnik kökenleri ne olursa olsun Kobanlı'ların, Oset'lerin İrani atalarının Merkezi Kafkasya'ya gelip yerleştiklerinde burada bulundukları ve zamanla asimile ettikleri en eski topluluklardan bir tanesi olmasıdır. 

MÖ.8.yüzyıl sonlarıyla, 7.yüzyılın başlarında doğudan batıya doğru ilerleyen İrani göçebe İskit kavimleri, Kafkasya'nın kuzeyindeki steplere gelip buralara hakim olmuşlardır. Eski çağ boyunca buradan Ön Asya'ya doğru yaptıkları seferler, İskit'leri dünya tarihinin ön sahnesine çıkararak, kendi sosyal ve kültürel gelişmeleri üzerinde de önemli bir ivme yaratmıştır. Askeri sefer güzergahları Kuzey ve Güney Kafkasya üzerinden geçen İskitler, zamanla ana Kafkas Sıradağı'nın her iki tarafını da yerleşmek üzere yurt olarak benimsemişlerdir. İskit klasik kültürünün özgün nitelikleri bu topraklarda biçimlenmiş, Kafkasyalı ve Ön Asyalı diğer kavimlerle girilen ilişkilerin de bu kültür üzerinde etkileri olmuştur. 

Yoğun etkileşim ve bütünleşme MÖ.7.yüzyıldan itibaren başlamış, yerli ahali üzerinde siyasi hakimiyet kuran İskit'lerin ileri gelenleriyle Kobanlı'lar arasındaki ilişkiler giderek artmıştır. İskitler ile Kobanlı'lar arasındaki bu etkileşimin en belirgin kanıtları Osetya'daki Tli mezarlarında gözlenebilmektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki, İskitler'in ilk olarak dağlık bölgelere yerleşen küçük asker grupları, yerli kadınlarla evlenerek, onlarla karışmış, sonra da onları diğerleri izlemiştir. Öte yandan İskit-Koban ortak yaşamının gelişmesinin maddi temeli, İskitler'in, dağlardan maden çıkarma ve işlemeyi bilen bu yerli (Koban) toplulukların deneyimlerine ihtiyaç duymasıydı. Nitekim arkeolojik verilerde Kobanlı'ların İskitler'in güneye doğru yaptıkları seferlere katıldıklarını doğrulamaktadır. 

Böylece MÖ. 7 ve 6. yüzyıllarda Merkezi Kafkasya ile Kafkasya'nın kuzeyindeki step bölgeleri arasında (başka deyişle Ön Kafkasya'da) sosyo-politik ortaklıklar oluşmaya başlamıştır. Daha sonraki dönemlerde bu ortaklık dilsel ve etnik birliğe dönüşmüştür. Doğudan gelen irani göçebelerin yeni bir dalgası (Sarmat ve Alan akınları) İskitler'in Kafkasya'da kazandıkları siyasi ve etnik-kültürel konumu daha da güçlendirmiştir. Bu toplulukların sahip oldukları irani dil, onları Avrasya steplerinin ve eski uygarlıkların büyük dünyasına bağlamış, nüfuzlarını artırmıştır. İskit'lerin ve Sarmat/Alan'ların yarattıkları yüksek kültür, sahip oldukları gelişmiş ekonomik ve sosyo-politik sistem, Kobanlı toplulukların giderek İskitler ve Sarmatlar arasında asimile olmalarına yol açmıştır. Bu sentez sürecinin sonucu olarak ortaya çıkan yeni oluşum, bugünkü Oset halkının ataları olarak kabul edilmelidir. 

İskitler ve onların akrabaları olan Sarmatlar Eski Çağın İrani halklar ailesine mensuptular. Linguistik sınıflamaya göre İskitler ve Sarmatlar Doğu-İrani alt gruba dahil edilmekte, tarihsel -coğrafi açıdan ise Kuzey İrani halkların arasında sayılmaktadırlar. Eski İraniler ise dil ve kültür bakımından Hint-Ari kavimlerle çok yakındırlar. İraniler'in ataları önceleri Hint-Avrupa ailesi içinde Hint-İrani(Ari) birliğini meydana getirmekteydiler. 

Hint-İrani halkların dini ve mitolojik tasavvurlarının, toplumsal düzenlerinin, adet ve geleneklerinin birçok ortak yönleri olduğu bilinmektedir. Temel çekirdeği İskit-Sarmat dönemlerinde oluşan Oset Nart destanları da konuları, motifleri ve imgeleri açısından doğrudan benzeşimlerini İran ve Hindistan'ın epik eserlerinde ve kutsal kitaplarında bulmaktadır. 

Eski Osetler Yunanlılar, Romalılar, Slavlar, Cermenler, ve diğer Hint-Avrupa halklarıyla sıkı kültürel ilişkiler içerisinde olmuşlardır. Ayrıca Fin-Uygur ve Türkik kavimlerle girmiş oldukları kültürel ve dilsel etkileşimin de kanıtları bulunmaktadır. Ancak eski Oset'lerin en yoğun etkileşimi Kafkasya'daki diğer yerli topluluklarla olmuştur. Prof.V.Abayev'in belirttiğine göre, "Eski Çağda Osetler'in Hint-Avrupa ailesine mensup halklar dışında kalan kavimlerle kurduğu kültürel-tarihsel ilişkiler içerisinde en önemli ve derin olanlar Kafkas dünyası ile olanlardır 

İskitler, Sarmatlar, Alanlar

MÖ. bininci yılda Güneydoğu Avrupa'nın ve Orta Asya'nın steplerine İrani göçebe halklar olan İskitler, Sarmatlar, Sakalar ve Massagetler yerleşmişlerdi. Bu yekpare kültür dünyası, Batı ile Doğu, Güneyin eski uygarlıkları ile Kuzey Avrupa kavimleri arasındaki birleştirici halkayı oluşturmaktaydı. "İskit toplulukları" olarak bilinen bu halklar söz konusu zaman için yüksek sayılabilecek bir kültür yaratmışlar, bıraktıkları mükemmel "hayvan figürleri" ile özellikle güzel sanatlar alanında ünlenmişlerdir. MÖ.5.yüzyıl'da yaşamış ünlü Yunanlı tarihçi Heredot'un gayet ayrıntılı anlattığı üzere Kuzey Kafkasya ve Karadeniz'in kuzeydoğusundaki ovalara, Avrupa İskit'leri yerleşmişlerdi. Bunların çoğunluğu göçebe hayvan yetiştiricileriydi, ancak bazı kabileler tarımla da uğraşmaktaydı. Göçebe İskitleri anlatırken Heredot "ne kentlerinin, ne de istihkamlarının olduğunu, evlerini ise beraberinde taşıdıklarını" yazmaktadır. Nitekim göçler sırasında İskit kadın ve çocuklarının arabalara yerleştirilmiş çadırlarda, erkeklerin de at üzerinde hareket ettikleri bilinmektedir.

İskitlerin gösterdiği yükselme, demir işleme teknolojisini öğrenmeleri ve göçebe hayvancılığı geliştirmelerine bağlıydı. Çünkü demir madeninin kullanılması tarım, zanaat ve savaş sanatında bir devrim gerçekleştirmiştir. Çobanlığın yerini alan göçebe hayvancılık ise sürülerin hızla büyümesine ve uçsuz bucaksız steplerin otlaklara çevrilmesine neden olmuştur. İskitlerin başlıca servetini, kuşkusuz, yılkı atları oluşturmaktaydı. Yaptıkları büyükbaş hayvancılığında ekonomik açıdan önemi vardı. Ancak, at mülkiyeti İskitler'de kişinin sosyal onuru ve ekonomik bağımsızlığını bir ölçütü olarak kabul edilmekteydi. Atı üzerinde savaşa katılmak bir İskit için son derece onurlu ve profesyonel bir işti. Tipik bir İskit savaşçısı, mızrak ve "akinak" denilen kısa bir kılıçla donanmış olan atlı okçudur. Yaşadıkları dönemde yenilmez sayılan İskit süvarisi düşmana aniden hücum etme yeteneğiyle ünlenmiştir.

MÖ.6.yy.da İskitya'da "on devlet "adıyla bir oluşum ortaya çıkmıştır. Antik yazarların İskit krallığı olarak tarif ettikleri bu siyasi oluşum, her birinin başında ayrı bir kral bulunan üç bölümden meydana gelmekte ve krallardan bir tanesi aynı zamanda bütün İskitya'nın kralı sayılmaktaydı. Her bir krallık bölgesi de yerel hükümdarların yönettiği bucaklara ayrılmaktaydı. Bu hükümdarlar birleşik İskit ordusu içindeki bucak kuvvetlerine komutanlık etmekteydiler. Öte yandan, krallar üzerinde de etkisi olan "halk meclisi" askeri-demokratik geleneği de sürdürülmekteydi. İskitya'nın bu coğrafi ve politik örgütlenmesi, bütün Hint-İrani topluluklarda görülen ve temelinde evrenin üç bölümden meydana gelmiş olduğu yolundaki mitolojik-dinsel tasavvur yatan, üçlü sosyal şemaya dayandırılmıştır. Heredot tarihinde İskit'lerin kökeni konusunda anlatılan efsane, İskitlerin ilk atası olan Targitay'ın aslını tanrılara bağlamaktadır. Targitay'ın üç oğlu Lipoksay, Kolaksay ve Arpoksay, Ari'lerin üç sosyal işlevini -din, savaş ve üretim- temsil etmektedirler. Buna uygun olarak Targitay'ın oğullarının neslinden gelen İskit toplumu üç "uruk" tan, ülkesi ise üç krallıktan kuruludur. Bu üçlü bölünme Oset Nart destanlarında da aynen korunmuştur. Nart'ların üç sülalesi Alegate, Exşartegate ve Borate Nart ülkesini üç kısma ayırmakta ve üç işlevli Ari şemasına göre kurulmuş olan bir toplumu oluşturmaktadırlar. Osetler'in sosyo-politik uygulamalarında bu eski üç öğeli yapının izleri 19. yüzyıla kadar ulaşmıştır.

Bu arada tarih bazı İskit krallarının adlarını günümüze şöyle aktarmaktadır: Yarı efsanevi Ariant, İran kralı Darius'u yenen İdantirs, İskit adetlerine ihaneti yüzünden idam edilen Skil, ayrıca Spargapif, Lik, Gnur, Argot, Ariapif, Oktamasad. İskitler, M.Ö.4yy.'da yaşamış Atey adındaki kralın yönetimi altında güçlerinin zirvesine erişmişlerdir. Ancak M.Ö.3yy.'da İskitya artık bu gücünü yitirmeye başlayacaktır. İskitlerin zayıflamasının ardından, Ön Kafkasya ovalarında Güney Ural ve Aral steplerinden göç eden Sarmatlar egemenlik kurmaya başlamıştır.

M.Ö.2 ve 1.yy'larda İskitya adı yerini Sarmatya'ya bırakmıştır. İskitlerle birlikte, Saka ve Massaget boylarının bir kısmı da güçlenen Sarmat kabile birliklerine katılmışlardır. Sarmatlar da göçebe bir halktı, ancak sosyo-politik yapıları İskit'lerinkinden geriydi. Sarmatların toplumsal düzeni tipik 'askeri demokrasisi' özellikleri göstermekteydi. En önemli özelliği ise kadınların, erkeklerle birlikte savaşa katılabilecek derecede yüksek bir toplumsal konuma sahip olmasıydı. Kuban ve Terek nehirleri boylarında yaşayan Sarmatlar'ın bir bölümü zamanla yerleşik yaşam tarzına geçmiştir. Sarmatlar Asya ve Avrupa'yı birbirine bağlayan önemli ticari yollarını denetimleri altında tutmaktaydılar. Bunlardan biri 'Sarmat' yolu olarak bilinmekte ve Terek ve Aragva vadileri ile Daryal geçidi üzerinden Kuzey Kafkasya'dan Ön Asya'ya doğru gitmekteydi.

M.S.1.yy'da Güneydoğu Avrupa ve Orta Asya Sarmatlar'ı, Alan adı altında birleşmişlerdir.(Alan kelimesi, Hint-İrani halkların eski ortak öz adı 'arya'/'aryana'nın dil kurallarına uygun olarak gelişmiş Osetçe telaffuz biçimidir.) Adlandırmanın yenilenmesi eski İskit-Sarmat toplulukların siyasi tarihindeki yeni bir aşamaya işaret etmektedir. Alan döneminin ayırıcı niteliğini ekonomide yarı-göçebeliğe geçiş oluşturmaktadır. Hayvan yetiştiricilerinin eski mevsimlik oba yerleri, Alanlar döneminde sürülmüş tarlalardan oluşan sabit yerleşimlere dönüşmüştür.Aşağı don boyunda ve Kuzey Kafkasya'da yaşayan Alanlar tamamen yerleşik yaşama geçmişler ve ilk korunaklı (müstahkem) Alan kentlerini kurmuşlardır.

Alanlar da savaşkanlıklarıyla bilinmektedirler. Öyle ki, 4.yy'da yaşamış Romalı tarihçi Ammianus Marcellinus "Alanların tehlikeli seferlerden ve savaşlardan adeta zevk aldıklarını" yazmaktadır. Alanlar özellikle güneye (Güney Kafkasya ve Ön Asya'ya) ve batıya (Roma imparatorluğunun sınırlarına) doğru yaptıkları akınlarla ünlenmişlerdir. Antik yazarlar Alan ücretli askerlerinin eski dünyada büyük rağbet gördüğünü ve bu askerlerin başka toplulukların savaşlarına gönüllü olarak katıldıklarını belirtmektedirler. 

Antik çağın bu kahramanlık dönemlerinin dünya görüşünün özgün nitelikleri ve İskit-Sarmat-Alanların yaşam biçimlerine ilişkin etnografik detaylar Oset Nart destanlarında itinayla korunmuştur. Eski çağ yazarları tarafından tarif edilen İskit ve Sarmat-Alan dinsel törenlerinin bir çoğu da günümüz Osetlerinin ayin ve ibadet pratiklerinde devam etmektedir.


Batıda Alanlar

4.Yüzyıl'da başlayan Büyük Kavimler Göçü sırasında Alanlar Hun istilasına uğrayan ilk Avrupa halkı olmuşlardır. Hunlarla giriştikleri savaş Alanların yenilgisiyle sonuçlanmıştır. 372 yılında Alanların bir kısmı batıya Roma imparatorluğunun sınırlarına ilerlemekte olan Hunlara katılmıştır. 9 Ağustos 378'de Edirne civarlarında Roma ordusuna karşı kazanılan zaferde Alan süvarisi belirleyici bir rol oynamıştır.

Bu yenilgiden sonra Roma bir daha kendini toparlayamayacaktır. Kısa bir süre sonra ise Alanlar Hun ittifakından çıkıp, 406 yılında Germen boyları olan Vandal ve Suevlerle birlikte Galya'yı istila etmişlerdir. Burada Alanlar ikiye ayrılmışlardır. Başlarında Goar'ın bulunduğu bir grup Roma'nın hizmetine girmiştir. Zayıflamakta olan İmparatorluk, bu grup Alanlar'a İmparatorluk çıkarlarını maaş ve toprak karşılığı savunmak üzere federal bir statü tanımıştır. Roma İmparatorluğu ile ittifak yapan Alanlar, bugünkü Fransa, Belçika topraklarıyla, İtalya'nın kuzeyine yerleşmişlerdir. Smbid, Eoxar, Beorgor, Sangiban Alanlar'ın adları tarihe geçmiş krallarıdır. Sangiban'ın krallığı döneminde Alanlar, 15 Haziran 451'de yapılan ve Roma İmparatorluğunun Hun'ları durdurmayı başardığı son büyük askeri zaferde -Campi Catalaunici (Katalaun Ovası) savaşında- büyük ün kazanmışlardır.

Alanlar'ın başında kral Respendial'in bulunduğu diğer kolu, Roma İmparatorluğu ile düşmanlığını sürdürüp, Vandallar ile ittifak yapmıştır. 409 yılında Franklar'ın saldırıları karşısında Vandallar ile Alanlar Galya'dan bugünkü İspanya topraklarına göçmüş ve İberik Yarımadası'nın önemli bir bölümünü ellerine geçirmişlerdir. Alanlar'ın Lusitanya ve Kartagena, Vandallar'ın ise Doğu Galisya ve Betika üzerindeki egemenliklerini yapılan bir anlaşma ile Roma İmparatorluğu da tanımak durumunda kalmıştır. Ancak çok geçmeden Roma, Vandallar ve Alanlar ile baş edebilmek için bir müttefik bulmuştur. 416 yılında İspanya'yı, Roma'ya olan Germen kabilelerinden bir tanesi, Batı-Gothlar'ı ele geçirmiştir. Alanlar ile Batı-Gothlar'ı arasında uzun süren savaşlar olmuş, sonunda kralları Addak'ın 418'de savaşta ölmesiyle Alanlar egemenliği Vandal kralına devretmek zorunda kalmışlardır.

Bugünkü Osetler


Dağlık yörelerde dağınık guruplar halinde yaşayan Osetler "Yurttaş Toplulukları" şeklinde örgütlenerek, geleneksel sosyo-politik birliklerini yeni koşullar içerisinde tekrarlamışlardır. Oset yurttaş toplulukları eski Hint-İrani toplumsal kuruluşunun biraz değiştirilmiş bir şekliydi. Bu toplulukların üyeleri her biri toprağın ayrı kısmına sahip üç klandan (boydan) oluşuyordu. Topluluğun birliğinin ideolojik kanıtını, söz konusu üç klanın (yani bütün yurttaşların) aslının ortak atadan geldiği yolundaki epik efsane sağlamaktaydı. Böylece Hint-İrani'lere özgü toplumsal ayrımın üç öğeli şeması canlandırılmış olmaktaydı. Yurttaşlar toplumunun mükemmel örneği Ari üç işlevliğinin gelenek ve uygulamalarını XIX.yy.'ın ortalarına kadar koruyabilen Alagir (Wellacır) Toplumu oluşturmaktaydı. Alagir (Wellacır)Toplumunun toprakları üç kısımdan kuruluydu ve Kuşegonte, Tserajonte ve Sidemonte olmak üzere üç klandan oluşuyordu. Efsaneye göre, daha sonraları Osetya'nın dört bir tarafına yayılan Wellacır toplumunun bu eski klanları Osetler'in atası sayılan Os-Bagatar'ın neslinden gelmekte ve onun üç oğlunun (Kuşegon, Tserajon ve Sideamon) adlarını taşımaktaydı. Üç Klanın işlevsel evrensel uzlaşması dini Kuşegon'lere, savaşı Tserajon'lere, üretimi ise Sidemon'lara bırakıyordu.

Osetya'daki yurttaş toplulukları işgal ettikleri toprakların büyüklüğü ve nüfusları açısından farklılıklar göstermekteydiler. Efsanevi atalarının adları da farklıydı. (örneğin Kurtate Toplumu'nda Kurta ile üç oğlu, Dergevs'ta Kambi ile üç oğlu vs.). Fakat bütün toplulukların örgütlenme biçimleri aynıydı. Topluluğun varlığının temelini toprak oluşturuyordu. Bütün yurttaş topluluğu üyeleri bu toprakların ortak sahibi sayılmakla birlikte, fiilen toprak sahipliği üç klandan birine mensup ayrı bir köy (komşular topluluğu) ya da bu köyde oturan sülaleler ('mıggag'lar) gerçekleştirilmekteydi. Her hane sahibinin tam haklara bir yurttaş sıfatıyla belirli bir arazi parçası üzerine hakkı bulunmaktaydı. toprak hakları ile sosyal ve politik bağların koparılmaz birliği sıradan bir yurttaşın üye olduğu değişik ortaklıklar hiyerarşisi içinde sağlanıyordu. Bu hiyerarşi: aile-sülale (mıggag)-köy-klan -yurttaş topluluğu dizisi olarak gelişmekteydi. Yurttaşlara 'wejdan' denilmekteydi. Bu kelime günümüz Osetçe'sinde 'soylu,asil' anlamına gelmekteyse de, başlangıçtaki kullanımı itibariyle bu terim, sadece ortak ilk atanın neslinden olmanın verdiği soyluluğu anlatmaktaydı. Osetya'nın bazı yerlerinde bu sözcük yakın dönemlere kadar bir tür hitap biçimi olarak kullanılmıştır. babadan oğula intikal eden 'wejdan'lık ünvanına (başka bir deyişle yurttaşlığa) sahip olabilmek için ortak ilk atanın neslinden gelmek, belirli bir (mevrus)arazi parçasının sahibi olmak ve topluluğun diğer üyeleriyle eşit olmak gerekliydi. 

Yurttaş topluluğunun politik kuruluşunun temeli 'nıhaş': denilen ve çok kademeli bir yapıya sahip halk meclisiydi. En üst kademedeki 'nıxaş': yerel özyönetimin temsili örgütlerinin bölgesel sistemini oluşturan mahalle, sülale, köy ve klan 'nıxaş'larına dayanmaktaydı. Yerel 'nıxaş'ların daha üst kademedeki halk meclislerine delegeler göndermeleri yoluyla, yüksek 'nıxaş'ta açık demokratik seçimlerle belirlenmiş, sorumlu halk temsilcileri toplanırlardı. Yurttaş topluluğunun halk meclisinin yasallığı, her üç klanın yetkili delege gruplarının hazır bulunup bulunmamalarına bağlıydı. Aynı ilke gönüllü milis kuvvetlerinin oluşturulması ve ara bulucu mahkemelerin üyelerinin seçimi sırasında gözetilmekteydi. Yurttaş topluluğunun ekonomik esasını komşu toplulukları (köyler) halinde örgütlenmiş eşit haklı yurttaşların ('wejdan' ların) küçük çiftlikleri oluşturmaktaydı. Bazı monolokal/tek birimli yurttaş toplulukları zamanla büyük ticari-ekonomik merkezlere dönüşerek 'on kent' niteliği kazanmışlardır (örneğin, Fiyagdon kıyısındaki Tsimiti Koyu, Iref kıyısındaki Donıfarş, Gizeldon kıyısındaki Dergevş vb). 

Geleneksel toplumsal örgütlenme biçimlerinin bu çok eski şekillerini, değişen koşullara uyarlayan Oset Yurttaş Toplulukları, sahip oldukları manevi değerleri güncelleştirip, geleneksel kültürel özellikleri korumayı sağlayabilecek bir toplumsal alan yaratmayı başarmıştır. Özlerini korumak için geliştirdikleri bu sosyo-kültürel muhafazakarlıkla etnik birliklerinin temellerini koruyabilmiş, aynı zamanda Oset Dili'nde ve folkloründe (sözlü edebiyatında) en kadim Hint-İrani (ve daha geniş olarak Hint-Avrupa) atalarının zihniyet yapılarını saklayabilmişlerdir. Bunun tipik örneği XIX.yy'ın ikinci yarısında ve XX.yy'ın birinci yarısında yazıya çevrilen yukarıda deyindiğimiz Nart Efsaneleri'ndeki üç işlevli ideolojidir.

Oset Dağ Toplumlarının Ortaya Çıkışı 

xvı-xvıı. yy'larda, genellikle bir büyük dağ boğazının ya da yüksek olmayan geçitlerle ayrılmış birkaç vadinin doğal sınırları içinde Oset Dağ Toplumları meydana gelmiştir. Kuzey Osetya'daki dağ toplulukları Wellacır, Kurtatte, Tegiate ve Dıgur’dı; Çok yüksek rakımlı merkezi/orta Osetya'dakiler, Tualgom, Urstualta ve Tursugom; Güney Osetya'dakiler ise, Kudar, Dzaw, Ksan ve Kud toplumlarıydı. Her dağ toplumu, ya bağımsız bir yurttaş topluluğundan ya da askeri ve politik amaçlarla ittifak kurmuş birkaç yurttaş topluluğundan oluşmaktaydı. Doğal şartların, askeri-stratejik konumun ve siyasi bağların farklılığı Osetya'nın değişik kısımlarının farklı biçimlerde gelişmesine ve farklı bölgesel özelliklerin oluşmasına yol açmıştır. Dağ Osetya'sı feodalizmin gelişmesinin iki modeline tanık olmuştur. Nispeten "saf" şekliyle bu modellerden biri Kuzey Osetya'nın doğusunda (Wellacır, Kurttate ve Tegiate toplumlarında), diğeri ise batısında (Dıgur'da) mevcuttu.

Doğuda'ki feodal düzen modeli, komşular topluluğunun çözülmesi sonucunda ortaya çıkmış ve feodal ilişkilerin gelişmesinin temelinin özgür topluluk üyelerinin ekonomik yönden bağımlı ve başkalarının topraklarını icar (geçici olarak kiralayan) çiftçilere dönmeleri teşkil etmektedir. Bu modelin ayırıcı nitelikleri bağımlı köylünün kendi toprağının olmayışı, toprak sahibine rant ödemekle yükümlü kiracının tam bir kişisel özgürlüğe sahip olması ve mevrus toprak parçalarına sahip bağımsız köylüler sınıfının sayıca çok olmasıdır. Batıda ise komşular topluluğu önemini feodal ilişkiler sisteminde de korumaktaydı. Doğu Osetya'da feodallerin ve kiracı köylülerin sülalelerinin kökeni aynıydı ve çözülmüş komşu topluluklarına dayanıyordu. Dıgur’a asiller/toprak sahipleri dışarıdan gelmişti ve buradaki yurttaş topluluğunu hakimiyeti altına alarak, mevcut topluluk yapısını korumuştu. Osetya'nın Batısında uygulanan modelin önemli özellikleri şunlardı:

Bağımlı topluluk üyeleri sürülecek ve biçilecek tarla ve çayırlara sahip olabiliyorlardı, ancak başlıca rant kaynağını oluşturan otlaklar sadece soyluların elindeydi. Ekonomik bağımlılık beraberinde kişisel bağımlılığı getirmekte,böylece köylüler belirli bir feodal/soylu aileye mevrus biçimde bağlanmaktaydı. Merkezi ve Güney Osetya'ya gelince, burada Oset feodalizminin her iki modeli de mevcuttu. Güney'deki bazı çevre toplumlarının farklılığı ise, en üst soylu kesimin Gürcistan'ın siyasi yaşamında aktif rol oynamasıydı. Bu soylular sınıfı zamanla tamamen Gürcüleştiler. 

Oset feodal düzeninin klasik örneğini Tegiate Toplumu göstermekteydi. Tegiate’ler Genaldon ve Cıjeldon nehirlerinin vadilerini ve Terek nehrinin Daryal Geçidi'ndeki sol taraflarına yerleşmişlerdi. Tegiate Toplumu'nun çekirdeğini 11 soylu sülaleye (æлдæрттæ-eldarlar) ait topraklar oluşturmaktaydı. Bu sülalelerin çoğunluğu Dergevş Köyü kökenliydi. Toprağı gaspederek ve eşitleri olan yurttaşlarını hakimiyetleri altına alarak "eldarlık’lık (æлдар-Feodal Bey-derebeyi) ünvanını tekellerine almışlardı. XVIII-XIX. yy'da Tegiate' "eldar’lık ölçütlerine (yani köken-toprak sahipliği-tam hak sahibi olmak üçlüsüne) sahiplerdi. Dergevş’te Eldattate (Æлдаттатæ) ,Mamşırate (Мамсыратæ) ve Txoştate (Тхостатæ) olmak üzere üç "eldar" sülalesi kalmaktaydı.Yesenate (Есенатæ) ,Kanıkuate (Хъаныхъуатæ) , Kunduxate (Куындыхатæ) , Tuganate (Тухъанатæ) , Tılattate (тылаттатæ) ve Şanate ( Санатæ) ‘ler yeni köyleri kurarak oraya taşınmışlardı. İki "eldar" sülalesi de-Cantiate (Дзантиатæ=Джантиатæ ve Dudarate (Дударатæ )’ ler Tegiate’lere kendi köylüleri ile birlikte dışarıdan katılmışlardı. 

"Eldar'ların mülkiyetindeki bu merkezi topraklara 6 küçük bağımsız topluluk komşu oluyordu. Bu çevre topluluklarının en güçlü sülaleleri, Tegiate nüfusunun ikinci derecede soylu (wejdan) sayılan zümresini oluşturuyordu. Tegiate toplumu böylelikle dört sınıfa ayrılmaktaydı: Üst kesim 'Eldar ve wejdan'lardan ibaretti. Sayıca en kalabalık olan 'ferşagleg'lar (tam çeviriyle "yandaki adamlar") kesimi çevre/periferik toplulukların bütün eşit haklı üyeleriyle 'eldarların ve vejdanların köylerindeki bağımlı toprak kiracılarını kapsamaktaydı. 'Kevdeşard'lar (yemlikte doğanlar) asillerin alt sınıflarından kadınlarla yaptıkları 'ikinci', tam haklı olmayan evliliklerden doğan çocukları ve bunların aileleriydi. Sosyal sınıflamanın en alt kademesinde bulunan az sayıdaki 'kuşegte” (köleler) ise bütün toplumsal haklardan yoksun olup efendilerinin tam malı sayılmaktaydılar.

Her kiracı köylü ('ferşagleg' veya kevdeşard') ailesi toprak sahibine her yıl bir koyun, bir kuzu, bir araba yükü kuru ot, üretilen tereyağ ve peynirin bir bölümünü ve bazı feodallere de ürettikleri buğdayın bir kısmını verirlerdi. Her köylü yılda üç gün efendisinin tarlasında çalışırdı. 'Eldarların'ın çağrısı olduğunda 'ferşagleg'ler ve' ‘kevdeşard’lar onun arkasından akınlara ya da gümrük nöbetlerine çıkarlardı. Daryal Geçidi üzerindeki denetim eldarlara büyük bir gelir sağlamakta ve Tegiate’leri geniş bir siyasi ve ticari ilişkiler ağı içerisine sokmaktaydı.

Değişik Oset toplumlarının yerel özellikleri daha önce, Alan Devleti döneminde oluşturulmuş olan geleneksel birlik bilincini yok edememiştir. Nitekim Oset dağ topluluklarının komşularının da Osetya'yı tek bir ülke olarak kabul ettikleri bilinmektedir. Oset toplumları iç işlerinde bağımsız davranırlarken, askeri ve dış ilişkilerinde diğer Oset toplumlarıyla birlikte davranmayı tercih etmişlerdir. Başka bir deyişle, XV-XVIII yy'lar Osetya'sı konfederatif esaslara göre birleşen, özerk bölgelerden oluşmaktadır. Bütün milletin kaderini etkileyebilecek özel durumlarda, konfederasyon adına karar almak üzere genel Osetya 'Nıxaş'ı toplantıya çağrılmaktadır. Bu tür halk meclisinin son örneği Osetya tarihinde büyük rol oynayan ve Rusya'ya gönderilecek elçiliğin kadrosunu atamak üzere toplanan 1749 'Nıhaş'ı olmuştur.

Oset Dağ topluluklarının ovalara dönüşleri 

XVIII.yy'ın ilk yarısında Osetya derin bir krizin eşiğine gelmiş bulunmaktaydı. Ekonomik olarak, işlenebilecek toprakların sınırlarına varılmış, nüfus fazlalığı nedeniyle ekilebilecek yeni topraklara ihtiyaç doğmuştu. Feodalizmin bu aşamasında üretim temelinin genişletilmesi ve politik sistemin yeni ihtiyaçlara uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Toprak açısından sınırlara varmış olunması ve eşitsiz sosyo-ekonomik gelişme sonucunda komşu Oset toplumları arasında ihtilaflar baş göstermişti. Sıkışılmış bu coğrafyadan kurtulmanın bir yolu Khabardey veya Gürcü prenslerinin tabbiyetine girerek, dağlardan ovaya dönüş olabilirdi. Ancak bu tür bir "sömürgeleşme" Oset soyluları için ise yükümlülüklerinin katlanması anlamına gelecekti. Buna karşılık, yeni edinilebilecek süzerenler ne belirli bir sosyal güvenceyi, ne siyasi istikrarı, ne de etkili bir askeri himayeyi teklif edecek durumdaydılar. Ayrıca Khaberdey'leri dışarıdan körüklenen prensler arası çekişmelere kemirmekteyken, bir dizi krallığa/prensliğe bölünmüş olan Gürcistan kendini bile savunmaktan aciz durumdaydı. Yine de güçlü Khaberdey ve Gürcü prenslikleri, sınırlarındaki Oset toplumlarını askeri kuvvet veya ekonomik baskıyla egemenlikleri altına almaya çalışıyorlardı. Bu ortamda Osetya'nın çıkarları Rusya'nın dış siyasi planlarına uygun düşmekteydi.

Kafkas meselesi Rusya İmparatorluğu'nun doğu politikasının merkezini oluşturmaktaydı. Kafkasya'ya ilerlemek suretiyle Rusya Karadeniz'e çıkışını kolaylaştırmayı, güney sınırlarını sağlamlaştırmayı ve Orta Doğu'daki başlıca rakiplerini Osmanlı İmparatorluğu ile İran'ı sıkıştırmayı tasarlamaktaydı. Osetya'nın Kafkasya'nın tam ortasında, stratejik erişim yollarının kesiştiği bölgedeki coğrafi konumu XV-XVII.yy'larda Oset halkının kurtuluşu ve yaşayabilmesi için bir avantaj oluşturuyorken, XVIII.yy'dan itibaren aynı coğrafi konum, değişen koşullar nedeniyle bir dezavantaja dönüşmüştür. Aslında Oset ulusu stratejik olarak önemli bir coğrafyada yaşamanın bedelini bugüne kadar ödemeye devam etmiştir. Rus yönetiminin XVIII.yy'dan beri Osetlere karşı duyduğu ilginin niteliği, Çarlığın Kafkasya genel valilerinden birisinin daha sonraki dönemde söylediği şu sözler çok iyi anlatmaktadır: "Osetya'da sağlam hakimiyetimiz Kafkas dağlarının çok daha büyük bir bölümünde üstünlüğümüzü pekiştirecektir."

Osetler ise Rusya'ya, Oset toplumları arasındaki gerginleşen ilişkileri düzeltebilecek ve hem kuzeyde, hem de güneyde onları dış saldırılardan koruyabilecek bir organize devlet gücü gözüyle bakmışlardır. Nitekim, Osetler Rusya'nın yardımıyla Kuzey Kafkas Ovası'na dönmeyi ummaktaydılar. Rusya ile girdikleri ticari ilişkiler de, onlara Rusya'ya güvenebileceklerini göstermişti. 1749 yılında Oset toplumları Rusya'ya katılma konusunda ortak karar almışlardır. Rusya ile diplomatik ilişkiler kuran Osetya üç yıl boyunca Petersburg'da seçkin siyaset adamı Magkatı Jurab’ın başkanlığındaki bir elçi tarafından temsil edilmiştir. Ne var ki katılmayla ilgili işlemler ertelenmiş, ancak 1774 yılında, Osmanlı-Rus savaşının sona ermesinden sonra imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'nın Rusya'ya Kuzey Kafkasya 'da istediği hareket serbestisini tanımasından sonra yapılmıştır. 1774'den sonra Oset-Rus ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. Tarafların üzerinde anlaştıkları ortak kararların yerini Osetya'yı Rusya'nın idari sistemine dahil etmek için acele eden Rus makamlarının tek taraflı davranışları almıştır. Zaman zaman silahlı çatışmalara dönüşen ihtilaflar, bölgede Rus yönetiminin polis, mahkemeler ve vergi sistemi gibi unsurlarıyla beraber tam ve nihai olarak kurumlaşmasına kadar sürmüştür. 1830 yılında gerçekleşen bu olay Osetya'nın kuzeyinde ve güneyinde eş zamanlı bir surette düzenlenen imha operasyonlarından sonra mümkün olmuştur. İnatçı direnişleri Osetleri Rus askeri yönetimine tabi olma zorunluluğundan kurtarmaya yetmemişse de, beklenmedik bir biçimde onların komşularının iddialarından kurtulmalarına yaramıştır. Nitekim daha önce Osetya'nın Rusya'ya katılmasını engellemek için entrikalar çeviren Gürcü prensleri, Gürcistan'ın kendisi de Rus yönetimine katıldıktan sonra bazı güney Oset toplumları üzerinde hak iddia etmeye başlamışlardır. Ancak Rus yönetiminin onların bu talebine verdiği cevap olumsuzdu: kudretli bir imparatorluğa karşı savaşmaya cesaret edebilen insanlar, Gürcü'lere bağımlı olamazlar.

1784'de Daryal (Askeri Gürcü) Geçit Yolu bölgesinde güvenliği sağlamak amacıyla Rus yönetimi Vladikafkas kalesini inşa ettirmişlerdir. Kalenin Osetçe adı olan Dzaucikew Osetya'nın bugünkü başkentine daha önce burada bulunan küçük bir Oset köyünden miras kalmıştır. Osetya'yı devlet idaresi alanına dahil etme sürecinde edinilen deneyimler Kafkasya'daki Rus makamlarına çok şey öğretmiştir. XIX. yy.ın ortalarından itibaren karşılıklı uyuşma ve alışma dönemi başlamıştır. Bu dönemde geçekleşen idari sistem ve taksimatın evrimi ve yönetme usullerinin gelişimi eski Oset coğrafi-politik organizasyonun ve geleneksel halk temsilciliği ve mahkeme şekillerinin hesaba katılmasına ve kullanılmasına dayanmaktaydı. İmparatorluğun idari kuruluşunda izlenen temel esas etnik olmaktan ziyade coğrafiydi ve Kafkasya'nın özel şartlarında bu esas birde askeri-stratejik faydalılık prensibiyle tamamlanmaktaydı. böyle bir yaklaşımın sonucu olarak Osetya 'Kuzey' ve 'Güney' olmak üzere Ana Kafkas Sıradağı boyunca iki parçaya bölünerek bunlardan biri Kuzey Kafkasya'daki, öbürü de Güney Kafkasya'daki Rus yerel yönetimlerini emri altına verilmiştir. Kuzey Osetya'nın en büyük kısmı XIX. yy.ın ortasında önce Vladikafkas ilçesi, daha sonra Askeri Oset ya da Oset ilçesi denilen ve Terek Eyaletine bağlı olan tek bir idari birim içinde toplanmıştır. Güney Osetya'nın topraklarının çoğu Tiflis Eyaletine, azıda Kutais Eyaletine (ikisi de Gürcistan) ithal edilmiştir. Kuzey Kafkas Ovası'nı yeniden benimsemeye yönelik ilk girişimler daha XVIII. yy.da başlamıştır. Bunun sonucunda Khaberdey prenslerine ait toprakları kira ile tutan Oset feodallerinin kurdukları köyler ortaya çıkmış, Osetler Mozdok ve Vladikafkas çevresindeki düzlüklere yerleşmişlerdir. XIX. yy.ın ilk yarısında ise Osetler'in ovaya göçme süreci kitlesel ve düzenli bir şekil almıştır. bunu sayesinde feodal ilişkiler yeni üretim bazı edinmiştir.

Söz konusu dönemde gerçekleşen önemli gelişmeler şöyle sıralanabilir: Topraktan yararlanmada kişisel-ailesel sistemin kesin zaferi, rantın parayla ödenmesi usulünü yaygınlaşması, ekonomik yönden bağımlı köylülerin değişik sınıfsal grupların durumlarının eşitlenmesi. Ancak bunları bütün Rusya pazarıyla bağların genişlemesi, zanaatta ve tarımda piyasaya yönelik mal üretiminin artması, ilk sanayi işletmelerinin ortaya çıkması izlemiştir. Pazara doğrudan bağlılık koşullarında küçük köylü ekonomisi soyluların genç latifundium'larından daha sağlam ve dayanıklı çıkmıştır. Dağ sömürme metodları ovada zor tutulmaktaydı. Hızlı iktisadi kalkınmayı hedefleyen ve Osetya'daki politik durumun istikrarsızlaşmasından korkan Rus Hükümeti büyük çiftlik sahiplerinin çıkarlarını savunmak istememiştir. Sayıları az olan asillerle özgür Oset köylüleri arasındaki sosyal çatışma feodal bağımlılık siteminin yıkılışıyla çözümlenmiştir. Köylüler soylulara karşı olan eski yükümlülüklerini yerine getirmeyi kesip, işlettikleri topraklardan yararlanmaya devam etmekteydiler. Zaferlerini 1853'ten 1867'ye kadar aşamalı olarak gerçekleştiren tarım reformu berkitmiştir.

Reformun başlıca prensipleri ova arazilerinin devlet mülkiyeti ilan edilmesini ve gerek köylülerin, gerekse eski efendilerinin topluluk hukuku çerçevesinde ayrı ayrı yerleştirilmelerini ve ayrı ayrı topraklandırılmalarını öngörmekteydi. Sonuçta, örneğin, Tegiate eldar’ları bütün Tegiate halkı gibi aile başına 40 desiyatinlik (1 desiatin 1.09 hektara eşittir.) arazi parçaları edinilerek köylü kitlesi ile ekonomik olarak denkleştirilmişlerdir. Kuzey Kafkas Ovası'ndaki reform dramatik gelişmelere de sebep olmuştur. Kuzey Oset toplumlarının nüfusunun yaklaşık dörtte biri ve bu arada asillerin çoğunluğu Müslüman'dı. bu durumu da kullanarak imtiyazlarını yitirmekte olan asiller partisi Osmanlı İmparatorluğuna göç hareketine önayak olmuştur. Bazı verilere göre, Oset muhacirlerinin sayısı 3-5 bin civarındaydı. bunların çoğu Oset nüfusunun en prestijli ve sosyal olarak en aktif gruplarının mensuplarından ibaretti. Vatanda kalan Oset soylu sınıfı ise reformdan sonra hızla çökmeye başlamıştır.

Vladikafkas (Kuzey Osetya) Ovası'nın benimsenmesine paralel olarak Güney Osetler'in Kartli ve Kaheti gibi Doğu Gürcistan prensliklerine göçleri sürmekteydi. Gürcü krallarının ve prenslerini daha önce Osmanlı ve İran ordularınca harap edilen topraklarına Osetler'in en büyük göç dalgası XVIII. yy.a rastlamaktadır. Gürcülerin toprağa şiddetle muhtaç olan Oset dağlılarını davet etmeleri genellikle hem ekonomik, hem askeri amaçları gütmekteydi. Örneğin, Doğu Gürcistan hükümdarı II. Iraklı (Erekle Han) Kaheti'deki Oset kolonilerini bölgeyi dış saldırılara karşı koruyacak bir kordon şeklinde yerleştirmiştir. Güney Osetya'nın asil kendisinde ise XIX. yy.nin başları ve ortaları köylülerin özgürlük savaşımlarıyla geçmiştir. 1860'larda yapılan reform burada da kişisel bağımlılığı kaldırmış ve toprak ilişkilerinin düzenlenmesinin genel Rusya sistemini yürürlüğe koymuştur.

Ovaya yerleşme ve devlet yönetiminin kurulması, tarım reformu ve pazar ilişkilerinin gelişmesi Osetya'nın dağınıklığının giderilmesine ve dış bağlarının genişlemesine yol açmaktaydı. XVIII. yy'ın sonlarından XIX. yy'ın ortalarına kadar meydana gelen olaylar ve gelişmeler halkın toparlanması sürecini hızlandırarak ulusun yeniden doğuşu için ortam hazırlamıştır.

X. yy'ın başlarına doğru Oset toplumsal hareketi ve kamuoyu için ülkenin idari bölünmüşlüğüne ve sömürge halkı konumuna boyun eğmenin imkansızlığı artık açık olmuştur. Ulusal yeniden doğuş Osetya'nın politik birleşmesi fikrinin ortaya konulmasına yol açmıştır. bu hedef 1905-1907 Rus devrimi sırasında faal şekilde tartışılmış, 1917 Şubat'ında Çarlık rejiminin düşmesinden sonra ise en başta gelen amaç olarak belirlenmiştir.

Rusya'da iç savaş ve imparatorluğun dağılması ortamında Osetler'in politik bilinci ve ulusal egemenliği net olarak Oset halkı kongreleri örgütsel biçimini almıştır. 1917-1919 yılları arasında yapılan 11 ulusal kurultay iki en önemli sorunu karara bağlamış: Kuzey ve Güney Osetya'yı genel halk irade izhari düzeyinde birleştirmiş ve yasal yetki organı olarak Oset Ulusal Meclisi'ni meydana getirmiştir.

Oset halkının I. Kongresi 1917 Nisan'ında toplanmıştır. Kasım 1917'de yapılan IV. Kongre Osetya'da geçici olarak tam devlet yetkisi sahibi kılınan Oset Ulusal Meclisi'ni seçmiştir. Meclisin başkanlığına Simon Takatı, yardımcılıklarına da Tsomak Gadiatı ve Gappo Gaggaykı getirilmişlerdir. Tümgeneral Afaki Fidaratı (ordu başkomutanı) ve albay Gaspo Gutsunatı'nın (kurmay başkanı) yönetiminde ulusal silahlı kuvvetlerin kurulmasına başlanmıştır. Ordu kamu düzenini ve halkın güvenliğini korumak amacıyla oluşturulmaktaydı. Aralık 1917-Ocak1918 tarihlerinde İnguş çetelerinin Vladikafkas'a düzenledikleri saldırılar bile Osetler'in 'Militarizm'ini artıramamıştır. Şubat 1918'de toplanan V. Kongre 'komşu kardeş halklarla savaş fikrini aklına bile getirmediğini ve bazı grupların insiyatifiyle başlayan düşüncesiz çatışmaların kesin son bulacaklarına inandığını' belirtmiştir. Nisan 1918'de yapılan VI. Kongre Osetya'yı Sovyet yönetimindeki Terek Cumhuriyeti'nin yapısına dahil etmişse de, üç ay sonra Temmuz 1918'de toplanan VII. Kongre Sovyet iktidarını tanımayı reddetmiştir.

Ulusal Meclis delegeleri farklı siyasi görüşleri temsil eden insanlar olmakla beraber, büyük çoğunluğu aydın kesime mensuptu. Meclisin bileşimi kongreden kongreye değişmekte, Osetya içindeki ve etrafındaki koşullar ve gelişmeler de birbirinin yerini almaktaydı. Meclisin onurunu pek büyük derecede artıran bir olgu olarak vurgulanmalıdır ki, faaliyetleri daima Osetya'da iç savaşı önlemeye yönelikti.

Rusya'da artık başlamış olan iç savaş konusunda Osetya'da birbirine karşıt yaklaşımlar mevcuttu. Bolşeviklik yanlısı 'Kermen' Partisi Sovyet iktidarını desteklemekteydi. Ortacı/merkezci bir örgüt olan 'Kosta'nın Çevresi' Rusya'daki iç çekişmelere karışmama ve kendi kaderini belirleme prensiplerini savunarak Oset Devleti'ni kurma fikrini yaymaktaydı. Oset Ulusal Meclisi de ikinci tutuma yönelmekte, fakat (Oset tarihinde çok defa olduğu gibi) bilincine varılan zorunluluk ile bu zorunluluğu hayata geçirmek için gereken politik olanaklar arasındaki trajik çelişkiyi bir türlü giderememekteydi. Osetya'nın kaderi bu kez de sınırları dışında kararlaştırılmıştır. Ulusal birlik ve politik özerklik emelleri Osetler'e pahalıya mal olmuş: "beyaz"ların ve "kızıl"ların ortak çabalarıyla iç savaş Osetya'ya yine de ithal edilmiştir. Osetya'nın kuzeyinde 1920'de, güneyinde ise 1921'de kurulan Sovyet iktidarı başlangıçta Osetya'nın birleştirilmesi fikrini desteklemekteydi. Fakat 1920'lerin ortalarında Sovyetler birliği yönetimi ulusal sorunun demokratik yöntemlerle çözümünden vazgeçip eski imparatorluk prensiplerine dönmüştür. Birleşme gerçekleşmemiştir. Gene de Sovyet iktidarı yıllarında Oset halkı ileride ulusal devlet yapısını yeniden kurmayı ve geliştirmeyi kolaylaştıracak bazı önemli ön koşulları yaratabilmiştir.

Kuzey Osetya 1924'te Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlı özerk bölge, 1936'da ise özerk cumhuriyet statüsünü elde etmiştir. Güney Osetya 1922'de Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içindeki özerk bölge olmuştur.

İki ayrı ulusal idari birimin çerçeveleri içine hapsedilmiş de olsa Osetya bu dönemde ciddi sosyo-ekonomik ve kültürel başarılar kazanmıştır. Ulusal orta eğitim sisteminin kurulması özellikle dikkate değerdir: örneğin, 1920'de Kuzey Osetya'da açılan 88 okuldan 55'i Osetçe öğretim yapmaktaydı. Ne var ki, daha sonra Sovyetler Birliği'nde gerçekleştirilen iktidarın baştan aşağı merkezleştirilmesi, büyük nüfus kitlelerinin zorla göçürülmeleri ve Güney'de "zorunlu Gürcüleştirme", Kuzey'de ise "yumuşak Ruslaştırma" şeklinde uygulanan ulusal asimilasyon politikası çok geçmeden Oset özerk oluşumlarının yönetsel ve ulusal kültürel gelişmesini baltalamıştır. 1960'larda Osetya'da son Osetçe eğitim yapan okullar kapatılmıştır.

Birleşme ve gerçek ulusal egemenlik uğrunda mücadelenin yeni aşaması 1981'de başlamıştır. 24 Ekim tarihinde Vladikafkas'ta (o zamanki adıyla Orconikidze'de) hükümet binasının önündeki meydanda toplanan binlerce insan Kuzey Osetya resmi yöneticilerinden halkı canilere ve soygunculara karşı korumasını ve rüşvetçilik ve yolsuzluklara saplanan yüksek makam sahibi kişileri görevden alıp cezalandırmasını istemiştir. Yönetimin buna cevabı tehditler ve hakaretlerden ibaretti. Kaba kuvvet kullanılarak dağıtılan bu miting halk ayaklanmasının başlangıcı olmuştur.

Üç gün boyunca şehrin merkezinde taşlar, sopalar ve 'molotof kokteyli' şişeleriyle silahlı sivillerle Sovyetler Birliği'nin diğer bölgelerinden de (özellikle Gürcistan'dan) takviye alan tenkit birlikleri arasındaki göğüs göğüse çarpışmalar devam etmekteydi. Osetya'da yaşayan çeşitli uluslara mensup insanların katılımıyla ve saf ütopik sloganlarla gerçekleşen ayaklanma şiddetle bastırılmışsa da, bu olaylar Osetler'in tam bir kuşağını manevi anlamda özgür kılarak vatanlarını da gelecekteki sınavlara ve değişmelere hazırlamıştır.

Ekim 1981 Vladikafkas ayaklanmasından sonra diğer Sovyet cumhuriyetler ve kentlerinde de rejimin eksikliklerini protesto eden gösteriler yapılmıştır. 1985'te ülkenin krize doğru kaydığını fark eden Sovyet liderleri devleti sağlamlaştırmak için 'perestroyka' (yeniden yapılanma) adıyla bir demokratikleştirme hareketini başlatmışlardır. Fakat artık iş işten geçmişti. Sovyetler Birliği'ne bağlı cumhuriyetler ve uluslar ne Moskova'daki merkezi yönetime, ne birbirlerine güvenmekteydiler. Ülkenin çeşitli bölgelerinde etnik çatışmalar ve savaşlar patlamıştır. 'Perestroyka' başarılı olamamış ve 1191'de Sovyet Devleti bütün karşı çabalara rağmen dağılıp tarihe karışmıştır. Ayrık durumdaki Osetya çetin imtihanlara göğüs germek zorunda olmuştur. Sovyetler Birliği varlığını kestikten sonra sadece onu oluşturan 15 birlik cumhuriyetinin bağımsızlığı tanınmıştır. Özerk ulusal oluşumlar ise Sovyet döneminde bağlı oldukları birlik cumhuriyetlerinin içinde bırakılmıştır. Bu dönemde Kuzey Osetya gibi Rusya Federasyonu'na bağlı özerk cumhuriyetlerin hakları önemli ölçüde genişletilerek 'federe cumhuriyetler' sıfatıyla Rusya içinde kalmaları sağlanırken, bağımsızlığı elde eden Gürcistan'daki durum tam farklıydı. Gürcü olmayan uluslara ve etnik uluslara karşı baştan beri son derece hoşgörüsüz ve tehditkar tutum alan aşırı ulusçu, şoven örgüt ve hareketler daha 1989'da Güney Osetya'ya silahlı saldırıları düzenlemeye başlamışlardır. 1990'da Gürcistan'da seçimle iktidar başına gelen bu güçler ilk işlerinden biri olarak Güney Osetya'nın özerkliğini kaldırmışlardır. Buna karşılık ulusal varlığını korumak amacıyla Güney Osetya kendini bağımsız bir cumhuriyet ilan etmiştir.

5 Ocak 1991'de Gürcü polis ve ordu birlikleri ansızın Güney Osetya'nın başkenti Tsxinvali'ye baskınla girerek Osetler'e karşı açık bir imha savaşına girişmişlerdir. Yaşlı, çocuk veya kadın farkı gözetilmeden sivillere işkence edilmiş ve öldürülmüş, tiyatro, okullar ve kütüphaneler yakılıp yıkılmıştır. Çok geçmeden faşistler şehirden atılmışlarsa da, bunu izleyen daha 1,5 yıl boyunca Güney Osetya'nın birçok yerlerinde işgalcilerle yerli savunma güçleri arasında ağır çatışmalar sürmüştür. Çoğunluğu Gürcistan'ın iç bölgelerinden olmak üzere 100 bini aşkın Oset, Gürcülerin yaptıkları vahşetten kurtulmak için evini, malını terk etmek ve Kuzey Osetya'ya sığınmak zorunda kalmıştır. Mültecileri barındırmaktan başka Kuzey Osetya bu dönemde Güneylilere elinden gelen ekonomik, politik ve askeri destek de vermiştir.

Aylarca süren Tsxinvali kuşatılması ve diğer muharebelerde yüzlerce yurtseverin şehit olmasına rağmen, Osetya savunucuları teslim olmamışlardır. 1992 yazında Rusya nihayet devreye girerek Gürcistan'ı askeri birliklerini Güney Osetya'dan geri çekmeye ve ateşkes sözleşmesini imzalamaya mecbur etmiştir. Halen de geçerli olan bu sözleşme uyarınca, sorunun siyasi çözümü bulunup kesin barış akdedilene kadar bölgede güvenliği koruma görevi birer Rus, Oset ve gürcü taburundan kurulu Üçlü Barış Gücü'ne verilmiştir. Maalesef, Oset topraklarındaki feci olaylar bununla bitmemiş: 31 Ekim 1992'de İnguşlarla çatışmalar başlamıştır. Beş gün içinde Prigorondi İlçesi'nde ve Vladikafkas'ın kenar semtlerinde devam eden kanlı çarpışmalar sonucunda pek çok insan hayatını kaybetmiştir. İki komşu halk arasında ilişkilerdeki yaranın derinleşmesine ve ek Rus askeri birliklerinin barış gücü olarak bölgeye gönderilmesine neden olan bu olaylardan sonra ikili görüşmeler süreci başlatılmışsa da, şimdiye kadar kesin uzlaşma sağlanamamıştır.

Son yıllarda yaşanan sıkıntılar ve sarsıntılarda iki Oset Cumhuriyeti de bir olmaya ve ulusal benliklerini ve egemenliklerini ortaklaşa korumaya azimli olduklarını göstermişlerdir. Bu da yukarıda genel çizgileriyle tarif etmeye çalıştığımız bin yıllık Alan-Oset tarihinin günümüzde kesilmeyip şimdiki ve gelecekteki kuşaklarca devam ettirileceği umudunun belki de en önemli kaynağıdır.

Bu yazı Nart Dergisi'nin 5 ve 6.sayılarında yayımlanan
Ruslan Bzarti'nin (Kuzey Osetya Tarih ve Arkeoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı)
DÜNDEN BUGÜNE OSETLERİN TARİHİ başlıklı yazısından alınmıştır.

Çev: Georgi Tsotsiti
NOT: Metinde Rusça veya yanlış yazılan isimler Alan Kültür ve Yardım Vakfı’nca düzeltmeye tabi tutulmuştur.


KAYNAK : ALAN KÜLTÜR VE YARDIM VAKFI

Dağıstan Cumhuriyeti

Republic of Daghestan

Республика Дагестан

 

 

 

 

 

 

Başkent: Mahaçkale
Cumhur Başkanı: Mukhu Aliyev
Başbakan: Şamil Zeynalov
Nüfus: 2.576.531 (2002)
Yüzölçümü: 50.278 km2
Nüfus yoğunluğu: 51.20 kişi/km2
Resmî dil(ler): Bazı Dağıstan Dilleri, Rusca
Saat Dilimi: UTC+2
Milli Marş Dinle-İndir
Resmi Sitesi: www.e-dag.ru

 

Çeçen İçkerya Cumhuriyeti

Chechen Republic of Ickeria

Чеченская Республика

Нохчийн Республика, Nohçiyn Respublika

 

  

 

 

Başkent: Caharkale (Grozni)
Devlet Başkanı: Doku Umarov (Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti)
Devlet Başkanı: Ramzan Kadirov (Çeçen Cumhuriyeti)
Nüfus: 1.103.686 (2003)
Yüzölçümü: 15.500 km2
Nüfus yoğunluğu: 71.21 kişi/km2
Resmî dil(ler): Çeçence, Rusca
Saat Dilimi UTC+3
Milli Marş Dinle-İndir
Resmi Sitesi: www.chechnya.gov.ru

Abdurrahman Avturhanov
 
15 Ocak 1939 tarihli İzvestiya gazetesi, Resmi Sovyet haber ajansı TASS'a dayanarak "Çeçenistan-İnguşetya'nın beşinci yılı" adlı şu yazıyı yayınladı:
"Beş yıl önce, 13 Ocak 1934'te kardeş dil, kültür ve yaşam tarzları olan iki Kafkas halkı, otonom bir Çeçen-İnguş Oblastı oluşturmak için birleştiler. 5 Aralık 1936'da bu Oblast, Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne dönüştü. Çeçenistan ve İnguşetya'nın tarihi, özgürlük aşığı bir halkın, Çarlık rejiminin büyük destek aldığı milli burjuvaziye ve kolonicilere karşı on yıl süren kanlı bir mücadelesidir. Sovyet rejimi yıllarında, Çeçenistan-İnguşetya, hiç tanınamayacak bir şekilde değişti. Hükümetin emriyle 400.000 hektardan fazla toprak daimi olarak kullanılmak üzere Cumhuriyetin kolkhozlarına devredildi. Köylülerin mülkiyeti olan toprakların %92.7'si kolkhoz için birleştirildi. Önemli bir petrol sanayii kuruldu. Yeni petrol üretim bölgeleri keşfedildi: Malgobek ve Gorskaya'da iki rafineri ve bir üretim tesisi (Krasni molot) (Kızıl çekiç) inşa edildi. Gıda işleme ve petro-kimya tesisleri kuruldu. Yanında yeni bir üretim tarzı olarak hafif sanayi ve evden üretim sektörleri icat edildi. Çeçen-İnguş halkının kültürü, Stalin anayasasının ışığı altında, görünürde milli, muhtevada sosyalist olarak gelişip büyüdü. Devrim'den önce Çeçenistan-İnguşetya'da yalnız üç okul vardı.Bugün 342 ilk ve ortaokulda 118000 çocuk okumaktadır. Yüksek öğretim kurumlarında, teknik okullarda, her yıl yüzlerce mühendis, teknisyen ve öğretmen yetiştirilmektedir. Bütün bu neticeler, halk düşmanlarına karşı verilen inatçı mücadelenin sonunda gerçekleşmiştir, yani Troçkicilere, Buharincilere, burjuva milliyetçilerine rağmen. Bunlar, Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'nin işçilere kazandırdıklarını ellerinden almak için uğraşanlardır."
  
ChecenTam beş yıl sonra, Şubat 1944'de Çeçenistan-İnguşetya'nın tüm halkı 24 saat zarfında tevkif edildiler. Tutuklu konvoyları bilinmeyen bir yöne doğru hareket etti. İki yıl ve dört ay sonra, İzvestia gazetesi eski tarihli RSFSR Yüksek Sovyet Prezidyumu'nun emirnamesini yayınladı: Bu emirname, Çeçen-İnguş Sovyet Cumhuriyeti'nin tasfiyesi ile halklarının tehcirini emrediyordu ve sürgün edildikleri yer hakkında hiçbir bilgi yer almıyordu.25 Haziran 1946 tarihli emirname, sürgünü aşağıdaki sözlerle haklı göstermeye çalışıyordu.
 
"Alman ajanlarının kışkırtmalarıyla pek çok Çeçen ve İnguş, Almanlarca organize edilen oluşumlara girmişler ve Alman Silahlı Kuvvetleri'yle birlikte Kızıl Ordu'ya karşı silahlı çatışmaya girmişlerdir. Alman emirlerine itaat ederek, Sovyet hükümetine arkadan saldırmak için çeteler oluşturmuşlardır. Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'nde yaşayan halkın büyük bir çoğunluğu, Rusya'ya ihanet eden bu kişilere hiç direnmemiştir. Bu sebepten dolayı Çeçen İnguş Cumhuriyeti tasfiye edilmiş ve halkı sürülmüştür."
 
Böylece Çeçenistan-İnguşetya'nın yüzyıllar süren tarihi sona ererken, bu Cumhuriyet, Sovyetler Birliği haritasından silindi ve mevcut sözlüklerden Çeçen ve İnguş kelimeleri çıkartıldı. Bu halkın yok edilmesinin resmi sebebi, Almanlarla işbirliği yapıldığı faraziyesine dayanmaktadır: şöyleki bu konuda Sovyet halkları cahildir ve Batı dünyasında da bu konuda bilgi eksikliği vardır. Bu konu ile ilgili olarak iki faktöre dikkat çekmek gereklidir: Birinci olarak, İkinci Dünya Savaşı süresince Çeçen İnguş topraklarında bir tek Alman askeri görülmemiştir. Yalnız, sınırdaki Malgobek bölgesi, kısa süreli işgal edilmiş ki burada yalnız Ruslar yaşamaktadır.
 
İkinci olarak ve maddi olarak imkansız olan şudur: Çeçenistan-İnguşetya Cumhuriyeti'nin mevcudiyeti süresince, hiç mecburi seferberlik olmamıştır ki Çeçen ve İnguşlar, Almancı oluşumlara katılabilmiş olsunlar. Sovyetler Finlandiya ile savaşırken mevcut kısmi seferberlik ise Alman Sovyet ihtilafının daha başında iken kaldırılmıştır. Dahası, Çeçen ve İnguşlar, Kızıl Ordu'da mecburi askerlik yapmaktan muaftılar. (Şubat 1942'de yayınlanan Kızıl Ordu Yüksek Komutanlığı Emri, bu muafiyeti açıklamaktadır: Çeçen ve İnguşların, dini sebeblerle domuz eti yemeyi reddetmeleri sebebiyle bu muafiyet tanınmıştır.)1944 Checehen deportasyonu

Savaşın başında 5 milyonluk Kızıl Ordu teslim olurken, Almanların birkaç düzine Çeçen ve İnguşu da esir aldıkları doğrudur. Bunlar bilahare Kuzey Kafkas Lejyonu çerçevesinde bir araya getirildiler ve 1945 yılı yazında Almanya'nın Hanover şehri civarında İngilizler tarafından Sovyetlere teslim edildiler. Fakat biz sürgünün sebebini açıklayan anahtar kelimeleri yukarıda bahsettiğimiz birinci dökümanda buluyoruz:
"Çeçenistan ve İnguşetya'nın tarihi, özgürlük aşığı bir halkın, kolonicilere karşı on yıl süren kanlı bir mücadelesidir."
İşte, yalnız bu cümle sayesinde tarihi gerçeği tespit edebiliriz.

Sovyet rejiminin kurulmasından önce Bolşevikler, ezilen halkların milli bağımsızlık ve hürriyetlerinin haklılığını savunuyorlardı. Fakat Sovyetler Birliği döneminde bütün hürriyet mücadeleleri yalnız mahkumiyetle kalmayıp, acımasız bir şekilde bastırıldı. Fakat bu durum, Çarlık Rusyası’nda bağımsızlık için savaşan milletlerin, Sovyet rejiminde mücadelelerinden vazgeçtikleri anlamını taşımıyor. Tam tersine, 1917 öncesinin Rusya tarihinde milli problem hiç bu kadar güçlü olmamıştı ve Rus olmayan milletler, Sovyet hakimiyetindeki kadar acımasızca baskı altında tutulmamışlardı. Çarlık Rusyası’nda, Slav olmayan Kafkasyalılar ve Türkistanlılar bağımsızlık mücadelesi veriyordu. Sovyet döneminde ise, milli bağımsızlık hareketleri, daha geniş çapta gerçekleşti: Slav olmayan bütün milletleri kapsadı ve eskiden olduğu gibi bu mücadelenin başladığı yer Kafkasya oldu. Lider de yine Çeçen-İnguş halkıydı. İşte bu sebepten dolayıdır ki onlar, güçleri eşit olmayan iki taraftan biri ve haklı davalarının ilk kurbanlarıdır.
 
Tarihi arka plan
Sovyetler Birliği'nin 1936 Anayasası'na göre Kuzey Kafkasya Krai (bölgesi) Çerkes, Adıge ve Karaçay Otonom Oblastları'ndan ve Kabardey-Balkar, Kuzey Osetya, Çeçenistan-İnguşetya ve Dağıstan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri'nden oluşuyordu. Çeçen-İnguş Sovyet Cumhuriyeti 15.700 Km2 alanı kaplıyor ve 700.000 nüfusu vardı. Dağıstan ve Gürcistan'da yaşayanlar dahil sürgünden etkilenen bütün Çeçen ve İnguşlar normal nüfus artışını da hesaba kattığımızda bir milyon civarındaydılar.

Bu cumhuriyette esas olarak ziraat ve hayvancılık ve petro-kimya sanayii faaldir. Çeçenistan-İnguşetya Sovyetler Birliği'nin petrol üretim bölgelerinin içinde en önemli 2. sıradadır. İkinci Dünya Savaşı'nın başında yıllık üretim 3-4 milyon ton arasındaydı.
İmam ŞamilFarklı dil ve lehçelerin mevcudiyetine rağmen, Kuzey Kafkasya Dağlıları esas itibariyle bir halk olup, akraba kabileler, ortak bir tarih ve kültürü paylaşmaktadırlar. Bu kabilelerin tarihi birliği, onların ortak gelişimini ve tarihi bağımsızlık mücadelelerini hazırlamıştır. En iyi örnekler 1780-91 yıllarındaki Mansur'un devletidir, 1834-64 yıllarındaki Şamil'in imamet devletidir, 1918-19 yıllarındaki Kuzey Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti, 1919-20 yıllarındaki Kuzey Kafkasya Emirliği ve nihayet 1924 deki Sovyet Dağlı Cumhuriyeti'dir.
 
Moskova 1556'da Kazan ve Astrahan Hanlıklarını fethettikten sonra, Kafkasya ile ilgilenmeye başladı. Korkunç İvan 1561'de Maria Temrukova adında bir Çerkes prensesi ile evlenerek Kuzey Kafkasya'yı barışçı yoldan Rusya'ya bağlamayı denedi. Fakat, umduğu şeyi gerçekleştiremedi. 1606'da Boris Godunov, Kuzey Kafkasya'ya girmek için birkaç başarısız teşebbüste bulundu. Bu tarihten sonra fetih teşebbüsleri terk edildi ve bir yüzyıl boyunca Rusya bölgede her hangi bir harekette bulunmadı.
18. yüzyılda 1. Petro bütün Kafkasya'yı ilhak etmek için savaş başlattı, fakat 1772'de Dağlılar ve Azerilerden ciddi bir yenilgi alarak geriye çekildi. Rusya'nın Kafkaslar'da genişleme arzusu 2. Katerina döneminde tekrarlandı: Başkomutan Suvorov bu savaşı yönetti. Bu saldırı Kuzey Kafkasya'daki ilk organize tepkiyi doğurdu: Çeçenistan ve Dağıstan 1785'te Aldili Çeçen Mansur Uşurma, Kafkas Dağlılarının İmamı ünvanını aldı. Bu hareket Kuzey Kafkasya'daki bütün kabileleri etkili bir biçimde birleştirdi. Çeçen, İnguş, Dağıstanlılar, Osetler, Çerkes ve Kabardeyler birleştiler.
 
Katerina, bir ara, Dağlılarla savaşı sona erdirmeyi düşündü: Bir bağımsızlık ve dostluk anlaşması yapmayı tasarlıyordu, fakat bu sırada Osmanlı Devleti'nin Kafkasyalıların yanında yer alması, bu planını bir kenara bırakmasına neden oldu. Rus hükümeti, Kafkasya'ya bağımsızlık vermeye olumlu bakarken, bölgeyi Osmanlı hakimiyetine devretmeye hiç hazır değildi, dolayısıyla savaş daha da şiddetlendi. Bu olay Mansur ve Osmanlı’dan Mustafa Paşa'nın Anapa'da esareti ile sona erdi.
 
Mansur'un esaretiyle Dağlıların mücadelesi bitmedi. Gazi Muhammed, Hamza Bek ve İmam Şamil'in liderliğindeki Dağıstan ve Çeçenistan Cihat çağrısıyla dağlı halkları birleştirdiler. Mücadele Dağlıların başarısı ile taçlandı. Kuzey Kafkasya Bağımsız Devleti (Şamil'in imamlık devleti) 1834'de kuruldu ve 30 yıl sürdü ve toprakların korunması için kesintisiz savaştı.
 
Kafkasya savaşı 1859'da Rus ordusunun 300.000'e çıkarılmasıyla birlikte resmen sona erdi. 1859'un yaz aylarında Kafkasya kuvvetlerinin yeni komutanı Feldmareşal Prens Bariatinski'nin emrinde taze kuvvetler ve modern askeri teknoloji vardı, bunlarla Şamil'i yendi. Şöyle bir zafername yayınladı: "Gunip alındı. Şamil esirimizdir. Kafkasya ordusunu kutluyorum. "
 
1864'de Şamil'in bağımsız devletinin son parçası olan Çerkes Devleti de Rusya'ya boyun eğdi.
 
Dağlıları yenmelerine rağmen, Çarlık hükümeti, onların bağımsızlık ve hürriyet sevgilerine saygı duymaya zorlandı ve iç bünyelerinde kendi yönetimlerini kurmaları için bazı haklar tanıdı. İmparator adına Çeçen halkına hitaben yazılan bildirge şöyledir:
 
“İmparator adına beyan ediyorum ki,
(1) Rusya hükümeti sizi babalarınızın inancında olmak hususunda ve ebediyen tam bir serbesti içinde bırakmaktadır.

(2) Asla asker olarak orduya alınmayacaksınız veya Kazaklar gibi olmayacaksınız. 

(3) Bu beyan itibariyle size 3 yıl muafiyet veriyoruz. Daha sonra hane başına 3 ruble ödeyeceksiniz ki bununla, Milli yönetiminizin hizmetleri verilecektir. Bununla birlikte, Avul şeklindeki cemaatler bu verginin uygun bir şekilde dağıtımında serbesttir.

(4) Kendi hükümetinizin yetkilileri görevlerini Şeriat ve Adet'e göre uygulayacaklardır. Adalet dağıtılacak ve en iyilerin yer aldığı mahkemelerde verilen hükümler uygulanacaktır.

(Aslı Bariatinskii tarafından imzalıdır.)”
 
Bununla birlikte,Kafkaslarda yeni ayaklanmalardan korkan Çarlık hükümeti, büyük sürgünler başlattı, Çeçenler, Dağıstanlılar, Oset ve Çerkesler Osmanlı Devleti'ne muhacerete zorlandı. Bu tehcir 1864'de vuku buldu. Tatbikattaki sertlik sebebiyle pek çok kurban verildi ve Batı'da pek çok protestolara sebep oldu.
 
1877'de Ali Bek Hacı'nın liderliğinde Çeçenistan ve Dağıstan'da isyanlar patlak verdi. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'yı boyunduruk altına almak için ara vermeksizin elli yıldır harcadığı gayretler ve fedakarlıklar sıfıra indi. Bununla birlikte küçük bir bölgeye yapılan büyük askeri yığınak (Çeçenistan'da her Çeçen'e onbeş Rus askeri düşüyor) sebebiyle, General Svistunov'un komutasında, bir yıl süren savaş ile isyan bastırıldı.
İsyanın 28 lideri, Ali Bek Hacı (yaşı 23), Uma Zumsoevski (yaşı 70) ve oğlu Dada ve bir muhafız subayı askeri mahkemede yargılandılar. Mahkeme başkanı general, imparatorluk kanunlarına göre kendilerini suçlu bulup bulmadıklarını sordu. Arkadaşları adına konuşan Ali Bek Hacı dedi ki, "Biz kendimizi tanrı ve Çeçen halkı önünde suçlu hissediyoruz, çünkü bütün fedakarlıklara rağmen tanrının bize bağışladığı hürriyetimizi tekrar elde edemedik".
 
Asılarak idamlarına hükmolundu. İdam öncesi son arzusu sorulan Uma Zumsoevski dedi ki, "Yaşlı bir kurtun yavrusunun boğazlanmasına tahammülü zordur, önce beni asın" dedi, fakat Çar'ın mahkemesi ihtiyar adama bunu lütfedecek kadar cömertlik yapmadı.

Dağlıların hürriyet ve bağımsızlık mücadelesi, Avrupa'da önemli bir konu oldu. Marx ve Engels meşhur Komünist Manifestolarında şöyle yazdılar: 
"Avrupa Halkları! Kahraman Kafkas Dağlılarından hürriyet ve bağımsızlık için savaşmasını öğreniniz". 
Puşkin, Lermentov ve Tolstoy gibi Rus yazarları, onların mücadelelerini ölümsüzleştirdiler. Rus fatihlerin zalim ve insanlık dışı metodlarını da mahkum eden sözler yazdılar.
 
Çeçen-İnguş halkının sosyal gelişmesiyle ilgili iki karakteristiğe değinmek önem arzediyor: Bunlar, fetheden ve fethedilen arasındaki şiddetli ihtilafa katkıda bulunmaktadır: Birincisi, diğer Kafkas halklarından farklı olarak Çeçenistan ve İnguşetya'da hiç sınıfsal düşmanlık olmamış ve zorba bir yönetim şekli yaşamamışlardır. Çeçen ve İnguşların kültürel ve siyasi gelişmeleri, diğer Kafkasya Halkları seviyesindedir (Kültür Arapça ile ilgili gelişmiştir), hiç derebeylik olmamıştır, feodalizmi tanımamışlardır. Her Çeçen ve İnguş kendini "Özden=Hür Adam" olarak bilir. Hukuken eşitlik bu toplumda, en eski bir kanundur.
 
Fransız yazar Chantre 1887'de şöyle yazıyordu:
”Çeçenler bağımsız olduklarında,Halkın Meclisinin egemenliğinde,çeşitli topluluklar oluşturdular. Bugün onlar, sınıf farklarından habersiz bir halk olarak yaşıyorlar. Onlar, Çerkeslerden çok farklıdırlar, Çerkeslerde yüksek sınıf, çok yüksek bir mevkidedir. Bu, aristokratik Çerkes Devleti ile, tam demokratik yapıdaki Çeçen Kabileleri arasındaki temel farktır. İşte bu belirgin özellik sebebiyle mücadele etmektedirler. Doğu Kafkas halkındaki bu eşitlik çok net ve aşikardır. Hepsi aynı haklara sahiptir ve aynı sosyal statüdedir. Seçtikleri konsey içinden seçilen kabile reisleri, zamanda ve güçte sınırlanmışlardır. Çeçenler zekidir, Rus subayları onlara, Kafkasların Fransızları diye lakap yakıştırmışlardır.”

Alman yazar Bodenstedt, aynı şartları zikrettikten sonra şu sonuca varmaktadır:
"Çeçenlerin tam bir cumhuriyetçi; anayasaları ve eşit hakları var".
Çeçen-İnguşların ikinci özelliği, dini hayata verdikleri çok büyük önemdir. Çeçenler İslam dinine çok sıkı sarılmışlardır ve İslam'a yapılan herhangi bir saldırı, onlarda etkileyici tepki doğurmaktadır. Onların bu iki özellikleri,Çeçen-İnguşların kendine özgü yaşamlarını belirlemektedir. Onlar, Çarların resmi politikalarının ruhuna ve kalıbına tamamen karşıdırlar.
 
 
1917 Rus Devrimi ve Kuzey Kafkasya'nın bağımsızlığının yenilenmesiVassan Giray Cabağı
1917 Rus Devrimi, Haklar Beyannamesi'ni yayınladı. Mayıs 1917'de toplanan Birinci Kuzey Kafkasya Kongresi, Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Birliği'nin Merkez Komitesi'ni kurdu. Bu Merkez Komite, Kuzey Kafkas Bağımsız Devleti'nin geçici hükümeti olarak hareket edecekti.
1917 Eylül’ündeki ikinci kongrede, yeni kurulan devletin geçici anayasası onaylandı. Bolşevikler yönetimi ele geçirdikten sonra, Kuzey Kafkasya Devleti, kendisinin Rusya Federasyonu'ndan tamamen bağımsız olduğunu ilan etti. Bu statüsü Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti tarafından tanındı. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti 8 Haziran 1918'de onlarla ittifak yaptı. En önemli siyasi şahsiyetler şunlardı:

Cumhurbaşkanı Tapa Çermoyev, Parlamento Başkanı Vassan Giray Jabagi, Dışişleri Bakanı Haydar Bammat, Pşimaho Kotsev (Bakan), Abdul Raşid Katkhanov (Bakan), Ahmet Tsalikov(Bakan), Alihan Kantemir (Bakan), Aytek Namitok(Bakan).
 
Kuzey Kafkas Cumhuriyeti'ne ilk darbeyi Bolşevikler değil, Denikin vurdu: Beyaz Rus hareketi "Gönüllü Ordu" işe Kuzey Kafkasya'nın Kazak bölgesinden başladı. Bazı dağlılar, bunu Bolşeviklere yönelik askeri ve siyasi bir harekettir ve lehtedir diye yorumladılar. Fakat onların Milli-Karşıtı oldukları anlaşılınca sükutu hayale uğradılar. Denikin "Bölünmez tek bir Rusya" sloganı ile Kafkasları boyunduruk altına almaya kararlıydı. Dağlıların siyasi hayatlarını kendi istedikleri yönde şekillendirme arzularını "Milli Bolşevizm" olarak nitelendirdi ve bunu ortadan kaldırmayı kendine vazife ittihaz etti ve Avulları yakıp yıkarak Asi Dağlıların kökünü kazımayı hedefledi.
 
Kabardey ve Kuzey Osetya'da ciddi bir direnme ile karşılaştıktan sonra Denikin, Çeçenistan-İnguşetya topraklarına girerek onların direnişlerini kırmaya niyetlendi. Çeçenistan-İnguşetya'nın en büyük merkezlerini; Ekazhevo, Dolakovo, Alkan-Yurt, Chechen-Aul, Ustar-Garday, Gudermes, Gherzel-Aul, Staryi-Yurt şehirlerini yakıp yıktı. Bunun tek sonucu, Çeçen-İnguşların birleşmesi oldu, halk intikam arzusuyla doldu. Moskova, savaş esnasında kuvvetlerini Bolşeviklere karşı kullanmak yerine, en zinde güçleSait Şamilrini Dağlılarla savaşmaya çekmek zorunda kaldı. Kendisi de bilahare itiraf ettiği gibi, kuvvetlerinin en az üçte birini Kafkaslarda tutmak zorunda kaldı. Denikin "Büyük problem, söndürülmesi gereken kaynayan volkan" diye niteliyordu Çeçenistan-İnguşetyayı.
 
Bağımsız Kuzey Kafkas Cumhuriyeti alındı ve Denikin, fethinin tedirginliğini yaşamaya başladı. Bu hiç de sürpriz değildi, çünkü Eylül 1919'da (Çeçenistan-İnguşetya'daki Ağustos ayaklanmasından sonra) Şeyh Uzun Hacı, Dağıstan, Çeçenistan, Osetya ve Kabardey Dağlılarını hürriyete kavuşturdu. Şeyh, Kuzey Kafkasya'nın bağımsızlığını bir kere daha ilan etti ve Kuzey Kafkasya Emirliği'ni kurdu.
 
Şubat 1920'de Denikin, Emirlik Bölgesi'nden (eski Kuzey Kafkas Cumhuriyeti) çekilmek mecburiyetinde kaldı. Yerine Kızıl Ordu, kurtarıcı kisvesinde girdi. Bolşevikler daha önce, Uzun Hacı'nın hükümetini "de facto" olarak tanımışlardı ve Denikin'e karşı mücadelesinde ona yardım etmişlerdi, Kuzey Kafkasya Emirliği'nin emrine, Nikolai Gikalo komutasındaki, 5. Kızıl Ordu'yu vermişlerdi. Emirlik tasfiye edildi ve Şeyh Uzun Hacı'ya onursal bir makam olarak, Kuzey Kafkasya Dağlıları'nın Müftüsü ünvanı teklif edildi. Uzun Hacı üç ay sonra öldü ve böylece Bolşevikler, tehlikeli bir müttefikten kurtulmuş oldular.
 
Ağustos 1920'de Çeçenistan-İnguşetya ve Dağıstan dağlarında, Sovyet karşıtı bir ayaklanma, Şamil'in ikinci kuşak torunu Said Bek liderliğinde başladı. Bu hareket tam bir yıl Eylül 1921'e kadar sürdü.


Not: Bu yazı 1992 yılında Society For Central Asian Studies tarafından yayınlanan The North Caucasus Barrier adlı kitapta yer alan bir makalenin özet çevirisidir. Makalenin orijinal adı "The Chechens and the Ingush During the Soviet Period and its Antecedents"tir.

Çeviri: Muhyittin Geçkil

Kafkasevi.Com

Adigey Cumhuriyeti

Aralık 29, 2018

Adigey Cumhuriyeti

Republic of Adygea

Республика Адыгея

Адыгэ Республик


Başkent: Maykop
Cumhurbaşkan: Aslan Tkhakushinov
Başbakan: Murat Kumpıl
Nüfus: 447.109 (2002)
Yüzölçümü: 7.600 km2
Nüfus yoğunluğu: 58.83 kişi/km2
Resmî dil(ler): Adigece, Rusca
Saat Dilimi: UTC+3
Milli Marş Dinle-İndir
Resmi Sitesi: www.adygheya.ru

 

Adige Boyları

Aralık 29, 2018

ŞAPSIĞLAR: Kuban nehrinin güneyindeki düzlük ile Kafkas Dağları'na kadar uzanan bölgede ve doğudan Bjeduğlar ve Abzahlar, batıdan ise Natukhaçlar'la çevrilidirler. Yurtlarını başlıca Psekups, Psehış ve Pşeha ırmakları gibi Kuban'a dökülen akarsular sularlar. Şağsığların bir grubu Kafkas Dağları'nın güney eteklerinde Psizuy Vadisi'nde oturur. Natukhaçların da Şapsığlardan ayrılmış bir kitle oldukları da ileri sürülüyor. Bunların Tuapse yakınlarında oturan kolonilerine ''Küçük Şapsığlar'', dağların kuzeyinde Kuban'a dogru oturan ana kütlelerine ise ''Büyük Şapsığlar'' denir.

BESLENEYLER: Büyük ve Küçük Laba vadileri ile Urup havzasında otururlardı. Ayrıca Kuban Ovası ile ÇEçen, Fars ve Psefır vadilerine kadar da yayılmışlardır. Genellikle Kabardeylerle birlikte anılırlar. Kafkas kabilelerinin en asili ve fiziksel yapı bakımından en güzel insanların çıktığı bir kabile olarak bilinir. Batılarında Kemirguveyler ve Abzahlar bulunur. Güneybatı ve güneylerinde ise Barakay, Kazılbeğ, Segerey ve Başılbeğ gibi Abaza oymakları bulunur. kuzeyden ise Besleneylerin arazisi Kuban Nehri tarafından sınırlanır.

BJEDUĞLAR: Doğudan Kemirguyevler, batıdan Şapsığlar, güneyden Abzahlar, kuzeyden de Kuban Neri tarafından sınırlanır. Rusların XIX.yy. başlarındaki baskılarına kadar Kuban Nehri'nin kuzeyinde otururlardı. Kuban'ın güneyine göç ettikten sonra Psıkh, Mart (Psıkhomat), Pçah, Psekups, Çebi, Unabat ve Sup vadilerine yerleşmişlerdi. Nisbeten küçük bir kabile idiler.

JANELER: 1778'e kadar Kuban'ın sağ sahilinde oturan Janeler, Ruslar'ın yaklaşması üzerine bu nehrin sol sahiline çekilmişlerdir. 1864'e kadar Adegum Irmağı boyunca ve Pşets ile Kholay vadilerinde, Karakubanski Adası'nda yaşadılar. Doğudan Şapsığlar, güneyden de Nakuthaçlar ile karışarak erimiş olduklarından,göç devresinde nüfusları çok azaldı.

KABARDEYLER: En kalabalık Çerkes kabilesidir. Büyük ve Küçük Zelençuk havzalarından güneydoğuya doğru Vladikafkas'a uzanan ve Kuma ile Terek'in yukarı kollarının suladıkları geniş bölgede otururlar.Batı komşuları Besleneyler ki Kabardey'in bir kolu olarak kabul edilirler, Abazalar, doğu komşuları Çeçen-İnguşlar,güney komşuları ise Karaçay-Balkar'dır. Büyük ve Küçük Kabardeyler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. Büyük Kabardeyler Nalçik ve çevresinde, Küçük Kabardeyler ise Mozdok çevresinde otururlar. Bu kabile Kafkasya'nın en hassas noktalarından birini tutar ve aynı zamanda Doğu, Batı Kafkasya arasında köprü görevini yapar.Kabardeyler Ruslar'la mücadelelere diğer kabileler kadar katılmamışlardır. Ancak bazı grupların soydaşlarının mücadelesine seyirci kalmamak için Abzahların yanında yer almışlardır.

ABZAHLAR: Kaberdeylerden sonra en kalabalık Çerkes kabilesidir. Bu kabilede Ruslara karşı mücadelelerde Natukhaçlar ve Ubıhlarla birlikte en ön saflarda yer almıştır. Bu kabile içinde diğer kabilelere göre asillerin nüfusu ve sınıf farklılıkları daha belirgindir.Bu kabile, Kafkas Dağları'nın kuzey eteklerinde ve Kuban'ın orta mecrasına katılan kollarının suladıkları bölgede yaşarlar.
Başlıca kolları:
1-Şagvaşe, Khurçips, Pşeha, Pkhtas, Tfiseps kolları,
2-Laba, Psizun, Şegupsin, Hagur, Fras kolları,
3-Psıj, Mat, Pças kolları,
4-PSekups ırmağı etrafında oturmaktaydılar.

KEMİRGUVEYLER: Kuban Nehri ile LAba ve Şagvaşe nehirleri arasındaki bölgede otururlar. Üç gruptan meydana gelirler:1-Kuban Nehri'ne doğru Ademeyler,2-Ciraki ve Ratazay civarında Yegerkoylar,3-Kiraylar, Kemirguveyler'in yaşadıkları bölge kuzeyden Kuban, doğudan Besleneyler, batıdan Bjeduğlar, güneyden ise Abzahlar tarafından çevrilir.

NATUKHAÇLAR: Karadeniz kıyılarında, Taman yarımadasından kıyı boyunca Şapsığ, Ubuh ve Abzah bölgelerine kadar uzanan alanda yaşıyorlardı. Adegum, Tsemez, Taşıps, Bakan, Lieşepsin, Kudak, Nepif, Psıf, Khups, Prebeps vadileri Natukhaçlar'a aitti. Anapa ve Novorossiski çevrelerinde daha yoğun olarak bulunuyorlardı. Kafkasya'da Rusya'ya karşı en faal bir biçimde karşı koyan kabileler arasında yer almışlardı.

HATIKOYLAR: Küçük bir kabiledir.Osmanlı topraklarına göç eden nüfus içersinde bu kabileye mensup kişilerden de söz edilmektedir. XVIII. yy.'ın sonlarında Bjeduğlar'ın batısında ve Kuban Nehri'nin sol tarafı ile Şagvaşe'nin sağ tarafında oturuyorlardı. Ancak XIX. yy.'ın ilk yarısında daha doğuya kayarak Bjeduğlar ve Kemirguveyler'in arasına yerleşmişlerdi.

MAKHOŞLAR: Bu kabile de küçüktür. Ancak bunlardan da bilhassa 1858-1859 yıllarında bu tarafa bir çok grubun göç etmiş olduğuna dair kayıtlara Osmanlı arşiv belgelerinden rastlanmıştır. Bu kabile Laba ve Şagvaşe ırmaklarının orta mecraları arasında ve Fars'ın yukarı boylarında oturuyordu. Daha önceleri ise Batınkoy'un kuzeyinde ve Laba'nın batısında oturmaktaydı

MAMHEĞLAR: Efsanelerde , Karadeniz kıyılarından Psheh nehrinin yükseklerine yerleşen Mamhıglar, Önceleri 3 büyük aileden oluşmuşlardı: Shnah, Mami, Tlizhho. Nüfusta önemli bir artış olduğu zaman ( doğal ve Abadzeh'den göçmenler ile) 1862 ye kadar kalacakları ve 16 köy oluşturacakları Beyaz nehir ve Kurdzhips arasındaki topraklara yerleştiler. Yazarlara gore, 19. yüzyıl ortasında Mamheglerin sayısı 3500 kadardı. Diğer kaynaklar hala sayının 15000 kadar olduğunu gösterir. Temirgoylarınkine yakın Özel bi lehçe konuşuyorlardı. Geleneklerinde ve hayat stilerinde ise Abzehlere yakınlardı.

Şapsığlar

Aralık 29, 2018

Şapsığ boyunun nasıl meydana geldiği ve bu ismi nasıl aldığı bilinmiyor. Şu ana kadar yapılan araştırmalarda herhangi bir cevap bulunamamıştır. Ancak Millattan çok önceleri Kassuğ ismiyle bilinen bir Adiğe'den türeyenlerin Şapsığ olduğu tahmin edilmektedir. 

Şapsığ kelimesinin anlamını aşağıda belirtilen yorumları okuyarak birlikte inceleyelim: 

Fransa'nın XIX yüzyıl Büyük Asiklopedisi'nde (Kafkasya Maddesi, Cilt:1, Sayfa 882 )Şapsığ kelimesi <At Besleyen> diye göstermektedir. Adiğe dilinde (Şı) kelimesi at ve (Ğapsığ) kelimesi ise terbiye edilmiş anlamına gelmektedir. Bu iki kelimenin birleşik söylenmesi sonucu Şapsığ kelimesi meydana gelmiştir.Bu boyun bu şekilde isimlendirilmiş olması Adiğeler tarafından biliniyor olmasına karşın Adiğe grubu dışında kalan Çerkesler böyle bilmemektedir. 

"Şağepsığ" İlk yerleşilen yer, manasındaki bu yorumu daha mantıklı gelebilir. Çünkü, çok eski zamanlarda bütün Kafkasya Adiğelerinin ilk önce Kuban'dan-Azak denizi istikametine yerleştikleri, daha sonra Terek havzasına doğru genişledikleri ve bugün Terek havzasındaki Kaberdeylerin ancak miladi VII-VIII yüzyılda bu tarafa gelmiş oldukları tarihi bir gerçektir. 

"Şağe-psuğ" İncelmiş yer manasına gelir ki, yarımada yerine kullanılmış olabilir. Şapsığ'lerin ülkesi, büyük ve küçük Şapsığ ismi altında iki kısma ayrılırdı. Büyük Şapsığ tarafına Hekuj (Eski Ülke, Eski Yurt ve Eski Vatan), küçük Şapsığ tarafına ise Şapsığ asıllı Nathu isminde bir ailenin çoğalarak büyük bir kabile haline dönüşmesi, bu kabilenin sonradan gelip yerleştiği bu yere Nathuvaç denmektedir. Nathoy bölgesinin bulunduğu Karadeniz kıyısının Vubıh ve Abhazya'ya yakın olan kıyı şerididir. Yazar Metcunatuko İzzet 'in1976 yılı,35 sayılı Kuzey Kafkas Dergisinde çıkan Kafkas Tarihi adlı eserinden yararlanılarak hazırlanmıştır.

 

1. Oktiyabrski İlçesi: Krasnodar'ın güneyinde ve Krasnodar Barajı'nın batısındadır. Nüfusu Rus, Bjeduğ ve Şapsığlardan oluşmuştur. İlçenin ortalarından geçen Krasnodar-Anapa yolunun bulunduğu şerit, Rus yerleşim alanıdır. Burada Rus Yablonovski ve Enem kasabaları vardır. Daha batısı Şapsığ yöresi olup Afıpsıp, Panehes, Pseytuk, Haştuk ve Natuhay köyleri bulunur. Rus yerleşim alanının doğusunda Oktiyabrski (Tehu¬tamıkhuay) ve Şınciy gibi Bjeduğ köyleri bulunur. Bjeduğ yerleşimleri, doğudaki Tewuçuej ilçesinde de yoğunlaşarak sürer. Oktiyabrski, aynı zamanda ilçe merkezidir.

2. Tewuçuej İlçesi: İlçe toprağı, Krasnodar Barajı'nın inşa edilmesiyle çok küçülmüştür. Baraj nedeniyle yerinden kaldırılan nüfus, yeni oluşturulan ve özel kent yönetimi olan Tevçejsk (Tewuçuejkale) kentine yerleşmiştir. Dünya Çerkes Birliği Başkanı Prof. Abu Şhalaho'nun verdiği bilgiye göre, Tevçejsk'in yaklaşık 12 bin nüfusunun 8 bini Adığe, 4 bini de Rus'tur. İlçede, Krasnodar Barajı'nın batı kıyısındaki Lhewstenhable kasabası yanında, Ponejıkhuay ve Tewuçuejhable de önemli köylerdendir. Baraj kurulmadan önce, Oktiyabrski ve Tewuçuej ilçesindeki Bjeduğ köyleri şunlardı: Penejukhuay, Gotlukhuay, Voçepşıy, Pçıhal'ıkhuay, Khunçıkhohabl, Khazanıkhuay, Askhelay, Lakhışıkhuay, Şınciy, Kozet, Tığuruğoy, şıhançerıyehabl ve Tlostenhabl idi. İlçe merkezi, Tewıçejsk kentidir.

3. Krasnogvardeysk İlçesi: Merkezi, Krasnodar Barajı'nın doğusundaki Krasnogvardeysk köyüdür. İlçede dört Adığe köyü bulunmaktadır: Ç'emguy lehçesinde konuşan Cambeçıy, Ademıy ve Hatikhuay köyleri ile, Kuban Khaberdey lehçesinde konuşan Wılap (Ulyap) köyü. İlçe merkezi ile öteki köyler, Rus yerleşimleridir. Dolayısıyla nüfus çoğunluğu Rus kökenlidir. Adığece konuşan, Ermeni kökenli Bjeduğhabl köyü de bu ilçededir.

4. Şogen (Şogenovski) İlçesi: Labe Irmağı'nın sol kıyısındaki iki ilçeden kuzeyde olanıdır. İlçe merkezi Şewcenhabl (Şogenhabl) (1958 öncesinde Hakurınehabl) köyü, Kafkasya'daki tek Abzah köyü olup ilkin 1855'te, ikinci kez ise 1862'de kuruldu. Köyde Abzah lehçesi konuşulur. Farz Irmağı kıyısındadır. Şogenhabl'ın bir mahallesi durumuna gelen Mamhığ köyünde ise, Ç'emguy lehçesi konuşulur. Bu köy dışında, Hatıjıkhuay, Pşızov, Khabehabl ve Cırakhey da birer Ç'emguy köyüdür. İlçenin batı bölümünün nüfusu Rus'tur. Adığey Cumhuriyeti'nin Krasnogvardeysk, Şogen ve Koşhabl ilçeleri, Adığe dilinin Ç'emguy lehçesiyle konuşurlar. Adığey Cumhuriyeti edebiyatının temelini atan üç kişiden ikisi Tsey İbrahim (1890-1936) ve Hatho Ahmed (1901-1937) Şogen ilçesinden; üçüncü yazar Ç'eraşeTembot (1902-1988) da Koşhabl ilçesindendir. Adığey Cumhuriyeti edebiyat dilinin Ç'emguy lehçesine dayanmasında, Ç'emguy dil yöresinden yetişen bu üç güçlü yazarın belirleyici etkisi olmuştur. (Bu üç yazardan ilk ikisi Abzah, Ç'eraşe Tembot ise Khaberdey kabilesindendir). Bu üç yazardan önce, Adığe yazı dili, Şapsığ lehçesine dayanıyordu. Şogen (Şevcen) ilçesinde "Şovgenovskiy Gos. Zakaznik" adlı büyük bir "Şogen Devlet Doğa Koruma ve Geliştirme Alanı" oluşturulmuştur.

5. Koşhable İlçesi: İlçe merkezi Koşhable köyü, bir Kuban Khaberdey köyü olup Labe Irmağı'nın batı kıyısındadır. Ünlü yazar Ç'eraşe Tembot bu köyde doğmuştur. Bu ilçeye bağlı olan köylerden Leşepsın (Bleçepsin) ve Fedz (Hedz) Kuban Khaberdey; Haç'emzıy ve Yecerıkhuay köyleri ise Ç'emguy köyüdür. Haç'emzıy 1862'de kuruldu. Düzce'deki Haç'emzıy (Köprübaşı Ömer Efendi) köyünün ise, reformlara karşı gelip göç edenlerce kurulduğu anlaşılmaktadır. Öbür K'emguy köyü Yecerıkhuay, 1866'da kuruldu. İlçenin batısı, Rus yerleşim alanıdır.

6. Giaginski (Cace) İlçesi: Merkezi Giaginskaya olan bu ilçede Adığe köyü yoktur. Novıy, Dondukovskaya ve Sergiyevskoye başlıca Rus köyleridir.

7. Maykop İlçesi: Adığey Cumhuriyeti'nin güney kesimindedir. İlçe merkezi Tulski kasabasıdır. Güneye doğru sıralanan yerleşimlerden Şuntuk, Kamennomostskiy, Hamışki ve Guzeripl (Ğdzerıplhl) birer Rus yerleşimi; Abadzehskaya, Dages¬tanskaya ve Dahovskaya ise, birer kazak köyüdür (stanitsa). Görüldüğü gibi, köy adları çoğunlukla Adığecedir, ancak ilçede henüz bir Adığe yerleşimi yoktur. Bütün bu köyler birer dağcılık, kampçılık ve su sporları merkezi durumundadır. Eşsiz güzellikte bir doğa, şifalı sular ve temiz havası ile buraları, Adığe ülkesinin gelecekteki zenginlik kaynaklarını oluşturmaktadır. Buralarda, daha aşağıda değinileceği gibi, kısa ve uzun mesafeli turistik turlar düzenlenmektedir.

Çerkes Üçlemesi 1 -  Bir Balkan ÖyküsüÇerkes Üçlemesi"nin birinci kitabı olan "Bir Balkan Öyküsü': bir ulusun tarihini hikâyeleştiren "Kafkas Üçlemesiyle başlayan Çerkes Destanı'nın devamı niteliğindedir. 1864'te, Çarlık Rusyası'na teslim olmalarının ardından 1870'e kadar iki milyona yakın Çerkes, Karadeniz limanlarından Osmanlı topraklarına sürülmüştür. Göçürülen boylar arasında sayıları 250 bini bulan Şapsığlar, Kafkasya'nın

Çerkes Üçlemesi 2 - DevrimBu eser, ülkeleri işgal edilince vatanlarını terk etmek zorunda kalan bir Çerkes ailenin yaşadıklarını anlatan roman serisinin beşinci kitabıdır. "Devrim", 19.yüzyılın son çeyreği ile 20. yüzyılın ilk yarısında hayata tutunma mücadelesi veren nesillerin, Kafkasya ve diasporada, Rus devrimi ve Osmanlı İmparatorluğu'nın dağılma sürecini de içeren olaylarla, tamamen dramatik diyebileceğimiz etkileşimini anlatıyor.

Hakkımızda

ÇerkesyaCerkesya.org Çerkesler ve Kafkasya hakkında güncel haberler, Çerkes Kültürü ile ilgili her türlü görsel ve yazılı materyallerin bir arada bulunduğu, Çerkes Kültürünü gelecek nesillere aktarmayı amaç edinmiş hiç bir kurum ve kuruluşla bağı olmayan sadece Kuzey Kafkasya Halklarına taraf bir portaldır.

Çok Okunanlar

Çerkesler Türk mü?

Çerkesler Türk mü?

Ara 02, 2018 Rate: 0.00

Son Twetler

Yeni Zelanda’da yaşanan terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. https://t.co/ZDhFNByiUK
RT @Cerkesya: https://t.co/0Lzg3J3EIN
RT @dergi_mizage: ” Barıştan savaşa geçme süreci çok zordu, ama gerçeği söylemek gerekirse, savaştan barışa geçme süreci çok çok daha zordu…
@hayatitekin55 @iyiparti55 @iyipartisim @SamsunCerkes Özür mü, yanlış anlaşılma mı?
Follow Çerkesya on Twitter

Post Gallery

Çerkes Parası ve Kaffed'in Kozmik Aklı

Çerkeslerin Mitolojik Kahramanı Nart Sosruko Mobil Oyun Oluyor

Eski Kafkas halkları, Amerikan yerlileri ve Sibirya halklarıyla akrabaymış

Belgesel Film Gösterimi-Çerkes Atının Öyküsü Şağdi

Hayriye Melek Hunç Anısına Kitap Günleri

Adıgey Halkı Anadilde Eğitim İstedi

Sarıkamış’tan Bir Şehit Öyküsü

Efsanevi Kabardey Atları Dörtnala Geri Dönüyor

Çerkes Kültürüne Son Bir Yaşam Alanı